6-İMAM CAFER SADIK (AS)
 




İMAM SADIK(a.s)


Ebu Amr Cahiz:

Cafer b. Muhammed ilim ve fıkhıyla dünyayı doldurmuştur. (Resail-i Cahiz, s: 106).

Şiaların altıncı imamı, hicri 80 veya 83 yılında dünyaya gelen Cafer b. Muhammed es-Sadık (a.s.)'tır.

Şianın fikrî ve itikadı açıdan asri dayanağı İmam Sadık (a.s.) olup.Ehl-i beytin hadis ve ilimlerinin büyük bir bölümü bu imam tarafından yayılmıştır.

İmam Sadık (a.s.) şiada vü­cuda gelen fırkalar arasında kalıp şiayı inhiraflardan korumak gibi önemli bir vazifeye her şeyden daha çok ihtimam göste­riyor, öncelik hakkı tanıyor ve daima onun fikirsel ve inançsal ihlasını ye mektebî bağımsızlığını tehdit eden kendi zamanın­daki inhiraflar karşısında etkilenmesini önlüyordu.

Cafer b. Muhammed Sadık (a s.)'ın imameti hakkında nakledilen hadisler Kafi (kitab-ul hüccet babı), Keşf-ül Ğumme fi marifet-il Eimme', İsbat-ul Vasiyye. İrşad-ı Müfid ve İsbat-ül Hüdat gibi şianın hadis ve tarih kitaplarının çoğunda zikredilmiştir.

İmam Bakır (a.s.) Medine'de yaşıyordu ama İmam Sa­dık (a s)'ın şialarının çoğu Irak'ta okluklarından veya daha başka nedenlerden dolayı o hazret bir süre Irak'ta yaşadı.

1) Keşf-ül-ül Ğumme. c. 2. t: 167-173.

O hazretin döneminde hükümet Emevierin elinden çıkıp Abbasilerin eline geçti. İmam Sadık (a.s.) -diğer imamlara -oranla- uzun bir süre halkı aydınlattıktan sonra nitekim 148 hicri kameri yılının Şevval ayında dünyadan göçüp, şialarını kendi yokluğundan kaynaklanan büyük ve ebedi bir üzüntüde bıraktı.

O hazretin şehadeti hakkında ehli sünnetten bir hadis nakledilmiştir2, fakat Ebu Zühre onu sahih bilmemiş ve kendi görüşünü isbat etmek için de Mansur'un İmam Sadık (a.s.) hakkındaki övgülerine ve -Yakubi'nin rivayet etmiş olduğu- o hazretin dünyadan göçüşünden dolayı duyduğu üzüntüye istinat etmiştir3.

Aynı şekilde o. Mansur'dan bu tutumunu onun kendi hi­lafetinin temellerini sağlamlaştırmak doğrultusundaki tutumuy­la muhalif olduğuna inanmaktadır4.

Fakat bu iki şeyden hiçbirinin, o hazretin şehid olmadığına dair tarihi senet ve delil olmadığını söylemek gerek. Çünkü Mansur'un -İmam Sadık'(a s) m onun emriyle şehid edildiğini zahiren kabul etmek istemediği için - bir halife olarak üzüntü duyması tamamen doğal bir şeydir ve bunun benzerini de Masun İmam Rıza (as)nın hakkında yapmıştı Genelde sultanların ve onların emriyle gerçekleştirilen siyasi öldürmeler hakkında böyle bir tutum doğal ve normal bir şey'dir.

Ve aynı şekilde Mansur'un hareketi, şiaların pek çoğunu öldürmesi ve hiç duraksamadan, onlara karşı düşmanlık bes­lemesi, Ebu Zühre'nin Mansur hakkındaki anlayışıyla tama­men çelişkilidir.

Bilakis İmam Sadık (a.s.)'ın Mansur'un emriyle öldürül­müş olması onun hükümet hakkındaki tutumuyla tamamen uygundur. Onun kendi düşmanlarıyla ilgili uyguladığı metodu da buydu. Mansur kendi tutumunun yan etkilerinden em­niyette kalabilmek için bu gibi teşebbüslerini perde ardında ve tamamen gizli bir şekilde gerçekleştiriyordu.

Buna göre. O hazretin Mansur'un eliyle zehirlendiği hususunda bir tarihî se­net mevcutsa bunun kabul edilme zeminesi Mansur'un üzüntü duyması zeminesinden daha çoktur.


İMAM SADIK (a.s.)'ın AHLAKÎ VE FIKHÎ ŞAHSİYETİ


İmam Sadık (a.s.)'ın ilmî boyutu hakkında bir çok delil­ler mevcuttur. Şiaya göre o hazret, Allah tarafından imamet makamına tayin edilmiştir ve böyle bir inanç ve anlayış tarzı­nın doğrudan bıraktığı netice, ö hazretin imamete has ilme sahip olmasıdır. O hazret ehli sünnet arasında hadis rivayet etmek, fakihlik ve fetva vermek bakımından yüce bir makama sahiptir.

Öyle ki Ebu Hanife. Malik b. Enes ve kendi hadisçilerinin büyüklerinden büyük bir grubu İmam Sadık (a.s.)'ı kendi üstad ve hocalarından biri olarak kabul etmişler. Malik b. Enes İmam Sadık (a.s.)'ın huzurunda uzun bir süre öğren­cilik eden. ders okuyanlardan biri olup o hazretin şahsiyeti hakkında şunları söylüyor:

'Bir süre Cafer b. Muhammed (a.s.)'in huzuruna varıyor­dum o hazret mizah, şaka ehliydi ve daima hafiften bir gü­lümseme dudaklarında görünüyordu. Onun huzurunda Rasulullah (s.a.a.)'ın adı söylendiğinde onun rengi önce yeşile ve daha sonra da sarıya dönüşüyordu. O hazretin evine gidip geldiğim sürece onu hep namaz kılarken veya oruçlu iken veyahut da Kur'an okumakla meşgulken görüyordum ve asla abdestsiz iken Rasulullah (s.a.a.)'tan hadis nakletmez ve fay­dasız bir şey söylemezdi.

O. bütün vücudu Allah korkusuyla dolu olan takvalı. zahit alimlerden idi. Onun huzuruna var­dığım her zaman üzerinde oturduğu kendi minderini bana ve­rirdi."5

Amr b. Mikdam'ın şöyle dediği nakledilmiş


2) el-tthaf (Şebravi). s: 147.

3) Yakubi. c: 3. s: 117/el-İmarn-us Sadık (Ebu Zühre). s 67.

