KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

56.Vakıa Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 96 ayettir. Adını ilk ayetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden «vakıa» kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Vakıa (tartışmasız bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
2- Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.
3- O aşağılatıcı, yücelticidir.
4- Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıl­dığı.
5- Ve dağlar darmadağın olup ufalan­dığı.
6- Derken toz duman halinde dağılıp savrulduğu.
7- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.
8- (Birinci sınıf) Defterleri sağdan verilenler; nedir defterleri sağdan verilenler?
9- (İkinci sınıf) Defterleri soldan verilenler; nedir defterleri soldan verilenler?
10- (Üçüncü sınıf ise, iman ve amelde) Öne geçenler (olup onlar Allah'ın rahmet ve cennetine doğru) Öne geçen­lerdir.
11- İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.
12- Nimetlerle donatılmış cennetler içinde.
13- Birçoğu öncekilerden.
14- Birazı da sonrakilerden
15- Özenle mücevherlerden işlenmiş tahtlar üzerindeler.
16- Üstlerinde karşılıklı olarak dayanıp yaslan­mışlardır.
17- Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır.
18- Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.
19- Bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de akıllan giderilir.
20- Arzulayıp seçecekleri meyveler.
21- Canlarının çektiği kuş eti
22- Ve iri gözlü beyaz tenliler.
23- Sanki (sedefte) saklı inciler gibi.
24- Yapmakta olduklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur).
25- Orada, ne saçma ve boş bir söz işitirler, ne de kimseye günah isnat edilir.
26- Yalnızca bir söz (işitirler:) Selam, selam!
27- Defterleri sağdan verilenler; nedir defterleri sağdan verilenler?
28- Onlar dikensiz sedir ağaçları yanındadırlar.
29- Üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları yanında.
30- Yayılıp uzanmış gölgelerde.
31- Durmaksızın akan suda
32- Ve (daha) birçok meyveler arasın­da.
33- Kesilip eksilmeyen ve yasaklan­mayan (meyveler)
34- Yüceltilmiş eşler.
35- Şüphesiz biz onları özel bir yaratışla yarattık.
36- Onları hep bakireler olarak kıl­dık.
37- Eşlerine âşık ve onlarla yaşıt
38- Defterleri sağdan verilenler için.
39- (Bunların) Birçoğu geçmişlerden
40- Birçoğu da sonrakilerdendir.
41- Defterleri soldan verilenler. Nedir defterleri soldan verilenler?
42- İliklere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su içindedirler.
43- Ve kapkara dumandan bir göl­gede
44- Ne serindir, ne de faydalı.
45- Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
46- Onlar, büyük günah üzerinde ıs­rarlı davrananlardı.
47- «Biz gerçekten de öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı diriltilecekmişiz?» derlerdi.
48- «Önceden gelip geçmiş babalarımız da mı?»
49- De ki: «Şüphesiz, öncekiler de sonrakiler de...»
50- «Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır.»
51- Sonra gerçekten siz, ey sapık yalancılar!
52- Hiç şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
53- Böylece karınları ondan dol­duracaksınız.
54- Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
55- Üstelik içtikçe susayan hasta develerin içişi gibi içeceksiniz.
56- İşte bu, onların din (hesap) günün­deki şölenleridir.
57- Sizleri biz yarattık, neden onay­lamıyorsunuz?
58- Şimdi (rahimlere) dökmekte ol­duğunuz meniyi görüyor musunuz?
59- Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı biz miyiz?
60- Sizin aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değil­dir.
61- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip değiştirme ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde inşa etme hususunda.
62- Şüphesiz ilk yaratılışı bildiniz; ama hatırlayıp kendinize gelmeniz gerekmez mi?
63- Şimdi ekmekte olduğunuzu gör­dünüz mü?
64- Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
65- Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız.
66- «Doğrusu biz çok ziyandayız (diye sızlanırdınız ).»
67- «Hayır, biz büsbütün (rızıktan) mahrum kılınmışlarız.»
68- Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?
69- Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz?
70- Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; neden şükretmiyorsunuz?
71- Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
72- Onun ağacını sizler mi inşa edip yarattınız, yoksa onu inşa edip yaratanlar biz miyiz?
