2-İMAM HASAN (AS)
 


20) el-Futûh (İbn-i A'sem) c: 4, s: 157, Hindistan basımı/ibn-i Ebil Hadid, c: 16, s: 22/İnsab-ul Eşraf (Belazeri), c: 2; s: 39.

29) .Aynı adres. • "

30) el-İhticac (Tabersi), c: 2, s: 90/Bihar-ul Envar (allame Meclisi), c: 44, s: 20/Evalim'ul Ulûm (Bahranî), c. 16, s: 175.

31) el-Kâmilu fit-Tarih (ibn-i Esir) c: 3, s: 405.



harekete geçiremediği halde İmam Hasan (a.s.) bunu nasıl yapabilir­di? imamın diktatörcesine, hile ve sahtekârlığa sarılarak halkı . Kasitin ile savaşmaya hazırlaması caiz miydi?

Bundan önce Emir-ül Müminin (a.s.)'ın özellik ve hususiyatını açıklarken imamın zulüm yolundan girerek zafere ulaşmak istemediğini söylemiştik32. Bu iki asilzade; istibdad, zor ve tehdidi alet etmekle halkı savaşa hazırlamak isteselerdi bunu yapabilirler­di ama böyle yapmak istemiyorlardı.

Savaş, önderin iznine ve halkın rizayet göstermesine da­yalı bir konu olduğundan peygamber (s.a.a.)'in kendisi bile onca sosyal makbuliyetine rağmen yine de "Bedir" ve "Uhud" savaşları hususunda ümmeti ile istişarede bulundu33. İmam Müçteba (a.s.) halkın, savaşa ilgi göstermediğini, hatta son ana kadar mukavemet iddiasında bulunanların üçte ikisinin geceleyin Muaviye'ye eklediklerini görüyordu.


Halk savaşı istemeyince ve kendinden bir hareket gös-termeyince ne yapılabilir? İmamın kendisi savaşmak istiyor­du ama, bu sayasın getirdiklerini halk yüklenmeliydi. Halk sa­vaşa meyillenmeyince, Muaviye ve Emevi' mübelliğlerin doğurduğu zehirleyici koşullar altında savaşın felsefesini ve fi­kirsel temellerini idrak etmekten aciz kalınca, tabiatıyla İmam da bir girişimde bulunamazdı.


İmam Müçteba (a.s.) bu sorunu en iyi bir şekilde çö­zümleyecek, aydınlığa kavuşturacak çok güzel ve net sözler buyurmuştur:


"And olsun Allah'a Şamlılarla savaşmamızı engelleyen, şüphe ve pişmanlık duygusu değil, biz rahatça ve sabırla Şam ehli ile savaşıyorduk ama rahatlık ve huzurumuz düşmanlığa, sabır ve dayanıklılığımız ise tedirginliğe dönüştü. Sıffin'e azmettiğinizde dininizi dünyanızdan üstün tuttunuz, şimdi ise dünyanızı dininize.

Bilin ki bu gün iki çeşit ölü ara­sında kalmışsınız: Uğrunda gözyaşı döktüğünüz Şiftin ölülerin intikamını almak istediğiniz Nahrevan ölüleri.



32) Bakınız: imam Ali'nin (a.s.) fikirsel hayatı.

33) es-Sahıh-u min-es siret-i (Allame Seyyit Cafer Murtaza), c: 3, s: 145-146.


Bilmiş olun ki, Muaviye'nin bizi davet ettiği şey (barış) ne bize ve size izet getirir ve ne de bu barışta bir zerre dahi insafa riayet edilmiştir. O halde eğer ölümden korkmuyorsanız bunu (ba-0şt) kendisine çevirip keskin kılıçlarımızla onu Allah'ın hükmüne döndürelim ve eğer hayat peşindeyseniz biz de kabul edip sizin hoşnutluğunuzu hazırlarız. Halk her taraftan baki kalıyoruz diye seslenince İmam da barışı imza etti."34

Bu cümleler, İmamın savaş kastı olduğunu ve bu gibi koşullarda kan dökmenin beklenen neticeyi vermeyeceğini fârzetmedikçe kan dökmeyi önleme meselesinin söz konusu olmadığını iyice aydınlatmaktadır.

Savaşın başlamasını engelleyen, barışı kabul ettiren ve Kaşifine karşı askeri girişimde bulunmak için İmamın elini kolunu bağlayan tek nedenin hal-kın isteği olduğu kesindir. Bu hususda imamın kendisi bu sul­hu tahlil ederek, yorumlayarak şöyle buyuruyor:


"Halkın çoğunun barışa meyillendiğini ve savaştan hoşlanmadığını görünce ben de hoşlanmadıkları bir şeyi on­lara yüklemek istemedim."35

Bu, Emir-ül Müminin (a.s.)'ın defalarca kendisine değin­diği konunun başka bir tabiri36 ve önderin halka karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren bir temel ilkedir. Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:

"And olsun Allah'a ashabımın olmayışından dolayı hükü­meti Muaviye'ye teslim ettim; eğer dostum, yaverim olsaydı Allah bizimle onların arasında hükmedinceye kadar gece-gündüz demeden onunla savaşırdım."37



34) İbn-i Esir c3. s406/Tarih-i Dimaşk (ibn-i Asakir) s 178-179/ üsd-ül Ğabe (ibn-i Esir) c2. s14/ Tezkiret-ül Havas (İbn-i Cüzi) s199/ Bihar-ul Envar (Allame Meclisi) c44. s21/ Evalim-ul Ulüm (bahrani)c 16 s 179/A'lam-ud Din (Daylemı). s. 181.

