KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

36. Yasin Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 83 ayettir. Sure­ye isim olarak verilen «Yâsîn»in, genellikle «Ey insan!» manasına geldiği kabul edilir. Bununla kastedilen, Hz. Peygamber'dir. Yasin suresi Kur'an’ın kalbi kabul edilmiş ve Müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hak­kında nice hadisler vardır.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Ya, Sin.
2- Hikmet dolu Kur'an'a andolsun.
3- Ki gerçekten sen gönderilenler­densin (peygamberlerdensin).
4- Dosdoğru olan bir yol üzeresin.
5- (Kur'an) Güçlü ve merhamet sahi­binin indirmesidir.
6- Babaları uyarılıp korkutulmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarıp korkutman için (gönderil­din).
7- Şüphesiz onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur; artık onlar inan­mazlar.
8- Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden baş­ları yukarı kalkıktır.
9- Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.
10- Kendilerini uyarıp korkutsan da uyarmayıp korkutmasan da onlar için birdir; onlar iman et­mezler.
11- Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görme­den Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.
12- Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz; onların ön­den takdim ettiklerini ve eserlerini de biz yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışız.
13- Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki (elçi) göndermiştik, fa­kat onlar ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik de böylece, «Şüphesiz biz, size gönderilmiş elçileriz.» dediler.
15- Dediler ki: «Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz. Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylemektesiniz.»
16- Dediler ki: «Rabbimiz, gerçekten sizin için gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilmektedir.»
17- Bizim üzerimizde de (sorumluluk olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.»
18- Onlar dediler ki: «Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, mutla­ka sizi taşa tutacağız ve bizden yana si­ze acıklı bir azap dokunacaktır.»
19- Dediler ki: «Uğursuzluğunuz, si­zinle birliktedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçü­yü taşıran bir kavimsiniz.»
20- Derken şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi de, «Ey kavmim! Elçilere uyun» dedi.
21- «Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimseler­dir.»
22- «Bana ne oluyor da beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Hâlbuki hepi­niz O'na döndürüleceksiniz.»
23- «Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim? Eğer, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefa­ati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de on­lar beni kurtarabilirler.»
24- «O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olu­rum.»
25- «Şüphesiz ben sizin Rabbinize iman ettim; işte beni dinleyin.»
26- Ona, «Cennete gir» denildi. O ise «Keşke benim kavmim de bir bilseydi» dedi.
27- «Rabbimin beni bağışladığını ve ikram edilenlerden kıldığını (bilseydi).»
28- Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.
29- (Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığ­lık (yetti), anında sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun kullara! Onlara bir peygamber gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
31- Kendilerinden önce nice kuşakla­rı yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Onlar, bir daha kendilerine dönmemek­tedirler.
32- Ancak onların hepsi, toplanmış olarak huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Ölü toprak kendileri için bir ayet­tir; biz onu dirilttik, ondan taneler çı­karttık, böylelikle de onlar ondan ye­mektedirler.
34- Biz, onda hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve iç­lerinde pınarlar fışkırttık.
35- Kendi elleriyle yapmadıkları ürünlerinden yemeleri için (bunu yaptık). Yine de şükretmiyorlar mı?
36- Yerin bitirmekte olduklarından, kendi ne­fislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) münezzehtir.
37- Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, birden onlar karanlıkta kalıverirler.
38- Güneş de kendi yörüngesinde akıp gider. İşte bu güçlü ve bilenin (Allah'ın) takdiridir.
39- Ay için de sonunda hurma salkımının kuru­muş eğri dalına döneceği konaklar tayin etmişiz­dir.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onların soylarını dolu gemide taşımamız da kendileri için bir ayettir.
42- Ve kendileri için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yarattık.
43- Eğer dilersek onları batırır da boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de onlar kurtulabilirler.
44- Ancak katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar faydalandırma hariç.
45- Onlara, «Önünüzde olandan (azaptan) ve ar­kanızda olandan (geçmiş günahlarınızdan) korkup sa­kının da belki esirgenirsiniz» denildiğinde (dinle­meyip küfre saparlar).
46- Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeye görsün, mutlaka ondan yüz çeviricidir­ler.
47- Ve onlara, «Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin» denil­diği zaman da o küfre sapanlar, iman edenlere dediler ki: «Eğer dilemiş olsaydı Allah'ın yedireceği kimseyi, biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.»