73- Biz onu hem bir hatırlatma (konusu)\ hem de ihtiyacı olanlara bir geçimlik kıldık.
74- O halde büyük Rabbinin ismiyle tesbih et.
75- Hayır, yıldızların yörüngelerine yemin ederim ki.
76- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
77- Ki hiç tartışmasız bu, yüce Kur'an'dır.
78- Saklanıp korunmuş bir kitaptadır.
79- Ona, temizlenip arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
80- Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.
81- Şimdi siz bu sözü mü (Kur'an-ı mı) önemsemeyip küçümsüyorsunuz?
82- Yalanlamanızı (Kur'an'dan tek) rızkınız mı edindiniz?
83- O halde can boğaza gelip dayandığında.
84- O sırada siz (sadece) bakıp durursunuz.
85- Biz ona sizden daha yakınız; ancak siz gör­mezsiniz.
86- O zaman, eğer siz ceza görmeyecek iseniz.
87- Eğer doğru sözlüler iseniz, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!
88- Ama eğer o (ölecek kişi), yakın kılınanlardan ise.
89- Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onun­dur).
90- Ve eğer defteri sağdan verilecek­lerden ise.
91- Defterlerini sağdan alanlardan selâm olsun sana.
92- Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.
93- Artık (onun için de) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
94- Ve çılgınca yanan ateşe atılma da.
95- Hiç şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir.
Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.



KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


57.Hadid Suresi

(Arapça'da demir anlamına gelen «hadid» kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sure Medine'de nazil olmuş­tur ve 29 ayettir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
2- Göklerin ve yerin mülkü O'nun­dur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.
3- O, evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.
4- Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da egemenlik tahtına kurulan O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Siz, her nerede iseniz, O sizinle beraberdir. Allah, yap­makta olduklarınızı görendir.
5- Göklerin ve yerin mülkü O'nun­dur. (Sonunda bütün) İşler Allah'a dön­dürülür.
6- Geceyi gündüze sokar, gündüzü geceye sokar. O, göğüslerin özünde (sak­lı) olanı bilendir.
7- Allah'a ve Resulü'ne iman edin. Sizi varis kıldığı şeylerden sarf edin. Artık sizden kim iman edip infak eder­se, onlar için büyük bir ecir vardır.
8- Size ne oluyor da Resul sizi Rabbinize iman etmeye çağırıp dururken Allah'a iman etmiyorsunuz? Eğer mü’min iseniz O sizden kesin bir söz al­mıştı!
9- Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Al­lah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyen­dir.
10- Size ne oluyor da Allah yolunda infak et­miyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Al­lah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı vaat et­miştir. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
11- Allah'a güzel bir borç verecek olan kim­dir? Artık Allah, bunu kendisi için kat kat arttırır. Onun için yüce bir ecir vardır.
12- Mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nur­ları önlerinde ve sağlarında koşar iken gör­düğünüz gün (onlara), «Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetlerdir» denir. İşte büyük kurtuluş budur.
13- O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman etmekte olanlara derler ki: «(Ne olur) Bize bir göz atın, sizin nurunuzdan birazcık alıp yararlanalım.» Onlara, «Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp bulmaya çalışın» denilir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir; onun iç (batın) tarafında rahmet, dış (zahir) tarafından ise azap vardır.
14- Onlara (münafıklar şöyle) seslenirler: «Biz siz­lerle birlikte değil miydik?» Onlar, «Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, gözetip beklediniz, kuşkulara kapıl­dınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu» derler.
15- Artık bugün ne sizden, ne de o küfre sapanlardan fidye alınmaz. Barın­ma yeriniz ateştir, sizin mevlanız odur; o pek de kötü bir gidiş yeridir.
16- İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalp­lerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. On­lardan çoğu da fasık olanlardı.
17- İyi bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat ver­mektedir. Şüphesiz biz, belki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açık­ladık.
18- Şüphesiz sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler (var ya), onlar için kat kat arttırılır ve yüce ecir de onların­dır.
19- Allah'a ve peygamberlerine iman edenler (var ya), işte onlar, Rableri katın­da doğrular ve şahitlerdir. Onların hem mükâfatları, hem de nurları vardır. Küf­re sapıp da ayetlerimizi yalanlayanlar (var ya), onlar da cehennem ehlidir.
