HZ.PEYGAMBER(S.A.A)VE EHL'i Beyt(A.S)DAN Ğaybî Haberler
 


Yazar: Ali Rıza Ricali Tahranî


Çeviri: Ferman KIZMAZ


Edit: Fahrettin ALTAN



GİRİŞ


Ehlibeyt ekolüne göre, masum İmam’da bulunması gereken sıfatlardan biri de, halkın en alimi ve şeriatı en iyi bilen olmasıdır. Öyle ki kendi zamanında O’ndan daha bilgili birisi tasavvur edilemez.

İmamların bu ilimlerinin kaynağı ve Onların bu ilimleri nasıl elde ettikleri hususunda Şia alimleri şöyle demişlerdir: İmalar bu ilimlerini üç yoldan elde etmektedirler:

Birinci yol: Kur’ân-ı Kerim’den istifade ile elde edilen bilgilerdir. İmam Sadık (a.s) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Halk arasında ihtilafa sebep olan bütün konuların asılları ve kökleri Allah’ın kitabındadır, ancak halk bunları algılayamıyor.” [1]

Müminlerin emiri Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı konuşturun, ama Kur’ân size konuşmaz. Ben size ondan haber verebilirim. Geçmiş ve geleceğin ilmi bu semavi kitapta mevcuttur. Sizin ile ilgili hükümler, ihtiyaç duyduğunuz konular ve üzerinde ihtilafa düştüğünüz konuların tefsiri bu kitapta mevcuttur. Eğer benden soracak olsanız, size öğretirim.” [2]

Âl-i Sam’ın kölesi Abdüla’la şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’a andolsun ki, ben Allah’ın kitabını başından sonuna kadar, elimin içi gibi biliyorum. Gök, yer, geçmiş ve geleceğin haberleri bu semavi kitapta mevcuttur. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “…ve biz sana her şeyi beyan eden kitabı indirdik.”[3]

İkinci yol: Allah Resulünün sözlerinden ve O Hazretten, sırayla İmamlara miras olarak yetişen sahifeler ile elde edilen bilgilerdir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Ali (a.s)’a şöyle buyuruyor: “Ya Ali! Allah, seni kendime yakınlaştırmamı ve ilmimi -onu koruyasın diye- sana öğretmemi emretmiştir.”

Sonra şu ayet nazil oldu: “... Ve belleyici kulaklar bellesin diye...” O zaman Ali (a.s)’a buyurdular: “O belleyici kulaktan maksat sensin.”[4]

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Göğsümde öyle ilimler gizlidir ki, eğer sizlere açıp söylesem, derin bir kuyunun dibinde hareket eden ip gibi titreşip durursunuz.” [5]

Gerçi Emir’ül-Müminin Ali (a.s) “Belleyici kulak” idi ve Peygamber (s.a.a)’in sözlerini yazmaya da ihtiyacı yoktu. Ancak Hz. Resul (s.a.a) kendinden sonraki İmamlara miras kalsın diye, O’na yazmasını buyurdular.

Üçüncü yol: Gayb alemi ile irtibat ve ilham yoluyla elde edilen bilgilerdir. Nitekim İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim ilmimiz, geçmiş, gelecek ve yeni ilimler olarak üç kısımdır.

Geçmiş ilimler bize tefsir olunmuştur, gelecekle ilgili ilimler bizim için yazılmıştır ve yeni ilimler ise bizim kalp ve kulaklarımıza ilka olunmaktadır. İlimlerimizin en üstünü bu çeşit ilimdir. Ama nübüvvet, Hz. Muhammed (s.a.a)’den sonra sona ermiştir.” [6]

Haris b. Muğayre şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a; “Sizin ilminiz hangi yolla hasıl oluyor?” diye sorduğumda şöyle buyurdular: “Allah Resulü (s.a.a) ve Ali (a.s)’dan miras olarak bize yetişmiştir.”

Dedim: “Biz, sizin kalbinize ilka ve kulaklarınıza ilham olduğunu duymuşuz.”

Buyurdular: “Veya bunlar…” (yani, biz bu yolla da olaylardan haberdar oluyoruz.)[7]

Elbette bazıları, mütevatir haberlerde, İmamların ilimlerinin Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den onlara miras olarak yetiştiğini, dolayısıyla onların gaipten haberlerinin de Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in mucizelerinin bir cüz’ü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve eğer onlara da ilham olunduğunu ve gaybı bildiklerini söylersek, o zaman İmamların sonuncusunun ilminin, evvelinkinden (dolayısıyla Peygamber (s.a.a)’in ilminden) daha fazla olması gerekeceğini düşünebilirler.

Cevaben şöyle deriz: Bir takım diğer mütevatir haberler de vardır ki, İmamların her birinin ilmi, her Cuma gecesi, her kadir gecesi, hatta her saat içinde gaybi ilhamlar ve meleklerin sözlerini duyma yoluyla vb. şeylerle arttığını vurgulamaktadırlar. İmamların fazlalaşan bu ilimleri öncelikle Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e, sonra sırasıyla İmam zaman (a.f)’a sunulana kadar diğer İmamlara ulaştırılır.

O halde İmamların verdikleri gaybî haberler, O’nlara verilen yeni ilimler vasıtasıyla olabilir. Dolayısıyla bunlar, İmamların kendilerine ait bir takım kerametlerdir. Buna ek olarak, Allah Resulünden onlara yetişen ilimlerin çoğu öz ve muhtasar idi, onların teferruatı, kendilerine verilmiş olan bu ilimlerle hasıl olmuştur. Nitekim İmam Sadık (a.s) naklettiğimiz son rivayette buna değinmişlerdir.

Zürare’nin rivayetine göre İmam Bakır (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Eğer ilimlerde artış olmasaydı, biterdi.”

Zürare arzediyor: “Sizin ilminize Resulullah (s.a.a)’ın bilmediği bir şey ekleniyor mu?!”

Hazret buyuruyor: “Bizim ilmimize yeni bir şey eklenecek olursa, önce Allah Resulüne, sonra bizlere yetişinceye kadar bir biri ardınca bütün imamlara sunulur.”[8]

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur: “Bir ilim Allah tarafından verilmek istenirse, sonraki İmam öncekilerden daha alim olmaması için ilk önce Resulullah (s.a.a)’e, sonra Müminlerin emiri Ali (a.s)’a, daha sonra bir biri ardınca diğer İmamlara sunulmaktadır.”[9]

Buna binaen, gerçi İmamlara vahiy gelmiyor, lâkin onlar ilhamın en yüce mertebelerine sahiptirler. Nitekim Hasan b. Abbas, İmam Rıza (a.s)’a şöyle yazdı: “Kurbanın olayım, resul, nebi ve imamın farkı nedir?”

