KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

49. Hucurat Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 18 ayettir. Bu surede mü’minlere, Peygamber'e ve birbirlerine karşı nasıl davranacaklarına dair bazı görgü ku­ralları öğretilmektedir. Adını, dördüncü ayetteki «odalar» anlamına gelen «hucurât» kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ey iman edenler! (Hiçbir işte) Allah ve Resulü'nden öne geçmeyin ve Al­lah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
2- Ey iman edenler! Seslerinizi, Pey­gamber'in sesinin üzerinde (onun sesini bastıracak şekilde) yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşma­yın; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.
3- Şüphesiz, peygamberin yanında seslerini alçak tutmakta olanlar (var ya, iş­te onlar) şüphesiz Allah'ın kalplerini tak­va ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
4- Şüphesiz, odaların ardından sana seslenenler de (var ya), onların çoğu aklı­nı kullanmıyorlar.
5- Eğer gerçekten onlar, yanlarına çı­kıncaya kadar sabretmiş olsalardı, her­halde (bu,) kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
6- Ey iman edenler! Eğer bir fasık si­ze bir haberle gelirse, onu etraflıca araş­tırın. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işle­diklerinize pişman olursunuz.
7- Ve bilin ki Allah'ın Resulü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysay­dı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah, size imanı sevdirdi, onu kalpleri­nizde süsleyip çekici kıldı ve size küfrü, fışkı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar (imanı sevip küfrü çirkin görenler), doğru yolu bulmuş olanlardır.
8- (Bu sevdirme ve nefret ettirme) Allah'tan bir lütuf ve bir nimettir. Allah, bilendir ve hikmet sahibidir.
9- Mü’minlerden iki topluluk çarpışa­cak olursa, aralarını bulup düzeltin. Şa­yet biri diğerine haksızlıkla saldırgan­lıkta bulunacak olursa, artık, haksızlıkla saldırganlıkta bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini ka­bul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bu­lun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.
10- Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kar­deşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının; umulur ki rahmete eriştirilirsiniz.
11- Ey iman edenler! Bir kavim (bir başka) ka­vimle alay etmesin; belki (alay ettikleri) kendilerin­den daha hayırlıdırlar. Kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık pek de kötü bir isimdir. Kim tövbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.
12- Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sa­kının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kimi­niz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiş­tirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini ye­meyi sever mi? İşte, bundan iğrenip tiksindiniz. Allah'tan korkup sakının. Hiç şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.
13- Ey insanlar! Gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi boylar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç Şüphesiz, Allah katında sizin en yüce olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haberdar olandır.
14- Bedeviler dedi ki: «İman ettik.» De ki: «Siz iman etmediniz; ancak «İslâm (Müslüman) olduk» deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resulü'ne ita­at ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Hiç şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.»
15- Mü’minler ancak Allah'a ve Re­sulüne iman eden, ondan sonra asla şüp­heye düşmeyen, Allah yolunda malla­rıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
16- De ki: «Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bi­lendir.»
17- Müslümanlar oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: «Müslü­manlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönel­tip ilettiği için Allah size minnet etmek­tedir. Eğer (iman iddianızda) doğru sözlüler İseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir).»
18- Hiç şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yapmakta ol­duklarınızı görendir


50. Kaf Suresi

(Mekke 'de nazil olmuştur ve 45 ayettir. «Kaf» harfi ile başladığı için bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Kaf. Azamet sahibi Kur'an'a andolsun (ki sen peygamberlerdensin).
2- Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar da o kâfir­ler, Bu (diriliş) şaşılacak bir şey!» dedi­ler.
3- «Biz öldüğümüz ve toprak oldu­ğumuz zaman mı (yeniden diriltilecekmişiz)! Bu uzak (olmayacak) bir dönüş
4- Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini (kimlerin öldüğünü) biliriz. Katı­mızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.
5- Hayır, hak kendilerine gelince ya­lanladılar. Şimdi onlar, derin bir ıstırap içinde bulunuyorlar.
6- Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok.
7- Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? On­da sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda iç açıcı her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
8- (Bunlar,) İçten Allah'a yönelen her kul için bir basiretli kılış ve hatırlatma­dır.
9- Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
10- Ve birbiri üstünde dizilmiş tomurcuk yük­lü yüksek hurma ağaçları da.
11- Kullara rızık olmak üzere Ve onunla (o suy­la) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) dirilip çıkarılma da böyledir.
12- Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı.
13- Ad, Firavun ve Lût'un kardeşleri.
14- Eykeliler ve Tubba kavmi de yalanladı. Bunların hepsi (kendilerine gönderilen) peygamberle­ri yalanladılar. Bu yüzden tehdidim (azabım onlara) hak oldu.
15- Yoksa biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar karmaşık bir hata içindedirler.
16- Şüphesiz insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
17- Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (yazıcı melekler) alırlarken (yazarlarken).
18- O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiver-sin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır.
19- Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. (Ey insan!) işte bu senin öteden beri korkup uzaklaştığın şey­dir.
20- Sur'a üfürülür. İşte bu, tehdidin (gerçekleşti­ği) gündür.
21- (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahit ile gelir.
(Bundan maksat; dünyada o kişinin söz ve hareketlerini tespit edip yazmakla görevli iki melektir. Kıyamet günü sûrun sesi yükselir yükselmez her insan mezarından kal­kınca derhal o iki melek gelerek o kişiyi kendi hük­mü altına alacak, biri onu Allah'ın mahkemesine doğru çekerek götürecek, diğeri de onun amel def­terini taşıyacaktır.)
22- «Şüphesiz sen bundan bir gaflet içindeydin; işte biz de senin üzerindeki örtüyü açıp kaldırdık. Artık bugün görüş gücün oldukça keskindir.»
23- Onun yakım olan (günahları yazan melek) der ki: «İşte bu (günah), yanımda hazır durumda olan şey.»
24- (Allah şöyle buyurur:) «Cehenneme atın son derece inatçı olan her kâfiri!»
25- «Hayra engel olan saldırgan şüp­heciyi»
26- «O, Allah'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz (sürücü ve şahit melekler), onu en şiddetli olan azabın içi­ne atın.»
27- Onun yakın (saptırıcı) dostu der ki: «Rabbimiz! Ben onu kışkırtıp azdırma­dım. Ancak kendisi (haktan) derin bir sa­pıklık içindeydi.»
28- (Allah buyurur:) «Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce kesin bir uyarı göndermiştim.»
29- «Huzurumda söz değişikliğe uğ­ratılmaz ve ben kullara zulmedici deği­lim.»
30- O gün cehenneme, «Doldun mu?» deriz. O da, «Daha fazlası var mı?» der.
31- Cennet de takva sahiplerine yak­laştırılır. Zaten uzak değildir.
32- İşte size vaat edilen budur! (Bu va­at edilen şeyler) Allah'a dönen ve O'nun buyruklarını koruyan kimse içindir.
33- Görmediği halde Rahman'a karşı içi titreyerek korku duyan ve içten Al­lah'a yönelmiş bir kalb ile gelen içindir.
34- «Ona (cennete) esenlikle girin. Bu, ebedilik günüdür.»
35- Orda diledikleri her şey onların­dır; katımızda daha fazlası da var.
36- Biz, onlardan önce kendilerinden daha güçlü olan, diyar diyar dolaşan ni­ce nesilleri helak etmişizdir. (Azaptan) Kurtuluş yolu var mı?
37- Hiç şüphesiz bunda, kalbi olan ya da bir şahit (hazır) bulunup kulak veren kimse için elbette bir uyarı ve hatırlatma vardır.
38- Şüphesiz biz gökleri, yeri ve iki­si arasında bulunanları altı günde yarat­tık; bize hiç bir yorgunluk da dokunma­dı.
39- Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğu­şundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.
40- Gecenin bir bölümünde ve secde­lerin (namazların) arkasında da O'nu tes­bih et.
41- Çağırıcının, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı günü dinle (bekle).
42- O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte o, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür.
43- Şüphesiz, dirilten ve öldüren bi­ziz, biz. Ve dönüş de bizedir.
44- O gün yer yarılır, insanlar (kabirle­rinden) çabucak çıkarlar. İşte bu, bize gö­re kolay bir toplamadır.
45- Biz onların neler söylemekte olduklarını daha iyi biliriz ve sen onların üzerinde bir zorla­yıcı da değilsin; o halde, benim kesin tehdidim­den korkanlara Kur'an ile öğüt ver.


51. Zariyat Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 60 ayettir, ilk ayette geçen «zâriyât» kelimesi, surenin adı olmuştur.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Andolsun tozu dumana katıp savuranlara.
