Hz.Ali’den (a.s) HİKMETLİ İNCİLER
 

Alulbeyt Yayınları: 07

Eserin Adı: Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim

Yazarı: Ebulfetih Abdulvahid Amidi

Çeviri: Komisyon

Web:www.alulbeyt.com

Komisyonda Bulunan Hocalarımız

(Turgut Atam, Latif Yılmaztekin, Metin Atam, Ali İrfan, Serdar Aytekin, Zeynelabidin Solhan, Ersan Baydemir, Rahmi Onurşan, Ehet Solhan)

Bu ölümsüz eser, İmam Ali (a.s) aşığı gençlerimiz tarafından basılmıştır.

ÖNSÖZ

Bu Kitap Üzerinde Çalışmamın Nedeni

Uzun bir süredir saygıdeğer ahlak üstadı Allame Abdulvahid Temimî Âmidî'nin derlediği çok muhtevalı, faydalı ve Nehcü'l-Belaga'nın seviyesinde olduğu söylenebilecek Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim adlı eseri okuyordum.

Kitabın oldukça dolu, edebî içerikli ve düzenli olduğunu gördüm. Kitaptaki ilgi çekici eşsiz konuları birbirinden ayırmak için uzun bir zamana ihtiyaç vardı.

Örneğin; cihat, dünya, takva, ilim, alimler, savaş, cephe, ömür fırsatı, kabir, kıyamet vb. gibi rivayetlere ulaşmak isteyen birinin saatlerce, hatta günlerce uğraşması gerekirdi.

Bu nedenle kitaptaki rivayetleri konularına göre ayırmanın gerekli olacağını düşündüm. Allah'ın yardımıyla tashih ve tatbik işlemlerinden sonra konuları ayırdım.

Oldukça akıcı sayılabilecek bir tercüme ve kısa açıklamalar yaparak bu eseri imanlı kardeşlerimin istifadesine sunuyorum. Ümit ederim ki hem yazara, hem de okuyucuya faydalı olsun; dünya ve ahirette kurtuluşumuza neden olsun.

Âmidî Kimdir?

Değerli araştırmacı ve büyük muhaddis Kummî, el-Kuna ve'l-Elqab'da; "Âmidî; fazilet sahibi, alim, muhaddis ve İmamiye Şiî'si bir şahsiyettir" der ve şöyle devam eder: "Kısacası, bir grup fazilet sahibi alim, onu İmamiye'nin büyük alimlerinden saymıştır. İbn-i Şehrâşub, bunlardan biridir. O, el-Menaqıb adlı eserin giriş bölümünde,

önemli kitaplar arasında bu kitapların senetlerini beyan ederken şöyle der: 'Âmidî, Gureru'l-Hikem'deki rivayetleri nakletmek için bana izin verdi. Mevla el-Mustazafî el-Bihar, ona ve kitabına itimat etmiş, onu İmamiye'den saymış ve kitabından nakiller yapmıştır… Kısacası o, İmamiye alimlerindendir.'"

Muhaddis-i Kummî, Âmidî'nin vefat tarihini Hicrî Kamerî 510 olarak yazmıştır. Müstedrek'te ise şöyle yazılıdır: "Onun seyitlerden olmadığı meşhurdur." Bazıları onun da Seyit Razî gibi seyitlerden olduğunu zannettikleri için bu ibare kullanılmıştır. Aynı eserde daha sonra şöyle yazılıdır: "Kısacası, bir grup fazilet sahibi, onu İmamiye'nin büyük alimlerinden saymıştır.

" Bazıları onun Sünnî olduğunu sanabilir endişesiyle, Merhum Muhaddis Kummî, Fevaidu'r-Razeviye adlı eserinde (s.360) şunları yazmıştır: "Engin ve derin ilmi olan ve ravileri çok inceleyen Riyazu'l-Ulema müellifi, Âmidî'ye Sünnî olma ihtimalini vermiştir. Aksine, bir grup fazilet sahibi, onu İmamiye alimlerinden saymıştır."

Muhaddis Kummî, Âmidî'nin Fırat ve Dicle arasındaki büyük şehirlerden birinden olduğunu yazar. İbn-i Şehrâşub, Maalimu'l-Ulema adlı eserinde (s.81) şöyle yazar: "Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim adlı kitap, Abdulvahid b. Muhammed… 'indir. Mezkur kitapta Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin sözlerini zikreder."

