KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

74. Müddessir Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 56 ayettir. Sure, adını ilk âyetindeki «el-müddessir» kelimesinden almıştır. «Müddessir», örtüsüne bürünen, sarınan demektir. Hz. Peygamber'e hitap eden ilk ayet, Müzzemmil suresinden önce nazil olmuştur.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey bürünüp örtünen!
2- Kalk (ve) bundan böyle uyarıp kor­kut.
3- Ve Rabbini büyüklük ile an.
4- Elbiselerini de temizle.
5- Pislikten kaçınıp uzaklaş.
6- Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma.
7- Rabbin için sabret.
8- Çünkü o boruya (sura) üfürüldüğü zaman.
9- İşte o gün, zorlu bir gündür.
10- Küfre sapanlar içinse hiç kolay değil.
11- Tek başıma yarattığım o kimseyi bana bırak.
12- Ben ona, alabildiğine geniş ser­vet verdim.
13- (Göz önünde) Hazır çocuklar (ver­dim).
14- Ve ona büyük imkânlar sağladım.
15- Sonra daha da arttırmam için ta­mah eder.
16- Hayır! Çünkü o, bizim ayetleri­mize karşı inatçıdır.
17- Onu alabildiğine sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.
18- O düşündü ve değerlendirme yaptı.
19- Kahrolası, nasıl bir değerlendir­me yaptı?
20- Sonra yine kahrolası, nasıl bir değerlendirme yaptı?
21- Sonra bir baktı.
22- Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
23- Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı.
24- Böylece, «Bu, yalnızca ak­tarılarak öğrenilen bir büyüdür» dedi.
25- «Bu, bir beşer sözünden başkası değildir.»
26- Onu ben, «Sakar »a (cehenneme) sürükleyip atacağım.
27- «Sakar» nedir, sen bilir misin?
28- Ne bırakır ve ne de terk eder.
29- İnsanın derisini kavurup karartır.
30- Onun üzerinde on dokuz (melek) vardır.
31- Biz kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman eden­lerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler kuşkuya kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, «Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?» desin diye o ateşin koruyucu­larını, meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da küfre sapanlar için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık. İşte Al­lah, dilediğini de böyle hidayete iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir hatırlatmadır.
32- Hayır, andolsun aya.
33- Dönüp gittiği zaman geceye
34- Ağardığı zaman sabaha
35- Ki gerçekten o (Kur'an), büyükler­den (ulvi ayetlerden) biridir.
36- Beşer için bir uyarıdır.
37- Sizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için.
38- Her nefis, kazanmakta olduk­larına (karşı) rehindir.
39- Yalnız defterleri sağ yanlarından verilenler hariç.
40- Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorar­lar:
41- Suçlu günahkârların durumunu
42- «Sizi şu Sakar'a (cehenneme) sürükleyip iten nedir?»
43- Onlar, «Biz namaz kılanlardan değildik» dediler.
44- «Yoksula da yedirmezdik.»
45- «(Batıla) Dalıp gidenlerle biz de dalar gider­dik.»
46- «Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyor­duk.»
47- «Sonunda yakin (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.»
48- Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.
49- Buna rağmen, onlara ne oluyor da hatırlat­madan (Kur'an'dan) yüz çevirip duruyorlar?
50- Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidir­ler.
51- Aslandan korkup kaçarlar.
52- Hayır! Onlardan her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister.
53- Hayır, onlar hiç şüphesiz ahiretten kork­muyorlar.
54- Hayır, (Kur'an), elbette bir hatırlatmadır.
55- Dileyen kimse hatırlayıp kendine gelir.
56- Allah dilemeksizin hatırlayıp kendilerine gelemezler. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

