6-İMAM CAFER SADIK (AS)
 


mistir ve bu fasıl masum Ehl-i beytin bu mevzu hakkındaki hadislerini içermektedir.

Eban b. Tağlib, İmam Sadık (a.s.)'ın gerçek, şuurlu ve bilinçli bir şiası olarak şia mezhebini şöyle vasfediyor:

"Şialar. halk Rasulullah (s.a.a.)'ın sözü hakkında ihtilaf ettiğinde Emir-ül Müminin (a.s.)'in sözüne ve Emir-ül Müminin (a.s.)'in sözünde de ihtilaf ettiğinde Cafer b. Muhammed (a.s.)'in sözüne sarılan kimselerdir."92

Yunus b. Yakub İmam Sadık (a.s.)'a "ketem ilminden menettiğinizi kendinizden duydum" deyince İmam Sadık (a.s.) cevabında şöyle buyurdu:

Ben. "benim söylediklerimi terkedip de istedikleri şeyin ardısıra gidenlerin vay haline dedim."63

İşte bu yüzden imam şiaların birbirleriyle yardımlaşma­larını tavsiye ediyor ve şunu da ekliyordu:

Yolumuzu sürdürenlere, sünnetimize uyanlara Allah rah­met etsin"'4.

İmam Sadık (a.s.) kendi rivayetlerini öğrencilerine nakle­diyor ve onlar da. hem şiası ve hem de sünnîsi onun hadisle­rini yazıyorlardı. Fakat Ehl-i sünnet, hadisi şöyle yazıyordu: Cafer b. Muhammet'ten, babasından,.babalarından.

Rasulul­lah (s.a.a.)'tan. Başka bir deyimle, hadisi senediyle birlikte naklediyordu.

Fakat o hazretin şia öğrencileri Ebi Abdillah'tan unvanıyla yazıyor ve senedini zikretmiyorlardı. Şia, imamların masum olduklarına, imametlerine ve sözlerinin hüccet olduğuna inandıklarından dolayı hadisin senedini yaz­maya gerek görmüyordu. Bununla birlikte imam. hadislerinin peygamberin hadisleri olduğuna tekid ediyordu:

'Benim hadisim babamın hadisidir, babamın hadisi ced­dimin hadisidir, ceddimin hadisi Ali b. Ebi Talib'in hadisidir,

61)vesail-uş Şia. c: 18. s: 4i.

62) rical-un Necaşi. s: 9. Daveri baskısı.

63) Kafi. c: 1. s: 171/Vesail-uS Şia. c: 18. s: 45.

64) Misal olarak bakınız: Tarih-i Gürcan, s: 170-264-265-405-570.

Ali'nin hadisi Rasulullah (s.a a.)'m hadisidir ve Rasulullah (s.a.v.)'ın hadisi de Allah'ın sözüdür."

Şia imamlarının buyurduktan hadislerin hemen hemen hepsi bu hükmü taşımaktadır fakat bazen zaruret icab et­tiğinde başka birinden hadis naklediyorlardı. Ebi Bekir b. Ebi Ayyaş'a "Cafer b. Muhammed'in zamanında olduğun halde neden kendisinden hadis dinlemedin?" diye sorulunca söyle dedi:

"Cafer b, Muhammed'e "naklettiğin bu hadisleri birilerin­den duymuş musun? diye sordum o da, "bunlar kendi baba­larımdan naklettiğim hadislerdir" buyurdu."65

Bu hadis büyük bir ehemmiyet taşımaktadır ve hakikatta başlangıç bakımından şia inançlarının mahiyetini açıklıyor, ibn-i Adi'nin kendisi şöyle diyor:

"Cafer b. Muhammed babasından o da Cabir'den ve de kendi babalarından çok hadisler rivayet etmiştir ayrıca Ehl-i beytin bir nüshası vardır ve Cafer b. Muhammed onu rivayet etmiştir."67 O şunu da ekliyor ki, İbn-i Cüreyh Şübet ibn-i Haccac ve daha başkaları ondan hadis nakletmişler.

Ebu Zühre, İmam Sadık (a.s.)'ın, masum cedleri vasıtasıyla Rasulullah (s.a.v.)'tan hadis naklettiğini gizlemek için onunla Rasulullah (s.a.v.) arasında bir takım vasıtalar uydur­maya çalışmış ve onlardan sadece Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekir'in adını zikretmiştir68.

Eğer İmam Sadık (a.s) da kendi zamanındaki meşhur hadisçiler gibi Tezkiret-ül Hüffaz'da bu şahısların her birinin en azından on kişiyi vasıta olarak gösterdiklerini görüyoruz-kendi masum babalarından başka vasıtalar yoluyla Rasulul­lah (s.a.v.)'tan hadis nakletmiş olsaydı, kendi vasıtalarını ta­nıtması gerekirdi oysaki onun sadece kendi babalan vasıta­sıyla hadis naklettiğini görmekteyiz ve bunlar da hadis şeyhi ve hocası sayılamaz.

65) Kesf-ul Ğumm*. c: 2. s: 170/Kafi. c. 1. s: 5

6S) Tartzib-ul Kemal c: 5. * 77el-Kamil-u fi Zütfa-ir Rical, c: 2. s:555

67) «1-KamH-u fi 2ü*fa-ir Rical, c: 5, s: 555.

68) «l-İmam-us Sadık (Ebu Zuhr»). » 8840.

Ehl-i beyt imamları evvelden beri hadis şeyhlerinin kendilerinden rivayetleri olmadığına ve ilimlerinin hadis şeyhlerin­den, üstadlarından başka bir yoldan kaynaklandığına tekid ediyorlardı. Emir-ül Müminin (a.s.) bu sözü açıklamak ama­cıyla şöyle buyuruyor:

"Benim itretimin, hanedanımın salihleri ve temizleri küçüklükte halkın en sabırlısı ve büyüklükte de onların en bil-gilisidirler. Biz Ehl-i beyt ilmimizi Allah'ın ilminden aldık, Al­lah'ın hükmüyle hükmediyoruz ve sözü de doğru, sadık pey-, gamtaerden işittik. Eğer bize ve eserlerimize uyarsanız bizim kılavuzluklarımızla hidayete kavuşursunuz.

Hakk bayrağı bi­zimledir; ona uyan herkes hakka ulaşır, ondan yüz çeviren herkes de zalalet ve çıkmazda boğulur."69

İmam Sadık (a.s.) da şöyle buyurdu:

"Bizim yanımızda öyle bir şey var ki onun varlığı bizi halktan gani ve onları da bize muhtaç etmiş. Bizim yanımız­da bir kitap var ki Rasulullah (s.a.v.) söylemiş ve Emir-ül Mü­minin (a.s.) de yazmıştır. Bütün helal ve haram hükümler on­da yazılıdır. 7°

Şia hadis kitaplarında görülen bu uyumluluk asla Ehl-i sünnetin hadis kitaplarında görülmemektedir. Çünkü onların kitapları, içerikleri birbiriyle bağdaşmayan ihtilaflı görüş ve hadislerle doludur ye bunun nedeni ise genel olarak onların köklerinin sahabenin görüş ve inançlarına dayalı olmasıdır Bunlarla birlikte, birilerinin şiayı tanıtırken ona bir çok kurun­tuların sızmış olduğu muhtelif görüş ve düşüncelerden oluşan bir mezhep olarak nitelemesi'insafsızlıktır71.

