KUR'AN-I KERİM'İN TÜRKÇE AÇIKLAMALI MEALÎ
 

Bakara Suresinin devamı

150- Her nereden çıkarsan, (namaz kılarken) yüzü­nü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zul­medenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir delili olmaması için, her nerede olursanız, (namaz kılarken) yüzlerinizi o semte çevirin. O halde onlardan kork­mayın, benden korkun. (Ayrıca bu kıble de­ğişimi) Size olan nimetimi tamamlamam ve hidayete ermenizi sağlamak içindir.
151- Nitekim biz size aranızdan ayet­lerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğrete­cek ve bilmediklerinizi bildirecek bir peygamber de gönderdik.
152- O halde artık beni anın ki ben de sizi anayım, bana şükredin ve (sakın nan­körlük ederek) küfretmeyin.
153- Ey iman edenler! Sabır ve na­mazdan destek alın. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.
154- Allah yolunda öldürülenlere, Ölüler demeyin; zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.
155- Muhakkak sizi biraz korku ve açlık ve mallardan, canlardan, ürünler­den biraz eksiltmekle deneriz. Sabre­denleri müjdele.
156- O kimseler ki kendilerine bir musibet geldiğinde, Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz derler.
157- Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. Hidayeti bulanlar da onlardır.
158- Şüphesiz Safa ile Merve Al­lah'ın Şiarlarındandır (sembollerindendir). Kim Kâbe’yi hacceder veya umre ya­parsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Kim gönülden isteyerek iyilik yaparsa, şüphesiz Allah da iyilik­leri takdir edendir ve her şeyi bilendir.
159- Gerçekten indirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti kitapta insanlara açıkladıktan sonra giz­leyen kimseler (var ya), onlara hem Allah lanet eder, hem lanet ediciler lanet eder.
160- Ancak tövbe edenler, ıslah olanlar ve (giz­lemiş olduklarını) açıklayanlar başka. İşte ben onla­rın tövbesini kabul ederim. Şüphesiz ben tövbeleri kabullenen ve merhamet edenim.
161- Küfre sapanlar ve de kâfir olarak ölenler (var ya), işte, Allah'ın, meleklerin ve insanların hepsinin laneti onlaradır.
162- Onda temelli kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve (özür dilesinler diye) kendilerine mühlet de verilmez.
163- İlâhınız bir tek ilahtır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmandır, rahimdir.
164- Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasın­da, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle (yüklü olarak) denizde sü­zülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölü­münden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı ora­da yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre hazır duran bulutları döndürmesinde düşü­nenler için deliller vardır.
165- İnsanlar arasında, Allah dışında bir takım eşler (ortaklar) edinen ve onları Allah'ı severcesine sevenler vardır. İman edenlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait bulunduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu (önceden) görebilselerdi!
166- O zaman kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzaklaşacak, azabı göre­cekler ve aralarındaki bağlar da kopmuş olacaktır.
167- Uyanlar, «Keşke bizim için bir kere daha (dünyaya) dönüş olsa da bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak» derler. Böylece Allah onlara iş­lerini, üzerlerine çöken hasretler olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkacak değillerdir.
168- Ey insanlar! Yeryüzündeki te­miz ve helal şeylerden yiyin, fakat şey­tanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
169- (Şeytan) Size sadece kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah'a karşı bilmediği­niz şeyi söylemenizi emreder.
170- Onlara, «Allah'ın indirdiğine uyun» denilince, «Hayır, babalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız» derler. Babaları bir şey akıl edemeyen ve hidayeti bulamayan kimseler olsalar da mı (onlara uyacaklar)!
171- Küfre sapanların (hakka davet edilme) örneği, bağırıp çağırmadan başkasını işitmeyene (bir tehlikeyi haber vermek için) seslenen kimsenin (çobanın) misalidir (Bu sesin kendilerine bir tehlikeyi haber verdiğini an­lamazlar. Onlar) Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden onlar akıl etmez­ler.
172- Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yiyin ve sadece Allah'a ibadet ediyorsanız, O'na şükredin.
173- Allah size sadece ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesileni haram kılmıştır; elbette haksız­lık etmeksizin ve haddi aşmaksızın zorda kalana, (bunlar da) günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışla­yandır, merhamet edendir.
174- Gerçekten, Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir değere satanlar (var ya), onların karınlarında yedikleri ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günah­lardan arıtmaz. Elem verici azap onlar içindir.
175- Onlar hidayet karşılığında dalaleti, mağfi­ret karşılığında azabı satın alanlardır. Onlar, ateşe karşı ne de sabırlıdırlar.
176- Bu (azap) hiç şüphesiz Allah'ın kitabı hak olarak indirdiği içindir. Kitab hakkında ayrılığa düşenler, doğrusu derin bir ayrılık içine düşmüş­lerdir.
177- Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Lakin iyilik (sahipleri) Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a, pey­gamberlere iman eden, kendisi sevdiği halde ya­kınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya mal harcayan, namaz kılan, zekât veren ve sözleştiklerinde söz­lerine vefa gösterenler ile zorda, darda ve savaş anında sabredenlerdir. İşte onlar dosdoğru olan­lardır ve takva sahipleri ancak onlardır.
178- Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hüre hür, köleye köle, dişi­ye dişi. O halde eğer birisi (dini) kardeşi tarafından bağışlanırsa (ve kısas hükmü diyete dönüşürse) İyiliğe uymalıdır (diyet hususunda karşı tarafın maddi durumunu göz önünde bulundurmalıdır) ve (katil de öldürülenin velisine diyeti) iyilikle ödemelidir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa elem ve­rici azap onun içindir.
179- Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu sayede adam öldürmekten) sakınırsınız.
180- Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakıyorsa, ana ba­baya, yakınlara, uygun bir tarzda vasi­yet etmesi, takva sahiplerine bir hak olarak size de yazıldı.
181- Vasiyeti işittikten sonra değişti­ren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işiten ve bi­lendir.
182- Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden korkan kimse onların arasını düzeltirse, ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlayan ve merhamet edendir.
183- Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki takvalı olursu­nuz.
184- Sayılı günler (oruç size farz kılındı); içinizden hasta olan veya yolculukta bu­lunan, artık diğer günler (oruç tutsun). Oruca zor dayanabilenler, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönül­den hayır yaparsa (düşküne daha fazlasını ve­rirse) kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için hayır­lıdır.
185- (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, o ayda Kur'an, insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, eğri ile doğruyu birbirinden ayırt edici olarak in­dirildi. Sizden kim bu ayı (yolcu değilken) idrak ederse, orucunu tutsun. Hasta veya yolculukta olan, artık diğer günler (oruç tutsun). Allah size ko­laylık ister, zorluk istemez. (Bu kolaylık) sayıyı ta­mamlamanızı, sizi hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı ululamanızı ve şükretmenizi sağlamak içindir.
186- Kullarım sana beni sorduklarında, (bilsinler ki) ben şüphesiz yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da da­vetimi kabul edip bana iman etsinler. Umulur kemale erişirler.
187- Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınla­rınıza yaklaşmanız size helal kılındı. Onlar sizin için bir giysi, siz de onlar için bir giysisiniz. Al­lah, sizin kendinize hainlik edeceğinizi biliyordu, bu sebeple tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiği­ni dileyin. Sizin için şafağın beyaz ipliği, siyah ipliğinden seçilinceye kadar yiyin için, sonra oru­cu geceye kadar tamamlayın. Mescitlerde itikâfa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın hudutlarıdır, onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böylece apaçık bildirir. Umu­lur ki takva sahibi olurlar.
(Elbise, örtünme ve korunma aracıdır. Karı-koca arasın­daki ilişki de tıpkı böyledir. Her biri, karşı tarafın üzerine ör­tü çeker, onu korur. İslâm, insan denen şu varlığı bütünü ile ve olduğu gibi ele alır, onun yapısını ve fıtri karakterini aslına uygun biçimde kabul eder ve bu realist yaklaşım içinde elinden tutarak onu bütünü ile yüceliklerin zirvesine tırmandırmaya çalışır. Dolayısıyla eşler arasındaki ilişki, elbi­selerle beden arasındaki ilişki gibidir. Nasıl bu ikisi birbirine çok yakın, uygun ve aralarında hiç­bir şey yoksa aynı şekilde eşler de birbirleriyle çok yakın ilişki içindedirler ve birbirleri için karşılıklı birer sükûnet ve mutluluk kaynağıdırlar
Ayrıca Ramazan'da yeme ve içme zamanı ile ilgili de bir yanlış anlama vardı. Bazıları yatsı na­mazından, ertesi gün güneş batıncaya dek yeme ve içmenin haram olduğu görüşündeydi. Bazıları yatsı namazından sonra uyanık kalındığı sürece yenilip içilebileceğini, fakat uyunursa, yenilip içil­meyeceğini savunuyorlardı. Bu kendi uydurdukla­rı fikirler nedeniyle, çoğu zaman kendileri zahmet çekiyorlardı. Bu ayette onların yanlış anlamaları ortadan kaldırılıyor ve yeme-içme yasağının gü­nün ilk şafağından güneşin batışına; yeme, içme ve cinsel ilişki serbestîsinin de güneşin batışın­dan, günün ilk şafağına dek olacağı belirleniyor.)
188- Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin ve bile bile insanların mallarından bir kısmını günahla yemeniz için, onları hâkimlere aktarmayın.
(Hiç kimse hâkimlere rüşvet vererek başkala­rının malını ele geçirmeye çalışmamak ve başka­larının malını ele geçirmek için yalan iddialarla mahkemeye başvurmamalıdır. Var olan delillere göre hâkimin, haksız kimse lehine hüküm vermesi mümkündür. Oysa hâkimin kararı ne herhangi bir haramı helâl ve ne de herhangi bir helâli haram haline getirebilir. O sadece göz önündeki delillere göre bağlayıcılık ifade eder. Günahı, sorumluluğu o konuda hile yapan, yanıltmaya başvuran tarafın omuzlarındadır.)