75. Kıyamet Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 40 ayettir. Adını, ilk ayetinde geçen «el-kıyâme» kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Hayır, kıyamet gününe yemin ederim.
2- Ve yine hayır! Kendini kınayıp duran nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).
3- İnsan, onun kemiklerini bizim kesin olarak bir araya getir­meyeceğimizi mi sanıyor?
4- Evet, onun parmak uçlarını dahi düzeltmeye güç yetirenleriz.
5- Fakat insan günahı devam ettir­mek ister.
6- «Kıyamet günü ne zamanmış» diye sorar.
7- Ama göz endişe içinde dikilip kal­dığı
8- Ay karardığı
9- Güneş ile ay bir araya getirilip toplatıldığı zaman.
10- İnsan o gün der ki: «Kaçış nerede?»
11- Hayır! Sığınacak herhangi bir yer yok!
12- O gün, sonunda varılıp karar kılınacak yer yalnızca Rabbi'nin katıdır.
13- İnsana o gün, önceden takdim et­tikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.
14- Hayır! İnsan, kendi nefsine karşı bütünüyle basiret kesilir (kendisinin ne yap­tığını gayet iyi bilir).
15- Kendi mazeret ve bahanelerini (mazur görünmek için) sayıp dökse de.
16- Onu (vahyi) ivedilikle bellemek İçin (tekrarlamak amacıyla) dilini kımıldatıp durma.
17- Hiç şüphesiz onu (kalbinde) top­lamak ve onu (diline salarak) okumak bize aittir.
18- O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.
19- Sonra muhakkak onu açıklamak bize aittir.
20- Hayır! Siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.
21- Ve ahireti terk edip bırakıyor­sunuz.
22- O gün bazı yüzler ışıl ışıl parlar.
23- Rablerine bakıp durur.
24- O gün bir takım yüzler de asıktır.
25- Kendisine, omurgayı kıran bir azabın yapılacağını anlar.
26- Hayır! Can boğaza gelip dayan­dığı zaman
27- «Kurtarıcı kim?» denir.
28- Artık ayrılık vaktinin geldiğini anlar.
29- (Ölüm korkusundan) Ayaklar da bir­birine dolaştığında.
30- O gün sevk, yalnızca Rabbinedir.
31- Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
32- Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
33- Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.
34- Sen bu hale (ilahi azaba) daha layıksın, daha da layık!
35- Yine sen bu hale (ilahi azaba) daha layıksın, daha da layık!
36- İnsanoğlu, başıboş bırakılacağını mı sanır?
37- O, akıtılan bir meni damlası değil miydi?
38- Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.
39- Ondan, erkek ve dişi iki cins yaratmıştı.
40- Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

76. İnsan (Dehr) Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 31 ayettir. Adını ilk ayetinde geçen «el-insân» kelimesinden almış­tır. «Hel etâke», «ed-Dehr», «el-Ebrâr» ve «el-Emşâc» isimleri ile de anılır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- İnsanın üzerinden, henüz anılmaya değer (belli) bir şey olmadığı uzun bir süre gelip geçmedi mi?
2- Hiç şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu halden hale (o su dam­lasından, kan pıhtısına, o kan pıhtısından da bir çiğnem et parçasına) aktarıp durduk. Sonra da onu işitici ve görücü kıldık.
3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
4- Doğrusu biz kâfirlere zincirler, demir hal­kalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazır­ladık.
5- Şüphesiz iyiler, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler.
6- Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynaktan; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.
7- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yay­gın olan bir günden korkarlar.
8- Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Salebi'nin kendi tefsirinde naklettiği üzere bu ayet de Ehl-i Beyt hakkında nazil olmuştur. Zemahşeri ise, Tefsir-i Keşşaf, c.4, s.670'te İbn-i Abbas'tan şöyle nakletmektedir: «Hasan ve Hüseyin hastalanmış idiler. Peygamber (s.a.a) ashabından bir grupla, on­ları ziyaret etti. Ashab, Ali'ye yönelerek şöyle dedi: «Ey Ebu'l-Hasan! Eğer çocuklarının iyileşmesi için bir adakta bulunmuş ol­saydın, daha iyi olurdu.» Ali (a.s), Fatıma (a.s) ve hizmetçileri Fizze, «Onlar iyileştikleri takdirde, üç gün oruç tutacaklarına» dair adakta bulundular.» Çok geçmeden Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s) iyileştiler, herhangi bir yiyecekleri olmadığı için Ali (a.s) üç ölçek, arpa borç aldı. Fatıma (a.s) ise onun bir ölçeğini hamur yoğurdu. İftarlık için kendi sayılarınca beş adet ekmek pişirdi. Bu esnada bir fakir dilenci, evin kapısına gelerek şöyle seslendi: «Ey Muhammed'in Ehl-i Beyti, selam olsun size! Ben fakir Müslüman­lardan biriyim. Bana yiyecek ihsanında bulununuz ki Allah da siz­lere cennet yiyeceklerinden ihsanda bulunsun!» Onlar fakiri ken­dilerine tercih ettiler ve yiyeceklerini ona verdiler. O gece su dışında bir şey içemediler. Ertesi gün yine oruç tuttular. Güneş batarken yine iftar etmeye hazırlandıkları bir sırada, bir yetim kapıya geldi, onu da kendilerine ter­cih ettiler ve yiyeceklerini ona verdiler. Üçüncü gün bu defa bir esir geldi ve aynı işi tekrarladırlar. Sabah olunca Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin'in (a.s) elinden tutarak Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardı. Pey­gamber onların açlıktan titrediğini görünce şöyle buyurdu: «Sizlerde gördüğüm bu şey, benim için ne kadar rahatsız edicidir» Onlarla kalkıp Fatıma'nın (a.s) yanına vardı. Fatıma mihrapta şiddetli bir açlık içinde ibadet ediyordu. Peygamber (s.a.a) bu durumu görünce çok üzüldü. Bu esnada Cebrail nazil oldu ve şöyle buyurdu: «Ey Muhammed! Bu sureyi al! Allah böyle bir Ehl-i Beyt'e sahip olduğun için seni kut­lamaktadır.» Bunun üzerine Peygamber'e (s.a.a), «insan» suresini okudu.»)
9- (Ve derler ki:) «Biz size, ancak Al­lah'ın yüzü (rızası) için yedirmekteyiz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür.»
10- «Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkmak­tayız.»
11- Artık Allah da onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara bir güzellik ve bir sevinç vermiştir.
12- Onları sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.
13- Orada, tahtlar üzerinde yaslanıp dayanmışlardır. Onlar, orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
14- (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve onların devşirilmeleri kolay­laştırıldıkça kolaylaştırılmış.
15- Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır.
16- (İyilerin) Belli bir ölçüye (ihtiyaç­larına göre) tespit ettikleri gümüşten billur kaplar.
17- Orada onlara karışımı zencefil olan bir kadeh (şarap) içirilir.
18- Orada «Selsebil» olarak adlan­dırılan bir pınardan.
19- Çevrelerinde ebedi kılınmış genç­ler dolaşır durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
20- Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.
21- Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlas olan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmiş­lerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir.
22- Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Sizin çaba harcamanız da takdire değer görülmüştür.
23- Şüphesiz Kur'an'ı senin üzerine aşama aşama indiren biziz, biz.
24- Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkâr veya kâfir olana itaat etme.
25- Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret.
26- Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin de uzun uzadıya O'nu tesbih et.
27- Şüphesiz onlar (günahkâr ve kâfir olanlar) çabucak geçeni severler de o ağır (çetin) günü arkalarına bırakırlar.
28- Onları biz yarattık ve yaratılışla­rını iyiden iyiye pekiştirdik. Dilediği­miz zaman da onları benzerleriyle de­ğiştiririz.
29- Şüphesiz, bu bir hatırlatmadır. Artık dileyen Rabbine bir yol edinebilir.
30- Allah dilemedikçe siz dileyemez­siniz. Gerçekten Allah, bilendir ve hik­met sahibi olandır.
31- Dilediğini kendi rahmetine sokar ve zalimler (var ya), onlar için acı bir azap hazırlamıştır.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

