KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 
63. Münafıkun Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 11 ayettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Münafıklar sana gelince, Senin şüphesiz Allah'ın Peygamberi olduğuna şahadet ederiz derler. Allah, senin kendisinin peygamberi olduğunu bilir; bunun yanında Allah, münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.
2- Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu onlar, pek de kötü şey yapmaktadırlar.
3- Bunun sebebi, onların önce iman edip son­ra küfre sapmalarıdır. Böylece kalplerinin üzerine damga vurulmuştur, artık onlar kavrayamazlar.
4- Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar, dayandırılmış ahşap kütük gibidirler. Her çağrıyı kendileri aley­hinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden on­lardan kaçınıp sakın. Allah onları kahretsin, ner­eye çevriliyorlar?
5- Onlara, «Gelin Allah'ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin» denildiği zaman baş­larını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük tas­lamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görür­sün.
6- Senin onlar adına mağfiret dilemen ile mağ­firet dilememen onlar için birdir. Allah, onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir. Şüphesiz Al­lah, fasık olan bir kavme hidayet vermez.
7- Onlar, «Allah'ın Resulü yanında bulunan­lara hiç bir infakta bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler» diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kav­ramazlar.
8- Derler ki: «Şüphesiz Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp çıkaracaktır.» Oysa izzet Allah'ın, O'nun Resulü'nün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmezler.
9- Ey iman edenler! Ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmek­ten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa, ar­tık onlar hüsrana uğrayanların ta ken­dileridir.
10- Sizden birinize ölüm gelip de, «Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam» demeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.
11- Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi kesinlikle er­telemez. Allah, yapmakta olduklarınız­dan haberdar olandır.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

64. Teğabün Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 18 ayettir. Adını, dokuzuncu ayette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen «teğâbün» kelimesinden alır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmektedir. Mülk de O'nundur, övgü de O'nundur. O, her şeye güç yetirendir.
2- Sizi yaratan O'dur; buna rağmen sizden kiminiz kâfirdir, kiminiz ise mü’min. Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
3- Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır.
4- Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tutmakta olduk­larınızı da açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
5- Bundan önce küfre sapmış bulunanların haberi size gelmedi mi? İş­te onlar, işlerinin vebalini tattılar. Onlar için acı bir azap vardır.
6- Bu, kendilerine apaçık belgelerle peygamberler geldiği halde onların, «Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?» demeleri ve bu yüzden küfre saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını gösterdi. Allah zengindir, her türlü övgüye layık­tır.
7- Küfre sapmış bulunanlar, kendilerinin kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: Hayır, Rabbime andolsun ki siz muhakkak diril­tileceksiniz, sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır.
8- «O halde Allah'a, O'nun Resulüne ve indir­diğimiz nura iman edin. Allah, yapmakta olduk­larınızdan haberi olandır.»
9- Sizi toplanma günü için topladığı gün; işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı gündür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunur­sa, (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde temel­li kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
10- Küfredip ayetlerimizi yalan sayanlar (var ya), onlar da içinde sürekli kalıcılar olmak üzere, ateşin halkıdırlar. Pek de kötü bir dönüş yeridir o.
11- Allah'ın izni olmaksızın hiç bir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.
12- Allah'a itaat edin ve Resulü'ne de itaat edin. Şayet yüz çevirecek olursanız, artık elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık olan bir tebliğdir.
13- Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse mü’minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.
14- Ey iman edenler! Şüphesiz sizin eşleriniz­den ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. O halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
15- Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir denemedir. Allah ise, büyük ecir O'nun katında olandır.
16- Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup sakının, din­leyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
17- Eğer Allah'a güzel bir borç vere­cek olursanız, onu sizin için kat kat art­tırır ve sizi bağışlar, Allah şükrü kabul eden ve cezayı vermekte acele etmeyen­dir.
18- Görünmeyeni ve görüneni bilen­dir. Üstündür, hikmet sahibidir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