48- Ve derler ki: «Eğer doğru sözlüler iseniz bu vaat (etmekte olduğunuz azap da) ne zamandır? »
49- Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriy­le çekişip dururken o kendilerini yakalayıverir.
50- Artık ne bir tavsiyede bulunmaya güç yetirebilirler, ne de ailelerine döne­bilirler.
51- Sur'a üflenince, hemen kabirle­rinden Rablerine doğru koşarak çıkarlar.
52- (İşte o zaman,) «Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rah­man'ın vaat ettiğidir. Peygamberler ger­çekten doğru söylemişler!» derler.
53- O, yalnızca bir tek çığlıktan baş­kası değildir; bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulun­durulurlar.
54- İşte bugün, hiç kimseye (hiç) bir şeyle zulmedilmez ve siz de yapmakta olduklarınızdan başkasıyla karşılık gör­mezsiniz.
55- Şüphesiz bugün cennet ashabı bir meşguliyet içinde sevinçlidirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgeliklerde, süslü tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
57- Orada taptaze meyveler onların­dır ve arzuladıkları her şey kendilerinin­dir.
58- Çok esirgeyen Rabden onlara bir de sözlü «Selam» (vardır).
(Ayette geçen «kavlen» (sözlü) kelimesi Arap­ça grameri esasınca «temiz»dir Yani bu selam ke­lam suretindedir. Allah «selamun aleykum» sesini yaratmakta ve onlar da işitmektedirler. Nitekim Musa da Allah'ın kelamını ağaçtan işitmiştir.)
59- «Ey suçlu günahkârlar! Bugün siz (şöyle) bir yana ayrılın.»
60- ««Ey Âdemoğulları! Size, «Şeyta­na tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır» demedim mi?»
61- «Bana kulluk edin, doğru olan yol budur.»
62- «Şüphesiz o, sizden birçok insan kuşağını saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?»
63- «İşte bu, size vaat edilmiş olan cehennemdir.»
64- «Küfre sapmalarınıza karşılık ol­mak üzere bugün oraya girin.»
65- Bugün biz onların ağızlarını mü­hürleriz; (günah ve sevap olarak) kazanmak­ta olduklarını da elleri bize söylemekte, ayakları da şahitlik etmektedir.
66- Eğer dilemiş olsaydık onların gözlerini büsbütün kör ederdik de o zaman doğru yolda öne geçmeye çalışırlardı, ama (kör olduklarından) nasıl görebilirlerdi?
67- Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde onları bir başka kalıba sokardık da böylece ne ileri gitmeye, ne de geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.
68- Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine (bir şey bilmediği çağa) çeviririz. Yine akılları­nı kullanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik; ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık olan bir Kur'an'dır.
70- (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
71- (Kudret) Ellerimizin yaptıklarından kendile­ri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? (Bu sayede) Onlar bunlara sahip olmuşlardır.
72- Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yiyorlar.
73- Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?
74- Yardım görürler umuduyla, onlar Allah'tan başka ilahlar edindiler.
75- Onların (sahte ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.
76- Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptır­masın. Gerçekten biz onların saklamakta oldukla­rını da açığa vurduklarını da biliyoruz.
77- İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Derken, o apaçık bir düşman kesiliverir.
78- Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi de şöyle dedi: Çürümüş bozulmuşken, bu kemikleri kim dirilte­cek?
79- De ki: «Onları, ilk defa yaratıp inşa eden kimse diriltecek. O, her yarat­mayı bilir.»
80- O, size yeşil ağaçtan bir ateş kı­landır; Siz de ondan yakıyorsunuz.
(Bu ağaçlar, «Marh ve Af ar» isimli iki ağaç­tır. Araplar bu ağaçların yeşil dallarını birbirine sürterek ateş elde ederlerdi. Biz insanlar, eşyayı ve olayları bu açıkgözle göremiyor, onu bilinçli his ile ölçüp tartmıyoruz. Dolayısı ile de eşya biz­lere hayret verici esrarını göstermiyor, varlığı ya­ratan o yüce yaratıcıya ulaştırmıyor. Ağaca bu özelliği veren, her şeye karakterini veren ve sonra da onu fonksiyonunu yapmaya yönelten şüphesiz yüce yaratıcıdır.)
81- Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini de yaratmağa kadir değil mi? Evet! (Elbette kadirdir.) O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır.
82- Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri, ona yalnızca: «Ol» demesidir; o da hemen oluverir.
