RESULULLAH(S.A.A)HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER
 

Prof.Dr.Muhammed TİCANİ


RESULULLAH (S.A.A.) HAKKINDA



PEYGAMBER'İN GÜNAH VE HATADAN MASUM OLUŞU


Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a.) hakkında şöyle buyurur: "Ve Allah seni halktan korur." ı Yine buyuruyor ki: "O heva ve heves üzerine konuşmaz. Onun konuştuğu her şey vahiy iledir.,"2 Yine buyuruyor ki: "Peygamber size ne verdiyse, onu ahn ve sizi neden sakındırdıysa, ondan sakının."3

Bu ayetler Peygamberimizin her hususta masum olduğunu açıkça göstermektedir. Siz Ehl-i Sünnet ise onun sadece Kur'an'ı tebliğde masum olduğuna inanıyor, onun dışındaki konularda sıradan diğer insanlar gibi yanlışları ve doğruları olduğunu iddia edip, sözlerinizin ispatı için Sahihlerinizdeki bazı olayları şahit gösteriyorsunuz.

Sizler her zaman Allah'ın Kitabına ve Peygamber'in sünnetine uyduğunuzu söylüyorsunuz. Peki, hata ihtimali olan ve masum olmayan bir sünnete nasıl uyabilirsiniz?
----------------

1- Maide Suresi /67.
2- Necm Süresi /3.
3- Haşr Süresi /7.

Zikir Ehline Sorun


Sizin bu inancınıza göre Kur'an' a ve sünnete sarılsak dahi, bu bizleri dalaletten tam olarak kurtaramaz. Özellikle Kur'an'ın nebevi sünnet ile yorumlanması gerekirken, bu durumda sünnetin, Kur'an'ın amacının dışında yanlış tefsir etmediğine nasıl güvenebiliriz?

Sünnilerden birisi bu görüşü savunurken bana dedi ki: "Resulullah, Kur'an'daki birçok ayetin hükmüne maslahat icabı muhalefet etmiştir."

Ben şaşırarak dedim ki: "Resulullah'ın Kur'an'a muhalefet ettiğine dair bir örnek verir misin?"

Bana şu cevabı verdi: "Kur'an, "Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz kırbaç vurun."1 buyuruyor. Hal- buki Peygamber recmi (taşlanarak öldürülmeyi) emretti, oysa Kur'an'da böyle bir hüküm yoktur."

- Recm, evli olan erkek ve kadının yapmış olduğu zinanın cezasıdır. Ama yüz kırbaç, bekar olan kadın ve erkeğin cezasıdır.

- Kur'an'da evli veya bekar farkı gözetilmeksizin hüküm belirtilmiştir; hüküm mutlaktır.

- O halde Kur'an' daki her mutlak hükmü Resulullah (s.a.a.) açıkladığı zaman, Kur'an'a muhalefet mi etmiş oluyor? Şimdi yani Resulullah Kur'an'ın birçok hükmüne muhalefet mi etmiştir?!

Adam telaşa kapılarak şöyle dedi: "Yalnızca Kur'an masumdur. Çünkü Allah onu koruyacağını söylemiştir. Peygamber ise sadece bir insandır. Doğru veya yanlış yapabilir.
------------------------
1- Nur Suresi /2.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


Nitekim Kur'an'da onun hakkında; "De ki: Ben sizin gibi bir insanım." buyuruluyor."

- Bu durumda sen niçin günde beş vakit (sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı) namaz kılıyorsun. Halbuki Kur'an namaz için vakit belirtmemiştir?

- Kur'an buyuruyor ki: "Namaz müminlere vakit ile yazılmıştır." Resulullah ise namazın vakitlerini açıklamış- tır.

- Peki niçin Peygamber' i namazların vakitleri konusunda onaylıyorsun da, zina edenin recmi konusunda onaylamıyorsun?

Konuşma süresince, adam beni bir mantık ve delile dayanmayan çelişkili sözleri ve safsatalarıyla ikna etmeğe çalışıp durdu. Örneğin diyordu ki: "Namaz konusunda asla şüphe edilmez. Çünkü Resulullah hayatı boyunca günde beş vakit namaz kılmıştır. Ama recm konusunda ona gü- venilmez. Çünkü ömrü boyunca bir veya iki kere bu işi uygulamıştır." Yine diyordu ki: "Resulullah, Allah'ın bir emrini uygularken hata yapmazdı, ama kendinden hüküm verdiğinde hata yapardı.

Bu yüzden Resulullah bir şeye emrettiğinde sahabiler; "Bunu kendinden mi söylüyorsun, yoksa Allah'ın emri mi?" diye sorarlardJ. Eğer; "Allah'ın emridir." cevabını verirse, ashap tartışmasız kabul ederlerdi.

Ama; "Benim kendi görüşümdür." dediği zaman ashap onunla tartışır, ona nasihat ederlerdi. Peygamber de onların nasihat ve öğütlerini kabul ederdi. Bazen Kur'an Peygamber'in değil de, ashabın görüşüne uygun olarak nazil olur- du. Örneğin; Bedir esirleri hususunda ve diğer meşhur birçok olayda olduğu gibi..."

Zikir Ehline Sorun


Ben o adama birçok cevaplar verdiğim halde, maalesef hiçbir etkisi olmadı. Çünkü Sünni alimleri onun görüşünü kabul ediyordu. Sahihlerinde Peygamberimizin masumlu- ğuna gölge düşüren rivayetler vardır.

Bu rivayetler, Peygamber'i akıllı bir komutandan veya sufilerin tarikat şeyhlerinden, hatta sıradan bir insandan daha aşağı bir mevkiye düşürüyor, desek abartmış olmayız. Bu Sahihleri okursak, Emevi propagandalarının bugüne kadar Müslümanları nerelere getirdiğini anlamakta güçlük çekmeyiz. Bunun ardındaki hedeflerinin ne olduğunu araştıracak olursak da, şu acı sonuca varırız:

Başta Muaviye bin Ebu Süfyan olmak üzere, Müslümanlara hüküm süren Emevi hükümdarlarının hiçbiri, Hz. Muhammed'in peygamberliğine ve onun Allah tarafından gönderildiğine bir an dahi iman etmemişlerdir.

Onlar, Peygamber'in bir grup mustaz'afın ve özellikle de davetine yardımcı olan kölelerin onayı ile hükümdarlığı ele geçiren bir sihirbaz olduğuna inanıyorlardı.

Bu sözüm bir zan ve sanı değildir. Çünkü kimi zanlar günahtır. Aksine Muavıye' nin kişiliğini, hayatı boyunca, özellikle hükümeti zama- nında neler yaptığını ve nasıl icraatta bulunduğunu anlamak için tarih kitaplarını incelediğimizde zannın yakine dönüş- tüğünli ve bunun tartışmasız bir gerçek olduğunu görürüz.