65. Talak Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 12 ayettir. «Talâk», boşama anlamına gelir. Sure boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey Peygamber! Kadınları boşaya­cağınızda, onları iddetlerini gözeterek (temizlendiklerinde) boşayın ve (üç) iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları bir ya­na, onları evlerinden çıkarmayın, kendi­leri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sı­nırlarıdır. Kim Allah'ın sınırını aşarsa, şüphesiz kendisine zulmetmiş olur. Bil­mezsin, belki Allah, onun arkasından (gönlünüzde sevgi gibi) bir iş çıkarır (da boşanma fikrinden geri dönersiniz).
2- Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları bilinen güzel bir tarz üzere tutun, ya da bilinen güzel bir tarz üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit yapın. Şahitliği Allah için dosdoğru yer­ine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt ver­ilir. Kim Allah'tan korkup sakınırsa, (Al­lah) ona bir çıkış yolu gösterir.
3- Ve onu hesaba katmadığı bir yönden de rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir öl­çü kılmıştır. J
4- Hayızdan kesilmiş kadınlarınızdan (hayızdan kesilişlerinin yaşlılıktan mı yoksa başka bir sebepten mi olduğu hususunda) şüphe ederseniz, bilin ki onların bekleme süresi üç aydır. Henüz hayız görmeyen­ler de böyledir. Hamile olan kadınların bekleme süresi doğurmaları ile son bulur. Kim Allah'tan korkarsa (Allah) onun işine kolaylık verir.
5- Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Al­lah'tan korkup sakınırsa, Allah, onun kötülük­lerini örter ve onun ecrini büyütür.
6- (Boşandığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir kısmında oturtun, onları darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla ken­dilerine zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. Kendi aranız­da güzel bir tarz üzere görüşüp konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu), onun (babası) için bir başkası emzirebilir.
7- Genişlik imkânları olan, nafakayı geniş im­kânlarına göre yapsın. Rızkı kendisine kısıtlı tutu­lan da artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiç bir nefse (insana) ona verdiğin­den başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, güç­lükten sonra kolaylık verir.
8- Rablerinin ve O'nun peygamber­lerinin buyruğundan çıkan nice ülkeler halkını biz, çetin bir hesaba çektik ve onları görülmedik bir azaba uğrattık
9- Artık O (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü tattı ve işinin sonucu da bir hüsran oldu.
10- Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmekte olan temiz akıl sahipleri! Allah'tan kor­kup sakının, Doğrusu Allah, sizin için bir zikir (uyarıp hatırlatıcı bir Kur'an) indir­miştir.
11- İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkar­ması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir peygamber de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
12- Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratandır. Sizin ger­çekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi sarıp kuşattığını bilip öğrenmeniz için (ilahi) emir bunların (yer ve gök) arasında durmadan iner durur.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

66. Tahrim Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 12 ayettir. Adını Hz. Peygamber'in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(İbn-i Münzir, İbn-i Ebu Hatim, Taberani ve Ibn Merduye'den naklen Aişe şöyle anlatıyor: "Her ikindi namazı sonrasında eşlerinin odalarına uğramak, Hz. Peygamber'in (s.a.a) âdetiydi. Hz. Peygamber (s.a.a) bir süredir Zey­nep binti Cahş'ın odasında daha fazla kalmaya başlamıştı. Zira O'na bir yerden bal gelmişti ve Resulullah balı çok severdi. Dolayısıyla onun odasında bal şerbeti içiyordu. Hafsa, Sevde ve Safiye ile birleşip, «Resulullah (s.a.a) yanımıza gel­diğinde, her birimiz ona ağzından meğafir kokusu geldiğini söylemeyi» kararlaştırdık. Meğafir, özel kokusu olan bir çiçektir Arı, balını bu çiçekten alırsa, balında meğafir kokusu olur. Hepimiz de Resulullah'ın (s.a.a) çok titiz olduğunu ve ken­disinden kötü bir koku yayıldığında bundan çok rahatsızlık duyacağını biliyorduk. Bu yüzden Hz. Peygamber'in (s.a.a) Zeyneb'in yanında çok kal­maması için bu hileye başvurduk ve gerçekten de hile tesirini gösterdi. Hanımlarının, "Ağzından meğafir kokusu geliyor" demeleri üzerine, Hz. Peygamber (s.a.a) bal yememeye söz verdi.»)
2- Allah, yeminlerinizin (kefaretle) çözülmesini size meşru kılmıştır. Allah, sizin mevlanızdır. O, bilendir ve hikmet sahibi olandır.
3- Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti de o (eşlerinden biri, kumasına) bunu haber ver­mişti. Allah bunu açığa vurunca da o (Peygamber, kendisine vahyedilenin)) bir kıs­mını açıklamış, bir kısmından (açıklamak­tan) vazgeçmişti. Sonunda bunu ona haber verince (eşi), Bunu sana kim haber verdi? Diye sormuş, o da, Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan Allah; haber verdi demişti.
(Nakledildiği üzere Peygamber (s.a.a) Haf­sa'ya ait olan bir günde Mariye ile birlikte oldu. Hafsa bunu duyunca rahatsız oldu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: «Ben senin hoş­nutluğun için bundan böyle Mariye ile birlikte ol­mayacağım. Ama sen de bunu Aişe'ye haber ver­me.» Buna rağmen Hafsa, olup bitenleri Aişe'ye söyledi.)
4- Eğer sizler (Aişe ve Hafsa) Allah'a tövbe eder­seniz (ne iyi); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok, eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık (iyi bilin ki) Allah, Cebrail ve mü’minlerin salih olanı onun mevlasıdır. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.
5- Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, mü’min, gönülden itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verir.
6- Ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun üzerinde oldukça sert, güçlü melekler var­dır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
7- Ey küfre sapanlar! Özür beyan etmeyin. Siz ancak yapmakta olduklarınızla cezalandırılırsınız.
8- Ey iman edenler! Allah'a kesin bir tövbe ile tövbe edin. Belki Allah, böylece sizin kötülük­lerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cen­netlere sokar. O gün Allah; Peygamber'i ve onun­ la birlikte iman etmekte olanları küçük düşür­meyecektir. Nurlan, önlerinde ve sağ yanlarında koşuşturur. Derler ki: «Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz sen, her şeye güç yetirensin.»
9- Ey Peygamber! Küfre sapanlara ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Pek de kötü bir dönüş yeridir o.
10- Allah, küfre sapanlara, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek olarak verdi. İkisi de kul­larımızdan salih olan iki kulumuzun nikâhları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, onlara, (kocaları) ken­dilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlayamamıştı. İkisine de, «Ateşe diğer girenlerle birlikte girin» denildi.
11- Allah, iman etmekte olanlara da Firavun'un kansını örnek olarak verdi. Hani demişti ki: «Rabbim! Bana kendi katında, cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.»
12- İffetini koruyan İmran'ın kızı Meryem'i de (örnek kıldı). Böylece biz de ona kendi ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tas­dik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