Bu yüzden. İmam Sadık (a.s.) kendi zamanındaki Ehl-i sünnet hadiscilerinin bilgi ve ilimlerini değerlendirdiğinde şöyle buyuruyor:

"Başkaları, peygamberden sonra, önceki ümmetlerin yürüdükleri yolu yürüyerek Allah'ın dinini değiştirdiler, tahrif ettirler, ona bir şeyler ekledi ve onun bazı sözlerini de azalttılar. Buna göre şimdi onların elinde bulunan ter şey, Allah tarafından indirten şeyin tahrif edilmiş seklidir."72

Şia imamlarının hadisleri Ehl-i sünnetin fıkhına da nüfuz etmiş ve onların birçok muhaddisleri İmam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.)'tan birçok hadisler nakletmişler. Bu hadis­lerin bir kısmı onların hadis kitaplarında mevcuttur. Ehl-i sünnet kitaplarında bazen kelime bakımından ve bazen da içerik bakımından ehl-i beytin hadislerine benzeyen pek çok hadis mevcuttur73.

Hakikat şu ki, henüz hükümleri beyan edilmeyen, bu gi­bi mevzuların hükümleri, hadisi yolları imam Sadık (a.s.) ta­rafından ileri sürütüyordu. Böyle bir dönemde içtihad gereksinimi ehli sünnet arasında ortaya çıkıp yeni hükümleri hadislerden istinbat etmek, elde etmek için işe giriştiler.

Ehl-i sünnetin asıl sorunu, yeterince hadis kaynaklarına sahip olmamaları74 ve mevcut hadislerinin de muhtelif ve uzak şehirlere dağılmış olan bazılarının hafızasında, zihninde olmasının yanısıra içerik bakımından da ihtilaflı ve çelişik ol­malarıydı ve buysa işi daha da zorlaştırıyordu. Böylece Ehl-i sünnet alimleri, halifelerin, sahabenin ve hatta tabiinin hare­ket ve işlerini şer'i talakki etmekle bu çözülemeyecek büyük sorunu az da olsa hallettiler.

Ancak böyle bir işin dinî ve aklî temellerle ne derece bağdaştığı başka bir konudur. Şiadan başkalarının hadis yetersizliği hakkında İmam Sadık (a.s.)'tan güzel bir rivayet nakledilmiştir:

"Onlar kendilerini İslam fakih ve alimlerinden sayıyor ve fıkhı, dinî ve halkın muhtaç olduklan, bütün ahkamı elde et­miş olduklarını sanıyorlar, halbuki Rasulullah (s.a.a.)'ın ilminden

69) İkd-ül Ferid. c: 4. s 67. "Imam-us Sadık" kitabından naklen. Ya­zan: Muhammed Cevad Fazlullah. s: 90

70) Kafi. c: 1. s: 241. "el-İmam-us Sadık" kitabından naklen. s: 95. Yazarı: Muhammed Cevad Fazlullah.

71) el-İmam Hanife(EbuZuhre). s: 111.

72) ihtiyar-u Marifet-ir Rical (Tûsi). s: 140.

73) Bakınız er-Rivayat-ül Müştereke (Şeyh Muhammet Kansuh) İs­lami Tebliğler Teşkilatı Uluslararası ilişkiler bölümü yayınlarından

74)Bunun asri nedeni de Rasulullah (s.a.a.)'tan sonra hadis yazmanın yasaklanmasıydı.


bir şey bîmiyorlar ve Rasulullah'tan bir şey onlara ulaşmamıştır. Çünkü ahkam, helal ve haram hakkında onlar­dan sorulduğunda, Rasulullah (s.a.a.)'tan hiç bir eser kendi yanlarında mevcut değildir.75

Ehl-i sünnetin rivayet yetersizliği ve onların sahabe ve ta­biinin amellerine istinat etmeleri haliyle fıkhi bünyelerinin yetersizliğine, zaafına yol açtı. Çünkü sahabe ve tabiinin arasın­da bulunan görüş ve karakter farklılığı o denli idi ki görüş ve fetvaları bir araya toplamayı çok zorlaştırıyordu. Ebu Zühre, Ebu Hanife üe İmam Sadık (a.s)'in yaşadıkları dönem hakkında şöyle yazıyor:

O dönemde sahabenin fetvalarını içeren rivayetler o ka­dar çok idi ki fakirleri bir hayli meşgul etmişti. Öyle ki bu ri­vayetleri içtihadlarının meşalesi olarak kabul etmiş ve bunla­rın tesirinde kalmışlardı."76

Ehl-i sünnetin fakihleri, sahabe ve tabiinin siyerlerine isti­nat etmelerine ilaveten diğer hüküm ve fetva kaynaktan da ileri sürdüler: bunların en önemlisi de "kıyâs' metodudur, ibarettir. Ehl-i sünnet alimlerinden biri nasslar az olduğu için kıyasda amel etmiştir77. İmam Sadık (a.s.) kendi zamanında bu görüşü gündeme getirmiş ve önceki hadisin devamında Ehl-i sünnetin yetersizliği hakkında şöyle buyurmuştur:

Kendilerine halkın cahil demesinden hoşlanmıyor ve so­rulan sorulara cevap veremeyince halkın o ilmi asıl madenin­den (Ehl-i beyt) öğrenmelerini istemiyorlar ve bu yüzden de "kıyas ve 'ray'e ameli" Allah'ın dinine katıp Rasulullah (s.a.a.)'ın hadislerini bir kenara iniler ve böylece bid'ata yak­laştılar."78

İmam bu rivayette Ehl-i sünnet fakihlerinin ra'y ve kıyasa meyillenmelerinin nedenini hadislerinin yetersizliği ve bu


75) Tefsir-i Ayyasi. c: 2. s: 321. telâmiy baskısı/vesaiki; Şia. c: 18.

76) el-imam Ebu Hanife, s: 105.

77) el-medhel-ül fıkhiy-yül amm. (mustafa Ahmet Razzak), c: 1. s: 74. ilim Nuru dergisinden naklen, sayı: 10. s: 55.

78) Vesaik-ıl Şia. c: 18. s. 40.

eğilimin, nedenini de hadislerden yüz çevirmeleri olarak nitele­miştir.

Hakikatta onların bu hadis yetersizliğini ra'y ve kıyasa amel etmekle gidermek istemelerinin kendisi, nasslara taabbut etmenin takriben kendi yerini hüküm ve fetva kaynağı olan ra'y ve kıyasa vermesine neden oldu ve böyle bir fıkıh, bu gibi kaynaklarıyla asil ve peygamberin hadis ve rivayetleriyle uygun olan bir fıkıh olamazdı.

İmam Sadık (a.s.) böyle bir fıkhı mektebin karşısında menfi bir tutum alarak kültürel faaliyetinin büyük bir bölümü­nü ra'y ve kıyasla muhalefet etmeye mahsus kıldı. Bu hususda o hazretten muhtelif rivayetler nakledilmiştir. Onların bazı­sına ileride değineceğiz.