Yine, Riyazu'l-Ulema'da (c.3, s.281) şöyle yazılıdır: "Şeyh Ebulfetih Abdulvahid'in, Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin sözlerini içeren Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim adlı bir eseri vardır. Bu eser, Hindistan ve Sayda'da basılmıştır. Kendisi İbn-i Şehrâşub'un üstatlarındandır. Muhakkik Cemaluddin el-Hansarî, bu kitaba şerh yazmıştır."

Başkaları ise Âmidî hakkında şunları söylemiştir: Onun azametine, İbn-i Şehrâşub'un Menaqıb-ı Ali b. Ebî Talib adlı eserinin giriş bölümünde yazdığı şu cümle yeterlidir: "Âmidî, Gureru'l-Hikem'den rivayet nakletmem için bana izin verdi."[1]

Gureru'l-Hikem ve Dureru'l-Kelim

Merhum Muhaddis Kummî, bu kitabın özelliğini şöyle anlatır: "Bu kitap, hikmetli sözleri içeren kalın ve büyük bir kitaptır. Alfabetik olarak yazılmıştır. Kulağa hoş gelmesi, kalplere ve zihinlere etki etmesi için hikmetlerin sonu kafiyeli olarak biter. Allah, ona (bu kitabı derleyen Âmidî'ye) hayırlı mükâfat versin."[2]

ez-Zeria'da (c.16, s.38) şöyle yazılıdır: "Ali b. Ebu Talib'in (a.s) sözlerinden derlenen Gureru'l-Hikem, Şeyh Ebulfetih Abdulvahid'e aittir. Kitabın arkasında yazdığına göre onun ölüm tarihi Hicrî Kamerî 510'dur. Şeyh Mahmud el-Âmulî ye göre bu kitap1007 yılında Beyrut'ta yazılmıştır. Nitekim, Mucemu'l-Metbuat adlı eserinde de buna değinmiştir.

Bu kitapta Hz. Ali'nin (a.s) hikmetli sözleri ve nasihatleri alfabetik sıraya göre toplanmıştır. Müellif, Reşiduddin Muhammed b. Ali b. Şehrâşub es-Servî'nin (ö.588 h.k.) üstatlarındandır."

Bu kitabın önemi hakkında rical kitaplarında bu gibi tabirler çok gelmiştir. Bütün bunlar, onu derleyen kimsenin hadis ilminin büyüklerinden olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu Kitap Üzerinde Yapılan Çalışmalar

"Bu kitap üzerinde nasıl bir çalışma yapıldı ki, onu diğerlerine göre ayrıcalıklı hâle getirmiştir?" diye sorulabilir. Bu konunun aydınlanması için birkaç noktaya dikkatinizi çekiyorum:

1- Bu kitabın hadisleri başka nüshalarıyla defalarca karşılaştırılmıştır. Bu yüzden bu nüshanın en doğru nüsha olduğu iddiası yapılabilir. Çünkü Gureru'l-Hikem'in el yazması ve matbaa baskısı nüshalarının karşılaştırılması yanı sıra, bazen de Nehcü'l-Belâga, Biharu'l-Envar ve Nasih'le de karşılaştırılmıştır.

2- Rivayetler, değerli araştırmacı Cemal Hansarî'nin şerhine (üniversite nüshası) numaralandırılmıştır. Böylece hem Gureru'l-Hikem kitabının aslı (elinizdeki kitabı okumak, Gureru'l-Hikem'i okumak anlamına gelse de) korunmuş olur ve tümüyle unutulmaz; hem de kitaptaki hadisleri görmek isteyenler bu büyük insanın şerhinden de faydalanma imkânı bulabilirler.

3- Bazı rivayetlerin başında iki numara vardır. Bu, o rivayetin başka bir yerde tam olarak aktarıldığı anlamına gelmektedir.

4- Bazı konularda aynı anlama gelen çeşitli tabirler kullanılmış olabilir. Örneğin; "dünya" konusunda "el-âcil, el-fâniye, el-fait"; "metih" konusunda "el-itra, es-sena, el-tezkiye; "kardeşlik ve kardeşler" konusunda da "er-refakat" vb. gibi tabirler kullanılmıştır. Bunlar genellikle bir konu altında toplanmışlardır.

