KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

44. Duhan Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 59 ayettir. Adını, onuncu ayette geçen ve duman manasına gelen «duhan» kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ha, Mim.
2- Apaçık olan kitaba andolsun.
3- Gerçekten biz onu mübarek bir gecede (Kadir gecesinde) indirdik, gerçekten biz uyarıp korkutanlarız.
4- Her hikmetli iş o mübarek gecede ayırt edilir.
5- (Kur'an) Katımızdan bir emirdir; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
6- (Kur'an) Rabbinden bir rahmettir. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
7- Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
8- O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir ve geçmiş babalarınızın da Rabbidir.
9- Hayır, onlar bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
10- Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle.
11- (Bu duman) İnsanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acıklı bir azaptır.
12- «Rabbimiz! Azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz.
13- Onlar için hatırlayıp uyanmak nerede? Oysa onlara, (hakikatleri) açıklayıcı bir peygamber gelmişti.
14- Sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: «(Bu,) Öğretilmiş bir delidir!»
15- Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine inkâra) dönecek olanlarsınız siz.
16- Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
17- Şüphesiz biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denemeden geçirmiştik ve onlara yüce bir peygamber gelmişti.
18- «Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir bir peygamberim (demişti).»
19- «Allah'a karşı büyüklenmeyin; hiç şüphesiz ben size apaçık, bir delil getirdim.»
20- «Ve doğrusu sizin beni taşa tutmanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olana sığını­rım.»
21- «Eğer siz bana iman etmiyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın.»
22- Sonunda Rabbine, «Gerçekten bunlar, suçlu günahkâr bir kavimdir» diye dua etti.
23- (Allah dedi ki:) «Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edilmiş olacaksınız.»
24- «Denizi açık bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.»
25- Onlar geride nice bahçeler, pınarlar bıraktılar.
26- (Nice) Ekinler, yüce konaklar.
27- Ve içinde sefa sürdükleri nice nimet
28- İşte böyle, biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
29- Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
30- Şüphesiz biz İsrail oğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
31- Firavun'dan (kurtardık). Şüphesiz o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
32- Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.
33- Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
34- Şüphesiz bunlar (Mekke müşrikleri) ise (şöyle) diyorlar:
35- «(Bütün her şey) Bizim yalnızca bu ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz» (diyorlar).
36- «Eğer (bu söylediklerinizde) doğru sözlüyseniz, o halde babalarımızı getirin bakalım!»
37- Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkârlardı.
(Tubba Yemen hükümdarlarının lakabıdır. Tubba kavmi ise Arap yarımadasında hüküm sü­ren bazı Himyer krallarının soydaşlarıdır.)
38- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasın­da bulunanları eğlenenler olarak diye yaratmadık.
39- Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
40- Şüphesiz o (hak ve batılı) ayırma günü, hepinizin belirlenmiş vaktidir.
41- O gün bir dost, bir dostu hiçbir şeyden müstağni kılamaz ve onlar yardım da olunmazlar.
42- Ancak Allah'ın rahmet ettiği baş­ka Hiç şüphesiz O güçlü olandır, esirgeyendir.
43- Doğrusu o zakkum ağacı.
44- Günahkâr olanın yemeğidir.
45- Maden eriyiği gibi, karınlarda kaynar durur.
46- Kaynar suyun kaynaması gibi.
47- Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyip atın.
48- «Sonra kaynar su azabından başı­nın üstüne dökün;»
49- «(Azabı) Tat; Sen, (hani) güçlü ve yüceydin!»
50- Gerçekten bu (ateş), sizin kuşkuya kapılmakta olduğunuz şeydir.»
51- Takva sahipleri (var ya), şüphesiz onlar güvenli bir makamdadırlar.
52- Cennetlerde ve pınarlarda
53- Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbi­seler) giyinirler, karşılıklı olarak (otururlar).
54- İşte böyle ve biz onları beyaz tenli iri gözlülerle evlendiririz.
55- Orada emin oldukları halde, her türlü meyveden istemektedirler.
56- Orada, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
57- (Bunların hepsi) Senin Rabbinden bir lütuftur ve işte büyük kurtuluş da budur.
58- Belki onlar hatırlayıp kendilerine gelirler diye, biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.
59- Artık gözet, şüphesiz onlar da gözeticilerdir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

45.Casiye Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 37 ayettir. Adını, 28. ayette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan «Casiye»den al­mıştır. Bu sureye «Şeriat» ve «Dehr» suresi de denilmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ha, Mim.
2- Kitabın indirilmesi, güçlü olan ve hikmet sahibi Allah'tandır.