189- Sana hilal halindeki aydan sorarlar. De ki: «Onlar, insanlar ve hac için belirlenmiş vakitlerdir.» İyilik (cahiliye döneminde inanıldığı gibi ihramlıyken) evlere
arkalarından girmeniz değildir; belki iyilik takvalı olmaktır. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(Bu, cahiliye döneminde Arapların bâtıl gele­neklerinden biri idi. Araplar ihram giydiklerinde, evlerine ön kapılarından girmezler, arka pencere­lerden eve atlarlardı. Bu ayette Allah, onları bu bâtıl gelenek nedeniyle eleştirmekle kalmıyor, ay­nı zamanda onları, atalarının bâtıl gelenek ve inançlarını körü körüne takip etmenin doğru ol­madığı konusunda da uyarıyor.)
190- Sizinle savaşanlarla Allah yo­lunda savaşın ve aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
191- Onları bulduğunuz yerde öldü­rün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onla­rı çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldür­mekten daha kötüdür. Mescid-i Ha­ram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşır­larsa onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir.
192- Vazgeçerlerse, şüphesiz Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
193- Fitne kalmayıp din yalnız Al­lah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık düşmanlık sa­dece zalimlere karşıdır.
194- Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır; o halde kim size saldırırsa, size saldırdı­ğı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan sa­kının ve Allah'ın takva sahipleriyle be­raber olduğunu bilin.
195- Allah yolunda infak edin, (infakı terk ederek) kendinizi kendi elinizle tehli­keye atmayın, iyi işler yapın. Şüphesiz Allah ihsan sahiplerini sever.
196- Hac ve umreyi Allah için sona erdirin. Ama eğer alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban (gönderin). Kurban, yerine ulaşıncaya ka­dar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan (ve bu yüzden de başı­nı tıraş eden) varsa; fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Gü­venliğe kavuşursanız, umreden sonra hacca başla­yan kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana da hac esnasında üç gün ve döndüğü­nüzde yedi gün oruç tutmak gerekir ki o (toplam olarak) tam on gündür. Bu (hüküm), ailesi Mescid-i Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah’ tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
197- Hac bilinen aylardadır. O aylarda hac fa­rizasını eda eden kimse (bilmelidir ki) hacda, kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yok­tur. Ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Kendini­ze azık edinin, şüphesiz azığın en iyisi ise takva­dır. Ey akıl sahipleri, sadece benden korkun!
198- (Hacda) Rabbinizden bir yarar dilemenizde (ticaret yapmanızda) bir günah yoktur. Arafat'tan akın ettiğinizde, Allah'ı Meş'ar'il Haram'da anın; sizi hidayete ulaştırdığı gibi, siz de O'nu zikredin. Şüphesiz (unutmayınız ki) bundan önce sapık olan­lardan idiniz.
199- Sonra insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de (Mina'ya) akın edin. Allah'tan mağ­firet dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayıcı ve mer­hamet edicidir.
200- Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. «Rabbimiz! Bize dünyada ver» diyen in­sanlar vardır. Öylesinin, ahirette bir pa­yı yoktur.
201- İnsanlardan, «Rabbimiz! Bize dünyada güzellik, ahirette de güzellik ver, bizi ateşin azabından koru» diyenler de vardır.
202- İşte onlara, kazançlarından (ve dualarından) bir nasip vardır. Allah hesabı çabuk görür.
203- Allah'ı sayılı günlerde anın. İki günde (Mina'dan dönmek için) elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana (ve Mina'da üç gece durana)'da günah yoktur. (Bun­lar) Sakınan kimse içindir. Allah'tan korkun ve hepinizin O'nun huzurunda bir araya getirileceğini bilin.
204- Dünya hayatına dair konuşması senin şaşırtan ve kalbinde olana Allah'ı şahit tutan insanlar vardır. Hâlbuki o düşmanların en azılısıdır.
205- O iş başına geçince (hâkimiyeti ele geçirince), yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışır. Allah fesadı sevmez.
206- Ona, «Allah'tan sakın» denince, işlediği günah sebebiyle gurura kapılır. Artık ona cehennem yeter. O pek de kö­tü bir yataktır!
207- İnsanlar arasında, Allah'ın rıza­sını kazanmak için canını verenler var­dır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.
(Sa'lebi şöyle diyor: «Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Medine'ye doğru hicret etmek isteyince, Ali b. Ebu Talib'i (a.s) Mekke'de borçlarını ödemek ve yanındaki halka ait emanetleri sahiplerine geri vermek için kendi yerine tayin etti. Müşrikler pey­gamberin (s.a.a) evinin etrafını sardıkları bir hal­de Ali'ye (a.s) kendi yatağında yatmasını emretti ve ona şöyle buyurdu: «Uyurken üzerime örttü­ğüm yeşil parçayı üzerine ört ve benim yatağıma yat. İnşallah sana hiçbir zarar gelmeyecektir.» Hz. Ali (a.s) bu denilenleri yerine getirdi ve bu esnada Allah, Cebrail ve Mikail'e şöyle vahyetti: «Ben si­zin aranızda kardeşlik bağını icat ettim ve birini­zin ömrünü diğerinden uzun kıldım. Sizden hangi­niz diğerini kendisine tercih eder.» Onlardan her ikisi de kendi hayatını tercih etti. Bu esnada Allah onlara şöyle vahyetti: «Neden siz de Ali b. Ebi Talib (a.s) gibi değilsiniz? Ben onunla Muhammed arasında kardeşlik bağını icat ettim. O, Peygam­ber'in (s.a.a) yatağına yattı ve Peygamber'i ken­disine tercih etti.» Simdi yeryüzüne ininiz ve onu düşmanlardan koruyunuz.» Bunun üzerine o melekler yeryü­züne geldiler, Cebrail baş tarafında ve Mikail ise alt tarafında yer aldı. Cebrail şöyle seslendi: Aferin! Aferin! Kim senin gi­bi olabilir ey Ali! Allah melekler nezdinde seninle övündü.» Peygamber (s.a.a) Medine'ye doğru hareket ettiği bir esnada mezkûr ayet Ali b. Ebi Talib hakkında nazil oldu.»)