Hz. İmam (a.s) cevabında şöyle yazdı: “Onların farkları şudur: Resul o kimsedir ki, Cebrail ona geliyor, Cebrail’i görüyor, kelamını duyuyor ve ona vahiy nazil oluyor. Bazen de rüya aleminde, Hz. İbrahim (a.s)’ın rüyası gibi ona vahyediliyor. Ama nebi, bazen meleğin kelamını duyuyor, bazen de onu görüp fakat sesini duymuyor. Ama İmam, meleğin sesini, kelamını duyuyor fakat onu göremiyor.”[10]


GAYB NEDİR?


Gayb, şühudun karşıtı bir kelimedir. Perde arkası ve gizlilik anlamındadır. Genel ve özel iki anlamı vardır.

Gaybın genel anlamı; insanın zahiri his ve görüşünden gizli olan her hakikattir. Buna binaen, cahil bir insanın idrakinin ötesinde olan bir gerçeği, onun için “gayb” hesap edebiliriz. Örneğin: Yaratılış aleminde ve tabiatta bize örtülü olarak yaratılmış bir takım sırlar gibi.

Gaybın özel anlamı ise; bir takım gerçekler ve tabiat alemi ahvalinin perdesi ardında saklı bazı hakikatlerdir. Allah’ın zatı, melekler, ruhlar, kıyamet günü ve halleri, Cennet, Cehennem, Kâim (Hz. Mehdi -a.f-)’in kıyamı ve İsa (a.s)’ın nüzulü gibi. Kur’ân’da ve İslam alimlerince “gayb” namı ile zikredilenlerin hepsi bu gruptandırlar.

Bunlar hissedilir cinsten olmadığından onların ispatı için mefhumlara, ilmi ve akli delil ve burhanlara ihtiyaç vardır veya gaybı bilen peygamberler veya ilahî evliyalar vasıtasıyla o dünyadan haberdar oluyoruz.

Acaba Gayb İlmi Yalnızca Allah’a mı Mahsustur?


Bazı kimseler, ya garaz veya bazı ayetlere yüzeysel baktıklarından yolu kaybetmişlerdir. Diyorlar ki: “Gayb ilmi yalnızca Allah’a mahsustur, hatta Peygamber-i Ekrem (s.a.a) bile gaipten bir şey bilmiyordu.” Şu ayeti de delil getiriyorlar: “Gayb’ın anahtarları Allah’ın yanındadır. Allah’tan başkası onlardan habersizdir.”[11]

Bir ayette de Resulüne şöyle buyurmaktadır: “De ki: Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem.”[12]

“O halde neden gayp ilmini Hz. Peygamber ve İmamlara nisbet veriyoruz?” diyorlar.

Elbette mutlak gayb, Allah’a aittir ve insanların hislerinden gizli olan olaylar, Hak Teala’ya aşikardır. Zira bu mülk ve mevcudat aleminde meydana gelen her hadise, melekut aleminde daha kamil ve mükemmel bir şekilde meydana gelmiştir ve bu cihanın kendisi ve onun düzeni, öteki yüksek alemden alınmış bir suret hükmündedir.

Şairane bir deyimle: Bu cihan köpük gibidir ve öteki cihan derya misali. Nitekim ayet-i kerime şöyle buyuruyor: “Her şeyin mülk ve melekutu elinde olan Allah münezzehtir.”[13]

Demek ki Allah-u Teala, gizli ve aşikar olan her şeyi biliyor ve O’nun için, zaman açısından geçmiş, gelecek veya hazırda olmanın bir anlamı yoktur. Zira her şeyin bilgisi, yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra ve yaratılışı anında Allah için birdir. Burada konunun açıklık kazanması ve gaybı sadece Allah’a mahsus bilen ve diğerlerinden nefyeden kimseler için birkaç konuya değinmek istiyoruz.

KUR’ÂN’DA GAYB İLMİ


Kur’ân’daki ayetlere dikkatle baktığımızda, gayb ilmi ile ilgili ayetlerin üç kısma ayrıldığını görürüz:

1) Gayb ilmini yalnızca Allah (c.c)’a ait bilen ayetler. Nitekim şöyle buyuruyor: “Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah’a aittir”[14] Yine Resulullah’a şöyle buyurmaktadır: “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.”[15] Ve bundan önce zikredilen ayetler.

Hafız şöyle diyor:

Gaybın sırrını kimse bilmiyor hikaye okuma,

Hangi mahrem kalp bu hareme yol bulmuş?

2) Allah’ın, gayb ilmini kendi zatında münhasır kılmadığı ayetler. Allah Teala bir ayette şöyle buyuruyor: “O görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.”[16] Yine buyuruyor: “Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz.”[17]

3) Evliyaullah'ın da gayb ilmini muhtasar olarak bildiklerini gösteren ayetler de şunlardır:

“Allah gaybı bilendir ve hiç kimseyi gaybına (sırlarına) muttali kılmaz; ancak kendi rızası ile bir resulünü haberdar edebilir ve Allah onun önünden ve arkasından gözcüler salar.”[18]

Yine şöyle buyuruyor: “Allah size gaybı bildirecek değildir. Fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer-ayırt eder.”[19]

Kur’ân’ın mesajını tam anlamıyla idrak edebilmek için, konuyla ilgili bütün ayet ve rivayetlerin arasını bulmak zorundayız. Zira onlardan bazısı gayp ilmini Allah’tan başkasından nefyetmekte, bazıları ise ispat etmekteler. Bu iş için çeşitli yollar vardır. Şimdi onlardan bazılarına değiniyoruz:

a) Gayb ilmini Allah’a münhasır kılan ayetlerden maksat, zatî ve istiklâlî olan gayp ilmidir. Allah’tan gayrisi için de mümkün sayılan gayb ilmi ise, arazî ve gayr-i istiklâlî olan (kendi gücüne dayalı olmayan) gayb ilmidir.

Binaenaleyh, Allah Teala’dan gayrı herkesin bildiği şey, O’ndan taraf ve O’nun öğretimi iledir. Bu izaha (ayetlerin arasını bulmaya) en güzel şahit, az önce zikrettiğimiz Cin suresindeki ayetlerdir.

b) Gayb aleminin sırları iki kısımdır: Bir kısmı zât-ı mukaddes-i İlahiye mahsustur ki, O’ndan başka kimse onları bilemez. Örneğin: Kıyamet kopmasına ait ilim ve Hz. Mehdi (a.s)’ın kıyamının ne zaman gerçekleşeceğine dair ilim.

Nitekim Emir’ul-Müminin Hz. Ali (a.s), kendisine; “Ya Emir’el-Müminin! Sizin gaypla ilgili ilminiz var mı?” diye soran birisine şöyle buyurmaktadır: “Gayb ilmi, sadece kıyamet ilmi ve şu ayette zikredilen ilimlerdir:

“Kıyametin ne zaman kopacağına ait ilim Allah’a mahsustur, yağmuru indiren O’dur, ana rahminde olanı (mahiyetini) bilen O’dur. Hiç kimse yarın ne yapacağını ve nerede öleceğini bilmemektedir.”