Ebu Hanife. ra'y ve kıyasa amel etmede aşın giden kim­selerden biriydi ye esasen onun fıkhî mektebi, Irak'ta ra'y mektebiyle meşhur olmuştu ve bunun nedeni de onun, Ehl-i sünnetin naklettiği rivayetlerin sahih olmadığı görüşünde ol­masıydı. İbn-i Haldun bu husus da şöyle yazıyor:

"Onun (Ebu Hanife) sahih olarak kabul ettiği hadisler on yedi hadis veya bu hudutta bir şey idi. Malik ise üç yüz hadi­sin sahih olduğuna inanıyor ve kabul ediyordu."79

Ebu Bekir b. Davud şöyle diyor:

"Ebu Hanife'nin naklettiği hadislerin tümü yüz elli hadis civarında idi."80

Ebu Hanife'nin ra'y ve kıyasa meyletmesi ve nasslara amel etmeği terketmesinin iki nedeni vardı:

1 - O, mevcut hadisleri sahih kabul etmediği için onları nakletmiyor ve onlara göre amel etmiyordu.

2 - Ra'y ve kıyasa amel ettiğinden itibaren hatta nasslara. bile amel etmeğe gerek görmüyordu. Kendi görüşünce sahih ve istinat edilebilir hadislerden de el çekip tamamiyie ra'y ve kıyasa yönelmiş idi.

79) Mukaddime İbn4 Haldun, s: 434, Beyrut baskısı.

80) Tarih-i Bağdat c: 13, s. 416.


Ra'y mezhebinin yayıldığı merkez olarak tanınan Irak, şialarının da çok bulunduğu bir bölge idi. Bu yüzden de, şialara ra'y ashabının çatışması kaçınılmaz bir şey idi. imam Sadık (a.s.) da bu doğrultuda ra'y. kıyas ve istihsan temelleri­ni reddetmek için bütün gücünü kullandı.

İmam Sadık (a.s.) Ebu Hanife'yle münazarasına ilgili meşhur rivayette İmam önce onu dinde kıyasa amel etmek­ten sakındırıp daha sonra kıyasın bir kaç yerde hiç bir şeyi halledemediğini kendisine hatırlatıyor.

İmam ona soruyor: Zina mı daha ağırdır yoksa haksız yere birini öldürmek mî?

Ebu Hanife: Haksız yere birini öldürmek.

imam Sadık (a.s.): Allah zinanın tesbit edilmesi için dört şahit ve birinin öldürülmesi hakkında ise iki şahit istemiştir. Bu ise kıyasın gerektirdiği hükmün aksinedir.

imam: Namaz mı önemlidir yoksa oruç mu?

Ebu Hanife: Namaz.

İmam: Kadın, hayızlı olduğu günlerde kılamadığı namaz­ları kaza etmekle mükellef değildir ama oruç tutamadığı gün­lerin orucunu kaza etmelidir, bu da kıyasla çözümlenemez81.

Bu gibi örnekler diğer-rivayetlerde de zikredilmiştir82. Böylece imam, kıyasa amel etmenin fakihi İslamın kesin ve kafi ahkamına aykırı nasıl fetvalar vermeye zorladığını göster­di.

Muvaffak Mekki bu rivayeti "Menakib-i Ebu Hanife"de öyle bir şekil de nakletmiştir ki güya bu münazara İmam Sadık (a.s.)'la değil de İmam Bakır (a.s.)'la olmuş ve de şöyle an­laşılıyor ki güya Ebu Hanife bu örnekleri İmam Bakır (a.s.)a söylemiş, o da itiraz edince Ebu Hanife. kendini kıyası kabul etmeyen biri olarak göstermek istiyor83.

81)Hilyet-ül Evliya, c: 3, t. 197/01-İmamus Sadık (Ebu zühre) s:
296/Vesail-uş Şia. c: 18, s: 29.

82)Vesail-uş; Şia, c. 18. s: 30/el-İhticac. s: 196. Necef baskısı\Ve-feyat-ul Â'yan, c: 1. s: 471.

83)el-İmam Ebu Hanife (Ebu Zuhre), s: 69.

imam kendi ashabının ra'y ehliyle, onların tesirinde kalacak bir sekide oturup kalkmasını men ediyordu 84 Ve kıyasla amel etmeyi mahkum etmek hususunda İmam Sadık (a.s.)'tan fâzla bir miktarda hadis rivayet edilmiştir85. O hazret kendi­sinden hadis nakledip ama kıyasla amel eden kimseler hak­kındaki derin endişesini asla gizlemiyordu.

Davud b. Sarhan diyor ki İmam Sadık (a.s.) şöyle buyurdu:

"Bazen birine bir hadis söylüyor ve onu Allah'ın dininde cedel, niza ve. kıyas etmekten nehyediyorum. Ama o? benim yanımdan gider gitmez benim sözümü maksadımın aksine tevil ediyor."86

Eğer İmam Sadık (a.s.) kıyasın, onun taraftarlarının ve. onu icad edenlerin karşısında bu ciddiyetle durmasaydı Irak'­taki şia fık'hı kesinlikle onun tesirinde kalacak ve asaletini kaybedecekti.

Âmâ tam tersine, şia fakihlerinin nasıl küçük bir ölçüde nasslara taabbut ettiklerini, ahkamı ele getirmede daima ona istinat ettiklerini ve zamanın geçişiyle bu nasslar doğrultusunda fer'i hükümleri açıklayarak sağlam temel ve kaidelerle zengin ve gani bir fıkhî mektep ileri sürdüklerini görüyoruz. Şeyh Tûsi de "Mebsut" kitabıyla bu mektebin teşekkülünde önemli bir rol ifa etti.

Ehl-i sünnet senet sorunuyla ilgili pek çok zorluklarla karşı karşıya idiler ve Ebu Hanife'nin onlara istinat etmemesi­nin nedeni de buydu. Çünkü Ehl-i sünnetin çoğu hadislerinin senedi güvenilecek bir senet değildi. Bir kelimede anlatmak istersek, şia fıkhından başka fıkıhların yetersiz hadisler mecmuasına dayandığını ve bu nedenle de onlara itimad edilmediğini söylemeliyiz.

Fakat şialar imamlârın masumiyetine ve baslarında da Emir-ül Müminin olmak üzere Ehli beytin feyiz kaynağına isti-

84) el-Mahasin. s: 205. Hadis: 356/Vesail-us Şia. c: 18, s: 16

85) Vesail-us Şia, c: 18. s: 23-29/Kafi. c: 1. s 58/ilel-uş Şerayi, c: 1. s. 81-83/Rical-i Keşşi s: 163-164-189.

86) İhtiyar-u Marifet-ir riçal (Tûsi). s 170-238-239.

nat ediyorlardı ve bu yüzden de hiç bir sorunları yok idi. hat­ta Ehl-i sünnet alimlerinin çoğu bile bu hakikatta tereddüt et­miyorlardı. Ebu Hanife'nin kabul ettiği hadislerin büyük bir bölümü de Ehl-i beyt vasıtasıyla nakledilmiştir87.

Hatta bir gün İmam Sadık (a s.)'tan bir hadis duyup onun huzurundan çıktıktan sonra kendisine şöyle soruldu: Cafer b. Muhammet'ten, kendisi ile peygamber arasındaki mevcut vasıtaları niçin sormadın? Ebu Hanife "hadisi bu ha­linde de kabul ediyorum" dedi88.

Şianın dayandığı, istinat ettiği kaynağı Ehl-i sünnet de ka­bul ediyordu. Çünkü İmam Sadık (a.s) hadislerini kendi ba­balarından naklediyordu ve onun kökü de Emir-iü Müminin (a.s.)'e ve daha sonra Rasulullah (s.a.a.)'ın kendisine varıyor­du. Emir-ül Müminin (a.s.) yıllar boyu peygamberin huzurun­da olup bütün fakih ve hadiscilerin itimad ettiği bir fakih ve hadiscidir.

