KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

26. Şuara Suresi

(Mekke'de nazil olmuştur ve 227 ayettir «Şuarâ», şairler demektir. 224. ayetinde şairlerden söz edildiği için, sure bu is­mi almıştır. Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddi­alarından biri de onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in irşadı ile daha ön­ceki peygamberlerin irşatlarının özde birleştiğini ve Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını ispat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla

1- Tâ, Sîn, Mîm
2- Bunlar, apaçık olan kitabın ayetleridir.
3- Onlar mü’min olmayacaklar diye neredeyse kendine kıyacaksın (öyle mi?).
4- Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğilmiş kalıverirler.
5- Onlara Rahman'dan yeni bir uya­rı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
6- Gerçekten yalanladılar; fakat alay konusu edinmekte oldukları şeyin habe­ri kendilerine pek yakında gelecektir.
7- Onlar yeryüzüne bakarak orada her yararlı çiftten nice bitkiler bitirdiği­mizi görüp düşünmezler mi?
8- Şüphesiz onda (yararlı çiftlerde) bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değillerdir.
9- Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten o üstün, güçlü ve çok merhamet sahibi olandır.
10- Hani senin Rabbin, Musa'ya (şöyle) seslenmişti: «Zulmetmekte olan kavme git.»
11- «Firavun'un kavmine. Hâlâ sa­kınmıyorlar mı?»
12- Dedi ki: «Rabbim! Kuşkusuz ben, onların beni yalanlamalarından korkmaktayım.»
13- «Göğsüm sıkışmakta, dilim dön­memektedir; bundan dolayı Harun'a da (vahiy) gönder.»
14- «Üstelik onlar için benim üzerim­de bir suç da var; bundan dolayı beni öldürmelerinden de korkmaktayım.»
15- (Allah,) «Hayır (seni asla öldüremezler)!» dedi. «İkiniz de ayetlerimizle gi­din, hiç şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz.»
16- «Gecikmeksizin Firavun'a gide­rek deyin ki: «Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz.»
17- «İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder (demek için sana geldik).»
18- (Firavun,) Dedi ki: «Biz seni içi­mizde daha çocukken yetiştirip büyüt­medik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?»
19- Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin.»
20- (Musa) Dedi ki: «Ben onu yaptı­ğım zaman şaşkınlardandım.»
21- «Sizden korkunca da hemen ara­nızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hü­küm verdi ve beni peygamberlerden kıl­dı.»
22- «Bana karşı lütuf dediğin nimet de İsrail oğullarını köle kılmandan dola­yıdır.»
(Yani, «Eğer İsrail oğullarına karşı zalim ve acımasız olmamış olsaydın, ben de büyütülmek üzere evinize getirilmezdim. Sizin barbarlığınız­dan dolayı, annem beni bir sepete koyarak ırmağa bıraktı. Aksi halde, kendi aile ocağımda güzel gü­zel büyütülürdüm. O halde, beni evinizde büyüt­meniz nimetini bana hatırlatmanız ve minnet et­meye kalkışmanız uygun düşmüyor»)
23- Firavun, «Âlemlerin Rabbi de ne­dir?» dedi.
24- Dedi ki: «Eğer yakin sahibi ise­niz, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.»
25- (Firavun) Etrafında bulunanlara, «İşitiyor musunuz?» Dedi.
26- (Musa,) Dedi ki: «O sizin de Rabbiniz, geçmişteki babalarınızın da Rabbidir.»
27- (Firavun) Dedi ki: «Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.»
28- (Musa,) «Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir» dedi.
29- (Firavun) Dedi ki: «Şüphesiz be­nim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.»
30- (Musa) Dedi ki: «Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?»
31- (Firavun) Dedi ki: «Eğer doğru sözlülerden isen, onu getir.»
32- Bunun üzerine asasını bırakıverdi (bir de ne görsün), o, açıkça bir ejderha oluverdi.
33- Elini de çekip çıkardı, (bir de ne görsün), ba­kanlara bembeyaz oluverdi.
34- (Firavun) Çevresindeki önde gelenlere, «Bu dedi. «Doğrusu bilgin bir büyücüdür.»