İmam (a.s) sonra şöyle izahatta bulunuyor: “Allah Teala annelerin rahimlerinde olanları bilmektedir; kız mı, erkek mi, çirkin mi, güzel mi, cömert mi, cimri mi, saadet ehli mi, şaki mi, cennet ehli mi, cehennem ehli mi? Bunlar gayb ilimidir ki, Allah’tan gayrisi bilemez.”

Bir kısım gayp alemine ait ilimler de vardır ki, Allah Teala onları peygamberlere ve has kullarına öğretmiştir. Hz. Ali (a.s) sözünün devamında şöyle buyuruyor: “Bundan başka bir takım ilimler de vardır ki, Allah Teala onu Peygamberine öğretmiş ve O da bana öğretmiştir.”[20]

Binaenaleyh, tafsili (ayrıntılı) ilim ve işlerin cüz’iyatından haberdar olmak, Allah’a aittir ve bazen bazı insanların gayba ait icmali bilgilere sahip olmaları da mümkündür. Bu bilgiler de yine Allah tarafındandır.

c) Bu iki çeşit ayet ve rivayetlerin arasını bulmak için diğer bir yol da şudur: Gaybın sırları iki yerde yazılıdır: Biri levh-i mahfuzdadır ki, Allah’tan başka kimse ondan haberdar olamaz ve herhangi bir değişim ve tahavvül onda vuku bulmaz. Diğeri ise levh-i mahv ve ispattır ki, muktezeyat (gerekenler) ilmidir.

Bu sebepten dolayı değişim ve dönüşüme uğrayabilir. Bunun için İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Eğer Kur’ân’da bir ayet olmasaydı, ben geçmişte olan ve kıyamete kadar da vuku bulacak olan her olaydan haber verirdim.”

Birisi; “O, hangi ayettir?” dediğinde şöyle buyurdular: “Allah buyuruyor ki; “Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır ve ümm’ül- kitap (kitapların aslı) O’nun yanındadır.” [21]

d) Bu çeşit ayet ve hadislerin arasını bulmanın diğer bir yolu da şudur: Enbiya ve evliyanın gaybi ilimleri, fiili ilimler değil, infialî (tesir kabul eden) ilimlerdir. Yani onlardan hiçbiri bilfiil her zamanda ve her hakikat hususunda gayb ilmine sahip değillerdir. Onlar irade ettikleri zaman, Allah Teala, onlara öğretmektedir.

Elbette bu irade de Allah’ın rızası dahilinde gerçekleşmektedir. O halde sadece Allah’ın ilmi fiili ilimdir. Yani Allah’ın ilmi, mevcudatın varlık sebebidir ve mevcudat O’nun ilminde müessir ve mucit değillerdir. Dolayısıyla İmamların gaybi ilimlerinin olmadığını gösterecek ayet ve rivayetlerin anlamı, gaybe ait fiili ilimlerinin olmayışıdır.

Gayba ait ilimlerinin olduğunu gösteren ayet ve rivayetlerin anlamı da, gaybı, ilm-i infialî yoluyla bilmelerinin mümkün oluşudur. Bu iddianın delili, İmam Sadık (a.s)’ın buyurmuş olduğu şu hadistir: “İmam bir şeyi bilmek istediği zaman, Allah onu O’na öğretiyor.” [22]

Bu zikredilen yollardan elde edilen şey şudur ki, yüce Allah, mutlak gayb ilminin sahibidir ve her şeyi kuşatıcıdır. Allah’tan gayrisi ise gayb ilmini O’ndan öğrenmişlerdir. Diğer bir değişle; birinci hüküm gereği, mutlak gayb, Allah’a aittir, ama ikinci derecede, Allah’ın, gaip ilminin bir miktarını seçkin kullarına bildirmesinin de hiçbir sakıncası yoktur. Nitekim şöyle buyurmuştur: “İşte bunlar (Meryem’in kıssası) sana vahyettiğimiz gayp haberlerindendir.”[23]

Buna ilaveten, Peygamber ve İmamların, her dönemde halkın sorunlarını çözebilmek ve gelecekte daha değişik şartlarda varolacak insanlara faydalı ve yeterli programlar uygulayabilmek için, en azından gaybi ilimlerden bir miktarını bilmeleri ve bir takım sırlardan haberdar olmaları gerekir.

Bir göz açıp kapama miktarı bir zamanda, Seba kraliçesinin tahtını Hz. Süleyman’ın yanında hazır eden Asif b. Berhiya cüz’i bir ilme sahipti. Allah (c.c) onun hakkında şöyle buyuruyor: “Kitaptan bir ilmi olan kimse ise: Ben onu (tahtı) gözünü açıp kapamadan sana getiririm, dedi. Süleyman onu yanında hazır görünce: Bu, Rabbimin fazlındandır, dedi.” [24]

Ama kitap ilmine sahip olan Ali b. Ebî Talib (a.s), sahip olduğu ilimle, olağanüstü birçok işler yapabilir. Allah Teala O’nun hakkında şöyle buyurmuştur: “De ki: Allah ve kitap ilmi yanında olan kimse, benimle sizin aranızda şahit olarak yeter.” [25]

Ebu Said-i Hodri şöyle diyor: Allah Resulünden, “Yanında kitap ilminden (bir miktar) olan kimseden maksat kimdir?” diye sordum.

Buyurdular ki: “O, kardeşim Süleyman b. Davud’un vasisi Asif b. Berhiya’dır.”

Dedim: “Yanında kitap ilmi -nin tamamı- olan kimseden maksat kimdir?”

Buyurdular: “O, kardeşim (ve vasim) Ali b. Ebi Talib’dir.” [26]

Diğer yandan Allah-u Teala da şöyle buyuruyor: “Biz sana her şeyi beyan eden Kur’ân’ı indirdik.”[27]

O halde böyle bir kitabın ilmine vakıf olan bir kimsenin, gayp sırlarından da haberdar olması gerekir.

İRFANİ MUKADDİME


Ayet ve rivayetlerden anlaşıldığı üzere, insan dünyadan göçtüğünde, dünyevi hicap ve mahdudiyetler ortadan kalkar ve her şey gerçekleri ile görülür. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor: “Bugün senden perdeleri kaldırdık ve basiret gözün daha açık oldu”[28]

Bu, tabiî ölüme oranla icbarî ve kaçınılmazdır. Zira “Her nefis ölümü tadacaktır”[29] Bazı kimseler de vardır ki, onlar icbarî ölüm ile öldürülmeden önce nefsî istek ve gururlarını öldürüyor ve kendilerini Hz. Ali (a.s)’ın; “Öldürülmeden önce ölünüz”[30] sözünün mısdakı yapıyorlar.

Yani icbarî ölümle öldürülmeden önce kendilerini, nefsanî heveslerini öldürmek ve şeytanı bukağa çekmek suretiyle ihtiyarî ölümle öldürüyorlar.

İnsanı Allah ile buluşmaya götüren ölüm, hayvaniyetten ölüp, insaniyetle dirilmektir. O halde böyle bir insan, icmalen ve izn-i İlahi ile, belki de tafsilen (ayrıntılarıyla) gayb aleminden haberdar olabilir. Emir’ül-Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Dünyevi perdeler kalkacak olsa da, yakinim artmaz.” [31]

Yine şöyle buyuruyor: “Beni kaybetmeden benden sorun. Allah’a andolsun ki, eğer fetva makamında oturursam, Tevrat ehline Tevrat hükmüyle, İncil ehline İncil’le ve Zebur ehline Zebur’la ve Kur’ân ehline de Kur’ân’la fetva veririm.

Öyle ki, eğer Allah Teala o kitapları konuşturacak olursa şöyle derler: Ali (a.s) doğru söyledi ve sizlere bizde olduğu şekliyle fetva verdi.”[32]

Ali’den başka kim, sorun bana, diyebilir

Şüphesiz ilim madeni olur ve Ali’yi inkar.

Şunu da belirtmek gerekir ki, gerçi Hz. Fatıma (a.s), nebi ve imam değildi, ama İmamlar gibi O da velayet makamına sahipti ve bu makamda onlardan hiçbir farkı yoktu (çünkü hepsi bir nur idi). İşte bundan dolayı Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a), Hz. Ali ile Hz. Fatıma’yı birbirine denk ve layık eş olarak nitelemiştir.

Şüphesiz Hz. Fatıma (a.s) gaybî ilimleri biliyor ve bazen gayb aleminden haberler de veriyordu. İnşaallah ileride bunlardan bazılarını zikredeceğiz.

Bu ayet ve rivayetler, gayb alemiyle irtibatın mümkün oluşunu göstermektedirler. Ama bu irtibat gerçekleşmiş mi, gerçekleşmemiş mi bu ayrı bir konudur. Peygamber (s.a.a)’in ve Ehlibeyt İmamlarının gaipten haber vermeleri, kerametleri ve mucizeleri hakkında pek çok hadis ve rivayetler vardır. Biz bu hadis ve rivayetleri, on dört bölümde on dört masumdan naklettik.

Zaten bu yolla, o yüce şahsiyetlerin imamet ve velayetleri de sabit olmaktadır.

“Rabbimiz!, bizden kabul buyur. Şüphesiz sen, işiten ve bilensin.”

İmam Hasan Askerî (a.s)’ın doğumu,

Şehriver ayının on üçü, H. Ş. 1374.

DIPNOTLAR

------------------------------------------------------

[1] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 605

[2] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 61

[3] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 229

[4] - El-Mizan Tefsiri, c. 19, s. 396

[5] - Nehc’ül-Belağa, 5. Hutbe. s. 57

[6] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 264

[7] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 264

[8] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 255

[9] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 255

[10] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 176

[11] - En’am: 59

[12] - En’am: 50

[13] - Yasin: 83

[14] - Hud: 123

[15] - Neml: 65

[16] - Ra’d: 9

[17] - Cum’a: 8

[18] - Cin: 26-27

[19] - Âl-i İmran: 179

[20] - Nehc’ül-Belağa, 128. Hutbe

[21] - Ra’d: 39; Tefsir-i Numune, c. 25, s. 149

[22] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 258

[23] - Hud: 49

[24] - Neml: 40

[25] - Ra’d: 43

[26] - El-Mizan, c. 11, s. 387

[27] - Nahl: 89

[28] - Kâf: 22

[29] - Âl-i İmran: 179

[30] - Mefatih’ul-Gayb, s. 629

[31] - Gurer’ul-Hikem, s. 142, Fasıl, 752

[32] - Yenabi’ul-Mevedde, c. 1, s. 71





BİRİNCİ BÖLÜM


PEYGAMBER-İ EKREM (S.A.A)’İN GAYBİ HABERLERİ


HZ. PEYGAMBER (S.A.A)’İN KISACA BİYOGRAFİSİ


İsmi: Muhammed, Ahmed (s.a.a).

Lakabı: Hatem’ul-Enbiya, Resulullah (s.a.a).

Künyesi: Ebu’l-Kasım.

Baba ve anasının adı: Abdullah-Amine.

Doğum yeri ve yılı: Rebi’ul-Evvel ayının 17’sinde (Miladi 571), Cuma günü şafak vakti Mekke’de doğdu.

Nübüvvet dönemi: Kırk yaşında, Receb’in 27’sinde peygamberliğe seçildi. Peygamberliği on üç yıl Mekke’de ve on yıl da Medine’de olmak üzere 23 yıl sürmüştür.

Rihlet zamanı ve yeri: Hicretin 11. yılı Sefer ayının 28’inde, 63 yaşında Medine-i Münevvere’de dünyadan göçmüştür.

Mezar-ı şerifi: Medine’de Mescid’ün-Nebi’nin yanında.

Hazretin yaşam dönemini üç döneme taksim etmek mümkündür:

1) Nübüvvet öncesi dönem -40 yıl-

2) Nübüvvet ve Mekke’de put perestlerle mücadele dönemi -13 yıl-

3) Mekke’den Medine’ye hicret, İslam hükümlerinin icrası, İslam hükümetinin istikrarı ve İslam dininin yayılması ve neşri için çaba ve gayret dönemi. -Yaklaşık 10 yıl-

1-GELECEKTEN HABER VERMESİ


Süleym b. Kays, bir hadiste İbn-i Abbas’tan şöyle naklediyor:

Zigar’da (Basra’ya yakın bir yer ismi) Hz. Ali (a.s)’ın yanına vardım. O Hazret bir mektup çıkararak şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Abbas! Bu, öyle bir mektuptur ki, Allah Resulü onu bana dikte etti ve ben de kendi elimle yazdım.”

Arzettim: “Ya Emir’el-Müminin! Onu oku.”

Hazret o mektubu okudu ve o mektupta, Peygamber (s.a.a)’in vefatından, Hz. Hüseyin (a.s)’ın şahadetine kadar vuku bulacak bütün olaylar ve O’nu öldürecek olan şahsın, O’na yardım edenlerin, ve O’nunla birlikte şehit olacakların adları yazılı idi.

Okuduklarından bir kısmı, kendisine neler yapılacağı, Hz. Fatıma (a.s)’ın nasıl şehit edileceği, Hz. Hasan (a.s)’ın Allah yolunda nasıl öldürüleceği ve halkın ona nasıl ihanet edecekleri ve ahitlerini bozacakları hakkındaydı. Sonra mektubu dürdü ve kıyamet gününe kadar olacak şeyleri okumadı ve onlar öylece kaldı.

O mektuptan okuduğu miktarda Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hilafetleri ve onların her birinin öldürülmeleri, hakemeyn olayı, Muaviye’nin hilafeti, Şiilerden öldürülecek olanlar, halkın Hz. Hasan (a.s)’a yapacakları, Yezid’in hilafeti ve Hz. Hüseyin (a.s)’ın şahadetine kadar olan bütün olaylar yazılı idi...[1]

2-HZ.PEYGAMBER (S.A.A)’İN YAŞAM SÜRESİ


İbn-i Abbas şöyle diyor:

Bir gün Ebu Süfyan (Müslüman olduktan sonra) Allah Resulünün huzuruna gelerek arzetti:

“Ya Resulellah! Senden soru sormak istiyorum.