Emir-ül Müminin (a.s.)'in bırakmış olduğu eserleri Beni Ümeyye döneminde şia hariç herkes unuttular. Onun eserle­rini koruyan ve elden ele kendi oğullarına ve onların vesile­siyle kendi şialarına ileten sadece Ehl-i beyt oldu.

Ebu Zühre, Emir-ül Müminin (a.s.)'in çoğu sözlerinin Be­ni Ümeyye döneminde yok edildiğine değinerek şöyle söylüyor:

"Onların minberler üzerinde Ali'yi kötülemeleri ve daha sonra da onun hadislerinin, İslami ilimlerin gani ve zengin bir kaynak olarak halkın arasında dolaşmasına izin vermeleri ta­savvur edilemez. Bu yüzden onun ilimleri sadece kendi evlat­ları arasında kaldı...

87)Bakınız: el-Âsar: Ahmet b. Hambel den

Musa b. Cafer'den. Cafer b. Muhammed'den. Muhammed b. Ali den. Ali b. Hüseyin'den. Hüseyin b. Ali'den. Ali b Ebi Talib'den. Peygamberden senedi hakkında sorulduğunda söyle dedi: Bu öyle bir senettir ki deli bi­rine dahi okunsa hemen akıllanır.

Menakib-i ibn-i şehr Asub. c: 2. s: 378.

88)Emali (Şeyh Müfid). s: 21-22

Ve bu nedenle şu sonuca varıyoruz ki, Emir-ül Müminin (a.s.)'den hadis nakletme imi tamamen o hazretin ha­nedanı arasında mahfuz kaldı. Onun evladan, kendisinin Ra­sulullah (s.a.a.)'tan rivayet etmiş olduğu hadisleri ve de o hazretin fetvalarının ve fıkhının tümünü veya ekseriyetini nak­letmişler."89

İmamların naklettikleri hadislerin senedi onların babalan, ise hiç bir sened onlarla kıyâslanamaz. İmamların şahsiyeti gerek ahlakî ve gerekse ilmî açıdan, hatta Ehl-i sünnetin ka­bul enikleri en basit kurallara göre de herkesten üstündür. Bu nedenle Ehl-i sünnetin en eski "rical" alimlerinden olan İçli, İmam Sadık (a.s.)'ın ismine gelince şöyle yazıyor:

"Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib."

"Bu beş İmamın sahip oldukları üstünlük kimsede yok­tur."90



İMAM SADIK (a.s.) DÖNEMİNDE HADİS TEDVİNİ


Peygamberin rihletinden sonra hadis yazmak yasaklandı öyle ki uzun bir süre halk hadis yazmaktan sakındılar, hatta Ehl-i sünnet hadisçilerinden bazıları üçüncü yüzyılda bile ha­dis yazmaktan çekmiyorlardı9'. Bu tutuma karşılık masum Ehl-i beyt evvelden beri kendi ashabını hadisleri yazmaya ve onları yok olmaktan korumaya teşvik ediyorlardı92.

İmam Sa­dık da aynen babaları gibi buna tekid ediyordu. O hazretin zamanında bazıları hadisleri bir araya toplayıp yazmaya başlamışlardıysa da henüz çoğuları bunda tereddüt ediyor­lardı. Ebu Zühre, İmam Sadık (a.s.)'ın hadis tedvini taraftarı olduğunu yazarak bu mevzuun o zaman yaygın olup Malik b. Enesin "el-Muvatta" adlı hadis kitabını o dönemde telif etmiş

89) el-imam-us Sadık;(a.s.| (Ebu Zühre). s: 195.

90) el-İmam-us Sadık (Ebu Zühre). s: 95.

91) Tezkiret-ul Huffaz. c: 1. s: 382-441-461/Cami-u Beyan-il im. c:1. s: 78-79/Sunen-i Darumi. c: 1. s: 119-120.

92)Tabakat-ul Kubra. c: 6. s: 168/Takyîd-ul ihn. s. 89-90/Rabi-ul Abrar. c: 3. s: 294/et-Teratib-ul İdariyye. c: 2. s. 246/Hadis Tedvininin Ta­rihi" makalesi. "İlim Nuru dergisi, ikinci yıl. sayı: 9-11-12.

olduğunu iddia etmiştir. Malik'in "el-Muvatta" kitabını o dönemde yazmış olduğunu kabul etsek dahi bu işin o dönemin genel tutumunun aksine olduğu kesindir, çünkü Ebu Hanife bu hususda en az bir girişimde dahi bulunmamıştı.

Onun şöyle dediği nakledilmiştir: Ben hadis ricalinin, büyüklerini görmüş ve onlardan hadis öğrenmişim ama be­nim hadis öğrendiğim kimse Cafer b. Muhammed Suhufî'dir. imam Sadık bu sözü işitince gülerek söyle buyurdu: O doğ­ru söylüyor, ben Suhufi'yim; ben babalanman, İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerini okumuşum94.

İmamın, babalarının sahi-feferine istinat etmesi kendi babalarından bazı sahifeler, ya­zılar miras aldığını göstermektedir. Ve bu da, Şia fıkhının Ra-sulullah (s.a.v.)'ın zamanından beri hadis yazılı nüshalara sa­hip olduğunu açıkça teyid etmektedir. Bu hususda şia hadis kitaplarında, imamların bu sahifeler üzerinden halka hadis nakfettiklerini ve bazen da halkın bu sahifeleri görmesine İs­rar ettiklerini gösteren onlarca hadis mevcuttur95.

İmam Sadık (a.s.)'in kendi ashabını hadis yazmaya teşvik etmesi hususuna o hazretten birçok hadisler nakledil­miştir ve bu da o hazretin döneminde hadis tedvin etmeye çok az ehemmiyet verildiğini göstermektedir. İmam Sadık (a.s.)'ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Bildiğin her şeyi yaz ve onu din kardeşlerine dağıt ve öldüğünde de onu kendi evlatlarına miras bırak.*


İMAM SADIK (a.s.)VE EHL-İ SÜNNETİN FIKHİ İHTİCACLARI


Şia mektebinin fıkhı Ehli sünnetin fıkhî görüşüyle bazı yönlerden farklıdır. İmam Bakır (a.s.) ve Sadık (a.s.)'ın yaşadıktan dönemde fıkıh yayılmakta ve genel, külli ahkamın yeni ve fer'i meselelere tatbik edilmesiyle ilgili muhtelif ihticadar çıkmaktaydı.

İmam Sadık (a.s.) da Rasulullah (s.â.v.)'ın bütün hadis­lerinin sadece ehli beytin yanında olduğuna inanıyordu, çün­kü başkaları onu zayettiklerinde onlar bu hadislerin tümüne el değmemiş bir halde sahip idiler.

Rivayet eden diyor ki imama şöyle dedim: "Ey Rasulullah (s.a.a.)'ın evladı! Rasulullah kendi zama­nında gerekli dan her şeyi halka iletti mi?". "Evet, kıyamet gününe kadar muhtaç oldukları her şeyi kendilerine iletti" de­di. "Onlardan zayedilen oldu mu hiç?" sordum. "Hayır, onlar Rasulullah (s.a.a.)'ın Ehl-i beytinin yanında mevcuttur" buyur­du.97"


ŞİALAR ÜZERİNDEKİ SİYASİ BASKI


İmam Sadık (a.s.)'ın imamet döneminde sadece hicri ikinci yüzyılının üçüncü on yılında nisbî bir özgürlük mevcut idi. Hatta o süre içinde bile o hazretin ve şialarının faaliyetleri denetleniyor, göz altına alınıyordu.