208- Ey iman edenler! Hep birden (Allah'a) tes­limiyet içine girin, şeytanın adımlarına uymayın; o, size apaçık bir düşmandır.
209- Size apaçık belgeler geldikten sonra ka­yarsanız, Allah'ın güçlü ve hikmet sahibi olduğu­nu biliniz.
210- Onlar sadece Allah'ın ve meleklerin (indi­receği azabın) gölge salan bulutlar içinde kendileri­ne gelmesini ve böylece işin bitmesini bekliyor­lar. Elbette bütün işler Allah'a dönecektir.
211- İsrail oğullarına, ne kadar açık ayetler verdiğimizi sor! Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
212- Küfre sapanlara, dünya hayatı süslendirilmiştir. Onlar, (bu yüzden) iman edenlerle alay eder­ler. Oysa takva sahipleri kıyamet günü onlardan üstün olacaklardır. Allah dilediğine hesapsız şe­kilde rızık verir.
213- İnsanlar tek bir ümmetti. Derken (araların­da inanç farklılıkları ortaya çıkınca), Allah peygamber­leri müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düş­tükleri şeyler konusunda aralarında hüküm ver­mek hak üzere (bir de) kitap indirdi. Oysa kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra sırf aralarındaki haset yüzünden ihtilafa düşenler, kendilerine kitap verilenlerden başkası değildi. Allah iman edenleri, ay­rılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile hidayet etti. Allah dilediğini doğru yola hidayet eder.
214- Yoksa sizden önce gelip geçen­lerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber mümin­ler, «Allah'ın yardımı ne zaman?» diye­cek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.
215- Sana, ne infak edeceklerini so­rarlar. De ki: «İnfak edeceğiniz mal; ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, zor­da kalan yolcular içindir. Yapacağınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir.
216- Hoşunuza gitmediği halde, sa­vaş üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için ha­yırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
217- Sana haram ayı, onda savaşma­yı sorarlar. De ki: «O ayda savaşmak bü­yük (bir günahtır) ve (sonuç olarak da) Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek ve Mescid-i Haram'a engel olmaktır. Ama halkını oradan çıkarmak Allah katında (haram ayda savaşmaktan) daha büyüktür. Fitne çıkarmak (irtidat etmek) ise öldürmekten daha bü­yüktür.» Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. Sizden di­ninden dönüp kâfir olarak ölen olursa, bunların iş­leri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte ateş ehli onlardır, onlar onda temelli kalıcılardır.
218- İman edenler, hicret edenler ve Allah yo­lunda cihat edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
219- Sana içki ve kumarı sorarlar. De ki: ikisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı (maddi) faydalar vardır. Günahları faydasından da­ha büyüktür. Sana neyi (ne kadar) infak edecekle­rini sorarlar. De ki: «İtidal miktarınca» Allah düşünesiniz diye size ayetleri böylece açıklar.
220- Dünya ve ahiret hakkında (düşünesiniz diye size ayetleri böylece açıklar). Ve sana yetimler hakkın­da sorarlar. De ki: Onların işlerini düzeltmek ha­yırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah kimin işleri bo­zucu ve kimin düzeltici olduğunu bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, hikmet sahibidir.
221- İman edinceye kadar Allah'a şirk koşan kadınlarla evlenmeyin. İman eden bir cariye, gön­lünüzü çekse de müşrik bir kadından daha iyidir. İman edinceye kadar müşrik erkeklerle mümin kadınları da evlendirmeyin. İman eden bir köle, gönlünüzü çekmiş olsa da müşrik bir erkekten da­ha iyidir. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara hatırda tutsunlar diye ayetlerini açıklar.
222- Sana, kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: «O bir eziyettir. Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, te­mizlenmelerine kadar onlara yaklaşma­yın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın si­ze buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever ve Allah temizlenenleri de sever.»
223- Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza (haram kılınmış zamanlar müstesna) istediğiniz zaman varın. Kendiniz için (salih çocuklar edinerek) Önceden (güzel amel­ler) takdim edin, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin ve (bunu) iman edenlere müjdele.
224- İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın. Allah şüphesiz işiten ve bilendir.
(Eğer bir kimse bir şeyi yapmaya veya yap­mamaya yemin eder, sonra da yemini bozmanın daha hayırlı olduğunu fark ederse, yeminini boz­malı ve kefaretini vermelidir. Yemini bozmanın ke­fareti, on muhtacı doyurmak ve giydirmek, ya da bir köle azat etmektir. Eğer yemin eden kimse bun­lara güç yetiremezse üç gün oruç tutmalıdır.)