Peygamber (s.a.a) cevabında: “Ne sormak istediğini ben sana söyleyeyim mi?”

Ebu Süfyan: “Evet, ya Resulellah!

Peygamber (s.a.a): “Benim ömrümün kaç yıl olacağını sormaya geldin.”

Ebu Süfyan: “Evet, ya Resulellah!”

Peygamber (s.a.a): “Ben, altmış üç yıl yaşayacağım.”

Ebu Süfyan: “Şahadet ediyorum ki sen doğru söylüyorsun.”

Peygamber (s.a.a): “Dilde şahadet ediyorsun ama kalbinde inancın yoktur.”[2]

3-HZ. FATIMA (A.S)’IN MUSİBETLERİ VE VEFATI


İbn-i Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir:

Allah Resulünün vefatı yaklaştığında o kadar ağladı ki, göz yaşları sakalını ıslattı. Dediler: “Ya Resulellah, bu ağlayışınızın sebebi nedir?”

Buyurdular: “Evlatlarım için ağlıyorum ve ümmetimin benden sonra onlara yapacaklarına ağlıyorum. Adeta kızım Fatıma’ya zulmettiklerini görüyorum. Ve O; “Babacığım!” diye feryat ediyor ve ümmetimden bir kişi bile ona yardım etmiyor.”

Fatıma (a.s) bu sözleri duyunca ağladı. Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdu: “Ağlama kızım.”

Fatıma (a.s) arzetti ki, “Senden sonra bana ne yapacaklarına ağlamıyorum, senden ayrılacağıma ağlıyorum ya Resulellah!”

Hazret buyurdular: “Sana müjdeler olsun, çok yakında bana kavuşacaksın. Ehlibeyt’im içinde bana ilk kavuşacak olan sensin.”[3]

4- MASUM İMAMLARIN İSİM VE SAYILARINDAN HABER VERMESİ


İmam Cafer Sadık (a.s), değerli babalarından, O2nlar da Hz. Muhammed (s.a.a)’den, O da Cebrail’den, Cebrail de Allah Teala’dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

“Her kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.a)’in benim kulum ve resulüm olduğuna ve Ali b. Ebi Talib’in benim halifem olduğuna ve Ali b. Ebi Talib’in evlatlarından olan İmamların benim hüccetlerim olduğuna şehadet etse, onu kendi rahmetimle cennette götürür ve kendi affımla cehennem ateşinden kurtarırım.

Ona cennet hurilerini mubah eder ve onun için kerametimi gerekli kılarım; onun üzerine nimetimi tamamlar ve onu halis kullarımdan sayarım. Eğer bana seslense cevabında lebbeyk derim; beni çağırsa icabet ederim; benden bir şey talep etse ona bağışlarım; sessiz kalsa onunla konuşurum; kötü durumda olsa rahmet ederim; benden kaçsa onu isterim; bana dönüş yapsa kabul ederim; rahmet kapımı çalsa yüzüne açarım.

Her kim benden başka bir ilah olmadığına ve benim birliğime şehadet etmezse veya bana şehadet edip de Muhammed’in benim kulum ve resulüm olduğuna şehadet etmezse veya buna şehadet edip de Ali b. Ebi Talib’in benim halifem olduğuna şehadet etmezse veya buna şehadet edip de Ali b. Ebi Talib’in evlatlarından olan İmamların benim hüccetlerim olduğuna şehadet etmezse, muhakkak ki benim nimetlerimi inkar etmiş, azametimi küçük saymış, ayetlerimi, kitaplarımı ve peygamberlerimi inkar ederek kafir olmuştur.

Eğer o kimse bana yönelse, rahmetimi ondan gizler ve istediğini ona haram ederim; beni çağırsa sesine kulak vermem; dua etse icabet etmem ve bana ümit etse ümidini boşa çıkarırım. Bu, benden taraf onun cezasıdır ve ben kullarıma zulmedici değilim.”

Sonra Cabir b. Abdullah Ensari kalkıp arzetti: “Ya Resulellah, Ali b. Ebi Talib’in soyundan gelecek İmamlar kimlerdir?”

Buyurdular: “Cennet gençlerinin efendisi olan Hasan’la Hüseyin’dir. Ondan sonra Ali b. Hüseyin (Zeyn’ul-Abidin)’dir. Ondan sonra Muhammed b. Ali (Bakır)’dır. Sen ey Cabir, onu göreceksin ve benim selamımı ona ileteceksin.

Sonra Cafer b. Muhammed (Sadık), sonra Musa b. Cafer (Kazım), sonra Ali b. Musa (Rıza), sonra Muhammed b. Ali (Taki), sonra Ali b. Muhammed (Naki), sonra Hasan b. Ali (Askeri), ondan sonra da hak üzere kıyam edecek olan ümmetimin Mehdi’sidir. O, yeryüzünü, zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır.”

“Ey Cabir! Onlar benim halifelerim, vâsilerim, evlat ve itretimdirler. Kim onlara itaat etse bana itaat etmiştir; kim onlara isyan etse bana isyan etmiştir; kim onları inkar etse, beni inkar etmiştir. Allah-u Teala onların yüzü suyu hürmetine gökleri düşmekten korur ve onların hatırı için yerin, üstünde olanları sarsmasına (fırlatıp atmasına) mani olur.”[4]

5-EHLİBEYT (A.S)’IN BAŞINA GELECEK OLAN MUSİBETLERDEN HABER VERMESİ


İbn-i Abbas rivayet ediyor:

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s), O’nun önünde gittikleri bir sırada ağlayarak şöyle buyurdular:

“Ben ve onlar, Allah katında halkın en değerlileriyiz ve yeryüzünde bana onlardan daha sevimli biri yoktur.

Ali b. Ebi Talib’e gelince; O benim kardeşim ve nefsimdir. O bana doğru geldiğinde, ümmetimin O’na yapacağı hıyaneti hatırladığımdan dolayı ağladım.

Öyle ki O, benim velâyet ve hükümet makamımdan mahrum kalacaktır. Halbuki Allah Teala bu makamı benden sonra O’na has kılmıştır. Ondan sonra da ayların en üstünü olan Ramazan ayında kafasına gelecek bir darbe ile sakalı kana boyanana dek durumu hep böyle olacaktır.

Fatıma’ya gelince; alemdeki kadınların hanımefendisi ve serveridir. Benden sonra O’na yapılacak olanlara ağladım. Adeta görüyorum ki, O’nun evine baskılar yapılmış, saygısızlığa uğramış, hakkı elinden alınmış, mirasından mahrum edilmiş, kaburga kemiği kırılmış, rahmindeki çocuğu düşmüş ve “Ya Muhammed!” diye feryat ediyor, ama kimse O’na cevap vermiyor (yardımına koşmuyor). O yardım diliyor, ama kimse yardımda bulunmuyor.