Ama ondan önce Beni Ümeyye ve onlardan sonra da Abbasi halifesi Mansur. şiaları en ağır baskılara tabi tutmuşlardı öyle ki her nevi varlık duyu­ruları, boy göstermeleri onların cesaretini kırmıştı. Bu husus­da şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

"İkinci Ebu Cafer'in (onuncu imam) ashabından biri o hazrete sordu: "Büyüklerimiz, kendi zamanlarında mevcut olan ağır baskılar yüzünden hadisleri nakletmekten sakınmış ve sadece onları yazmakla yetinmişler ve o kitaplar da şimdi bizim elimizde bulunmaktadır: biz bu kitaplardan hadis nak­ledebilir miyiz?" İmam buyurdu: "Bu kitaplardaki hadisler haktır ve onlardan hadis nakledebilirsiniz.98'

Ehli beyt ve onların şiaları üzerindeki siyasi baskının, o dönemde ne derece ağır olduğu, hatta imamların hadislerini


93) el-İmam-us Sadık (Ebu Zuhre). s: 95.

94) Revzat-ul Cennet, c: 8. s: 169.

95) Furu-u Kati. c: 7. s. 77-95-98/Mekatib-ur Rasul, s: 73-76/Rieal-i Neccaşi, s: 255:

96) Keşf-ül Muhacce (İbn-i Tavus) bihar-ul Envar'm nakline göre, c:2. s: 150 "kitab-ul ilm".

97) Vesail-uş Şia. c: 18. s 23. 98)


şia büyüklerinin nakletmeye fırsat bulamadıkları bir derecede olduğu bu hadisten iyice anlaşılmaktadır. İmamın ashabı kendilerini Mansur'un şerrinden korumaları için tamamen takiyye etmeye ve en ufak bir ihtiyatsızlık etmemeye dikkatli ol­maya mecbur idiler.

Bu mahdudiyet, haliyle Ehl-i beyt ilimlerinin ve fıkhî fet­valarının biraz da olsa terk edilmesine neden oluyordu.

Eban b. Tağlib imama şöyle dedi: Ben mescidde otu­ruyorum ve halk fıkhî konular hakkında bana soru soruyorlar, ben cevap vermeyinceye' kadar beni bırakmıyorlar ve eğer si­zin görüşünüzü onlara söylersem bazı zorluklarla karşılaşıyo­rum: ne yapmalıyım? İmam buyurdu: Onların kendi fetvaları­nı kendilerine söyle".

İmam Sadık (a.s.)'ın durmadan takiyyeye tekit etmelerinin kendisi bu gibi siyasi baskının varlığına apaçık bir delildir Şiaya saldırı yapılması tehlikesi öyle yakın idi ki, İmam onları korumak için takiyyeyi terketmenin namazı terketmekle aynı derecede olduğunu söylüyordu'00.

Mesela imam zamanının hakimleri tarafından öldürü­len- Mualli b Hunays'a şöyle buyurdu:

Ey Mualli! Bizim sırlarımızı gizle ve onları herkese söy­leme. Allah, bizim sırlarımızı gizleyip kimseye açmayan birini dünyada aziz eder"' 101'

Kısacası bazı hadisler, bu baskının o denli yoğunlaştığını, hatta şiaların aldırmadan birbirinin yanından gelip geçtiklerini bildirmektedir102. Başka bir rivayette Mansur'un casusları hakkında şöyle söylenmiş:

99)ihtiyar-u Marifet-ir Rical (Tûsi).'s: 330.

100)Musledrek-ul Vesail. c: 12. s: 254-255 Vesail-ul Şia. c: 9. s: 459ve sonrası.

101) Muhtasar-u Basair-ud Derecat. s: 101/Vesail-u; Şia. c: 9. s:465.

102) İhtiyar-u Marifet-ir Rical, s: 3/a'Müstedrek-ul Vesail. c 12. s: 297-300/Vesail-uş Şia. C: 19. s: 32.

"Mansur Medine'ye birçok casuslar yerleştirmişti. Onlar imam Sadık (a.s.)'ın şialarıyla ilişkisi dan kimseleri öldü­rüyorlardı."'103

Vakidi'nin naklettiğine göre Mansur, İmam Sadık (a.s.)'ın kölelerinden biri olan Mu'tab-ı alarak ona bin kırbaç vurup öl­dürdü'104.

Bu dönemde birinin rafizilikle suçlanması onun can ve mal ihtiramını ortadan kaldırmaya ve işkence edilmesine ye­terliydi'105.



İMAM SADIK (a.s.) VE SİYASİ OLAYLAR


A) ZEYD'İN KIYAMI:


İmam Sadık (a.s:)'ın döneminde önemli siyasi olaylar gerçekleşti. Mesela şiaların hareketlenmesi (Zeyd b. Ali'nin kıyamı, Muhammet b. Abdullah b. Hasan'ın ve kardeşi İbra­him'in 145 ve 146 hicri yıllarındaki kıyamları) ve Abbasilerin hareketi ve bu hareket sonucu Beni Ümeyye hükümeti çö­küp yerine Beni Abbas geldi.

Ve ayrıca o hazretin zamanında vuku bulan olaylardan başka biri de Abbasilerle şiaların ayrıl­ması idi. Bu ayrılığın zeminesi de Abbasiler hükümete geçme­den önce hazırlanmıştı.

Şiaların Abbasilerin (Beni Haşim) hicri birinci yüzyılın başlangıcından itibaren yaptıkları önemli siyasî ve dinî olaylar bütün ayrıntılarıyla burada anlatılamaz ama, İmam Sadık (a.s.)'la bir nevi bağlantısı olan bazı olayları açıklamaya ça­lışacağız.

Şiaların özellikle de Fatimilerin Ehl-i beyti sevenlerin arasında sahip oldukları mahbubiyete Abbasiler sahip değiller­di. Bu durumun bir çok nedenleri vardı ve peygamberin on­lara karşı davranışı bu nedenlerin en önemlilerinden idi. Bu­nun yanı sıra, en azından şialar için büyük bir önem taşıyan

103) İhtiyar-u Maritat-ir Rical, s: 282-283

104) el-Muhtahab-u min Zeyl-il Muzil (Taberi). c: 3. s: 652.

105) El-mahasin. ı 119/Hayat-ul imarrul Bikir, c: 1. s: 256.

Emir-ül Müminin ve evlatlarının imamet konusu bu mahcubiyeti daha da çoğaltıyordu. Peygamberin neslinin kalıntıları sadece Fatimiler idi ve bu da onlara has bir değer veriyor­du.

İmam Hüseyn (a.s.)'in şahadetinden sonra Muhammet b. Hanefi'ye bir süre önemsenecek bir içtimai-siyasi mevkiye sahip idi ama imam Seccad (a.s.)'ın ilmî ve ahlakî şahsiyeti yavaş yavaş kendi yerini toplumda açtı ve Rasulullah (s.a.a.)'ın Ehli beytinden teveccüh edilecek tek şahsiyet du­rumuna geldi.