Hepimiz Muaviye'yi, babası Süfyan ve annesi Hind'i çok iyi tanıyoruz. Muaviye gençliğinde, babası Ebu Süfyan ile birlikte çeşitli savaşlarda Peygamber' e karşı kılıç sallamış ve onun davetini yıkmak için bütün gücünü harcamıştır. Planları suya düşüp de Peygamber onlara galip gelince gerçekte iman etmeyip teslim oldular. Ama Resulullah, onlara "Tulaka" (azadı köleler) adını vererek hatalarından

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


geçti. Resulullah'ın vefatından sonra babası Ebu Süfyan bir fitne çıkararak İslam'ın kökünü kazımak istedi. Bu yüzden gece yarısı Hz. Ali'nin (a.s.) evine gelerek, onu Ebu Bekir ve Ömer'e karşı koymaya davet etti. Ali (a.s.) onun kötü niyetini bildiğinden yanından kovdu.

Bu yüzden o, tıpkı yaralı yılan gibi İslam ve Müslümanlara karşı büyük bir kin besledi. Amcası oğlu Osman halife olunca içindeki küfür ve nifakı açıklayarak şöyle feryad etti: "Ey Ümeyye Oğulları! Hilafeti tıpkı bir top gibi birbirinize pas verin. Ebu Süfyan'ın yemin ettiği şeye andolsun ki ne cennet vardır, ne de cehennem."ı

İbn-i Asakir, Tarih'inde Enes'ten şöyle nakleder; "Ebu Süfyan kör olduktan sonra Osman'ın da bulunduğu bir yerde, "Burada kimse var mı? (Yani yabancı birisi var mı?)" diye sordu. "Hayır." denilince şöyle dedi: "Allah'ım! İşi cahiliye dönemindeki gibi yap. Hükümeti gaspettir. Bütün dağları Beni Ümeyye'nin eline ver."2

Sen Ebu Süfyan oğlu Muaviye'nin kim olduğunu biliyor musun? Onun Hz. Muhammed'in (s.a.a.) ümmetine önce Şam' da, sonra da zorla gasp ettiği hilafet makamında neler yaptığı anlatmakla bitmez.

Tarihçiler onun Kur'an'a ve sünnete ihanetlerini, ilahi ve şer'i hudutları çiğnemesini ve kalemlerin yazmaya ve dillerin söylemeye utandığı çirkin amellerini yazmışlardır. Ama bizler kalpleri Muaviye'nin sevgisiyle dolup taşan Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin duygularına dokunmasın diye bunları zikretmekten çekiniyoruz.

-------------------

1- Tarih-i Taberi, c. ıo, s. 58; Müruc'üz-Zeheb, c. 2, s. 343.
2- Tarİh-İ Dimaşk, c. 23, s. 471; Tehzib-İ İbn-i Asakir, c. 6, s.409.

Zikir Ehline Sorun


Yine de onun nübüvvet sahibi Resulullah hakkındaki düşüncelerini zikretmeden geçmeyeceğiz. O, bu konuda babasının inançlarından kurtulamamıştır.

Muaviye, zina ve fücurla meşhur olan ve Hz. Hamza' nın ciğerini yiyen annesi Hind'in sütünü içmiştir.ı Nitekim münafıklığı da, bir an bile siyah kalbine İslam dini girme- yen, münafıkların başı olan babasından miras almıştır.

Babası Ebu Süfyan'ın kalbindekileri öğrendiğimiz gibi, şimdi de aynı sözü daha münafıkça bir metodla tekrarlayan Muaviye'nin içindekileri öğrenelim.

Mutavvıf bin Muğayre bin Şu'be der ki: Babam Muğayre ile birlikte Muaviye'nin yanına gittim. Babam her zaman onunla konuşup müşavere eder ve Muaviye'nin şuur ve kurnazlığını bana anlatıp şaşırırdı. Bir gece babamı üzüntülü gördüm. Akşam yemeğini dahi yemedi. Aradan biraz geçti. Bir ara bizim yaptıklarımıza üzülebileceğini düşünerek:

- "Babacığım, niçin bu gece üzgünsünüz? Sizi üzen bir durum mu var?" dedim.

- "Oğlum! İnsanların en kötüsünün yanından geliyorum. " dedi.

- "Kimdir o?" diye sorunca şöyle dedi:

- "Muaviye ile yalnız kaldığımda ona dedim ki: "Ey Müminlerin Emiri! Sen artık hedefine ulaşmışsın. Ayrıca yaşlanmışsın da. Artık adalet göster, hayır işlerde bulun.
---------------------

1- Zemahşeri, Rebi'ul-Ebrar, c. 3, s. 551, Bab'ul-Karabat ve'l- Ensab; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belağa, c. 1, s. 336.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


Akrabaların olan Haşim OğuIlarına karşı biraz iyi davran. Onlar hakkında akrabalık hakkını gözet. Vallahi artık onların seni korkutacak bir şeyleri yoktur. Bunun anısı ve sevabı sana kalacaktır."

Bunun üzerine Muaviye bana dedi ki: "Asla, asla! Ben hiçbir ödül ve sevap istemiyorum. "Teym" kabilesinden olan (Ebu Bekir) hüküm sürdü, adaletle davrandı ve yaptığını yaptı; ama ölmesiyle adı şanı da silinip gitti.

Biri kalkıp adını anarsa, o başka. "Adiy" kabilesinden olan (Ömer), on yıl hüküm sürdü, çalışıp çabaladı; ama ölür ölmez adı da yok oldu. Biri kalkıp adını anarsa, o başka. Sonra kardeşimiz Osman halife oldu. Her açıdan eşsiz olan o da, istediklerini yaptı; onlar da istedikleri her şeyi onun başına getirdiler.

Vallahi o da ölünce, adı da, başına gelenler de unutuldu gitti. Ama Haşim Oğullarından olanın (yimi Peygamber'in) adı her gün beş kez anılarak; "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" denilmektedir. Anan sana ağıt yaksın, bu varken bana ne ad, ne şan kalır ki?! Ama andolsun Allah'a, bu adı mutlaka toprağa gömeceğim!"ı

Kahrolsun senin adın ve yazıklar olsun sana ey Muaviye! Sen bütün gücünle ve elindeki onca beytülmal ile Resulullah'ın (s.a.a.) adını mı defnetmek istiyorsun? Allah'a şükürler olsun ki, bütün planların suya düştü. Çünkü Allah senin gibilerin pususundadır. O, Peygamberi hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ve biz senin anını yücelttik." Sen, Aziz Rabbimizin yücelttiği bir kimsenin ad ve şanını gömebilir
-------------

1- Kitab'ul-Muvaffakiyyat, s. 576 - 577; Mes'udi, Müruc'üz- Zeheb, c. 3, s. 454; İbn-i Ebi'I-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belağa, c. 5, s. 129 - 130; el-Gadir, c. ıo, s. 283 - 284.