4) El-İmam-us Sadık (a.s.). s: 6

5) el-Menakib (Zavavi), s: 41. el-lmam Malik (Ebu Zühre). s: 94-95 den nahten/el-lmam-us Sadık vel-Mezahib-ul Erbea. c: 2? s: 53/et-Teves-sul-u vel-Vasile (İbn-i Taymiye). s: 52.


"Çatar b. Muhammed (a.s.)'a baktığımda onun Pey­gamberler soyundan okluğunu anlıyordum."16

Üçüncü yüzyılın meşhur alimlerinden olan Cahiz imam Sadık (a.s.)'ın hakkında şöyle suntan söylüyor

"Cafer b. Muhammed (a.s.), ilim ve fıkhı dünyayı doldu­ran biridir. Ebu Hanife ve Süfyan Savri'nin onun öğrenclerinden oldukları söylenmektedir, bu ikisinin o hazretin öğrencile­rinden olması onun ilmî azameti hakkında yeterlidir."7

İbn-i Hacer Haysemi de o hazretin ilmî şahsiyetini met­hederken Yahya b. Said, İbn-i Cürayh. Malik, Süfyan Savri, Ebu Hanife, Şü'be ve Eyyüp Secistani gibilerinin o hazretten. hadis naklettikleri hususuna değinmiştir8.

İmam Sadık ,(a.s.)’ın şahsiyeti hakkında 'alim ve düşünürler bir çok sözler söylemişler ve Üstad Esed Haydar da bu sözlerin büyük bir bölümünü değerli "el-İmam-us Sa-dık'vel-Mezahib-ul Erbea" kitabında bir araya toplamıştır9 ve bu yüzden de onlara burada değinmemize gerek yoktur. O hazretin dersine katılan veya ondan hadis nakleden ilim severlerin, muhassillerin çokluğu İmam Sadık (a.s)'ın ilmî şah­siyetinin azametini göstermektedir.

Hasan b. Ali el-Veşşa' "Küfe mescidinde, Cafer b. Mu­hammed (a.s.) şu hadisi buyurdu, diyen dokuz yüz kişi gör­düm" diyordu10.

O hazretin huzurunda ilim öğrenen ve hadis dinleyen kimselerin dört bin kişi hududunda olduktan söylenmektedir11.

Ehl-i Sünnet kaynaklarında takva ve ilimle meşhur ' olan- Süfyan Savri Naşir b. Kesir Re birlikte İmam Sadık (a.s.)'ın huzurunda edeple diz çöküp ilmî ve ahlakî açıdan o hazretten yararlanmışlardır12.

Naşir hacc mevsiminde Süfyan ile imamın huzuruna gelerek "Ben hacca gitmek istiyorum; bana biç şey öğret de onun sebebine kurtuluşa ereyim" dedi. İmam da onlara bir dua öğretti'3. Başka zamanlar da acizce-sine imamdan, kendisine bir hadis nakletmesini istiyordu14.

Bu arada İmam Sadık (a.s.)'tan uydurma hadisler nakle­derek onu itibardan düşürmek isteyen kimseler de vardı.

Şerik, bu hususda şöyle diyor: "Cafer b. Muhammed salih ve takva!) biridir ama bazı cahil kimseler, onun yanına gi­dip geliyor ve dışarda da o hazretten uydurma hadisler na­klediyorlar, onlar mal kazanmak ve halktan para koparmak için her münkeri o hazrete isnat ediyorlar. Bu şahıslardan bi­ri, "gulat'in meşhurlarından biri olan Beyyam b. Sem'an'dır. Bu şahıs, imamı tanımanın namaz, oruç ve bütün şer'i farzlar yerine yeterli olduğunu iddia etmektedir.

"Şerik, sözlerine şöyle devam ediyor: "Cafer (a.s.)'in makamı bütün bu yalan­lardan pak ve beridir fakat halk bunları dinliyorlar ve neticede imamın makamı onların görüşünde sarsılıyor. 'I5

Kısacası imam kendi döneminde bilhassa toplumun alim ve düşünürleri tabakasının gözünde hayret edici bir azamete sahip bulunuyordu. Ebu Zühre bu hususda şöyle yazıyor:

"İslam alimleri, onca görüş farklılıklarına ve mektepleri­nin değişik olmasına rağmen İmam Sadık (a.s.)'tan ve ilmin' den başka birisi hakkında ittifak etmemişler'16.


6) Tahzib-ut Tahzib (İbn-i Hacr Askalani). c. 2. s: 104/Keşf-ul
Ğumme. c: 2. s: 18/el-Kamil-u fi züafâ-ir Rical (ibn-i Adiy) c. 2. s:556/Siyer-u A'lam-un Nübela. c: 6, s: 257.

Resâil-u Cahiz. i: 106.

17) es-savaik-ül Muhrike, »: 120.

18) el-İmam-us Sadık (a.s.O vel-Mezahto-ul Erbea. c. 1, s: 51-62

10) el-imaga-us Sadık (Farlullah). ş: 129/eMmam-us Sadık vel-Me-zahib-ul Erbea. c. 1. s: 67.

11) Keşf-ül Ğumme, c: 2. r 166. Tebriz tMskışı.

12) İkd-ül Ferid. c: 3. s: 175/Tezkiret-ül Hüffaz. c: 1. s: 167/el-ithaf bi-Hubb-tl Eşraf, s: 147/Keşf-ul Ğumme, c: 2. s: 157.

13) Tarih-i Gürcan (es-Sahmi). s: 554/Tahzib-ül Kemal (el-Mazzi). c: 5. s: 92/ibn-u Asakir. TaberVden naklen, c: 15, ün Baskısı, s: UOOOV.

14) Tahzib-ul Kemal, c: 4. t: 85/Siyer-u Alam-un Nubela c: 6. s: 261

15) İhtiyar-u Marifel-ir Rical (Tûsi), s: 324-325. Meshed baskısı,

16) el-İmam-us Sadık (Ebu Zuhre), n: 66.

Meşhur "Milel ve Nihel" kitabının yazan Şehristani ima­mın ümî ve ahlakî şahsiyeti hakkında şöyle yazıyor:

"O, din konulan hakkında sonsuz bir ilme, hikmette çok yüce bir 'görüşe ve dünya islerine ve onun süs püsü karsısında ise çok güçlü bir zühd ve takvaya sahip olup nefsani şehvetlerden de kaçınıyordu."17

Ebu Hanife İmam Bakır (a s.)'dan büyük bir ölçüde fay­dalanmasının18 yanı sıra İmam Sadık (a.s.)'dan da hadis nakletmiştir. Onun İmam Sadık (a.s.)'tan naklettiği hadisler "el-Âsar" kitabında çok görülmektedir19.