67. Mülk Suresi

Medine'de nazil olmuştur ve 30 ayettir. Adını, birinci ayetinde geçen «el-mülk» kelimesin­den almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sureyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nail olacağına dair hadisler vardır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Bütün mülk (mutlak egemenlik) elinde olan Allah, bereket kaynağıdır ve O'nun her şeye gücü yeter.
2- O, amel bakımından hanginizin daha iyi olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
3- Yedi göğü tabakalar halinde yaratan O'dur. Rahman'ın yaratmasında hiç bir aykırılık göremezsin. İşte gözünü çevirip gezdir; herhangi bir çat­laklık (çarpıklık) görüyor musun?
4- Sonra gözünü tekrar tekrar çevirip gezdir; O göz (çarpıklık bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
5- Şüphesiz biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donat­tık ve bunları, şeytanlar için taşlama vesileleri kıldık. Onlar için çılgın ateşli bir azap hazırladık.
6- Rablerine (karşı) küfre sapanlar için cehennem azabı vardır. Pek de kötü dönüş yeridir o.
7- İçine atılıp bırakıldıkları zaman, o kaynayıp feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler.
8- Öfkesinin şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında, bek­çileri onlara sorar: «Size bir uyarıcı gelmedi mi?»
9- Onlar: «Evet» derler. «Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve «Allah hiç bir şey indirmedi, siz yalnızca büyük bir sapıklık içindesiniz» dedik.»
10- Ve derler ki: «Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin ehli arasında olmayacaktık.»
11- Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çıl­gınca yanan ateşin ehline (Allah'ın rahmetinden) uzaklık olsun!
12- Şüphesiz Rablerinden O'nu görmedikleri halde içleri titreyerek korkanlar (var ya), onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır.
13- Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
14- O, yarattığını bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
15- Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. O halde onun omuzlarında (üzerinde) yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Yeniden diriliş O'nadır.
16- Gökte olanın sizi yere geçilmeyeceğinden emin misiniz? Bir de bakmışsınız, o (yeryüzü) çal­kalanıp duruyor.
17- Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgâr göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde benim uyarmam nasılmış bilip öğreneceksiniz.
18- Şüphesiz kendilerinden öncekiler de yalanladı. Fakat beni İnkâr (etmelerine karşılık verdiğim azap) nasılmış, ha?
19- Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyor­lar mı? Onları Rahman'dan başkası (boş­lukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
20- Rahman'a karşı size yardım ede­cek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Küfre sapanlar kesin bir aldanış için­dedirler.
21- Eğer O, rızkını tutup kesecek ol­sa, sizin rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır! Onlar, bir azgınlık ve nefret için­de inatla direnmektedirler.
22- O halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yok­sa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı?
23- De ki: «Sizi inşa edip yaratan, size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?»
24- De ki: «Sizi yeryüzünde üretip türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz.»
25- Derler ki: «Eğer siz doğru söz­lüler iseniz, şu tehdit (ettiğiniz azap) ne zamanmış?»
26- De ki: «(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın kalındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıp korkutucuyum.»
27- Nihayet onu (azabı) pek yakında gördüklerinde, o kâfirlerin yüzleri kötüleşip kararır ve «İşte bu, sizin (ger­çekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir» denilir.
28- De ki: «Söyleyin bakayım; eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kâfirleri acıklı bir azaptan kurtaracak olan kimdir?»
29- De ki: «O (Allah) Rahman olandır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül et­tik. Artık siz kimin açıkça bir sapıklık içinde olduğunu pek yakında bilip öğ­reneceksiniz.»
30- De ki: «Söyleyin bakayım; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olur­sa, bu durumda kim size bir akarsu kay­nağı getirebilir?