5- Rivayetlerin çoğu çeşitli konu başlıkları altında toplandığı için aranan herhangi bir kelime bulunamadığı takdirde aynı anlama gelen başka bir kelimeye müracaat edilmelidir.

6- Bazıları bu işin merhum muhaddis Ermevî tarafından düzenlendiğini düşünebilir. Ama araştırma ehli bir kimse her iki kitaba da müracaat edecek olsa, aradaki farkı açıkça görecektir:

a) Muhaddis Ermevî çok emek sarf etmesine ve emeği takdire şâyan olmasına rağmen, tüm yaptıkları bir fihristten öteye geçmemiştir.

b) Bu kitapta rivayetlere harekeler konmuştur; ama onun kitabında bu, yapılmamıştır.

c) Daha sonra eklenen altı cildin dışında onun kitabında tercüme ve şerh yoktur; oysa birçok rivayetin tercüme ve şerhe ihtiyacı vardır. Hatta bazı rivayetler, Allame Hansarî'ye (r.a) kapalı kalmış, bu yüzden bazı rivayetlere beş-altı ihtimal vermiştir. Halbuki kaynaklarına inilecek olsaydı, o rivayetlere birden fazla ihtimal verilmezdi.

d) Bu kitaptaki konular, onun kaleme aldığı kitaptakinden daha fazladır. Araştırma ehli bir kimse bunu hemen anlar.

Son olarak şunu da hatırlatmak gerekir ki, alanlarında uzman bazı kimseler, üstatlar ve fazilet sahibi saygıdeğer şahsiyetler bir kısım rivayetlerde daha çok uygunluk görebilir. Ancak dikkat etmek gerekir ki, böyle bir çalışma çok zor olduğu gibi dakik olmayı da gerektirir. Gaflet edilmiş ya da o anda küçük bir münasebet onu o baptan çıkarmış olabilir.

Nitekim, daha işin başlangıcında naçizane üç arkadaşımdan yardım talebinde bulundum. Onlar da iki ay emek sarf etmelerine rağmen bir şey hâsıl olmadı. Bu yüzden onları bir kenara bırakarak işe en baştan kendim başladım. Allah yardım etti ve ben de herkesin faydalanabileceği bu eseri nihayet tamamlayabildim.

"En sevdiğim kardeşim, ayıbımı bana hediye edendir" rivayeti gereği, bu eserde herhangi bir kusur, eksiklik görür de bildirirseniz, ben de daha sonraki baskılarda bu hataları gideririm.

Bu kitabın Gureru'l-Hikem'in tamamını kapsaması için kitabın orijinalindeki hutbeyi de teberrük olsun diye aynen getiriyorum. Ümit ederim ki, bu kitaptan Âmidî'nin pak ve mutahhar ruhu da sevap alır.

Hamd Allah'a mahsustur. Ondan yardım diliyor ve ona tevekkül ediyoruz.

Seyit Hüseyin Şeyhu'l-İslamî Tuveyserkânî

ACELE ETMEK

1ـ اَلعَجَلَةُ مَذْمُومَةٌ في كُلِّ أمْرٍ إلاّ فيما يَدْفَعُ الشَّرَّ /1950.

1- Kötülüğü def etmek dışında acele etmek, bütün işlerde kınanmıştır. /1950

2ـ اِحْذَروا اَلعَجَلَةَ فَإنَّها تُثْمِرُ النَّدامَةَ /2581.

2- Acele etmekten kaçının! Çünkü pişmanlık meyvesi verir. /2581

3ـ إيّاكَ وَ العَجَلَ فَإنَّهُ عٌنْوانُ الفَوْتِ وَالنَّدَمِ /2636.

3- Acele etmekten kaçın; zira (acelecilik), fırsatın elden çıkması ve pişmanlığın başlangıcı demektir. /2636

4ـ إيّاكَ وَ العَجَلَ فَإنَّهُ مَقْرًوٌن بِالعِثارِ /6660.

4- Acele etmekten kaçın, çünkü acelecilik yanılma ile iç içedir. /6660

5ـ العَجَلُ (اَلعُجْبُ) يُوجِبُ العِثارَ /432.

5- Acele etmek hataya neden olur. /432

6ـ اَلعَجَلَةُ تَمْنَعُ الإصابَةَ /927.