Onun kendisi İmam Sadık (a.s.) hakkında şöyle diyor­du:

"Ben Cafer b. Muhammed (a.s.)'den daha fakih birini görmedim, şüphesiz o İslam ümmetinde herkesten daha çok bilendir."?20

Meşhur tarihçilerden olan İbn-u Hallekan o hazret hak­kında şöyle söylüyor:

"O. İmamiyye'nin şiaların on iki imamından biri ve Rasu-lullah (s.a.a.)'ın Ehli beytinin büyüklerindendir. Ve sözleri doğ­ru olduğundan dolayı "Sadık' lakabıyla meşhur olmuştur, onun fazileti, söylenemeyecek kadar meşhurdur."21 Şeyh Müfid de onun hakkında şöyle diyor: "İslam alimlerinin, o hazretten naklettikleri hadis miktarı onun hanedanının diğer fertlerinden nakledilmemiştir."22

Daima şiilerle mücadele eden abbasi halifesi Mansur, ehli sünnetin Malik b. Enes gibi bazı fakihlerini öne sürmekle

17) el-Milel-ü ven-Nihel. c: 1. s: 147. Mısır baskısı/el-İmam-us Sadık
(Ebu Zühre). s: 39.

18) Cami-ul Mesanid (Ebul Müeyyed Muvaffak b. Ahmed el-Haraz-
mi). c: 2. s: 349 - Beyrut baskısı. Yayınlayan: Dar-ul Kutub-il İslamiye.

19) el-imam-us Sadık (Ebu Zühre). s: 38.

20) Cami-ul Mesanid, c. 1. s: 222/el-imam-u* Sadık (Ebu Zühre) s:
224/el-İmam Ebu Hanife. s: 70.

21) Vefayat-ulAyan. c:8, s: 105

22) Kesf-ül Ğumme, e: 2, s: 166.

İmam Sadık (a.s.)'ın fıkhî boyutunu itibarını sarsmak is­tiyordu. O, Malik'e şöyle diyordu: And olsun Allah'a halkın en akıllısı sensin... Eğer ömrüm yeterse senin fetva ve sözlerini Mushaf gibi yazdırıp her bölgeye göndereceğim ve halkı da onu kabul etmeye zorlayacağım."23

Mânşur'un bu hareketi onun Malik'e dan istek ve ilgisin­den kaynaklanmıyordu. O, Malik'i halka örnek göstermekle imam Sadık (a.s.)'a karşı duyduğu kin ve haset ateşini sön­dürmek istiyordu.

Mansur, imamın fıkhî ve ilmî şahsiyetini zedelemek ve sarsmak için her işe el atıyordu ve bu doğrultuda İmamı İslamî Mimler sahnesinden saf dışı edebilmek için Ebu Hanife'yi, imamın karşısında durup, onunla tartışmaya zorluyor­du. Ebu Hanife'nin kendisi bu macerayı şöyle nakletmiştir:

Mansur bana şöyle dedi: "Halk hayret edici bir şekilde Cafer b. Muhammed'e meyletmiş ve akın-akın ona doğru yö­nelmişler, sen bazı zor konulan hazırla ve onların çözümünü Cafer'den iste. O senin sorularına cevap veremeyince halkın gözünden düşecek. Ben de çok girift ve zor olan kırk konu hazırladım."

İmam Sadık (a.s.) ve Ebu Hanife "Hayre"de Mansurjjn karşısında birbirleriyle karşılaşıyorlar. Ebu Hanife Mansurrun düzenlediği toplantıya girdiği anı şöyle vasfediyor:

"Meclise girdiğimde şahsiyetinin haybet ve azameti, hat­ta Mânşur'un kendisini bile etkileyen Cafer b. Muhammed (a.s.)'i gördüm, selam edip yerimde oturdum. Bu sırada Mansur bana hitaben şöyle dedi: Sorularını Ebu Abdullah (a.s.)'tan sor. Ben de getirdiğim soruları peşpeşe o hazretten sordum. O da cevabında şöyle diyordu:

Bu konu hakkında sizin inancınız şudur, Medine'liler şöyle diyorlar ve biz de şöyle diyoruz. Sorulan soruların bazısı hakkında o hazretin görüsü bizim görüşümüzle ve diğer bazı konularda da Medinelilerin görüşüyle muhalif idi. Böylece hazırlanan kırk me­sele o hazrete sunuldu ve cevaplan da alındı."

23) Tezkiret-ul Hüffaz. C. 1, s 209.

Ebu Hanife. bu münazaradan sonra ister istemez imam Sadık (a.s.)'a işaret ederek son sözünü şöyle dedi:

‘’Halkın en bilgilisi, halkın muhtelif görüşlerini bilen kimsedir."24

İmamın da aynen yüce ceddi Emir-ül Müminin (a. s.) gi­bi şöyle haykırması tabii idi.

"Beni kaybetmeden önce istediklerinizi bana sorun. Benden sonra kimse benim gibi size hadis söyleyemez."25

İmam Sadık (a.s.)'tan sadece fıkıhla ilgili değil: tefsir, kelam ilmi ve ahlak konulan hakkında da değerli hadisler elimize gelip ulaşmıştır. "Kafi" kitabının 'Usul faslına' bakmakla İslamın aklî konuları hakkındaki imamın görüşünün derinlik ve genişliği biraz da olsa aydınlığa kavuşur "el-Bürhan", 'Safi" ve "Nur-us Sagaleyn" tefsirleri de fazla bir miktarda imamın hadislerini içermektedir.

Ehl-i sünnet alimlerinden olan Ebu Zühre bu hususda şöyle yazıyor:

"O hazretin ilmi sadece hadis ve İslam fıkhıyla sınırlı değildi, kelam ilminde dersi veriyordu."26

İmamın kelam üzerindeki görüşlerini bütün ayrıntılarıyla burada nakl edemeyiz fakat onun "Cebr ve Tafviz hakkında buyurmuş olduğu en güzel, en bütün ve en zarif meşhur ta­birine burada değiniyoruz:

"Ne cebrdir ne tafviz, bunların arasında bir şeydir."