Hüseyn b. Ali'nin korkunç Kerbela vakıasından kurtulan tek erkek çocuğu İmam Seccad (a.s.) idi. İmam canlı kalmasıyla aziz peygamberin kızı Fatıma'nın İmam Hü­seyin tarafından olan soyunu tarih de sürdürdü ve onun çö­zülüp dağılmasına neden oldu

Abdullah b. Abbas peygamberin huzurunda olan sadr-ı İslamın meşhur ilmî şahsiyetlerinden ve kendi asrının en bü­yük ve en güvenilir, muvassak hadisçilerinden biri sayılıyor­du Hayana olduğu müddetçe (hicri 68) şialar ile Abbasiler arasında ihtilaf çıkmadı ama ondan sonra tedricen ihtilaf çık­maya başladı İkinci yüzyılın başlarında Abbasiler, aleviler karşısında istiklal düşüncesine koyulup gizlice halkı kendile­rine davet ediyorlardı, fakat muvaffak olacaklarını pek de um­muyorlardı.

Ve bunun nedeni de, halkın gözünde Ali'nin evlat­larının peygamberin neslinden kalan tek kimseler olduklarıy­dı. Bu hanedanın bilhassa can yakıcı Kerbela vakıasından sonraki mazlumiyeti onların halk arasındaki içtimai haysiyeti­ni hayret edici bir şekilde yüceltmişti.

Zeyd b. Aİi b. .Hüseyn (a.s.)'in başlattığı hareket şiaların Irak halkı arasındaki ağırlığını sağlamlaştırdı. Zeyd b. Ali. İmam Bakır (a.s.)'ın kardeşiydi ve İmam Bakır (a.s.) ilmî açı­dan toplumda büyük bir ehemmiyet taşıdığından Zeyd ve onun inkilabî hareketi göz doldurucu bir ehemmiyet yaratmadı, gerçi kendisi hadisçilerden sayılıyordu ve şia olmasından dolayı da Irak halkı arasında ihtiram sahibiydi.

İmam Bakır (a.s.) hicri 114 yılında şehid edildi ve ondan sonra İmam Sadık (a.s.), şia imamlarından altıncı imam olarak dikkatleri kendine çekti. İkinci yüzyılın ikinci on yılının sonlarında Zeyd ne Hişam b. Abdül Melik'in arasında geçen ihtilaflı konuşmalardan ye tartışmalardan sonra Zeyd, hükümde itiraz etmeye karar verdi ve (122 hicri yılının) Sefer ayında Küfe şehrinde kıyam edip iki gün savaştıktan sonra şehit edildi106.

Bu husus da bizim için önemli olan şey İmam Sadık (a.s.)'ın Zeyd'in kıyamı hakkındaki ve de -Zeyd'in şahadetinden sonra Irak'ta mevcudiyetini başlatan- Zeydiye fırkası karşısındaki' tutum ve davranışıdır.

Şia rivayetleri açısından Zeyd, İmam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.)'da dahil olmak üzere bütün şia imamları­nın imametine inancı olan kimselerdendir.

Zeyd'in kendisinden şöyle nakledilmiştir:

"İmam Cafer bizim imamımızdır, hem helalda ve hem de haramda."107

İmam Sadık (a.s.)'tan da Zeyd hakkında şöyle bir hadis nakledilmiştir:

'Allah ona rahmet etsin; o, mümin. arif. alim ve doğru konuşan biriydi, eğer muvaffak olsaydı vefalı kalırdı, eğer hü­kümeti ele alsaydı onu kime teslim edeceğini iyi bilirdi."05

Bu husus da bir çok hadis rivayet edilmiştir ve bu yüz­den de Zeyd. b. Ali'nin İmam Sadık (a.s.) ile rabıtası olmadığı söylenemez. Aynı zamanda onun. İmam Sadık (a.s.)'ın ima­metini kabul etmesine rağmen o hazretin emrine teveccüh et­meden ve kendisi için imamet iddiasında bulunmadan böyle bir kıyamı başlatmış olması da mümkündür.

Zeyd, bu hare-ketiyle -kendi görüşünce cahili yet sembolü olan- emevilere karşı, İslami hilafet hakkında Ehl-i Beyt hanedanı ile emeviler arasında seksen yıla yakın yapılan savaşlardan sonra, bir kıyama önderlik etti.

106) Zeyd in şehadet tarihi hakkında ihtilaf edilmiştir.

107) İhtiyar-u Marifet-ir «çal. s 361-356/Rical-i Neccasi. s: 130/Kİ-fayet-ul Eser. 327/Zeyd b. Ali nin siyer ve kıyamı (Keriman). s: 49 ve sonrası.

108) İhtiyar-u Marifet-ir rical s: 385.

İmam Sadık (a.s.) senediyle nakledilen bazı rivayetlere göre Zeyd'in şehadet haberi Kûfe'nin Kenase bölgesinde ön­ceden bildirilmişti'109.

İmam Sadık (a.s.), başka rivayetlerde Zeyd'den beri olduklarını bildiren şialar karşısında onu teyid etmiştir110. Bu ri­vayetlerin her iki kısmı da Ehl-i sünnet kaynaklarında nakle­dilmiştir.

Bu hadisler itimad edilebilir hadisler olmalarına rağ­men imamın bu kıyamdan razı olduğu, bu hadislerden an­laşılmıyor, özellikle şianın Kafi ve diğer hadis kitaplarında Zeyd'in kıyamı hakkında bazı eleştiriler de olmuştur.

Zeyd'in kıyamından sonra ve bilhassa Abbasoğulları hü­kümete geç tikten sonra Beni Hasan (Hasanoğulları) Beni Hü-seyn'den (Hüseyn oğullarından) ayrılıp Zeyd ve oğlu Yahya'yı bahane ederek Hasan oğullarından Muhammet b. Abdullah b. Hasan b. Hasan b. Ali (a.s.)'yi işbaşına geçirmek için çok çaba harcadılar.

Bunlar, şialardan bir grubunu da tedricen kendi etrafına topladılar ve bunlara Zeydiye denildi, ileride de söyleyeceğimiz gibi Caferiler ile Zeydiler arasında derin ih­tilaflar ve çatışmalar başladı ve bunun neticesinde Zeydiler imam Sadık (a.s )'ı itham yağmuruna tuttular.

Bir hadisde şöyle nakledilmiş. Zeydiler. İmam Sadık (a.s.)'ı Allah yolunda cihad etmeye inanmamakla suçluyorlar­dı, fakat imam bu ithamı reddedip şöyle buyurdu:

"Fakat ben ilmimi onların cahilliğinden dolayı bir kenara atamam.111

109) Uyûn-u Ahbar-u Rıza. c: 1. Bab: 25/Emali (Şeyh Saduk). 10 toplantı, s: 40/Tenkih-ul Makat, c: 1. s: 468/Zeyd b. Ali'nin siret ve kıyamı, s: 468.

110) Huttat-u Makrizi. c: 4. s: 307/Namei Damşveran. c: 5. s: 92/Fe-vat-u Vefeyat. c: 1. s: 210.

111) Furu-u Kafi. c. 1. s: 332/Tahzib. c: 2. s: 43/Vesail-uş Şia. c: 2. s:32.