2- Sonra, ağır yük taşıyanlara
3- Sonra kolaylıkla akıp gidenlere
4- Sonra işi ayıranlara
5- Ki size vaat edilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6- Ceza ve mükâfat mutlaka gerçekleşecektir.
7- Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatıl­mış göğe andolsun.
8- Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çeliş­kili ve aykırı görüşler) içindesiniz.
9- (Kıyamete imandan) Çevrilmiş olan, (akıl ve delil yolundan) çevrilmiş olanlardır.
10- Kahrolsun, o zan ve tahminle yalan söyle­yenler!
11- Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
12- «İşlerin karşılık göreceği gün ne zaman?» diye sorarlar.
13- O gün onlar, ateşin üstünde tutulup eritilir­ler.
14- «Tadın azabınızı; bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir.»
15- Şüphesiz takva sahipleri olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar.
16- Rablerinin kendilerine verdiğini alıcılar olarak. Çünkü onlar, bundan ön­ce ihsanda bulunanlardı.
17- Gece boyunca da pek az uyurlar­dı.
18- Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
19- Onların mallarında hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için bir hak vardı.
20- Kesin bir bilgiyle inanacak olan­lar için yeryüzünde ayetler vardır.
21- Ve kendi nefislerinizde de (ayetler vardır). Yine de görmüyor musunuz?
22- Rızkınız da, size vaat edilen şey (cennet) de göktedir.
23- İşte, göğün ve yerin Rabbine an­dolsun ki, hiç tartışmasız, O (rızık ve vaat edilenin gökte olduğu), sizin (kendi aranızda) konuştuklarınız kadar, kuşkusu olmayan kesin bir gerçektir.
24- Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
25- Hani, onun yanına girdiklerinde, «Selam» demişlerdi. O da, «Selam» de­mişti. «(Siz) Yabancı bir topluluksunuz!»
26- Hemen (onlara) sezdirmeden aile­sine gidip, çok geçmeden semiz bir bu­zağı ile (geri) geldi.
27- Derken onlara yaklaştırıp, «Ye­mez misiniz?» dedi.
28- (Onlar yemeyince) Bunun üzerine onlardan içine bir tür korku düştü. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir er­kek çocuk müjdesini verdiler.
29- Bunun üzerine karısı bir topluluk içinde (halinde) geldi, elleriyle yüzünü kapatarak, «Kısır bir kocakarı (mı doğum yapacakmış)?» dedi.
30- Dediler ki: «Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hikmet sahibi olandır, bilendir.»
31- (İbrahim) Dedi ki: «O halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?»
32- Dediler ki: «Şüphesiz biz, suçlu günahkâr bir kavme gönderildik.»
33- «Üzerlerine çamurdan (iyice sertle­şip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için.»
34- «(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ay­rı ayrı) işaretlenmiştir.»
35- Bu arada, mü’minlerden orda kim varsa çıkardık.
36- Ama biz orada Müslümanlardan olan bir evden başkasını da bulmadık.
37- Ve orada, acıklı bir azaptan kor­kanlar için bir alamet bıraktık.
38- Bir de Musa'da (ibret verici deliller vardır). Hani biz onu açık bir delille Fira­vun'a göndermiştik.
39- Fakat O, bütün (kişisel ve askeri) gü­cüyle yüz çevirdi ve, «(Bu,) Ya bir büyü­cü veya bir delidir» dedi.
40- Bunun üzerine, biz onu ve ordu­larını yakalayıp denize attık. O kınana­cak işler yapıp durmaktaydı.
41- Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı gönder­miştik.
42- (O rüzgâr) Uğradığı hiçbir şeyi bı­rakmıyor, mutlaka kemik gibi çürütüp kül ediyordu.
43- Semûd kavminde de (ibretler var­dır). Onlara da «Bir süreye kadar fayda­lanın» denmişti.
44- Ancak Rablerinin emrine baş kal­dırdılar; böylece bakıp dururlarken, on­ları yıldırım çarpıp yakaladı.
45- Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne de (birbirlerine) yardım edebildiler.
46- Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrat­tık). Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.
47- Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz, kudret sahibiyiz.
48- Yeri de biz döşeyip yaydık; pek de güzel döşeyici olanlarız.
49- Ve biz, her şeyi çift çift yarattık. Umulur kî öğüt alıp düşünürsünüz.