Her şeyin melekûtu (egemenliği) elinde bulunan (Allah) münezzehtir! Ve siz O'na döndürüleceksiniz.



KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ

37. Saffat Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 182 ayettir. İlk üç ayette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana ye­min edilerek Allah'ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Saflar halinde dizilenlere andolsun.
2- O haykırıp da sürenlere.
3- Zikir (Kur'an) okumakta olanlara.
4- Ki hiç tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
5- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Doğuların da Rabbidir.
6- Hiç şüphesiz, biz dünya göğünü çekici yıldızlarla süsleyip donattık.
7- Ve (gökyüzünü) her hayırsız şeytan­dan koruduk.
8- Onlar, artık yüce topluluğa kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
9- Bir uzaklaştırılma ile uzaklaştırıl­mış (olurlar) ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10- Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
11- Şimdi onlara sor (bakalım): Yara­tılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?» Doğ­rusu biz onları, cıvık yapışkan bir ça­murdan yarattık.
12- Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
13- Kendilerine hatırlatıldığında, ha­tırlayıp kendilerine gelmiyorlar.
14- Bir ayet (mucize) gördüklerinde de alay konusu edinip eğleniyorlar.
15- «Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir diyorlar.
16- «Biz öldüğümüz, toprak ve ke­mik olduğumuzda, gerçekten biz dirilti­lecek miyiz?»
17- «Veya önceki babalarımız da mı?»
18- De ki: «Evet, hem de siz hor ve hakirler olarak (diriltileceksiniz).»
19- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; o anda hemen bakıp dururlar.
20- Derler ki: «Eyvahlar bize; İşte bu ceza gü­nüdür.»
21- «Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (mü’mini kâfirden, haklıyı haksızdan) hüküm verip ayırma günü­dür.»
22- «Zulmetmekte olanları, eşlerini ve tapmak­ta olduklarını bir araya getirip toplayın.»
23- «Allah'tan başka (taptıklarını bir araya getirip toplayın); artık onları cehennem yoluna yöneltip götürün.»
24- «Onları durdurun, şüphesiz onlar sorguya çekileceklerdir.»
(Savaik'ul Muhrika, s.337-338'de bu ayetin tefsirinde «Yani onlar, Ali ile Ehl-i Beyt'in sevgisinden sorguya çekileceklerdir» anlamı verilmiş ve Ehl-i Beyt ile ilgili birçok hadis nakledilmiştir. Onlardan biri de Müslim'den rivayet ettiği şu hadistir: «Size iki emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın Kitabı Kur'an-ı Kerim, diğeri ise Ehl-i Beyt'imdir. Ben Ehl-i Beyt hakkında sizlere Allah'ı hatırlatıyorum.»)
25- (Onlara şöyle seslenilir:) «Ne oluyor da size birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?
26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
27- Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruşurlar.
28- «Doğrusu siz, bize sağdan (nasihat edercesine) gelirdiniz» derler.
29- (Diğerleri de:) «Hayır» derler. «Zaten sizler mü'min olanlar değildiniz.»
30- «Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı hiç bir gücümüz yoktu; hayır, siz (kendiniz) azgın bir ka­vimdiniz.»
31- «Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azap vaadi) üzerimize hak oldu. Hiç tartışmasız, (azabı) tadıcılarız.
32- «Evet, biz sizi azdırdık, gerçekten biz de azgın kimselerdik.»
33- Artık o gün onlar azapta ortaktır­lar.
34- Doğrusu biz, suçlu günahkârlara böyle yaparız.
35- Çünkü onlara, «Allah'tan başka ilah yoktur» denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
36- Ve derlerdi ki: «Biz, deli bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?»
37- Hayır, o, hakkı getirmiş ve gön­derilenleri de doğrulamıştır.
38- Hiç tartışmasız, siz, acıklı azabı tadıcılarsınız.
39- Yapmakta olduklarınızdan başka­sıyla cezalandırılmayacaksınız.
40- Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kullan müstesna.
41- İşte onlar için belli bir rızık var­dır.
42- Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.
43- Nimetlerle donatılmış cennetler­de.
44- Birbirlerine karşı, tahtlar üzerin­de (otururlar).
45- Onlara pınardan (doldurulmuş) ka­dehler dolaştırılır.
46- Bembeyaz, içenlere lezzet (veren bir içecek).
47- Onda ne bir zarar vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.