6- Acele etmek isabetli (iş yapmayı) engeller. /927

7ـ العَجَلُ قَبْلَ الإمْكانِ يُوجِبُ الغُصَّةَ /1333.

7- İmkân olmadan bir işte acele etmek, kedere neden olur. /1333

8ـ ثَمَرَةُ اَلعَجَلَةِ العِثارُ /4615.

8- Acele etmenin meyvesi hatadır. /4615

9ـ مِنَ الحُمْقِ اَلعَجَلَةُ قَبْلَ الإمْكانِ /9394.

9- Ortam hazır olmadan acele etmek ahmaklıktandır. /9394

10ـ مَعَ العَجَلِ يَكْثُرُ الزَّلَلُ /9740.

10- Acele etmekle yanlışlık çoğalır. /9740

11ـ اَلعَجُولُ مُخْطِئٌ وَإنْ مَلَكَ /1228.

11- Acele eden hata eder, her ne kadar o işe malik olsa da. /1228

12ـ راكِبُ العَجَلِ (اَلعَجَلَةِ) مُشْفٍ (مُشْرِفٍ) عَلَى الكَبْوَةِ /5388.

12- Acelecilik (bineğini) binen, uçurumun ağzında ve düşmek üzeredir. /5388

13ـ فِي الْعَجَلِ عِثارٌ /6478.

13- Acele eden tökezler. /6478

14ـ فِي الْعَجَلَةِ النَّدامَةُ /6525.

14- Acele işte pişmanlık vardır. /6525

15ـ فَلَّما يُصيبُ رَأيُ العَجُولِ /6726.

15- Acele edenin kararının doğru ve isabetli olması azdır. /6726

16ـ قَلَّما تَنْجَحُ حيلَةُ العَجُولِ , أوْ تَدُومُ مَوَدَّةُ المَلُولِ /6741.

16- Acele edenin (derdine) çare bulup başarılı olması veya bıkkının dostluğunun devamlılığı azdır. /6741

17ـ قَلَّ مَنْ عَجِلَ إلاّ هَلَكَ /6759.

17- Acele edip de helak olmayan çok azdır. /6759

18ـ كُلُّ مُعاجَلٍ يَسْألُ الإنْظارَ /6902.

18- Bütün aceleciler mühlet ister. /6902

19ـ كَثْرَةُ العَجَلِ يُزِلُّ الإنْسانَ /7117.

19- Fazla aceleci olmak, insanın hata yapmasına neden olur. /7117

20ـ لَنْ يُلْقَى العَجُولُ مَحْمُوداً /7409.

20- Acele eden asla övülmez. /7409

21ـ مَنْ عَجِلَ زَلَّ /7657.

21- Acele eden yanılır. /7657

22ـ مَنْ يَعْجَلْ يَعْثُرْ /7715.

22- Acele eden tökezler. /7715

23ـ مَنْ عَجِلَ كَثُرَ عِثارُهُ /7838.

23- Acele edenin sürçmesi çok olur. /7838

24ـ مَنْ رَكِبَ العَجَلَ أدْرَكَ الزَّلَلَ /8049.

24- Acele (merkebine) binen yanılgıya düşer. /8049

25ـ مَنْ عَجِلَ نَدِمَ عَلَى العَجَلِ /8050.

25- Acele eden acelesinden pişman olur. /8050

26ـ مَنْ رَكِبَ العَجَلَ كَبابِهِ الزَّلَلُ /8387.

26- Acele (merkebine) bineni, hataları yüz üstü yere vurur. /8387

27ـ مَنْ رَكِبَ العَجَلَ رَكِبَتْهُ المَلامَةُ /9095.

27- Acele (merkebine) binene, kınama ve azarlama biner. /9095

28ـ لا إصابَةَ لِعَجُولٍ /10444.

28- Acele edenin isabetli (kararı) olmaz. /10444

29ـ أشَدُّ النّاسِ نَدامَةً, وَأكْثَرُهُمْ مَلامَةً, العَجَلُ النَّزِقُ الَّذي لا يُدْرِكُهُ عَقْلُهُ, إلاّ بَعْدَ فَوْتِ أمْرِهِ /3308.

29- Halkın en çok pişmanlık duyup kınananı, iş işten geçtikten sonra doğruyu anlayan sabırsız acelecidir. /3308

30ـ ذَرِ العَجَلَ, فَإنَّ العَجِلَ فِي الأُمُورِ لا يُدْرِكُ مَطْلَبَهُ وَلا يُحْمَدُ أمْرُهُ /1290.