O, benden sonra sürekli gamlı, kederli ve ağlama halinde olacak, sonunda ise hastalanacak ve Rabbim O’nu bana mülhak edecektir. O Ehlibeytimden bana kavuşacak ilk kişidir.

Hasan’a gelince; O benim oğlum, evladım ve gözümün nurudur. O’na baktığımda, benden sonra O’nun başına gelecek olan olay ve haksızlıkları hatırladım. Bu zulüm ve haksızlıklar, düşman tarafından zehirleninceye kadar devam edecektir.

Hüseyin’e gelince; O da bendendir ve benim oğlumdur. Onu gördüğümde, benden sonra başına gelecek olayları hatırladım. Adeta O’nu, benim haremime sığınmış bir halde görüyorum, ama O’na sığınma hakkı tanımıyorlar.

Ben O’nu rüya aleminde bağrıma basıyor ve O’na benim hicret yerim olan Medine’den göçmesini emrediyorum ve O’nu şahadetle müjdeliyorum. O şahadet mahalli olan Kerbela (gam ve bela) çölüne doğru hareket ediyor, Müslümanlardan bir grup O’na yardımda bulunuyorlar. O’na bir okun isabet ettiğini ve atından yere düştüğünü ve daha sonra koyunun başının kesildiği gibi mazlum bir şekilde başının bedeninden ayrıldığını görüyorum.”[5]

6- HZ. ALİ (A.S)’IN VASİLİĞİ VE AYŞE İLE SAVAŞINDAN HABER VERMESİ


Abdullah b. Mes’ud şöyle diyor:

Peygamber (s.a.a)’e arzettim: “Ya Resulellah! Siz vefat ettiğinizde kim size gusül verecek?”

Buyurdu: “Her peygambere onun vasisi (halifesi) gusül verir.”

Arzettim: “Sizin vasiniz kimdir?”

Buyurdu: “Ali b. Ebî Talib’dir.”

Arzettim: “Sizden sonra ne kadar yaşayacak?”

Buyurdu: “Otuz yıl; aynı Hz. Musa (a.s)’ın vasisi Yuşa b. Nun gibi. O da Hz. Musa (a.s)’dan sonra, otuz yıl ömür sürdü ve (Şuayb (a.s)’ın kızı ve Hz. Musa’nın hanımı olan) Safura ona karşı ayaklandı ve; “Ben önderliğe senden daha layığım” dedi.

Yuşa onunla savaştı, onu esir aldı, esir aldığı sırada ona karşı iyi davrandı. Ali de onunla (Ayşe’yle) savaşarak onu esir edecek ve ona karşı iyi davranacak. Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Evlerinizde oturun ve eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.”[6] Allah-u Teala’nın (eski cahiliyetten) maksadı, Şuayb kızı Safura’nın yaptıklarıdır.”[7]

7-HZ. ALİ (A.S)’A KARŞI HALKIN VEFASIZLIKLARINDAN HABER VERMESİ


Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Hz. Ali (a.s)’a hitaben şöyle buyurdular:

“Ya Ali! Bu cemaat senin imamet ve hilafet işini bozacaklar, hilafeti kendileri üstlenecekler ve senin hakkında benim sözümden çıkacaklar. O zaman Allah’ın emri ininceye kadar, sana sabrı tavsiye ediyorum.

Uyanık ol! Çok yakında onlar sana vefasızlık gösterecekler. O zaman kanını akıtmaya yeltenmemeleri için sana yol bulmalarına izin verme (yani sabret); çünkü bu ümmet benden sonra sana hıyanet edecekler. Bu haberi Cebrail Rabbimden bana getirdi.”[8]

8- NAKİSİYN, MARİKIYN VE KASİTİYN’DEN HABER VERMESİ


Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyuruyor:

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Çok yakında ahdinden dönen, sapıklıkta olan ve dinden çıkanlarla savaşacaksın.”

Sordum: “Ya Resulellah! Nakisin (ahdinden dönenler) kimlerdir?”

Buyurdular: “Talha, Zübeyr ve Ayşe’dir. Hicaz’da seninle biat edecekler, Irak’ta ise ahitlerinden dönecekler. Ne zaman böyle yaparlarsa onlarla savaş. Zira onlarla savaşmak zemin ehli için temizliktir.”

Arzettim: “Kasitin (sapıklar) kimlerdir?”

Buyurdular: “Muaviye ve yarenleri.”

Dedim ki: “Dinden çıkanlar kimlerdir?”

Buyurdular: “Zu’s-Sedye’nin adamlarıdırlar. Onlar öyle kimselerdir ki, ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. Öyleyse onları öldür; çünkü onların öldürülmesi zemin ehli için bir rahatlık ve genişliktir (huzurdur); onlara çabucak yetişen bir azap ve senin için de kıyamet günü Allah indinde bir ücret ve sevap vardır...

Ya Ali! Sen benim ahdimi gözetecek ve benim gibi savaşacaksın, ümmetim de seninle muhalefet edecekler.”[9]

9-İMAM ALİ (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ


İmam Rıza (a.s) babalarından naklen şöyle buyuruyor:

“Resulullah (s.a.a) (Şabaniyye Hutbesi’nde) Ramazan ayının faziletlerini beyan ettikten sonra ağladı. Hz. Ali (a.s): “Ya Resulellah! Sizi ağlatan nedir?” diye sorduklarında şöyle buyurdular:

“Ya Ali! Bu ayda başına gelecek olaydan dolayı ağlıyorum. Adeta senin, Rabbin için namaz kılarken, gelmiş geçmişlerin en bedbahtı ve Salih (a.s)’ın devesini katledenlerin dost ve kardeşi olan şahsın tahrik edilerek başına bir darbe indirdiğini, sakalını başının kanıyla kana boyadığını görür gibiyim.”

Ali (a.s) arzetti: “Acaba bu amel, dinimin sağlıklığında (korunmuş olduğu bir halde) mi vuku bulacaktır?”

Resulullah (s.a.a); “Evet, dininin sağlıklığında vuku bulacaktır” buyurdular.[10]

10- İMAM HASAN (A.S)’IN SULHUNDAN HABER VERMESİ


Rivayet edildiğine göre, bir gün İmam Hasan (a.s) Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in yanında ve halka karşı oturduğu bir sırada Hazret. şöyle buyurdular:

“İşte bu oğlum (Hasan) öyle bir efendidir ki, Allah-u Teala bunun sebebiyle, Müslümanlardan iki grubun arasında sulh icat edecektir.”[11]

11-İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ


Abdülmuttalib’in kızı Safiye şöyle rivayet ediyor:

Hüseyin (a.s) doğduğunda onu Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanına götürdüm. Hazret dilini Hüseyin’in ağzına yaklaştırdı, Hüseyin de emmeğe başladı. Ben Resulullah (s.a.a)’in ona süt ile bal verdiğini tahmin ettim.

Resulullah (s.a.a) onu, iki gözünün arasından öptükten sonra bana verdi. Peygamber (s.a.a) ağladığı halde üç defa şöyle buyurdular: “Allah seni katledecek topluma lanet etsin.”