48- Ve yanlarında bakışlarını yalnız­ca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
49- Sanki onlar, saklı bir yumurta gi­bi (bembeyaz ve pürüzsüz eşler).
50- Böyleyken, kimi kimine yönel­miş olarak, birbirlerine sorarlar.
51- Onlardan bir sözcü der ki: «Be­nim (dünyada) bir yakınım vardı.»
52- «Derdi ki: «Sen de gerçekten (diri­lişi) doğrulayanlardan mısın?»
53- «Bizler öldüğümüz, toprak ve ke­mikler olduğumuzda, gerçekten cezalandırılanlar olacak mıyız?»
54- (Konuşan yanındakilere) Der ki: «Siz­ler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?»
55- Derken bakınır ve onu cehenne­min ta ortasında görür.
56- Der ki: «Andolsun Allah'a, şüp­hesiz sen az daha beni helak edecektin.»
57- «Eğer Rabbimin nimeti olmasay­dı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.»
58- «Nasıl, biz (artık cennette) ölecek olanlar değiliz, değil mi?»
59- «Yalnızca birinci ölümümüzden başka? Ve biz azaba uğratılacak olanlar da değiliz, değil mi?»
60- Hiç şüphe yok, bu, asıl büyük kurtuluşun ta kendisidir.
61- Artık amel edenler de bunun bir benzeri için amel etmelidir.
62- Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
63- Doğrusu biz onu (zakkumu), küfre sapanlar için bir fitne (azap ve işkence vesi­lesi) kıldık.
64- Şüphesiz o, çılgınca yanan ateşin dibinde bitip çıkar.
65- Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
(Zakkum tomurcuklarının şeytanlara benze­tilmesi dolayısıyla bazı kimseler, şeytanları kimse­nin görmediğini öne sürebilirler. Lakin bu, teşbih­tir. Tıpkı güzel bir kızın periye benzetildiği veya çirkin bir kadının «cadı» diye isimlendirildiği ya da nuranî bir yüze sahip olan kimseye «melek» dendiği hatta kötü huylu bir insanın şeytana benzetildiği gibi.)
66- Artık hiç tartışmasız onlar ondan yiyecekler, böylece karınlarını da onun­la dolduracaklar.
67- Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.
68- Sonra onların dönecekleri yer, el­bette (yine) çılgınca yanan ateştir.
69- Çünkü onlar, babalarını da sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
70- Kendileri de onların izleri üzerinde koştu­rup duruyorlardı.
71- Şüphesiz onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
72- Şüphesiz biz onlara uyarıp korkutucular göndermiştik.
73- Uyarılıp korkutulanların nasıl bir sona uğ­radıklarına bir bak!
74- Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
75- Şüphesiz Nuh bize seslenmişti de (Biz de O'na icabet etmiştik), doğrusu biz pek güzel icabet edenleriz!
76- Onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık
77- Hem onun neslini sürekli kalanlar kıldık.
78- Hem de onun için sonradan gelenler içinde (güzel bir övgü) bıraktık.
79- Âlemler içinde selam olsun Nuh'a!
80- Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
81- Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandı.
82- Sonra diğerlerini suda boğduk.
83- İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olan­lardandı.
84- Hani o, Rabbine selim (kusursuz) bir kalb ile gelmişti.
85- Hani (üvey) babasına ve kavmine demişti ki: Sizler neye tapıyorsunuz?»
86- «Allah'tan başka uydurma tanrılar mı diliyorsunuz?„
87- «O halde Âlemlerin Rabbi hak­kındaki zannınız nedir?»
88- Sonra yıldızlara bir göz attı.
89- «Ben, doğrusu hastayım» dedi.
90- Böylelikle arkalarını dönerek on­dan yüz çevirdiler.
(Bu cümleden Hz.İbrahim'in ailesinin festi­vale giderken, Hz. İbrahim' i yanlarında götürme­yi istedikleri, ancak onun «rahatsızım gelemem» demesi üzerine, mazeretini kabul ederek, Hz. İbra­him'i (a.s) evde bıraktıkları anlaşılmaktadır. Yani, Hz. İbrahim (a.s) gerçekten de rahatsızdır. Bu nez­le gibi basit bir rahatsızlık da olabilir. Çünkü ai­lesi Hz. İbrahim'in mazeretini kabul etmiş ve gel­mesinde ısrar etmemişlerdir.)
91- Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup, «Yemek yemiyor musunuz?» dedi.
92- «Size ne oluyor da konuşmuyor­sunuz?»