30- Acele etmekten kaçın! Çünkü acele eden hedefine ulaşmadığı gibi, işi övülmeyecektir. /5189

31ـ أخْطَأَ مُسْتَعْجِلٌ أوْ كادَ /1290.

31- Acele eden hata yapar, veya hataya yaklaşır. /1290

ACELECİ OLMAMAK

1ـ التُّؤَدَةُ مَمْدُوحَةٌ في كُلِّ شَيْءٍ إلاّ في فُرَصِ الْخَيْرِ/ 1937.

1- Hayrın dışında her yerde aceleci olmamak övgüye layıktır. /1937

2ـ التَّثَبُّتُ خَيْرٌ مِنَ العَجَلَةِ إلاّ في فُرَصِ الْخَيْرِ (البرِّ)/ 1949.

2- Hayırdan başka yerlerde dikkatli düşünmek, acele etmekten daha iyidir. /1949

3ـ التَّأنَّي حَزْمٌ/ 193.

3- Aceleci olmamak basirettir. /193

4ـ التّأنِّي يُوجِبُ الاسْتِظْهارَ/ 433.

4- Aceleci olmamak, sırtı kuvvetlendirir. /433

5ـ التّأنّي في الفِعْلِ يُؤمِنُ الْخَطَلَ/ 1310.

5- Yapılan işlerde acele etmemek, saçmalamayı önler. /1310

6ـ بالتّأنّي تَسْهُلُ الْمَطالِبُ/ 4226.

6- Aceleci olmamak, istenilen şeylere ulaşmayı kolaylaştırır. /4226

7ـ التّثبُّتُ في القَوْلِ يُؤمِنُ العِثارَ وَالزَّلَلَ/ 1359.

7- Dikkatli konuşmak, sürçmeyi ve düşmeyi önler. /1359

8ـ بالتّأنّي تَسْهَلُ الأسْبابُ/ 4309.

8- Aceleci olmamakla vesileler kolaylaşır. /4309

9ـ رُوَيْداً يُسْفِرُ الظّلامُ، كَأنْ قَدْ وَرَدَتِ الأظْعانُ يُوشِكُ مَنْ أسْرَعَ أنْ يَلْحَقَ/ 5432.

9- Yavaş ol hele! Karanlıklar aydınlandı aydınlanacak. (Kervandan) ayrılanlar, varacakları yere vardılar. Acele eden, neredeyse onlara katıldı katılacak. /5432

10ـ صِلْ عَجَلَتَكَ بِتَأنّيكَ، وَسَطْوَتَكَ بِرِفْقِكَ، وَشَرَّكَ بِخَيْرِكَ، وَانْصُرِ العَقْلَ عَلى الهَوى تَمْلِكِ النُّهى/ 5849.

10- Aceleciliğini yavaşlıkla, sertliğini yumuşaklıkla, şerrini hayırla birbirine bağla. Heva-hevesin için aklına yardım et ki idrakine sahip olasın. /5849

11ـ عَلَيْكَ بالأناةِ فَإنَّ المُتأنّي حَرىٌّ بالإصابةِ/ 6090.

11- Sakın aceleci olma! Zira dikkatli davranan, doğruluğa daha layıktır. /6090

12ـ في التّأنّي اسْتِظهارٌ/ 6477.

12- Dayanıklılık, aceleci olmamakta yatar. /6477

13ـ في الأناةِ السّلامَةُ/ 6526.

13- Sağlamlık, aceleci olmamakta yatar. /6526

14ـ مَنْ اِتّأدَ أمِنَ مِنَ الزّلَلِ/ 8051.

14- İşlerinde aceleci olmayan hatadan güvende olur. /8051

15ـ لا إصابَةَ لِمَنْ لا أناةَ لهُ/ 10783.

15- Dikkatli olmayan amacına ulaşmaz. /10783

16ـ الأناةُ حُسْنٌ/ 60.

16- Dikkatli olmak güzeldir. /60

17ـ الأناةُ إصابَةٌ/ 128.

17- Dikkatlilik, doğruluktur. /128

1ـ الْمُتَأنّي حَرِيٌّ بالإصابةِ/ 791.