35- «Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkar­mak istiyor, ne buyurursunuz?»
36- Dediler ki: «Bunu ve kardeşini ertele, şehirlere de toplayıcılar gönder.»
37- «Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.
38- Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
39- Ve insanlara da, «Siz de toplanıyor musu­nuz?» dendi.
40- Şayet galip gelirlerse biz de büyücülere uyarız.»
41- Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, .Şayet biz galip gelirsek, bize mutlaka bir ücret var değil mi?» dediler.
42- Evet» dedi. Üstelik şüphesiz siz o zaman (bana) en yakın kılınanlardan da olacaksınız»
43- Musa onlara dedi ki: Atacağınızı atın.
44- Onlar da iplerini ve asalarını atıverdiler ve «Firavun'un kudreti hakkı için, üstün olanlar şüp­hesiz bizleriz» dediler.
45- Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.
46- Anında büyücüler secdeye kapandılar.
47- (Ve) .Âlemlerin Rabbine iman ettik» dediler.
48- Musa'nın ve Harun'un Rabbine
49- (Firavun) Dedi ki: «Ona, ben size izin vermeden önce mi iman ettiniz? Hiç tartışmasız, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse yakında bile­ceksiniz, şüphesiz ellerinizi ve ayakları­nızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp sallandıraca­ğım.»
50- Hiç zararı yok dediler. Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz.
51- Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bi­zim hatalarımızı bağışlayacağını um­maktayız.
52- Musa'ya da, Kullarımı gece yü­rüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz diye vahyettik.
53- Bunun üzerine Firavun da şehir­lere toplayıcılar gönderdi.
54- Şüphesiz bunlar azınlık olan bir topluluktur (dediler).
55- Ve şüphesiz bize karşı da büyük bir öfke besleyen kimselerdir.
56- Biz ise tedbirli bir topluluğuz.
57- Böylelikle biz onları bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık.
58- Hazinelerden ve yüce makamdan da
59- İşte böyle; bunlara İsrail oğulları­nı mirasçı kıldık.
60- Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.
61- İki topluluk birbirini gördükleri zaman, Musa'nın adamları, «Gerçekten yakalandık» dediler.
62- (Musa:) «Hayır» dedi. «Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir. O beni (bir çıkış yoluna) hidayet edecektir.»
63- Bunun üzerine Musa'ya, «Asanla denize vur» diye vahyettik. (Vurdu ve) De­niz hemencecik yarılıverdi de her parça­sı kocaman bir dağ gibi oldu.
64- Ötekileri de buraya yaklaştırdık.
65- Musa'yı ve onunla birlikte olan­ların hepsini kurtarmış olduk.
66- Sonra ötekilerini suda boğduk.
67- Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değiller­di.
68- Ve şüphesiz senin Rabbin; güçlü­dür ve esirgeyendir.
69- Onlara İbrahim'in haberini de aktarıp oku!
70- Hani, (Üvey) babasına ve kavmine, «Siz neye kulluk ediyorsunuz?» demişti.
71- Demişlerdi ki: «Putlara tapıyo­ruz. Sürekli (ibadet için) onların yanında kalıcılarız.»
72- Dedi ki: «Peki, dua ettiğiniz za­man onlar sizi işitiyorlar mı?»
73- «Ya da size bir yararları dokunu­yor mu veya zararları?»
74- «Hayır» dediler. «Biz babalarımı­zı böyle yaparlarken bulduk.»
75- (İbrahim) Dedi ki: «Şimdi, neye tapmakta ol­duğunuzu gördünüz mü?»
76- «Hem siz, hem de eski babalarınız?»
77- «İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; âlemlerin Rabbi müstesna»
78- «Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur.»
79- «Bana yediren ve içiren O'dur.»
80- «Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.»
81- «Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur.»
82- «Din (Ceza) günü hatalarımı bağışlayacağı­nı ummakta olduğum da O'dur.»
83- «Rabbim! Bana hüküm (ilim) bağışla ve be­ni salih olanlara kat.»
84- «Sonra gelecekler arasında bana bir doğru­luk dili (güzel bir ün) ver.»
85- «Beni nimetlerle donatılmış cennetin mi­rasçılarından kıl.»
