KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

41. Fussilet Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 54 ayettir. Adını, 3. Ayette geçen «Fussilet» kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılmaktadır.)

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

1- Ha, Mim.
2- (Bu Kur'an,) Rahman ve Rahim'den indiril­medir.
3- Bu, Arapça bir Kur'an olarak, ayetleri bilen bir kavim için uzun uzun açıklanmış bir kitaptır.
4- Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak (uzun uzun açıklanmış bir kitaptır). Ama onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.
5- Ve dediler ki: «Bizi kendisine çağırmakta olduğun şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda da bir perde vardır. Artık sen (yapabilece­ğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz.»
6- De ki: «Ben, ancak sizin benzeri­niz olan bir beşerim. Bana yalnızca, si­zin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin!»
7- Onlar, zekât vermeyenler ve onlar ahireti inkâr edenlerdir.
8- Şüphesiz, iman edip salih ameller­de bulunanlar (var ya), onlar için kesinti­si olmayan bir ecir vardır.
9- De ki: «Gerçekten siz yeri iki gün­de yaratanı inkâr eder ve O, âlemlerin Rabbi iken O'na birtakım eşler koşar mısınız?»
10- O, yeryüzünün üstüne sabit dağ­lar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve onda tam dört günde dileyenlerin (canlıların) ihtiyaçları ölçüşünce rızıklar takdir etti.
11- Sonra, kendisi duman (gaz) halin­de olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: «İsteyerek veya istemeye­rek gelin.» İkisi de «İsteyerek (itaat ede­rek) geldik» dediler.
12- Böylelikle onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip donattık ve koru­duk, işte bu, çok güçlü ve her şeyi bile­nin takdiridir.
13- Bu durumda eğer onlar yüz çevi­rirlerse, artık de ki: «Ben sizi, Ad ve Semûd (kavimlerinin) yıldırımına benzer bir yıldırımla uyarıp korkutuyorum.»
14- Onlara, «Yalnızca Allah'a kulluk edin» diye önlerinden ve arkalarından peygamberler gelince dediler ki: «Eğer dileseydi Rabbimiz, melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gön­derildiğiniz şeyi inkarcılarız.»
15- Ad kavmine gelince, onlar yeryü­zünde haksız yere büyüklendiler ve de­diler ki: «Kuvvet bakımından bizden da­ha üstün kimmiş?» Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerin­den daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi (bilerek) inkâr ediyorlardı.
16- Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını tattırmak için, o uğur­suz (felâketler yüklü) günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha da bir aşağılanmadır ve onlara yardım edilmeyecektir.
17- Semûd'a gelince; biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih etti­ler. Böylece kazanmakta oldukları şeyler yüzün­den onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.
18- İman edenleri ve korkup sakınmakta olan­ları ise kurtardık.
19- Allah düşmanlarının ateşe sürülmek üzere bir araya getirilip toplatıldığı gün, işte onlar artık dağılmaktan alıkonurlar.»
20- Sonunda ateşe geldikleri zaman, onların işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.
21- Kendi derilerine, «Niye aleyhimizde şahit­lik ettiniz?» derler. «Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülmektesiniz» derler.
22- «Siz; işitme, görme (duyularınız) ve derileri­niz aleyhinizde şahitlik eder diye sakınıp korun­muyordunuz. Aksine, yapmakta olduklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.»
23- «İşte bu sizin Rabbiniz hakkında beslediği­niz zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayanlar olarak sabahladınız.»
24- Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir ve eğer onlar hoşnut­luk isterlerse, artık onlar hoşnut olunanlardan de­ğillerdir.
25- Ve onlar için (şeytanlardan ve şeytan sıfatlı insanlardan) birtakım dostlar takdir ettik. Bun­lar, onların önlerinde ve arkalarında ne varsa yaptıkları her türlü işi süsleyip bezediler. Böylece cinlerden ve insanlar­dan gelmiş geçmiş toplumlar hakkında gerçekleşen söz, onlar hakkında da ger­çekleşti. Şüphesiz onlar hüsrana uğra­mış kimseler oldular.