3- Şüphesiz, müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
4- Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı can­lılarda da kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
5- Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten rızık indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgârları (belli bir düzen içinde) evirip çevirmesinde aklını kullanabilen bir kavim için ayetler var­dır.
6- İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak olarak okumaktayız. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun ayet­lerinden sonra hangi söze iman edecek­ler?
7- Her yalancı, günah yüklü kimse­nin vay haline!
8- Kendisine Allah'ın ayetleri oku­nurken işitir, sonra büyüklük taslayarak sanki onları işitmemiş gibi (küfürde) ısrar eder. Artık sen onu acı bir azapla müjde­le.
9- Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, onu alay konusu edinir. İşte on­lar için aşağılatıcı bir azap vardır.
10- Arkalarından cehennem (onları iz­lemektedir). Kazanmakta oldukları şeyler, onlara hiç bir yarar sağlamaz. Allah'tan başka edinmekte oldukları veliler de. Onlar için büyük bir azap vardır.
11- İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenler (var ya), onlar için elim bir tiksindirici azap vardır.
12- Allah; içinde emri ile gemiler akıp gitsin, lütfünden nasiplerinizi arayasınız ve şükredesiniz diye denizleri sizin hizmetinize vermiştir.
13- Kendinden (bir nimet olarak) gök­lerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, dü­şünebilen bir kavim için gerçekten ayet­ler vardır.
14- İman edenlere de ki: «Allah'ın (azap) günlerini ummayan kimseleri ba­ğışlasınlar da böylece Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandırsın.»
15- Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra siz Rabbinize döndürüleceksiniz.
16- Şüphesiz biz İsrail oğullarına ki­tap, hüküm ve peygamberlik verdik, on­ları temiz ve güzel şeylerden rızıklandırdık ve onları âlemlere karşı üstün kıl­dık.
17- Ve onlara (dini) emirden açık bel­geler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca araların­daki ihtirastan kaynaklanan azgınlık yü­zünden ihtilafa düştüler. Şüphesiz senin Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
18- Sonra seni de bu emirden bir şe­riat üzerinde kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin hevalarına uyma.
19- Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiç bir şeyi senden savamazlar. Hiç şüp­hesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler. Allah ise, takva sahiplerinin velisidir.
20- Bu (Kur'an), insanlar için (nuruyla Allah'a yönelten) basiretlerdir, kesin bilgiy­le inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir.
(Kur'an-ı Kerim'in insanlar için basiretler olarak nitelendirilmesi, Kur 'an 'ın yol göstericilik ve aydınlatıcılık misyonunun anlamını daha da derinleştirmektedir. Doğrusu bu Kur'an yol göste­ren, varlıkların görülmesini sağlayan gözler gibidir. Kur'an özü itibariyle hidayettir. Başlı başına rahmettir. Fakat bütün bunlar kesin bir inanca, kuşkuya yer vermeyen, kararsızlık bulaşmayan, şüpheden eser bulunmayan bir güve­ne bağlıdır. Kalp kesin bir inanca, sarsılmaz bir güven duygu­suna sahip olunca, izleyeceği yolu bilir, bocalamaz, telaşlan­maz, yolunu şaşırmaz. O zaman yolunun açık, ufkunun aydın­lık, amacının kesinleşmiş, hayat sisteminin ana hatlarıyla be­lirlenmiş olduğunu görür. O zaman Kur'an, onun için kesin olarak bir nur, bir yol gösterici, bir rahmet olur.)
21- Yoksa kötülük işleyen kimseler, ölümlerin­de ve diriliklerinde kendilerini, iman edip salih amellerde bulunanlar ile bir mi tutacağımızı san­dılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22- Allah, her nefis kazanmakta olduklarıyla karşılık görsün diye gökleri ve yeri hak olarak ya­rattı. Onlara zulmedilmez.
23- Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine mühür vurduğu ve gözü üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Al­lah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Hala hatırlayıp kendinize gelmez misiniz?
24- Dediler ki: «(Bütün her şey) Bu dünya hayatı­mızdan başkası değildir, (kimimiz) Ölürüz ve (kimi­miz de) diriliriz, bizi zamanın geçişinden başkası yıkıma uğratmaz.» Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur, onlar yalnızca zannediyorlar.
25- Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, onların (sözde savunma) delilleri, «Eğer doğru sözlüler iseniz, babalarımızı (diriltip) getirin» demekten başkası değildir.
26- De ki: «Allah sizi diriltir, sonra sizi öldürür, sonra da kendisinde hiç bir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi bir araya getirip toplar. Ancak insanların çoğu bilmezler.»
27- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün, (işte)o gün, batılda olanlar hüsrana uğraya­caklardır.
28- O gün sen, her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denir) «Bugün yaptığınız amellerin cezası ve­rilecektir.»
29- «Bu bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor. Gerçekten biz, sizin yapmakta olduklarınızı asıl nüshası üzerinden kaydediyorduk.»
(Rivayetlerde yer aldığına göre kıyamete ka­dar olacak her şey Allah nezdinde gizli bir kitapta yazılı bulunmaktadır. İsrafil bu kitaptan her kulun emellerini istinsah ederek müvekkel meleklere vermekte ve sonra da bu müvekkel meleklerin in­sanın amelleri ile ilgili kaydettiği bilgileri bu asıl kitap ile karşılaştırarak kaydetmektedir.)
30- Artık iman edip salih amellerde bulunanlar (var ya), Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan kurtu­luş budur.
31- Küfre sapanlara ise (denir ki), «Si­ze ayetlerim okunmadı mı? Ama siz bü­yüklük tasladınız ve siz zaten günah iş­leyen bir kavim idiniz.»
32- «Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet hakkında hiç bir kuşku yoktur» denildiği zaman siz, «Kıyamet de ney­miş, biz bilmiyoruz; onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz; (onun hakkın­da) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz» de­miştiniz.
33- Onların yapmakta oldukları şey­lerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve kendisini alay konusu edindikleri de onları sarıp kuşattı.
34- (Onlara,) «Bugününüzle karşılaş­mayı unuttuğunuz gibi, biz de sizi bu­gün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir ve sizin için hiç bir yardımcı yoktur» de­nir.
35- «Bu, Allah'ın ayetlerini alaya al­manızdan ve dünya hayatının sizi aldat­mış olmasından ötürüdür.» Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne de (Al­lah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.
36- O halde bütün övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır.
37- Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, güçlü ve hikmet sahibidir.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

46. Ahkaf Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 35 ayettir. Ad kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, «ahkaf» de­nen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden, sure Ahkaf adını almıştır.)

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

1- Ha, Mim.
2- Kitabın indirilmesi, güçlü olan ve hikmet sahibi Allah'tandır.
3- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanlan ancak hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) üzere yarattık. Küf­re sapanlar ise, uyarılıp korkutuldukları şeyden yüz çevirmekte olanlardır.
4- De ki: «Şimdi baksanıza, Al­lah'tan başka tapmakta olduklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da ilim kalıntısı varsa, bana getirin.»
(Bu ayetteki «bundan önce bir kitap »tan maksat, Allah 'ın daha önce inzal ettiği kitaplardır. «İlim kalıntısı»ndan maksat ise, sonraki nesillere itimat edilen bir vasıtayla ulaşmış eski devirlerdeki nebilerin ve salihlerin insanlığa sundukları ilahi öğretilerden geriye kalanlardır. Bu iki vasıtayla insana ulaşan hiçbir şeyde şirkten bir iz yoktur. Şimdi Kur'an'ın tebliğ et­mekte olduğu bütün semavi kitapların ittifak ettiği tevhit ve ilimler hakkında ne kadar eser kalmışsa bunlarda da şirkin hiçbir izine rastlanmamaktadır. Bunlarda herhangi bir nebi, veli ya da salih kişinin herhangi bir zaman Allah 'tan başkası­na kullukta bulunmak için bir söz söylediğine dair hiçbir iz de yoktur.)
5- Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar ken­disine icabet etmeyecek olan şeylere yakarmakta olandan daha sapık kimdir? Oysa onlar, bunların yakarmalarından habersizdirler.
6- İnsanlar (bir araya getirilip) haşrolunduğu za­man, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman olurlar ve onların (kendilerine) ibadet ettiklerini inkâr ederler.
7- Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, o küfre sapanlar kendilerine gelmiş olan hak için, «Bu, apaçık bir büyüdür» derler.
8- Yoksa «Kendisi onu uydurdu» mu diyorlar? De ki: «Eğer onu ben uydurduysam, bu durumda siz, Allah'tan bana (gelecek) olan hiç bir şeye (karşı) malik olamazsınız. Sizin kendisi (Kur'an) hakkın­da, ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.»
9- De ki: «Ben peygamberlerin ilki (türedisi) değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uymaktayım ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.»
10- De ki: «Söyleyin bakalım; eğer (bu Kur'an,) Allah katından ise, siz de onu inkâr etmişseniz, İsrail oğullarından bir şahit de bunun bir benzerine şahitlik edip iman etmişse ve siz de (iman etmeye­rek) büyüklük taslamışsanız (o zaman zalimlerden olmaz mısınız)! Şüphesiz Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdir­mez.»