Zikir Ehline Sorun


misin? Ne istiyorsan yap; bu yolda bütün çabanı harca. Ama bil ki, Allah'ın nurunu üfleyerek söndüremezsin; Allah senin nifakına rağmen nurunu tamamlayacak ve bütün alemi onun nuruyla aydınlatacaktır.

Dünyanın batısının ve doğusunun hakimi sen değil miydin? Peki ölür ölmez adın ve şanın niçin silindi ve neden hiçbir şeyin geride kalmadı? Sadece yaptığın kötü ameller anıldı ve sen Resulullah'tan da duyulduğu gibi İslam'ın kökünü kazımak istiyordun.l

Diğer taraftan sen ve emrin altındaki Ümeyye Oğullarının engellemesine rağmen asırlar ve nesiJler boyunca Haşim Oğullarından Hz. Muhammed bin Abdullah'ın (s.a.a.) adı baki kaldı ve kıyamete kadar adı yücelikle anılacaktır. Sizler engellemeye çalıştıkça onların yücelik ve azametleri arttı. Dindeki bunca bidatiniz yüzünden kıyamet günü Allah'ın gazabına uğrayacak ve hakkettiğiniz cezayı çekeceksiniz.

Şarap içen ve açıkça günah işleyen oğlu Yezid bin Muaviye'ye gelince; o da babasının inançlarını miras olarak almıştı. O, babasından alçaklığı, zina etmeyi, şarap içmeyi, kumar oynamayı miras olarak almıştı.

Eğer o bu vasıfları babasından miras olarak almış olmasaydı, babası kesinlikle hilafeti ona bırakmaz ve onu Müslümanlara musallat etmezdi. Yezid'in ne malolduğunu herkes biliyordu. Şüp- hesiz, Muaviye hayatını ve ele geçirdiği bütün haram mal- ları İslam' ı ve gerçek Müslümanları yok etmek için harca- mıştı. Onun, Peygamberimizin adını defnetmek için çaba harcadığını az önce gördük. Allah'a hamdolsun ki o, bu işi
------------------------

1- Kitab-u Sıffin, s. 44.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


yapamadı; ama Peygamber' den intikam almak için onun amcası oğlu, vasisi ve halifesi olan Ali (a.s.) ile savaştı ve nihayet sonunda Hz. Ali (a.s.) şehit oldu. Zorla, nifak ve hile ile halife olan Muaviye, halkın arasına uğursuz bir bidat sokarak, bütün beldelerdeki kiralık adamlarına emir göndererek minberlerde Hz. Ali ve Peygamber'in Ehl-i Beyt'ine lanet okumalarını istedi. Böylece o, Resulullah'a (s.a.a.) küfretmek ve lanet okumak istiyordu.

ı Onun planları uygu- lanamayıp eceli geldi ve çirkin hedeflerine ulaşamadı. Fakat kendisinin ve babasının yolunu devam ettirmesi, İslam'ı yok edip cahiliyeyi ihya etmesi için, oğlu Y ezid' i İslam ümme- tinin başına halife olarak getirdi.

Fasık ve günahkar biri olan Yezid hilafet makamına otu- rarak, babasının hedefi doğrultusunda çalışmak için kolları sıvadı. İlk olarak Peygamberimizin şehri olan Medine' de istedikleri her şeyi yapmaları için askerlerini üç gün serbest bıraktı. Onlar da sahabenin en ileri gelenlerinden binler- cesini öldürüp Müslümanların ırz ve namuslarına saldırdılar.

Yezid daha sonra Peygamberimizin güzel kokulu gülü olan Hz. Hüseyin'i, Peygamber'in Ehl-i Beyti ve ümmetin yıldızları ile birlikte şehit edip pak Ehl-i Beyt'in özgür kız ve kadınlarını esir etti. "İnna Iili ah ve inna ileyhi raciun."
-----------------------

1- İbn-i Abdurabbih, "el-Ikd'ül-Perid" adlı kitabında (c. 4, s. 366) der ki: "Muaviye minberde Hz. Ali 'ye lanet okudu ve bütün vaIilerine de ona hlnet okumalarını emretti. Onlar da lanet okudular. Peygam- benmizin eşi Ümmü Seleme, Muaviye 'ye bir mektup yazarak şöyle dedi. "Siz minberde Ali'ye ve Ali'yi seven herkese lanet ettiğiniz için AIlah'a ve Resulüne küfrediyorsunuz. Ben Allah ve Resulünün, Ali'yi sevdiğine şehadet ederim." Ama Muaviye onun sözlerine kulak asmadl. "

Zikir Ehline Sorun


Eğer Allah onu helak etmeseydi, o korkunç cinayetleri ve fesatları ile İslam'ı ve Müslümanları mutlaka yok ederdi. Ancak burada bizim için önemli olan, tıpkı dedesi ve babası gibi onun da inancının iç yüzünü öğrenmektir.

Tarihçilerı şöyle yazıyorlar: Uğursuz "Harre Olayı"nda çocuklar ve kadınların dışında binlerce Müslüman öldürül- dü; bine yakın genç kıza tecavüz edildi; kocasız bin kadın hamile kaldı.

Nihayet binlerce insan Medine' de Yezid' in kölesi olarak ona biat etti ve biat etmeyenler ise öldürüldü. Tarihte Moğollar'ın, Tatarlar'ın ve hatta bugün İsrailliler'in dahi yapmadıkları bu cinayetlerin haberi Yezid' e ulaştığında sevinç çığlıkları atarak Uhud savaşından sonra İbn-i Zab'eri'nin okuduğu şu şiiri okudu:

Keşke Bedir'de helak olan babalarım yaşasaydılar da düşmanlardan nasıl intikam aldığımı görseydiler ve sevinip feryad ederek şöyle deseydiler: "Ey Yezid! Ellerin dert gör- mesin.

Helal olsun sana." Biz onların ileri gelenlerini bugün öldürdük ve Bedir'de yere düşen bayrağımızı doğrulttuk. Eğer Ahmed'in oğullarından intikam almazsam, babamın oğlu değilim. Haşim Oğulları saltanat ve hükümetle oynadılar. Yoksa ne bir haber gelmiş, ne de vahiy inmiştir.