77. Mürselat Suresi

(Mekke 'de nazil olmuştur ve 50 ayettir. «Gön­derilenler» anlamına gelen «el-mürselât» kelime­si ile başladığı için sure bu adı almıştır. Müfessirler, «gönderilenler»den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar ya­hut peygamberler yahut da Kur'an âyetleri olabi­leceğini belirtmişlerdir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Andolsun birbiri ardınca gönderi­lenlere.
2- Kasırga gibi esip savuranlara
3- Dağıttıkça dağıtanlara.
4- Derken ayırdıkça ayıranlara
5- Zikri (vahyi) ilka edenlere.
(Bu beş ayette zikredilen tüm sıfatlardan kas­tedilenler meleklerdir.)
6- Bahaneleri boşa çıkarmak ya da uyarmak amacıyla.
7- Ki şüphesiz size vaat edilmekte olan gerçekleşecektir.
8- Yıldızlar karartıldığı zaman.
9- Gök yarıldığı zaman
10- Dağlar, kökünden sökülüp savrulduğu za­man.
11- Ve peygamberler de (şahitlik için) belli bir va­kitte getirildiği zaman.
12- (Bu vaat edilmekte olan,) Hangi gün için erte­lenmişti?
13- Ayırma (kıyamet) günü için.
14- Bu ayırma gününü sana bildiren ne?
15- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
16- Biz öncekileri helak etmedik mi?
17- Sonra arkadan gelenleri onların izinde yü­rüteceğiz.
18- İşte biz, suçlu günahkârlara böyle yapmak­tayız.
19- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
20- Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
21- Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
22- Belli bir süreye kadar
23- O halde güç yetirdik; biz pek de güzel güç yetirenleriz.
24- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
25- Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
26- Dirilere ve ölülere
27- Ve onda sabit yüksek dağlar var ettik ve size tatlı bir su içirdik.
28- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
29- Kendisini yalanlamakta olduğunuza (azaba) gidin.
30- Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin. (Gölgeden maksat duman gölgesidir Duman yükseldiği zaman üç kola ayrılacak)
31- Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
32- Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar. (Oranın ardı ardına saçtığı kıvılcımların her biri, duvarları taştan örülmüş bir ev iriliğindedir. Eski Arap­lar duvarları taştan örülmüş her eve «kasr», yani «saray» adını verirlerdi. Buna göre burada sözü edilen sarayın şimdilerde görmeye alıştığımız saraylar kadar kocaman olması şart değildir.)
33- (Kıvılcımlarının) Her biri, sanki sap­sarı erkek deve sürüleri gibidir.
(Bu kıvılcımlar birbirini izledikçe, her biri çayıra yayılmış otlayan birer sarı deveyi andırır. Bunlar kıvılcımlardır. Ya peki bu iri kıvılcımları saçan ateşin kendisi acaba nasıl bir şey!)
34- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
35- Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
36- Ve onlara, özür beyan etmeleri için izin de verilmez.
37- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
38- Bu, ayırım günüdür. Sizi ve siz­den öncekileri bir araya getirdik.
39- Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
40- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
41- Şüphesiz takva sahipleri olanlar, gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
42- Canlarının çekip arzu ettiği mey­veler (arasındadırlar).
43- Yapmakta olduklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
44- Elbette biz, iyi ve güzel dav­rananları işte böyle ödüllendirmekteyiz.
45- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
46- (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz da geçimlik alıp yararlanın. Çünkü siz, suçlu günahkâr olanlarsınız.
47- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
48- Onlara, «Rükû edin» denildiği zaman, rükû etmezler.
49- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
50- Artık onlar, ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?