93- Derken yanlarına vararak sağ eliyle bir darbe indirdi (de hepsini kırıverdi).
94- Bunun üzerine (putperestler) hızla ona yöneldiler.
95- Dedi ki: «Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»
96- «Oysa sizi de yapmakta oldukla­rınızı da Allah yaratmıştır.»
97- Dediler ki: «Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.»
98- Böylelikle ona bir tuzak hazırla­mak istediler. Oysa biz, onları alt ol­muşlar kıldık.
99- (İbrahim) Dedi ki «Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim. O, beni hidayete eriştirecektir.»
100- «Rabbim! Bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.»
101- Biz de onu yumuşak huylu bir çocukla müjdeledik.
102- Böylece (çocuk) onun yanında ça­ba gösterebilecek çağa erişince (İbrahim ona), «Oğlum» dedi. Gerçekten ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun. (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emredildiğin şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bula­caksın.»
103- Sonunda ikisi de (Allah'a) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
104- Biz ona, «Ey İbrahim!» diye ses­lendik.
105- «Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunan­ları böyle ödüllendiririz.»
106- Doğrusu bu, apaçık bir imtihan­dı.
107- Ona fidye olarak büyük bir kur­banlık verdik.
108- Sonradan gelenler arasında da ona (güzel bir övgü) bıraktık.
109- İbrahim'e selam olsun.
110- Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
111- Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandır.
112- Biz ona, salihlerden bir peygam­ber olarak İshak'ı müjdeledik.
113- Ona da İshak'a da bereketler verdik. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmek­te olan da.
114- Şüphesiz biz Musa'ya ve Ha­run'a lütufta bulunduk.
115- Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
116- Onlara yardım ettik, böylece üs­tün gelenler onlar oldular.
117- Ve ikisine anlatımı açık olan ki­tabı verdik.
118- Ve ikisini dosdoğru olan yola yöneltip ilettik.
119- Sonra gelenler arasında da ikisi­ne (bir övgü) bıraktık.
120- Musa'ya ve Harun'a selam ol­sun.
121- Şüphesiz biz, ihsanda bulunan­ları böyle ödüllendiririz.
122- Şüphesiz ikisi, bizim mü’min olan kullarımızdan idiler.
123- Gerçekten İlyas da peygamber­lerdendi.
124- Hani kendi kavmine demişti ki: «Siz korkup sakınmaz mısınız?»
125- «Siz Yaratıcıların en güzelini bı­rakıp da Ba'l'e mi taparsınız?»
(Ba'l; sahip, efendi, reis, koca anlamlarında kullanılır Sami toplumları kadim dönemlerde de bu kelimeyi «ilâh» anlamında kullanmışlar ve bir tanrıya özel isim olarak vermişlerdir. Bilhassa «Ba'l» Lüb­nan'daki Fenikeliler' in en büyük erkek tanrısı olarak şöhret bulmuştur. Karısı «İştir» ise büyük tanrıça idi. Araştırmacılar arasında «Ba'l» ile Güneş'in mi, Mars gezegeninin mi, «Iştır» ile de Ay'ın mı, Zühre yıldızının mı kastedildiği ihtilaf konusu­dur. Ancak her halükârda Babil'den Mısır'a kadar tüm Orta­doğu'da özellikle Lübnan, Şam ve Filistin'de Bal'e tapmanın yaygın olduğu tarihten sabittir. İsrail oğulları Mısır'dan çık tıktan sonra Filistin'e ve Doğu Ürdün'e geldikleri dönemde, Tevrat'ın şiddetle şirki reddeden bölümlerine ve «müşriklerle evlenmeyiniz» şeklindeki apaçık hükmüne rağmen, onlar Müşrikriklerle evlenmiş, onlarla sosyal ilişkiler kurmuş ve dolayısıy la şirk hastalığı kendilerine de bulaşmıştır. Kitab-ı Mukad des'in açıklamasına göre, İsrail oğullarındaki bu ahlakı ve dini çöküş, Hz. Musa'nın halifesi, Hz. Yeşu b. Nun'un vefatını müteakip başlamıştır)
126- «Allah sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbidir.»
127- Fakat onu (İlyas'ı) yalanladılar; bundan do­layı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulun­durulacak olanlardır.
128- Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
129- Sonra gelenler arasında ona (iyi bir övgü) bı­raktık.
130- İlyasin'e selam olsun.