35) Ahbar-ut Tuvval (Dinveri). s: 220.

36)Şerh’u Nehc-ü. Belağa (ibn-i Ebi. Hadid). c: 11, s: 29. 37) 37)Bihar-ul Envar (Allame Meclisi), c. 44, s: 147.



İmama itirazda bulunanlar karşısında İmamın kendi tu­tumunu savunması hakkında buyurduğu başka sözlerinden, esasen mevcut bulunan şiaların korunması, gizli kalması için böyle bir barışı kabullendiği de anlaşılmaktadır. Emir-ul Mü-minin'in has şialarının çoğu Camel, Sıffin ve Nahrevan sa­vaşlarında şehadete ermiş ve çok az bir grubu yaşamaktaydı. Irak halkının za'fını dikkatte bulundurarak savaş başlatıl­saydı kesinlikle İmam Hasan (a.s.) ve şiaları telafi edilemez zararları yükleneceklerdi. Çünkü Muaviye böyle bir durumda onları daha da ezmeye çalışacaktı.

Ama barış, ileride hazırla­nacak koşullar için onların kalmasına neden olabilir ve kanla­rının akıtılması mukadder ise daha faydalı bir verim için akıtıl­masını ve bunun daha etkili bir olayın tarihte yaratılmasını sağlayabilirdi.

Şimdi İmamın ashabından bazılarının İmama yönelik iti­razları karşısında İmamın buyurduğu sözlere dikkat edelim:


"Dostlarımın savaş hususundaki tavizlerini ve savaştan yüz çevirdiklerini görünce, sizi kurtarmak düşüncesi beni Muaviyeyle barışmaya zorladı."38


Başka bir yerde de birtakım koşullar altında barışın zo­runluluğu hakkında konuşma yaparken Hüdeybiye sulhunu şahid getirerek şöyle buyuruyor:


"Eğer böyle yapmasaydım şialarimızdan bir kişi bile yer­yüzünde kalmazdı."39

Malik b. Hamza'nın itirazı karşısında ise şöyle buyuruyor:

"Ya Malik! Böyle deme; çünkü onların çoğunun savaşı bırakıp gittiklerini görünce sizin yeryüzünden silineceğinizden "korktum ve yeryüzünde İslam uğruna haykıran kimselerin kalması için barışı kabul ettim."

imam Hasan'ın (a.s.) yüz yüze geldiği böyle bir durumda savaş başlatılsaydı kesinlikle onun ve has ashabının zararına tamam olurdu. Emir-ül Müminin (a.s.) bile bu gibi bir durumla karşılaşınca Muaviye ile kendi arasında

38) Ahbar-ut Tuvval (Dinveri), s: 221.

39) Evalim-ul Ulûm (Bahrani), c: 31, s: 174. tamam olurdu. Emir-ül Müminin (a.s.) bile bu gibi bir durumla karşılaşınca Muaviye ile kendi ara­sında olan savaşın durdurulmasına hazır oldu.

O an savaşın durulmasına hazır oldu. Şimdi de savaşın sürdürülmesini isteyen bir gruba karşı imamın sözlerinden bir kısmına dikkat edin:

"Ey millet! Gördüğünüz gibi dostlarınız savaşa muhalefet ettiler, siz ise bunların arasında bir azınlığı teşkil etmedesiniz. Eğer savaşa devam ederseniz bu savaşda arkadaşlarınız, si­zin için Şam ordusundan daha tehlikeli olacaklar ve eğer on­lar Şam ordusuyla ittihad edip karşınızda dursalar sizi orta­dan kaldıracaklar.

And olsun Allah'a ben böyle bir olaya razı , olamaz ve buna katlanamazdım, bu nedenle de, kökünüzün kazılmasından korktuğumdan dolayı çoğunluğun oy ve gö­rüşüne ehemmiyet gösterdim."40

Gördüğünüz gibi Emir-ül Müminin'in (a.s.) kendisi de böyle bir durumda şianın korunmasını konu edip tahmili hakemiyeti kabul etmesinin nedenlerinden birinin yakın dost ve ashabını tehdid eden tehlikeyi ortadan kaldırmak olduğunu vurguluyor.

İmam Hüseyin (a.s.)'m kardeşiyle muhalefet ettiği şayia­sını tarih sayfalarına sığdırmak isteyen bazı tarihçilerin bu çir­kin oyununa rağmen İmam Hüseyin (a.s.) kardeşinin yolu­nun doğruluğuna, sağlamlığına derinden inanıyor ve bir çok yerlerde de, öyle bir durumda kardeşinin yaptığı hareketten başka hiç bir girişimin netice vermeyeceğini hatırlatıyordu.