26- Küfre sapanlar dediler ki: «Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz.»
27- Artık gerçekten o küfre sapanlara şiddetli bir azap tattıracağız ve onları yapmakta olduklarının en kötüsüyle ce­zalandıracağız.
28- Bu, Allah'ın düşmanlarının ceza­sı olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkâr etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, ora­da onlar için ebedilik yurdu vardır.
29- Küfre sapanlar dediler ki: «Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım, en aşağılar­da bulunanlardan olsunlar.»
30- Şüphesiz, «Bizim Rabbimiz Al­lah'tır» deyip sonra da dosdoğru bir isti­kamet tutturanlar (var ya), onların üzerine melekler iner (ve der ki;) «Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vaat edilen cen­netle müjdelenin.»
31- «Biz, dünya hayatında da ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istemekte olduğunuz her şey de sizindir.»
32- «Çok bağışlayan ve çok esirge­yen Allah'tan bir ağırlanma (ziyafet) ola­rak.»
33- Allah'a çağıran, salih amelde bu­lunan ve, «Gerçekten ben Müslümanlar-danım» diyenden daha güzel sözlü kim­dir?
34- İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman (bir de görürsün ki), seninle onun ara­sında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluverir.
35- Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulamaz ve buna büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da eriştirilemez.
36- Şayet sana şeytandan bir kışkırtma (vesvese) gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
37- Allah'ın ayetlerindendir gece, gündüz, gü­neş ve ay. Siz güneşe de aya da secde etmeyin. Eğer sadece O'na ibadet ediyorsanız, onları yara­tan Allah'a secde edin.
38- Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tes­bih ederler ve onlar bıkkınlık da duymazlar.
39- O'nun ayetlerinden biri de senin gerçekten yeryüzünü (kuraklıktan kurumuş) boynu bükük bir halde görmendir. Ama biz onun üzerine suyu in­dirdiğimiz zaman, deprenir ve kabanr. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
40- Ayetlerimiz hakkında eğriliğe sapanlar, bi­ze gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O, yap­makta olduklarınızı gerçekten görendir.
41- Şüphesiz, kendilerine hatırlatıcı (Kur'an) gelince, onu inkâr ettiler. Hâlbuki o üstün bir ki­taptır.
42- Batıl, ona önünden de ardından da gele­mez. (Çünkü Kur'an,) Hikmet sahibi ve övülen Allah'tan indirilmedir.
43- Sana söylenen şeyler, senden ön­ceki peygamberlere söylenenden başka­sı değildir. Şüphesiz senin Rabbin, hem elbette mağfiret sahibidir, hem de acı bir azap sahibidir.
44- Eğer biz onu fasih olmayan bir Kur'an kılmış olsaydık, mutlaka Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? (Fasih) Araba fasih olmayan Kur'an (öyle mi?)» derlerdi. De ki: «O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenle­rin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar (sanki kendilerine) uzak bir yerden seslenilmekte (de duymuyor gibiler)»
45- Şüphesiz biz Musa'ya kitabı ver­dik, fakat onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer senin Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu. Gerçekten onlar (Yahudi­ler), bundan (Tevrat'tan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
46- Kim salih bir amelde bulunursa, kendi nefsi lehinedir; kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.
47- Kıyametin ilmi O'na aittir. O'nun ilmi olmaksızın, hiç bir meyve tomurcu­ğundan çıkmaz, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara, Benim ortak­larım nerede? diye sesleneceği gün derler ki: (Ortağın olduğuna dair) Bizden hiç bir şahidin olmadığını sana bildiri­riz.»
48- Önceden kendilerine taptıkları, (o gün) onlardan kaybolup gider ve onlar kaçacak hiç bir yerleri olmadığını anla­mış olurlar.
49- İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, hemen ümitsiz ve karamsar düşer.
50- Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka, Bu benim içindir ve ben kıya­metin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır der. Ama şüphesiz biz, o küfre sapanlara yapmakta olduklarını haber vereceğiz ve mutlaka onlara, ağır bir azaptan tattıracağız.
51- İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve uzaklaşır; ona bir şer dokunduğu zaman ise, ar­tık o, geniş bir yakarış sahibidir.
52- De ki: Söyleyin bakayım; eğer o (Kur'an) Allah katından ise, sonra da siz ona (karşı) küfretmişseniz, (bu durumda) derin bir ayrılık içinde olan­dan daha sapık kimdir?
53- Şüphesiz hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun diye biz hem afakta ve hem de enfüste (iç ve dış âlemde) onlara ayetlerimizi göstereceğiz. Her şeyin üzerinde senin Rabbinin şahit olması yetmez mi?
54- İyi bilin ki gerçekten onlar, Rablerine ka­vuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler, iyi bilin ki gerçekten O, her şeyi sarıp kuşatandır.



KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

42. Şura Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 53 ayettir. Adını 38. ayette geçen ve Müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yap­malarının gereğini bildiren şura kelimesinden almıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ha, Mim.
2- Ayn, Sin, Kaf.
3- O, güçlü, hikmet sahibi Allah, sana ve sen­den öncekilere böyle vahyetmektedir.
4- Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O, yü­cedir, büyüktür.
5- Gökler, (vahyin ağırlığından dolayı) neredeyse üstlerinden çatlayıp parçalanacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanla­ra mağfiret dilerler. İyi bilin ki sadece Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
6- Allah'ın dışında birtakım veliler edinenler (var ya), Allah, onların üzerin­de gözetleyicidir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin.
7- Böylece şehirlerin anasını (Mekke halkını) ve çevresinde olanları uyarman ve kendisinden şüphe olmayan toplan­ma günü ile uyarıp korkutman için sana Arapça bir Kur'an vahy ettik. (O gün onla­rın) Bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgınca yanan ateşin içindedir.
8- Eğer Allah dileseydi, onları tek bir ümmet kılmış olurdu. Ancak O, diledi­ğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir veli vardır, ne de bir yardımcı.
9- Yoksa O'nun dışında birtakım ve­liler mi edindiler? Oysa Allah; veli olan ancak O'dur, ölü olanları da dirilten O'dur. O, her şeye güç yetirendir.
(Yöneticilik anlamında velayet, münezzeh olan Allah'a mahsustur. Zira ef'ali tevhit ve de her şeyde gerçek etkili varlığın Allah olduğu esasınca Allah'tan başka herhangi bir şeyin veya şah­sın kendi adına yönetici olması düşünülemez. Bu yüzden hakiki velayet, Allah'a mahsustur.)
10- Hakkında ihtilâfa düştüğünüz herhangi bir şeye gelince, artık O'nun hükmü Allah'ındır. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben O'na tevekkül et­tim ve yalnızca O'na dönüp yönelirim.
11- O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, hay­vanlardan da çiftler var etmiştir. Sizleri bu tarzda (çiftler var ederek) türetip yay­maktadır. O'nun benzeri olan hiç bir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
12- Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip yayar ve kısar da. Çünkü O, her şeyi bi­lendir.
13- O, «Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin» diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da vasiyet ettiğimizi sizin için de yasadı. Senin kendilerini çağırmakta olduğun şey, müşriklere ağır gelmektedir. Allah, dilediğini buna (çağırmakta olduğun şeye) seçer ve içten kendisine yöneleni ona (çağırmakta olduğun şeye) hidayete eriştirir.
14- Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki haset yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer senin Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar verilmiş bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş olurdu. Şüphesiz onla­rın ardından kitaba mirasçı olanlar ise, ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
15- İşte onun için sen (tevhit dinine) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru bir istikamet tuttur. Onların hevalarına uyma ve de ki: «Allah'ın indir­diği her kitaba inandım. Aranızda adalet yapmak­la emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma (konusu) yoktur. Allah bizi bir araya geti­rip toplayacaktır ve dönüş de O 'nadır.»
16- Allah için icabette bulunulduktan sonra, Allah hakkında tartışanların delilleri, Rableri ka­tında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazap var­dır ve şiddetli azap onlar içindir.
17- Kitab'ı ve mizanı hak olarak indiren Al­lah'tır. Ne bilirsin; belki kıyamet pek yakındır!
18- Onda (kıyametin kopması hususunda) acele dav­rananlar, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet konusunda tartışmakta olanlar, gerçekten derin bir sapıklık içindedirler.
19- Allah, kullarına karşı lütuf sahibi olandır; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, güçlüdür.
20- Kim ahiret ekinini isterse, biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim de dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur.
21- Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediği bir şeyi yasayan ortakla­rı mı var? Eğer (azabın ertelenmesine dair) kesin bir hüküm olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Gerçekten zalim­ler için acıklı bir azap vardır.
22- Yaptıkları şeyler başlarına gelir­ken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İman edip salih amellerde bu­lunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onların­dır. İşte büyük lütuf budur.
23- İşte Allah, iman edip de salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: Ben, buna (pey­gamberliğe) karşılık yakınlıkta (Ehl-i Beyt'ime duyulan) sevgi dışında sizden hiç­ bir ücret istemiyorum.» Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği (sevabı) arttı­rırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
(Keşşaf-i Zemahşeri, Zehair'ul Ukba, Fusul'ul Mühimme, İhya'ul Meyyit, Sevaik' ul Muhrika vb. Ehl-i Sünnet kaynaklarında ayette geçen «yakınlık» ifadesinden maksadın Ali, Fatıma, Ha­san ve Hüseyin olduğu hakkında birçok rivayet yer almıştır. Örneğin H. 5. asrın meşhur müfessirlerinden olan Hâkim Heskani, Şevahid'ut Tenzil adlı kitabında Said b. Cübeyr'den, o da İbn-i Ab-bas'tan şöyle nakletmektedir: «Ben, buna (pey­gamberliğe) katşılık yakınlıkta (Ehl-i Beytime duyulan) sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemi­yorum.» ayeti nazil olunca ashab şöyle sordu: «Ey Allah'ın Resulü! Allah'ın bizlere sevmeyi emretti­ği bu kimseler kimlerdir?» Peygamber (s.a.a) şöy­le buyurdu: «Ali, Fatıma ve çocuklarıdır»)
24- Yoksa onlar, (sadece Ehl-i Beyt sevgi­sini istediğin için) Allah'a karşı yalan dü­züp uydurdu mu diyorlar? Oysa eğer Allah dilerse, senin de kalbini mühürler. Allah batılı yok eder ve hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde ola­nı bilendir.
25- Kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlemekte olduk­larınızı bilen O'dur.
26- O, iman edip salih amellerde bu­lunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Küfre sapanlara gelin­ce, onlar için şiddetli bir azap vardır.
27- Eğer Allah, kullan için rızkı (sınırsızca) geniş tutup yaysaydı, gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.
28- İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmu­ru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek veli de O'dur.
29- Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir ve O, dilediği zaman onların hepsini toplama­ya güç yetirendir.
30- Size isabet eden her musibet, (ancak) elleri­nizin kazanmakta olduğu dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.
31- Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz ve sizin Allah'ın dışında ne bir veliniz var­dır, ne de bir yardımcınız.
32- Denizde yüksek dağlar gibi seyretmekte olan gemiler O'nun ayetlerindendir.