86- «(Üvey) Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardan olmuştur.»
87- «Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün kü­çük düşürme.»
88- «Malın da çocukların da bir yarar sağlaya­madığı günde!»
89- «Ancak Allah'a selim (kusursuz) bir kalp ile gelenler başka.»
90- (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırı­lır.
91- Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.
92- Ve onlara, «Tapınmakta oldukla­rınız nerede?» denilir.
93- «Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahla­rın), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
94- Artık onlar ve azgınlar yüzüstü onun içine atılıverirler.
95- Ve İblis'in bütün orduları da
96- Onda birbirleriyle çekişip tartışa­rak derler ki.
97- «Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz»
98- «Çünkü sizi âlemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.»
99- «Bizi suçlu günahkârlardan başka saptıran da olmadı.»
100- «Artık bizim için ne bir şefaatçi var...»
101- «Ne de şefkatli bir dost!»
102- «Bizim için bir kere daha (dünya­ya dönüş) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik!»
103- Şüphesiz, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildir­ler.
104- Ve şüphesiz, senin Rabbin güç­lüdür, esirgeyendir.
105- Nuh kavmi de gönderilenleri ya­lanladı.
106- Hani onlara kardeşleri Nuh, «Sakınmaz mısınız?» demişti.
107- «Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
108- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
109- «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yal­nızca âlemlerin Rabbine aittir.»
110- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
111- Dediler ki: «Sana, sıradan aşağı­lık insanlar uymuşken inanır mıyız?»
112- De ki: «Onların yapmakta ol­dukları hakkında benim bilgim yoktur.»
113- «Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer farkındaysanız (anlarsı­nız).»
114- «Ve ben mü’min olanları kova­cak değilim.»
115- «Ben, yalnızca apaçık bir uyarıp korkutucuyum.»
116- Dediler ki: «Eğer (bu söyledikleri­ne) bir son vermeyecek olursan, gerçek­ten taşa tutulanlardan olacaksın.»
117- De ki: «Rabbim! Şüphesiz kav­mim beni yalanladı.»
118- «Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır da beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.»
119- Bunun üzerine onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yük­lü gemi içinde kurtardık.
120- Sonra bunun ardından geride kalanları da suda boğduk.
121- Hiç şüphesiz bunda bir ayet vardır; ama onların çoğu iman etmiş değillerdir.
122- Ve hiç şüphesiz senin Rabbin güçlüdür, esirgeyendir.
123- Ad (kavmi) de gönderilenleri ya­lanladı.
124- Hani onlara kardeşleri Hûd, «Sakınmaz mısınız?» demişti.
125- «Şüphesiz, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
126- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
127- «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yal­nızca âlemlerin Rabbine aittir.»
128- «(Siz ihtiyacınız olmadığı halde) Sırf eğlence olsun diye her yüksek yere (ihti­şamınızı gösteren) bir nişane (gökdelen) mi dikersiniz?»
129- «Ebedi kalacakmışsınız gibi bir takım muhteşem yapıtlar mı ediniyorsunuz?»
130- «Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?»
131- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
132- «Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının.»
133- «Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.»
134- «Bahçeler ve pınarlar da.»
135- «Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.»
136- Dediler ki: «Bizim için fark etmez; öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da.»
137- «Bu sadece geçmiştekilerin âdetidir.»
138- «Ve biz azap görecek de değiliz.»
139- Böylelikle onu (Hud'u) yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Şüphesiz bunda bir ayet vardır ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
140- Ve şüphesiz, senin Rabbin güçlüdür, esir­geyendir.
141- Semud da gönderilenleri yalanladı.
142- Hani onlara kardeşleri Salih, «Sakınmaz mısınız?» demişti.
143- «Şüphesiz, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
144- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
145- «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemi­yorum.»
146- «Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?»
147- «Bahçelerin, pınarların içinde (öyle mi)?»
148- «Ekinler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklar arasında (öyle mi)?»
149- «Dağları maharetle oyup alımlı köşkler (mi) yapıyorsunuz?»
150- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
151-«Ve ölçüsüzce davrananların emrine de itaat etmeyin.»
152-«Ki onlar, yeryüzünde bozgun­culuk çıkarır ve (hiçbir şeyi) ıslah etmez­ler.»