İmam Hüseyin (a.s.)'ın harekete geçmesini isteyen kimselere imamın verdiği cevap konumuzun teyidine yönelik çok sarihtir:

"Ebu Muhammed'in (Hasan'ın) yaptığı iş tamamen doğ­rudur, Muaviye hayatta olduğu müddetçe, herbiriniz kendi evinizin kilimi olun."41

"Ben bugün savaş için müsbet bir cevap vermiyorum, o halde Muaviye yaşadığı müddetçe kendi yerlerinize oturun, evlerinize saklanın ve Muaviye'nin art niyetini kendinize yö­neltmeyin."42

40) Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 1, s: 338, Mahmudi basımı/Nehc-üs Saadet (Muhammet Bakır Mahmudi), c: 2, s: 368-369, Beyrut baskısı.

41) Ahbar-ut Tuvval, (Dinveri), s: 221.

42) Ahbar-ut Tuvval, (dinveri), s: 222.


Bu tabirler İmam Hasan (a.s.)'ın Muaviye karşısında silahlı girişimde bulunmanın faydasız olduğuna dair görüşünü teyid etmektedir.


TAHMİL EDİLEN BARIŞ VE ONUN MADDELERİ


İmam Hasan (a.s.)'ın Irak halkının za'fını görmekle sa­vaştan vazgeçmiş olduğunu farzetsek bile, Muaviye'nin kendi elçilerini Medaîn'e göndermesi ve -önceden de değindiğimiz-İmamın sözleri nazara alındığında Muaviye'nin de savaşa ve kan dökülmesine sarılmadan meselenin çözümlenmesine meyilli olduğu kesinleşir.

Muaviye, kurnazca kendini sessiz-sedasız ve sabırlı biri olarak halka göstermekle, savaşmadan Irak'a musallat olmak istiyordu. Haliyle böyle bir tutum Irak halkının ona karşı kinci bir şekilde hareketlenmelerini ön­lüyordu. Buna ilaveten, Muaviye kendi girişimine resmî ve kanunî bir cilve vermiş ve "Muaviye zora el atarak İslam'ı hi­lafeti kabzasına almadı; başlarında İmam Hasan (a.s.) olmak üzere halkın kendisi hilafeti ona sundular" düşüncesini halkın zihninde canlandırmıştı.

Ancak Muaviye'nin barış bildirisinde her iki 'tarafın kabul ettiği anlaşmalara uymaması bütün kur­nazlık ve sahtekârlıklarını iptal edip çirkin ve aldatıcı çehresini açıkça gösterdi. Tarih -tarihçilerin sonraki nesiller için her iki tarafın kabullendiğini öne sürdükleri maddeleri naklederken İmam Hasan (a.s.)'a büyük bir zulüm etmiştir.

Ayrıntılı bir şekilde konuyu incelemekle, bir grup rivayet edenlerin ve ta­rihçilerin, tarihi haberlerini tanzim ederken mezhebî eğilimleri­ni bırakmayıp Emevi siyaseti yararına ve şianın zararına nasıl haber uydurdukları ve tarihî gerçekleri tahrif ettikleri kolayca anlaşılabilir. Onlar bu cinayeti işlemekle aşağıda gelecek olan bir kaç noktayı isbat etmek istiyorlardı:

1 - İmam Hasan (a.s.) acizane bir şekilde barış istedi.

2 - İmam maddi isteklerinden dolayı ve dirhem ve dinar kazanmak için böyle bir işe teşebbüs etti.

3 - O sadece kendini düşünüyordu ve halkı Muaviye'nin karşısına salıvermişti...

Hişam b. Abdül Melik'in sarayına bağlı ve Beni Ümeyye'-nin faal taraftarlarından ve de bu tahrifi çıkaran asıl kaynak­lardan biri olan Zühri, bansın esasının sadece malî şartlar ve "Ahvaz" ve "Darabcerd"in maliyatını almak olduğunu söylemiştir43.

Amacımız kısa olarak geçmek olduğundan barışın mad­deleri hakkındaki tarihin bütün rivayetlerini araştırıp incele­meye fırsatımız yoktur. Bu yüzden, sadece eski kaynaklarda kamil bir metin olarak nakledilen bir rivayeti zikretmekle yeti­necek ve onun hakkında açıklamalarda bulunacağız.

