RESULULLAH(S.A.A)HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER
 



Zikir Ehline Sorun


leceğini görecekler.

Bütün bu okuduklarımız; bize Emir'ül-Müminin'in, yaşarken de öldükten sonra da ne kadar mazlum olduğunu gösteriyor. O, kardeşi Resulullah'ı (s.a.a.) kendisine iyi bir örnek edinmişti.

Resulullah da (s.a.a.) hem yaşarken hem de öldükten sonra mazlum idi. ÇünkÜ Resulullah da (s.a.a.) hayatı boyunca cihat edip nasihatlarda bulundu. İnsanlara hakkı gösterip onlara karşı hep merhametli davrandı. Onlar da son anında sayıkladığını söyleyip ona ağır bir darbe indirdiler. Ona karşı isyan ederek Üsame'nin ordusuna katılmadılar ve o hazretin emrini dinlernediler.

Daha müba- rek cesedi yerde iken onun gusül, kefen ve defnine katıl- mayıp halife seçimi için Sakife'ye koştular. Anam babam Peygamber' e (s.a.a.) feda olsun. Onu ölümünden sonra dahi halkın gözünde küçük gösterdiler.

Tüm bunlar Kur'an'ın ve vicdanın şahit olduğu Resulullah'ın (s.a.a.) masumluğunu silmek ve birkaç günlük dünyanın fani hü- kümetine ulaşmak içindi.

Bu bahislerde bazı sahabilerin hilafete ulaşmak için Resulullah'ın (s.a.a.) şahsiyeti karşısındaki tutumlarını gördük. Başta Muaviye bin Ebu Süfyan olmak üzere Emeviler hilafeti miras olarak ele geçirdiler.

Hilafetin artık daima kendi ellerinde kalacağını sandılar ve birgün hilafetin ellerinden çıkacağını asla düşünemiyorlardı. Peki Ümeyye Oğulları niçin Peygamber'in (s.a.a.) şahsiyetini küçük düşür11leğe devam ettiler?

Bence bunun iki asıl sebebi vardır:


1- Peygamber' i küçük düşürmek, kendilerini o hazrete nispet vererek övünen Haşim Oğullarını hor görmek. Böy-

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


lece Haşim Oğullarından bir çeşit intikam almak istiyorlar- dı. Ümeyye'nin her zaman kardeşi Haşim'i kıskandığına ve devamlı onu yenmek istediğine de dikkat edecek olursak bu görüşü doğrulamaktan başka çare kalmaz.

Ayrıca, Muaviye'nin Peygamber'den sonra Haşim Oğullarının tartışmasız önderi olan Hz. Ali'ye karşı kin ve düş- manlığını, hilafeti ele geçirmek için Hz. Ali'ye karşı açtığı savaşları dost - düşman herkes bilmektedir. Hz. Ali'nin şehadetinden sonra bu eski düşmanı Hz. Ali'ye minber ve camiIerde lanet okutup küfür ettirmekten bir an bile vaz geçmedi.

Bu durumda Muaviye'ye göre Hz. Ali'yi (a.s.) hor görmek, Hz. Peygamber'in (s.a.a.) şahsiyetini kırmak demektir. Hz. Ali'ye lanet etmek ise gerçekte Peygamberimize lanet ve küfretmek demektir.

2- Peygamberimizin değerini düşürmek, tarih boyunca Ümeyye Oğullarının yaptığı kötü işleri ve fesatları halkın gözünde azaltacaktır.

Ümeyye Oğulları eğer Resulullah'ı (s.a.a.) hevaperest biri olarak tanıtır, kadınlara olan alakası yüzünden günlük vazifelerini unuttuğu, hatta bir kadını çok sevdiği için kadınlar arasında adaleti uygulamadığı ve bu yüzden adaleti uygulaması için uyarıldığı gibi şeyler uydu- rup halka anlatınca artık Muaviye ve Yezid gibi normal adamların eleştirilmesi yersiz olurdu.