18- Aceleci olmayan doğruluğa daha iyi yaraşır. /791

2ـ الْمُتَأنّي مُصيبٌ وَإنْ هَلَكَ/ 1229.

19- Acele etmeyen helak olsa da hedefine ulaşır. /1229

3ـ أصابَ مُتَأنٍّ أوْ كادَ/ 1290.

20- Acele etmeyen hedefine ulaşmış ya da ulaşmak üzeredir. /1290

ACİZ /ACİZLİK

1ـ أعْجَزُ النّاسِ آمنُهُمْ لِوُقُوعِ الحَوادِثِ , وَهُجُومِ الأجَلِ /3339.

1- Halkın en âcizi, olaylara ve ansızın gelen ecele karşı (kendinden) emin olan kimsedir. /3339

2ـ رُبَّما أدْرَكَ العاجِزُ حاجَتَهُ /5375.

2- Aciz, bazen isteğine ulaşır. /5375

3ـ اَلعَجْزُ مَعَ لُزُومِ الخَيْرِ خَيْرٌ مِنَ القُدْرَةِ مَعَ رُكُوبِ الشَّرِّ /1973.

3- İyilikle beraber olan acizlik, kötülük işlemedeki kudretten daha iyidir. /1973

4ـ اَلعَجْزُ إضاعَةٌ /118.

4- Acizlik (kendini) zayi etmektir. /118

5ـ اَلعَجْزُ مَضْيَعَةٌ /170.

5- Acizlik (kendini) mahvetmektir. /170

6ـ اَلعَجْزُ سَبَبُ التَّضْييعِ /416.

6- Kendini acizliğe vurmak, helaketi doğurur. /416

7ـ اَلعَجْزُ شَرُّ مَطِيَّةٍ /655.

7- Acizlik binilecek en kötü devedir. /655

8ـ اَلعَجْزُ يُثْمِرُ الهَلَكَةَ /712.

8- Acizliğin meyvesi helakettir. /712

9ـ اَلعَجْزُ يُطْمِعُ الأعْداءَ /1079.

9- Acizlik düşmanları tamahlandırır.

10ـ ثَمَرَةُ اَلعَجْزِ فَوْتُ الطَّلَبِ /4597.

10- Acizliğin meyvesi, istenilen şeyin elden gitmesidir. /4597

11ـ اَلعَجْزُ اِشْتِغالُكَ بِالمَضْمُونِ لَكَ عَنِ المَفْرُوضِ عَلَيْكَ وَتَرْكُ القَناعَةِ بِما أُوتيتَ

11- Aciz görünmek, yani; sana kefil olunan şeylerle meşgul olup vacip olan şeylerden gafil olman ve sana verilen şeyde kanaati terk etmendir. /1490

AÇGÖZLÜLÜK /TAMAH

1ـ اَلمَذَلَّةُ وَالمَهانَةُ وَالشَّقاءُ, فِي الطَّمَعِ, وَالحِرْصِ /2095.

1- Zillet, alçaklık ve bedbahtlık hırsta ve açgözlülüktedir. /2095

2ـ اَلطَّمَعُ مُورِدٌ غَيْرُ مُصْدِرٍ, وَضامِنٌ غَيْرُ مُوفٍ /2098.

2- Açgözlülük getirendir, götürmez; kefildir, vefa etmez. /2098

3ـ أهْلَكُ شَيْءٍ الطَّمَعُ /2879.

3- En helak edici şey açgözlülüktür. /2879

4ـ أضَرُّ شَيْءٍ اَلطَّمَعُ /2890.

4- En zararlı şey açgözlülüktür. /2890

5ـ أقْبَحُ الشِّيَمِ اَلطَّمَعُ /2896.

5- En çirkin huy açgözlülüktür. /2896

6ـ أسْوَءُ شَيْءٍ الطَّمَعُ /2995.

6- En kötü şey tamahtır. /2995

7ـ أصْلُ الشَّرَهِ اَلطَّمَعُ, وَثَمَرَتُهُ اَلمَلامَةُ /3094.

7- Hırsın kökü açgözlülük, meyvesi ise kınanmaktır. /3094

8ـ أزْرى بِنَفْسِه مَنِ اسْتَشْعَرَ الطَّمَعَ /3136.

8- Açgözlülüğü kuşanan kendini lekeler. /3136

9ـ أكْثَرُ مَصارِعِ العُقُولِ تَحْتَ بُرُوقِ المَطامِعِ /3175.