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

68. Kalem Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 52 ayettir. «Nûn» suresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki «kalem» kelimesinden alır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Nûn. Kaleme ve (yazarların) satır satır yazdıklarına andolsun.
2- Ki sen, Rabbinin nimeti sayesinde cinlenmiş değilsin.
3- Gerçekten senin için kesintisi ol­mayan bir ecir vardır.
4- Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ah­lâk üzerindesin.
5- Artık yakında göreceksin ve onlar da görmüş olacaklar.
6- Sizden hanginiz cinlenip çıldır­mış?
7- Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını daha iyi bilendir ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
8- O halde yalanlayanlara itaat etme.
9- Onlar, senin kendilerine yaranıp onlarla uz­laşmanı arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlaşacaklardı.
10- İtaat etme yemin edip duran aşağılık kim­seye.
11- Alabildiğine ayıplayıp kötüleyene, söz getirip götürene
12- Hayrı engelleyene, saldırgana, olabildiğin­ce günahkâra
13- Kabaya, sonra da soysuza
14- Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye.
15- Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman, «(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır» diyene (sakın uyma).
16- Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
17- Şüphesiz biz o bağ sahiplerine bela ver­diğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bağı) mutlaka devşireceklerine dair and içmişler­di.
18- («Allah izin verirse» diye) Bir istisna da yap­mıyorlardı.
19- Derken, onlar uyuyorlarken Rabbin tarafından dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp kuşatıverdi.
20- Sonunda (bağ) devşirilmişe dönüverdi.
21- Nihayet sabah vakti birbirlerine seslen­diler.
22- «Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkın çıkın.»
23- Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler.
24- «Bugün sakın aranıza bir miskin sokulmasın.»
25- (Azabı değil, sadece yoksulları) Engel­lemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.
26- Ama onu görünce, «Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmış olmalıyız» dediler.
27- «Hayır, biz (her şeyden) yoksun bırakılmış olduk.»
28- (İçlerinde) Ilımlı olanı, «Ben size, «Neden Rabbinizi tesbih etmiyor­sunuz?» diye söylemedim mi?» dedi.
29- Dediler ki: «Rabbimiz münez­zehtir, gerçekten bizler zalim olanlarmışız.»
30- Ardından birbirine yönelerek kendilerini kınamaya başladılar.
31- «Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız» dediler.
32- «Belki Rabbimiz, onun yerine ondan daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz.»
33- İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; onlar bir bilseler!
34- Şüphe yok, takva sahibi olanlar için Rableri katında nimetlerle donatıl­mış cennetler vardır.
35- Öyleyse Müslümanları, suçlu günahkârlar gibi (eşit) kılar mıyız?
36- Size ne oluyor? Siz nasıl hüküm veriyorsunuz?
37- Yoksa sizin (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
38- Onda, «Beğendiğiniz her şey sizindir» (diye mi yazılı?).
39- Yoksa «Neye hükmederseniz o yerine getirilir» diye, kıyamete kadar geçerli olacak, size yeminle verilmiş sözümüz mü var?
40- Onlara sor: «Onlardan hangisi bunun (Müslümanlar ile suçluların eşitliğini gerçekleştirmenin) sorumluluğunu üst­lenecek?»
41- Yoksa onların ortakları mı var? O halde eğer doğru sözlü kimselerse, or­taklarını da getirsinler.
42- İşlerin son derece güçleşip paçaların tutuşacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
43- Gözleri yerde, kendilerini de bir zillet sarıp kuşatır. Oysa onlar, (daha ön­ce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
44- Artık bu sözü yalan sayanı sen bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaş­tıracağız.
45- Ben, onlara süre tanıyorum. Hiç şüphesiz benim düzenim (tedbirim) sapasağlamdır.
46- Yoksa sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun da onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
47- Yoksa gayb onların yanlarında da (gerekli hükümleri ondan alıp) yazıyorlar (ve sana da bir ihtiyaçları yok).
48- Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, içi hüzün dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
49- Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşıp yetişmeseydi, mutlaka kendisi yerilmiş bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
50- Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
51- Doğrusu küfre sapanlar zikri (Kur'an'ı) dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. «O delidir» diyorlardı.
52- Oysa o (Kur'an), âlemlere bir zikirden (hatırlatmadan) başka bir şey değildir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