Allah ve Resulünün ilk düşmanı olan dedesi Ebu Süfyan ise açıkça şöyle ilan etmişti: "Ey Ümeyye Oğulları! Hilafeti tıpkı bir top gibi birbirinize pas verin. Ebu' Süfyan'ın yemin ettiğine andolsun ki, ne cennet vardır, ne de cehennem."
Allah ve Resulünün ikinci düşmanı olan Muaviye ise
-------------

1- Belazun, Ensab'ul-Eşraf, c. 4, 2. Bölüm, s.30-42; Lisan'ul- Mizan, c. 6, s. 294; el-Bidaye ve'n-Nihaye, c. 8, s. 217 - 221.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


ezanda "Eşhedü enne Muhammeden Resulullah" cümlesini duyunca şöyle diyordu: "Anan sana ağıt yaksın, bu varken benim adım mı anılır?! Bu adı mutlaka defnedeceğim!"

Ve nihayet, Allah ve Resulünün üçüncü düşmanı olan oğlu Yezid de açıkça Haşim Oğullarının birkaç gün hükü- met sürdüğünü, vahiy ve kitap diye bir şeyin nazil olmadı- ğını feryat ediyordu.

Böylece onların Allah'a, Resulüne ve İslam'a olan inançlarının içyüzünü öğrenmiş olduk. İslam'ın temellerini yok edip, Peygamber' e ihanet etmek isteyen bu insanların az bir bölümüne değindiğimiz kötü işlerini sayacak olursak, sırf Muaviye'nin yaptıkları kalın bir cildi doldurur.

Muaviye'nin yaptıklarını örtbas etmek için, Ümeyye Oğul- larının malları sayesinde kör ve sağır olan ve ahiretlerini onların dünyası için satan alimlerin, hakkın b&tıla karışması yolundaki tüm çabalarına rağmen, tarihte Muaviye'ye rezalet ve alçaklıktan başka bir şey kalmadı. Eğer Müslümanlar gerçeği bilselerdi, Ebu Süfyan, Muaviye ve Yezid'i Ianetten başka bir şeyle anmazlardı.

Bizim için burada önemli olan, yüz yıl Müslümanlara hüküm süren Emeviler ve taraftarlarının Müslümanların inanç, ahlak, amel ve ibadetlerini bozmuş olmalarıdır.

Aksi halde, ümmetin hakka yardım etmeyip Allah'ın velilerini yalnız bırakmalarını, Allah ve Resulünün düşmanlarıyla birlikte olmalarını, azatlı oğlu azatlı Muaviye'nin, Resulullah'ın (s.a.a.) makamını temsil eden hilafete geçmesini nasıl yorumlayabiliriz?! Ömer bin Hattap halife olduğu zaman halk ona her zaman, "eğer yanlışlık yaparsan kılıçla seni öldürürüz" diyorlardı yalanını uydurdular. Görüyoruz

Zikir Ehline Sorun


ki Muaviye hakkında da şöyle yazıyorlar: Muaviye halife olduktan sonra Peygamber'in sahabelerini toplayarak ilk hutbesinde şöyle dedi; "Ben, namaz kılıyorsunuz ve oruç tutuyorsunuz diye sizinle savaşmadım. Ben sadece size hükümet etmek istiyordum ve şu an bu makama ulaştım."ı O sırada kimsenin nefesi çıkmıyordu ve hiç kimse ona itiraz etmedi.

Tam tersine herkes ona uyarak onun ardısıra gitti- ler. Öyle ki, Muaviye halife olduğu zaman o yıla "Cemaat yılı" dediler. Gerçekte o yıl, ayrılık ve tefrika yılı olmuştur.

Yine görüyoruz ki fasık ve günahkar olan oğlu -ki herkesçe biliniyordu- Yezid'i halife olarak tayin edişi, o insanlar tarafından kabul ediliyor. Çok az ve salih insanlar dışında ne ona karşı çıkıyorlar, ne de aksi bir tepki gösteriyorlardı. Onlar da "Harre" de Yezid tarafından öldürüldüler ve geri kalanlar ise köle ünvanıyla ona biat ettiler.

Biz bu olayları nasıl yorumlayabiliriz? Ümeyye Oğullarının fasık ve cinayetkarları olan Mervan bin Hakem ve Velid bin Ukbe gibileri, müminlerin rehberliği ve emirliği makamına nasıl geçebilir?

İş öyle bir hadde varıyor ki, müminlerin sahte rehberleri askerlerini Resulullah'ın şehri Medine-i Münevvere'de istediklerini yapmaları ve ihanetler etmeleri için serbest bırakıyorlar; hatta Kabe'yi ateşe verip yakıyor ve Allah'ın emin hareminde ashabın en ileri gelenlerini şehit ediyorlar.

Bunlardan çok daha kötüsü Emir'ül-Müminin adı altında Resulullah'ın (s.a.a.) sevgili torunu Hz. Hüseyin'in (a.s.) kanını dökmekle Resulullah'ın (s.a.a.) kanını döküyor, masum kızlarını esir ediyorlar, ama ümmetten kimsenin kılı
---------------

1- İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belağa, c. 16, s. 46.


Resulullah (s.a.a.) Hakkında


kıpırdamıyor ve Resulullah'ın (s.a.a.) torunu cennet genç- lerinin efendisi kendisine yardımcı bulamıyordu.

Daha sonra iş öyle bir hadde varıyor ki Allah'ın Kitabını parçalıyorlardı. Velid-i Emevi küstahça, Kur'anı parçalaya- rak, şöyle diyor: "Kıyamet günü Rabbinin huzurunda de ki: 'Velid beni okla parça parça etti.",ı

Onlar bununla da yetinmeyerek başka şehirlerdeki minberlerde de Hz. Ali'ye (a.s.) lanet okunmasını emrettiler gerçekte ise onların Resulullah' a lanet okumaktan başka hedefleri yoktu. Onların bu ameline ise kimse itiraz etmiyordu. O'na lanet okumaktan kaçınanlar ya kılıçtan geçiriliyor veya ipe çekiliyor ya da bedeni parçalatılıyordu.

Veya daha kötüsü açıkça halkın önünde şarap içip zina ediyorlar, müzik çaldırıp dansöz oynatıyorlardı. Bu konuda ne söylesek azdır.

Görüldüğü gibi, İslam Ümmetinin durumu, bu insanlar zamanında böylesine haktan sapıyor, alçalıyor ve İslam'a uygun olmayan bir tutum sergiliyordu. Ve bu da Peygamberimizin yüce şahsiyeti ve masumluğunu ortaya koymaktadır. Bizim burada anlatmak istediğimiz de işte budur.

Burada ilgimizi çeken ilk şey, üç halife Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın hadis yazmayı ve nakletmeği yasaklamış olmalarıdır.