Bu ri­vayet senetleri tamamen birbirinden ayrı olup, birbirine yakın ve benzer bir şekilde rivayet edilen iki eski tarihçiden nakle­dilmiştir. Bu iki rivayetin, barışın kamil metnini nakletmedeki yakınlık ve benzerliği bunların doğruluğunun alametlerindendir. Bu rivayetde şöyle belirtilmiş:

İmam, Abdullah b. Nufel'i "halkın can ve malına doku­nulmayacağı taktirde önerilen barışı kabul etmeye hazır ol­duğunu" söylemesi için Muaviye'nin yanına gönderdi. Ama Abdullah b. Nufel Muaviye'nin yanında başka bir takırtı şart­lar da öne sürdü.'Onlar da şundan ibaret:

1. Muaviye'den sonra hilafet imam Hasan (a.s.)'a bırakılması,

2. Darab-cerd'in maliyatının yanısıra her yıl ellibeşbin dirhem ödenme­si...

Muaviye de bu şartları kabul ettii. Abdullah b. Nufel İma­mın yanına dönüp kendi şartlarını bildirince hazret onları ka­bul etmeyip "Ben hilafet peşinde değilim ve Muaviye'nin bana vermesine taahhüt ettiği mallar da beyt-ül maldan olduğu için onun, müslümanların beyt-ül malında böyle bir yetkisi yoktur" buyurdu. Bu sırada kâtibini sesleyerek bu aşağıdaki metni yazmasına emretti:

"Hasan b. Ali ve Muaviye b. Ebi Süfyan'ın üzerinde ittifak ettikleri anlaşma budur:

Muaviye'nin Allah'ın kitabına, Rasulullah (s.a.a.)'in sün- netine ve salih halifelerin siyerine uyması şartıyla Hasan b.

43) Bakınız: Taberi, c: 4, s: 125/Tabakat-ul Kubra (İbn-i Sa'd), s:168.


Ali (a.s.), Müslümanlar üzerinde olan vilayet yetkisini ona bırakıyor. Muaviye kimseyi kendine halife olarak tayin et­memeli ve ondan sonraki halifenin kim olduğu müminlerin oy ve görüşünce seçilmelidir.

Halk ülkenin herhangi bölgesinde olursa olsun Şam'da, Irak'da, Tahatne ve Hicaz'da tam bir güvence ve emniyette yaşamlarını sürdürmelidirler. Aynı şekil Emir-ul Müminin (a.s.)'in ashab ve şiaları can, mal ve evlatla­rı bakımından emniyette olmalıdırlar. Muaviye, Hasan b. Ali ve kardeşi imam Hüseyin'in aleyhine açıkta veya gizlice komplo düzenlemeyeceğine dair taahhüt ediyor."44

Tafsilatıyla veya hülasa olarak nakledilen diğer şartların da bu noktaya işaret olup hadiscilerin tabirlerinden olduğu il­gi çekmektedir. Gerçi bu metnin kendisinde bile kullanılan bazı tabirlerde tarihçiler tarafından müsamaha edildiği muhtemeldir.

Ancak malî şartı İmamın şahsen tekzib ettiği önceden de söylendi. Ama başka bir rivayette Camel ve Sıffiri şehidle-rinin ailelerinin geçimini sağlamak için bu şartın dikkate alın­dığı da söylenmiştir45. O halde antlaşma metninin dışında böyle bir şarta ittifak edilmiş olması muhtemeldir.

Her ne olursa olsun imamın, tarihin kendisi hakkında yazdığı onca cömertliği ile böyle bir şartı şahsi çıkarları için konu edinme­diği kesindir. Gerçi ehl-i beytin müslümanların beyt-ül malın­da büyük bir hakkı vardır.

Ayrıca tarihî bir haber şekline giren bu malî şart şayiası belki de Muaviye'nin barışı kabullendirmek için imama gönderdiği haberden menşe bulmuştur. Şöyle ki; Muaviye sulhu kabullendirmek için her yıl Darabcerd" ve "Fasa"nın maliya-tıne ilaveten bir milyon dirhem İmam Hasan (a.s.)'a teslim etmeye hazır olmuştu46 ama sonraları kasıtlı veya cahil tarihçiler bu şartı da antlaşmanın maddelerinden biri olarak

44) el-Futuh (ibn-i A'sem). c: 4, s: 158 ila 160/Ensab-ul Eşraf (Bela-zeri), c: 2, s: 42/Menakib (ibn-i Şehraşûb), c: 4,'s: 33. Bu antlaşmanın metni Belazeri'den çevirisi ise el-futuh'tandır.

45) Bihar-ul Envar (Allame Meclisi), c: 44, s: 30/Avalim-ul Ulûm, c: 16, s: 182-18X^188.

46) Ensab-ul Eşraf (Belazeri), s: 42.

nakletmişler. Aynı şekil naklettiğimiz rivayetteki Muaviye'den son­ra imam Hasan'ın (a.s.) halife tayin edilmesi mevzuu, ant­laşmanın metninde mevcut olmamakla birlikte İmam tarafın­dan da tekzib edilmiştir.

Bu konu hakkındaki tarihî haberlerin Çokluğuna rağmen bunların tümünün, Muaviye'nin bir takım taahhütler zımnında kendinden sonra hilafeti İmam Hasan (a.s.)'a bırakacağına, dair verdiği sözden kaynaklanmış olması hakikatten uzaktır.

İmam nakledilen antlaşmada sadece şöyle buyurmuştu: "Halife tayin etmeye Muaviye'nin hakkı yoktur ve bu, mümin­lerin şûra ve istişaresi yoluyla gerçekleşmelidir." İmamın bu sözü, Ömer'in şûrası veya yeni bir kalıba giren şûra gibi "ha­life tayin etme şûrasını" resmiyete tanımak anlamına gelmez; çünkü İmamın maksadı, bir hakimin bütün halk kitlelerine uygunluğu ve kabul edilmesidir. Bu da, şia itikatına aykırı değildir.

Çünkü herhalükârda masum imam bile hükümeti ele almak isterse halkın kendisini kabul etmesine muhtaçtır. Al­lah bile ister halk istesin, ister istemesin bütün varlık alemi üzerinde mutlak tekvini vilayeti olmasına rağmen, teşriî haki­miyete de sahip olabilmesi için halk Allah'ı ve dinini kabul etmelidir.

İmam Hasan (a.s.)'ın böyle bir girişimde bulunmasının nedeni bir taraftan Muaviye'nin, hilafeti miras gibi değerlen­dirmesini umulan şeklinden kurtarmak-, başka bir taraftan da ö dönemin halkı, hilafeti, hubre ehlinin özgürce biat etme­siyle eşit bildiğinden İmam bu ilkeyi ihya ederek, Muaviye'yi bu ilkeden tecavüz ettiği taktirde halkın muhalefeti mahzuruyla karşı karşıya bırakmak idi.

Muaviye öyle cahil bir halk ara­sında muradına eremeyecek biri değil idiyse de, en azından Muaviye'nin nifak çehresini halka göstermek ve menfi şah­siyetini gelecek nesiller için tarihte tersim etmek için İmamın öyle zor bir durumda yapabileceği en büyük önlemci tedbir bundan ibaret idi.

Bu antlaşmanın en mühim hususları kısaca şunlardan ibaret idi:

1 Halkın, özellikle Osmanlılara karşı Camel ve Sıffin savaşlarına katılan Emir-ül Müminin (a.s.)'ın şialannın güven­cesini sağlamak.

2 Hilafetin Muaviye'den sonra miras olarak bırakıl­maması.

3 Hasaneyn (İmam Hasan ve Hüseyin) başta olmak üzere Rasulullah'ın(s.a.a.) ehl-i beytinin emniyetini temin etmek.


Fakat Muaviye bu maddelerin hiçbirine riayet etmedi; hatta şimdi bile Muaviye'ye sevgi duyan kimselerin Muaviye-'nin kendi kabul ve imza ettiği bu şartların en basit ve en ko­layına dahi amel etmediğini bilmeleri daha dikkat çekicidir.

Muaviye, antlaşmanın maddelerini kabul edip imzaladıktan sonra Kûfe'ye girip halkın faltaşı gibi fırlayan gözleri önünde konuşma yaparak konuşmasında İmam Hasan'ın (a.s.) karşısında antlaşma hakkında yüklendiği taahhütlerin sırf ha­kimiyeti kazanmak olduğunu ve bu antlaşmanın kendi açısın­dan hiçbir değer ve itibar taşımadığını söylemesi daha da dik­kat çekicidir.

"Savaşın ateşini söndürmek ve fitneyi yatıştırmak için birtakım şartları kabullendim ve bazı vaadlerde bulundumsa da Allah, söz birliğini ve Müslümanlar arasındaki dostluğu bi­zim lehimize sağladıktan ve bizi ihtilaf tehlikesinden kurtardıktan sonra o şartların tümünü ayak altına alıyorum."47

"Ant olsun Allah'a namaz kıtasınız, oruç tutasınız, hacc edesiniz veya zekât veresiniz diye sizinle savaşmadım. Siz bunları yapıyorsunuz. Ben sadece hüküm sürmek için sizinle savaştım ve şimdi de siz hoşlanmadığınız halde Allah bunu bana verdi."48

Ebu Sasan Hasîn b. Münzir şöyle diyor: "Muaviye İmam Hasan'a verdiği sözlerin hiçbirine amel etmedi, Hücr ve dostlarını şehid etti, kendinden sonra halife seçme konusunu müminler şûrasına bırakmayıp oğlu Yezid'i kendin

47) Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 44-46-48/Ve "el-Futuh" (İbn-i A'sem), c: 4, s: 163. -

48) Makatil-ut Talibin (el-isfahani), s: 44, Necef basımı.

veliaht tayin etti ve de İmam Hasan (a.s.)'ı zehirletti.49


İMAM'IN MUAVİYE KÛFE'YE GELDİKTEN SONRAKİ KONUŞMALARI


Muaviye Kûfe'ye gelince halka hitaben "herkes üç güne kadar kendisine biat etmezse emniyette olmayacağına dair1' tehditti bir bildiri dağıttı. Halk Kûfe'nin büyük mescidinde top­landılar.