50- Öyleyse, Allah'a doğru koşun. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıp korkutmakta olanım.
51- Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıp korkutmakta olanım.
52- İşte böyle; onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka, «Büyücü veya cinlenmiş» dedi­ler.
53- Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasi­yet mi ettiler? Hayır, onlar, azgın ve taşkın bir ka­vimdirler.
54- Öyleyse sen onlardan yüz çevir; artık sen, kınanacak değilsin.
55- Sen uyarıp hatırlat; çünkü gerçekten uyarıp hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar.
56- Ben, cinleri de insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
57- Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve ben, onların beni doyurup beslemelerini de iste­miyorum.
58- Şüphesiz rızıklandıran da güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
59- Zulmedenlerin, geçmiş arkadaş­larının suçlarına benzer suçları (cezaları) vardır. O halde (cezasını) benden acele is­temesinler.
60- Kendilerine vaat edilen o (azap) günlerinden dolayı vay o küfre sapanlara


52. Tur Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 49 ayettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa'ya Tev­rat'ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar ol­duğu Tûr dağından almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Andolsun Tur'a.
2- Satır (satır) dizili kitaba.
3- Yayılmış ince deri üzerine.
4- Beyt-i Ma'mur'a.
5- Yükseltilmiş tavana (gökyüzüne).
6- Kabarıp, tutuşan denize
7- Ki şüphesiz senin Rabbinin azabı, kesin olarak gerçekleşecek olandır.
8- Onu uzaklaştırıp engel olacak yoktur.
9- O gün gök, şiddetle sarsılıp çalkalanır.
10- Ve dağlar yürüdükçe yürür.
11- İşte o gün, yalanlayanların vay haline.
12- Onlar, daldıkları batıl içinde oy­nayıp eğlenirler.
13- O gün onlar cehennem ateşine itildikçe itilirler.
14- (Onlara.) İşte sizin yalanlamakta olduğunuz ateş budur (denir)!»
15- «Bu (azap) da bir büyü mü, yoksa siz görmüyor musunuz?»
16- «Girin ona! Artık ister sabredin, ister sabretmeyin; sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyor­sunuz.»
17- Hiç şüphesiz takva sahipleri, cen­netlerde ve nimet içindedirler.
18- Rablerinin kendilerine verdikleriyle sevinçli ve mutludurlar. Rableri, kendilerini çılgınca yanan cehennemin azabından korumuştur.
19- «Yapmakta olduklarınızdan dola­yı afiyetle yiyin ve için.»
20- Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanıp dayanmışlardır ve biz onları iri gözlü beyaz tenlilerle evlendiririz.
21- İman edenler ve soyları da iman­da kendilerine tabi olanlar (var ya), biz onların soylarını da kendilerine katıp ekleriz. Onların amellerinden hiç bir şe­yi eksiltmeyiz. Her kişi, kendi kazan­makta olduğuna karşılık bir rehindir.
22- Onlara, istek duyup arzuladıkları meyvelerden ve etten de bol bol veririz.
23- Orada bir kadehi kapışır çekişir­ler; onda ne saçma bir söz, ne de bir gü­naha sokma vardır.
24- Sedefteki saklı inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.
25- Kimi kimine dönüp sorarlar.
26- Derler ki: «Biz doğrusu daha önce, ailemiz içinde (ilahi azaptan) endişe edip korkanlardık.»
27- «Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve bizi, iliklere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu.»
28- «Hiç şüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirge­mesi çok olanın ta kendisidir.»
29- O halde sen, öğüt verip hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne bir kâhinsin, ne de bir mec­nun.
30- Yoksa onlar, «Bir şairdir, biz ona ölüm fe­laketine uğramasını gözlüyoruz» mu diyorlar?
31- De ki: «Siz gözetleyip durun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim.»
32- Yoksa bunu kendilerine saçma akılları mı emretmektedir? Yoksa kendileri azgın bir kavim midir?
33- Yoksa «Onu kendisi uydurup söyledi» mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.
34- O halde, eğer doğru sözlüler iseler, onun benzeri bir söz getirsinler.
35- Yoksa onlar, hiç bir şey olmaksızın mı ya­ratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?
36- Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar, kesin bir bilgiyle inanmazlar.
37- Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç sahipleri kendileri midir?
38- Yoksa onların bir merdivenleri mi var da Onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları mı) din­liyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
39- Yoksa kızlar O'nundur da erkek çocuklar sizin mi?
40- Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun da haksız bir borçtan dolayı onlar, ağır bir yük altında mıdırlar?
41- Yoksa gayb (bilgisi) onların katın­da da böylece onlar (ona dayanarak mı) ya­zıp duruyorlar?
42- Yoksa hileli bir düzen kurmak is­tiyorlar da o kâfirlerin kendileri mi hile­li düzene düşmüş bulunmaktalar?
43- Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koşmakta olduklarından münezzeh­tir.
44- Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile, «üst üste katlanıp yığılmış bir buluttur» derler.
45- Öyleyse sen onları kendisinde (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
46- O gün, ne hileli düzenleri kendi­lerine herhangi bir şeyle yarar sağlaya­cak, ne de kendileri yardım görecekler!
47- Hiç şüphesiz zulmetmekte olan­lara, bundan önce de bir azap vardır; an­cak onların çoğu bilmezler.
48- Artık sen, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, bizim göz­lerimizin önündesin ve her kalkışında da Rabbini hamd ile tesbih et.
49- Gecenin bir bölümünde ve yıl­dızların batışının ardında da O'nu tesbih et.


53. Necm Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 62 ayettir. Yıldız anlamına gelen surenin ilk ayetindeki «necm» ke­limesinden bu adı almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Battığı zaman yıldıza andolsun.
2- Ki arkadaşınız (olan peygamber) şaş­madı ve yoldan çıkmadı.
3- O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tut­kularına göre) konuşmaz.
4- O (söyledikleri) yalnızca vahyolun­makta olan bir vahiydir.
5- Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
6- Güç sahibi (Cebrail kendi asli sure­tinde) dosdoğru göründü.
7- O, en yüksek bir ufuktaydı.
8- Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
9- Nitekim (ikisi arasında uzaklık) İki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı.
10- Böylece kuluna vahy edeceğini vahyetti.
11- Onun gördüğünü kalbi yalanla­madı.
12- Yine de siz gördüğü şey hakkın­da onunla tartışacak mısınız?
13- Şüphesiz onu (Cebrail'i) bir de di­ğer inişte görmüştü.
14- Sidretü'l Münteha'nın yanında.
(Sidret'ül Münteha, amelleri yazan melekle­rin yükselebildikleri son noktadır. Hz. Muhammed (s.a.a) dışında hiç bir peygamber ve melek oradan öteye geçememiştir. Maddi dünyanın son sınırı ve tüm ilimlerin son bulduğu nokta olarak ifade et­mek de mümkündür.)
15- Ki Cennet'ül Me'va da (mü’minlerin gireceği cennet) onun yanındadır.
16- Sidre'yi örten örtmekte iken.
17- Gözü kayıp şaşmadı ve taşkınlık etmedi.
18- Şüphesiz o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bazısını gördü.
19- Söyleyin bakayım; Lât ve Uzza.
20- Üçüncü olarak da öteki Menat (gibi putların tapılmaya değer bir güçleri var mı)?
21- Erkek (evlat) sizin, dişi de O'nun, öyle mi?
22- Eğer öyleyse, bu, çarpık bir paylaşma.
23- Bu (putlar ise,) sizin ve babalarınızın isim­lendirdiğiniz isimlerden başkası değildir. Allah onlarla ilgili hiç bir delil indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin arzu ettiklerine uy­maktadırlar. Oysa şüphesiz onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
24- Yoksa insana her arzu edip dilekte bulun­duğu şey mi var?
25- İşte, son da İlk de (ahiret de dünya da) Al­lah'ındır.
26- Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şe­faatleri hiç bir şeyle yarar sağlamaz.
27- Doğrusu ahirete iman etmeyenler, melek­leri dişi isimlerle isimlendirirler.
28- Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oy­sa gerçekte zan, haktan yana hiç bir yarar sağla­maz.
29- Şu halde sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.
30- İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Hiç şüphesiz, senin Rabbin; ken­di yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur.
31- Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; do­layısıyla kötülükte bulunanları, yapmakta olduk­ları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
32- Onlar ufak tefek kusurları dışın­da, büyük günahlardan ve edepsizlikler­den kaçınırlar. Hiç şüphesiz Rabbin, mağfireti geniş olandır. O; daha toprak­tan yarattığı ve siz daha annelerinizin karınlarında cenin halinde bulunduğu­nuz zaman bile sizi daha iyi bilendir. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp dur­mayın. O, kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.