(İlyasin kelimesi hakkında üç yorum vardır. Birinci yoru-ma göre Ilyasin ve Ilyas kelimeleri tıpkı Mikyal ve Mikail gibi aynı anlama gelmektedir ve İsrail oğullarına gönderilen Ilyas Peygamber kastedilmektedir. İkinci yoruma göre İlyasin, İl-yas'ın çoğuludur ve maksat İlyas ile ona tabi olanlardır, üçüncü yoruma göre ise İbn-i Amir ve Raf i kıraatince Al-i Ya-sin şeklinde okunmalıdır. İşte bu kıraat doğrultusunda Seva-ik'ul Muhrike 11. Bab'da İbn-i Hac er'in nakline göre İbn-i Abbas şöyle demiştir: «Al-i Yasin'den maksat, Al-i Muhammed'dir.»)
131- Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
132- Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
133- Gerçekten Lût da peygamberler­dendi.
134- Hani biz onu ve ailesini topluca, kurtarmıştık.
135- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın müstesna.
136- Sonra da geride kalanları yerle bir ettik.
137- Siz sabah vakti onların üstünden (yanından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.
138- Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?
(Burada Lût kavminin gazaba uğradığı yerle­re işaret edilmektedir. Kureyş'in tüccarları Şam ve Filistin'e gidip gelirken sürekli olarak bu yerler­den geçiyorlardı.)
139- Hiç şüphesiz Yunus da peygam­berlerdendi.
140- Hani o öfke içinde, dolu bir ge­miye doğru yürümüştü.
141- Böylece kur'âya katılmıştı da kaybedenlerden olmuştu.
142- Kendini kınayıcı iken, onu bir balık yutmuştu.
143- Eğer (Allah'ı çokça) tesbih eden­lerden olmasaydı.
144- Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalırdı.
145- Sonunda o hasta bir durumday­ken onu çıplak bir yere (sahile) attık.
146-Üzerine (gölge yapması için) geniş yapraklı (kabak türünden gövdesiz bir) bitki yetiştirdik.
147-Onu, yüz bin veya daha çok ki­şiye peygamber olarak gönderdik.
148-Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
149-Şimdi sen onlara sor (bakalım); Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?»
150-Yoksa onlar şahitlik etmektey­ken, biz melekleri dişiler olarak mı ya­rattık?
151-Dikkat edin! Gerçekten onlar, iftiralarından ötürü (şöyle) diyorlar...
152-«Allah doğurdu (diye iftirada bulu­nuyorlar).» Onlar hiç şüphesiz, yalan söyleyenlerdir.
153-(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
154-Size ne oluyor, nasıl hüküm ve­riyorsunuz?
155-Hiç mi hatırlayıp kendinize gel­miyorsunuz?
156-Yoksa sizin apaçık olan ispatlı bir deliliniz mi var?
157-Eğer doğru söyleyenler iseniz, öyleyse getirin kitabınızı.
158-Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı kurdular. Oysa cinler de onların (putperestlerin) gerçekten (azap için) hazır bulundurulacaklar olduğunu bilmişlerdir.
159-Onların nitelendirmekte olduk­larından Allah yücedir.
160-Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
161- Artık siz de tapmakta oldukları­nız da.
162- O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşürüp yoldan çıkaramazsınız.
163- Ancak cehenneme girecek olan­lar müstesna (onları yoldan çıkarabilirsiniz).
164- (Melekler der ki:) «Bizden her biri­miz için belli bir makam vardır.»
165- «O saflar halinde dizilmiş olan­lar, gerçekten biziz.»
166- «O tesbih edenler de gerçekten biziz.»
167-Şüphesiz onlar şöyle diyorlardı.
168-«Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.»
169-«Biz de elbet Allah'ın ihlâsa er­dirilmiş kulları olurduk.»
170-Fakat (kitap gelince) onu tanıma­yıp inkâr ettiler; yakında bileceklerdir.
171- Şüphesiz peygamber olan kulla­rımız lehine şu sözümüz (hükmümüz) ön­ceden verilmiştir.
172- Onlar muhakkak yardım gören­lerdir.
173- Ve galip gelecek olanlar, mutla­ka bizim ordumuzdur.
174- Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
175- Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
176- Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele is­tiyorlar?
177- Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü ola­cak!
178- Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
179- Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
180- Güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onla­rın nitelendirmekte olduklarından münezzehtir.
181- Peygamberlere selam olsun!
Bütün güzel övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür.