Allah’ın Son Halifesi'nin Anısına
 





Ayetullah Uzma Hüseyin Vahid Horasani (Allah makamını yüceltsin)

Usul’u Din Mukaddimesi Kitabından İktibas Edilmiştir

Çeviri: Dilber Aksu

Önsöz:

Allah’ın adıyla…

Elinizde bulunan bu kitapçıkta, Hazreti Hüccet b. Hasan Askeri (Allah zuhurunu acil etsin) Mehdi Sahib Zamanın kutlu doğum günü münasebetiyle kısaca hayatına değinilmiştir.

Ehlisünnet ve Şiadan, O Hazret hakkında nakledilmiş rivayetlere de birkaç kaynağa iktifa edilerek ve özet olarak yer verilmiştir.

Her zamanda masum imamın varlığının gerekliliği

İmamet konusunda, çeşitli deliller ile masum imamın varlığının her zaman ve asırda gerekli olduğu sabit edilmiştir. Biz bu kitapçıkta sadece bazı akli ve nakli delilleri nakletmekle yetineceğiz.

Akli delil:


1- Eğer bir mucit, üstün özelliklere sahip bir fabrika kurar ve kurmuş olduğu bu fabrikanın özelliklerini kendi kılavuzluğu olmaksızın bilinmeyecek incelik ve özelliklerinin olduğunu varsayalım.

Bu fabrikadan sürekli aynı kalitede ürün almak istenilirse, -ister mucit olsun ister olmasın- acaba o mucidin fabrikanın araç ve gereçlerini tanıyan, onlara vakıf olan ve nasıl ürün elde edeceğini bilen birisini fabrikanın başına getirmediğine inanmak mümkün müdür? Veya böyle bir kimsenin seçimini, o fabrikanın incelik ve zarafetine vakıf olmayan halka bırakması mümkün müdür? Asla!

Allah’ın dinini bir fabrika olarak farz edersek; bu fabrikanın araç ve gereçleri insan hayatının tüm boyutlarını kapsayan ilahi kanunlar ve marifetteki zarafetlerdir.

Ürünü ise, varlık hazinesinin en değerli cevheri olan; Allah’ı tanıyarak Ona ibadet etmesi ve beşeri, maddi hayatın en üst ve yüksek konumlara hidayet ederek, manevi hayatında daimi saadete kavuşturmaktır. Acaba bu fabrikadaki incelik ve zarafet, o mucidin fabrikasındaki incelikten daha mı azdır?

Dolaysıyla şöyle bir neticeye varıyoruz ki; her asır ve zamanda, beşeri hidayet ve saadete doğru götürecek bir kılavuza ihtiyaç vardır.

2- Kuran, rahmet ve hidayet için nazil olmuş ve her şeyi beyan eden bir kitaptır. “Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.”[1] Kuran, beşeri toplulukları fikri ve ahlaki karanlıklardan, ilim ve nura çıkarmak için nazil olmuştur. “(Bu,) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için sana indirdiğimiz Kitaptır.”[2] Kuran öyle bir kitaptır ki; Allah resulü onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“Kuran’ın zahiri ve batını vardır, dolaysıyla zahiri hüküm ve emirdir ve batını bilgi ve ilimdir. Zahiri göz alıcı ve güzeldir ve batını kapsamlı ve derindir. Yıldızları vardır ve yıldızlarının da yıldızları vardır, mucizeleri sayılamayacak kadardır ve acayipliği asla eksilmez ve Onda hidayet meşaleleri vardır.”[3]

Acaba böylesi bir kitabın hedefi, onun sırlarına vakıf olan bir beyancı ve öğretici olmaksızın, bütün fikri ve ahlaki karanlıklardan necat bulmuş bir beyancı olmaksızın, yani hata, heves, konuşma, gidişat ve amelinde masum olan bir insan dışında mümkün müdür?

Bu Masum İmamın olması zaruretidir ki; vahiy dışında Onu tanımak mümkün değildir.

Nakli Delil:


Allah Resulü’nün (s.a.a) değişik yelerde buyurmuş olduğu şu hadisi, Ehlisünnet ve Şia, muteber ve mütevatir senetlerle nakletmişlerdir: “Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum.

Onların biri diğerinden daha büyüktür; Allah'ın kitabını ve soyumu. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız. Çünkü onlar, havuz (Kevser) başında bana dönünceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”[4]

Bu hadisi şeriften anlaşılacağı üzere, Kuran var olduğu müddetçe ondan ayrılmayan itret (soy) de var olacaktır. İşte O masum imamdır(Allah’ın selamı ona olsun).

Acaba Kadir ve yüce Allah’ın, dinini böylesi bir şahsın(masum imam) eksikliği ile noksan bırakması makul ve mümkün müdür? Mezkûr hadisten sarfı nazar etmeksizin Allah Resulü’nün buyurmuş olduğu ve Ehlisünnet ve Şianın farklı tabirlerle nakletmiş oldukları şu hadis konunun önemli bir noktasını vurgulamış olacaktır:

“Kim imamsız olarak ölürse cahiliye ölümü ile ölmüştür.”[5] “ Yeryüzü, hiçbir zaman ve asırda Allah’ın mahlûkatına olan hüccetinden boş kalmaz ve Onlar (Allah’ın) sağlam ipidirler” buyurup şöyle eklemiştir: Kim onları tanımadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüştür”[6]

3- Ehlisünnet ve Şianın ittifak ettikleri muteber senedi olan ve hatta mütevatir hadde ulaşmış olan hadiste Resulullah(Allahın selamı Ona ve soyuna olsun) şöyle buyurmuşlardır: “Kureyş’ten olan on iki halife olduğu müddetçe bu emir son bulmaz”[7]

Bu hadislerden birkaç önemli nokta çıkmaktadır ki; bazıları şunlardan ibarettir:

1- Halifelerin on iki kişide sınırlandırılması.

2- Bu on iki halifenin devamı kıyamet gününe kadardır.

3- İslam ve İslam ümmetinin izzeti bu on iki kişiye bağlıdır.

4- İlmi ve ameli açıdan dini kanunlar bu on iki kişiyle ayaktadır.


Onların hepsinin Kureyş’ten olmaları.


Mezkûr noktalara dikkat edilecek olunursa, bu özelliklerin tamamının, on iki masum imamda toplandığını görmek mümkündür. Hatta Ehlisünnet bile bunu itiraf etmişlerdir:

Kunduzi, Yenabi’ul Mevedde adlı eserinde şöyle der: “ Bu hadisler Peygamberden sonra halife olanları kapsamamaktadır, zira onların sayısı on ikiden azdır.

Beni Ümeyye sultanları hakkında da değildir, zira onların yapmış oldukları zulüm ve sayılarının on ikiden fazla olması buna delildir. Beni Abbas sultanlarını da kapsamamaktadır, zira onların sayısı on ikiden fazla olduğu gibi şu ayete de riayet etmiyorlardı:

“De ki: Ben buna karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka bir ücret istemiyorum.”[8] Bu hadisler, Allah Resulü’nün (s.a.a) soyundan gelen on iki Ehlibeyt İmamlarından başka hiç kimse ile bağdaşmamaktadır.

Zira onlar nesep bakımından zamanlarının en bilgilisi, en yücesi, en takvalısı, en çekineni ve en üstünüdürler, soy bakımından onların en üstünü, Allah yanında en saygını, Allah yanında en kerametli olanlarıdırlar. Ulema ve araştırmacılar, mukaşefe ve tevfik ehli, onları bu makamla tanımışlardır.[9]

Sonuç olarak: Şiaların on ikinci imam; Hazreti Hüccet b. Hasan’ül Askeri ye (Allahın selamı Ona ve atalarına olsun) olan, inançları akli ve nakli delillere dayanmaktadır. Dikkat ile araştıran her insaflı bunu kabul eder!

Hazreti Mehdi(a.f) hakkında tefsir edilen ayetler:


Kuran da bulunan bazı ayetler, Ehlisünnet ve Şia tarafından, O Hazretin hükümetinin zuhuruna tefsir edilmiştir ve biz sadece bir kaçına deyinmekle yetineceğiz:

1- “O, Elçisini hidayetle ve hak dinle gönderdi ki (Allah'a) ortak koşanlar hoşlanmasa da onu, bütün din(ler)in üstüne çıkarsın.”[10]

Ehlisünnet âlimlerinden olan Muhammed Genci der ki; “Mehdi’nin kalmasına gelince, bu konu Kitap ve sünnette geçmiştir. Kitapta şöyle geçmiştir: Said b. Cübeyr mezkûr ayetin tefsirinde şöyle demiştir: O, Fatıma’nın (s.a) soyundan olan Mehdi’dir.”[11]

Kurtubu ise kendi tefsirinde şöyle yazmaktadır: “Rivayetlerde geçtiği üzere yeryüzünün tamamına hükmeden sultanların sayısı dörttür; ikisi mümin ve ikisi de kâfirdir.

Mümin olanlar Süleyman b. Davut ve İskender’dir. Kâfir olanlar ise Nemrut ve Buhtunnasr’dır. “Bütün din(ler)in üstüne çıkarsın” ayeti gereği bu ümmetten dünyaya beşinci bir sultan daha gelecektir ve O, Mehdi’dir”.[12]

Şia âlimleri de, Kâfi ve Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet ve diğer birçok kitaplarında bunlara yakın tefsirlerde bulunmuşlardır.[13]

-2“Onlar ki gayba inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan harcarlar.”[14]

Ehlisünnetin büyük âlimlerinden olan Fahr-i Razî şöyle diyor: Bazı Şialar gayptan maksadın Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ve rivayetlerde vaat ettiği beklenilen Mehdi olduğunu söylemişlerdir.

Kuran’ı Kerim’de bu konuda şöyle geçmiştir: “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vaat etmiştir: Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak.

” Hadislerde ise, Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünyanın ömründen bir günden fazla bir zaman kalmasa bile Allah o günü Ehli Beytimden benim ismimde olan ve benim künyemi taşıyan, zulüm ve haksızlıkla dolan yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak olan bir kişiyi gönderinceye kadar uzatır.” Daha sonra şöyle bir eleştiride bulunmuştur: Mutlak bir şeyi delilsiz tahsis etmek batıldır.[15]

Fahr-i Razî,- Kuran’ın delili ve Allah Resulü’(s.a.a) in vaat edilen Mehdi hakkındaki buyruğu karşısında teslim olmuş, gaybın, Onu kapsadığını itiraf etmiştir- ancak Şia’nın, gaybı sadece Hz. Mehdi’ye has bildiğini sanarak yanılmış ve Şia’nın, gaybın mısdaklarından sadece birini Mehdi(a.f) bildiğinden gaflet etmiştir.

3- O, kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir. O saatin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun, doğru yol budur.[16]

Ehlisünnet âlimlerinden İbni Hacer der ki: “Mekatil b. Süleyman ve onu takip eden müfessirler bu ayetin Mehdi(a.f) hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.[17]

4- “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vaat etmiştir: Onlardan öncekileri nasıl halife (hükümran) kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir.

Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim(ler) bundan sonra da nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.”[18]

El-Gaybet kitabında, Tefsiri Kummi, Tefsiri Tibyan, Mecme-ül Beyan ve birçok eserde bu ayet Hz. Mehdi(a.f) ye ve O hazretin hükümetine tefsir edilmiştir.[19]

5- “Dilesek onların üzerine gökten bir ayet indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).”[20] Ehlisünnet kitaplarından Yenebi-ul Mevedde ve Tefsiri Nesefi de şöyle geçer:

Mezkûr ayette geçen “ayeten” kelimesi, Hz. Mehdi (a.f) zuhur ettiği zaman yeryüzündeki bütün herkesin duyacağı, gökyüzünden gelen nida olarak tefsir edilmiştir. Ve o nida şudur: “Haberiniz olsun! Allah’ın hücceti Beytullah’ın yanı başında zuhur etmiştir. Öyleyse ona uyunuz. Gerçekten hak onunla birlikte ve ondadır.”[21]

6- “Biz de o yerde ezilmekte olanlara lütufta bulunmak, onları öncül rehberler yapmak ve onları varisler kılmak istiyoruz.”[22]

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s): “Dünya bizden yüz çevirdikten sonra, uyumsuz dişi devenin yavrusuna şefkat beslemesi gibi bize yönelecektir.” buyurduktan sonra bu ayeti okumuştur.[23]

7- Bakara suresinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler.

Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.”[24] Cami’ul Beyan tefsirinde, Asbat Suddi’den şöyle nakleder: “lehum fid dunya hizyun” cümlesindeki “hizy”(dünyada rezillik)

Hz. Mehdi(a.f) kıyam ettiğinde Kostantinye(İstanbul)fethedilecek ve onları(hızy) öldürecektir.[25] Dürrul Mensur[26] ve Kurtubi[27] tefsirinde yine Kutade, Suddi’den nakleder ki: Hızy yani dünyada onlar için olan rezillik, Mehdi’ (a.f)in kıyamı ile ve Kostantiyne(İstanbul),Rum, Umuriye ve diğer şehirlerin fethi ile gerçekleşecektir.

8- “Andolsun Tevrat’tan sonra Zebur’da da: "Yeryüzüne mutlaka iyi kullarım vâris olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık.”[28]

Bu Ayet de Ehlisünnet ve Şia[29] kitaplarında O hazret ve ashabına tefsir edilmiştir. Yeryüzünde salih kulların hüküm süreceklerini bildiren bu ayetin anlamı Davud’un Zebur’unda vardır:

Davud’un Zebur’u, otuz yedinci Mezmur 29. ayet: “Kötülerinse kökü kazınacak. Salihler yeryüzünü miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacaklar. Salih’in, ağzı hikmeti beyan eder. Dili insafı zikreder. Rabbinin Şeriati Onun gönlündedir, dolaysıyla ayakları kaymaz.”

Mezamir kitabı yetmiş ikinci mezmur birinci ayet: “Ey Tanrı, adaletini krala, doğruluğunu kralın oğluna armağan et. Senin halkını doğrulukla, mazlum kullarını adilce yargılasın!

Dağlar, tepeler, halka adilce güvenç getirsin! Mazlumlara hakkını versin, yoksulların çocuklarını kurtarsın, zalimleriyse ezsin! Güneş ve ay durdukça, senden korkacaklar. Yeni biçilmiş çayıra düşen yağmur gibi, toprağı sulayan bereketli yağmurlar gibi olsun!

Onun günlerinde doğruluk serpilip gelişsin, ay ışıdığı sürece esenlik artsın! Egemenlik sürsün denizden denize, Fırat'tan yeryüzünün ucuna dek! Çöl kabileleri diz çöksün önünde, düşmanları toz yalasın”

Hazreti Mehdi’nin(a.f) özellikleri


Ehlisünnet ve Şia âlimlerinden -Ebul Huseyn Ehri, İbni Ebil Hadid, Zeyni Dehlan- gibi birçokları, Hz. Mehdi hakkındaki rivayetlerin tevatür haddine ulaştığını itiraf etmişlerdir. Tüm bu hadisler, bu kitaba sığdırılamayacak kadar çoktur ve biz o hadislerden, O hazret ve özelliklerine dair olanlarından bir kısmına işaret edeceğiz.

İsa b. Meryem’in Hazreti Mehdi’ye(a.f) tabii olması:


Cemaat namazında en üstün olan öne geçer; nitekim Ehlisünnet ve Şia rivayetlerinde şöyle geçmektedir: “Kavmin imamı Allah’u Teala’nın huzuruna herkesten önde çıkan kimsedir;

o halde en üstün olanınızı öne geçirin.”[30] O Hazret (a.f) zuhur edince ve Onun hak hükümeti kurulunca Meryem oğlu İsa gökten yere inecek, Ehlisünnet ve Şia rivayetlerine göre, namazda Hz. Mehdi’nin arkasına geçerek ona tabii olacaktır(uyacaktır).[31]

Evet, O, Kelimetullah, Ruhullah, Allah’ın izni ile ölüyü dirilten ve Allah’ın şeriat sahibi elçisinden üstündür, Allah katında saygın, celal ve ikram sahibi ve Allah’a yakınlığı daha fazladır; ruhun Allah’a yükseldiği an olan namazda, İsa b. Meryem onu kendisine imam edecek ve Allah’u Teala ile onun diliyle konuşacaktır.


Musa b. İmran’ın Hazreti Mehdi’ye nispet arzusu:


İkdu’d-Durer’in birinci babında, Salim Eşel’den şöyle rivayet edilmektedir: “Ebu Cafer Muhammed b. Ali el-Bakır’dan (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: Musa (a.s) ilk bakışta Al-i Muhammed’in Kaimi’ne verilecek olan şeye bakıp, “Allah’ım! Beni Al-i Muhammed’in Kaimi kıl” dedi.

Bunun üzerine ona, “O, Ahmed’in soyundandır” denildi. Musa ikinci bakışta da aynı şeyi görüp aynı istekte bulundu ve aynı cevabı aldı. Sonra üçüncü bakışta da aynı şeyi görüp aynı istekte bulundu ve aynı cevabı duydu.”[32]

Musa b. İmran, Allah’ın, şeriat sahibi peygamberi ve kelimullah olduğu halde: “Ve Allah Musa’ya da konuşmuştu.”[33] Ve Allah Teala onu dokuz mucize ile peygamberliğe gönderdiği: “And olsun biz Musa’ya açık açık dokuz mucize vermiştik.”[34] ve Allah katında mukarrep kılındığı halde:

“Ona Tur’un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık”[35] Hz. Mehdi’de (a.f) hangi makam ve mevkii gördü ki onu arzulayarak üç defa istedi.

Hz. Musa’nın (a.s) Mehdi’nin (a.f) makamını arzulaması hadis ve rivayete ihtiyacı olmayan bir gerçektir; çünkü onun sadece Hz. İsa (a.s) gibi şeriat sahibi bir peygambere imamlık yapacak olması bu makamı arzulamak için yeter. Ayrıca, âlem ve Âdem’in yaratılması ve Âdem’den Hatem’e kadar bütün peygamberlerin gönderilmesinin semeresi dört maddede özetlenmektedir:

a) Allah’a ibadet ve marifet nurunun tüm âlemi aydınlatması ki; “Ve yeryüzü, Rabbinin nuru ile parlamıştır”[36] ayetinin tecellisidir.

b) Yeryüzünü ilim ve iman hayatı ile diriltmek ve bu da “Biliniz ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir”[37] ayetinin tecellisidir.

c) Hakkın hâkim olması ve batılın yok olması; bu da “De ki: Hak geldi, batıl gitti; zaten batıl yok olmağa mahkûmdur”[38] ayetinin tecellisidir.

d) Bütün peygamberlerin gönderilmesinin ve bütün kitapların indirilmesinin asıl nedeni olan bütün insanların adaleti uygulamaları: “And olsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler.”[39]

Bunların tümü, Âl-i Muhammed’in Kâimi olan Hz. Mehdi’nin (a.f) eli ile gerçekleşecektir: “Allah onun vesilesi ile yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[40] Bu, Âdem’den Hz. İsa’ya kadar bütün peygamberlerin arzuladığı bir makamdır.

Hazreti Mehdi(a.f) Allah’ın Halifesidir


Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında Hz. Mehdi’nin (a.f) unvanları “Halifetullah”tır: “Mehdi başı üzerinde bir bulut parçası olduğu halde zuhur edecek ve onda bir münadi şöyle nida edecektir:

Bu halifetullah (Allah’ın halifesi) Mehdi’dir; o halde ona uyun.”[41] “Allah” ismi tüm sıfatları kendisinde toplayan tek zati isimdir ve “halife” kelimesinin “Allah” ismine eklenmiş olmasının gerektirdiği üzere, Hz. Mehdi’nin (a.f) varlığı bütün Esma-ul Hüsna’nın (Allah’ın güzel isimlerinin) nişanesidir.

O Hazretin (a.f) Ashabının Makamı


Hz. Mehdi’nin (a.f) yüce makamı, ashabının makamının yüceliğinden anlaşılmaktadır. Onun bir örneği Ehlibeyt rivayetlerinde şöyledir: “Onların sayısı Bedir ashabı sayısıncadır.[42] Onların elinde, her birinin üzerine bin kelimeyi açan kelimelerin yazıldığı kılıçlar vardır.[43]”

Ehlisünnet rivayetleri arasında Hakim Nişaburî’nin “Müstedrek”te ve Zehebî’nin “Talhis"te naklettikleri, Buharî ve Müslim’in şartı ile sahih olan rivayetler vardır. Onun bir bölümü şöyledir:

“Ne birinden yardım almak için korkarlar ve ne de bir kimsenin onların arasına katılmasına sevinirler. Onların sayısı Bedir ashabı kadardır. Ne gelip geçenler onlardan öne geçmişlerdir ve ne de sonra gelecek olanlar onlara ulaşacaklardır. Talut ile birlikte nehirden geçen ashabının sayısı kadardırlar.”[44]

Acaba O Hazrete tabi olup da Onun yanında olanlar özel sabıkın makamında oluyorlar ise (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir.

İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.[45] ve sonrakiler Onların tozuna yetişemiyor ise peki öyleyse Onların efendisinin makamı ki; Allah’ın kapısı, Allah’ın dininin dindarı, Allah’ın halifesi, Allah hakkının yardımcısı, Allah’ın hücceti ve Allah’ın iradesinin delilidir ne olabilir?!

Hazreti Mehdi (a.f) Resulullah’ın (s.a.a) Mazharıdır


Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a) nasıl son peygamber ise ve onunla nasıl peygamberlik son bulduysa, Hazreti Mehdi accel Allah Teala ferecehu şerif de vasilerin sonuncusudur ve Onunla vasilik ve imamet son bulur.

Dinin başlangıcı nasıl Hz. Muhammed (s.a.a) ile ise dinin hatmi ve sonu vaat edilmiş olan Mehdi(a.f) ile gerçekleşecektir.

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında buna dikkat çekilerek Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: “Mehdi bizdendir; din bizim vesilemiz ile başladığı gibi bizim vesilemiz ile de son bulacaktır.”[46] Bundan dolayı Peygamber efendimizin ismi, cismi ve ruhi özelliklerinin tamamı O hazrette zuhur etmiştir.

Dinin, künye,( Ebul Kasım) isim,( Muhammed) suret, siret ve ahlak bakımından iki şahıs vesilesi ile açılması ve son bulması, görüş sahipleri için idrak ve beyanın ötesinde olan bir makam ve mevkii anlatmaktadır.

Bu konuyla ilgili olan bazı rivayetlere bu kitapçıkta yer vermeye çalışacağız.

a) Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: “Ümmetimden adı benim adım, ahlakı benim ahlakım ile aynı olan bir kişi gelecek, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[47]

b) İmam Cafer Sadık’(a.s)dan, babaları kanalıyla Allah Resulü’nden (s.a.a) rivayet edilen sahih bir hadiste şöyle geçmektedir: “Mehdi benim evlatlarımdandır; ismi benim ismim, künyesi benim künyemdir.

Yaratılışı ve ahlakı açısından insanlar arasında bana en çok benzeyendir. Onun gaybeti ve bir de insanların dinlerinden sapmaları ile sonuçlanan şaşılacak bir durumu olacaktır; o zamanda insanlar, karşısındakini delen göktaşı gibi ona yöneleceklerdir. Sonra yeryüzünü, zulüm ve sitemle dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[48]

c) Altıncı İmam Cafer Sadık (a.s), değerli dedeleri aracılığı ile Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle nakletmiştir: “Benim evlatlarımdan olan Kâimi inkar eden kimse beni inkar etmiş olur.”[49]

d) Şeyh Saduk (Allah makamını yüceltsin) iki vasıta ile ileri gelen sıkalardan olan Ahmet b. İshak b. Sa’d el-Aş’arî’den şöyle nakletmektedir: “Hasan b. Ali el-Askeri(a.s)’ın huzuruna girdim ve kendisinden sonra yerine kimin geçeceğini sormak istedim.

İmam (a.s) söze başlayarak şöyle buyurdu: “Ey Ahmet b. İshak! Allah’u Teala Âdem’i yarattığı andan itibaren yeryüzünü kendi hüccetinden boş bırakmadı ve kıyamete kadar da boş bırakmayacaktır. Onun vesilesi ile yer ehlinden belayı def eder, onun vasıtası ile yağmur yağdırır ve onun vesilesi ile yerin bereketlerini dışarı çıkarır.”

Daha sonra şöyle dedim: Ey Allah Resulü (s.a.a)in oğlu! Senden sonra imam ve halife kimdir?

Bunun üzerine İmam (a.s) yerinden kalkarak acele ile içeri girip omuzlarında yüzü dolun ay gibi parlayan üç yaşında bir çocuk olduğu halde dışarı çıkarak şöyle buyurdu: “Ey Ahmet b. İshak! Eğer Allah’u Teala ve Onun hüccetlerinin yanındaki saygınlığın olmasaydı, oğlumu sana göstermezdim. Bu oğlum, Allah Resulü (s.a.a) ile aynı adı ve aynı künyeyi taşıyor.

Yeryüzünü, zulüm ve sitemle dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Ey Ahmed b. İshak! Bu ümmet arasında onun misali Hızır ve Zulkarneyn gibidir. Allah’a andolsun ki o öyle bir gaybete çekilecektir ki, Allah’ın kendisini bu oğlumun imamet inancında sabit kıldığı ve onun zuhurunun yakın olması için dua etmeye muvaffak ettiği kişinden başka hiç kimse helak olmaktan kurtulamayacaktır.”

Daha sonra Ahmet b. İshak diyor ki: Ben, “Ey mevlam! Kalbimin mutmain olması için onun bir alameti var mıdır?” diye sordum.

Bunun üzerine o çocuk, fasih bir Arapça ile şöyle buyurdu: “Ben Allah’ın yeryüzündeki bâkisi ve düşmanlarından intikam alacak olan kişiyim. Ey Ahmed b. İshak! Gördükten sonra alamet isteme.”

Ahmed b. İshak daha sonra şöyle diyor: Ben sevinç ve mutluluk içerisinde dışarı çıktım. Ertesi gün İmam’ın yanına dönerek dedim ki: “Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Bana bırakmış olduğunuz minnetten dolayı çok mutluyum. Bu çocuğun sahip olduğu, Hızır ve Zulkarneyn’in sünnetinin ne olduğunu söyler misiniz?”

İmam (a.s), “Gaybetinin uzun sürmesidir ey Ahmet!” buyurdu.

Ben, “Ey Allah Resulü’nün (s.a.a) oğlu! Bu çocuğun gaybeti uzun mu sürecek?” diye sordum.

İmam (a.s), “Rabbime and olsun evet” buyurdu, “Buna inananların çoğu bundan dönünceye ve Allah’ın kendisinden bizim velayet ve imametimiz için söz aldığı ve kalbine imanı yazdığı, kendinden bir ruh ile desteklediği dışında kimse kalmaz.

Ey Ahmed b. İshak! Bu Allah’ın emrinden bir emir, O’nun sırrından bir sır, O’nun gaybından bir gayptır. O halde, sana verdiğim şeyi al ve sakla ve yarın İlliyyin makamında bizimle olacağın için şükredenlerden ol.”[50]


Hazreti Mehdi(a.f) Kâbe’den Zuhur Edecektir


İmam Mehdi (a.f), Sünnî ve Şiilerin naklettikleri rivayete göre Kâbe’nin yanı başından zuhur edecektir. Sağında Cebrail ve solunda ise Mikail olacak; insanın manevî hacetlerini oluşturan ilahi öğreti ve bilimlerin verilmesinde vasıta olan melek Cebrail, insanın maddî hacetlerini oluşturan rızkların verilmesinde vasıta olan melek ise Mikail olduğu için,

bilimlerle rızkların mahzenlerinin anahtarı Mehdi’(a.f)in elindedir.[51] Öyle bir çehre ile zuhur edecek ki, Ehlisünnet ve Şia rivayetlerinde parlak bir yıldıza benzetilmiştir:[52] “Onda Musa’nı heybeti, İsa’nın güzelliği, Davud’un hükmü ve Eyyub’un sabrı vardır.”[53] Ve giyimi ise İmam Rıza’nın (a.s) tabiri ile şöyledir: “Onun üzerinde kutsallık nurundan parlayan elbiseler vardır.”[54]

O Hazretin Zuhuru Aşura Günü Olacaktır


Şia’dan Şeyh Tusî’nin “el-Gaybet” adlı eserinde ve Ehlisünnetten İkdu’d-Durer’in sahibinin zikrettiği rivayete göre O Hazret Aşura günü zuhur edecektir.[55] Dolaysıyla, “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır”[56] ayetinin tefsiri açığa çıkacak, o tertemiz kan ile sulanan İslam’ın şecere-i tayyibesi,

Onun eliyle meyvesini verecek ve “Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine (hakkını alması için) bir yetki verdik”[57] ayetinin en büyük mısdakı tatbik edecektir.Hazreti Mehdi(a.f)Allah’ın Nurunu Tamamlayacak Olandır O hazretin sıfatlarından biriside “Allah’ın nurunu tamamlayandır.”Bu sıfatın, O hazret için olan önemi aşağıdaki ayete dikkat edilirse açıklanmış olacaktır:

Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir.[58] Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar.

Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.[59]

Allah Teala bu ayette Peygamberine, Ondan sonra ümmetinin fırkalara bölüneceğini ve yabancıların Allah’ın nurunu ve İslam dinini mahvetmek isteyeceklerini bildirmiş, O hazrette Ali(a.s)’a bildirmiştir ki;

“Benden sonra ümmet sana hile yapacaktır ve sen benim dinim üzere yaşayacaksın ve benim sünnetim üzere öldürüleceksin. Kim seni severse beni sevmiş olur. Kim de sana düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur. Doğrusu sakalın başındakine boyanacaktır (kana)[60]”

Ancak Allah’u Teala uzun süren karanlığın ardından “(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,”[61]

İslam ve imanın nur ve ışığını yayacaktır “Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun.”[62]

Evet, Allah Resulü(s.a.a)in dini, Müminlerin Emiri(a.s)in imameti ile kemale ermiştir. Bu kemalin hedefi Allah’ın nurunu tamamlamak ve ilahi nurun tüm şirk ve karanlıklara üstün gelmesini sağlamaktır ki; bu da ancak O hazretin eli ile gerçekleşecektir. Zira O, Allah’ın nurunu tamamlayacak olandır.

Hazreti Mehdi Allah’ın Kelimelerinin Tamamlayıcısıdır.


Ali Yasin ziyaretinde şöyle geçmektedir “senin yeryüzündeki kelimeni tamamlayandır” İsa b. Meryem, Allah’ın ulul azim peygamberi ise, “Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır.

Mesih'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.”[63] O Hazret ise “kelimetu tamme” Allah’ın kâmil kelimesidir.

Ayeti kerimede buyurduğu üzere “Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.”[64]

Anlaşılmaktadır ki; İlahi kelimelerin tamamlanması, nazari hikmetin nihai sonucu olan sıdka yetişmek ve ameli hikmetin nihai sonucu olan adaletin son merhalesine ulaşmakla gerçekleşir.

Evet, sıdkın ve adaletin son derecesine yetişen Odur dolaysıyla Allahın tam kelimesi olmuştur.

Hazreti Mehdi’(a.f)in Kutlu doğumları


O hazretin doğumları hicri kameri iki yüz elli beş yılında, Şaban ayının on beşinde gerçekleşmiştir.

O hazretin babası İmam Hasan Askeri(a.s) ve anneleri, Hz. İsa’(a.s)ın vasisi olan Şem’un’un soyundan gelen Nercis’dir.

O hazretin ismi Peygamberin ismiyle aynıdır(m-h-m-d) ve rivayetlerde O hazreti bu isimle anmaktan men edilmiştir. O hazretin Künyesi, Ebul Kasım olup Peygamberin(s.a.a) künyesiyle aynıdır. O hazretin lakaplarından bazıları şunlardan ibarettir:

Mehdi, Kaim, Muntazar, Hüccet, Mensur, el-Halef’ul Salih, Sahibi Asr, Sahibi Zaman, Vasi’ul Evsiya( vasilerin vasisi) Begiye’tul Enbiya ve Al-i Muhammed’(s.a.a)in Hücceti.

Hazreti Mehdi’(a.f)in Uzun Ömürlü oluşu


Basit düşünen kişilerin zihninde şüphe uyandırabilecek şey, İmam Mehdi’(a.f) in uzun bir ömre sahip olmasıdır. Ancak şunu bilmek gerekiyor ki, bir insanın, hatta binlerce yıl uzun ömürlü olması ne aklî ve ne de addi bir muhal değildir. Zira aklî muhal, iki zıt şeyin bir araya gelmesi veya ikisinin de birden yok olması ile sonuçlanır; örneğin diyoruz ki:

Bir şey ya vardır ya da yoktur veya her rakam ya tektir ya da çifttir. İkisinin de bir arada olması veya ikisinin de birden olmaması imkânsızdır. Addî muhal ise, aklen mümkün olmasına rağmen tabiata hâkim olan kanunlara ters düşmesidir; örneğin insanın ateşe düşerek yanmaması gibi.

Bir insanın asırlar boyu yaşaması ve hücrelerinin gençliğindeki canlılığa sahip olması ne birinci türdendir ne de ikinci türden. Dolayısıyla, eğer insan Hz. Nuh (a.s) gibi dokuz yüz elli sene veya daha fazla yaşamış ise ondan fazla da yaşayabilir.

İşte bu nedenle bilim adamları insanın sürekli yaşamasının ve gençliğindeki canlılığını korumasının sırrını aramışlar ve aramaktadırlar. Tıpkı bilimsel kanunlarla metallerin atomların terkibindeki ihtilaflar nedeniyle onları ölüm ve yok olma afeti karşısında sigortalayıp paslanan ve azotik asidin erittiği demirin halis bir altına dönüştürülmesi gibi.

Dolayısıyla, sırrını bilmesek bile akıl ve bilim açısından bir insanın uzun ömürlü olması mümkündür.

Zamanın imamına (a.f) inanmak Allah’u Teala’nın mutlak gücüne, peygamberlerin peygamberliğine ve mucizelerin gerçekleştiğine inanma merhalesinden sonra yer aldığını bir kenara bırakırsak, ateşi İbrahim için soğuk ve esenlik kılan, sihirbazların sihrini Musa’nın asası ile yok eden, İsa’nın nefesiyle ölüleri dirilten,

Ashab-ı Kehf’i asırlar boyu yemeksiz uykuda tutan bir güç için, yeryüzünde hüccetin kalması hikmeti ve hakkın batıla galebe çalması iradesinin nüfuzu için, bir insanı bin yıl genç tutmak çok basit ve kolay bir şeydir: “O'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir.”[65]

Yakın geçmişte Rey’de Şeyh Saduk’un kabri açılınca bedeninin taze olduğu göründü ve böylece tabiat kanunun onun hakkında müstesna olduğunu ve bedenin çürümesine sebep olan etkenler onda etki etmekten kısır kaldığı anlaşıldı.

Tabiat kanunlarının genelliği, zamanın imamı Hz. Mehdi’nin (a.f) duası ile dünyaya gelen ve onun hakkında “Kemalu’d-Din ve Temamu’n-Nimet” adında bir kitap yazan bir kimse hakkında tahsis edilerek çemberi daraltılıyorsa, onun, Allah’ın halifesi, bütün peygamberlerin ve vasilerin varisi olan bir kimse hakkında tahsis edilmesi hiç de şaşırılacak bir durum değildir.


Hazreti Mehdi(a.f)’in Gaybeti


Asrın sahibi Hazreti Mehdi(a.f)’in gaybeti, ömrünün uzun oluşu ve şiaların, O hazretin gaybeti döneminde halleri hususunda Ehlibeytten değişik unvanlarda birçok rivayet nakledilmiştir ki; bu kitapçığa sığdırılamayacak kadar çok olduğundan sadece bazılarına değinmekle yetineceğiz:

1- Hazreti Ali (a.s)’dan nakledilen bir rivayette şöyle buyurmuşlardır: Bizim Kaimimiz için bir gaybet dönemi vardır ki; sonu çok uzundur.[66]

2- İmam Hasan Mücteba(a.s)’dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir: … Bilmiyor musunuz? Kaim’imiz dışında, Bizden üzerinde zamanının tagutunun biati olmayan yoktur. Ruhullah İsa b. Meryem onun arkasında namaz kılacaktır.

Doğrusu Allah Azze ve Celle Onun doğumunu gizli tutacak ve Onu gaybete çekecektir ki; Onun üzerinde kimsenin biati olmasın…[67]

3- İmam Huseyn (a.s) dan nakledilen sahih bir hadiste O hazret buyurmuşlardır ki; Bu ümmetin Kaim’i, benim dokuzuncu evladımdır ve onun uzun bir gaybet dönemi olacaktır…[68]

4- İmam Zeynul Abidin’(a.s) dan nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir: Bizin Kaim’imiz için iki gaybet dönemi olacaktır ve onlardan biri diğerinden uzun olacaktır…[69]

5- İmam Muhammed Bakır(a.s)’a “ Artık andolsun dönüp kaybolan, doğup yürüyen ve burçlarına giren yıldızlara.”[70] Ayeti sorulduğunda buyurdular ki; bu doğuş ahir zamandadır, O, bu soydan olan Mehdi’dir ve Onun için bir gaybet ve hayret verici durum vardır ki; onda bir gurup sapacak bir gurup da hidayet olacaktır.[71]

6- İmam Sadık’(a.s) dan şöyle nakledilmiştir: Bizim Kaim’imiz için bir gaybet dönemi vardır ki; sonu çok uzundur…[72]

7- İmam Musa Kazım(a.s) “Görünen ve gizli olan nimetlerini size yaydı”[73] ayeti sorulduğunda; cevabında şöyle buyurdu: Açık ve zahir nimetten kasıt; zahirde olan imamdır. Batın ve gizli olan nimetten kasıt; gaipde olan imamdır.

Sordular: acaba Ehlibeytten gaip olacak olan var mıdır? Buyurdular: Evet, Onun şahsı gaip olacaktır ancak Onun zikri ve yâdı müminlerin kalbinde olacaktır. O bizim on ikincimizdir…[74]

8- İmam Rıza’(a.s)dan şöyle nakledilmiştir: Mutlaka şiddetli bir fitne ortaya çıkacaktır(Kaim’in gaybeti)ki, tüm sultanlar ve önderler ona müptela olacaklardır. Bu, Şiarlarımız benim üçüncü evladım olan İmam Hasan Asker’(a.s)ı kaybettiklerinde ortaya çıkacaktır ki; yer ve gök ehli bütün erkek ve kadınlar ona yürekleri yanarak ağlayacaktır.[75]

9- Abdul Azim Hasani, İmam Cevad’(a.s)ın yanına gelip Kaim’in Mehdi olup olmadığını sormak istedi; İmam Cevad(a.s), daha o sormadan şöyle buyurdu: Ebul Kasım, bizim Kaim’imiz Mehdi’dir. Onun gaybet döneminde intizarda olmalısınız ve Onun zuhurunda Ona itaat etmelisiniz…[76]

10- Onuncu İmam, İmam Ali Naki’(a.s)dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Benden sonra benim halifem oğlum Hasan’dır acaba sizin Ondan sonraki halifesinde haliniz nasıl olacaktır. Ravi arzetti: Size feda olayım neden dolayı?

Buyurdular: Zira siz onun şahsını göremeyeceksiniz ve onun adını zikretmek size helal değildir. Arz etti: Öyleyse onu nasıl analım?

Buyurdular: Al-i Muhammed’(s.a.a)in hücceti deyiniz.[77]

11- İmam Hasan Askeri(a.s)dan nakledilen rivayette buyurmuşlardır: Allah’a hamd olsun ki; benim halifemi, beni dünyadan almadan önce bana gösterdi. O, mahlûkat arasında Resulullah’(s.a.a)a, suret ve sirette en çok benzeyendir.

Allah’u Teala Onu, gaybet döneminde koruyacaktır. Onu zahir edecektir ve Onun vasıtasıyla dünyayı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.[78]

Rivayetlerden anlaşıldığı üzere O hazretin iki gaybet dönemi olacaktır.

Birincisi küçük gaybet dönemi: Maksat, O hazretin imamete yetişmesinden yani hicri 260 yılından itibaren 70 yıl kadardır. Bu müddet içerisinde dört özel naip, O hazretten vekâlet almışlardı ve O hazret ile halkın arasında vasıta idiler. Bu dört naip sırasıyla şunlardan ibarettir:

1- Ebu Amr Osman b. Said Amri, onun niyabet dönemi 5 yıl idi.

2- Ebu Cafer Muhammed b. Osman Amri, Onun niyabet müddeti 40 yıl idi.