33- Şimdi, o (infak etmekten) yüz çevir­mekte olanı gördün mü?
34- Azıcık verip de sonra cimrilik et­ti.
35- Yoksa gayb ilmi onun yanındadır da o mu görüyor?
36- Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine haber verilmedi mi?
37- Ve vefa gösteren İbrahim'in (sahi­felerinde) olan da
38- (O sahifelerde,) Hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez (diye yazılıydı).
39- Ve doğrusu insana da kendi (emek ve) çabasından başkası yoktur.
40- Şüphesiz kendi (emek ve) çabası da görülecektir (gözler önüne serilecektir).
41- Sonra ona en eksiksiz karşılık ve­rilecektir.
42- Elbette son varış Rabbine olacak­tır.
43- Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur.
44- Doğrusu, öldüren ve dirilten de O'dur.
45- Doğrusu çiftleri; erkek ve dişiyi yaratan da O'dur.
46- Bir damla sudan (rahimlere) meni döküldüğü zaman.
47- Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
48- Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.
49- (Bazı müşriklerin taptıkları) «Şi’ra» yıldızının Rabbi de O'dur.
(Cahiliye döneminde Araplar, yıldızların in­san hayatına etkisi olduğuna inanırlar ve Şi'ra yıldızına taparlardı. Özellikle Kureyş'in komşu kabilesi olan Huzaa, bu yıldıza tapmakla tanınır­dı.)
50- Doğrusu, önce gelen Ad halkını da O yıkıma uğrattı.
51- Semûd'u da. Böylelikle (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmadı.
52- Daha önce Nuh kavmini de. Çün­kü onlar, daha zalim ve daha azgın idi­ler.
53- Altı üstüne gelen (Lût kavminin) şe­hirlerini de O yerin dibine geçirdi.
54- Onları (azap olarak) neler kapladı neler!
55- Öyleyse, Rabbinin hangi nimet­lerinden kuşkuya düşmektesin?
56- Bu önceki uyarıcılardan bir uya­rıcıdır.
57- O yaklaşmakta olan (kıyamet) yak­laştı.
58- Onun zorluklarını Allah'tan baş­ka hiç kimse açıp gideremez.
59- Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlı­ğa düşüyorsunuz?
60- (Alaylı) Gülüyorsunuz ve ağlamı­yorsunuz?
61- Ve siz gaflet içinde oyalanmakta­sınız?
62- Eğer öyleyse hemen Allah'a sec­de edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.


54. Kamer Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 55 ayettir. İlk ayetinde «ay» anlamına gelen «kamer» kelimesi yer aldığı için bu adı almış­tır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Yaklaştı kıyamet ve yarıldı ay.
2- Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler de «(Bu,) Süregelen bir büyüdür» derler.
3- Yalanladılar ve kendi nevalarına uydular; hâlbuki her işin ulaşacağı bir yer vardır.
4- Şüphesiz onlara, (günahtan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
5- (Kur'an) Mükemmel bir hikmettir. Ama uya­rılar yarar sağlamıyor.
6- Öyleyse sen onlardan yüz çevir; çağıranın görülmemiş bir şeye (hesaba) çağırdığı günü (an)!
7- Başlar öne eğik, sanki etrafa serpiştirilen çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
8- Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken. Küfre sapanlar, «Bu, çok zorlu bir gün» derler.
9- Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanla­mıştı. Böylece kulumuzu (Nuh'u) yalanladılar ve «Delidir, aklı engellenmiştir» dediler.
10- Sonunda Rabbine dua etti: «Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık sen intikam al.»
11- Biz de bardaktan boşanırcasına akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
12- Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir iş üzere (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.
13- Ve onu da tahtalar ve çiviler (ile inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık.
14- İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olarak, gözlerimiz önünde akıp
gitmekteydi.
15- Şüphesiz biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat hatırlayıp kendine gelen var mı?
16- Şu halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış, ha?
17- Şüphesiz biz Kur'an'ı, hatırlatma olsun diye kolaylaştırdık. Fakat hatırla­yıp kendine gelen var mı?
18- Ad (kavmi) de yalanladı. O halde benim azabım ve uyarıp korkutmam na­sılmış, ha?
19- Biz, o uğursuz (felâket dolu ve azabı yedi gün yedi gece) ardı arkası kesilmeyen bir günde, üzerlerine kasıp kavurucu bir kasırga gönderdik.