Ebu Zühre kitabının başka bir yerinde İmam Sadık (a.s.)
hakkında şöyle diyor:

"imam Sadık (a.s.), bu «ilimlerden daha üstün olan ardak zeminesinde ve ahlakı bozan nedenler hakkında çok değerli bir bilgiye sahip idi."27

İmamdan hadis nakledenlerin sayısı pek fazladır ve bu şahısların isimleri İmam Mazzi'nin 'Tahzib-ül Kemal" kitabın­da28 ve 'Tahzib-ut Tahzib" gibi "Rical" hakkındaki kitaplarda mevcuttur. Bu şahısların arasında ehl-i sünnetin önemli şah­siyetlerinden çoğu da yer almaktadır. Zahebi. İmam Sadık (a.s.)'tan hadis nakledenlerin isimlerini "Siyer-ü A'lam-ün Nü­bela" kitabında zikretmiştir29.

Bu şahısların tümü. Beni Ümeyye döneminde çoğu hadisçilerin imamdan hadis nakletmeye cüret edemedikleri bir zamanda o hazretten hadis nakletmişler. Malik b. Enes'in hakkında şöyle denmiştir.

"Abbasiler hükümete geçinceye kadar Cafer b. Muham­met (a.s.)'ten hadis nakletmedi."30


İMAM SADIK(a.s.)'IN ŞİALARI


İmam Sadık (a.s.)'in ashabının çokluğu ve sidiğin ge­nişlemesi, dolayısıyla bir takım uyumsuzluklar ve ihtilaftan da doğuruyordu. İmam Sadık (a.s.)'ın bütün öğrencileri ve şifleri o dönemde kendi fikir ve düşüncelerini doğru bir açıda yönlendiremiyor ve dinî öğretilerin tümünü Muhammed b. Müslim ve Zürare gibi dinî öğretilerin asi kaynağı olan risalet haneda­nından atamıyorlardı.

Onların çoğu. ehl-i sünnet hadiselerinin dersine de gi­diyorlardı. Bu da. onların düşünce ve anlayış tarzını etki­liyordu. Başka bir taraftan da O hazretin izleyicilerinin çok­luğu, onların uzak ve yakın bölgelerde dağınık olmaları, onla­rın her birinin şahsan imama müracaat etmelerini imkansızlaştırıyordu. Bu yüzden onlar fıkhî, itikadî vb. konularda on-



24» Tahzib-ul Kemal -
25) Tahzib-ul Kemal, c: 5 s.79 Siyere A'lam-un Nübela. c: 6. s.257/el-kamil-u fi züefa-ir rical. c: 2. s: 556.

26)el-İmam-us Sadık (Ebu Zühre) s: 66.
28)Tahzib-ül Kemal c: 5. s 75-76
29)Siyef-ü Alam-un Nubela (Zahebi). c: 6.s: 256.
30)el-Kama-u fi Zuefe-ir rical (İbn-i Adiy), c: 2. s 555/ siyer –ü Alam –un mübela c.6 s.256

meşhur şialara müracaat ediyorlardı ve böylece haliyle onla­rın arasındaki görüş farklılıkları bu yoldan diğer şialara da sı­zıyordu. Ayrıca bazı şiaların arasındaki siyasi anlaşmazlıklar onların, önceleri şal toplantılarına faal olarak kattan Abbasilerin yeni kurduktan hükümete meyillenmelerine neden oluyor­du ve bu da, Şiilerin arasındaki ihtilaflara! etkenlerine ekle­niyordu.

Bunların yanı sıra Zeydiye hareketi de bu tafrikanın ne­denlerinden biriydi. Zeydiye'nin inkilabî hareketlerinin çıkma­sıyla siyasî ve eylemci şiaların çoğu bu fırkaya meyillenerek onların yanlarında yer aldılar ve neticede bu gibi olaylar ön­ceki etkenler gibi şia üzerinde menfi ve nisbeten derin etkiler bıraktı.

Aynı zamanda İmam Sadık (a.s.)'ın ashap ve izleyicileri arasında o hazretin gerçek şialarından sayılan ve o hazretin ilim ve hadis üzerindeki eserlerini korumada yılmadan, yorul­madan sürekli çalışmalarda bulunan kimseler de mevcut idi.

İmam Sadık (a.s.)'ın kendisi bu hususda şöyle buyuruyor:

Zürare, Ebu Basîr Lays el-Muradi, Muhammed b. Müs­lim ve Bürayd b. Muaviye el-İcliden başka kimse bizim ve­layetimizi ve babamın hadislerini diriltmedi. Eğer bunlar olma­saydı kimse bizden ve hadislerimizden haberdar olmazdı, bunlar dinin koruyucuları ve Allah'ın helal ve haramları hak­kında babamın itimad ettiği kimselerdirler. Bunlar dünyada bize doğru hareket ettikleri gibi ahirette de bize yönelecekler­dir."31 .

Yine buyurdu:

'Allah Züraret İbn-i A'yan'a rahmet etsin; eğer Zürare ve onun gibileri olmasaydı babamın hadisleri yıpranıp yok durdu.32

31) İhtiyar-u Marifet-ür Rical (Tûsi). s: 137/vesail-uş şia. c: 18.s. 103-104.

32) İhtiyar-ul Marifet-ür Rical s. 136.


imam Sadık (a.s.) bu kimselerin bazılarını şiaların müra­caat etmeleri gereken kimseler olarak tanıtıyordu. Şiaların biri "bir sorumuz olduğunda kime müracaat edelim?" diye sor­duğunda İmam şöyle buyurdu:

"Esedî'den sor yani Ebu Basir'den öğren."33

Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:

"Niye Muhammed b. Müslim Sakafi'ye müracaa etmiyor­sun? O babamın hadislerini duymuş ve onun yanında ihtiram sahibi idi."34

Bunlara karşılık Zeydiler fle Caferi mezhebi arasında bir nevi arabozuculuk eden kimseler de yok değildi.

Bir gün İmam Sadık (a.s.) Abdül Melik b. Ömer'den ni­çin savaşa katılmadığını sorunca imama şöyle cevap veriyor:

"Bizim İmam Sadık (a.s.) ile hiçbir ihtilafımız yoktur fakat o cihada inanmıyor."

İmam bu ithamı kendinden defettikten sonra söyle buyurdu:

And olsun Allah'a ben de Allah yolunda cihad etmenin farz olduğuna inanıyorum ama onların bilgisizliğinden dolayı kendi ilim ve bilgimi kaybetmek, terketmek istemiyorum.

Şianın meşhur şairlerinden biri olan Seyyit Himyeri. Ab-basilerin şia önüne kurmuş olduğu başka bir inhirafa duçar olmuştu. O. Abbasilerin kurdukları "Kisani" mezhebine mey­letmişti fakat sonraları İmam Sadık (a.s.)'ın huzuruna,gelerek inancından dönüp o hazretin gerçek şialan safında yer al­dı35.

33) Vesail-uş Şia. c: 18. s: 104.

34) Vesaiİ-ul Şia. c: 18. s: 105.

35) İhtiyar-u Ma'rifet-ür Rical (Tûsi). s: 228. Meshed baskısı el-Ağâni.
c: 7. t: 233. Ebul Farec onun tevbt «dişini naklettikten sonra İbn-i Samirden «öyle bir hadis rivayet ediyor: O kendi inanandan tevbe ederek dondu.

Ebul Fartc'in kendisi onun tevbe ettiğine inanmıyor fakat onun tevbe
etmiş olduğu şia kitaplarında bk çok yerlerde teyid edilmiştir. Bakınız: et-
Aflani. c: 7. s: 235.

O, kendi inancından dönüp imam Sadık (a.s.)'a eklenmesini hikayet eden bir şiirinde şöyle diyor:

"Yüce ve güçlü Allah'ın adıyla Cafer b. Muhammed (a.s.)e dönüyorum ve Allah'ın da günahımdan geçeceğine, bağışlayacağına eminim."

Daha sonraları İmam Sadık (a.s.) da ona rahmet dileye­rek onun bazı günahtan işlediğine değinip şöyle buyurdu:

"Allah'ın indinde Ali (a.s.)'yi günahından geçmek mühim

Şiaların kargaşalığıyla ilgili, başka bir deyimle şiaların arasında çıkan. tafrika hususunda dikkati çeken başka bir nok­ta da Abbasi halifelerinden olan Mehdi'nin etrafını alan bazı saray alimlerinin bu'ihtilafları tutuşturmaları ve onları abart­mada yoğun bir faaliyet etmeleriydi. Keşşi bu hususda İbn-i Mufazzal adında birinden söz ediyor.

Bu şahıs, fırkalar hak­kında bir kitap yazmış ve İmam Sadık (a.s.) m ashabından her birinin bir şia fırkasının kurucusu olduğunu söylemiştir

Bu bölümün sonunda İmam Sadık (a.s.)'m şialarından çoğunlukla Irak'ın Küfe bölgesinde olduklarına değinmemiz zorunludur. Diğer merkezlerde ise şia mevcut değildi; mevcut idiyse de sayıları çok az idi. Fakat bazen Horasan'dan da bazıları İmam Sadık (a.s.)'ın yanına gelip ondan fıkhı hüküm­ler soruyorlardı37.

Hafs b. Kıyas hadis nakletmek için Basra'ya gitmişti, onun birkaç kişiden hadis nakletmesini istediler O şahıslar­dan biri de Cafer b. Muhammed (a.s.) idi. Bunun nedeni de Basralıların Camel savaşının başlangıcından itibaren Osman yanlısı olmalarıydı. Hafs onlara "eğer bu sözü Kûfe'de söyler­seniz sizi ayakkabıyla döverler" dedi36,

36)el-Ağani. c: 7. a: 242-277.

37)Tarih-i Yahya b. Muin. c: 4, t: 372.

38)el- kamil-u fi Zutfa-ir Rical (ibn-i Adiy). c: 2, s. 586/Tahzit-il
Kemal, c: 9. s. 78/Siytr-u Alam-un Nübeb. c: 6.s: 257.


İMAM SADIK (a.s.)VE GULAT


İmam Bakır (a.s.)'ın hayatım anlatırken o hazretin Gulat'a karşı tutumunu açıklamıştık. Burada da bu meseleyi-da­ha geniş bir şekilde ele almayı, Gulat'ın faaliyetini ve buna karşılık İmam Sadık (a.s.)'ın tepkisini açıklamayı gerekli gö­rüyoruz. Bizim görüşümüzce imamın onlara karşı tutumu, şiayı dengeli ve usulî bir düzeyde tarihte korumak için gös­terdiği telaş o hazretin en önemli faaliyetlerindendir. Genelde bir mezhep hayatı boyunca iki aşamaya sahiptir.

Varlığını ko­ruma ve gelişip yayılma. Bu iki aşamanın her birinde esasî ve tehdit edici bir tehlike onun pususundadır.

Gulat'ın itikatları, Allah'ın bazı sıfatlarını bazı insan fertle­rine isnad edip onlar için bir nevi ilahlık kabul eden bir takını görüşleri .içermektedir.

Bu görüşler bazen Allah'ın unvanını ve bazen da Allah'tık haddinde olan bazı sıfatları39 onlara is­nat ediyordu. Şia imamları da kendilerinin Allah tarafından tayin edildiklerini söylediklerinden dolayı bu gibi bir isnata maruz kalma zeminesine sahip idiler ve onları aşırı şekilde sevmek ve velayetlerini kabul etmek de gulatın bu gibi tavır­ları için ikinci bir ortam sayılabilirdi

İmam Sadık (a.s.)'ın asil şianın hayatında önemli bir rol' oynayan yasam boyutlarının en önemlilerinden biri o hazretin gulat ile ve guluv meselesiyle açıkça muhalefet ve mücadele etmesiydi. İmamın bu tutumu gufat'ın çeşitli alanlarda mahdudiyetine neden olup onları şia alanından uzaklaştırıyordu.

Aksi halde şiadan hiç bir eser kalmaz ve bu mezhep bazı fır­satçıların elinde oyuncak olur ve mesihi yahudi kültürlerinden etkilenmekle şiayı başka bir kalıba sokarlardı.

39) Maktel-ü Emir-il Müminin (ton-u Bti-d Dünya). "Türasuna" dergi­si, sayı: 12. s: 121. Hadi». 92. Bu. yüce İslam peygamberinin önceleri Emir-ül Müminini uyardığı bir tehdit idi: .

Aynı şekil İbn-i Abbas'a da şöyle buyurmuştu: Guluv etmekten sa­kın, senden önce guluv edenler helak oklular...

Tabakat. c: 2. s: 181.

İmam Sadık (a.s )'ın gulata karşı tutumuna değinmeden önce bir noktaya işaret etmemiz gerekir. Ehl-i sünnet alimle­rinin sonraları yazmış oldukları "fırkalar ve mezhepler" kitap­larında maalesef ki, gerçek şiayı gulattan ayırt edemediklerinden dolayı, kendi okuyucularını meselenin hakikatinden sap­tırmış ve onların pir çıkmazda kalmalarına neden olmuşlardır.

Bir kaç yıl öncesine kadar, henüz Ehl-i sünnet ve cemaatın imamiye şiaların gulattan ayrı oldukları ve İmam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.)'in gulatı kendi topluluklarından çıkar­mış oldukları hakikatine varamamışlardı Bu kitapların müelli­fleri şiaların gulat karşısında sürdürdükleri geniş çaplı müca­delelerden ve şia imamlarının onları tekfir ettiklerinden haber­dar olmuş olsalardı böyle büyük bir hataya düşmezlerdi.

Harta son zamanlarda bazı şarkiyatçılar tam bir umursamaz­lıkla gerçek şianın gûtatın inançlarından doğduğunu kanıtla­maya çalışmışlar. Oysa ki aşağıda konu edilecek olan bazı tarihî gerçeklere dikkat etmek bu iki fırkanın başlangıç tarih­lerinden itibaren birbirlerinden ayrı olduklarını gösterip şar­kiyatçıların bu husustaki kuruntularının, tevehhümlerinin batıl olduğunu rahatlıkla kanıtlayacaktır. İmamların gulata karşı .kullandıkları siyaset:


1-GERÇEK ŞİALARI GULATTAN SAKINDIRMALARI


İmamın gulata karşı tutumlarından biri, gerçek şialar ile' onların arasında mesafe icad etmesiydi. Çünkü onlarla temas kurmak dolayısıyla şia üzerinde kötü etkiler bırakabilirdi.

İmam Sadık (a.s.)'a isnat edilen bir rivayette o hazret Ebil Hattab'ın ashabına ve gulata değinerek Mufazzal b. Maz-yad'a şöyle buyurdu:

"Ey Mufazzal! Gulat ile oturup kalkmayın, onlarla bir ara­da yemek yemeyin ve su içmeyin, arkadaşlıkla onlara el ver­meyin, tokalaşmayın ve onlarla kültürel ve ilmî mübadelede bulunmayın."40

40) Ihtiyar-u Ma'rifet-ir Rical (Tûsi). c: 2. s: 586-Al-ul Beyi müessese­si baskı». Bu kitapla ilgili diğer kaynaklar Meshed baskıstndandır/Müstedrek-tH Vesait, c: 12. s: 315.

İmam Sadık (a.s.)'tan rivayet edilen başka bir hadis de şöyledir:

"Gulat, gençlerinizi inhirafa düşürmesin diye ortan gulat­tan uzak tutun. Allah'ın yaratıklarının en kötüsü gulattır. On­lar, Allah'ın azametini küçültüp onun kullarına Mantık isnadın­da bulunuyorlar."41


2-GULATIN İNANÇLARINI TEKZİB ETMELERİ


İmam Sadık (a.s.), gulatı şia toplumundan çıkarmak için onların inançlarını reddederek hakkı batıldan ayırt eden ölçü­tün Allah'ın kitabı olduğunu söyledi. Aslında o hazret gulatın inançlarını reddetmekle şia hadislerini ve inançlarını tashih etmek doğrultusunda münasip bir fikirsel hareket başlattı.

Şehristani'nin nakline göre Sudayr Sayrafi İmam Sadık (a.s.)'ın yanına gelip şöyle dedi:

"Kurbanın olayım; şialarınız sizin hakkınızda ihtilafa du­çar olmuş ve bunda da ısrar ediyorlar. Bir grup "İmamın hal­kı hidayet etmesi için ihtiyaç duyduğu her şey onun kulağına söyleniyor diyorlar. Bazıları "imama vahiy geliyor" diyorlar ve başkaları da "İmamın kalbine ilham oluyor", bazıları da "uykuda görüyor" ve daha başkaları da "babalarının yazıları­na bakıp fetva veriyorlar41 demektedirler. Bu görüşlerin hangi­si doğrudur?

İmam şöyle buyurdu: Ey Sudayr! Bu sözlerin hiçbiri doğru değildir. Biz Allah'ın hücceti ve kullan hakkında onun emin tanıdığı kimseleriz; helal ve haramı Allah'ın kitabından elde ediyoruz."42

Bu rivayet gulatcıl inançların şialar arasına, nüfuz etme­siyle nice ihtilaf ve tefrikalar doğurduğunu, hakikati arayanla­rın hayrette kalmalarına neden olduğunu ve onların bu çık­mazlar içinde sadece İmam Sadık (a.s.)'ı emin bir sığınak

41) Emaü-s Şeyh. c: 2". s. 264.

42) Tefsir-i Şenristani, el yazılı baskısı. s. 25. Azerşeb'den naklen"Turasuna" dergisi, sayı: 12. s. 17-10. Lel-milel ven-Nihel yazarının gö­rüşünce Ehl-i beyi) makalesi.

olarak bulduklarım ve imamın da onlara böyle tavsiyeler et­tiğini göstermektedir.

Şehristani'nin naklettiği başka bir rivayet de şialar arasın­da ortaya çıkan bu görüş farklılıklarını göstermektedir. Feyz b. Muhtar İmam Sadık (a.s.)'in yanına gelip dedi: "Kurbanın olayım; şialarmız arasında meydana gelen bu ihtilaf nedir? Bazan onların toplantılarına katıldığımda nere­deyse sizin hakkınızda tereddüt edecek gibi oluyorum.

Dana sonra Mufazzal'ın yanına gidiyor ve onun sözleriyle huzur buluyorum.

'Ebu Abdullah (a.s.) şöyle buyurdu: Evet, halk yalana öylesine meyillenmiş ki, güya Allah onu kendilerine farz kılmış ve ondan başka bir şey kendilerinden istemiyor, Ben kendilerine hadis söylüyorum ve benim yanımdan çıkıp gittikle­rinde onu kendi ve sahih manasından başka bir şekilde tevil ediyorlar."43

Bu hadisin son cümleleri, bizim inhiraf diye adlandırdığı­mız şia arasındaki görüş farklılığı sorununu iyice göstermek­tedir. Gulatın küfre dayanan bazı düşüncelerinin imamla rabı­tası dan bazılarının arasına sızması, onların imamın hadisleri­ni yanlış tevil etmelerine neden olmuş ve şia arasında bir so-run doğurmuştu ve bu sorunu sadece Mufazzal gibi imamın gerçek ve sağlam imanlı bazı ashabı çözümleyebiliyordu

Başka bir rivayet de şöyledir: isa Cürcani diyor ki Cafer b. Muhammed*(a.s.)'e "bu cemaattan duyduğum şeyleri söy­lememi ister misin?" dedim Söyle" buyurdu. Ben de şöyle dedim:

"Onların bazdan Allah'ın yerine sana ibadet ediyorlar ve diğer bazdan da senin peygamber olduğunu söylüyorlar... Diyor ki: İmam bu sözü işitince öyle ağladı ki. mübarek yüzü gözyaşlarıyla ıslandı, daha sonra buyurdu: Allah onları benim elime verir de onları öldürmezsem Allah evlattanım kendi elimle öldürsün.'"»