153-Dediler ki: «Sen ancak büyülen­mişlerdensin.»
154-«Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası da değilsin; eğer doğru sözlülerden isen, bu durum­da bir ayet (mucize) getir de görelim.»
155-(Salih,) «İşte (mucize) bu dişi deve­dir; su içme hakkı (bir gün) onundur, bel­li bir günün içme hakkı da sizin» dedi.
156-«Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yaka­lar.»
157-Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
158-Böylece azap da onları yakaladı. Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
159- Ve şüphesiz, senin Rabbin, güç­lüdür, esirgeyendir.
160- Lût kavmi de gönderilenleri ya­lanladı.
161- Hani onlara kardeşleri Lût, «Sa­kınmaz mısınız?» demişti.
162- «Şüphesiz, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
163- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
164- «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yal­nızca âlemlerin Rabbine aittir.»
165- «Siz insanlardan (cinsel amaçla sa­dece) erkeklere mi varıyorsunuz?
166- «Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakır mısınız? Hayır, siz haddini aşan azgın bir toplu­luksunuz
167- Dediler ki: «Ey Lût! Eğer (bu söy­lediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlar­dan olacaksın.»
168- Dedi ki: «Gerçekten ben, sizin bu yapmakta olduğunuza öfke ile karşı olanlardanım.»
169- «Rabbim, beni ve ailemi bunla­rın yapmakta olduklarından kurtar!»
170- Bunun üzerine onu ve bütün ai­lesini kurtardık.
171- Ancak bir kocakarı müstesna O, geride kalanlardan (oldu).
172- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
173- Ve üzerlerine özel bir yağmur yağdırdık; uyarılıp korkutulanların yağ­muru pek de kötü idi!
174- Şüphesiz (iman edenler için) bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
175- Ve şüphesiz senin Rabbin güçlü­dür, esirgeyendir.
176- Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
177- Hani onlara Şuayb, «Sakınmaz mısınız?» demişti.
178- «Şüphesiz, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.»
179- «Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin.»
180- «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemi­yorum; benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbi­ne aittir.»
181- «Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden ol­mayın.»
182- «Dosdoğru olan terazi ile tartın.»
183- «İnsanların eşyasını değerden düşürüp ek­siltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.»
184- «Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan korkup sakının.»
185- Dediler ki: Sen ancak büyülenmişlerden­sin.
186- «Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşer­den başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalan­cılardan olduğunu sanmaktayız.»
187- «Eğer doğru sözlülerden isen, bu durum­da gökten üstümüze bir parça düşürüver.»
188- Dedi ki: «Rabbim, yapmakta olduklarını­zı daha iyi bilmektedir.»
189- Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
190- Şüphesiz bunda (iman edenler için) bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
191- Ve şüphesiz senin Rabbin güçlü­dür, esirgeyendir.
192- Gerçekten o (Kur'an), âlemlerin Rabbinin indirmiş olduğudur.
193- Onu Ruh'ul Emin (Cebrail) indir­miştir.
194- Uyarıp korkutuculardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
195- Apaçık Arapça bir dille
196- Ve hiç Şüphesiz, O (Kur'andaki ha­kikatler), geçmişlerin kitaplarında da var­dır.
197- İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil mi?
198- Onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.
199- Böylece onlara karşı onu okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.
200- Biz böylece onu, suçlu günah­kârların kalplerine soktuk (da okuyup anla­mış oldular).
201- Onlar, o pek acıklı azabı görün­ceye kadar ona inanmazlar.
202- Artık o (azap), kendileri farkında olmadan onlara ansızın gelecektir.
203- Derler ki: «Bize bir süre tanınır mı?»
204- Onlar, bizim azabımızı çabuk­laştırmak mı istiyorlar?
205- Baksana, biz onları yıllarca da yararlandırsak
206- Sonra kendilerine vaat edilen (azap günü) geliverse
207- Onların yararlandıkları şey, kendi­lerini (görecekleri azaptan) müstağni kılamaz.
208- Kendisi için bir uyarıp korkutu­cu olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.
209-(Onlara bir) Hatırlatma (idi); biz zulmedenler değiliz.