B:İMAM SADIK (a.s.) VE EBU SALEME VE EBU MÜSLİM'İN DAVETİ


İmam Sadık (a.s.) kendi ashabını öyle eğitti, yetiştirdi ki, onjar fıkıh ve hadis bakımından Caferi mezhebinin kurucula­rından oldular. İmamın o koşullar altında hakim düzen karşısındaki siyasi faaliyetleri mevcut hükümetten razı olma­makla ve İslamın imamet ve önderliğinin Rasulullah (s.a.a.)'ın hanedanına mahsus olduğunu açıkça savunmakla mahdut idi.

İmam Sadık (a.s.) silahlı hükümete karşı gerekli hazırlık­ları yapmadan -bizzat kültürel konular üzerinde durulmadan-başlatılan silahlı hareketin bozguna uğramak ve yenilmekten başka bir neticesi olmadığına inanıyordu.

Hakim düzene karşı hareket başlatmak ve bununla zafere ulaşabilmek için imamete inanan kapsamlı bir şii hareketi gerekliydi Aksi halde, sade ve aceleyle başlatılan bir hareket devam et­meyecek ve hatta fırsat güden kimseler bundan kendi çıkar­larına göre yararlanacaklardı.

Nasıl ki Zeyd b Ali ve ondan sonra da Yahya b Zeyd'in Horasan'da başlattıkları hareketten Abbasoğulları kendi çı­karları doğrultusunda istedikleri kadar faydalandı ve amelen 'Ali Muhammed razıdır' şiarından kendilerini hedef olarak tebliğ ettiler ve bu telaşlarına ilave olarak da bazılarının na­klettiğine göre Ebu Haşim b. Muhammet b. Hanefiye'nin hila­fetinden taraftarlık etmede faal olan Talibiyin'i de öldürdüler.

Bunların neticesi sonralan belli ddu çünkü Caferi fıkhı gün geçtikçe yücelen güçlü bir şiilik oluşturdu: ve sadece siyasi yolda faaliyet gösteren Zeydiye ve Hariciler ise çok geçmeden kültürel mahdudiyete düçür olup nisbeten güçlü mevzilerini gitgide kaybettiler, çözülüp dağılmaya yüz tuttular ve neticede Abbasoğullan siyasî-nizamî üstünlük elde ederek koskoca islam devletinin başına geçler.

Bu da. Haşim oğullarının adayının Hasan oğullarından sadece Muhammet b. Abdullah adında biri olduğu bir durumda gerçekleşti. İleride bunun kıyamı hakkında bahsedeceğiz fakat burada bu kıyamm sadece imam Sadık (as.) ve Abbas oğullarıyla ilgili kıs­mını ele alıyoruz.

Abbas oğullarının asıl daveti -Âl-i Muhammed'in veziri diye tanınan Ebu Saleme Hallal"112 ve Ebu Müslim Horasani-tarafından başlatıldı (bu mevzu, kendi yerinde bahsedil­miş ve açıklığa kavuşmuştur) ilk olarak bu hareketin asıl şiarı "Al-i Muhammed" idi; halk bu sloganı işitince akıllarına gelen tek şahıs şialardan biriydi fakat şiaların siyasi pasifliği ve Ab­bas oğullarının sürekli faaliyeti, perde ardındaki olayları Abba­s oğullarının lehine değiştirdi.

Aynı zamanda işin kilidi Ebu Sa­leme HallaCın elindeydi. O, Kûfe'de Saffah ve Mansur'u hazır­lamıştı ve Beni Ümeyye çöker çökmez Saffah için halktan biat aldı. Ama bir süre sonra şialar için davet etmek ve şiaları Abbasilerin yerine oturtmak istemesi suçuyla öldürüldü.

O koşullar altında İmam Sadık (a.S.) münasib bir ortamda değildi ve siyasi açıdan uygun bir durumda bulunan Muham­met b. Abdullah da Abbasiler karşısında duramayıp varlığını sürdüremedi Buna göre şiaların güvenebilecekleri hiçbir cid­di siyasi hareket yoktu.

İmam Sadık (as) a göre Ebu Saleme'nin daveti sağlam bir temele sahip değildi ve bu yüzden de onun yazdığı mektu­bun cevabında Ebu Saleme nin elçisine şöyle buyurdu: Ebu -Saleme, başka birinin şiasıdır "112. Bazılarının naklettiğine göre Ebu Müslim de bu husüsda İmam Sadık (a.s.)'a mek­tup yazmış ve İmam Sadık (a.s.) da onun cevabını şöyle yazmıştı:

"Ne sen benim şialarımdansın ne de zaman benim za-
manımdır.""113

Kısacası imamın bu hareket karşısındaki tepkisi ihtiyat ve davetin içeriğiyle muvafık olmamasıydı, nasıl ki İmam, bu tutumları Abdullah b. Hasan'a. kendi oğlu Muhammed'in hak­kında tavsiye etti. Ebu Saleme'nin Abbas oğullarına vefakarlığı

112) el-Vuzera-u vel-Küttab. s 84 - O da Ebu Müslim'de mevaliden sayılıyorlardı

113) Bakınız: Hayat-ul İfnarrur Aza. s: 49.

ve bu husüsda tamamen ayrılmaması, onun davetinin ciddi olmadığını göstermektedir. Hatta onun, kendi davetinde ka­rarlı olduğunu farzetsek bile o, Ebu Müslim ve Abbasiler var­ken kendi davetine nasıl amel edebilirdi? Bu yüzden onun davetini kabul etmek göre göre ölüme atılmak demektir.




C)İMAMIN MANSUR'A KARŞI TUTUMU


İmam Sadık (a.s.)'ın yaşamının son kısmı Mansur'un hükümet ettiği dönemle karşılaşmıştı. İmam Sadık (a.s.). Haşim oğulları arasında kendine has manevi bir şahsiyete sa­hip biri olarak tanınıyordu114. O, Mansur'un döneminde hem yüce bir ilmî şöhrete sahip idi ve hem de çoğu Ehli sünnet fakihleri ve hadisçileri tarafından kendisine teveccüh ediliyor­du.

Mansur'un, şialara karşı beslediği derin kinden dolayı o hazreti şiddetli «bir şekilde-göz altına alması ve özgürce yaşamasına engel olması tabii idi. İmam Sadık (a.s.) aynen babalan gibi. imametin kendilerine ait bir hak olduğu husu­sundaki itikadını gizlemiyordu ve o hazretin İbn-i Ebi Ya'fur gibi ashabının. İmam Sadık (a.s.)'a itiaat etmenin farz olduğu hakkındaki tutum ve.davranışları, şianın bu ilkeye sağlam bir itikadı olduğunu göstermektedir.

İmam Sadık (a.s.) bir hadis de şöyle buyuruyor:

"İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Namaz, Zekat, hacc, oruç ve velayet. Zürare diyor ki "Bunların hangisi daha önemlidir?" diye -sordum. İmam buyurdu: 'Velayet; çünkü velayet diğerlerinin kilididir ve halkı onlara doğru hidayet • eden, yönlendiren validir,""115

Velayet, bu hadis de diğer asıl konuların uygulanmasının ona bağlı bir temel ilke olarak tanıtılmıştır. Bu metot Mansur için çok tehlikeliydi ve bu yüzden de imamı öldürmek için bir

114) (İbn-i İmad Hambali). Şazvat-uz Zahcb. c: 1, s:220/Cihad-uş Şia. s: 104.