(Yalçın kayaları sarsan, sıra dağları depreme tutulmuş gibi sallayan bu söze, bu Kur'an 'a inan­mayan kimse artık hiç bir söze inanmaz. Bu zaval­lının akıbeti artık bedbahtlık, mutsuzluk ve acı sondur. Bu bedbaht kötüyü ne fena bir akıbet bek­liyor! Bu sure özü ile ifade yapısı ile müzikal ahengi ile, çarpıcı sahneleri ile, yüksek ateşi ile doğrudan doğruya bir saldırıdır. Bu saldırıya ne kalp dayanabilir ve ne de insan varlığı karşı dura­bilir. Kur'an'ı indiren ve ona bu yüksek etkileme gücünü bağışlayan Allah ne kadar yücedir!)


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

78. Nebe Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 40 ayettir. Nebe» haber demektir. Kıyamet haberlerini ih­tiva ettiği için bu ad verilmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?
2- O büyük haberi mi?
3- Hakkında anlaşmazlık içinde ol­dukları (haberi).
4- Hayır, yakında bileceklerdir.
5- Yine hayır! Yakında bileceklerdir.
6- Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?
7- Dağları da birer kazık?
8- Sizi çift çift (erkek dişi olarak) yarattık.
9- Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
10- Geceyi bir örtü yaptık.
11- Gündüzü bir geçim vakti kıldık.
12- Sizin üstünüze de sapasağlam yedi gök bina ettik.
13- Parıldadıkça parıldayan bir kan­dil (güneş) kıldık.
14- Sıkıp suyu çıkaranlardan (bulutlar­dan) da bardaktan boşanırcasına bir su indirdik.
15- Onunla taneler ve bitkiler bitirip çıkaralım diye.
16- Ve birbirine sarmaş dolaş bah­çeleri de.
17- Şüphesiz O hüküm günü, (herkes için) belirlenmiş bir vakittir.
18- Sura üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga gelirsiniz.
19- O sırada gök açılır ve kapı kapı olur.
20- Dağlar yürütülür, artık bir serap oluverir.
21- Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir.
22- Taşkınlık edip azanlar için son bir varış yeridir.
23- Orada yıllar boyu kalacaklardır.
24- Orada ne serinlik tadacaklar, ne de bir içe­cek.
25- Kaynar sudan ve irinden başka.
26- (İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak
27- Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini um­muyorlardı.
28- Bizim ayetlerimizi de yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı.
29- Oysa biz, her şeyi yazıp saymışızdır.
30- Şimdi tadın. Size artık azaptan başkasını artırmayacağız.
31- Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
32- Nice bahçeler ve üzüm bağları.
33- Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kız­lar.
34- Dopdolu kadehler.
35- İçinde, ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalanlama.
36- Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış!
37- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan­ların Rabbi Rahman olan (Allah'tır); O’na hitap et­meye güç yetiremezler.
38- Ruh ve meleklerin saflar halinde duracak­ları gün, Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir.
39- İşte bu, hak olan gündür. O halde dileyen Rabbine bir dönüş yolu edinsin.
40- Sizi yakın gelecekteki azapla uyardık. O gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve kâfir de, «Keşke toprak olsay­dım» der.