Ebu Bekir kendi hilafeti döneminde halkı toplayarak şöyle söylüyor; "Siz Peygamber' den hadisler nakledip ihtilaf ediyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf
------------------------

1- Hayat'ul-Hayvan, c. 1, s. 72, Müruc'üz-Zeheb, c. 3, s. 216.

Zikir Ehline Sorun


edecektir. Öyleyse sizler Peygamber'in hadislerini nakletmeyin. Eğer birisi size birşey soracak olursa şöyle söyleyin: Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır, onun helalini helal, haramını ise haram bilin.'"

Aynı şekilde, Ömer bin Hattap da halkın Peygamber'den duyduğu hadis-i şerifleri nakletmesini yasaklamıştı.

Kurza bin Kab der ki:

"Ömer bin Hattap bizi Irak' a gönderdiğinde yolun bir bölümünü bizimle birlikte geldi ve dedi ki: "Biliyor musunuz niçin sizinle geldim?"

Biz; "Herhalde bize saygı gösterdiğin içindir." dedik.

Ömer şöyle dedi: "Bundan başka, size şunu söylemek istedim: Siz öyle bir şehre gidiyorsunuz ki, ondan arı vızıltısı gibi Kur'an sesleri duyulmaktadır. Sakın onları hadislerle meşgul ederek Kur'an okumaktan alıkoymayın. Kur'an'ı onlara tecvitle okuyun. Resulullah'tan hadis nakletmeyi azaltın; bunun bir vebali olacaksa, ben vebaline ortağım."

Kurza der ki: "Ömer'in bu sözünden sonra artık tek bir hadis dahi nakletmedim."

Irak' a varınca da halk ondan hadis nakletmesini istediler. Ama Kurza; "Ömer bunu bize yasakladı." dedi.2

İbrahim bin Abdurrahman bin Avf der ki:

"Ömer bin Hattap, ashabı her yerden toplayarak onlar-
----------------------

1- Zehebi, Tezkiret'ül-Huffaz, c. 1 , s. 2-3.
2- Sünen-i İbn-i Mace, c. 1, s. 12; Sünen-i Daremi, c. 1 s. 85; Tezkiret'ül-Huffaz, c. 1, s. 7.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


dan Resulullah'ın hadislerini halka nakletmemelerini isteyerek; "Ben ölünceye kadar yanımda kalacak ve benden uzaklaşmayacaksınız." dedi. Onlar da, o ölünceye kadar ondan ayrılmadılar.'"

Hatip Bağdadi ve Zehebi Tezkiret 'ül-Huffaz' da şöyle naklederler: "Ömer bin Hattap, ashaptan Ebu Derda, İbn-i Mes'ud ve Ebu Mes'ud Ensari'yi Resulullah'tan fazla hadis naklettikleri için Medine' de hapsetti?

Yine, Ömer bin Hattap ashaptan, yanlarındaki hadis kitaplarını getirmelerini istedi. Onlar, Ömer'in hadislerdeki ihtilafları ortadan kaldırmak için onları bir araya toplamak istediğini zannederek kitaplarını getirdiler. O da hepsini yaktı. 3

Ondan sonra Osman geldi. O da aynı yolu devam ettirerek halkı uyarıp şöyle dedi: "Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer'in zamanında duyulmayan rivayetleri nakletmeye hakkı yoktur.,"4

Onlardan sonra sıra Muaviye bin Ebu Süfyan'a geldi. Muaviye hilafet makamını ele geçirir geçirmez minbere çıkarak dedi ki:

"Ey insanlar! Ömer zamanında duyulmayan bir hadisi sakın Resulullah'tan nakletmeyin."5

Peygamberimizin hadislerinin naklolunmasındaki yasa-
----------------
1- Kenz'ül-Ummal, c. ıo, s. 292.
2- Tezkiret'ül-Huffaz, c. 1, s. 7; Hatib Bağdadi, Takyid'ul-İlm, s. 51.
3- İbn-i Sa'd, et-Tabakat'ul-Kubra, c. 5, s. 188.
4- Müntahab-u Kenzi'l-Ummal (Müsned-i Ahmed'in hamişinde), c. 4, s. 64.
5- Hatib Bağdadi, Şeref-u Ashabi'l-Hadis, s. 91.

Zikir Ehline Sorun


ğın içinde, mutlaka zamanın şartlarının gerektirdiği bir sır vardır. Yoksa, Ömer bin Abdülaziz zamanına kadar devam eden bu yasağın başka ne sebebi olabilir ki?!

İşte burada şu neticeye varabiliriz ki, Ebu Bekir ve Ömer, Peygamber'in hilafet hakkındaki net hadislerinin etraftaki şehir ve kasabalara ulaşarak gerçeğin ortaya çıkıp kendilerinin şeriata aykırı olarak hilafete oturduklarının ve hilafetin Ali bin Ebi Talib'in hakkı olduğunun anlaşılmasından korktukları için Peygamberimizin hadislerini yasakladılar. Bu konuda daha fazla bilgi için "Doğrularla Birlikte" adlı kitabımıza başvurabilirsiniz.

Ömer bin Hattab' ın hilafet konusunda farklı ve çelişik tutumları gerçekten insanı hayrete düşürmektedir. Bir yerde, Ebu Bekir'e kendisi halktan zorla biat aldığı halde şöyle dediğini görüyoruz: "Ebu Bekir'e biat çok acele bir karardı, Allah onun şerrini bertaraf etti."

Başka bir yerde ise, kendisinden sonra halife seçimi için altı kişilik şura oluştururken şöyle diyor: "Eğer hilafeti Ali bin Ebi Talib'e verseler, halkı mutlaka doğru yola hidayet eder." Halkı hidayet edebilecek tek şahsın Ali bin Ebi Talip olduğunu itiraf ediyorsa, peki neden onu halife olarak tayin etmiyor?!

Böylece en azından ümmet-i Muhammed' e hayırlı bir hizmet yapmış olurdu. Ama görüyoruz ki, hemen görüşünü değiştirip oylar eşit olduğunda Abdurrahman bin Avf'ın tarafını tercih ediyor. Bir başka yerde de; "Ebu Hüzeyfe'nin azatlısı Salim yaşıyor olsaydı, onu size halife olarak tayin ederim." diyor.

--------------

I- Tarih-i Taberi, c. I, s. 227. Ebu Hanife bu rivayete dayanarak Arap olmayanların da halife olabileceğini söylemiştir ve böylece

Resu/ullah (s.a.a.) Hakkında


Gerçekten Ömer'in tutumu bizi şaşırtıyor! Resulullah'ın (s.a.a.) hadislerinin naklini yasaklıyor; bu yasağın delinmemesi için ashabı hapsediyor, Medine' den çıkmalarını engelliyor; adamlarını başka yerlerdeki insanlara hadis öğretme- me konusunda uyarıyor ve ashabın hadis dolu kitaplarını bir araya toplayarak yakıyor!