Burada birçok tehlike yatmaktadır. Çünkü Emeviler Hz. Peygamber hakkında o kadar hadis ve rivayet uydurdular ki (tüm bunları çok miktarda para harcayıp çeşitli tuzaklar ile yaptılar.) bunların hepsi din hükümleri olarak Müslümanla- rın arasına yerleşti ve Resulullah'ın (s.a.a.) sünnetinden sayıldı.


Zikir Ehline Sorun


Şimdi burada Sünni kitaplarında var olan Resulullah' ı (s.a.a.) küçük düşüren utanç verici uydurma hadislerden örneklere değinelim. Bu konuda sözü uzatmadan Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim' den birkaç örnekle yetineceğiz:

1- Buhari, Sahih'inin "Gusül Kitabı, Eşiyle Birleştikten Sonra Tekrar Birleşmek Babı"nda Enes'in şöyle dediğini nakleder: "Resulullah bir gece ve gündüzde bir saatte on bir eşine gidip onlarla münasebette bulunuyordu." Ravi der ki: Ben Enes'e; "Buna gücü yetiyor muydu?" diye sorunca, Enes dedi ki: "Biz de onun otuz erkeğin gücüne sahip olduğunu söylüyorduk." ı

Saygı değer okuyucumuz! Resulullah'ı bu kadar şehvet- perest olarak tanıtan bu utanç verici rivayete dikkat ediniz. Bir gün içinde bir saatte on bir eşiyle münasebette bulunan, hatta boy abdesti (gusül) almaya dahi fırsat bulamayan bir peygamber! Aziz okuyucular! Onların, şanı yüce Peygamberimizden nasıl bir portre çizmek istediklerini görüyor musunuz? !

Cahiliye döneminde Araplar cima gücü ile övündüklerinden kendi işlerini doğru göstermek için böyle alçakça bir olayı Peygamber' e nisbet verdiler. Halbuki Hz. Resulullah şöyle buyurmaktadır: "HanıınlarınlZa hayvanlar gibi saldırınayın; ınukaddiıne ve önhazırlık ile yaklaşın."

Ama bu İslam düşmanları böyle hadisler uydurarak kendilerinin layık olduğu bu ziHeti Peygamber' e nisbet ver dil er. Şimdi Enes bin Malik'e soruyorum: Peygamber'in bir SIJatte on bir eşiyle münasebette bulunduğunu kim sana
--------------

1-Sahih-iBuhari,c.1,s.75-76.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


haber verdi? Peygamber'in kendisi mi haber verdi? Normal bir şahsın, karısıyla nasıl yattığını halka anlatması doğru- mudur? Peygamber'in eşleri mi haber verdiler? Normal bir Müslüman kadının, kocasıyla nasıl yattığını mahrem olma- yan yabancı bir erkeğe haber vermesi yakışır mı? Veya Enes bin Malik kendisi casusluk yaparak kapının arasından Peygamber'in nasıl münasebette bulunduğunu mu gördü?! Şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınırım. Allah yalancıla- ra lanet etsin.

Şüphesiz birçok eşleri, cariyeleri ve kötü işleri bulunan gasip Emevi ve Abbasi hükümdarları kendi kusurlarını örtrnek için böyle hikayeler uydurmuşlardır.

2- Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde Aişe'nin şöyle de- diğini naklederler: "Resulullah'ın eşleri, Resulullah'ın kızı Fatıma'yı o hazretin yanına gönderdiler. Fatıma içeri gelin- ce Resulullah yatağımda benimle yatıyordu.