20- Sanki kökünden sökülüp atılmış hurma kütükleriymiş gibi insanları sö­küp atıyordu.
21- Şu halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış, ha?
22- Şüphesiz biz Kur'an'ı hatırlatma olsun diye kolaylaştırdık. Fakat hatırla­yıp kendine gelen var mı?
23- Semud (kavmi) de uyarıları yalan­ladı.
24- Dediler ki: «Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda ger­çekten biz bir şaşkınlık (sapıklık) ve çıl­gınlık içinde kalmış oluruz.»
25- «Zikr (vahiy) içimizden ona mı bı­rakıldı? Hayır, o, çok yalan söyleyen kendini beğenmiş bir şımarıktır.»
26- Onlar yarın, kimin çok yalan söy­leyen, kendini beğenmiş bir şımarık ol­duğunu bilip öğreneceklerdir.
27- Şüphesiz biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendi­lerine gönderenleriz. Şu halde sen onla­rı gözleyip bekle ve sabret.
28- Ve onlara, suyun kendi aralarında kesin olarak paylaştırıldığını haber ver. Her su payı (sahibine) hazır kılınmıştır.
29- Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp hayvanı ayağından bi­çerek yere devirdi.
30- Şu halde benim azabım ve uyarıp korkutmam nasılmış, ha?
31- Çünkü biz onların üzerine bir tek çığlık gönderiverdik. Böylece onlar, ağılcının topladığı kurumuş çalı çırpı gi­bi kırılıp dökülüverdiler.
32- Şüphesiz biz Kur'an'ı bir hatır­latma olsun diye kolaylaştırdık. Fakat hatırlayıp kendine gelen var mı?
33- Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
34- Biz de onların üzerine taş yağdı­ran bir kasırga gönderdik. Lût ailesi (bu azaptan ayrı tutuldu), onları seher vakti kur­tardık.
35- Tarafımızdan bir nimet olarak (kurtardık). İşte biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.
36- Oysa (Lut) şüphesiz zorlu yakala­mamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyanları kuşkuyla karşıladılar.
37- Şüphesiz onlar, onun konukların­dan da murat almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. «İşte azabımı ve uyarıp korkutmamı ta­dın.»
38- Şüphesiz onları bir sabah vakti erkenden, önü alınmaz bir azap yakala­yıp bastırıverdi.
39- Şimdi azabımı ve uyarıp korkut­mamı tadın.
40- Şüphesiz biz Kur'an'ı hatırlatma olsun diye kolaylaştırdık. Fakat hatırla­yıp kendine gelen var mı?
41- Şüphesiz Firavun ailesine de uyarılar geldi.
42- Onlar bizim ayetlerimizin tümü­nü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü olanın yakalama tarzıyla yakalayıverdik.
43- Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyidir? Yoksa sizin için kitaplarda bir kurtuluş belgesi mi var?
44- Yoksa onlar, «Biz, birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan bir toplumuz» mu diyorlar?
45- Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve onlar arkalarım dönüp kaçacaklardır.
46- Daha doğrusu onlara vaat edilen (asıl azap) kıyamettir. O kıyamet, daha korkunç bir bela ve daha acıdır.
47- Hiç şüphesiz suçlu günahkâr olanlar, bir şaşkınlık ve bir çılgın ateş içindedirler.
48- Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün, kavurucu Cehennemin dokunuşunu tadın (de­nir).»
49- Hiç şüphesiz, biz her şeyi bir ölçü ile yarat­tık.
50- Bizim emrimiz, bir göz kırpması gibi yal­nızca bir keredir.
51- Şüphesiz biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat hatırlayıp kendine gelen var mı?
52- Onların işlemiş oldukları her şey defterler­dedir.
53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır.
54- Hiç şüphesiz takva sahipleri, cennetler ve nehirler içindedirler.
55- Doğruluk makamında, güçlü bir hükümda­rın katındadırlar.


55. Rahman Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 78 ayettir. İlk ke­lime olan «er-rahmân» sureye ad olmuştur. Bu su­rede Allah'ın nimetleri saydır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben «O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?» an­lamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Rahman (olan Allah).
2- Kur'an'ı öğretti.
3- İnsanı yarattı.
4- Ona beyanı öğretti.
5- Güneş ve ay (belli) bir hesap iledir.