20- İyi bilin ki dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmak­tan ibarettir. Bu; yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır; Allah'ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır. Dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.
21- Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamberine iman edenler için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
22- Yeryüzüne ve nefsinize isabet edip de biz (daha) kendisini yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmayan her­ hangi bir musibet yoktur. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.
(Buna göre gerek yeryüzünde gerek insanın kendisinde, hatta bu ayetin indiği günkü ilk muhataplarının kişiliklerinde meydana gelen her iyi ve kötü olay yeryüzünde ve insanlarda henüz meydana gelmeden önce, henüz somut biçimi ile ortaya çıkmadan önce yüce Allah'ın katında bulunan «ezeli» bir kitapta kayıtlıdır. «İyi ve kötü olay» dedik; çünkü ayetin orijinalindeki musibet sözcüğü, sözcük anlamı ile geneldir, hem iyi, hem de kötü hadiseler için kullanılabilir.)
23- (Bu dünyevi musibetler) Elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız (diyedir). Al­lah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
24- Onlar, cimrilik ederler ve insanlara da cim­riliği emrederler. Her kim yüz çevirirse, artık şüp­hesiz Allah, hiç bir şeye muhtaç olmayandır ve övülmeye layık olan O'dur.
25- Şüphesiz biz peygamberlerimizi açık delil­lerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getir­meleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indir­dik. Biz kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın, kendisine ve peygamberlerine gör­meden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüp­hesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
26- Şüphesiz biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soy­larında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlar­dır.
27- Sonra onların izleri üzerinde peygamber­lerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. Türettikleri ruhbanlığı ise, biz onlara yazmadık. An­cak Allah'ın rızasını aramak için (türet­tiler), ama buna da gerektiği gibi uy­madılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan bir­çoğu da fasık olanlardır.
28- Ey iman edenler! Allah'tan sakınıp korkun ve O'nun Resulüne iman edin de size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz (yaşamınızı sürdüreceğiniz) bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
29- Böylece kitap ehli olanlar, mü’minlerin Allah'ın lütfünden hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini zannet­mesinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elin­dedir, onu dilediğine bahşeder. Allah, büyük lütuf sahibidir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


58.Mücadele Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 22 ayettir. Adını, ilk ayetinde geçen «tucâdilu» kelimesinden alır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, aranızda geçen konuşmaları işitiyordu. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
2- Sizden kadınlarına ziharda bulunanlar (bilsinler ki kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz on­lar, çirkin ve yalan söz söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok affeden, çok bağışlayandır.
(«Zihâr», sırt anlamına gelen «zahr» kelimesinden türetilen bir kelimedir. Anlamı, «sırtlaşma, sırtını sırtına benzetme» demektir. Terim olarak erkeğin, karısına, «Sen bana anamın sırtı gibisin» diyerek, onun kendine haram olduğunu, yani onu boşadığım bildirmesi demektir. Cahil iye t devrinde erkekler eşlerini bu yolla da boşarlardı ve bu, dönüşü olmayan bir boşama türü olduğun­dan, bununla kadınları mağdur etmiş oluyorlardı. İslâm bunu kaldırdı ve eşini «zihâr» yoluyla boşamayı, dönüşü olmayan bir boşama olmaktan çıkardı.)
3- Kadınlarına ziharda bulunanlar, sonra da söylediklerinden geri dönen­lerin, birbirleriyle temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları gerekir. İşte size bununla öğüt verilmek­tedir. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
4- Ancak bunu bulamayanlar (için de) birbir­leriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki ay oruç (yüklenmiştir), buna da güç yetiremeyenler altmış yoksulu doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun Resulüne (kesin bir şekilde) iman etmeniz içindir. Bunlar, Allah'ın sınırlandır. Küfre sapanlar içinse acı bir azap vardır.
5- Gerçekten Allah'a ve Resulüne karşı baş-kaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz apaçık ayetler in­dirdik. Küfre sapanlar için küçültücü bir azap var­dır.