33- Eğer dileyecek olsa rüzgârı durdurur, böyle­ce onlar da (gemiler de) onun (denizin) üstünde kalaka­lırlar. Hiç şüphe yok, bunda çokça sabreden, çokça şükreden kimse için gerçekten ayetler vardır.
34- Ya da kazanmakta oldukları dolayısıyla (rüzgârı şiddetli estirir de) onları yok eder, birçoğunu da affeder.
35- (öyle ki) Ayetlerimiz hakkında mücadele edenler, kendileri için hiç bir kaçacak yer olmadı­ğını bilip öğrensinler.
36- Size verilen herhangi bir şey, dünya haya­tının geçimliğidir. Allah katında olan ise daha ha­yırlı ve daha süreklidir. (Bu da) İman edip Rablerine tevekkül edenler içindir.
37- Onlar büyük günahlardan ve çir­kinliklerden kaçınırlar ve gazaplandıkları zaman bağışlarlar.
38- Rablerine icabet ederler, dosdoğ­ru namazı kılarlar. Onların işleri, arala­rında danışma iledir. Kendilerine verdi­ğimiz rızıktan da infak ederler.
39- Ve hakları çiğnendiği zaman, bir­lik olup karşı koyarlar.
40- Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affe­der ve (bozuklukları) ıslah ederse artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.
41- Kim de zulme uğradıktan sonra intikam alırsa, onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur.
42- Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık eden­lerin aleyhinedir. İşte bunlar için acıklı bir azap vardır.
43- Kim de sabreder ve bağışlarsa, hiç şüphesiz bu, azim gerektiren işler­dendir.
44- Allah kimi saptırırsa, artık bun­dan sonra onun hiç bir velisi yoktur. Azabı gördükleri zaman, o zalimleri bir görsen, «Geri dönmeye bir yol var mı?» derler.
45- Onları zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlar­ken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar­ken bir görsen! İman edenler ise, «Ger­çekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet gü­nü hem kendi nefislerini, hem de ailele­rini hüsrana uğratanlardır» derler. İyi bi­lin ki, gerçekten zalimler, kalıcı bir azap içindedirler.
46- Onların Allah'ın dışında kendile­rine yardım edecek velileri yoktur. Al­lah kimi saptırırsa, artık onun için hiç bir (çıkılacak) yol yoktur.
47- Allah'tan geri çevrilmesi olma­yan bir gün gelmeden önce, Rabbinize icabet edin. O gün, sizin için ne sığınıla­cak bir yer var, ne de sizin için inkâr (et­me imkânı).
48- Şayet onlar, sırt çevirecek olur­larsa, artık biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz. Sana düşen, yalnızca tebliğdir. Şüphesiz biz insana, tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman, onunla sevinç duyar. Eğer onlara kendi el­lerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kötülük isa­bet ederse, bu durumda da insan bir nankör kesiliverir.
49- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dile­diğini yaratır. Dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
50- Veya onları erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini de kısır bırakır. Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir. 51- Ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi (melek) gönderip kendi izniyle diledi­ğine vahyetmesi dışında, kendisiyle Allah'ın ko­nuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir. Ger­çekten O, yüce olandır ve hikmet sahibidir.
52- Böylece sana da biz kendi emrimizden bir ruh (Kur'an) vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ancak biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip ile­tiyorsun.
53- Göklerde ve yerde bulunanların tümü ken­disine ait olan Allah'ın yoluna (hidayet ediyorsun). İyi bilin ki işler, sonunda Allah'a döner.



KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

43. Zuhruf Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 89 ayettir. Zuh­ruf, altın ve mücevher anlamına gelir. Surede bun­lardan söz edildiği ve Allah'ın insana sahip oldu­ğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışla­rına göre değer verdiği anlatıldığı için sure bu ad­la anılmıştır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Hâ, Mîm.
2- Apaçık olan kitaba andolsun.
3- Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıl­dık.
4- Hiç şüphesiz o, bizim katımızda olan ana kitapta, çok yüce ve hikmet do­ludur.
5- Siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz diye, şimdi O zikri (uyarı dolu Kur 'an'ı) bir yana mı bırakalım?
6- Oysa biz, öncekiler arasında da ni­ce peygamber gönderdik.
7- Onlara bir peygamber gelmeyiversin, mutlaka onunla alay ederlerdi.
8- Biz de kuvvet bakımından onlar­dan daha üstün olanları yıkıma uğrattık. (Kur'an'da) Öncekilere dair nice örnekler geçmiştir.
9- Onlara, «Gökleri ve yeri kim ya­rattı?» diye soracak olsan, tartışmasız, «Onları O çok güçlü ve her şeyi bilen yarattı» diyecekler.
10- O, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulaşınız diye orada sizin için yollar meydana getirdi.
11- O, belli bir miktar ile gökten su indirir de onunla ölü bir memleketi di­riltiriz; siz de İşte böyle (kabirlerinizden di­riltilip) çıkarılacaksınız.
12- O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bine­ceğiniz şeyleri de var etti.
13- Böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak, «Bunu bize ram kılan Allah münezzehtir; aksi takdirde biz buna güç yetirenler değil idik» demeniz içindir.
14- «Ve biz elbette Rabbimize dönü­cüleriz (demeniz içindir).»
15- Ama onlar, kullarından bir kısmı­nı, O'nun bir parçası (oğlu) kıldılar. Ger­çekten insan apaçık bir nankördür.
16- Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayı­rıp bıraktı?
17- Onlardan biri Rahman olan Al­lah'a isnat ettiği bir benzer (kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah ke­silir de öfkesinden yutkunur durur.
18- Onlar ziynet içinde büyütülen ve mücadelede (tartışmada) açıklayıcı (deliller ortaya koyma gücüne sahip) olamayanı mı (kız çocuğunu mu Rahman'a isnat ediyorlar)?
19- Onlar, Rahman'ın kullan olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri onların yaratılışlarına şahit mi idiler? Onların şahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar.
20- Dediler ki: «Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik.» Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyor­lar.
21- Yoksa biz, bundan önce kendilerine bir ki­tap verdik de şimdi ona mı tutunuyorlar?
22- Hayır, dediler ki: «Şüphesiz biz, babaları­mızı (bizi terbiye eden âlimlerimizi) bir Ümmet (din) üze­rinde bulduk ve doğrusu onların izleri üzerinde (yürüyüp) doğru yolu bulmuşlarız.»
23- Senden önce hangi memlekete bir uyarıcı gönderdiysek, mutlaka oranın şımarık varlıklıları, «Babalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk, biz onların izlerine uymuşlarız» dediler.
24- (O uyarıcılar,) «Ben size, babalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?» deyince onlar, «Doğrusu biz, ken­disiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz.» de­diler.
25- Böylece biz de onlardan intikam aldık. Öy­leyse, sen bir bakıver; yalan sayanların sonu nasıl oldu?
26- Hani İbrahim (üvey) babasına ve kendi kav­mine demişti ki: «Hiç tartışmasız ben, sizin tap­makta olduklarınızdan uzağım.»
27- «(Ancak) Beni yaratan hariç. İşte O, beni hidayete erdirecektir.»
28- Ve onu (tevhit kelimesini), belki dö­nerler diye ardından gelenler için kalıcı bir kelime kıldı.
29- Doğrusu bunları da babalarını da, kendilerine hak (din) ve hakikati açıkla­yan bir peygamber gelinceye kadar ge­çindirdim.
30- Ancak kendilerine hak gelince dediler ki: «Bu bir büyüdür, doğrusu biz onu inkâr edicileriz.»
31- Ve dediler ki: «Bu Kur'an, neden iki şehirden (Mekke ve Taif'ten) birinin bü­yük bir adamına indirilmedi?»
32- Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırmaktadırlar? Dünya haya­tında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık ve birbirlerine işlerini gördürsünler diye bir bölümünü bir bö­lümü üzerinde derecelerle yükselttik. Senin Rabbinin rahmeti, onların topla­yıp yığmakta olduklarından daha hayır­lıdır.
33- Eğer İnsanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'a kâfirlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp yükselecekle­ri merdivenler yapardık.
34- Evlerinin kapılarını ve üzerinde yaslanıp dayanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).
35- Ve (daha nice) çekici süsler de (verir­dik). Bütün bunlar, yalnızca dünya haya­tının geçimliğidir. Ahiret ise, senin Rab­binin katında takva sahipleri içindir.
36- Kim Rahman'ın zikrini görmez­likten gelirse, ona bir şeytanı salarız da o şeytan artık onun yakın dostu olur.
37- Gerçekten bunlar (şeytanlar), onla­rı yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendile­rinin gerçekten hidayette olduklarını sa­nırlar.
38- Sonunda bize geldiği zaman, «Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Pek de kö­tü arkadaşmışsın sen» der.
39- (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü siz zulmettiniz. Şüphesiz siz azapta da ortaksınız.
40- Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete mi erdireceksin?
41- O halde biz seni alıp götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.
42- Ya da onlara vaat ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gü­cümüz yeter.
(Allah, bu ve önceki ayette Hz. Peygamber'e (s.a.a) hitap etmek suretiyle «Senin hayatta kalıp kalmaman kâfirlerin başlarına gelecek olanları değiştirmez. Şayet sen yaşarsan, o takdirde onla­rın feci akıbetlerini bizzat görürsün. Yoksa eğer vefat edersen, onlar, yine bu yaptıklarının kötü sonuçlarıyla karşı karşıya geleceklerdir» diye buyurmaktadır.)
43- Şu halde sen, sana vahyedilene sımsıkı tu­tun; çünkü sen dosdoğru olan bir yol üzerindesin.
44- Ve hiç şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir hatırlatıcı uyarıdır. Siz (ondan) sorulacaksınız.
45- Senden önce gönderdiğimiz peygamberle­rimizden sor (bakalım): «Biz, Rahman'ın dışında tapılacak bir takım ilahlar kıldık mı (hiç)?»
46- Şüphesiz biz Musa'yı Firavun'a ve onun önde gelen çevresine ayetlerimizle gönderdik. O da, «Gerçekten ben, âlemlerin Rabbinin elçisi­yim» dedi.
47- Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman, birdenbire onlar bunlara gülüverdiler.
48- Biz onlara biri ötekinden daha büyük ol­mayan hiç bir ayet göstermedik. Belki dönerler diye, biz onları azapla yakalayıverdik.
49- Ve onlar, «Ey büyücü! Sana verdiği söz hürmetine bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete ermişler olacağız.» dediler.
50- Fakat onlardan azabı çekip giderince, he­men sözlerinden caydılar!
51- Firavun, kendi kavmi içinde nida ederek dedi ki: «Ey Kavmim! Mısır'ın mülkü ve şu al­tımda akmakta olan ırmaklar benim değil mi? Ha­la görmüyor musunuz?
52- «Yoksa ben, kendisi değersiz ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?»
53- «O halde neden üzerine altından bilezikler atılmıyor veya onunla birlikte dizi dizi melekler gelmiyor?»
54- Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.
55- Sonunda bizi öfkelendirince, biz de onlardan intikam aldık, böylece onla­rı toplu olarak suda boğduk.
56- Bu şekilde onları, sonradan gele­cekler için (cehenneme gireceklere) bir öncü ve bir örnek kıldık.
57- Meryem oğlu (İsa, Allah'ın kudretine) bir örnek olarak verilince, hemen kav­min ondan yüz çevirdi.
58- Dediler ki: «Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?» Bunu sana ancak tartışmak için (örnek) verdiler. On­lar şüphesiz tartışmacı bir topluluktur.