43) Tefsif-i Şafcristani. t. 26. Turasuna". sayı: 12. s: 18.

44) Tarihn Gürcan (as-Sahmi). S: 322-323.

Gulatın, imam Sadık (as.) dönemindeki bahanelerinden bir başkası'da İmam Bâkır'm Mehdi olduğuna inanmalarıydı fakat İmam Sadık (a.s.) bunu yalanladı4*. Gulat tarafından Heri sürülen masum imamlann peygamber olduklarına inanç mevzuu da imamlar tarafından reddedldi. İmam Sadık (a.s.)'tan bu zeminede şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

"Bizim peygamber olduğumuza inananlara Allah lanet et­sin ve bu hususda şüphe edenlere de Allah'ın laneti olsun."46

Gulat'ın ifratı inançlarından bir .başkası da "İlah1 terimini imam hakkında kullanmalarıydı. Şöyle diyorlardı:

"Göklerin ve yerin Allah'ı odur ve Allah'tan maksadın da imam olduğunu söylüyordu."

İmam Sadık (a.s.). bu inancı taşıyan kimselerin Me-cus'tan. Yahud'dan. Nasrani'den ve müşriklerden daha kötü olduklarını söylüyordu47.

Başka bir rivayette de imam, gulatın (Ali bulutlardadır) inancını yalanlayarak şöyle buyurdu:

Sihab, peygamberin (s.a.a.) Ali (a.s.)'ye giydirdiği, cüb-benin ismidir. Ali (as.) âl-i aba ile birlikle peygamberin huzu­runa geldiğinde peygamber şöyle buyurdu:

Sihab'a doğru ilerleyen Ali'dir49.

Gulatın dayandığı .en önemli mevzulardan biri de İmam­ların Allah'lık sıfatlarına sahip olduklarına inanmaları ve onları kulluk makamından Allah'tık makamına yükseltmeleriydi. İmam Sadık (a.s.) bu inancı yalanlamak ve reddetmek için şöyle buyurdu:

Bizim kendi hakkımızda söylemediğimiz şeyleri bize is­nat edenlere Allah lanet etsin. Bizleri yaratan ve dö­nüşümüzde kendisine olan Allah'a kul olduğumuzu inkar edenlere Allah lanet etsin49.

45) İhtiyar-u Ma rifet-ür Rical (Tûsi). s: 300

46) İhtiyar-u Ma'rifet-ür Rical (Tûsi). k 301.

47) İhtiyar-u Ma'rifet-ür Rical. (Tûsi). s. 300.

48) Mizan-ul i tidal (Zahett). c: 3. t: 9849.

49) İhtiyar-u Mariftt-ir Rical (Tûsi). s: 302.


3-GULATI TEKFİR ETMELERİ


İmam. gulatın önderlerini ve onların izleyicilerini tekfir ederek kendi şialarının yolunu onlardan ayırdı. İmamın bu tutumu, şiaların yürümesi gereken yolu onlara iyice gösterip onlan gulat tarafından aşılanan inhiraf ve sapıklıklardan kur­tarabildi.

Gulatın, dinî mefhumları yorumlamadaki aletlerinden biri sembole eğilmeleri, meyletmeleriydi. Onlar dinî mefhumları kendi gerçek yerlerinde kullanmıyor ve onu kendi farzî mana­larının sembolü olarak niteliyorlardı.

Dinde apaçık bir inhiraf sayılan ve dini kendi hakikatından uzaklaştıran böyle bir ha­reket. İmam Sadık (a.s.)'ın onu inkâr ve reddetmesine neden oldu. Bir rivayette o hazretin. gulatın meşhur öncülerinden biri olan Ebul Hattab'a bir mektup yazarak söyle buyurduğu nakledilmiştir:

'Zinanın bir kişi, şarabın başka bir kişi, namazın bir kişi, orucun da bir kişi ve kötü işlerin de başka bir kişi olduğunu sandığını duydum; fakat sandığın gibi değil Biz hakkın aslı. kökeniyiz, onun dalları da Allah'a itaat etmektir: düşmanları­mız da kötülüğün aslı ve köküdür, onun dallan ise kötü işler­dir.'50

Başka bir rivayette de gulatın bazısına hitab ederek
şöyle buyurdu:

Tevbe edip Allah'a dönün, çünkü siz fasık. kâfir ve müşriksiniz."51

İmamın gulatı mahkum etmeğe tekid etmesinin nedeni onların tebliğlerinin genişlemesi ve Kûfe'deki şialann büyük bir bölümünü etkilemeleriydi. Şianın o günkü toplumsal hare­ketlerinin çoğunda takiyyenin mevcut olması da çoğularının. imamın onları zahiren mahkum ettiğini ama batinen onlara karşı iyimser olduğunu ve kendisinin onlan yetiştirdiğini san­malarına neden olmuştu.

Böyle bir anlayış tarzı, imamın gulatı şia toplumundan uzaklaştırması hususundaki kaygısını

50) İhtiyar-u Marifet-ir Rical (Tûsi). s: 291.

51) İhtiyar-u Marifet-ir «çal (Tûsi). s: 297


daha da artırmıştı.

Genel olarak gulat, bir takım has nedenlerin etkisinde kalarak bu gibi inançtan yayıyorlar, tebliğ ediyorlardı. O ne­denler şunlardan ibaret idi:

1 - Amel etme yükünden kurtulma. Bir zamanlar Mürcie de buna duçar olmuşlardı. Onlar İmam Sadık'tan (a.s.) şöyle riayet ediyorlardı:

"İmamı tanıyan herkes istediği her şeyi yapabilir"52. Fakat İmam onların cevabında şöyle buyuruyordu:

Ben, "(İmamı) tanıdığında -az veya çok- istediğin her hayırlı işi yap çünkü senden kabul edilecektir." dedim.

Dolayısıyla şarap, oruç. namaz vb. fıkhî anlamlarını kay­bettiklerinde birinin onlara amel etmek için teveccüh etme­sine gerek kalmaz, bu yüzden gulatı namaz vaktinde onu kı­lıp kılmamakla imtihan ediyorlardı53.