3- Ebul Kasım Huseyn b. Ruh Novbahti, Onun niyabet müddeti 23 yıl idi.

4- Ebul Hasan Ali b. Muhammed Samiri, Onun niyabet müddeti 3 yıl idi ve 329 hicri yılının Şaban ayında vefat etmiştir. Vefatından birkaç gün önce bu mektup O hazretten ona gönderildi:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, ey Ali b. Muhammed Samiri, Allah’u Teala senin ölümünle kardeşlerine sonsuz mükâfat verecektir. Sen altı gün sonra öleceksin, dolaysıyla işlerini yoluna koy.

Kendi yerine de kimseyi tanıtma çünkü gaybet dönemi kâmil olmuştur. Zikri yüce Allah’ın izni olmayıncaya kadar da zuhur gerçekleşmeyecektir. Zuhur, uzunca bir zamandan ve kalplerin taşlaşması ve yeryüzünün zulümle inlemesinden sonra gerçekleşecektir.”

İkincisi büyük gaybet dönemi: Küçük gaybet döneminin son bulmasıyla başlamış ve şu ana kadar devam etmektedir.

Hazreti Mehdi’(a.f)in Gaybet Dönemindeki Mucizeleri


Şeyhu’t-Taife “el-Ğaybe” adlı kitabında şöyle diyor: “Gaybet döneminde onun imametinin doğruluğunu ortaya koyan mucizeler (keramet) sayılmayacak kadar çoktur.”[79] Hicri 460 yılında vefat eden Şeyh’in döneminde sayılmayacak kadar çok mucizeler varsa, kim bilir bizim zamanımıza kadar ne kadardır? Bu özet kitabımızda çok meşhur olan mucizelerden sadece birine değineceğiz:

Bunun özeti, Şii ve Sünni mektebinde sıka olan Ali b. İsa İrbilî’nin[80] nakline göre şöyledir: “İnsanlar İmam Mehdi hakkında uzun uzadıya olağan üstü kıssalar ve rivayetler nakletmektedirler. Ben kendi dönemime yakın vuku bulan ve güvenilir kardeşlerimin naklettiği iki kıssaya değineceğim:

1- Hille şehrinin nihayetinde, Fırat ile Dicle arasında İsmail b. Hasan Hırgali isminde bir adam Hırgal diye adlandırılan şehirde yaşıyordu. O, benim zamanımda vefat etmişti ve ben onu görmedim. Ancak Onun, Şemsuddin adındaki oğlu bana anlattı ki; babam bana bunları anlattı: Gençlik yılarımda sağ bacağımda el büyüklüğünde bir yara vardı ve her bahar yenilenir, ondan kan, irin akar ve beni çok zahmete düşürürdü.

O zamanlar Hırgıl’da idim ve bir gün Hilleye geldim. Raziyuddin Ali b. Tavus’un meclisine katıldım. Bacağımdaki yaradan söz ettim ve dedim ki; yaramı tedavi ettirmek istiyorum. O, Hille’nin tabiplerini topladı ve yaramı muayene ettiler. Onu muayene eden Hille tabipleri, yaranın atar damar üstünde olduğunu ve onu kesmeleri suretinde kan kaybından ölebileceğimi söylediler.

Ali b. Tavus dedi ki; ben Bağdat’a gidiyorum, belki oranın tabipleri daha bilgindir, sende benimle gel.

Onunla Bağdat’a gittim, tabipleri davet etti; onlarda Hile tabiplerinin söylediğinin aynısını söylediler.

Bunları duyunca çok üzüldüm. Ali b. Tavus bana dedi ki: Şeriat sana kolaylık tanımıştır bu elbiselerle namaz kılabilirsin ancak onun kanından kendini sakındırmaya çalış ama kendini zorluk ve sıkıntıya düşürme. Zira Allah ve Resulü men etmiştir.

Ali b. Tavus’a dedim ki; madem Bağdat’a kadar geldim, Samerra’ya gidip İmam Ali el-Hâdî ve İmam Hasan Askerî’yi ziyaret edeceğim ve ertesi gün evime döneceğim.

Ali b. Tavus görüşümü kabul etti ve ben yanımdaki fazla elbise ve paramı ona emanet ederek Samerra’ya doğru hareket ettim.

Oraya vardığımda hareme girdim ve ziyaret ettikten sonra bodrum kata inerek dua edip Allah’a yakardım. İmam Mehdi’yi imdada çağırdım ve gecenin bir bölümünü orada geçirdim ve Perşembe sabahına kadar orada kaldım. Daha sonra Dicle nehrine giderek gusül abdestti alıp temiz elbiselerimi giydim ve yanımda getirdiğim ibriği doldurup oradan çıktım.

Haremi ziyaretle müşerref olmak istiyordum ki; ansızın şehrin kapsısından dört atlının çıktığını gördüm. Şehrin etrafında köy halkı koyunlarını otlatırdı, gelenlerin onlardan olduğunu sandım. Onların yanına vardım; onların arasında iki genç vardı ve her dördü de kılıç kuşanmıştı. Biri yaşlı bir adamdı, elinde de bir mızrak vardı; diğeri, üzerinde renkli bir ferace olan bir gençti ve feracesinin altından kılıcı belli oluyordu.

Elinde mızrak olan yaşlı adam yolun sağ tarafında durdu ve mızrağını yere sapladı ve iki genç sol tarafta durdular, üzerinde renkli ferace bulunan genç de benim karşımda durdu.

Renkli ferace giyinmiş olan adam bana, “Sen yarın ailene mi döneceksin?” diye sordu. “Evet” dedim. Genç adam, “Yaklaş bakayım seni derde düşüren nedir?” dedi.

Ben, onların bedevi olduğunu ve necasetten kaçınmadıklarını düşündüm ve bana dokunmalarından korkuyordum, çünkü daha yeni sudan çıkmıştım ve elbiselerim nemliydi. Bu düşünceyle Ona doğru yaklaştım.

Elimden tutarak kendisine doğru çekti ve omzumdan başlayarak bedenime elini sürdü ve yaraya yetiştiğinde eliyle öylesine sıktı ki yara yerim şiddetli bir şekilde ağrıdı. Daha sonra atına bindi. Yaşlı adam, “İsmail! Kurtuldun” dedi, ismimi bilmesi beni hayrete düşürdü ve bende ona biz ve siz hepimiz kurtulduk dedim.

Daha sonra o, yaşlı adam bana dönerek“Zamanının imamıydı bu” dedi. Yanına gittim ve ayağından öptüm.

Onlar hareket ettiler ve ben de onlarla birlikte hareket ediyordum. İmam, “Geri dön” buyurdu. Ben, “Senden asla ayrılmam” dedim. İmam, “Uygun olan senin geri dönmendir” buyurdu. Ben yine, “Senden asla ayrılmam” dedim. Bunun üzerine yaşlı adam, “İsmail! Utanmıyor musun? İmam iki defa sana geri dön dediği halde sen karşı mı geliyorsun?” dedi.

Bu ağır söz karşısında durdum. İmam birkaç adım ilerledikten sonra lütuf ederek bana doğru döndü ve şöyle buyurdu: “Ey İsmail! Bağdat’a döndüğünde Ebu Cafer Mustansır (halife) seni çağıracak.

Onun yanına gittiğin zaman sana bir şey verecektir; onu alma. Evladımız Razi’ye, senin için Ali b. İvez’e bir mektup yazmasını söyle. Ben istediğin şeyi sana vermesini ona bildireceğim.”

Daha sonra yanındakilerle birlikte hareket etti. Ben durup gözden kayboluncaya kadar onları seyrettim. Bir süre üzgün bir vaziyette yere oturup kaldım. Onların ayrılığından dolayı ağlıyordum. Sonra kalkıp Samerra’ya Askeriye haremine gittim. Haremin hadimleri (hizmetçileri) etrafımı sararak, “Neden yüzün değişmiş?” sana bir şey mi oldu dediler.

Hayır dedim, acaba biriyle mi çarpıştın dediler; hayır dedim. Ben,“Siz şehirden çıkan atlıları tanıdınız mı?” dedim. Oradakiler, “Onlar, koyunları olan saygın kişilerdir” dediler. Ben, “Onlar İmam ile arkadaşları idi dedim. Onlar, İmam yaşlı olanımıydı yoksa feraceli olanımı? Dediler. Ben, feraceli olan dedim. Onlar; madem imamdı yaranı Ona gösterdin mi dediler. İmam elini benim yarama sürdü ve acıtacak şekilde sıktı” dedim.