69. Hakka Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 52 ayettir. Adını, ilk ayetindeki «el-hâkka» kelimesinden almıştır. «Hakka» kelimesine değişik manalar verilmiştir. «Hak» kökünden geldiği için, hepsinde hak ve hakikat manası vardır. Daha çok «kıyamet» manası verilmektedir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- O muhakkak gerçekleşecek olan (kıyamet sonunda gerçekleşecektir).
2- Nedir o muhakkak gerçekleşecek olan?
3- O gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir?
4- Semûd ve Ad, hırpalayıcı olanı (kıyameti) yalan saydılar.
5- Bu nedenle Semûd'a gelince, haddinden fazla (korkunç bir gürültü) ile yıkıma uğratıldılar.
6- Ad'a gelince, onlar da önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgârla yıkıma uğratıldı.
7- (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin onların üzerine Musallat etti. Böy­lece o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürdün.
8- Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüy­or musun?
9- Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile geldiler.
10- Böylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
11- Şüphesiz su taştığı zaman, o gemide biz sizi taşıdık.
12- Onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulaklar onu bellesin diye (taşıdık).
13- Artık sura tek bir üfürülüşle üfürüleceği
14- Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından da tek bir çarpma ile bir­birlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
15- İşte o gün, bir gerçek olan kıyamet artık gerçekleşmiş olur.
16- Gök yarılır, o gün çökmeye yüz tutmuş olur.
17- Melekler onun (göğün) etrafın-dadır. O gün, Rabbinin (ilim) arşını on­ların (varlıkların) üzerinde sekiz kimse yüklenir.
18- Siz o gün (hesap için) sunulursunuz; hiç bir sırrınız gizli kalmaz.
19- Artık kitabı sağ eline verilen kişi ise, «Alın, kitabımı okuyun!» der
20- «Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı biliyordum.»
21- Artık o, hoşnut bir yaşam için­dedir.
22- Yüksek bir cennette
23- Devşirilecekleri (meyveleri) pek yakındır.
24- «Geride kalan günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz.»
25- Kitabı sol eline verilen (var ya), o da der ki: «Bana keşke kitabım veril-meseydi!»
26- «Hesabımı da hiç bilmeseydim!»
27- «Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi!»
28- «Malım bana hiç bir yarar sağ­layamadı!»
29- «Güç ve kudretim de yok olup gitti!»
30- «Onu tutuklayın, hemen zincir­leyin!»
31- «Sonra onu çılgın alevlerin içine atın!»
32- «Daha sonra onu, uzunluğu yet­miş arşın olan bir zincire vurun!»
33- «Çünkü o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu.»
34- «Yoksula yemek vermeye destek­çi olmazdı.»
35- «Artık bugün, kendisine hiç bir dost yoktur.»
36- «İrin ve kandan başka bir yemek de yoktur.»
37- «Bunu da hata edenlerden baş­kası yemez.»
38- Hayır! Gördüklerinize yemin ederim.
39- Görmediklerinize de.
40- Ki hiç şüphesiz o (Kur'an), yüce bir elçinin kesin sözüdür.
41- O, bir şairin sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz?
42- Bir kâhinin de sözü değildir. Ne kadar az hatırlayıp kendinize geliyor­sunuz?
43- Âlemlerin Rabbinden bir indiril­medir.
44- Eğer o, bize karşı bazı sözleri uy­durup söylemiş olsaydı.
45- Muhakkak onu sağ elle (bütün gücümüzle), kıskıvrak yakalayıverirdik.
46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.
47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.
48- Çünkü o (Kur'an) takva sahipleri için bir hatırlatmadır.
49- Elbette biz, içinizde yalanlayan­ların bulunduğunu biliyoruz.
50- Gerçekten o (Kur'an), küfre sapan­lar için bir hasrettir (pişmanlıktır).
51- Ve şüphesiz o, kesin bir gerçektir.
52- Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