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

79. Naziat Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 46 ayettir. Adını, «söküp çıkaranlar» manasına gelen «nâziât» kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, surenin başında, ken­dilerini, ilk beş ayette belirtilen güç ve melekeler­le donattığı varlıklara yemin etmektedir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Andolsun (kâfirlerin ruhunu) şiddetle söküp çıkaranlara.
2- Ve (Mü’minlerin ruhunu kuyudan su çeker gibi) usulcacık çekip alanlara.
3- Ve göklerle yer arasında yüzdükçe yüzenlere.
4- Ve (Mü’mini ruhuna taşırlarken) yarışıp geçenlere.
5- Ve derken (varlıklara ait) işi yıldan yıla evirip çevirenlere... (ki mutlaka dirileceksiniz.)
6- O sarsıcının sarsacağı gün.
7- Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek.
8- O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak.
9- Gözler öne eğilir.
10- Derler ki: «Biz (öldükten sonra) yine ilk halimize döndürülecek miyiz?»
11- «Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?»
12- «O durumda, hüsranlı bir dönüş­tür bu» dediler.
13- Oysa o (kıyamet), yalnızca tek bir haykırıştır.
14- Bir de bakarsın onlar, yerin üs­tündedirler.
15- Musa'nın haberi sana geldi mi?
16- Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva'da seslenmişti.
(Müfessirlerin çoğu «Tuva» kelimesinin bir vadi ismi olduğunu söylemişlerdir. Tuva vadisi iki kez kutsallığa mazhar olmuştur; ilki, Allah-u Teâlâ Hz. Musa (a.s) ile burada konuştuğunda, diğeri ise, Hz. Musa (a.s) Mısır'dan çıktıktan son­ra bu vadiye geldiğinde.)
17- «Firavun'a git; çünkü o azdı.»
18- Ona de ki: «Arınmak ister misin?»
19- «Seni Rabbine yönelteyim, böy­lece (O'ndan) korkmuş olursun.»
20- (Musa) Ona büyük mucizeyi gös­terdi.
21- Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
22- Sonra da sırtını döndü ve (sihirbaz­ları toplamak için) çaba harcamaya koyul­du.
23- Sonunda (sihirbazları) topladı da seslendi.
24- «Sizin en yüce Rabbiniz benim» dedi.
25- Böylelikle Allah onu, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
26- Gerçekten bunda, içi titreyerek korkacak olan bir kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
27- Yaratılış bakımından siz mi daha çetinsiniz yoksa (Allah'ın) bina ettiği gök mü?
28- Onun tavanını yükseltti, ona bel­li bir düzen verdi.
29- Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa çıkardı.
30- Ondan sonra yeryüzünü serip döşedi.
31- Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı.
32- Dağlarını dikip perçinledi.
33- Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.
34- Ancak o her şeyi batırıp gömen büyük felâket (kıyamet) geldiği zaman.
35- O gün, insan, neye çaba har­cadığını düşünüp anlar.
36- Görebilenler için cehennem de açığa çıkarılır.
37- Ama artık kim taşkınlık edip azarsa
38- Ve dünya hayatını tercih ederse
39- Hiç şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.
40- Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsi de hevâdan sakındırırsa.
41- Şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.
42- «O ne zaman demir atacak?» diye, sana kıyameti sorarlar.
43- Onunla (kıyamet ile) ilgili ne biliyorsun ki?
44- Rabbine aittir onunla ilgili son bilgi.
45- Sen, yalnızca ondan (kıyametten) içi tit­reyerek korkmakta olanlar için bir uyarıcısın.
46- Kendileri onu gördükleri gün, sanki onlar, bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

80. Abese Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 42 ayettir. Adını, «yüzünü ekşitti, buruşturdu» anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır. Bize göre bu ayetlerin hiçbirisi Resulullah ile ilgili değildir ve onlardaki kınama başkalarına aittir. Bu ayetlerin ve ayetler­deki kınamanın Resulullah'a yönelik olduğunu ileri süren rivayetlerin hiçbirisi, senetleri zayıf olduğu için müstakil bir delil ve hüccet sayılamaz. Zira bu rivayetlerin bir kısmı sahabeden, bir kısmı ise tabiî olanlardan nakledilmiştir. Sahabeden nakledilen rivayetler üç kişiye, yani Ümm'ül Mu'minin Aişe. Enes b. Mâlik ve İbn-i Abbâs'a dayandırıl­maktadır. Hâlbuki bu şahıslar söz konusu olay yaşandığında, ya dünyaya gelmemişlerdi, (İbn-i Abbas gibi) veya henüz çok küçük yaşta idiler ki bu olaya şahit olup da onu rivayet et­meleri oldukça zor veya gayr-i mümkündür. Tabiî olanların (Katâde. Mücâhid. Ebu Mâlik, Hakem, İbn-i Zeyd ve Zehhâk gibi) rivayetlerine gelince, onların da sahabeye varan senet­leri kopuk olduğu ve kimden naklettikleri bildirilmediği için delil sayılamaz. Bu rivayetler muhteva açısından da çelişki ve tenakuzlarla doludur. Bu çelişki, iki ravinin rivayetleri arasın­da değil, hatta tek râviden nakledilen rivayetlerde de söz konusudur.