Fatıma izin isteyerek dedi ki; "Ey Resulullah! Eşlerin kendileri ile Aişe arasında adaleti uygularnan için beni senin yanına gönderdi- ler. Ben susmuştum. Peygamber Fatıma'ya şöyle buyurdu: "Ey kızım! Benim sevdiğimi sen de sevmez misin?" Fatıma'nın; "Evet severim!" demesi üzerine Peygamber; "Öyleyse bunu da sev buyurdu."ı

Bu rivayetin devamında şöyle geçer: Peygamber'in eşleri Cahş'ın kızı Zeynebi aracı kılarak ondan Aişe konusunda adaleti uygulamasını istediler. O da izin isteyip içeriye girdiğinde Peygamber geceliğiyle yatıyordu. Zeyneb, Peygamber'in eşlerinin mesajını kendisine ulaştırması üzerine,

--------------
1- Sahih-i Buhari, c. 3, s. 204-205, Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1891, h. 2442.

Zikir Ehline Sorun


Aişe çirkin sözler söyleyerek Zeyneb'i susturdu. Peygamber de gülerek "Bu, Ebu Bekir'in kızıdır." dedi!!

Bize, Peygamber'i şehvetperest ve eşleri arasında adaleti uygulamayan biri olarak tanıtan bu rivayeti ne yapalım. Halbuki, Kur'an Peygamber'in diliyle şöyle buyuruyor: "Eğer adaleti uygulayamamaktan korkuyorsamz bir- den fazla kadın almayın, cariyelerinizden faydalanın."

Ayrıca Peygamber karısıyla yatakta yatarken bütün ka- dınların efendisi olan kızının içeriye girmesine nasıl izin veriyor? Hatta Peygamber kalkıp oturmuyordu?!

Peygamber uzanıp yattığı halde, "Kızım! Benim sevdiğimi sen de sevmez misin?" diyor! Aynı şekilde diğer eşi Zeyneb içeri girip adalet konusunu hatırlatınca Peygamber gülerek, "Bu, Ebu Bekir'in kızıdır." diyor!

Aziz okuyucular! Resulullah'a (s.a.a.) böyle iftiralar eden bu utanç verici hikayelere iyice dikkat ediniz! Halbuki yüce Resulullah adalet ve eşitlik örneği idi. Ömer bin Hattab'ın ölümüyle artık adalet yok oldu diyorlar. Resulullah'ı (s.a.a.) ise ahlaki' değerleri ayaklar altına alan ahlaksız ve hayasız biri olarak tanıtıyorlar.

Allah'a sığınırız. Maalesef bu gibi rivayetler Ehl-i Sünnet'in Sahihlerinde fazlasıyla mevcuttur. Bunlardan maksat ise ashaptan bazı kimseleri fazilet sahibi yapmaktır. Çünkü o, Ebu Bekirin kızıdır. Böylece bilerek veya bilmeyerek Peygamber' i aşağılayıp küçük düşürüyorlar. Daha önce de arzettiğimiz gibi tüm bunlar Resulullah'ın (s.a.a.) makam ve mevkisini küçük düşürmek içindir. İşte bunun benzeri bir rivayet daha:
--------------------

1- Sünen-i Neseİ, c. 7, s. 66, Müsned-İ Ahmad, c. 6, s. 88.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


3- Müslim, Sahih'inde "Osman bin Affan'ın Faziletleri Babı"nde Aişe ve Osman'dan şöyle dediklerini nakleder:

Ebu Bekir Resulullah'ın huzuruna girmek için izin istedi. Resulullah, Aişe ile yatakta yattığı halde onun içeri girmesi- ne izin verdi. Ebu Bekir'in işi bitince çıkıp gitti. Sonra Ömer izin istedi. Peygamber yine o haldeydi.

O da işi bittik- ten sonra gitti. Osman der ki; "Ben içeri girmek istediğimde Resulullah hemen ayağa kalkarak oturdu ve Aişe'ye elbise- lerini topla, dedi. Benim de işim bitince çıkıp gittim.

Bunun üzerine Aişe dedi ki: "Ey Resulullah! Niçin Ebu Bekir ve Ömer içeri girince telaşlanıp yerinden kalkmadın da Osman gelince hemen kalkıp oturdun?" Resulullah, "Osman hayalı birisidir. Ben o durumda iken benden hacetini istememe- sinden korktum." dedi."!!