6- Allah, onların hepsini dirilteceği gün, onlara neler yapmakta olduklarını haber verecektir. Al­lah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır, onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, her şeye şahit olandır.
7- Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mut­laka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bun­dan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yapmakta ol­duklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Hiç şüphe yok Allah, her şeyi bilendir.
8- Gizli konuşmaktan men edilip de sonra men edildikleri şeye dönenleri ve günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelmeyi (aralarında) fısıldaşmak­ta olanları görmüyor musun? Onlar sana geldik­leri zaman, seni Allah'ın selâmlamadığı biçimde selâmlıyorlar ve kendi kendilerine, «Söylemekte olduklarımız dolayısıyla Allah bize azap etse ya!» diyorlar. Onlara cehennem yeter, oraya gireceklerdir. Evet, o pek de kötü bir gidiş yeridir.
(Birçok rivayette anlatıldığı gibi bu, Yahudi ve münafıkların ortak tavrı idi. Onlar Hz. Pey­gamber'in (s.a.a) yanına geldiklerinde «es-Samu aleyke (Ölüm olsun üzerine) Ya Ebe'l Kasım» diyorlar ve böylelikle «es-Selâmu aleyke»nin telaffuzunu bozarak bunu işiten kimselerin ken­dilerinin selam verdiğini zannetmelerine neden oluyorlardı.)
9- Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve peygambere karşı isyanı fısıldaşıp konuşmayın; iyiliği ve takvayı konuşun ve kendi huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakınıp korkun.
10- Şüphesiz gizli konuşmalar iman etmekte olanları üzüntüye düşürmek için ancak şeytandandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o (şeytan), onlara hiç bir şeyle zarar verecek değildir. O halde müminler, yalnızca Allah'a tevekkül et­sinler.
11- Ey iman edenler! Size meclisler­de, «Yer açın» dendiği zaman, siz de yer açın da Allah da size genişlik versin. Size, «Kalkın» denildiği zaman da kal­kın da Allah, sizden iman etmekte olan­ları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yapmakta olduklarınızı haber alandır.
12- Ey iman edenler! Peygambere gizli bir şey arz edeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkân) bulamaz­sanız, artık şüphesiz Allah, çok bağış­layandır, çok esirgeyendir.
(Hz. Peygamber (s.a.a) kendisiyle özel görüş­mek isteyen hiç kimseyi geri çevirmezdi. Bu yüz­den de dileyen gelir, kendisiyle özel görüşme talebinde bulunurdu. Hatta kendisine, özel görüş­meye değmeyecek şeyler sorarlardı. Üstelik o günler tüm Arabistan'ın Medine'ye karşı savaş durumunda olduğu bir dönemdi. Bazen biri gel­erek, Hz. Peygamber'e (s.a.a) fısıltılı bir şekilde konuşur ve bu konuşmanın hemen ardından şey­tan, «Bu adam filan kabilenin hücum edeceği haberini getirmiş» şeklinde Müslümanlar arasına dedikodular yayardı. Böylece Medine'nin her tarafında asılsız haberler dolaşmaya başlamıştı. Öte yandan münafıklar bu hadiseleri fitne çıkar­mak için istismar ederken, «Muhammed duyduğu her şeye inanır» diyorlardı, işte bu nedenlerden ötürü, Allah Teâlâ, bu ayeti indirerek, gizli konuş­madan önce sadaka verilmesini emretti.)
13- Gizli konuşmanızdan önce sada­ka vermenizden ürküntü mü duydunuz (da yapmadınız). Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre, artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a ve O'nun Resulüne itaat edin. Allah, yapmakta olduklarınızdan haber­dar olandır.
14- Allah'ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi veli edinmekte olan­ları görmedin mi? Onlar, ne sizdendir­ler, ne de onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin etmektedirler.
15- Allah, onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Doğrusu onların yapmak­ta oldukları pek de kötüdür.
16- Onlar, yeminlerini bir siper edin­diler, böylece Allah'ın yolundan alıkoy­dular. Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
17- Ne malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı hiç bir şeyle bir yarar sağ­layamaz. Onlar, ateş ehlidir, içinde ebedi olarak kalıcıdırlar.
18- Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin ederler ve kendilerinin bir şey üzerinde olduklarını sanır­lar. Dikkat edin; gerçekten onlar yalan söyleyen­lerin ta kendileridir.
19- Şeytan onları sarıp kuşatmıştır da onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şey­tanın taraftarlarıdır. Dikkat edin; şüphesiz şey­tanın taraftarları, hüsrana uğrayanların ta ken­dileridir.
20- Allah'a ve Resulüne karşı başkaldıranlar (var ya), işte onlar, kesinlikle en çok zillete düşen­ler arasında olanlardır.
21- Allah, Şüphesiz ben galip geleceğim ve peygamberlerim de diye yazmıştır. Doğrusu Al­lah kuvvetlidir, güçlüdür.
22- Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kav­min; babaları, oğulları, kardeşleri yahut ak­rabaları da olsa, Allah'a ve Peygamberine düş­man olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları katın­dan bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraf­tarlarıdır. Muhakkak başarıya ulaşacak olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


59.Haşr Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 24 ayettir. 2-7. ayetlerinde Yahudi kabilelerinden Nadir oğul­larının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmektedir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.
2- Kitap ehlinden küfre sapanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Al­lah'tan koruyacağını sanmışlardı. Böy­lece Allah da onlara hesaba katmadık­ları bir yönden geldi ve yüreklerine kor­ku salıverdi de evlerini kendi elleriyle ve mü’minlerin elleriyle tahrip ettiler. Artık ey basiret sahipleri! İbret alın.
3- Eğer Allah, onlara sürgünü yaz­mamış olsaydı, muhakkak onlara (yine) dünyada azap ederdi. Ahirette ise onlar için ateş azabı vardır.
4- Bu, onların Allah'a ve O'nun Resulüne karşı başkaldırıp ayrılık çıkarmaları dolayısıyladır. Kim Allah'a karşı başkaldırıp ayrılık çıkarırsa, muhakkak Allah, cezası pek şiddetli olandır.
5- Hurma ağaçlarından her neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik neyi bırakmış­sanız, (bu) Allah'ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.
(Allah bu ifadeyle, kendi elleriyle uzun bir sürede yetiştirdikleri ve sahibi oldukları ağaçları keserek veya kesmeyerek onları zelil ettiğini kastetmektedir. O ağaç­lar gözleri önünde kesilirken, onların buna engel olabilme gücü yoktu. Oysa sıradan bir çiftçi veya bağ-bahçe sahibi bile bir başkasının kendi tarlasına el uzatmasına tahammül edemeyip, o kimseyi engellemek için canını dahi feda eder. Engelleyemezse bile, bunu aşırı derecede zillet ve zaaf olarak niteler. Ancak bura­da söz konusu olan, asırlardır o toprakların sahibi olan güçlü bir kabiledir. Onlar, komşuları bağlarına hücum edip, ağaçlarını keserlerken, çaresizlik içinde bakıyorlar ve ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Bu olaydan sonra onlar Medine'den çıkmasaydılar dahi, hiçbir şeref ve haysiyetleri olmayacaktı. Ağaçların kesilmemesi ile onların zillete düşmeleri arasında ne gibi bir ilişkinin bulunduğuna gelince onlar Medine 'yi terk ederken, Müslümanların ellerine geçen bağlarına ve ağaçlarına hasret ile bakıyorlardı. Eğer güç bul­salar Müslümanların eline geçmemesi için sağlam bir ağaç bile bırakmazlardı. Fakat çaresizlik içinde ve hasretle bağlarına bakarak, onları geride bıraktılar.)
6- Onların mallarından, Allah'ın pey­gamberine geri çevirdiği şeyler (fey) için
siz ne at ve ne de deve sürdünüz; ancak Allah, kendi elçilerini dilediklerinin üs­tüne egemen kılar. Allah, her şeye güç yetirendir.