Muaviye, İmam Hasan (a.s.)'ı tahkir etmek, küçüm­semek ve ayrıyeten halkın arasında o hazretten teyid almak amacıyla İmam Hasan (a.s.)'ın minbere çıkıp konuşmasını istedi. Tarihçilerin naklettikleri rivayetler farklıdır; her biri İma­mın sözlerinin bir kısmını nakletmişler. Bir rivayete göre İmam şöyle buyurdu:

'Halife Allah'ın kitabına ve peygamberin sünnetine uy­gun olarak amel eden kimsedir. Halka karşı zalimce davra­nan biri halife değil; saltanatı ele geçiren, kısa bir müddet on­dan yararlanan, daha sonra bütün lezzetleri yok olan ve zah­metleri kendine kalan bir padişahtır ancak."50

İmam bu sözlerinde, ima ile Muaviye'yi zalim bir padişah olarak halka tanıtıyor. Başka bir rivayette ise şöyle söylenmiş: imam Hasan (a.s.) yeryüzünde ceddleri İslam peygamberi (s.a.a.) olan tek kişinin kendisi ve kardeşi Hü­seyin (a.s.) olduğuna değinerek şöyle buyurdu:

Allah bizim ceddimiz vesilesiyle sizi hidayete kavuştur­du. Muaviye bana ait olan bir hakka sahip olmak için be­nimle çatıştı, ben de ümmetin maslahatı ve kan dökülmeme­si için hakkımdan geçmeye mecbur oldum."51

Evet, İmam yedi ay yedi gün hilâfet ettikten sonra hükü­meti Muaviye'ye bırakıp Medine'ye döndü. Bu süre boyunca sadece savaşı ve islah etmeyi düşünüyordu. Hükümet açı-

49) Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 47-48.

50) Makatil-ut Talibin, s: 47/Zehair-ul Ukba, s: 40/Nazm-ı Dürer-is Simteyn, s: 200-201.

51) Tarih-i Halifet İbn-i Hayyat, c: 1, s: 234.

sından babasının valilerini kendi yerlerinde teyid etti. İbn-i Hayyat'ın naklettiğine göre Muğayre b. Şû'be kendisi için İmam taraftndan~bir hüküm uydurdu ve bu ehl-i sünnet açı­sından hepsi adil ve fiilleri ser'an hüccet olan sahabenin ba­zısının yaşamındaki en önemli hususlardandır.


İMAM, MUAVİYE VE HARİCİLERLE SAVAŞ


İmam Medine'ye dönerken Irak'ın bazı köşe bucağında harici isyanı yeniden başlatılmıştı. Emir-ul Müminin (a.s.) önceleri bu hususta şöyle buyurmuşlardı:

Benden sonra haricilerle savaşmayın. Bunun delili de şundan ibaret idi:

"Hakkı arayıp hataya düşen (harici) bâtıl peşinde olup onu elde eden (Muaviye) gibi olamaz."

Bu hedefine varmak için şialardan yararlanmak isteyen Muaviye, bu sırada "Kadisiye"ye gelip çatan İmam Hasan (a.s.)'a bir mektup göndererek haricilerle savaşmada kendi­sine yardım etmesini imamdan istedi. İmam da ona hitaben şöyle bir mektup gönderdi:


"Seninle savaşmak bana caiz iken onu ümmetin masla­hatı ve aralarındaki bağlılığı korumak için terkettiğim halde, se­nin yanında savaşmamı mı istiyorsun?52"


Başka rivayetlerde de İmamın şöyle buyurduğu söylenmiş:


"Eğer kıble ehlinden biriyle savaşmak isteseydim önce seninle savaşmaya başlardım."53


Bunlar imamın "Kasitin"e karşı savaşmak hususundaki kesin görüşünü ortaya koyan delillerdendir.

Muaviye başka yollarla da herhangi bir şekilde Beni Haşim'i ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bir zaman "cömert olmayan bir 'Haşimi', sabırlı olmayan bir 'Emevi' ve cesaretli


52) Ensab-ul Eşraf (Belazeri), c: 2, s: 46.

53) İbn-i Esir, c: 3, s: 42/el-Kamil (Müberred), c: 3, s: 133/İbn-i Ebil Hadid, c; 5, s: 98.


olmayan bir 'Avamı" gördüğünüzde babalarına benzemedik­lerini bilmelisiniz" demişti.


İmam Mücteba (a.s.) bunu duyunca:


"And olsun Allah'a onun maksadı nasihat etmek değil. O, Beni Haşim'in ellerinde olan bütün mallarını bağışlamalarını ye nitekim Muaviye'ye muhtaç olmalarını aynı şekil Beni Ümeyye'yi halka sevdirmek için onların sabırlı olmalarını ve de ölüme atılmaları için Zübeyrilerin cesaretli olmalarını is­tiyor" buyurdu54.



İMAM HASAN'IN (a.s) ÖZELLİKLERİ


İmam Hasan Mücteba (a,s.) insanlık yolunu yürümek is­teyenlere bireysel ve toplumsal çehresiyle eşsiz bir kılavuz olabilecek beşeriyet sembollerinden biridir. Bu hususda nakledilen rivayetleri bütün boyut ve ayrıntılarıyla buraya aktara­mayacağımıza göre onlardan bazısıyla yetiniyoruz:

İbadî açıdan o hazretin parlak yüzü beşeriyet tarihine göz alıcı bir güzellik vermiştir. Bir rivayete göre İmam Hasan (a.s.) şöyle buyurdu:

"Yaya olarak Allah'ın evine gitmediğim halde Allah'ımla buluşmaktan haya ederim." Bu yüzden de yirmi defa Medine'den Mekke'ye yaya gitti.55

Yine nakledilmiş:

"İmam yirmi beş defa yaya olarak Hacc seferine gitti."56 O hazretin en belirgin ve mümtaz özelliklerinden başka biri de tarihçilerin dilinde destan olan bağışlama, cömertlik ve ilahi nimetlerden meşru bir şekilde yararlanma sıfatıdır.57 Bu hususdaki bir rivayette şöyle denmiş: Biri o hazretin hu­zuruna gelip muhtaç olduğunu belirtti, imam "ihtiyacını yazıp


54) Rabi'ul-Ebrar, c: 3, s: 422.