70. Mearic Suresi

(Kimi ayetleri Mekke'de ve kimi ayetleri de Medine'de nazil olmuştur ve 44 ayettir. Adını, üçüncü ayetindeki «el-meâric» kelimesinden almıştır. Meâric, «ma'rec» kelimesinin çoğulu olup «yükselme dereceleri» demektir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- İstekte bulunan biri, gerçek­leşecek olan bir azabı istedi.
(Allame Emini el-Gadir'de Ehl-i Sünnetten 30 kadar âlimin, kendi kitaplarında bu ayetin nüzul sebe­bini kaydettiklerini ve bu ayetin mü'minlerin Emiri Hz. Ali b. Ebi Talib'in (a.s) İslam Peygamberi (s.a.a) tarafından vasi ve halifesi olarak tayin edildikten son­ra nazil olduğunu itiraf ettiklerini kaydetmektedir. Şeyh'ul islam Himvini (Hanefi) Feraid'us Simteyn 13. Bab'da, İbn-i Sabbağ (Maliki), Fusul'ul Muhimme s.36'da, Şeblenci (Şafii), Nur'ul Ebsar s.78'de ve Al­lame Kabbisi, Hafız Ebi Ubeyd'il Herevi'nin tefsirin­den (Garib'ul Kur'an) naklen şöyle rivayet ediyor: «Hz. Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum günü Ali'nin (velayet ve imamet) hakkını duyurduktan sonra, Hars b. Nu'man-i Fihri adında biri Hz. Muhammed'e gel­erek şöyle dedi: «Ey Muhammedi Allah' ın birliğini ve senin Allah'ın resulü olduğunu, namaz kılmayı, oruç tutmayı, hacca gitmeyi, zekat vermeyi emrettin ve kabul ettik. Bunlardan razı değil misin ki şimdi de, «Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır» diy­erek amcan oğlu Ali'yi bizden üstün tutuyorsun? Bu senden mi yoksa Allah'tan mıdır?» Hz. Muhammed, «Vallahi bu emir Allah'tandır» diye buyurdu. Hars b. Nu'man-i Fihri ayrılırken şöyle dedi: «Ey Allah'ım! Eğer Muhammed doğru söylüyorsa, gök­yüzünden başımıza taş yağdır ya da bize elem verici bir azabı in­dir.» Hars b. Nu'man-i Fihri henüz kendi taifesine ulaşamadan Allah-u Teala gökyüzünden taş indirerek onu helak etti.»)
2- Küfre sapanlar için olan bu (azabı), geri çevirecek kimse yoktur.
3- (Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Al­lah'tandır.
4- Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir.
5- O halde güzel bir sabır ile sabret.
6- Çünkü gerçekten onlar, bunu (kıyameti) uzak görmektedirler.
7- Biz ise, onu pek yakın görmekteyiz.
8- (O azabın geleceği) O gün gök, maden eriyiği gibi olur.
9- Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengârenk yün gibi olur.
10- (Böyle bir günde) Hiç bir yakın dost, yakın bir dostu sormaz.
11- Onlar birbirlerine gösterilirler (ama kimse kimseyi sormaz). Bir suçlu günahkâr, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister.
12- Kendi eşini ve kardeşini
13- Ve onu barındıran aşiretini (soyunun hepsini) de.
14- Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de), sonra bir kurtulsa!
15- Hayır! (Böyle fidyeler kabul edilmez.) Doğrusu O (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir.
16- Başın derisini kavurup soyar.
17- Yüz çevirip arkasını döneni çağırır durur.
18- (Servet) Toplayıp (üst üste) yığmakta olanı
19- Şüphesiz insan, açgözlü ve tez canlı olarak yaratıldı.
20- Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman sızlanır durur.
21- Ona bir hayır dokunduğunda cimrilik eder.
22- Ancak namaz kılanlar hariç.
23- Ki onlar, namazlarında sürek­lidirler.
24- Ve onların mallarında belirli bir hak vardır.
25- Hem isteyen için, hem de is­temekten utanan yoksul için.
26- Onlar, din gününü de doğrularlar.
27- Onlar, Rablerinin azabına karşı bir korku duymaktadırlar.
28- Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.
29- Onlar, ırzlarını korurlar.
30- Ancak kendi eşleri ya da sağ el­lerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.
31- Fakat bunun ötesini arayanlar, ar­tık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
32- (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri söze (harfiyen) riayet edenlerdir.
33- Şahitliklerinde de dosdoğru dav­rananlardır.
34- Namazlarını (titizlikle) koruyanlar­dır.
35- İşte onlar, cennetler içinde ağır­lananlardır.
36- Şimdi küfre sapanlara ne oluyor da etrafında gözlerini sana doğru dikip bakıyorlar.
37- Sağ yandan ve sol yandan grup­lar halinde.
38- Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor?
39- Hayır, doğrusu biz onları bildik­leri şeyden yarattık.
40- Artık doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki biz gerçekten güç yetirenleriz.
(Burada, Allah Teâlâ, kendi zatı üzerine yemin etmektedir, «Doğuların ve batıların» tabiri, güneşin, senenin her günü başka bir açıdan ve yeryüzünde değişik kısımlarda doğup battığını ifade eder. Bu yüzden doğu batı tek değildir, bir­çok doğu ve batı vardır Öte yandan kuzey ve güney gibi doğu ve batı da bir yön tarif eder. Bu yüzden Şuara/ 78. ayette ve Müzzemmil/ 119. ayette «Doğunun ve batının Rabbi» denilmektedir. Diğer bir yönden de bakıldığında yeryüzünde iki doğu ve iki batı vardır. Çünkü yeryüzünün bir yarı küresin­de güneş doğarken, diğer bir yarı kürede güneş batar. Bu yüzden Rahman Suresi 17. ayette «İki doğunun ve iki batının Rabbi» denilmektedir)
41- Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirip değiştirmeye (biz gerçekten güç yetirenleriz). Üstelik bizim önümüze geçilemez.
42- O halde sen, kendilerine vaat edilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp oynasınlar, oyalansınlar.
43- Kabirlerinden koşarcasına çıkacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye (hedefe) yönelmiş gibidirler.
44- Gözleri yerde, kendilerini baştan aşağı bir zillet kaplamış durumdadır. İş­te kendilerine vaat edilen gün, o gündür.

KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

71. Nuh Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 28 ayettir. Hz. Nuh'un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sure bu ismi almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Hiç şüphesiz biz Nuh'u, Ken­dilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyarıp korkut diye kendi kav­mine (peygamber olarak) gönderdik.
2- O da dedi ki: «Ey kavmim! Şüp­hesiz ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıp korkutucuyum.»
3- Allah'a kulluk edin, O'ndan kor­kup sakının ve bana itaat edin.
4- «Böylece bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız!
5- Dedi ki: «Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.»
6- «Fakat benim davet etmem, (onlar için) kaçış­tan başkasını arttırmadı.»
7- «Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulak­larına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, diret­tiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.»
8- «Sonra ben onları yüksek sesle davet ettim.»
9- «Sonra onlara açıktan açığa ve gizliden giz­liye bildirdim.»
10- «Bundan böyle» dedim, «Rabbinizden mağ­firet isteyin, çünkü gerçekten O, çok bağışlayan­dır.»
11- Böylece üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.»
12- «Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar bahçeler versin, ırmaklar da versin.»
13- «Size ne oluyor da Allah'ın azamet sahibi olduğunu ummuyorsunuz?»
14- «Oysa O, sizi gerçekten farklı şekillerde yaratmıştır.»
15- «Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?»
16- «Ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.»
17- «Allah, sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.»
18- «Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (yeniden) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır.»
19- «Allah, yeri sizin için bir sergi kıldı.»
20- «Böylelikle geniş yollarında gezip dolaşırsınız diye.»
21- Nuh, «Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları ken­disine hüsrandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular» dedi.
22- «Ve büyük mü büyük hileli düzenler kurdular.»
23- (İnsanlara,) «Sakın ilahlarınızı bırakmayın; Vedd, Suva', Yağus, Yeuk ve Nesr'den asla vazgeçmeyin» dediler.
(Vedd: Kudaa kabilesinin bir kolu olan Beni Kalüb bin Vebure'nin ilahı idi. Onlar bu ilahları için Dumet-el-Cendel denilen yerde bir tapınak inşa etmişlerdi. Bu put iri yarı gövdeli bir erkek şeklinde idi
Suva: Huzeyl kabilesinin tanrıçasıydı, bir kadın şeklindeydi. Yanbu'ya yakın Ruhat denilen yer dolaylarında bunun tapınağı bulunmaktaydı.
Yeğus: Tay kabilesinin ve bu kabilenin bir şubesi olan Enum ve Mezhic'in bazı kollarının ilahı idi. Mezhiçliler Yemen ve Hicaz arasındaki Cürş denilen bir yerde bu putu dikmişlerdi. Dişi bir aslan biçimindeydi.
Yeûk: Yemen'in Hemdan bölgesinde Hemdan kabilesinin bir kolu olan Heyvan'ın mabuduydu, at şeklindeydi.
Nesr: Himyer bölgesinde, Himyer kabilesinin bir kolu olan Al-i zul-Kulâ'nın mabudu idi. Belühe makamındaki bu put bir akbaba şeklindeydi.)
24- «Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.»
25- Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiç bir yar­dımcı bulamadılar.
26- Nuh «Rabbim! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma» dedi.
27- «Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırır­lar ve onlar, kötülükte sınırı aşan kâfir­den başkasını doğurmazlar.»
28- «Rabbim! Beni, annemi babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağış­la. Zalimlere de yıkımdan başkasını art­tırma»


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

72. Cin Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 28 ayettir. Cin­lerin Kur'an dinleyip hidayete geldikleri anlatıl­dığından, sure bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice'yi kaybettikten sonra Taife gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttır­mış bulunuyorlardı. İşte Tâif dönüşünde nazil olarak Resul-i Ekrem 'e teselli veren bu sure, yal­nız insanların değil, cinlerin de Kur'an'a tâbi ol­duklarını bildiriyor, İslâm'ın ileride zafere erişeceğini müjdeliyordu.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- De ki: «Şüphesiz bana, cinlerden bir grubun (Kur'an) dinleyip de «Doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur'an din­ledik» dedikleri, vahyedildi.»
2- (O cinler dediler ki:) «O (Kur'an), kemale hidayet eder. Bu yüzden biz ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.»
3- «Elbette, bizim Rabbimizin şanı yücedir. O, ne eş edinmiştir, ne de bir çocuk!»
4- «Doğrusu şu bizim beyinsizimiz, Allah'a karşı haddi olmayan bir sürü saçma şeyler söylemiş.»
(Burada cinler aralarındaki aptallardan işit­tikleri Allah'ın ortağı olduğu, eşi ve çocukları ol­duğu yolundaki asılsız iddialardan söz ediyorlar. Onlar dinledikleri Kur'an'ın ışığı altında bu tür sözlerin saçma olduğunu kesinlikle anlamışlardır. Öyleyse bu tür sözleri söylemiş olanlar bilgiden ve akıldan yoksun aptallardır. Peki, vaktiyle bu beyinsizlerin bu tür sözlerini niçin onaylamışlar­dı? Çünkü insan olsun, cin olsun, hiç kimsenin yüce Allah hakkında yalan söyleyebileceği akıl­larının ucundan geçmiyordu. Başka bir deyimle onlara göre bir kimsenin Allah hakkında yalan konuşma cüretini göstermesi son derece müthiş ve ağır bir suçtu. Bu yüzden aralarındaki aptallar onlara «Allah'ın eşi, çocukları ve ortakları var» deyince bu sözlere inanmışlardı. Çünkü o beyin­sizlerin Allah'a iftira edebileceklerini düşünemiyorlardı.)
5- «Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyecek­lerini sanmıştık.»
6- «Birtakım insanlar birtakım cin­lere sığınırlar ve cinler de onların sapık­lıklarını arttırır durur.»
7- «Ve onlar (insanlar), sizin (cinlerin) sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlar­dır.»
8- «Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu, güçlü koruyucular ve akanyıldızlarla dol­durulmuş bulduk.»
9- «Oysa gerçekten biz, dinlemek için onun (göklerin) oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir akanyıldız bulur.»
10- «Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için bir hayır mı diledi?»
11- «Şüphesiz bizden salih olanlar da vardır ve bizden böyle (salih) olmayanlar da. Biz, türlü türlü yollara ayrılmışız.»
12- «Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiç bir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.»
13- «Elbette biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksız­lığa uğrayacağından.»
14- «Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da. İşte (Allah'a) teslim olanlar, gerçekte kemali arayan kimselerdir.»
15- Hak yoldan sapanlar ise, onlar da cehen­nem için odun olmuşlardır.
16- Eğer onlar (insanlar ve cinler hak) yol üzerinde dosdoğru bir istikamet tuttursalardı, mutlaka biz onları bol miktarda su ile suvarırdık.
(Burada suyun sağanak halde olması, nimetlerin bol­luğuna kinaye olarak kullanılmıştır. Çünkü belirli bir yere yer­leşmek orada su varsa olur. Eğer su olmazsa zaten hayat devam edemez, hiçbir temel ihtiyaç kolayca elde edilemez ve herhangi bir işlem gerçekleşemez.)
17- Onları bu hususta imtihan edelim (diye bol miktarda su ile suvarırdık). Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Allah,) onu şiddetli bir azaba sürük­ler.
18- Şüphesiz mescitler, Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiçbir şeye yakarmayın.
(Ehl-i Beyt rivayetlerine göre «mescitler» ifadesinden maksat; secde halinde yere temas eden yedi organdır. Bu yorum esasınca ayetin manası şudur: «İnsanın bütün organlarını Allah yaratmıştır. O halde insan asla bu organlar ile Al­lah'tan başkasına secde etmemelidir»)
19- Allah'ın kulu (Muhammed), Rabbine yakarmaya durunca, müşrikler (alay etmek için) toplanıp doluşurlardı.
20- De ki: «Ben gerçekten yalnızca Rabbime yakarıyorum ve O'na hiç kim­seyi (ve hiç bir şeyi) ortak koşmuyorum.»
21- De ki: «Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar ve ne de bir yarar sağ­layabilirim.»
22- De ki: «Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla barındıramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam.»
23- «Yalnızca Allah'tan (gelen hüküm­leri) tebliğ etmek ve mesajlarını iletmek dışında (bir sığınak bulamam). Kim Allah'a ve O'nun Resulüne isyan ederse, içinde sonsuz ve temelli kalacakları cehennem ateşi vardır.
24- Sonunda onlar, kendilerine vaat edileni gördükleri zaman, yardımcı ol­mak bakımından kim daha zayıfmış ve sayı bakımından kim daha azmış artık öğrenmiş olacaklardır.
25- De ki: «Size vaat edilen (azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için bir süre mi belirlemiştir, bilemiyorum?»
26- O, gaybı bilendir. Kendi gaybına hiç kimseyi egemen kılmaz.
27- Ancak elçileri içinde razı olduğu başka. Çünkü O, bunun (elçinin) önüne ve arkasına gözcüler koyar.
(Burada gözcülerden kasıt meleklerdir. Yani, Allah (c.c) vahiy vasıtasıyla gayb ilmini Resulullah'a gönderdiği zaman tam olarak Resul'e ulaş­ması ve kimsenin ona dokunmaması için her taraf­tan melekler onu muhafaza altına alırlar.)
28- Rablerinin gönderdiklerini hak­kıyla ulaştırmış olduklarını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve her şeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye (pey­gamberlere gözcüler tayin etmiştir).