Gulatın amelden kaçmak için bu gibi sözleri alet enikleri .hakikati. İmam Sadık (as)'ın kendi ashabından bazısına mektup yazdığını bildiren geniş bir rivayetten anlaşılmaktadır. Kadı Nüman bu hadisi nakletmiştik54.

Şehristani, bu hadisi bütün ayrıntılarıyla nakletmiştir. Onun rivayet ettiğine göre imam mektubuna şöyle devam ediyor:

"Bunlar bazı şeyleri duymuşlar fakat onların hakikatini idrak edememişler. Dinî gerçekleri tanımada kendi görüşleri­ni ölçü bildiklerinden ve kendi düşünce güçlerine sarıldıkla­rından bu gerçeklerin sınır ve hudutunu tanıyamamışlar. Ve bunun nedeni de Rasulullah (s.a.a.)'ı tekzib etmeleri, ona ifti­rada bulunmaları ve korkmadan günahları işlemeleridir."

Daha sonra imam, bu inhirafın asıl nedenine yani İmam Sadık (a.s.)'ın veya diğer masum imamların tekid etmiş


52) Usul-u Kafi. c: 4. a: 464. Gifari baskısı.

53) İhtiyar-u Marif«t-ir »çal (Tûsi). s: 530.

54) «l-İmam-us Sadık (Ebu Zuhre). s: 58-59. Deâim-ul telamdan naklen.


oldukkları" imâmı tanımak" hususunun, bunların, dini imamı tanımada hülasa etmelerine ve onun ameli emirlerine amel etmeği bir kenara atmalarına neden olduğunu söylüyor. Bu yüzden de mektubunun devamında dahi emirlere amel etmeğe de peygamber ve imamı tanımanın yanında yer verip şöyle
buyuruyor:

"Allah, kullarının amelini Allah'ı ve tevhidini tanıdıktan, onun rübubiyetihi itiraf ettikten, peygamberini tanıdıktan, peygamberin Allah tarafından getirdiğini kabul ettikten ve peygamberleri tanıdıktan sonra Allah tarafından itaatları her zaman ve asır ehline farz olan imamları tanıdıktan, Allah'ın kendi kullarına zahirî ve batınî itaatlar gibi farz kıldığı görev­lere amel enikten ve de kendilerine farz kıldığı şekilde zahirî ve batınî haramlardan kaçındıktan sonra kabul eder.

Çünkü o. zahiri; batin ve batini de zahir kuralına, mebnasına göre haram kılmıştır. Usul ve furu'un da birbirleriyle olan bağlılığı böyledir."»

2 - Gulatın meydana gelmesine neden olan etkenlerden biri de düşüncesizlik ve dünya sevgisi idi56. Onlar hak mez­hebi .himaye etmek bahanesiyle bazılarını etraflarına topla­maya ve böylece kendi istek ve heveslerine kavuşmaya çalışıyorlardı. İmam Sadık (a.s) bu mevzu hakkında şöyle buyuruyor:

"Bazılarının yalan söylemeleri sebebine halk bize mey il-(erimişler... Onlardan birine bir hadis naklettiğimde benden ayrılır ayrılmaz onu asıl manasından başka bir manaya tevil etmeye başlıyor. Bunun nedeni de şu ki-onlar Allah için bize ve hadislerimize teveccüh etmiş değiller, sadece kendi dün­yevî heveslerini elde etmek için bunu alet etmişler.57

Gulatırv düşünce ve inançlarının yayılması tamamen şia-nın zararına oldu ve bütün şialar hakkında kötü bir feza ya­rattı, tunların yanısıra Ehl-i sünnetin şialara karşı kötümser

55) Tefsir-i Şehristani. Bakınız: Azer Şeb'in makalesi. Turasuna der­ gisi, sayı: 12. s: 18/Bihar-ul Envar. c: 24, s: 286-289 Şehristani den naklen.

56) İhtiyar-u Marifet-ir Rical (Tûsi) s: 295.

57) İhtiyar-u Martfet-ir Rical (Tûsi). s: 136.

olmalarına ve gulatın çoğalmasından, gelişmesinden korka­rak şianın ilerlememesine neden oldu. öyteki Ebu Hanife gulatın düşünce ve inançlarını önlemek için kendi ashabına, "Gadir" hadisini nakletmemelerini tavsiye etti98.



ŞİA FIKHININ EHL-İ BEYT HADİSLERİNE DAYANMASI


İmam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.)'ın dönemi Ehl-i beytin ilimlerinin muhtelif alanlarda yayıldığı bir dönem idi. İmam Sadık (a.s.) bu hususda daha çok faaliyet etmişti ve bunun nedeni de bir taraftan güçlü emevi hakimiyetinin çö­zülmesinden, çökmesinden ve başka bir taraftan da abbasilerin başa gelişinden menşe bulan siyasi boşluğun netice­sinde o hazretin imamet döneminden bir bölümünün açık bir siyasi fezayla karşılaşmasıydı.

İmam, şiaların bütün dikkat ve teveccühünü Ehl-i beyte çekerek onları başkalarının ha­dislerine istinat etmekten men ediyordu ve şia fıkhının kendi başına ve asil olarak yapılanmasının en önemli nedenlerin­den biri de buydu ve bunun önemi de İmam Bakır (a.s.)'m hayatında biraz da olsa izah edildi.

Burada da İmam Sadık (a.s.)'ın bu husus da ki tekitlerini gözden geçireceğiz.

İmam, bir rivayette şöyle buyurdu:

"Ey şialar! Rasulullah (s.a.a.)'ın eserlerini ve sünnetini ve peygamberin Ehl-i beytinden olan hidayet imamlarının eser­lerini daima göz önünde bulundurun."59

İmam Sadık (a.s.) Yunus b. Zebyan'a şöyle buyurdu:

"Ey Yunus! Sahih ilim arıyorsan, o bizim yanımızdadır. Çünkü biz hikmet yollarını ve doğruyu yanlıştan ayırt etme öl­çüsünü miras almışız."60

Şeyh Hürr Amili "Vesail-üş Şia" kitabında "Bütün Hüküm­lerde Masumlara Müracaa Etmek Farzdır başlıklı bir fasıl aç-

59) Vesaü-us Şia. c. 18. t: 23-61. Ravzet-ül Kafi'den naklen, : 5.

60) Vesaü-us Şia. c: 18, s: 48