Bu rivayet, yine Buhari ve Müslim'in Osman'ın fazilet- leri hakkında ortaya koyduğu bir başka rivayete çok benzi- yor. O rivayet özetle şöyledir: Resulullah elbisenin altından bacağını çıkarmıştı, Ebu Bekir izin istediğinde Resulullah bacağını örtmedi. Ömer geldiğinde de aynı şekilde davrandı.

Ama Osman içeri girmek istediğinde Hazret-i Peygamber hemen bacağını örterek elbisesini düzeltti. Aişe bunun sebebini sorunca dedi ki: "Meleklerin dahi utandığı adam- dan nasıl utanmayayım?!2

Kendi efendilerini yüceltmek amacıyla Peygamber'in makamını böyle düşüren Beni Ümeyye'ye Allah lanet etsin.

4- Müslim, Sahih'inin "Taharet Kitabı, Gusül Babı"nda

---------------
1- Sahİh-İ Müslim, c. 4, s. 1866, h. 2402.
2- Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1866, h. 2401.

Zikir Ehline Sorun


Resulullah (s.a.a.) Hakkında


Aişe'nin şöyle dediği ni nakleder: "Adamın birisi -Aişe'nin yanında- Resulullah'a (s.a.a.) dedi ki: "Eğer birisi kansıyla cima eder, sonra halsizleşirse gusül alması gerekir mi?"
Peygamber, cevabında Aişe'yi göstererek; "Ben bu kadınla aynı işi yapıyorum ve sonra gusül alıyoruz." dedi."! ı

Muhterem okuyucular! Bu gibi rivayetler hakkında gö- rüş belirtmeyi size bırakıyorum. Peygamberimiz halkın gözü önünde cima ettiğini söyleyecek kadar Aişe'yi şımarttı mı? Resulullah'ın (s.a.a.) şerefini ve kişiliğini ayaklar altına alan bu gibi rivayetler AİŞE'DEN çok rivayet olunmuştur.

Bir rivayetinde diyor ki: "Peygamber halkın karşısında yüzünü yanağıma dayamış, zenci kadınların raksını seyredi- yordu. Birinde diyor ki; "Peygamber beni omzuna almıştı veya benimle yanşıp beni yeniyor ve sonra bir daha yanş- mak için şişmanlamamı bekliyordu. Veya diyor ki, Sırt üstü uzanıp kanlarına saz veya zurna çaldırıyordu. Ve bu şeytani araçlan evinde tutuyordu. Ebu Bekir de sinirlenip onu engelliyordu.

Peygamberimizi (s.a.a.) küçük düşürmekten başka hiçbir hedefi olmayan bu utanç verici rivayetler Sahihlerde fazla- sıyla mevcuttur. Örneğin; "Peygamber büyülendi ve ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırdı. Öyle ki, eşlerinin yanına gelmediği halde onlarla görüştüğünü zannediyordu."2 Veya; "Resulullah (s.a.a.) Ramazan ayında cünup olurdu."3 Veya; "Resulullah ağır bir uykuya dalıyor, kalktığında
--------------

1- Sahih-i Müslim, c. 1, s.272, h. 350.
2- Sahih-i Buhari, c. 4, s. 123 ve 177.
3- Sahih-i Buhari, c. 3, s. 38-40.

abdest almadan namaz kılıyordu."ı Veya; "Resulullah namazda unutkanlığa uğrar, kaç rekilt namaz kıldığını bilmezdi."2 Veya; "Resulullah (s.a.a.) kıyamet günü ne olacağını ve kendisine nasıl davranılacağını bilmiyordu."3 Veya; "Resulullah ayakta idrar ediyor ve o sahabi ondan uzaklaşınca, Peygamber yaklaşmasını ve idrannın bitmesini beklemesini istiyor."! 4

Evet, Sünnilerin dediğine göre Peygamberimizin Ebu Bekir'in kızı Aişe'yi şımartması öyle bir hadde vanyor ki, Peygamber Müslümanlan abdest için su bulmak yerine Aişe'nin gerdanlığını aramaya gönderiyor ve halka öyle sert davranıyor ki, halk Aişe'yi babası Ebu Bekir'e şikayet ediyor ve Ebu Bekir de kızına kızıyor. Peygamber de eşinin kucağında rahat rahat uyuyor!