225- Allah sizi kasıtsız yaptığınız ye­minlerinizden dolayı değil, fakat kalple­rinizin kazandığı (kasıtlı yaptığı) yeminler sebebiyle sorumlu tutar. Allah bağışla­yandır, hilim sahibidir.
226- Kadınlarına yaklaşmamaya ye­min edenler, dört ay beklerler; bundan sonra dönerlerse, (bilsinler ki) şüphesiz Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
(Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman için uyumlu olmadığı doğru ise de Allah, eziyet verici bir ilişkinin devam etmesine izin vermez. Bu ne­denle Kur'an kadının haklarını savunarak eşlere, ayrılmaları için kanunen nikâhlı kaldıkları, fakat pratikte ayrı yaşayıp ilişkide bulunmadıkları dört ay gibi maksimum bir süre belirlemiştir. Bu tür bir ayrılığa İslâm hukukunda «ilâ» denir. Bu süre içinde karı kocaya barışmalı, ya da hoşlandıkları uygun kimselerle evlenebilmeleri için iyilikle ay­rılmalıdırlar. Eski ve modern cahiliye döneminde olduğu gibi kadını bu şekilde süresiz bekletmek doğru değildir)
227- Yok, eğer boşanmaya karar verir­lerse, (bilsinler ki) Allah şüphesiz işiten ve bilendir.
228- Boşanmış kadınlar, kendi başla­rına üç aybaşı hali beklerler; eğer Al­lah'a ve ahiret gününe iman etmişlerse, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizle­meleri kendilerine helal değildir. Koca­ları bu arada barışmak isterlerse, eşleri­ni geri almakta daha çok hak sahibidir­ler. Kadınlar ödevlerine denk belli hak­lara sahiptir ve (elbette) erkekler için on­ların üzerinde bir derece (farkı da) vardır. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
229- (Dönüşü olan) Boşama iki keredir. Ondan sonrası, ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Allah'ın hudutları­nı koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal değildir. Eğer ikisinin Allah'ın hudutlarını koruyamayacakların­dan korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehirini bağışlayıp boşanmasın­da) ikisine de günah yoktur. Bunlar Al­lah'ın hudutlarıdır, onları çiğnemeyin. Allah'ın hudutlarını çiğneyenler ancak zalimlerdir.
(Bu ayet İslâm'dan önce Arabistan 'da yaygın olan çok ciddi ve kötü bir sosyal alışkanlığı dü­zeltmeyi amaçlar. O zamanlarda bir erkek istediği kadar ve istediği zaman boşama hakkına sahipti. Ne zaman eşi ile ilişkisi kötüye gitse onu boşar ve işine gelirse tekrar onunla evlenirdi. Buna bir sı­nırlama getirilmediği için, olay sık sık tekrarlana­bilirdi. Bu nedenle kadın, ne onunla tam bir evli­lik ilişkisi içinde olur, ne de başkası ile evlenebile­cek özgürlüğe sahip olurdu. Kur'an'ın bu ayeti, bu tür zulmü ortadan kaldırmaktadır. Bütün evlilik yaşamı bo­yunca bir erkek, eşini ancak iki kez boşama hakkına sahiptir. Bundan sonra ne zaman onu üçüncü kez boşarsa, artık ondan tamamen ayrılmış olur. Ayrıca erkek, eşine mehir olarak veri­len evlilik hediyelerini, elbise ve takıları geri isteme hakkına sahip değildir. Birisine hediye olarak verilen bir şeyi geri iste­mek, islâm'ın ahlâk kurallarına tamamen aykırıdır. Hz. Pey­gamber (s. a. a) bu ahlâka aykırı hareketi, kustuğunu yalamaya benzetmiştir. Bilhassa bir erkek için, daha önceden isteyerek eşine verdiği şeyleri boşandıktan sonra geri istemek, çok utanç verici bir durumdur. İslâm, erkeğin mehir olarak eşine bir şeyler vermesini mutlak olarak emretmektedir.)
230- Bundan sonra (erkek üçüncü defa) kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir da­ha kendisine helal olmaz. (Eğer ikinci kocası da) onu boşarsa, Allah'ın hudutlarını koruyacaklarına inandıkları takdirde (eski eşlerin) birbirlerine dön­melerine bir engel yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah'ın açıkladığı hudutlardır.
231- Kadınları boşadığınızda iddetlerini bitir­dikleri zaman, onları güzellikle tutun ya da güzel­likle bırakın. Haksızlıkta bulunmak için onları za­rarlı olacak şekilde tutmayın. Böyle yapan şüphe­siz kendisine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın. Allah'ın üzerinize olan nimeti­ni, öğüt vermek üzere size indirdiği kitab ve hik­meti anın, Allah'tan sakının ve Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.