55) Ahbar-ı İsfahan (Ebu Naım Isfahanı), c Vs: 44.

56) Tarih-0t Hülefa
57) Örnek olarak bakınız: Rabî'ol-Ebrar, c 1, s: 617.

58) ei-Mahasin (Beyhaki), s: 55.


getirsin" buyurdu. Yazıp getirdiğinde, ihtiyacının iki mislini imam kendisine verdi.58


Başka bir rivayette de: "İmam hayatı boyunca bütün varlığını hatta ayakkabı ve çoraplarını bile Allah yolunda infak etti, bağışladı'söylenmiştir59


O hazretin güzel sıfatlarından başka biri de sabırlı ve yu­muşak huylu oluşu, riya ve gösterişten kaçınması idi. Bu mevzu hakkında da bir çok hadisler nakledilmiştir, ancak bu­rada onların birine iktifa ediyoruz:

Şamlı biri anlatıyor: Bir gün Medine'de çok güzel ve hu­zurlu bir simaya sahip, güzel bir elbise giymiş olan, güzelce süslenmiş bir katıra binen birini gördüm. Kini olduğunu so­runca, "Hasan b. Ali b. Ebi Talib (a.s.)'dır" dediler. Yakıcı bir gazap bütün vücudumu kapladı ve Ali b Ebi Talib (a.s.)'ın nasıl böyle bir evlada sahip olduğunu kıskandım. Yanına gi­dip "Sen, Ebu Talib'in oğlu musun?" diye sorunca "Ben Ebu Talib'in oğlunun oğluyum" dedi.

İşte bu sırada onu küfür ve sövüş yağmuruna tuttum. Bu sövmelerimi bitirdikten sonra benden "Garip misin, yabancı mısın?" diye sordu. "Evet" de­dim. "Benimle gel; evin yoksa oturacak yer veririm, paran yoksa yardım ederim, ihtiyacın varsa ihtiyacını gideririm." dedi. "Daha sonra Yeryüzünde o hazretten daha çok sev­diğim biri olmadığı duygusuyla ondan ayrıldım."60


İmamın dinî faaliyet açısından imamete vasıta olmasının ve Rasulullah (s.a.a.)'in eser ve hadislerini aktarmayı yük­lenmesinin hatta ehl-i sünnetin bile fıkıhda bir takım hadisleri o hazretten nakletmiş bulunmalarının yariısira61, imamın en önemli faaliyetlerinden birinin de o hazretin halkı hadisleri ya­zılı bir hâle getirmeye teşvik etmesi ve özendirmesi olduğunu bilmek gerek.

Bu husus öyle bir ehemmiyete hâiz idi ki, hali­felerin bunu yasaklamaları, bir yandan hadislerin şialar ara­sında kalmasına ve başka bir yandan da ehl-i sünnetin başlangıçtan beri hadisleri


59) Tarih-ul Hülefa (Suyutî), s: 73.

60) el-Kamil (Müberred), c: 1, s:.235. Daha çok bilgi edinmek için Cenap "Müstefevi"nin yazmış olduğu "el-lmanvul Mücteba" kitabına bakı­nız.



yazmamaları neticesinde hadislerin yok olmasıyla karşılaşmalarına neden oldu.


Bir rivayete göre o hazret kendi evlatlarına ve kardeşine şöyle buyurdu:


"Siz bugün bir kavmin küçüklerisiniz fakat, bir süre son­ra büyüyeceksiniz. İlim öğrenin ve eğer ezberleyemiyor ve ri­vayet edemiyorsanız onu yazıp evlerinize bırakın."62


Bazen da Muaviye'den sorulan bazı sorunları çözümleyen imamın kendisi idi.63


İMAMIN ŞEHADETİ:


Muaviye'nin kendi hükümeti boyunca işlediği korkunç cinayetlerden bîri de Rasulullan (s.a.a.)'in reyhanesi olan İmam Hasan Mücteba (a.s.)'ı şehit etmesi idi. Bu facianın izleri açıkça tarihte görülmektedir.

Bu cinayet şöyle gerçekleşti. Muaviye haince bir komplo düzenleyerek ve Aş'as b. Kays'ın kızı (o hazretin karısı) gibi fasit bir aletten yararlan­makla imamı zehirliyerek şehit etti. Böylece siyasi hayatı boyunca şeytanî, ahit bozucu, ikiyüzlülük ve nifak çehresini defalarca gösteren Muaviye'nin iç yüzü bu cinayeti işlemekle her zamankinden daha açık bir şekilde herkesin gözleri önünde sergilendi.