Buhari ve Müslim, Sahih'lerinin "Teyemmüm Babı"nda Aişe'den şöyle naklederler: "Resulullah (s.a.a.) ile çıktığı- mız bir yolculukta bir çöle vardık. Orada benim gerdanlı- ğım kayboldu. Resulullah diğer Müslümanlarla birlikte yanlarında su olmadığı halde çölde gerdanlığı aramaya koyuldular.

Ashap Ebu Bekir'in yanına gelerek; "Aişe'nin ne yaptığını görmüyor musun? Aişe, Resulullah'ı ve yanındakileri yanlarında su olmadığı halde, bu işe mecbur edi- yor." dediler. Ebu Bekir Resulullah'ın yanına geldi. O sırada Rt:(sulullah başını Aişe'nin bacağına koymuş uyuyor- du. Ebu Bekir bana; "Resulullah'ı ve halkı susuz mu bırakı-

---------------------
1- Sahih-i Buhari, c. 1, s. 47 ve 179.
2- Sahih-i Buhari, c. i, s. 129-130 ve c. 2, s. 185.
3- Sahih-i Buhari, c. 2, s. 9L
4- Sahih-i Müslim, c. 1 , s. 227, h. 273.

Zildr Ehline Sorun


yorsun?" diyerek beni kınadı ve ağzına geleni söyleyip eliyle kaburgalanma vurdu. Resulullah bacağırnın üzerinde yattığı için hareket etmeyip dayandım. Peygamber o halde sabaha kadar uyudu ve yanımızda su yoktu. Sonra teyem- müm ayeti nazil oldu ve Müslümanlar teyemmüm ettiler. Büyük bir zat olan Useyd bin Huzeyr;

"Bu, sizin ilk bere- ketiniz değildir ey Ebu Bekir'in ailesi!" dedi." Aişe daha sonra der ki: "Sonunda bindiğim devenin getirilmesini isteyince gerdanhğı devenin altında buldular."ı

İslam'ı iyi tanıyan bir kimse Resulullah'ın (s.a.a.) namaz konusunda bu kadar ilgisiz olduğuna ve bir gerdanhk için Müslümanları uzun bir süre susuz bıraktığına inanabilir mi? Sonra da Müslümanları o halde terkedip hanımının dizi üzerinde uyumaya gidiyor;

Müslümanlar namazıarı konu- sunda Ebu Bekir'e şikayete gidiyorlar; Peygamber o kadar derin ve rahat uyuyor ki, Ebu Bekir'in gelip Aişe'yi kına- masının ve kaburgasına vurmasının farkında olmuyor!

Bir peygamber nasıl olur da halkın ve kendisinin namazını hafife alıp, namaz vakti geldiği halde kansının yanında rahatça uyuyabilir?!

Bu rivayetler kesinlikle Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından uydurulmuş olup hiçbir senedi yoktur. Bütün ashap orada olduğu halde Ömer bin Hattab'ın bu olaydan hiç haberi olmayışı nasıl yorumlanabilir? Çünkü Ömer' e, te- yemmüm hakkında sorulduğunda bu olaydan hiç bahsetmi- yor. Bunu Buhari ve Müslim, "Teyemmüm Babı"nda yaz- mışlardır. 2
---------------------

1- Sahih-i Buhari, c. 1, s.91; Sahih-i Müslim, c. 1, s. 279, h. 367.
2- Sahih-i Buhari, c. 1, s. 92; Sahih-i Müslim, c. 1, s. 280, h. 368.