59- O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrail oğullarına bir örnek kıldık.
60- Eğer dileseydik, içinizden, yer­yüzünde sizin yerinize geçecek melek­ler yaratırdık.
61- Hiç Şüphesiz O (İsa'nın babasız dün­yaya gelişi ve ölüleri diriltişi), kıyamet için bir ilimdir (göstergedir). Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiç bir kuşkuya kapıl­mayın ve bana uyun. Dosdoğru olan yol budur.
62- Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.
63- İsa açık belgelerle gelince dedi ki: «Ben size bir hikmetle ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Al­lah'tan sakınıp korkun ve bana itaat edin.»
64- «Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; o halde O'na kulluk edin. Dosdoğru olan yol budur.»
65- Sonra, içlerinden birtakım fırka­lar (İsa hakkında) İhtilafa düştü. Artık, acıklı bir günün azabından dolayı vay o zulmetmiş olanlara!
66- Onlar, hiç farkında değilken ken­dilerine ansızın geliverecek olan kıya­metten başkasını mı gözlüyorlar?
67- Takva sahipleri hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır.
68- Ey kullarım! Bugün sizin için bir korku yoktur ve siz hüzne kapılacak da değilsiniz.
69- Onlar, ayetlerimize inanmış ve Müslüman olmuşlardır.
70- Siz ve eşleriniz cennete girin; sevinç için­de ağırlanacaksınız.
71- Onların üzerinde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var ve siz orda temelli kala­cak olanlarsınız.
72- İşte, yapmakta olduklarınız dolayısıyla si­zin mirasçı kılındığınız cennet budur.
73- Orda sizin için birçok meyveler vardır; on­lardan yiyeceksiniz.
74- Şüphesiz suçlu günahkârlar, cehennem azabı içinde ebedi kalacak olanlardır.
75- Onlardan (azap) hafifletilmeyecek ve orada onlar umutlarını kaybetmiş kimselerdir.
76- Biz onlara zulmetmedik; ancak onların kendileri zalimlerdir.
77- (Cehennem bekçisine,) «Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin» diye seslenirler. O, «Şüphesiz siz (burada) kalıcılarsınız» der.
78- «Şüphesiz biz size hakkı getirdik, fakat si­zin birçoğunuz hakkı çirkin görüp tiksinenlersiniz.»
79- Yoksa işi sıkı mı büktüler, şüphesiz işi sıkı bükenler biziz.
(Bu, Kureyş'in ileri gelenlerinin Hz. Peygamber'e (s.a.a) karşı gizlice plan yaptıklarına işarettir.)
80- Yoksa onlar gerçekten bizim, sır­larını ve aralarındaki fısıldanmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işi­tiyoruz) ve onların yanlarındaki elçileri­miz de (her şeyi) yazıyorlar.
81- De ki: «Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olur­dum.»
82- Göklerin ve yerin Rabbi, egemenlik tahtının Rabbi (olan Allah), onların nitelendirmekte olduklarından münez­zehtir.
83- Artık sen onları bırak; onlar vaat edilen kendi günlerine kadar, (batıl işlere) dalsınlar ve oynaya dursunlar.
84- Göklerde ilah olan ve yerde ilah olan O'dur ve O, hikmet sahibidir, bi­lendir.
85- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Al­lah), sürekli bir bereket kaynağıdır. Kı­yametin ilmi O'nun karındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz.
86- O'nun dışında tapmakta oldukla­rı şefaatte bulunmaya malik değillerdir; ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesnadır.
87- Şüphesiz onlara, kendilerini ki­min yarattığını soracak olursan, «Allah» derler. Öyleyse nereye çevriliyorlar?
88- Onun (peygamberin), «Ya Rabbi! «Şüphesiz bunlar iman etmeyen bir top­luluktur» sözünü (elbet bilir)\
89- Şimdilik sen onlara aldırma ve «Selâm» de. Onlar yakında bilecekler!