(Müfessirlerin çoğuna göre bu şahitten mak­sat Abdullah bin Selâm'dır. Çünkü o, Medine-i Münevvere'deki en meşhur Yahudi âlimiydi. Hic­retten sonra Allah Resulü'ne iman ederek Müslü­man olmuştur.)
11- Küfre sapanlar, iman edenler için dedi ki: «Eğer O (Kur'an) hayırlı bir şey olsaydı, ona bizden önce koşup yetişe­mezlerdi.» Oysa onlar, onunla hidayete ermediklerinden, «Bu, eski bir yalandır» derler.
12- Bundan önce de bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da zulmedenleri uyarıp korkut­mak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere, (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile (gönderil­miş) olan bir kitaptır.
13- Şüphesiz: «Bizim Rabbimiz Al­lah'tır» deyip sonra dosdoğru bir istika­met tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler­dir de.
14- İşte onlar cennet ehlidir; yap­makta olduklarına karşılık olarak, içinde temelli olarak kalıcılardır.
15- Biz insana, anne ve babasına iyi­likle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle do­ğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü çağına erip kırk yıla (yaşına) ula­şınca dedi ki: «Rabbim! Bana; anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bu­lunmamı ilham et; benim için soyumu da salih kıl. Gerçekten ben tövbe edip sana yöneldim ve ben şüphesiz Müslümanlardanım.»
16- İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiği­miz (görmezlikten geldiğimiz) bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu onlara vaat edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
17- Anne ve babasına, Of ikinizden! Siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaat edi­yorsunuz?» diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak, «Sana yazıklar olsun! İman et; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir» dedik­leri halde, «Bu Kur'an, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir» diye cevap verene gelince.
18- İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendi­lerinden önce geçen ümmetler içinde üzerlerine söz (azap) hak olmuş kimselerdir. Doğrusu onlar, hüsrana uğrayanlardır.
19- Herkesin, yaptıklarına göre dereceleri var­dır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir ve ken­dilerine zulmedilmez.
20- Küfre sapanlar ateşe sunulacakları gün, (on­lara şöyle denir:) «Siz dünya hayatınızda bütün gü­zelliklerinizi tüketip yok ettiniz, onlarla yaşayıp zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve yoldan çıkmanızdan dolayı, bu­gün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.»
21- Kendi zamanında ve öncesinde nice uyarı­cılar gelip geçmişken Ahkaf’taki kavmini, «Al­lah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmakta­yım» diye uyaran Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an.
22- (Ona) Dediler ki: Sen, bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? O halde eğer doğru söylüyorsan, vaat ettiğin şeyi bize getir!
23- Dedi ki: İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Ancak sizi cahillik etmekte olan bir kavim olarak görü­yorum.»
24- Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yöne­lerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, «Bu bize yağmur yağdıracak olan bir buluttur» dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiği­niz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!
25- Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nihayet (helak oldular ve) evlerin­den başka hiçbir şey görünmez oldu. İş­te biz günahkârlar topluluğunu böyle cezalandırırız.
26- Şüphesiz biz onları, sizleri kendi­sinde yerleşik kılmadığımız yerlerde yerleşik kıldık ve onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ama kulakları, gözle­ri ve kalpleri onlara herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayet­lerini inkâr ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.
27- Şüphesiz biz çevrenizde bulunan şehirlerden (birçoğunu) yıkıma uğrattık ve belki dönerler diye ayetleri çeşitli şekil­lerde açıkladık.
28- Bu durumda, Allah'ı bırakıp ya­kınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar onlara yardım etselerdi ya! Hayır, onlar kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (kay­boluş nedenleri), onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
29- Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böy­lece onun huzuruna geldikleri zaman, «Kulak verin!» demişler, sonra (dinleme işi) bitince, kendi kavimlerine (birer) uya­rıcılar olarak dönmüşlerdi.
30- (O cinler) «Ey kavmimiz! Gerçek­ten biz, Musa'dan sonra indirilen, ken­dinden öncekileri de doğrulayan bir ki­tap dinledik; hakka ve dosdoğru olan yola hidayet etmektedir.» demişlerdi.
31- «Ey Kavmimiz! Allah'a davet edene icabet edin ve ona iman edin ki günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan güvende kılsın.»
32- «Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka velileri de yoktur. İşte onlar, apa­çık bir sapıklık içindedirler.»
33- Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmak­tan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gü­cünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye gücü yetendir!