Resulullah (s.a.a.) Hakkında


Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta şudur: Resulullah'ı (s.a.a.) alçakça planlarla öyle değersiz ve küçük gösteriyorlar ki, bugün dünyayı saran bunca fesada rağmen hiçbirimiz kendimize böyle şeyleri yakıştıramayız.

Nasılolur insanlık tarihinin kaydettiği en azametli ve en yüce şahsiyet, böyle şeyler yapabilir? Halbuki izzet ve celal sahibi olan Rabbimiz Peygamber' i hakkında: "Sen yüce bir ahlak üzeresin." buyurmuştur.

Bence bütün bu planlar, veda haccı bittikten sonra baş- ladı. Çünkü Resulullah (s.a.a.) Gadir-i Hum'da Hz. Ali'yi (a.s.) Müslümanların halifesi olarak tanıttı.

Hilafet peşinde koşanlar ise evlatlarının İslam' dan çıkma pahasına da olsa Resulullah'ın bu nassına karşı çıkmaya karar verdiler. İşte Resulullah'ın artık hiçbir emrini dinlememeleri, vasiyet yazmasına karşı çıkmaları, şahsen hazırladığı Üsame ordu- suna katılmamaları gibi olaylar bundan kaynaklanmıştır.

Peygamber'in vefatından sonra vuku bulan olaylar yine aynı hedefi izliyordu. Zorla biat aldılar ve muhaliflerin evini yakmakla tehdit ettiler ki, o evde Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin de vardı.

Resulullah'ın hadislerini nakletmeyi engellediler ve sünnetinin yazıldığı kitapları yaktılar. Resulullah'ın hadislerini nakletmesinler diye ashabın Medi- ne dışına çıkmasını engellediler ve Ebu Bekir'e zekat ver- meyen ashabı şehit ettiler.

(Çünkü Peygamber zamanında biat ettikleri halife, Ebu Bekir değildi.) Fatıma'tüz- Zehra'nın mirasına, hakkı olan Fedek'e ve humusa el ko- yup onu yalanladılar; Hz. Ali'yi her türlü görevden uzak- laştırdılar; Ümeyye OğuHarına mensup münafık ve tamah- karları işbaşına getirdiler ve onları zorla Müslümanların başına geçirdiler. Ashabın, Resulullah'ın eserlerine değer vermelerini engellediler, Resulullah'ın ismini ezandan

-----------------------

Zikir Ehline Sorun


silmeye çalıştılar.

Medine-i Münewere'de kafir ordusunun katliamına ve işlediği cinayetlere göz yumulması, Kabe' nin mancınık ile viran edilişi, Allah'ın diniyle oynanıp Kur'an'ın parçalan- ması, Mescid-i Haram'ın yakılması, orada bulunan sahabe- nin öldürülmesi ve Ehl-i Beyt'i sevdiğini belirten herkesin şehit edilmesi, hepsi bu hedef doğrultusundaydı.

Bu çirkin tuzakların etkileri bugüne kadar devam etmiş- tir. Çünkü bugün de Müslümanlar arasında Muaviye ve Yezid' e rahmet okuyanlar, onların yaptıkları işlere içtihat deyip Allah katında onlar için sevap umanlar vardır.


Ehl-i Beyt Şiileri aleyhinde birçok kitaplar yazılmakta, onlara çeşitli iftiralar atılmakta ve hac mevsiminde Beytullah'da Şiilerin öldürülmesinin caiz olduğu ilan edilmektedir. De- mek ki bugün de bu tuzaklar devam ediyor ve bunların ne zamana kadar süreceğini Allah bilir.

Ben bütün bu tuzakların ayrıntılarını açıklamaya güç ye- tiremem. Ama gücüm yettiğince Resulullah'ın (s.a.a.) kutsallığını ve masumluğunu savunacağım.

Allah bu resu- lünü bütün beşeriyetin hidayeti için göndermiş, ona parla- yan ay, nurlu meşale diyerek onu en kamil ve münezzeh insan kılmıştır. Peygamberimizi küçük düşürmekten başka hiçbir hedefi olmayan bu gibi sahte rivayetlerin karşısında susup, Peygamberimizi savunmamak asla mümkün olamaz.