Daha sonra elbisemi bacağımın üstünden çektim ve o yaradan hiçbir eserin kalmadığını gördüm; dehşete düşmüştüm yaranın hangi bacağımda olduğundan şüpheye düştüm. Diğer bacağımı da açtım ve onda da hiçbir şey yoktu.

Bunun üzerine oradakiler başıma toplandılar elbiselerimi teberrük diye yırtıp aldılar. Haremin hadimleri beni bir odaya götürdü ve halktan kurtardılar.

O esnada yakınlarda bulunan hükümet nazırlarından birisi sesleri duymuş ve olanları öğrenmişti. Haremdeki odaya geldi adımı ve ne zaman Bağdat’tan ayrıldığımı sordu: haftanın başında ayrıldım dedim, daha sonra gitti.

Geceyi Haremde geçirdim, Sabah namazımı kıldıktan sonra dışarı çıktım. Halkta benimle birlikte çıktı. Onlardan ayrıldım ve onlar geri döndükten sonra ben gittim. Ovana’ya vardığımda, geceyi orda geçirdim. Sabah erkenden Bağdat’a doğru hareket ettim.

Eski köprüye ulaşınca insanların oraya toplanıp gelenlerden adını ve nerden geldiklerini sorduklarını gördüm. Beni, verdiğim nişanelerden tanıdıkları zaman, elbiselerimi parçalayarak mübarek diye aldılar.

Halife tarafından orada görevlendirilen adamlar durumu yazarak Bağdat’a bildirdi. Daha sonra beni Bağdat’a götürdüler. Orada da halkın büyük izdihamı ile karşılaştım öyle ki nerdeyse beni öldüreceklerdi. Kum ehli olan vezir, olayın doğruluğunu araştırması için Raziyuddin Ali b. Tavus’u görevlendirdi.

Ali b. Tavus’la, Novbi kapısında birbirimize ulaştık ve Onun yandaşları halkı benden uzak tutmaya çalışıyorlardı. Bana, bu anlatılanlar senin hakkında mı? diye sordu; evet dedim.

Bineğinden indi ve bacağımı açtı; bacağımdaki yaradan bir iz bile kalmadığını görünce bayılıp yere yığıldı. Kendisine geldiğinde, elimden tuttu ve ağlayarak vezirin yanına götürdü ve dedi ki; bu, benim kardeşim ve halk içinde kalbime en yakın olan kimsedir.

Vezir bana olanları sordu; ben olup biteni anlattım. Vezir, benim tedavim ile uğraşan tabipleri çağırttı. Onlara, “gördüğünüz yarayı tedavi edin” dedi. Tabipler, “ o yarayı ancak demir ile kesersek iyileşir, ama kesilecek olursa hasta ölür” dediler. Vezir; “faraza kesseniz ve ölmezse, yeri ne kadar bir sürede iyileşir” diye sordu.

Tabipler “iki ay, ancak yaranın yerinde oyuk ve beyazlık kaldığı gibi oradan tüy de bitmez” dediler. Vezir onlara: “ siz o yarayı ne zaman gördünüz?” diye sordu. Tabipler: on gün önce dediler.

Vezir benim bacağımı açtı, bacağımdaki yaranın yok olduğunu ve hiçbir eser kalmadığını gören tabiplerden birisi, “Bu ancak Mesih’in işindir” diye bağırdı. Vezir, “Bu sizin işiniz olmadığına göre; biz kimin işi olduğunu biliyoruz” dedi.

Daha sonra beni halifenin yanına götürdüler. Halife benden durumu anlatmamı istedi. Ben, başımdan geçenleri anlattığım zaman, halife bana bin dinar getirmelerini emretti ve bunları al ve kendin için harca dedi.“Ben bundan çok az miktarını almaya bile cesaret edemem” dedim.

Halife, “Kimden korkuyorsun” dedi. “Bana bunları yapandan! O bana Ebu Cafer’den bir şey alma dedi.” Bunun üzerine halife üzüldü ve ağladı. Daha sonra, ben oradan bir şey almadan ayrıldım.

Allah’ın Rahmetine en muhtaç olan kulu Ali b. İsa diyor ki: Ben bu olayı İsmail’in oğlu Şemsuddin’in de içinde bulunduğu bir topluluğa anlatıyordum; ben İsmail’in oğlunu tanımıyordum. İsmail’in oğlu, ben onun oğluyum deyince ondan, “Yaralı iken babanın bacağını gördün mü?” diye sordum. Dedi ki: “Ben o zaman çocuktum. Ama iyileşmiş halini ve o yaranın yerinden kıl çıktığını gördüm.”


İntizarı Ferec


Zuhurun özellikleri ve onu beklemenin eseri ve hususunda birçok rivayet nakledilmiştir ki; sadece bazılarına işaret edeceğiz:

1- İbadetlerin en afdali-faziletlisi- fereci beklemektir.[81]

2- Bizim Şialarımız için en faziletli amel fereci beklemektir.[82]

3- Benim ümmetim için en faziletli amel, Allah Azze ve Celle’den fereci dilemektir.[83]

4- Fereci beklemek nede güzel ve iyidir.[84]

5- Benim ümmetim için en faziletli cihad; fereci beklemektir.[85]

6- İmam Rıza’(a.s)dan ferec soruldu; buyurdular: Doğrusu Allah Azze ve Celle buyurmaktadır:”bekleyin, doğrusu ben, siz bekleyenlerle birlikteyim”[86]

Müstedrek’ül Vesail de, fereci beklemekten maksadın ne olduğu açık bir şekilde yer almıştır… Allah Resulü’(s.a.a)den şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Benim ümmetim için en faziletli amel,

fereci beklemektir, Bizim Şialarımız, Peygamberin müjdelediği oğlumun, zulüm ve sitemle dolmuş dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağı zuhur gününe kadar, gam, keder ve hüzünde olacaklardır.”[87]


Dipnotlar

---------------------------------

1-Nahl suresi 89. ayet

2- İbrahim suresi 1. ayet

1-Kâfi c. 2 s. 599

2- Müstedrek-ala Sahiheyn c.3, s. 109, Uyunu ahbar-u Rıza (a.s) c.1, s.68

1- el-Mu’cemu’l-Kebir c. 19, s.388, Müsned-i Şamiyin c.2, s. 437, Müsned-i İmam Ahmed b. Hanbel c. 4, s. 96 ve Diğer eserler.

2- Uyunu Ahbar-u Rıza(a.s) c.2, s.122 ve diğer kaynaklar.

3- Sahih Müslim c.12 s. 201, Sahih Buhari, ahkam kitabı bölümünün sonuna müraccat ediniz.c. 8 s.127, Müsned Ahmed c.1 s. 398 ve 406 ve c. 5 s. 86 ve 87 ve88ve… Sahih b. Habban c.15 s.14 ve 43, es-Sogat b. Habban c. 7 s.241 ve Ehlisünnetin diğer kaynakları.

Keşfül Gıta c. 1 s. 7, Uyunu Ahbar Rıza(a.s) c. 1 s. 49 bab 6, Hisal s. 467 ve… Diğer şia kaynakları.

1- Şura suresi, 23. ayet

2- Yenebi ul Mevedde c. 3 s. 292

1- Tövbe Suresi 33.Ayet

2- el- Beyan fiy Ahbar’i Sahib’i Zaman(a.s) s. 528(Kifaye’tut Talip kitabında) ve diğer Ehlisünnet eserleri.

3- el- Cami’ul Ahkâm-ul Kuran c. 11 s. 48

4- el- Kâfi c.1 s. 432, Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 680, el- İtigadat s. 95, Tefsiri Ayyaşi c.2 s. 87 ve Şianın diğer eserleri.

5- Bakara suresi 3. Ayet

1-Fahri Razi’nin Tefsiri Kebiri c.2 s.28

2- Zuhruf Suresi 61. Ayet

3-es-Sevaik’ul Muhrika s. 162 ve ehlisünnetin diğer eserleri. el-Umde s. 430 ve 435, Biharul Envar c. 6 s. 301 ve c. 51 s. 98 ve diğer Şia eserleri.