7- Allah'ın o (fethedilen) şehir halkın­dan Peygamber'ine verdiği fey, Allah'a, Peygamber'e, onunla yakınlık sahip­lerine, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Böylece (bu mallar) siz­den zengin olanlar arasında dönüp dolaşan bir servet olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Al­lah'tan sakınıp korkun. Şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
(Bu ayette birinci hissenin Allah ve Resulü'ne ait olduğu vurgulanmıştır. Hz. Peygamber'in (s.a.a) bu konuda nasıl davrandığını Malik bin Evs bin el-Hadsan, bizzat Ömer'den şöyle rivayet etmiştir: «Hz. Pey­gamber (s.a.a) feyden kendisi ve ailesi için nafaka alıyor, geri kalanını da silah ve binek hayvanları için harcıyordu.» (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, Neseî, Tirmizi) Ama ne yazık ki Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra, ayete muhalefet edilircesine tüm fey beytülmale intikal etmiştir.
ikinci hisse akrabalar içindir. Yani Hz. Peygam­ber'in (s.a.a) akrabalarına (Beni Haşim ve Beni Muttalib'e) aittir. Ancak Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra ne yazık ki bu da müstakil bir hisse olarak bırakılmadı. Diğer fakirler, yetimler, yolcular, Beni Haşim ve Beni Muttalib'in muhtaçları eşit tutuldu. Oysa Beni Haşim ve Beni Mattalib'ten muhtaç olanların hakkı, diğer muhtaç Müslümanlarınkinden önemlidir; zira onların zekâttan payları yoktur.
İbn-i Abbas'tan rivayet olunduğuna göre, ilk üç halife dönemlerinde bu iki hisse yürürlükten kaldırıl­mıştır. Sadece diğer üç hisse sahipleri, yani fakirler, yetimler ve yolda kalmışlar feyden pay almaya hak sahibi görülmüşlerdir. Yani diğer muhtaçlara verilirken, ayette belirtilmiş olmasına rağmen Peygamber'in akrabaların­dan muhtaç olanlar ilahi haklarından mahrum bırakılmıştır. Ata bin Sahib'in rivayet ettiğine göre Halife Ömer bin Abdülaziz, kendi hal­ifeliği zamanında Hz. Peygamber'in (s.a.a) ve akrabalarının his­sesini, Beni Haşim'e geri vermiştir. Şimdi Kur'an'daki bu apaçık ayete rağmen ilk halifelerin neden ve hangi esaslar üzere Peygam­ber'in akrabalarını bu ilahi haktan mahrum kıldığını en azından sorgulamak gerekmez mi?)
8- (Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) Yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygam­ber'ine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.
9- Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazır­layıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, ken­dilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, kurtuluş bulanlardır.
10- Bir de onlardan sonra gelenler derler ki: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman et­miş olanlara karşı bir kin bırakma. Rabbimiz! Gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.»
11- Münafıkların kitap ehlinden küfre sapan kardeşlerine, «Şüphesiz eğer siz (yurtlarınızdan) sürülüp çıkarılacak olursanız, biz de sizlerle bir­likte mutlaka çıkarız ve size karşı olan hiç kim­seye, hiç bir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz.» dediklerini görmüyor musun? Oysa Allah onların yalancı ol­duklarına şahitlik eder.
12- Şüphesiz onlar sürülüp çıkarılacak olurlar­sa, kendileri onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşılırsa da kendilerine yardımda bulunmazlar; yardım etseler bile (arkalarına) dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yar­dım edilmez.
13- Onların içlerinde size karşı duy­dukları korku, Allah'a olan korkuların­dan daha şiddetlidir. Bu, onların an­layışsız bir topluluk olmalarındandır.
14- Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvarlar (siperler) arkasında olmak­sızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oy­sa kalpleri paramparçadır. Bu, gerçekten onların akletmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
15- (İkiyüzlülüklerinin durumu) Ken­dilerinden az önce, yaptıklarının vebali­ni tatmış olan, ahirette de kendileri için acı bir azap bulunan kimselerin durumu gibidir.
16- (İkiyüzlülüklerinin durumu) insana, «İnkâr et» deyip insan da inkâr edince, «Doğrusu ben senden uzağım; âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım» diyen şeytanın durumu gibidir.
17- Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedi kalacakları ateş olacaktır. İşte bu zalimlerin cezasıdır.
18- Ey iman edenler! Allah'tan kor­kup sakının. Herkes yarın için neyi tak­dim edip gönderdiğine baksın. Allah'tan korkup sakının. Hiç şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
19- Kendileri Allah'ı unutmuş, böy­lece O (Allah) da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir.
20- Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Kurtuluşa erenler ancak cennet­lik olanlardır.
21- Şayet biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, şüphesiz onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte biz belki düşünürler diye, insanlara örnekleri böyle vermekteyiz.
22- O görüleni de görülmeyeni de bilen, ken­disinden başka ilah olmayan Allah'tır. Çok esirgeyen, çok merhamet edendir.
23- O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi, mukaddes, esenlik veren, güvenliğe kavuşturan, gözetip koruyan, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, gerçekten ulu olan Allah'tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münez­zehtir.
24- O yaratan, yoktan var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. İsimlerin en güzelleri O'na aittir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nu tesbih et­mektedir. Üstün güç sahibi ve her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


60. Mümtehine Suresi

(Adını, 10. ayette geçen «imtehinû» kelimesinden alan bu sure Medine'de nazil olmuştur ve 13 ayettir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı peygamberi de sizi de (yurtlarınızdan) sürüp çıkarmışlardır. Eğer siz, benim yolumda cihad etmek ve benim rızamı ara­mak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlemekte olduk­larınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette doğru yoldan sapmış olur.
2- Eğer onlar sizi ele geçirecek olur­larsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin küfre sapmanızı içten arzu etmek­teler.
3- Ne yakın akrabalarınız, ne çocuk­larınız kıyamet günü size bir yarar sağ­layamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
4- İbrahim ve onunla beraber olan­larda, sizin için uyulacak güzel bir ör­nek vardır. Hani onlar kavimlerine şöy­le demişlerdi: «Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkâr ediyoruz. İbrahim'in babasına, «Hiç şüphesiz senin için mağ­firet dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek her hangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez» sözü dışında bizimle sizin aranızda tek olan Allah'a inanıncaya kadar ebedi düşmanlık ve öfke baş göstermiştir. Rabbimiz! Sana güvendik, sana yöneldik, dönüş sanadır.»
5- «Rabbimiz! Küfre sapanlar için bizi deneme konusu kılma ve bizi bağış­la. Rabbimiz! Şüphesiz sen güçlüsün, hikmet sahibisin.»
6- Şüphesiz onlarda sizler için, Al­lah'ı ve ahiret gününü ümit etmekte olanlar için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirecek olursa, artık şüphesiz Al­lah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan ve övülmeye layık olandır.
7- Belki Allah, sizlerle onlardan ken­dilerine karşı düşmanlık beslemekte ol­duklarınız arasında bir sevgi bağı kılar. Allah, güç yetirendir. Allah, çok bağış­layandır, çok esirgeyendir.
(Yukarıdaki ayetlerde, Müslümanlara kendi kâfir akrabalarıyla ilişkilerini kesmeleri için tel­kinde bulunulmuştur. Bu telkine, samimi Müs­lümanlar hiç tereddütsüz tabi olmuştur. Ancak Al­lah Teâlâ, anne, baba, kardeş ve akrabalarla iliş­kiyi kesmenin ne kadar güç olduğunu ve bu tavrın mü’minlere ne kadar ağır geldiğini biliyordu. Bu yüzden Allah onlara, akrabalarının da Müslüman olacağını ve bugünkü düşmanlığın yarın sevgiye dönüşeceğini müjdeleyerek teselli verdi. Bu ayet nazil olduğunda hiç kimse, bu işin nasıl olacağını düşünemiyordu bile. Ancak bu ayetin nüzulünden daha birkaç hafta bile geçmeden Mekke fetholıınmuş, Kureyşliler bölük bölük islâm'a girmişlerdi. Böylece Müslümanlar da kendilerine verilen ümidin nasıl gerçekleştiğine bizzat şahit olmuşlar­dı.)
8- Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
9- Allah, ancak din konusunda sizin­le savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakın­dım-. Kim onları dost edinirse, artık on­lar zalim olanların ta kendileridir.
10- Ey iman edenler! Mü'min kadın­lar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) harcadıklarını (mehirleri kocalarına) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Küf­re sapan kadınları nikâhınızda tutmayın. Har­cadığınızı isteyin, onlar da harcadıklarını istesin­ler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
11- Eğer eşlerinizden biri (dinden dönüp) kâfir­lere kaçar da sonra yaptığınız savaşta siz galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara ganimet malın­dan, harcadıkları (mehir) kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
12- Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yap­mamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldür­memeleri, elleriyle ayakları arasında iftira uy­durup getirmemeleri (gayrimeşru bir çocuk dünyaya getirip onu kocasına mal etmemeleri) ve İyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
13- Ey iman edenler! Allah'ın gazabına uğ­rayan bir topluluğu dost edinmeyin. Çünkü bunlar kâfirlerin mezardakilerden ümitlerini kestikleri gibi ahiretten ümitlerini kesmişlerdir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


61.Saf Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 14 ayettir. Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. ayetinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O güçlüdür, hik­met sahibidir.
2- Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?
3- Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında gazap (konusu olması) bakımından (büyüdükçe) büyüdü.
4- Hiç şüphesiz Allah, kendi yolun­da, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.
5- Hani Musa, kendi kavmine demiş­ti ki: «Ey kavmim! Gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?» İşte onlar eğrilip sapınca Allah da onların kalplerini eğril­tip saptırmış oldu. Allah, fasık olan bir kavmi hidayete erdirmez.
6- Bir zamanlar Meryem oğlu Isa da, «Ey İsrail oğullan! Ben size gönderilmiş Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim» demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle gel­diği zaman, «Bu, apaçık bir sihirdir» demişlerdi.
7- İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah zalimler topluluğuna hidayet ver­mez.
8- Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa küfre sapan­lar hoş görmese bile, Allah kendi nurunu tamamlayıcıdır.
9- Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Pey­gamber'ini hidayet ve hak din ile gön­deren O'dur.
10- Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi?
11- (O ticaret) Allah'a ve O'nun Resulüne iman etmeniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihatta bulunmanızdır. Bildiğiniz takdirde bu sizin için daha hayırlıdır.
12- O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi alt­larından ırmaklar akan cennetlere ve Adn (ebedi) cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte büyük kurtuluş budur.
13- Seveceğiniz bir şey daha var ve o da Al­lah'tan bir zafer ve yakın bir fetihtir; müminleri müjdele!
14- Ey iman edenler! Meryem oğlu İsa'nın Havariler'e, «Allah'a (yönelirken) benim yardım­cılarım kimlerdir?» demesi gibi, Allah'ın yardım­cıları olun. Havariler ise, «Allah'ın yardımcıları bizleriz» demişlerdi de böylece İsrail oğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da küfretmişti. Sonunda biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstünler oldular.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ


62.Cum'a Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 11 ayettir. Adını, 9. ayetin­de geçen «cum'a» kelimesinden almıştır)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi; kâi­natın gerçek hükümdarı, her noksandan münez­zeh, çok güçlü ve hikmet sahibi olan Allah'ı tes­bih eder.
2- O; ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temiz­leyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir pey­gamberi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.
3- (Bu Peygamber,) Onlardan henüz kendilerine ulaşıp katılmamış bulunan diğerlerine de (elçi olarak gönderilmiştir)', O (Allah), güçlü olandır ve hikmet sahibidir.
4- Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür. Allah, büyük lütuf sahibidir.
5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (gereği gibi) yüklenmemiş olan­ların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalan saymakta olan kavmin durumu pek de kötüdür. Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez.
6- De ki: «Ey Yahudi olanlar! Eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yal­nızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri olduğunuzu öne sürüyorsanız, o halde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın).»
7- Oysa onlar, ellerinin öne sürdüğü (işler) dolayısıyla bunu hiç bir zaman temenni edemezler. Allah, zalimleri bilendir.
8- De ki: «Hiç tartışmasız sizin ken­disinden kaçmakta bulunduğunuz ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra görüleni de görülmeyeni de bilene döndürüleceksiniz. O da size yapmakta olduklarınızı haber verecek­tir.»
9- Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
10- Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın, Allah'ın fazlını isteyip arayın ve Allah'ı çokça zikredin, umulur ki kurtuluşa kavuşmuş olursunuz.
11- Onlar bir ticaret ve eğlence gör­dükleri zaman hemen dağılıp oraya giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.