Ömer bin Hattap, Resulullah'ın sünnetinin Kur'an'ın açıklayıcısı olduğunu bilmiyor muydu?! Ömer, Allah'ın şu ayetini okumamış mıydı: "Halka nazil olanı onlara açık- layasm diye, sana Zikr'i indirdik.,,?!ı

Yoksa Ömer, Resulullah'ın anlamadığını mı Kur'an' dan anlamıştı?! İşte burada bazı heva ve hevesine uyanlar, Kur'an'ın çoğu zaman Ömer'in görüşüne uygun ve Peygamber'in görüşü- ne aykırı olarak nazil olduğunu söylerler. Gerçekten bunlar hakkı anlamadan ne de büyük konuşuyorlar!

İşte bu yüzden Buhari'de, Ammar-ı Yasir'in, Peygamber'in kendisine teyemmümü öğrettiği hususundaki rivaye- tini Ömer'in kabul etmediğini ve Ammar' ın da korkudan; "Eğer izin vermezsen, söylemem." dediğini okurken hep hayret ederdim.2

Belli oluyor ki, Ömer Resulullah'ın hadislerini rivayet edenlere karşı sert davranıyor ve onlara eziyet ediyordu. Daha önce aktardığımız gibi Kureyş'ten olan ashap dahi
-----------------

Resulullah'ın (s.a.a.); "Hilafet, Kureyş'ten başkasmda olmaz." şeklindeki hadisine muhalefet etmiştir. Bu nedenle de Osmanlılar başa geçince, Ebu Hanife'nin mezhebini seçerek ona İmam-ı Azam dediler.
1- Nahl Suresi /44.
2- Sahih-i Buhari, c. I, s. 95-96; Sahih-i Müslim, c. 1, s. 280-281.


Zikir Ehline Sorun


halifenin korkusundan Medine dışına çıkamıyodardı. Medıne' den çıkanlar ise hadis nakletmekten çekiniyodardı. Hatta Peygamber'in hadislerinin toplandığı kitaplar yakılı- yor ve kimse itiraz edemiyordu.

Bu durumda, garip bir insan olan ve Hz. Ali'yi (a.s.) desteklediği için de Kureyş'in nefretini kazanan Ammar-ı Yasir doğalolarak hadis nakle- demezdi tabii.

Eğer biraz geçmişe dönerek İbn-i Abbas'ın musibet gü- nü dediği Resulullah'ın vefatından önceki perşembeye bakacak olursak Peygamber'in, kendisinden sonra dalalete düşmemeleri için oradakilerden kağıt ve kalem istediğinde,

Ömer'in Resulullah' a itiraz edip onu sayıklamakla suçladı- ğını (Bu sözden Allah'a sığınırız) ve; "Allah'ın Kitabı bize yeterli." dediğini görürüz. Bu olayı Buhari, Müslim, İbn-i Mace, Nesei, Ebu Davud, Ahmed ve diğer tarihçiler naklederler.1

Ömer birçok sahabinin huzurunda, Resulullah'ın dahi hadislerini yazdırmasını ve vasiyet etmesini engelleyip, tarihin bir benzerini yazmadığı şekilde Peygamber' i sayık- lamakla itham edebiliyorsa, Resulullah'ın (s.a.a.) vefatından sonra kolları sıvayarak Peygamber'in hadislerinin nakledil- mesini engellemesine şaşırmamak gerekir.

Çünkü o, artık güçlü ve kudretli bir halife olmuştu. Ashabın arasında kabilelerde sözü geçen, çıkar için, korkudan veya iki yüzlü- lükle Resulullah'ın yanında bulunmuş olan kendine bağlı adamları vardı. Onların hepsinin Ömer'in perşembe günü söylediği sözlerini onayladıklarını ve Resulullah'ın o önemli
------------------

1- Sahih-i Buhari, c. 6, s. II - 12, c. 7, s. 156, c. 9, s. 137; Sahih-i Müslim, c. 3, s. 1257 - 1259, Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 222.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


vasiyetini yazmasını engellernede Ömer ile işbirliği yaptıklarını görüyoruz. Dolayısıyla ben, Resulullah'ın artık vasi- yet etmekten bu yüzden vazgeçtiğini sanıyorum. Çünkü o, ilahi vahiyle işin tehlikeli bir yöne doğru yürüdüğünü ve vasiyet ettiği takdirde İslam'ın temelinin sarsılıp yıkılacağını anlamıştı.

Resulullah, ümmetin sapmaması için o vasiyeti yazdır- mak istiyordu. Ama durum böyle olunca, yazılsaydı da hiçbir faydası olmaz, hatta sapmaya ve irtidada bile sebep olabilirdi.

Bu durumda Resulullah, ölüm döşeğinde iken görüşünü nasıl değiştirmeyebilirdi ki?! Anam ve babam ona feda olsun. Rabbinin vahyi kulaklarına ulaşıyor ve ümmetin durumunu hasretle görüp şu ayeti hatırlıyordu: "Eğer o ölür veya öldürÜtürse, cahiliye dönemine mi dönecek- siniz?"

Bu ayet kesinlikle tesadüf eseri olarak nazil olma- mış, yaptıkları işin neticesinin bildirilmesi için inmiştir. Kalplerde gizli olanı ve hain gözleri bilen Allah Teala, onların planlarını Peygamber' e haber verdi. Resulullah'ı (s.a.a.) teselli eden tek şey ise, Allah'ın ona bu işin sonunu bildirmesi ve çektiği zahmetlerden dolayı Allah indinde büyük bir mükafatı olduğunu belirtmesidir. Allah, ümmetin geri dönüşünün sorumluluğunu Peygamberine yükleme- miştir.

Hatta ona daha önce şöyle buyurmuştur: "O gün zalim, ellerini ısırıp duracak da, ne olurdu, diyecek, ben de peygamberle aynı yolu tutsaydım. Yazıklar olsun bana, filancayı dost edinmeseydim. Andolsun ki, beni Kur'an'dan saptıran, hem de bana tebliğ edildik- ten sonra saptıran odur. Ve şeytan insanı yardımcısız ve hor - hakir bıraktı. Ve Peygamber dedi ki: "Ey Rabbim, kavmim Kur'an'ı ihmal etti, terkedilmiş bir hale getirdi. Ve biz böylece her peygambere, suçlular-


Zikir Ehline Sorun


dan düşmanlar yarattık ve Rabbin sana yol göstermek ve yardım etmek için yeter.',ı

Buradan şu acı sonuca varıyoruz: Eğer Ömer'in o tu-tumları, Resulullah' a karşı o cüreti olmasaydı, Muaviye ve babası Ebu Süfyan, Peygamber ve Ehl-i Beyt'ine karşı öyle davranamazlardı.