Tarih, bu mevzuu yeterince isbat etmiştir64. Taberi, İmam Mücteba (a s.)'a defalarca zehir yedirildiğini, her defasında kurtulduğunu ve nitekim son defasında ciğeri parçalanarak bu parçaların ağzından gelip böylece dünyadan göçtüğünü" Ümmü Bekr bint-i Musavverden nakletmiştir66.

61) el-Kamil-u fi Züefair' Rical (Ibn-i Adiy), c: 3, s: 1187.

62) et-Tarih-ul KebMBuhari), c: 8, c:(407.,

63) Rabi'ul-Ebrar (zimahşeri), c: 1. s: 722.

64) Muruc-uz Zeheb (Mas'ûdi). c: 2, s: 50/el-lstiâb (ibn-u Abd-il Birr). c: 1, s: 389/Makatil-ut Talibin (İsfahanı) s: 48-49/Müstedrek (Hakim-i Nişabûri), c: 3, s: 173 ve 176/Ensab-ul Eşraf (Belazeri), c: 2, s: 55-68/ibn-i Eb-il Hadid, c: 16, s: 11/Tezkiret-ül Havas (Ibn-ul Cüzi) s: 11.

65) el-Muntahab min Zeyl-il Mûzîl (Taberi), s: 514-Mısır Dar-ul Maarif basımı.

Buna rağmen herhangi bir delille Beni Ümeyye'yi savunma kastı olan İbn-i Haldun gibi mutaassıp kimseler bu vakanın temelsiz ve zayıf olduğunu niteleyerek şöyle yazıyor:

"Hasan b. Ali (a.s.)'ın Muaviye eliyle zehirlendiği hakkın­da nakledilen rivayeti şia uydurmuştur ve haşa bu, Muaviye-'den beklenemez."66. Haliyle bu söz, İbn-i Haldun'un Mua­viye gibi mübhem ve çirkin bir çehreyi savunmakla İslam ta­rihinin -mefhumunu değiştiren bir takım özel din anlayış ve eğilimlerinden kaynaklanmıştır.

O hazretin defin merasimindeki mazlumiyeti daha çok dikkat çekmektedir. Ehl-i beyt, İmam Hasan (a.s.)'ın kendi vasiyeti gereğince, o hazreti peygamberin mezarı yanında defnetmek istedikleri zaman; Beni Ümeyye'den bir grubu peygamberin hanımı Ayşe ilebirtikte buna karşı çıktılar67.

Bu sırada Mervan b. Hakem bu fitnecilerin arasından kalkıp "Os­man Baki'in en uzak bir yerinde defnedilmişken Hasan b. Ali (a.s.)'ın Rasulullah (s.a.a.)'in evinde defnedilmesine izin vere­ceğimi mi sanıyorsunuz?" dedi.

Fitneyi yaratan, katırının üstünde miras yoluyla eve sahip olduğunu iddia ederek canı pahasına bile olsa İmamın, Rasulullah (s.a.a.)'in kabrinin yaranda defnedilmesine engel olacağını bildiriyordu, oysa ki Mervan'ın kendiside

"Biz peygamberler miras bırakmayız" hadisini nakleden­lerden biriydi. -Üzücü bir öyküsü olan- bu çekişmeden son­ra nitekim mazlum şehidi Baki'de toprağa gömdüler. İmamın şehadeti muhtemelen,Hicri 49 ve 51 yıllan arasında gerçek­leşti.

Rasulullah (s.a.a.)'in bu reyhanesinin mateminde, bize gelip yetişen rivayetlere göre çoğusu ensarın evlatlarından olan Medine halkı yas tutup Medine'nin pazarlarını tatil etti­ler68. Taberi'nin naklettiğine göre Beni Haşim kadınları bir ay yas tuttular ve bir yıl kadar da süslenmekten sakındılar.

66) el-lber (Iber-i Haldun), c: 2, s: 187.,

67) Makatil-ut Talibin, (Isfahani), s: 49/el-menakib (İbn-i Şehrâşub), C. 2, s: 175

68) Müstedrek (Hakim-i Nişaburi), c: 3, s: 173.

Taberi'nin İmam Bakır (a.s.^dan naklettiğine göre halk yedi gün Hasan b. Ali (a.s.)'a ağlayıp pazarları açmadılar89. İmam Mücteba (a.s.)'ın Baki'de toprağa verilmesi merasiminde bir iğnenin yere düşmeyecek kadar kalabalık halk topluluğunun olduğunu söyleyen yine Taberi'nin kendisidir.

Ömer b. Beşir Hamdani şöyle diyor: "İshak'tan halk ne zaman zelil oldular diye sorunca "İmam Hasan (a.s.)'ın şahadetinden, Ziyad'ın (Muaviye ile kardeşlik) nasebi iddia edildikten ve Hücr b. Adiy öldürüldükten sonra cevabını verdi."70

69) el-Muntahab min Zeyl-il Mûzîl. s: 514.

70) Makatil-ut Talibin (İsfahani), s: 50.