İmâm Cafer-i Sâdık'tan (a.s) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir: «Abese süresindeki kınama ayetleri, Benî Ümeyye 'den olan bir kişinin hakkında nazil olmuştur; söz konusu şahıs Resulullah'ın yanında bulunduğu sırada Abdullah b. Ümm-i Mektum meclise gelmiş, onu gören Emevî şahıs ondan iğrenerek, yüzünü ekşitmiş ve elbisesini toplayarak ondan yüzünü çevirmiştir. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, söz konusu ayetleri indirerek bu olayı (başkalarına ibret olsun diye ) kınamıştır»)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Surat astı ve yüz çevirdi.
2- Yanına o kör geldi diye.
3- Ne bilirsin sen, belki o arınacak?
4- Ya da hatırlayıp kendine gelecek ve böylece bu hatırlama kendisine yarar sağlayacak?
5- Ama kendini müstağni gören kim­se olunca
6- Sen ona yönelip ilgilenirsin.
7- Onun temizlenmemesinden dolayı senin aleyhine ne var?
8- Ama koşarak sana gelen ise.
9- (Allah'tan) Haşyet duyarak gelmiş­ken
10- Sen onun yerine başkasıyla il­gileniyorsun.
11- Hayır! Çünkü o (Kur'an), bir hatır­latmadır.
12- Artık dileyen, onu hatırlayıp ken­dine gelir.
13- O (Kur'an) yüce sahifelerdedir.
14- Yüceltilmiş, tertemiz kılınmıştır.
15- Kâtiplerin ellerindedir.
16- (Ki onlar,) Yüceler ve iyilerdir.
17- Kahrolası insan, ne kadar da nan­kördür?
18- (Allah,) Onu hangi şeyden yarattı?
19- Bir damla sudan yarattı da biçime koydu.
20- Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
21- Sonra da onu öldürdü de kabre koydu.
22- Sonra dilediği zaman onu diriltir.
23- Hayır! İnsan hala Allah'ın emret­tiğini yerine getirmiş değil.
24- Bir de insan, yediğine bir bakıversin!
25- Hiç şüphe yok biz, suyu döktük­çe döktük!
26- Sonra yeri de yardıkça yardık.
27- Böylece onda bitirdik, taneler.
28- Üzümler, sebzeler.
29- Zeytinler, hurmalar.
30- Sık ve bol ağaçlı bahçeler.
31- Meyveler ve otlaklıklar.
32- Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.
33- Fakat kulakları sağır eden o ses geldiğinde.
34- Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar.
35- Annesinden ve babasından
36- Eşinden ve çocuklarından
37- O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
38- O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır.
39- Güleç ve sevinç içindedir.
40- O gün üzerini (hüzünden sanki) toz bürümüş yüzler vardır.
41- Karanlıklar bürümüştür onları.
42- İşte bunlar kâfir olanlar, yoldan çıkanlardır.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

81. Tekvir Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 29 ayettir. Surenin başında güneşin dürülmesinden söz edil­miş ve adını da buradan almıştır. Surenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musiki, taklit edilemez bir ahenk vardır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Güneş dürüldüğü zaman
2- Ve yıldızlar kararıp dağıldığı zaman.
3- Ve dağlar yürütüldüğü zaman.
4- Ve kıyılmaz mallar terk edildiği zaman.
5- Ve vahşi hayvanlar, bir araya top­landığı zaman.
6- Ve denizler tutuşturulduğu zaman.
7- Ve ruhlar (bedenlerle) birleştirildiği zaman.
8- Ve diri olarak toprağa gömülen kızcağıza sorulduğu zaman.
9- «Hangi suçtan dolayı öldürüldü?» diye.
10- Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman.
11- Gök, sıyrılıp yüzüldüğü zaman
12- Ve Cehennem ateşi çılgınca kızıştığı zaman
13- Ve Cennet de yakınlaştırıldığı zaman.
14- (Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilmiş olur.
15- Hayır, yemin ederim geri kalıp gizlenen­lere.
16- O akıp akıp gizlenenlere.
17- Ve geçmeye başladığı dem geceye.
18- Ve nefes almaya başladığı zaman sabaha.
19- Ki şüphesiz O (Kur'an), yüce bir elçinin (Ceb­rail'in) sözüdür.
20- (O Cebrail) Kuvvet sahibidir. Egemenlik tah­tının sahibi katında pek itibarlıdır.
21- Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
22- Arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
23- Şüphesiz O (Peygamber), Onu (Cebrail'i) apaçık bir ufukta görmüştür.
24- O, gayb (vahiy) hakkında cimri (vahyi sizden esirgeyen) değildir.
25- O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26- O halde, siz nereye kaçıp gidiyorsunuz?
27- O (Kur'an), âlemler için yalnızca bir hatır­latmadır.
28- Sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tuttur­mak isteyenler için de.
29- Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