232- Kadınları boşadığınızda, onlar da bekle­me müddetlerini (iddetlerini) tamamladıkları za­man, kendi aralarında güzellikle anlaşmaları du­rumunda, evlenmelerine engel olmayın. İşte bu­nunla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu sizin için daha faydalı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233- Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için tam iki sene emzirirler. Onların yiyecek ve gi­yeceğini uygun bir şekilde sağlamak, çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nispetinde teklifte bulunulur. Ne bir ana ve ne de bir baba evladı sebebiyle zarara sokulmasın. (Ba­banın) Varisine de aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, verece­ğinizi güzel bir şekilde ödedikten sonra size günah yoktur. Allah'tan sakının ve Allah'ın yaptıklarınızı gördüğünü bilin.
234- İçinizden ölenlerin bırakmış ol­duğu eşler kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini (iddetlerini) tamamladıkları zaman, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptık­larından (ve istedikleriyle evlenmelerinden) dolayı size günah yoktur. Allah yaptık­larınızdan haberdardır.
235- (İddeti bekleyen) Kadınlara ima yo­lu ile evlenme teklif etmenizin ya da bu arzuyu içinizden geçirmenizin hiçbir sa­kıncası yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın uygun (kinaye ve imalı) sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin müddet sona erene kadar nikâh akdine kalkışma­yın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayıcı ve hilim sa­hibi olduğunu bilin.
236- Henüz kendilerine dokunmadan veya mehir belirlemeden kadınları boşamanızda size gü­nah yoktur. Onları, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında uygun bir şekilde faydalandırın. Bu ihsan sahiplerine bir borçtur.
237- Eğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikâh akdi elin­de olan erkeğin bağışlaması hali müstesna, biçti­ğinizin yarısını verin. Bağışlamanız (tümünü verme­niz) takvalı olmaya daha yakındır. Birbirinize karşı erdemi unutmayın. Allah şüphesiz yaptıklarınızı görür.
238- Namazları ve orta namazı (öğle namazını) özenle gözetin; gönülden boyun eğerek Allah için (namaza) durun.
239- Eğer korkarsanız, (namazı) yaya veya binek üstünde giderken kılın, güvene erişince, (namaz hü­kümleri hakkında) bilmediklerinizi öğrettiği şekilde Allah'ı anın.
240- Sizden ölüp eşler bırakanlar, evlerinden çıkarılmaksızın bir yıla kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler. Eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından (evlilik­ten) dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü­dür, hikmet sahibidir.
241- Boşanmış kadınlara (farz olarak biçilenlerin yanı sıra) uygun bir hediye (vermek de erkekler üzerinde bir borçtur. Bu) Takva sahipleri üzerinde bir haktır.
242- Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır.
243- Binlerce kişinin evlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara «Ölün» dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
(İsrail oğulları arasında veba salgını baş göstermişti. Bunlar ölüm korkusuyla evlerinden çıkıp kaçmaya başladılar. Bir mil gider gitmez Al­lah onları öldürdü. Kemikleri çürüdüğünde Allah, Hazkil'i gönderdi, Allah böylece onları ölümden sonra tekrar hayata kavuşturdu. Dolayısıyla taun ve veba gibi salgınlarda herkes bulunduğu yerden kaçmaya kalkışmamalı, savaş gerektiği zaman da korkup vatanlarından kaçmamalıdır Ölüm korku­suyla vatanlarını müdafaa etmekten ve Allah'ın emrini yerine getirmekten kaçınarak, sürü sürü yurtlarını terk eden kavimlerin, çok geçmeyip mahvoldukları, perişan oldukları hakkında insan­lık tarihi örneklerle doludur. Burada Allah, bütün bunları hatırlatırken Allah'ın hükmünden kaçıp kurtulmanın imkânı bulunmadığını ve böyle ya­panların, korktuklarına daha çabuk ve daha feci bir şekilde uğrayacaklarını ve hatta Allah'ın, dile­yince hükmünü yerine getirmek için ölüleri bile dirilteceğini ve dolayısıyla, ölmekle kurtulacakla­rını zannedenlerin de kurtulamayacaklarını anlat­mış, kısaca Allah'ın hükmünden kurtulmak için, ne ölümden kaçmanın, ne de ölüme koşmanın akıl işi olmadığını bildirmiştir)
244- Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah şüphesiz işiten ve bilendir.
245- Allah'a güzel bir borç verip de Allah'ın da onu kendisine birçok kat katlayıverdiği o kimse kimdir? Allah (rızkı) hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döndürüleceksiniz.
246- Musa'dan sonra İsrail oğulları­nın ileri gelenlerini görmedin mi? Hani peygamberlerinden birine, «Bize bir hü­kümdar gönder de Allah yolunda sava­şalım» demişlerdi. (O peygamberleri ise,) «Ya savaş size farz kılındığında savaş­mazsanız?» demişti. «Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmaya­lım?» demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna, yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
247- Peygamberleri onlara, «Allah size şüphe­siz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi» dedi. «Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken, bize hükümdar olmaya o nasıl layık olabilir?» dediler. «Doğrusu Allah si­ze onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı» dedi. Allah mülkünü (hükümdarlığı) dilediğine verir. Doğrusu Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilen­dir.
248- Peygamberleri onlara, Onun egemenliği­nin alameti, size sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden gelen bir huzur, Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar vardır ve onu melekler taşır. Eğer iman etmişseniz, bunda sizin için apaçık delil vardır. Dedi.
249- Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, «Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, on­dan içen benden değildir, eliyle sadece bir avuç içen müstesna, kim ondan içmezse şüphesiz ben­dendir» dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içti­ler. Kendisi ve beraberindeki iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar), «Bugün Calut ve ordusu­na karşı koyacak gücümüz yok» dediler. Allah'a kavuşacaklarını bilenler ise, «Nice az topluluk Al­lah'ın izniyle çok topluluğa üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir» dediler.
250- Calut ve ordusuyla karşı karşıya geldikle­rinde, «Rabbimiz! Bize sabır ver, ayağımızı sabit kıl (kaydırma), kâfir topluluğa karşı bize yardım et» dediler.
251- Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah ona (Da­vud'a) hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insan­ları birbiriyle savması olmasaydı yeryü­zünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sa­hibidir.
252- İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana, doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin.
253- İşte bu peygamberler; bir kısmını, diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği, derece­lerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik, onu Ruh'ul Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Allah dileseydi, apaçık belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi iman etti, kimi küfre saptı. Allah dileseydi (ihtilafa düştüklerinde bile) birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
254-Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edin. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridirler.
255-Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, her an yaratıklarını gözetip du­randır. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işledikle­rini ve işleyeceklerini de bilir. Diledi­ğinden başka ilminden hiç bir şeyi kav-rayamazlar. Egemenliği gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
256-Dinde zorlama yoktur; artık hi­dayetle dalalet birbirinden iyice ayrıl­mıştır. Tağutu inkâr edip Allah'a iman eden kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bi­lendir.
(Arapça «din» kelimesi hem inancı, hem de bu inanç üzerine kurulan hayat tarzını ifade eder. Burada, önceki ayetlerde ortaya konulan inanç ifade edilmek­tedir. Bu ayete göre İslâm, iman ve onun hayat tarzı hiç kim­seye zorla kabul ettirilemez demektir. Yoksa din çerçevesinde iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ile hiç bir ilgisi yoktur. Arapça «tağut» kelimesi sözlük anlamıyla sınırları aşan herkes için kullanılır. Kur'an bu kelimeyi Allah'a isyan eden, Allah'ın kullarının hâkimi ve mâliki olduğunu iddia eden ve onları kendi kulu olmaya zorlayan kimse için kullanır. Eğer bir kimse Allah'a isyan eder ve O'nun kullarını kendine boyun eğmeye zorlarsa, o zaman tağuttur. Böyle bir kimse şeytan, rahip, dinî veya politik lider, kral veya bir devlet olabilir. Bu nedenle bir kimse tağutu reddetmedikçe Allah’a inanmış sayılamaz. Ayrıca Menakib-u Harezmi, s.24'de yer alan bir rivayette ise Hz. Peygamber'in (s.a.a) İmam Ali’ ye şöyle dediği yer almıştır: «Sen (ayette belirtilen) kopmak bilmeyen sağlam bir kulpsun.»)

257- Allah iman edenlerin velisidir, onları ka­ranlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanların velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıkla­ra çıkarır. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar on­da temelli kalacaklardır.
258- Allah kendisine hükümranlık verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, «Rabbim dirilten ve öldüren­dir» dediğinde, «Ben diriltir ve öldürürüm» demiş­ti. İbrahim, «Şüphesiz Allah güneşi doğudan geti­riyor, sen de batıdan getirsene» dedi. Küfre sapan kimse şaşırıp kaldı. Allah zulüm eden kimseleri hidayete eriştirmez.
259- Yahut sakinlerinin boşalttığı evlerin bu­lunduğu kasabaya uğrayan kimseyi (görmedin mi?) Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?» dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, «Ne ka­dar kaldın?» dedi. «Bir gün veya bir gü­nün bir kısmı kadar kaldım» dedi. «Hayır, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bir bak ve hem seni insanlar için bir örnek kılaca­ğız. Kemiklere bir bak, onları nasıl bir­leştirip sonra onlara et giydiriyoruz» de­di. Bu ona apaçık belli olunca, «Artık Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyo­rum» dedi.
260- Hani ibrahim, «Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster» dediğinde, «İnanmıyor musun?» deyince de «Evet (inanıyorum), velâkin kalbim iyice itminana ersin» demişti. «Öyleyse kuşlardan dördünü tut da onları kendi nezdinde (keserek) parçalara ayır, sonra da her dağın üzerine onlardan bir parça koy. Ardından onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve hikmet sahibi olduğunu bil» demişti.
261-Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah her şeyi kuşatan, O her şeyi bilendir.
262-Mallarını Allah yolunda infak edip sonra infak ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
263-Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden ezi­yet gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah zengin­dir, hilim sahibidir.
264- Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret günü­ne inanmayıp insanlara gösteriş için malını infak eden kimse gibi, sadakalarınızı, başa kakma ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın. Zira böylesini örneği, üstünde biraz toprak bulunan ve üzerine bir sağanağın inip kendisini bütün yalçınlığı ile ortada bıraktığı bir kaya gibidir. Kazandıkların­dan hiç bir şey elde edemezler. Allah küfre sapan kimselere hidayet etmez.