Böylece işin içinde büyük bir plan olduğu sonucuna va- rıyoruz. Onlar bu planla Resulullah'ın yüce kişiliğini leke- lemek, tanımayan insanlara onu normal bir insan gibi ve hatta daha aşağı göstermek, bazen duygularına kapılıp heva ve hevesine uyan ve haktan uzak duran biri olarak tanıt- mayı amaçlamışlardı.

Tüm bunlar, halka Peygamber'in masum olmadığını anlatmak içindi. Delilleri ise şudur: Ömer, Peygamber' e birçok yerde muhalefet etmiş, ama Kur'an ayetleri inerek Ömer' i desteklemiş, hatta Allah Teala Resulünü tehdit ettiğinde ağlayıp şöyle demiş: "Eğer Bedir esirleri konusunda bize bir bela inecek olsaydı, Ömer'den başka hiçbirimiz kurtulamazdık.!!"2

Veya Ömer Peygamber' e, kadınlarını hicap arkasında tutmasını söylüyormuş; Peygamber kabul etmeyince, Ömer'i onaylayan Kur'an ayetleri nazil olup Peygamber' e eşlerini hicap arkasında tutmasını emretmiş!3 Veya şeytan Allah Resulünden korkmuyor, ama Ömer'den korkup kaçıyormuş!
-------------------------------

1- Furkan /27-31.
2- es-Siret'ül-Halebiyye. c. 2, s. 448; es-Siret'ül-Dahlaniyye, c. 1,
s.409.
3- Sahih-i Buhari, c. 1, s. 49, Bab-u Huruc'in-Nisa ile'l-Beraz.
4- Sahih-i Buhari, c. 4, s. 153; Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1863,

Resulullah (s.a.a.) Hakkında


Bu gibi birçok uydurma rivayet, Resulullah'ın değerini düşürüp ashabın değerini yükseltiyor; ama bu arada özellikle Ömer' e en yüce değer veriliyor! Mesala; rivayet ediyor- lar ki, (Allah onları perişan etsin) Resulullah nübüvvetinde şüphe eder ve şöyle derdi: "Cebrail bana geç nazil oldu- ğunda Ömer bin Hattab' a nazil olduğunu zannederdim."!

Bence bu gibi rivayetler Muaviye zamanında uyduruldu. Çünkü o, Ali bin Ebi Talib'in faziletlerini yok edip unuttu- ramayınca Ebu Bekir, Ömer ve Osman' ı böyle övdürdü ve onları Ali' den üstün kılmak için bu rivayetleri uydurdu. Muaviye bu tutumuyla iki hedef güdüyordu:

1- Ali bin Ebi Talib'i halkın nazarında küçük düşürmek ve diğer üç halifeyi ondan üstün göstermek.

2- Yalan hadisler uydurarak halkın Resulullah'ın (s.a.a.) buyurduğu hilafet hakkındaki vasiyetlerini ve Muaviye döneminde yaşayan İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.) hakkındaki tavsiyelerini kolaylıkla çiğnemesini sağla- mak. Eğer ilk üç halife Resulullah'ın (s.a.a.) Ali hakkındaki tavsiyelerini görmezlikten gelirse, Muaviye, Resulullah'ın (s.a.a.) Ali evlatları hakkındaki vasiyetlerini neden çiğne- mesin ki? Nihayet ciğer yiyen Hind'in oğlu hedefine büyük ölçüde ulaştı.

Çünkü bugün Hz. Ali'nin (a.s.) ilminden, şecaatinden, İslam' a ve Müslümanlara yaptığı hizmetlerinden bahsettiğimizde karşımıza birisi çıkıp şöyle söyleyebili- yor: Resulullah buyurmuştur ki: "Eğer ümmetimin im anı ile Ebu Bekir' in imanı karşılaştırılsa, Ebu Bekir' in imanı daha ağır gelir."
---------------
h. 2396.


Zikir Ehline Sorun


Bir başkası ise şöyle diyor: "Ömer-i Faruk, hak İle batılı birbirinden ayırırdı"

Üçüncü bir şahıs başımızın üstünde durup şöyle bağırıyor: "Osman-ı Zinnureyn, meleklerin kendisinden utandığı bir adamdır."ı

Bunları araştırmak isteyen kimse fazilet konusunda Ömer'in payının herkesten daha çok olduğunu görür. Tabii ki bu da bir tesadüf değildir. Ömer, Peygamber' e daha fazla muhalefet ettiği için Kureyş onu daha çok severdi. Özellikle :le onun, Ali bin Ebi T alib' i hilafetten uzaklaştırmada ve 1ilafetin Kureyş' e dönmesinde oynadığı rol çok büyüktü.

)urum öyle oldu ki, Ümeyye Oğullarının Peygamber tara- 1ndan lanetlenen ve koyulan adamları dahi hilafete ulaşmak çin heveslendiler. Başta Ebu Bekir olmak üzere bütün (ureyş mensupları kendilerinin hilafet makamına oturup vfüslümanlara musaHat olmalarındaki en büyük etkenin )mer bin Hattap olduğunu biliyorlardL Ömer, Resulullah'a nuhalefetin kahramanıydL Hz. Ali'nin hilafetini yazmasını :ngelleyen oydu.

Halkı tehdit ederek Peygamber'in ölü- Günde tereddüte düşüren, böylece insanların Hz. Ali'ye ıiatte acele etmesini engelleyen Ömer' di. Ömer, Safike'nin :ahramanı idi. Ebu Bekir'in biatinin temellerini sağlamlaştı- an da oydu. Ali bin Ebi Talib'in ailesinden Ebu Bekir'e iat etmeyenleri tehdit ederek, evi içindekilerle birlikte akacağını söyleyen yine Ömer' di.

Kılıç zoruyla Ebu :ekir' e biatin ortamını hazırlayan oydu. Ebu Bekir' in ilafeti zamanındaki valileri tayin eden ve makamları gön- inün dilediği gibi dağıtan yine oydu. Ebu Bekir'in döne-
----------------

1- Sahih-i Müs1im, c. 4, s. 1866, h. 2401.

.......