82. İnfitar Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 19 ayettir. Manası «yarmak»tır. Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır. Konusu ahiret âlemidir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Gök, çatlayıp yarıldığı zaman
2- Ve yıldızlar, dağılıp yayıldığı zaman.
3- Ve denizler, fışkırtılıp taşırıldığı zaman.
4- Ve kabirlerin içi deşilip dışa atıl­dığı zaman
5- (Artık her) Nefis, önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğren­miş olur.
6- Ey insan! Yüce Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir?
7- O seni yarattı, sana bir düzen ver­di ve seni dengeli kıldı.
8- Seni dilediği biçimde terkip etti.
9- Hayır! Aksine siz dini yalanlıyor­sunuz.
10- Oysa gerçekten sizin üzerinizde koruyucular var.
11- Yüce yazıcılar.
12- Her yapmakta olduğunuzu bilir­ler.
13- Şüphesiz iyiler cennettedirler.
14- Hiç şüphesiz yoldan çıkanlar ise, çılgınca yanan ateşin içindedirler.
15- Onlar, hesap günü oraya (ateşe) girerler.
16- Kendileri ondan ayrılıp kay­bolacaklar değillerdir.
17- Hesap gününü sana bildiren şey nedir?
18- Yine hesap gününü sana bildiren şey nedir?
19- O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye malik olmadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır.

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

83. Mutaffifin Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 36 ayettir. Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek baş­ladığı için bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Eksik Ölçüp tartanların vay haline!
2- Onlar, insanlardan ölçerek aldık­larında noksansız alırlar.
3- Kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler.
4- Yoksa onlar, diriltileceklerini san­mıyorlar mı?
5- Büyük bir günde?
6- İnsanların âlemlerin Rabbinin huzurunda durdukları gün?
7- Hayır, facirlerin (günahkâr olanların) kitabı şüphesiz «Siccin»dedir.
8- «Siccin»in ne olduğunu sana öğ­reten nedir?
9- Yazılı bir kitaptır.
10- O gün, yalanlamakta olanların vay haline!
11- Onlar, hesap gününü yalanlamak­tadırlar.
12- Oysa onu (hesap gününü), Sinir tanımaz, saldırgan, günahkâr olandan başkası yalanlamaz.
13- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, Geçmişlerin masallarıdır dedi.
14- Asla! Onların kazanmakta olduk­ları, kalplerinin üzerine pas bağlamıştır!
15- Hayır! Gerçekten onlar, Rablerinden perdelenerek yoksun tutulmuş­lardır.
16- Sonra onlar, kuşkusuz cehen­neme gireceklerdir.
17- Sonra onlara, işte sizin yalanlamakta ol­duğunuz budur» denir.
18- Hayır! İyilerin kitabı, «İlliyîn»dedir.
19- «İlliyîn»in ne olduğunu sana öğreten nedir?
20- Yazılı bir kitaptır.
21- Ona yakınlaştırılmış olanlar şahit olurlar.
22- Şüphesiz iyiler, elbette nimetler içindedir­ler.
23- Tahtlar üzerinde bakıp seyretmektedirler.
24- Nimetin parıltılı sevincini sen onların yüz­lerinde görüp anlarsın.
25- Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir.
26- Onun mührü misktir. İşte, ona imrensin ar­tık imrenenler.
27- Onun karışımı «Tesnim»dendir.
28- (Tesnim Allah'a) Yakınlaştırılmış olanların iç­tiği bir kaynaktır.
29- Doğrusu, suç işleyenler, kimi iman eden­lere gülüp geçerlerdi.
30- Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş göz ederlerdi.
31- Kendi yakınlarına döndükleri zaman da sevinç ve neşeyle dönerlerdi.
32- Onları gördükleri zaman ise, «Bunlar kuş­kusuz sapıklardır» derlerdi.
33- Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.
34- Artık bugün de iman edenler, kâfirlere gül­mektedirler.
35- Süslü tahtlar üzerinde bakınıp seyrederler.
36- Nasıl, kâfirler, yapmakta olduklarıyla cezalandırılmış oldular mı?