210-Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmiş değildir.
211-Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
212-Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmek­ten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
213-Allah ile beraber başka bir ilaha yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.
214-(öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyarıp korkut.
(İmam Ahmed bin Hanbel, Müsned c.l, s.lll, 159 ve 333'te, Sa'lebi de kendi tefsirinde, Sadr'ul Eimme Muvaffak bin Ahmed el-Harezmi, Menakıb'da, Muhammed

bin Cerir-i Taberi mezkur ayeti­nin tefsirinde, Tarih'ul Umem ve-l Müluk c.2, s.217'de, İbn-i Ebi'l-Hadid el-Mutezili Şerh-u Nehc'ül Belağa, c.3, s.263 ve 281'de, İbn-i Esir, el-Kamil c.2, s.22'de, Hafız Ebu Naim Hilyet'ul Evli­ya'da, Hamidi Cem'un Beyn'es Sahihayn'de, Beyha­ki Sünen'un ve'd Delail'de, Ebu'l Fida, Tarih-u Ebu'l-Fida c.l, s.116'da, Halebi Siret'ul Halebiyye, c.l, s.381'de, Ebu Abdurrahman Nesai Hasais'ul Aleviyye s.6, 65. hadiste, Hâkim Ebu Abdullah Mustedrek c.3, s.132'de, Şeyh Süleyman Belhi el-Hanefi Yenabi'ul Mevedde 31. Bab'da, Muhammed bin Yu­sufi Genci eş-Şafii Kifayet'ut Talib 51. Bab 'da ve da­ha başka birçok büyük âlimler kendi kitaplarında şöyle nakletmişlerdir: «Mezkur ayet nazil olduğunda, Resul-i Ekrem (s.a.a) akrabalarından ileri gelen kırk kişiyi, amcası Ebu Talib'in evine davet etti ve yemek­ten sonra onlara şöyle buyurdu: «Ey Abdulmuttalib oğulları!' Allah-u Teâlâ beni bütün insanlara ve özellikle sizlere peygamber olarak gönderdi. Ben de sizi iki kelimeyi (cümleyi) söylemeye davet ediyorum. Öy­le iki kelime ki, dile hafif ve kolay, terazide ağır ve de­ğerlidir. Siz bu iki kelimeyi söylemekle Arab'a, Acem'e (Arap olmayanlara) egemen olacaksınız. On­lar emrinize girecek ve bütün ümmetler (milletler) si­ze itaat edeceklerdir. Bu iki kelimeyle cennete girecek ve cehennemden kurtulacaksınız. O iki kelime; Al­lah'ın birliğine ve benim peygamberliğime şahadet etmenizdir. Kim (ilk şahıs olarak) bu davetimi kabul eder ve bana yardımda bulunursa, o benim kardeşim, benden sonra vezirim, varisim ve halifem olacaktır.» Resulullah (s.a.a) bu son cümleyi üç kere tekrarladı. Her üçünde de Hz. Ali'den başka kimse cevap verme­di. Hz. Ali (a.s) her defasında, «Ey Allah' ın peygam­beri! Ben senin yardımcın ve yaverinim» diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) onu halifelik­le müjdeledi ve şöyle buyurdu: «Bu (Ali), benim kar­deşim, vasim ve aranızdaki halifemdir»)
215- Ve mü'minlerden, sana tabi olan­lara (koruyucu) kanatlarını ger.
216- Eğer sana isyan edecek olurlar­sa, artık de ki: Gerçekten ben, sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.»
217- Sen, O güçlü ve esirgeyici olana tevekkül et.
218- O (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
219- Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
220- Şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
221- Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
222- Onlar, bütün aşırı yalancı ve günah düşkü­nü kimselere inerler.
223- Bunlar (şeytanlar) duyduklarını telkin eder­ler ve çoğu yalan söylemektedirler.
224- (Şarlatan) Şairler (var ya), gerçekten onlara da azgın sapıklar uyar.
225- Görmez misin, onlar her vadide şaşkıncasına yürür dururlar (şarlatanlık ederler)!
226- Ve gerçekten onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.

227- Ancak iman edenler, salih amellerde bulu­nanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğ­ratıldıktan sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.