34- Küfre sapanlar ateşe sunulacakları gün, (on­lara şöyle denir:) «Bu gerçek değil miymiş?» Onlar: «Rabbimize andolsun evet (gerçektir)!» derler. (Allah da,) «Öyleyse küfretmekte olduklarınızdan dolayı azabı tadın» der.
35- Peygamberlerden azim sahiplerinin sabret­tikleri gibi, artık sen sabret. Onlar için (beddua et­mede) acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (aza­bı) gördükleri gün, (dünyada) gündüzün bir saatin­den başka durmamışa dönerler. Bu (Kur'an) yeterli bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başka­sı yıkıma uğratılır mı?


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

47. Muhammed Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 38 ayettir. Adını Peygam­ber'in (s.a.a) isminden alan bu sureye aynı zamanda Kıtal su­resi de denmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Küfre sapanların ve Allah yolundan alıko­yanların amellerini, Allah boşa çıkarır.
2- İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed'e indi­rilen kitaba inananların kötülüklerini, Allah örter ve durumlarını ıslah eder.
3- Bunun sebebi, kâfirlerin batıla uymaları, inananların da Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte Allah, insanlara kendi örnekleri­ni böyle verip göstermektedir.
4- Küfre sapanlarla (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Epey öldürdük­ten sonra da (yakaladığınız esirleri) bağı sıkıca bağlayın. Sonra savaş, yüklerini atıp sona erince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin. Buyruk budur! Allah dileseydi, onlardan inti­kam alırdı. Fakat sizi birbirinizle dene­mek ister. Allah yolunda öldürülenler (var ya), Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.
5- (Allah) Onları hidayete erdirecek ve onların durumlarını ıslah edecektir.
6- Ve onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.
7- Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.
8- Küfre sapanlar ise, düşüp helak olmuşlardır ve (Allah,) onların amellerini giderip boşa çıkarmıştır.
9- Bu, Allah'ın indirdiğini beğenme­diklerinden ötürüdür. O da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
10- Onlar, yeryüzünde gezip kendile­rinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüyorlar mı? Allah, onları yerle bir etti. Bu küfre sapanlar için de onun bir benzeri vardır.
11- Bu, Allah'ın, iman edenlerin ve­lisi olmasından dolayıdır. Küfre sapan­lar (var ya), onların velisi yoktur.
12- Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Küfre sapanlar ise, (dünyadan) faydalanırlar ve hayvanla­rın yediği gibi yerler. Ateş, onlar için bir konaklama yeridir.
13- Seni sürüp çıkaran şehirden (inkârcılardan) daha kuvvetli olan nice şehir­leri (inkârcıları) yok ettik. Öyle ki yardım edenleri de bulunmadı.
14- Şimdi Rabbinden apaçık bir delil üzere bulunan kimse, kötü ameli kendi­sine süslü gösterilmiş ve kendi hevaları­na uyan kimse gibi midir?
15- Takva sahiplerine vaat edilen cennetin (özgün) örneği; içinde bozulma­yan sudan ırmakların, tadı değişmeyen sütten ırmakların, içenler için lezzet ve­ren şaraptan ırmakların ve süzme baldan ırmakların varlığıdır. Orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret de vardır. Hiç (böyle mükâfatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını parça par­ça koparan kaynar sudan içirilen kimse gibi olur mu?
16- Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp gittikleri za­man, kendilerine ilim verilenlere derler ki: «O biraz önce ne söyledi?» İşte bun­lar, Allah'ın kalplerini mühürlemiş ol­duğu, kendi heveslerine uyan kimseler­dir.
17- Hidayeti bulmuş olanlar (var ya, Allah) onların hidayetlerini arttırmış ve onlara takvalarını (sakınma başarısını) ver­miştir.
18- Artık onlar, kıyametin kendileri­ne ansızın gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? Şüphesiz onun işaretleri gelmiştir. Fakat (uyarıldıkları kıyamet) ken­dilerine geldikten sonra (hakikati) anlayıp düşünmeleri onlara ne fayda sağlar?
19- O halde bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem de mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin gezip dolaştı­ğınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
(İslam'ın insana kazandırdığı ahlaki değer­lerden biri de, kulun Rabbine ibadet ve kulluk gö­revlerini yerine getirmesi, O'nun dini uğruna cihad etmesi, gücü yettiği kadar gayret etmesi, «Üzerime düşeni yaptım» diye yaptıklarını asla yeterli görme­mesi, tersine, daima «Rabbimin benden istediklerini ve üze­rimdeki hakkını yerine getiremedim» diye düşünmesi ve her zaman kendi hatalarını itiraf ederek Allah'a, «Sana kullukta yaptığım kusurları bağışla» diye dua etmesidir. İşte bu duygu­nun özü, Allah'ın şu buyruğunda ifade edilmiştir: « Hem ken­di günahın, hem de mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile.» Bu, Hz. Peygamber'in (s.a.a) gerçekte herhan­gi bir günah ve hata yaptığını ifade etmez. Aksine en doğru ifadesiyle şöyle denmek istenmektedir: «Rabbine karşı kulluk görevlerini bütün kullardan daha fazla yerine getiren Pey­gamber'in derecesi bile, yerine getirdiği görevler karşılığında gönlünden en küçük bir öğünme duygusu geçirmemesini, bü­tün büyük hizmetleri ve başarılarına rağmen Rabbinin huzu­runda kusurlarını itiraf etmesini gerektirir. Bu ayet nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.a), Allah'tan sürekli ve çok çok mağfiret dilerdi. Ebu Davud, Nesai ve Müsned-i Ahmed'deki rivayetle­re göre Hz. Peygamber (s.a.a), «Ben her gün Allah'tan yüz ke­re mağfiret diliyorum» buyurmuştur.)
20- İman edenler, «(Savaş izni için) Bir sure indi­rilmeli değil miydi?» derlerdi. Fakat içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği za­man, kalplerinde hastalık bulunanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimsenin bakışı gibi sa­na baktıklarını görürsün. Onlar için (ölüm yaşamak­tan) daha uygundur.
21- (Cihad için bir sure indirilmesi temennisi bir tür) ita­at ve güzel sözdür. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet onlar Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.
22- Ama eğer yüz çevirirseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz (dışında bir şey) beklenir mi sizden?
23- İşte onlar, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldı­ğı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24- Bunlar Kur'an'ı düşünmezler mi hiç? Yoksa kalpleri kilitli midir?
25- Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (inkâra) dönenlere şeytan, (kötülüklerini) güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.
26- Bu, Allah'ın indirdiğini beğen­meyen kimselerin (Küfre sapanlara), Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz» demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.
27- Öyleyse melekler, onların yüzle­rine ve arkalarına vura vura canlarını al­dıkları zaman (halleri) nasıl olacak?
28- Bu, Allah'ı gazaplandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşnut ol­mamalarından ötürüdür. Allah da onla­rın işlerini boşa çıkarmıştır.
29- Yoksa kalplerinde hastalık bulu­nanlar, kendi (içlerinde gizledikleri) kinleri­ni Allah'ın hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?
30- Eğer biz dilersek, sana onları el­bette gösteririz, böylelikle sen onları si­malarından tanımış olursun. Şüphesiz sen onları, sözlerinin anlatım biçimin­den de tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.
(Durr'ul Mensur c.6 s.66-68 İbn-i Merduye'nin nakline göre İbn-i Mes'ud şöyle demiştir: «Biz Hz. Resulullah'ın getirdiği dine iman etme­yen münafıkları Ali'ye olan buğzlarından tanır­dık.»)
31- Şüphesiz biz, sizden mücahit olanlarla sabredenleri belirleyip ortaya çıkarıncaya ve (yaptıklarınızla ilgili) haber­lerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneye­ceğiz.
32- Şüphesiz küfre sapanlar, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hi­dayet açıkça belli olduktan sonra pey­gambere karşı gelip zorluk çıkaranlar, kesin olarak Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır.
33- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.
34- Hiç şüphesiz, küfre sapanlar, Al­lah'ın yolundan alıkoyanlar, sonra da kâfir olarak ölenler (var ya), işte Allah onlara kesinlikle mağfiret etmeyecektir.
35- Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, barışa çağırmak suretiyle gevşek­liğe düşmeyin. Allah, sizinle beraberdir. O, sizin amellerinizi asla eksiltmez.
36- Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve oyalanmadır. Eğer iman ederseniz ve sakınıp kor-karsanız, O, size ecirlerinizi verir ve (tüm) malları­nızı da istemez.
37- Eğer sizden onları (mallarınızı tümüyle) isteyip de zora salmış olsaydı, cimrilik ederdiniz, O da böylece kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
38- İyi biliniz sizler, Allah yolunda infak etme­ye çağrılınca içinizden kiminizin cimrilik ettiği kimselersiniz. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik etmektedir. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır; fakir olanlar ise sizler­siniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, yerinize sizden başka bir topluluk getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.


KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

48. Fetih Suresi

(Medine'de nazil olmuştur ve 29 ayettir. İçinde İslâm'ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sure, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaş­ması dönüşünde inmiştir)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Şüphesiz, biz sana apaçık bir fetih verdik.
2- Böylece Allah, (düşmanların sana yakıştırdığı, söz­de) geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üze­rindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidayet etsin (diye apaçık bir fetih verdik).
(Bir görüşe göre geçmiş günahlardan maksat, geçmiş üm­metlerin günahıdır; zira tüm ümmetler, o mukaddes zatın (Peygamber'in) ümmetidir ve nebilerin tüm davetleri son şe­riata ve Mutlak Veli'nin (Peygamber'in) eserlerine yapılan davettir. Dolayısıyla da Âdem ve sonrakiler ise bu velayet ağa­cının yapraklarıdır.
İkinci açıklamaya göre hadisteki zenb (günah) kelimesi mastardır. Dolayısıyla fail veya mef'ula izafe olması caizdir. Burada ise mef'ula izafe olmuştur. Dolayısıyla günahtan mak­sat ise, Mekkeli müşriklerin Peygamber'i Mekke'ye girmekten alıkoymaları ve Mescidu'l Haram'a girmesine engel olmalarıdır. Bu te’vil üzere mağfiretin manası ise müşrik­lerin Peygamber (s.a.a) üzerindeki hükümlerini neshetmesidir. Yani Allah bu lekeyi fetih esnasında ortadan kaldırmış ve Mekke'nin fethiyle örtmüş­tür. O halde «Bundan sonra çok yakında Mekke'ye gireceksin» demektir. Bu yüzden «mağfiret», ciha­dın mükâfatı ve fethin faydaları olarak takdir edil­miştir. Bu konuda şöyle denilmiştir: «Eğer maksat günahları bağışlamak olsaydı, ayet için makul bir mana edilemezdi. Zira günahları affetmenin fetih ile hiç bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla onun he­def ve faydası da olamaz. Ama geçmiş ve gelecek günahlardan maksadın müşriklerin eskiden Resu­lullah'a ve Müslümanlara reva gördükleri çirkin fiillerin olması da muhtemeldir.»
Üçüncü açıklamaya göre ayetin anlamı, «Eğer senin geçmiş ve gelecekte herhangi bir gü­nahın olursa ben o günahını bağışladım» demek­tir. Ama bilindiği gibi koşullu önerme (kaziye-i şartiye) iki tarafın (konu ve yüklemin) gerçekleş­miş olmasını ve doğruluğunu gerektirmez.
Dördüncü açıklamaya göre ise günahtan mak­sat müstahapları terk etmektir. Zira Resulullah farzları hiç terk etmemiştir. Resulullah'ın makamı yüce olduğundan dolayı, başkaları için günah ol­mayan şeyler onun için pekâlâ günah sayılabilir.
Beşinci açıklamaya göre ise ayet Resulullah'ı tazim etmek için nazil olmuştur. Dolayısıyla da hüsn-i hitab makamındadır. «Allah seni affetsin» demeye benzer.)
3- Ve Allah, sana üstün bir zaferle yardım etsin (diye apaçık bir fetih verdik).
4- İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sükûnet indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları O'nundur. O Allah her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir.
5- (Bütün bunlar,) Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cen­netlere sokması ve onların kötülüklerini örtüp bağışlaması içindir, işte bu, Allah katında büyük kurtuluştur.
6- (Bütün bunlar ayrıca) Kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle mü­nafık kadınlara ve müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azap etmesi içindir. O (Müslümanlar için istedikleri) kötülük çembe­ri, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazaplanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer pek de kötüdür.
7- Göklerin ve yerin orduları, Allah'ındır. Allah, güçlü olandır ve hikmet sahibidir.
8- Şüphesiz, biz seni bir şahit, bir müj­de verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
9- Böylece Allah'a ve Resulüne iman etmeniz, O'nu savunup destekle­meniz, O'nu saygıyla yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu tesbih etmeniz için (seni gönderdik).
10- Şüphesiz, sana biat edenler, an­cak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a karşı verdiği ahdine vefa göste­rirse, artık O (Allah) da ona büyük bir ecir verecektir.
11- Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: «Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.» Onlar (bu du­rumda), kalplerinde olmayan şeyi dille­riyle söylerler. De ki: «Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dile­yecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Ha­yır, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.»
12- Hayır, siz peygamberin ve mü­’minlerin, ailelerine ebedi olarak bir da­ha dönmeyeceklerini zannettiniz. Bu, sizin kalplerinizde süslü göründü ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da yıkıma uğramış bir kavim oldunuz.
13- Kim Allah'a ve Resulüne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten biz, küfre sapanlar için çılgın­ca yanan bir ateş hazırlamışızdır.
14- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dile­diğine mağfiret eder, dilediğini azaplandırır. Al­lah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
15- Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman, «Bizi bırakın da sizi izleyelim» diyecekler. Onlar, Allah'ın kelâmını değiştirmek istiyorlar. De ki: «Siz, kesin olarak bizim izimiz­den gelmezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyur­du.» Bunun üzerine, «Hayır, bizi kıskanıyorsu­nuz» diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayanlardır.
16- Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: «Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrı­lacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız, ya da (onlar) Müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederse­niz, Allah, size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azap ile azaplandırır.»
17- Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yok­tur. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, (Allah) onu acıklı bir azap ile azaplandırır.
18- Şüphesiz Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü’minlerden razı oldu, kalplerinde olanı bildi de böylece üzerlerine güven duygusu ve huzur indirdi ve onlara yakın bir fet­hi sevap (karşılığı) olarak verdi.
19- Ve elde edecekleri birçok gani­metleri de (verdi). Allah, güçlü olandır ve hikmet sahibidir.
20- Allah sizlere ileride alacağınız birçok ganimetler vaat etmiştir. Mü’min­ler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola hidayet etsin diye de bunu (Hu-deybiye'nin ardından Hayber ganimetlerini) size hemencecik vermiş ve insanların elleri­ni sizden (geri) çekmiştir.
21- Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği, fakat Allah'ın (ilim ve kudretiy­le) çepeçevre kuşattığı ganimetler de vardır. Allah, her şeye karşı güç yetirendir.
22- Küfre sapanlar sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, bir veli ve yardımcı da bulamaz­lardı.
23- (Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın.
24- Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlar­dan çeken O'dur. Allah, yapmakta ol­duklarınızı hakkıyla görendir.
25- Onlar; küfre sapanlar ve sizi Mescid-i Haram'dan ve kurbanları yerlerine ulaşmasından alıkoyanlardır. Eğer orada (Mekke'de) kendilerini tanımadığınız için ezeceğiniz ve bilmeyerek ezdiğinizden ötürü de zor durumda ka­lacağınız mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan kâfirleri elem verici bir azaba çarptırırdık.
(O zamanlar Mekke-i Muazzama'da imanla­rını gizleyen-gizlemeyen birçok Müslüman vardı. Onlar güçsüzlüklerinden dolayı hicret edememiş­lerdi. Eziyet ve işkenceye maruz kalmışlardı. Böy­le bir durumda savaş olsaydı ve Müslümanlar kâ­firleri kovalayarak Mekke'ye girselerdi, kâfirlerle birlikte bu Müslümanları da, tanınmadıklarından dolayı öldürebilirler, durumun farkına vardıkla­rında da bu durumdan acı ve üzüntü duyarlardı. Ayrıca müşrik Araplara da «Bu insanlar savaşta kendi din kardeşlerini bile öldürmekten çekinmi­yorlar» deme fırsatı verilmiş olurdu. Bu bakımdan Allah, bu çaresiz Müslümanlara merhamet edip ayrıca mü’minleri üzüntü ve lekelenmekten kurtar­mak niyetiyle bu olayda savaşa fırsat vermedi.)
26- Zira küfre sapanlar, kalplerine bağnazlığı, (hem de) cahiliye bağnazlığını yerleştirmişlerdi. Al­lah da (buna karşılık) elçisine ve mü’minlere sükûnet ve güvenini indirdi, onlara takva sözünü (iman ru­hunu) gerekli kıldı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
27- Şüphesiz Allah peygamberine o rüyayı doğru ve hak olarak gösterdi. İnşallah Kâbe’ye başlarınızı da tıraş etmiş ve kısaltmış olarak emniyet ve güven içinde, korkmadan (mutlaka) gire­ceksiniz. Allah sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği
için (Mekke'nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hudeybiye barışını) nasip etti.
28- O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahit olarak Allah yeter.
29- Muhammed, Allah'ın Resulü'dür ve onun­la birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün. Onlar, Al­lah'tan bir lütuf ve hoşnutluk dilerler. Onların ni­şanları yüzlerindeki secde izidir. İşte bu onların Tevrat'taki ve İncil'deki örnekleridir. Onlar; fili­zini yarıp çıkarmış, derken onu (filizini) kuvvetlen­dirmiş, sonra semizleyip kalınlaşmış ve ekincile­rin hoşuna gidecek şekilde sapları üzerine dikilmiş bir ekine benzerler (Bu örnek,) Onunla kâfirleri Öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir vaat etmiştir.