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

84. İnşikak Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 25 ayettir. Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almış­tır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Gök, yarılıp parçalandığı zaman
2- Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
3- Ve yer yayılıp dümdüz edildiği zaman.
4- Ve içinde olanları dışa atıp boşal­dığı zaman
5- Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman (in­sanoğlu dirilerek yaptıkları ile karşılaşır).
6- Ey insan! Sen Rabbine kavuşun­caya kadar çalışıp çabalayacak, sonunda O'na kavuşacaksın.
7- Ama artık kimin kitabı sağ yanın­dan verilirse.
8- O, kolay bir hesap (sorgu) ile sor­guya çekilecek.
9- Kendi yakınlarına da sevinç için­de dönmüş olur.
10- Kimin de kitabı ardından verilir­se.
11- «Yetiş ey ölüm!» diye bağıracak.
12- Çılgın alevli ateşe girecek.
13- Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi.
14- Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dön­meyeceğini sanmıştı.
15- Hayır! Gerçekten Rabbi, onu çok iyi görendi.
16- Yooo! Yemin ederim şafak vak­tine.
17- Geceye ve toplayıp taşıdığı şey­lere
18- Dolunay halini aldığı zaman aya.
19- Ki şüphesiz siz (Allah'a doğru) bir­biriyle uyumlu bir aşamadan diğerine geçeceksiniz.
20- O halde onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
21- Kendilerine Kur'an okunduğun­da secde etmiyorlar?
22- Aksine Küfre sapanlar yalanlıyorlar.
23- Oysa Allah, onların içlerinde sak­lı tutmakta olduklarını daha iyi bilendir.
24- O halde onları acıklı bir azap ile müjdele.
25- Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar için kesintisi olmayan bir ecir (mükâfat) vardır.

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

85. Buruc Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 22 ayettir. «Bürûc», burç kelimesinin çoğuludur. Surede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen'de geçmiş bir olaya temas edilir. Yahudi Zûnuvas ve adamla­rı, Yahudiliği kabul etmeyen Necran Hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakar­lar ve yanmakta olan insanları seyrederler. Bu şe­kilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançla­rı uğrunda ölmüşlerdir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Andolsun yıldızlarla donatılmış göğe.
2- Ve o vaat edilen güne.
3- Ve şahit olana (görene) ve şahit olu­nana (görülene).
4- Lanet olsun O hendek sahiplerine (Ashab-ı Uhdûd'a).
(Küfre sapanların Müslümanları ateş dolu hendeklere atarak katletmeleri hakkında birçok ri­vayetler nakledilmiştir. Tüm bu rivayetler bu tür hadiselerin insanlık tarihi boyunca birçok kez mey­dana geldiğini göstermektedir Bu olaylar içinde en meşhuru. Necran Hıristiyanlarının başına gelendir. Bunu İbn-i Hişam, Taberi, İbn-i Haldun ve Mu'cem'ul Buldan'in sahibi ile diğer Müslüman tarihçiler rivayet ederler. Bu olayın özeti şöyledir: «Himyer (Yemen) Kralı Tuban Esed Ebu Ka'rib, bir defasında Medine'yi ziyaret etti. Orada Yahudiler­le temas ederek, dinini değiştirdi ve Yahudi oldu. Beni Kureyza'dan iki Yahudi âlimini yanına alarak Yemen'e getirdi. Böylece orada Yahudiliği yaymaya başladılar. Daha sonra oğlu Zûnuvas tahta geçince Arabistan'ın güneyinde Hıristiyanların en kuvvetli merkezlerinden biri olan Necran'ı ortadan kaldır­mak için hücum ederek oranın halkını Yahudi olma­ları için zorladı. Zûnuvas Necran’ı ele geçirdikten sonra halkı Yahudiliğe davet edince, halk bu dave­ti reddetti. O da bundan dolayı birçok kimseyi, ateş dolu hendeklere atarak yaktı ve birçoğunu da kat­letti. Necran ahalisinden bir şahıs, Habeşistan Kralı Necaşi'ye giderek, bu zulmü ona anlattı. So­nunda Habeşistan, Uryat isimli bir komutanın emri altında 20.000 askeri Yemen 'e gönderdi. Zûnuvas öldürülerek Yahudi hâkimiyeti ortadan kaldırıldı ve Yemen, böylece Habe­şistan sınırlarına dâhil edildi»)
5- Tutuşturucu yakıt dolu o ateş ehline!
6- Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
7- Onlar mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
8- Mü’minlerden öç almalarının tek sebebi güç­lü, övgüye lâyık Allah'a inanmalarıydı.
9- Göklerin ve yerin mülkünün kendisine ait olduğu (Allah'a inanmalarıydı) ve Allah her şey üze­rine şahittir.
10- Şüphesiz mü’min erkeklerle mü’min kadın­lara işkence (fitne) uygulayanlar sonra da tövbe et­meyenler (yok mu), işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlar içindir.
11- Şüphesiz iman edip de salih amellerde bu­lunanlar (var ya), onlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
12- Ki doğrusu, Rabbinin zorlu yakalayışı şid­detlidir.
13- Çünkü O, İlkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
14- O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
15- Yüce egemenlik tahtının sahibidir.
16- Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.
17- Orduların haberi sana geldi mi?
18- Firavun ve Semud (ordularının)!
19- Hayır! Küfre sapanlar, (kesintisiz) bir yalan­lama içindedirler.
20- Allah ise, onları çepeçevre sarıp kuşatmış­tır.
21- Hayır! O (Kitap), azamet sahibi bir Kur'an'dır.
22- Levh-i Mahfuz'da (yazılı) bulunmaktadır.