Arzettim: “Anam babam sana feda olsun! Kimler onu öldürecekler?”

Buyurdular ki: “Ümeyye oğullarından bir grup kimse -Allah onları rahmetinden uzak etsin- onu öldürecekler.”[12]

12-İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN MAHŞERDE BAŞSIZ HAŞROLACAĞI HABER


Resulullah (s.a.a)’den rivayet olunduğuna göre şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü olduğunda, Fatıma bir grup kadınlarla gelecek ve ona; “Cennete gir” denilecek.

Diyecek ki: “Benden sonra oğluma ne yapıldığını bilmedikçe cennete girmeyeceğim.”

Ona mahşer sahrasının ortasına bakması söylenecek. Mahşer sahrasına baktığında, Hüseyin’in başsız bir bedenle durduğunu görecektir. Onu görür görmez öyle bir feryat edecek ki, onun feryadından dolayı ben ve melekler de feryat edeceğiz.”[13]

13-İMAM ZEYN’UL-ABİDİN (A.S)’DAN HABER VERMESİ


İbn-i Abbas, Resul-ü Ekrem (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Kıyamet günü bir münadi; “Zeyn’ul-Abidin (ibadet edenlerin ziyneti) nerededir?” diye nida edecek. Adeta, oğlum Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib (Zeyn’ul-Abidin)’in, büyük bir vakar ve sükunetle mahşer ehlinin saflarını yararak geldiğini görüyorum.”[14]

14- İMAM BAKIR (A.S)’DAN HABER VERMESİ


Ebu Halid Kabulî şöyle diyor:

Cabir b. Abdullah-i Ensari, Mescid’ün-Nebi’de oturuyor ve sürekli şöyle diyordu: “Ya Baqir’ul-Ulum (ilimleri yaran-açıklayan)! Ya Baqir!”

Medine halkı Cabir’in sayıkladığını zannediyorlardı. Cabir (onların bu düşüncelerine karşı şöyle) diyordu: “Allah’a andolsun ki, ben sayıklamıyorum, lâkin Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu duydum:

“Ey Cabir! Benim Ehlibeytimden adı benim adım, siması benim simam gibi olan birisini görmeye muvaffak olacaksın. O, ilmi yaracak (derinliklerine inerek onu açıklayacak).

İşte Peygamber (s.a.a)’in bu sözleri beni böyle konuşmaya sürüklüyor.”[15]

15-İMAM RIZA (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ


Ebu Selt-i Herevî, İmam Rıza (a.s)’dan naklettiği bir hadiste şöyle diyor: İmam Rıza (a.s), Me’mun’a şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun, babalarımdan nakledildiğine göre, ben senden önce zehirlenerek öldürülüp dünyadan gideceğim. Gök ve yerdeki melekler bana ağlayacaklar. Garip bir memlekette, Harun Reşid’in kenarında defnedileceğim.”

Me’mun ağlayarak arzetti ki: “Ey Allah Resulünün oğlu! Ben hayatta olduğum halde kim seni öldürebilir veya sana kötülük yapabilir?”

Hazret cevabında şöyle buyurdular: “Eğer beni öldürecek olanın kim olduğunu söylemek istersem söylerim (yani, sen benim katilim olacaksın).”[16]

16-İMAM MEHDİ (A.S)’DAN HABER VERMESİ


Cabir b. Abdullah Ensari, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Mehdi benim evlatlarımdandır. Adı benim adım, künyesi benim künyemdir. Suratı, herkesten daha çok bana benzemektedir. Gaybete çekilecek, (gaybeti çok sürdüğünden) halk şaşkınlıkta kalacak ve birçok gruplar sapıtacaklar.

İşte o zaman gayb perdesi arkasından parlak bir yıldız gibi zuhur edecek ve yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”[17]

17-MASUM İMAMLARIN MEZARLARI


Hz. Ali (a.s), Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den kendisine şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Allah’a andolsun ki, sen Irak’ta öldürülecek ve orada defnedileceksin.”

Hz. Ali (a.s) diyor: Arzettim ki: “Ya Resulellah! Bizim kabirlerimizi ziyaret eden, onları onaran ve onları koruyanlar için ne gibi fazilet ve özellikler vardır?”

Buyurdu: “Ey Ebe’l-Hasan! Allah Teala, senin ve evlatlarının mezarlarını, cennet yerlerinden bir parça yer ve cennet alanlarından bir alan karar kılmıştır. Allah Teala, soylu ve seçkin kulların kalplerini size yönelik kılmıştır.

Bundan dolayı sizin yolunuzda bütün zorluklara katlanıyor, Allah ve Resulüne yakın olmak kastı ile sizin kabirlerinizi onarıyor ve onları çokça ziyaret ederler...”[18]

18-AMMAR-İ YASİR’İN ŞAHATETİNDEN HABER VERMESİ


Ammar, Hz. Peygamber (s.a.a)’den kendisine şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Ey Ammar! Yakın bir zamanda benden sonra bir takım fitne ve imtihanlar olacak. Böyle olduğunda Ali ve O’nun hizbini takip et. Ey Ammar! Sen benden sonra Ali’yle birlikte iki grupla savaşacaksın. Sonra seni mütecaviz ve zalim bir grup öldürecektir. Dünyadan aldığın en son azık, bir miktar süt olacaktır.”[19]

19-EBUZER-İ GİFARİ’NİN SÜRGÜN HABERİ


Ali b. İbrahim Kummi şöyle diyor:

Ebuzer, Osman’la tartıştığı bir sırada dedi ki: Habibim Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdular:

“Ey Ebuzer! Sana; “Şehir veya köylerden hangisinde kalmayı daha çok seviyorsun?” diye soracakları zaman durumun nasıl olacak? Sen diyeceksin ki: “Allah’ın ve Resulünün haremi olan Mekke’de, ömrümün sonuna kadar ibadetle meşgul olmak istiyorum.” Sana denilecek ki: “Hayır, sende o keramet yok!”

Sonra denilecek ki: “Şehirlerden kendisinde kalmak istediğin şehir veya köy hangisidir?” Sen diyeceksin ki: “Kendisinde Müslüman olarak yaşamadığım ve bu yüzden de sevmediğim yer Rebeze’dir.” O zaman senin Rebeze’ye sürülmeni emredecekler.”

Arzettim: “Ya Resulellah! Bu olay gerçekleşecek mi?”

Buyurdular: “Evet, canım elinde olan Allah’a andolsun ki, bu olay gerçekleşecektir.”[20]

20-UVEYS (VEYSEL) KARANİ’DEN HABER VERMESİ


Bir gün Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Karan[21] tarafından bir cennet esintisi geliyor. Ah! Ne kadar Uveys Karani’yi görmek istiyorum. Kim onunla görüşecek olursa selamımı ona iletsin. Beni görmeden, bana iman etmiş ve halifem Emir’ul-Müminin Ali b. Ebi Talib’in yanında yer alarak Sıffin savaşında şehit edilecektir.”[22]

21-MUTE SAVAŞI VE CAFER’İ TAYYAR’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ


Cabir b. Abdullah şöyle diyor:

Cafer b. Ebi Talib’in (Hz. Ali (a.s)’ın kardeşi) Mute savaşında şehit olduğu gün, Resulullah (s.a.a) Medine’de idi. Sabah namazından sonra minbere çıkarak şöyle buyurdular: “Şimdi Müslüman kardeşleriniz müşriklerle çarpışmaya girdiler.”