115) Vesail-uş Şia. c. 1. s7-8.

fırsat arıyordu. İbn-i Anbet şöyle yazıyor: "Mansur defalarca imamı öldürmek için karar verdi ama Allah imamı korudu."116 İmam, faaliyetlerini genelde gizlice yapıyor ve kendi as­habım, daima Ehl-i beytin sırlarını gizlemeye emrediyordu. Bu husus da o hazretten bir çok hadis nakledilmiştir117.

Bu yüzden de imamın nasıl faaliyet ettiği tamamen tarihde anla­tılmamıştır. Fakat önceden de söylediğimiz gibi şiarım önder­liği, imamiyenin bütünlüğünü korumak için katiyen gizli prog­ram ve faaliyetlere sahip idi.

İmam genelde Mansur un sarayına gitmeye zorlanma­dıkça gidip gelmekten çekiniyordu ve bu nedenle de Mansur tarafından kendisine itiraz ediliyordu"118. Mansur bir gün imama şöyle dedi: Niçin başkaları gibi görüşümüze gelmiyorsun? İmam şöyle cevap verdi:

"Senden korkacak ne yapmışız? Senin yanında ahiretle ilgili ne var ki ona göz dikelim? Sahip olduğun bu makam da aslında tebrik edilecek bir nimet değil ve sen de onu. teselli vermemiz için bir musibet olarak kabul etmiyorsun, o halde senin yanında ne işimiz var? "

Böylece İmam. onun hükümetinden razı olmadığını izhar ediyor ve kendi ashabına padişahlarla oturup kalkmaktan sakının" diyor ve onları (padişahların yanına gidip gelmekten sakındırıyordu ve hatta padişahların sarayına gidip gelen alimleri bu işlerinden dolayı ikaz edip şöyle Duyuruyordu

"Fakihler, peygamberlerin eminleridirler; padişahlarla, sultanlarla oturup kalkan bir fakih. görürseniz onu suç-layın.'120

Mansur bir gün imama sordu:

116) Umdet-ul Metali b fi Ensab-ı Âl-i Ebi Talib. s: 195. Necef baskısı.

117) Müstedrek-ül Vesail. c: 12. s: 291-304.

118) Müstedrek-ul vesail, c: 12. s: 307.

119) KeşM Ğumme. c: 2. s: 208-209/el-imam-us Sadık (Ebu Zuhre).s: 141.

120) Keşf-ul Ğumme. c: 2. s: 184/Tehzib-ul Kemal, c: 5. s 88/(Zahe-bi). Siyer-u Alam-un Nubela. c: 6. s 262.

"Allah niye sineği yaratmıştır? Buyurdu: Sinek vesilesiyle zalimlerin burnunu yere sürmek için."121

Aranızda hükmetmesi için tağuta başvurmayın ünvanındaki İmam Sadık'tan nakledilmiş olan rivayetler o hazretin hakim düzene karşı nasıl davrandığını göstermektedir. Bu ko­nuyla ilgili bir soruya İmam şöyle cevap verdi:

"Aralarında hak veya batıl bir iş için onlara -hakim veya onun kadılarına- başvuran biri tağutu hakem seçmiş olur."122

Bazı müellifler imamın, hakim düzene karşı bir kıyam başlatacak veya onu yönlendirecek bir siyaseti takip etmesi gerektiğini sanmışlar. Tabii ki bu tasarı Zeydiler açısından doğrudur; şia görüşünce ise imamın siyaseti, en aşırı kıyam­ları Beni Ümeyye ve Beni Abbas'ın fasit düzenlerine karşı ön­derlik ediyordu ve kendisi de sağlam ve köklü bir fıkhî ve kül­türel temele dayalıydı.

Bu hakikat, şia tarihinde tamamen gözlenmiş, esasen Caferi isminin İmam Sadık (a.s.)'ın mek­tebine söylenmesi o hazretin kendi döneminde başlatıl­mıştı'123. Şehristani'nin bu konuda yazmış olduğu şeyin büyük bir hata olduğu bundan anlaşılmaktadır. O. imamın toplumsal davranışını vasfederken şöyle yazıyor:

"Asla imamet düşüncesine koyulmadı ve kimseyle de hi­lafet uğrunda çatışmadı."134

Bu söz, şianın gerek imamın kendi döneminde ve ge­rekse ondan sonraki durumunun hakikatiyle asla uyum sağla­mamakta ve bağdaşmamaktadır.


D:İMAMIN MUHAMMED


B. ABDULLAH


B. HASAN'A (NEFS-İ ZEKİYYE) DAVRANIŞ TARZI


Hasan oğullarıyla Hüseyn oğullarının ihtilafa düşmelerinin nedeni. Abdullah b. Hasan b. Hasan'ın kendi

121) Keşf-ul Ğumme. c. 2. s: 158/Tahzib-ul Kemal, c: 5. s: 92-93

122) Furu-u Kafi, c. 7. s: 41/Tahzib. c. 6. s: 218/Vesail-us. Şia. c. 18.s: 453.

123) Rical-i Keşsi. s: 255.

124) el-Milel-u ven-nihel. c: 1. s: 147.

oğlu Muhammed’i Âl-i Muhammed'in Kaimi129 olarak tanıtmalarıydı. Belki de Abbasiler, özellikle de Mansur bu ihtilaftan siyasî bakım­dan faydalanmak için onu tutuşturdular. Zeyd'in kıyamından ve sehadetinden sonra şia ve abbasi Haşimoğulları Muham­met b. Abdullah'a biat etmeye boyun eğdiler (İmam Sadık (a.s.) ve diğer bir kaç kişi hariç).

Abbasilerin perde ardındaki hareketinden haberdar olduğumuz kadarıyla, bu kıyamı ihtimale zaruret gereği sırf bir siyasi tutum olarak telakki etmek, gerek. Bu biat mevzuunu Ebul Farec Isfahan! bütün ayrıntıla­rıyla nakletmiştir. Onun naklettiğine göre abbasilerden Davud b. Ali, İbrahim İmam. Salih b. Ali, Mansur ve Saffah biat toplantısına katılmışlardı. İmam Sadık (a.s.)'tan söz edilince Nefs-i Zekiyye'nin babası Abdullah b. Hasan şöyle dedi:

Cafer'in burda olmasına gerek yoktur çünkü o burada olsaydı, işinizi bozardı."

İmam toplantıya katılıp onların kıyam, etmesiyle muhale­fetini bildirince, Abdullah b. Hasan "İmamı kıskanarak böyle yaptı dedi'26.

Bu meseleden sonra çok geçmeden her iki kardeş -Mu­hammet b. Abdullah b. Hasan Medine'de. İbrahim ise Bas­ra'da- kıyam-edip abbasilerin ordusuyla kısa bir müddet sa­vaştıktan sonra öldürüldüler. Bu yenilgi Irak ve İran'da silahlı kıyam başlatan diğer Zeydilerin yenilgilerinin başlangıcı oldu.' Ancak bu kıyamlardan / biri -Hasan b. Zeyd'in kıyamı-Taberistan'da nisbi bir başarı kazanıp elli yıla yakın bir müd­det (üçüncü yüzyılın ikinci yarısı) devam etti.

125) Makatil-ut Talibin s141

126) 1Makatil-ut Talibin s40/41/Zyd’in siret ve hayatı (keriman) s.75 İrşaddan naklen s276/277/A’lam-ul Vera (tercümesi) s383-384/el imamus Sadık (ebu Zühre) s56 el- ihticac’dan naklen keşf-ül gumme c2 s172-173/taberi c7 s302. izzuddin baskısı