265- Allah'ın rızasını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını infak edenlerin ör­neği, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur al­dığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağ­masa bile (ürün vermesine yetecek) çisentisi düşen bir bahçenin örneği gibidir. Allah yaptıklarınızı gö­rür.
266- Hangi biriniz kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan hurmalık ve üzümlükler dolu bir bahçe­sinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böy­lece açıklar.
267- Ey iman edenler! Kazandıklarınızın te­mizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan infak edin; göz yummadan alamayacağı­nız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Al­lah'ın müstağni ve övülmeye layık ol­duğunu bilin.
268- Şeytan size fakirliği vaat eder ve size kötülüğü emreder. Allah ise kendi­sinden mağfiret ve bol nimet vaat eder. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilen­dir.
269- Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Temiz akıl sahiplerin­den başkası düşünüp anlamaz.
(el-Bidaye ve'n Nihaye c.7 s.360'da yer aldı­ğına göre İbn-i Mes' ud Resulullah 'ın şöyle buyur­duğunu naklediyor: «Hikmet on parçaya bölündü. Dokuz parçası Aliye verildi ve bir parçası da in­sanlara verildi.)
270- İnfak ettiğiniz her şeyi ve adadı­ğınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulüm edenlerin hiç yardımcıları yoktur.
271- Sadakaları açıkça verirseniz o pek güzel! Eğer onları yoksullara gizli­ce verirseniz sizin için daha iyidir. Allah kötülüklerinizi örter ve Allah yaptıkları­nızdan haberdardır.
272- (Ey Peygamber,) İnsanları hidayete erdirmek senin işin değil, zira ancak Al­lah, dilediğini hidayete erdirir. Ve yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için harca­manız şartıyla, başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çün­kü yapacağınız her iyilik size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık ya­pılma- yacaktır.
273- (İnfaklarınızı) Allah yolunda mahsur kalan, yeryüzünde dolaşamayan ve hayâlarından dolayı kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yok­sullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, (yoksa onlar bizzat) insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. İnfak ettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphe­siz bilir.
274- Gece gündüz, açık gizli, mallarını infak edenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
(Durret'un Nasihin c.l s.22'de bu ayetin tefsiri hakkında şöyle yer almıştır: «Bu ayet Ali bin Ebi Talib hakkında inmiş­tir. Zira Hz. Ali'nin dört dirhemi vardı, birini gece, birini gündüz, birini aşikar ve birini de gizli sadaka verdi. Bunun üzerine bu ayet indi.»
275- Faiz yiyenler ancak şeytan çarpmış kimse gibi yaşarlar. Bu, onların, zaten alışveriş de faiz gibidir demelerindendir. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faizcilikten) geri durursa, geçmişi kendisinedir ve onun işi Allah'a aittir. Kim de (faizcili­ğe geri) dönerse, işte onlar ateş ehlidir ve onlar on­da temelli kalacaklardır.
276- Allah faizi tüketir, sadakaları ise nemalandırır. Allah pek de nankör olan hiç bir günahkârı sevmez.
277- İman edenler Salih amellerde bulunanlar, namazı ikame edenler ve zekât verenler var ya, onlar için mükâfatları Rableri katındadır. Onlar için ne bir korku vardır, ne de üzülürler.
278-Ey iman edenler! Allah'tan sakının iman etmişseniz, faizden arta kalmış hesaptan vazgeçin.
279-Böyle yapmazsanız, (bunun) Al­lah'a ve elçisine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece zulmetmemiş ve zulme uğramamış olursunuz.
280-Eğer (borçlu) darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bil­miş olsanız borcu sadaka olarak bağışla­manız sizin için daha hayırlıdır.
281-Allah'a döndürüleceğiniz ve sonra zulme uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz
282- Ey iman edenler! Birbirinize be­lirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir yazıcı adalet üzere yazsın. Yazıcı onu Allah'ın kendi­sine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmeyip yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah’ tan sakınsın ve ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu beyinsiz veya aciz, ya da yazdıramayacak durumda ise, velisi, adalet üzere yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahit tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahitler­den razı olacağınız bir erkek, biri sürçtüğünde di­ğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahitler ça­ğırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en doğru, şahitlik için en sağlam ve şüpheden uzak tutacak en yakın yoldur. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Yazana da şahi­de de zarar verilmesin. Eğer (aksini) Yaparsanız, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan sakının. (Sakındığınız takdirde O) Allah size öğretir. Allah her şeyi bilir.
283- Eğer yolculukta olup yazıcı bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz (rehin gerekmez ama) güvenilen kimse borcunu öde­sin, Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahitliği gizle­meyin, kim onu gizlerse şüphesiz kalbi günah iş­lemiş olur. Allah yaptıklarınızı bilendir.
284- Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır, İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, diledi­ğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
285- Peygamber Rabbinden kendine indirilene iman etmiştir. Bütün müminler de Allah'a, melek­lerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etmiştir ve «Peygamberleri arasından hiç birini ayırt etme­yiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz, affını dileriz, dönüş sanadır derler.
286- Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhine­dir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya ya­nılacak olursak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere (günahları sebebiyle ağır sorumluluklar) yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediğini yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen mevlamızsın, kâfirlere karşı bize yardım et.