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

73. Müzzemmil Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 20 ayettir. Sure, adını, ilk ayetindeki «el-müzzemmil» kelimesinden almıştır. «Müzemmil» örtünüp bürünen demektir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey örtüsüne bürünen!
2- Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk.
3- (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan (yarısından) da biraz eksilt.
4- Veya (yarının) üzerine ilave et. Ve Kur'an'ı da tertil üzere (manasını düşünerek ve doğru bir şekilde) oku.
5- Şüphesiz biz senin üzerine olduk­ça ağır bir söz (Kur'an) ilka edeceğiz.
6- Doğrusu uyanmak (ibadet dünyasına) adım atmak bakımından daha metanetli, söz bakımından da daha tutarlıdır.
7- Çünkü gündüz, senin için uzun (iş­lerde) yüzüşler (uğraşlar) vardır.
8- Rabbinin ismini zikret ve her şey­den kendini çekerek yalnızca O'na yönel.
9- (Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. O halde (yalnızca) O'nu vekil tut.
10- Onların söylediklerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tar­zıyla kopup ayrıl.
11- Yalanlamakta olan nimet sahip­lerini sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı.
12- Çünkü bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır.
13- Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azap da vardır.
14- O gün, yeryüzü ve dağlar titremeye tutulur ve dağlar göçüveren bir kum yığını olur.
15- Hiç şüphesiz biz Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de üzerinize şahit olacak bir peygamber gönderdik.
16- Fakat Firavun peygambere isyan etti, biz de onu çok ağır bir tarzda (azapla) yakalayıverdik.
17- Eğer küfredecek olursanız, çocukların saç­larını ağartan bir günde, siz kendinizi nasıl koruyacaksınız?
18- O günün dehşetinden gökler parçalanır. Al­lah'ın sözü kesinlikle yerine gelir.
19- Şüphesiz bu bir hatırlatmadır. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.
20- Senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (iba­detle) geçirdiğini Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bu­nu sayamayacağınızı (bütün gece ibadet edemeyeceğini­zi) bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. O, içinizden hastaların olacağını, diğer bir kısmının Allah'ın lütfünden bir rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecekle­rini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışa­caklarını bilmektedir. O halde Kur'an'dan kolayı­nıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulursunuz. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Al­lah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.