Bütün Ehl-i Sünnet mensupları bu rivayetleri kabullenip Sahih ve Müsnedlerinde zikretmiş olsalar bile biz asla kabul etmeyeceğiz. Şüphesiz Allah'ın şu sözü hak ve en iyi ha-

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


kemdir: "Doğrusu sen yüce bir ahlak üzeresin."ı Bu ayete uymayan her şey hurafe ve saçmadır.

İşte kainatın serveri, insanlığı karanlıktan kurtaran, in- sanlığın lideri ve insanları emniyet ve eb edi hayata sevk eden Peygamberimiz hakkında Şiilerin inancı budur. İbret alın, eyakıl sahipleri!


ZİKİR EHLİNİN RESULULLAH (S.A.A.)HAKKINDAKİGÖRÜŞÜ


Emir'ül-Müminin Ali (a.s.), Resulullah (s.a.a.) hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Böylece, noksan sıfatlardan münezzeh olan AI- lah'ın lütfu (peygamberiik), Muhammed'e -Salla'llahu aleyhi ve ö.lih- erişti. Allah onu en üstün ve en yüce yer- den yetiştirdi.

Bir ağaçtan yetiştirdi ki, peygamberlerini o ağaçtan meydana getirmiştir; emin kişilerini o kökten seçmiştir. Onun boyu, boyların hayırlısıdır; onun soyu soyların hayırlısıdır. Ağacı, ağaçların en iyisidir; Harem'de bitmiştir; kerem alanında boy at- mıştır. O ağacın upuzun dalları, budakları vardır; meyvasına herkesin elinin uzanmasına imkan yoktur.

O, Tanrı'dan çekinenin İmamıdır; doğru yolu bulanın can gözüdür. Bir ışıktır ki parıl parıl parlar; bir yıl- dızdır ki ıŞığı balkır durur; bir ışık verir ki parıltısı nurlar saçar. Yolu dosdoğrudur; orta bir yoldur; yor- damı gerçektir; sözü hakla batılı ayırır; hükmü adale- tin ta kendisidir. Allah onu, peygamberlerin gönderil- mesinin arası kesildiği, halkın iyi işlerden ayakları
-------------------
1- Kalem Süresi /4.

Zikir Ehline Sorun


kaydığı, ümmetlerin bilgisizliğe düştüğü bir çağda göndermiştir."ı

"Allah'ın salat ve selamı ona ve soyuna olsun, insanlara öğüt vermede direndi; doğru yolda yürüdü; onları hikmete, güzel öğüte çağırdı."2

"Onun karar ettiği yer, en iyi karar edilecek yer; yetiştiği yer, en yüce yetişilecek yerdir. Keramet madenlerinde yetişmiş, selamet yaygısının yayıldığı yerlerde gelişmiştir.

İyi kişilerin gönülleri ona yönelmiştir; inananların gözleri ona meyletmiştir. Allah eski kinleri onunla gömmüştür; gönüllerdeki düşmanlıkları onunla söndürmüştür. Onunla, inananları uzlaştırmış, kardeş etmiştir.

Onunla şirki imandan ayırmıştır. Onunla zilleti, izzete; izzeti, zillete dönüştürmüştür. Sözü anlatıştır; susması söz söyleyiştir onun." 3

"Allah, onu nur ile gönderdi ve bütün insanlardan üstün kıldı. Onunla ayrılıklara son verdi, bozuklukları düzeltti, sorunları çözdü, zorlukları kolaylaştırdı ve böylece sapıklıkları toplumdan uzaklaştırdı."4
--------------------

1- Nehc'ül-Belağa, 94. hutbe
2- Nehc'ül-Belağa, 95. hutbe.
3- Nehc'ül-Belağa, 96. hutbe.
4- Nehc'ül-Belağa, 213. hutbe.