1- Nur Suresi 55.Ayet.

2- Gaybet’i Şeyh Tusi(r.a) s.177, Tefsir’i kummi c. 1 s. 14, et-Tibyan c. 7 s. 458, Mecme’ül Beyan c. 7 s. 267 ve diğer eserler.

3- Şura Suresi 4. Ayet

4- Yenebi-ul Mevedde s.448 ve Tefsiri Nefesi c. 2 s. 1184 O hazretin (a.f) hükümetinden söz edilmiştir.

5- Kasas Suresi 5. Ayet

6- Nehc’ül Belaga, hikmetli sözler 209. Bknz.Yenebi-ul Mevedde c. 3 s. 272

1- Bakara Suresi 114. Ayet

2- Cami-ul Beyan mezkûr ayeti şerifenin tefsiri c. 1 s. 399

3-Ed-Dürrul Mensur c.1 s.264

4-El- Cami’ul Ahkam’ul Kuran c. 2 s. 79

5- Enbiya Suresi 105. Ayet

6- Tefsiri Kummi c. 2 s.77 Enbiya suresi 105 ayetin tefsirinde. Ravzat-ul Vaizin s. 261, Şerh-ul Ahbar c.3 s. 365, Yenebi-ul Mevedde c.3 s. 243 ve diğer Ehlisünnet ve Şia eserleri.

1- Biğyet’ul Bahis en Zevaid’i Müsned’ul Haris c. 1 s. 265 144.rakam, Vesail’üş Şia Kitab’us Salat Ebvab’us Salat’ul Camie 26. bab c. 8 s. 347 ve diğer Ehlisünnet ve Şia eserleri.

2- Sahih Buhari c.4 s.143, Sahih Müslim c.1 s. 94, Müsnedi Ahmed c.2 s. 272 ve diğer Ehlisünnet eserleri. El-Gaybeti Numani s. 75 dördüncü bab h.9, Uyun Ahbar-u Rıza(a.s) c.2 s.202 bab46 h. 1 ve diğer şia eserleri.

1- İkdu’d Durer birinci bab s. 26

2- Nisa suresi 164. ayet

[34] - İsra suresi 101. ayet

[35] - Meryem, suresi 52. ayet

[36] -Zumer suresi 69.ayet

[37] -Hadid suresi 17. ayet

[38] -İsra suresi 81. ayet

[39]-Hadid suresi 25. ayet

[40] - Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet, s. 33 ve 257 ve… Diğer eserler

[41] -Keşful Ğumme c. 2 s. 470, Kifayetul Asar s. 151, Kitab’ul Gaybetu Numani s. 10 ve diğer şia eserleri. El-Müsterdek Ala Sahiheyn c. 4 s.464 ve 502, Müsnedi Ahmet c. 5s. 277 ve diğer Ehlisünnet eserleri.

2- Kifayetul Asar s. 278, Bab: ma cae min nessi enil cevad Biharu’l-Envar, c.51, s.157.

3- Gaybetu Nomani s. 316bab 20 h. 7, Kemalu Din ve Temam Nime s. 268, Kifayetul Asar s. 282,Biharu’l-Envar, c.52, s.286.

1- el- Müstedrek’u ala-s Sahiheyn c. 4 s. 554

2- Vakıa Suresi 10–11. Ayetler.

[46]- es-Sevaiku’l-Muhrika, s.163. Buna yakın bir anlamda el-Mu’cemu’l-Evsat’ta, c.1, s.136. Mecma-ul Zevaid c.7 s. 317, Tarihi Medinetu Dimişk c. 36 s. 282ve diğer Ehlisünnet eserleri. Keşful Ğumme c. 2 s. 473, Kemalu Din ve Temam Nime s. 231 ve diğer Şia eserleri

1-Sahih-i İbni Hubban, c.15, s. 238 be anlama yakın Süneni Ebi Davud c. 2 s. 309, el-Müstedrek ala Sahihin c. 4 s. 442, el- Tahsis 464 ve diğer birçok Ehlisünnet eserleri. Ravzatul Vaizin s. 261, Şerhul Ahbar c. 3 s. 386 ve 566 ve diğer Şia eserleri .

[48] - Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet, 25. bab, rakam: 4, s.287.

[49] - Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet, 39. bab, rakam: 8, s.412.

1- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 384, Yenebi’ul Mevedde s. 458

[51] - İkdu’d-Durer, 5. bab ve 1. bölüm, 4. bab, s.65, Amali Mufid s. 45, Ravzatul Vaizin s.264,Ğaybet-un Nomani s. 307,el-İrşad c. 2 s. 380 ve diğer eserler.

2- el-Cami’ul Sağir c.2 s. 672 ve diğer Ehlisünnet eserler. el-Gaybet’u Nomani s. 96, Delail-ul İmame s. 441. bazı hadislerde ise “parlayan ay gibidir” ifadesi yer almaktadır. el-Umde s. 439 e’Taraif s.178 ve diğer Şia eserleri.

3-Bihar-ul Envar,c. 36 s. 303, az bir farkla Kâfi c. 1 s. 528, Fiy Uyunu Ahbar Rıza(a.s) c. 1 s. 44 bab 6 h. 2 ve diğer eserler.

4- Biharu’l-Envar, c.51, s.152. el-İmame ve Tebsir İbni Babaveyh Kummi s. 114 Uyun Ahbar Rıza(a.s) c. 2 s. 6 30. bab ve diğer eserler.

5- el-Ğaybet, s.452; İkdu’d-Durer s.65, bab 4, 1. bölüm

6- Saf suresi 8. ayet

7-İsra suresi 33. ayet


1- Saf suresi 8–9. ayetler.

2- Tövbe suresi 32-33. ayetler

1-Müstedrek’u ala-s Sahiheync. 3 s. 142 hadisin ilk bölümü Tarihi Kübra Buhari c. 2 s. 174, Bağye’tul Bahis s. 296, Tarih’i Medine’tul Dimişk c. 42 s. 447 ve diğer Ehlisünnet eserlerinde mevcuttur. Hisali Saduk s. 462, Menakıb’ı EmirelMuminin (a.s) c. 2 s.

532, Şerh’ul Ahber c. 1 s. 152 ve diğer Şia eserler.

2- Leyl suresi 1. ayet.

3- Leyl suresi 2. ayet

4-Al-İmran suresi 45. ayet.

1- En’am Suresi 115. ayet.

1- Yasin suresi 82. ayet

2- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 303.

1- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 316.

2- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 317.

3- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 323.

4- Tekvir suresi 15–16. ayetler.

5- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 330.

6- İleli Şerayi s. 245.

7- Lokman suresi 20. Ayet.

1- Kemal’du Din ve Temam’un Nimet s. 368.

2- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 380.

3- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 377.

4- Kemalu Din ve Temam Nime s. 381.

1- Kemalu Din ve Temam Nime s. 409.

[79] - el-Ğaybet-u Şeyh Tusî, s.281.

[80] - Keşfu’l-Ğumme, c.3, s.296.

1- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 287, Süneni Tirmizi c. 5 s. 225.

2- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 377

1- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 644.

2- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 645.

3- Tuhaf-ul Ukul, Resulullah’ın(s.a.a) hikmetli sözleri.

4- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 465.

5- Müstedrek’ül Vesail c. 3 s. 277, Menakıb’i Al-i Ebu Talib c. 3 s. 538.

6- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 358.

1- Kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 358.

2- kemal’ud Din ve Temam’un Nimet s. 361.

3- Kemalu Din ve Temam Nime s. 485.

[92] - Neml suresi 62. ayet.

[93] - Besair-ud Derecat beşinci bölüm 263,11. bab, h. 2. Delail-ul İmame s. 254 el-Haraic ve el-Craih c. 2 s. 278. Biharu’l-Envar, c.47, s.71.

1- El- İhticac c. 2 s. 315

2- El- Mezar Meşhedi s. 662.

3- Taha suresi 111. ayet.

4- Nur suresi 35. ayet

5- Hadid suresi 17. ayet.

1- Zumer suresi 69. ayet.

2- Nur suresi 35. ayet.

3-Misbah’ul m Müteheccid s. 630, Kafi c. 4 s. 162

4- Yunus suresi 5. ayet.

1- Zumer suresi 69. ayet.

1- Misbah-ül Müteheccid, s.773, El- Mezar-ül Kebir, s.410