9- Akılların en çok ayağının kaydığı yer, tamahların alevlendiği yerlerdir. /3175

10ـ اَلطَّمَعُ مُضِرٌّ /53.

10- Tamah insana zarar verir. /53

11ـ اَلطَّمَعُ مِحْنَةٌ /120.

11- Tamah zorluktur. /120

12ـ اَلطَّمَعُ رِقٌّ /126.

12- Tamah köleliktir. /126

13ـ اَلطَّمَعُ فَقْرٌ /137.

13- Tamah fakirliktir. /137

14ـ اَلطَّمَعُ مُذِلٌّ / اَلوَرَعُ مُجِلٌّ /190.

14- Tamah zelil eder, dindarlık ise yüceltir. /190

15ـ اَلطَّمَعُ أوَّلُ الشَّرِّ /297.

15- Tamah şerrin başıdır. /297

16ـ اَلطَّمَعُ فَقْرٌ حاصِرٌ (ظاهِرٌ) /308.

16- Tamah sıkıcı (veya aşikâr) bir perişanlıktır. /308

17ـ اَلطَّمَعُ مَذَلَّةٌ حاضِرَةٌ /440.

17- Tamah zillet yeri veya hazırlanmış zillettir. /440

18ـ الذُّلُّ مَعَ الطَّمَعِ /445.

18- Zillet tamahla birliktedir. /445

19ـ اَلمَطامِعُ تُذِلُّ الرِّجالَ /633.

19- Tamahlar büyük insanları zelil eder. /633

20ـ اَلطَّمَعُ رِقٌّ مُخَلَّدٌ /755.

20- Tamah ebedi köleliktir. /755

21ـ اَلطَّمَعُ يُذِلُّ الأميرَ /1093.

21- Tamah sultanı zelil eder. /1093

22ـ إنْ أطَعْتَ الطَّمَعَ أرْداكَ /3753.

22- Tamahın sözünü dinlersen helak olursun. /3753

23ـ بِالأطْماعِ تَذِلُّ رِقابُ الرِّجالِ /4359.

23- Tamah yüzünden büyük insanların başları aşağı olur. /4359

24ـ بِئْسَ قَرينُ الدّينِ الطَّمَعُ /4409.

24- Tamah dindarlığın (dinin) ne de kötü arkadaşıdır! /4409

25ـ ثَمَرَةُ الطَّمَعِ الشَّقاءُ /4609.

25- Tamahın meyvesi talihsizliktir. /4609

26ـ ثَمَرَةُ الطَّمَعِ ذُلُّ الدُّنيا والآخِرَةِ /4639.

26- Tamahın meyvesi dünyada ve ahirette zelil olmaktır. /4639

27ـ ذَر الطَّمَعَ , وَ الشَّرَهَ , وَعَلَيْكَ بِلُزُومِ العِفَّةِ والوَرَعِ /5184.

27- Tamah ve hırstan elini çek, iffetli ve dindar ol, onlardan ayrılma. /5184

28ـ ذُلُّ الرِّجالِ فِي المَطامِعِ , وَفِناءُ الآجالِ في غُرُورِ الآمالِ /5202.

28- Büyük insanların zilleti tamahlarındadır, ömürlerinin ellerinden çıkması ise uzun arzulara kanmalarındandır. /5202

29ـ رَأسُ الوَرَعِ تَرْكُ الطَّمَعِ /5248.

29- Dindarlığın başı tamahı terk etmektir. /5248

30ـ رُبَّ طَمَعٍ كاذِبٍ لأمَلٍ غائِبٍ (خائِبٍ) /5311.

30- Olmayan arzular için nice yalancı tamahlar vardır. /5311

31ـ رُكُوبُ الأطْماعِ يَقْطَعُ رِقابَ الرِّجالِ /5419.

31- Tamahlara binenler büyük insanların boyunlarını keserler. /5419

32ـ سَبَبُ فَسادِ اليَقينِ الطَّمَعُ /5513.

32- Tamah yakinin yok eder. /5513

33ـ سَبَبُ فَسادِ الوَرَعِ الطَّمَعُ /5548.

33- Tamah dindarlığı mahveder. /5548

34ـ ضادُّوا الطَّمَعَ بِالوَرَعِ /5916.