6- Bitki ve ağaç (O'na) secde etmekte­dirler.
7- Göğü yükseltti ve mizanı (ölçüyü) koydu.
8- Sakın mizanda haksızlık ve taş­kınlık yapmayın.
9- Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın.
10- Allah, yeri canlılar için yaratmış­tır.
11- Onda meyveler ve kapçıklı hur­malıklar vardır.
12- Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır.
13- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
14- İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.
15- Cinleri de yalın dumansız bir ateşten yarattı.
16- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
17- O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.
(Meşrikeyn ve mağribeyn (iki doğu ve iki ba­tı) ifadesiyle, cin ve insanların doğu ve batısının birbirinden farklılığı kastediliyor olabilir. Ya da maksat yeryüzünün yarı küresidir. Kış mevsiminin kısa günlerinde güneş, en dar açıdan doğar ve ba­tar, yaz mevsiminin en uzun günlerinde güneş en geniş açıdan doğar ve batar. En uzun ve en kısa iki gün arasındaki günlerde güneşin doğuş ve batışı her gün farklı açılarda olur. Nitekim başka bir ayette (Mearic/40) «Doğuların ve batıların Rabbi» ifadesi kullanılmıştır. Ayrıca güneş bir yarı kü­rede doğarken, diğer bir yarı kürede batar. Bu şe­kilde düşünürsek, yeryüzünün iki doğusu ve iki ba­tısı olmuş olur.)
18- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
19- Birbirleriyle kavuşup karşılaş­mak üzere (yeraltı kaynaklarındaki tatlı su ile okyanuslardaki tuzlu su içeren) iki denizi salı­verdi.
20- İkisi arasında bir engel (berzah) vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.
21- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
22- İkisinden de inci ve mercan çıkar.
23- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
24- Denizde koca dağlar gibi yükse­len gemiler de O'nundur.
25- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
26- (Yer) Üzerindeki her şey yok olu­cudur.
27- Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (zatı) baki kalacaktır.
28- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
29- Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir.
30- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
31- Ey (yeryüzüne yükletilmiş) iki ağırlık (olan ins ve cin)! Yakında (hesabınızı görmek üzere) sizin için de vakit bulacağız.
32- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
33- Ey cin ve ins toplulukları! Eğer (azabımdan kurtulmak için) göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşıp geçin; ancak üstün bir güç (özür) olmaksızın aşıp geçemezsiniz.
34- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
35- İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve bakır gibi erimiş kıpkızıl bir duman salıverilir de artık yardımlaşamazsınız.
36- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
37- Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman.
38- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
39- İşte o gün, ne insana, ne de cinne günahın­dan sorulmaz.
40- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
41- (Çünkü o gün) Suçlu günahkârlar, simaların­dan tanınır da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanıverir.
42- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
43- İşte bu, suçlu günahkârların kendisini ya­lanlamakta oldukları Cehennemdir.
44- Onlar, kendisiyle (cehennem ateşiyle) alabildi­ğine kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp do­laşırlar.
45- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
46- Rabbinin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır.
47- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini ya­lanlayabilirsiniz?
48- Bu iki cennet türlü ağaçlarla do­ludur.
49- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
50- İkisinde de akmakta olan iki pı­nar vardır.
51- O halde, Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
52- İkisinde de her meyveden (bilinen ve bilinmeyen) iki çift vardır.
53- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
54- Astarları, ağır işlenmiş atlastan olan yataklar üzerinde yaslanıp dayanır­lar. İki Cennetin de meyve devşirmesi (oradakilere) yakındır.
55- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
56- Orada, bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin asla dokunmadığı eşler vardır.
57- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
58- Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
59- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
60- İhsanın karşılığı ihsandan baş­kası mıdır?
61- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
62- Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha var.
63- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
64- Alabildiğine yemyeşildirler.
65- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
66- İçlerinde durmaksızın fışkırıp akan iki pınar vardır.
67- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
68- İkisinde de (her türden benzeri görül­memiş) meyve, hurma ve nar (ağaçları) vardır.
69- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
70- Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.
71- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
72- Otağlar içinde korunmuş beyaz tenli kadınlar.
73- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
74- Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne de bir cin dokunmamıştır.
75- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
76- Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzel­likteki döşeklere dayanıp yaslanırlar.
77- O halde Rabbinizin hangi nimet­lerini yalanlayabilirsiniz?
78- Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı pek de bereketlidir!