Resulullah (s.a.a.) Hakkında


minde asıl hakim oydu dersem, mübalağa etmiş olmam. Bazı tarihçilerin nakline göre, "müellefet'ül-kulup" (islam'a yaklaşma ihtimali olan kafirler) Peygamber'in zamanında olduğu gibi, Ebu Bekir'in yanına gelerek Allah'ın farz ettiği kendi paylarını istediler. Ebu Bekir de bir kağıt yazarak mallarını almaları için onları Ömer' e gönderdi.

Ama Ömer" Ebu Bekir'in onlara verdiği kağıdı alıp yırtarak onlara dedi ki: "Sizin gibilere ihtiyacımız yoktur. Allah islam'ı aziz kılmış ve bizi sizlere muhtaç etmemiştir. isterseniz Müslüman olun; istemezseniz de bizimle sizin aranızda kılıç hakim olacaktır. Onlar Ebu Bekir'in yanına geri dönerek dediler ki: "Bir türlü anlayamadık! Sen mi halifesin, Ömer mi?" Ebu Bekir; "Allah isterse, o halifedir." diyerek Ömer'in yaptıklarını aynen onayladLı.

Ebu Bekir ashaptan iki kişiye vermek istediği arsanın senetlerini yazarak imzalaması için Ömer' e gönderdi. Ömer, Ebu Bekir' in yazdığı senetleri tükürüğüyle silip kazıdı. Onlar da Ömer'e küfrederek kızgın bir halde Ebu Bekir'in yanına gelerek; "Sen mi halifesin, o mu? Bir türlü anı aya- madık!" dediler.

Ebu Bekir; "Hayır, o halifedir." dedi. O sırada Ömer öfkeli bir halde içeri girerek Ebu Bekir'e; "Bu arsaları bunlara vermeğe hakkın yok!" dedi. Ebu Bekir, "Ben senin bu işe (hilafet) daha layık olduğunu söylemiş- tim. Ama sen kendin bırakmayıp beni bu işe mecbur ettin."2 diye cevap verdi.
------------

1- el-Cevheret'ün-Neyyire Fi'l-Fıkh'il-Hanefi, c. 1, s. 164.
2- Askalani, el-İsabe Fi Ma'rifet'is-Sahabe, c. 3, s. 55, Uyeyne'nin Biyografısi; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belağa, c.12,s.59.

Zikir Ehline Sorun


İşte buradan, Kureyş'in ve özellikle Ümeyye Oğullarının yanında Ömer'in niçin bu kadar yüce bir makama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki ona "Süper Zeka", "Kendisine İlham Olan", "Faruk" ve "Mutlak Adil" gibi lakaplar verip Resulullah'tan (s.a.a.) bile öne geçirmişlerdir.

Hudeybiye barışından Peygamber'in vefatına kadar Ömer'in nasıl bir görüşe sahip olduğunu gördük. Ayrıca o, ashabın Peygamber'in eserlerine kutsal gözle bakmasını engelledi.

Bu yüzden altında "Rıdvan Biati"nin vuku bul- duğu ağacı kestirdi. Resulullah'ın öldüğünü ve onu hatır- lamanın bir yararı olmadığını halka anlatmak için Peygamber'in amcası Abbas'a tevessül etti. Bugün vahhabiler de aynı sözleri söyleyip aynı amelleri yapıyorlarsa niçin onları kınayıp azarlıyoruz? Çünkü bunlar, sanıldığı gibi, İslam'da yeni meydana gelmiş şeyler değildir.

Peygamber'in hadislerinin yazılmasını engelleyenlerin başında da Ömer'in geldiğini görüyoruz. Ashabı Medine' de hapsettiriyor ve başkalarının da hadis yazmalarını yasaklı- yor. Peygamber'in sünneti halkın arasında yayılmasın diye hadis kitaplarını yakıyor.

İşte buradan da Hz. Ali'nin kendisini evine hapsetmesi- nin ve ashabın çözemediği çok zor durumlar dışında dışarı çıkmamasının sebebini anlıyoruz. Ömer de Hz. Ali'yi (a.s.) hiçbir makam, mevki veya göreve tayin etmedi. Hatta Hz. Fatıma' nın mirası dahi kendisine verilmedi.

Çünkü eğer Hz. Ali'nin biraz malı olsaydı, halk Hz. Ali'ye yönelebilirdi. Bu yüzden bazı tarihçiler şöyle yazıyorlar: Hz. Ali halkın kendisine sırt çevirdiğini görünce Hz. Fatıma'nın şehadetinden )Onra Ebu Bekir'e biat etti.

Resulullah (s.a.a.) Hakkında

Allah sana yardımcı olsun, ya Ali! Halk sana karşı nasıl düşmanlık etmesin ki? Sen onların kahramanlarını öldür dün, burunlarını yere sürttün. Fazilet pazarında onlara hiçbir fazilet bırakmadın. İyilikler meydanında hepsini geride bıraktın. Sen, Mustafa'nın amcası oğlu, halkın ona en yakın olanı, alemdeki kadınların hanımefendisi olan Fatıma'nın kocası ve cennet gençlerinin efendisi olan Ha- san ve Hüseyin'in babasısın. İlk Müslüman ve ilmi en çok olan sensin.

Amcan, şehitlerin efendisi Hamza'dır. Kardeşin Cafer-i Tayyar'dır. Baban ise Mekke'nin büyüğü ve Peygamber'in (s.a.a.) koruyucusu Ebu Talip'tir. Pak İmamların hepsi senin evlatlarındır. Öncekilerin hepsinden önde ve ileride- sin. Sen Allah'ın ve Resulünün (s.a.a.) arslanısın; sen Allah'ın ve Resulünün (s.a.a.) kılıcısın ve sen Allah'ın ve Resulünün (s.a.a.) eminisin.

Peygamber, Allah ve Resulü- nün müşriklerden beri olduğunu bildirmek için yalnız seni Mekke'ye gönderdi; senden başkasına güveni yoktu. Sen, "En Büyük Sıddık"sın. Sen, "En Yüce Faruk"sun ve hak her zaman seninle birliktedir.

Batılıarın arasında hak seninle tanınır. Sen, Allah'ın parlak nuru ve hidayet bayrağısın. Senin sevgin ile müminler, senin düşmanlığın ile münafıklar tanınır. Sen ilim şehrinin kapısısın. Sana gelen, o şehre girmiş olur. Senin dışında başka bir kapıdan o şehre girdi- ğini söyleyen yalancıdır.

Ey Ebul Hasan! Onlardan hangisi senin faziletlerinin bir zerresine sahiptir? Sen şerefin başlangıcı, bitişi ve kılavuzusun. Allah'ın sana verdiği faziletler yüzünden seni kıskandılar. Allah seni kendisine yaklaştırdığı için seni kendilerinden uzaklaştırdılar. Bu zalimler günlerin nasıl aleyhlerine çevri-