Her birinin hamle ve saldırısını söylüyordu. Komutan Zeyd b. Harise’nin şehit olduğunu ve sancağın düştüğünü söyledi. Sonra Cafer’in sancağı alarak ileri atıldığını buyurdular.

Sonra Cafer’in şehit olduğunu ve sancağın tekrar yere düştüğünü, sonra da sancağı Abdullah b. Revaha’nın aldığını ve Müslümanlardan filan kimselerin ve kafirlerden de filancaların öldürüldüklerini haber veriyordu. Sonra buyurdular: “Abdullah şehit oldu, sancağı Halid b. Velid aldı ve kaçtı ve Müslümanlar da kaçtılar.”

Sonra minberden aşağı inerek Cafer’in evine gitti, Cafer’in oğlu Abdullah’ı istedi, kucağında oturttu ve elini başına çekti. Abdullah’ın annesi Umeys kızı Esma şöyle dedi: “Ya Resulellah, elinizi onun başına, bir yetimin başına çeker gibi çekiyorsunuz.”

Hazret cevabında; “Cafer bugün şehit oldu” buyurarak göz yaşlarını tutamadılar.

Sonra şöyle buyurdular: “Şehit olmadan önce elleri kesildi ve Allah kesilen elleri karşılığında ona yeşil zümrütten iki kanat verdi. O şimdi cennette meleklerle istediği yere uçuyor.”[23]

22-İSLAM FETİHLERİNDEN HABERLER


Bera b. Azib şöyle diyor:

Resulullah (s.a.a) (Ahzab savaşında) hendek (çukur) kazılmasını emretti. Çukuru kazarken onun bir yerinde büyük ve sert bir taş ortaya çıktı. Kazma hiçbir şekilde tesir etmiyordu. Sonra Allah Resulü (s.a.a) gelerek kazmayı eline alıp “bismillah” diyerek taşa bir darbe vurdu. Bu darbeyle taşın üçte birini kırdı. Bunun üzerine; “Allah-u Ekber! Şam’ın anahtarlarını bana verdiler. Allah’a andolsun ki, şu anda oranın kırmızı saraylarını görüyorum” dedi.

Yine “bismillah” diyerek o taşa bir darbe daha vurdu. Bu defa da taşın diğer üçte birini parçaladı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah-u Ekber! Fars (memleketinin) anahtarlarını bana verdiler. Andolsun ki, Medain’in beyaz saraylarını gördüm.”

Üçüncü darbeyi indirdiğinde taşın geri kalanını da parçaladı ve buyurdu: “Yemen’in anahtarlarını da bana verdiler ve ben buradan San’a şehrinin kapılarını görüyorum.”[24]

23-AHİR ZAMAN MܒMİNLERİNDEN HABER VERMESİ


Ali b. Ebi Talib (a.s) şöyle buyuruyor:

“Peygamber-i Ekrem (s.a.a) uzun bir vasiyetinde bana hitaben şöyle buyurdular:

“Ya Ali! İman açısından halkın en hayret verici olanları ve yakin açısından da en büyük insanlar, ahir zamanda gelecek olan kimselerdir. Onlar Peygamberi görmemişler ve İmam da onlardan gizlidir. Bununla birlikte onlar beyaz sayfalara nakış olunmuş siyah hatlar vasıtasıyla (yazılı belgelerle) iman ederler.”[25]

24- MEYSEM-İ TEMMAR


Meysem-i Temmar, Beni Esed kabilesinden bir kadının kölesi idi. Sonra Hz. Ali (a.s) onu satın alarak azat etti. İmam (a.s) ona; “İsmin nedir?” diye sordu.

Meysem: “Salim.”

İmam (a.s): “Resulullah bana, Acem diyarında babanın seni, “Meysem” diye çağırdığını haber vermişti.”

Meysem: “Allah ve Resulü doğru buyurmuşlardır; sen de doğru buyurdun.”

İmam (a.s): “Resulullah (s.a.a)’in seni adlandırdığı o isme dön ve Salim’i bırak.”

O da o isme (Meysem) döndü ve künyesini Ebu Salim bıraktı. Nakledildiğine göre Meysem öldürüldüğü yıl, hac amellerini yaptıktan sonra Ümmü Seleme’nin yanına vardı. Ümmü Seleme ona; “Sen kimsin?” diye sordu. O da cevabında; “Ben Meysem’im” dedi.

Bunun üzerine Ümmü Seleme şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki, Resulullah’tan, geceleri senin hakkında Ali’ye çokça tavsiyede bulunduğunu duyuyordum.”[26]

25-ŞEYTANIN ŞÜPHEYE DÜŞÜRMESİ


İmam Cafer-i Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Bir kişi Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak; “Ya Resulellah! Ben münafık oldum” dedi.

Hazret buyurdular: “Allah’a andolsun ki, sen münafık olmamışsın. Eğer münafık olsaydın, yenilgiye uğradığın şey hakkında benimle konuşmaya gelmezdin. Hazır düşman (Şeytan) yanına gelerek; “Seni kim yaratmıştır?” dedi. Sen de cevabında; “Allah yaratmıştır” dedin. Tekrar sana; “Peki Allah’ı kim yaratmıştır?” diye sordu.”

Resulullah (s.a.a)’in yanına gelen şahıs arzetti ki: “Seni hak üzere mebus kılana andolsun ki, durum buyurduğun gibiydi.”

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Şeytan tasarruf edebilsin diye amelleriniz yönünden geldi, ama size musallat olamadı. İşte sizi haktan döndürebilmek ümidiyle bu yönden geldi. Böyle olduğunda sizden her biriniz yalnızca Allah’ı ansın .”[27]

26-ZÜBEYR’İN GELECEĞİNDEN HABER VERMESİ


Rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.a), Ali (a.s)’ı Zübeyr ile birlikte Beni Saide Sakife’sinde görünce buyurdu: “Ya Zübeyr! Ali’yi seviyor musun?”

Zübeyr arzetti: “Beni, Ali’yi sevmekten ne alıkoyabilir ki?”

Hazret buyurdular: “Ali ile savaşacağın ve O’na zulümde bulunacağın zaman halin nasıl olacak?!”[28]

27- EBU SÜFYAN’IN KALBİNDE OLANI HABER VERMESİ


Nakledilen rivayete göre, Ebu Süfyan kendi kendine (Peygamber hakkında) şöyle dedi:

“Eğer Allah sana karşı bana güç verir ve benim için mümkün olursa, karşında Medine’yi atlı ve piyade birlikle dolduracak ve eserini yok edeceğim.”

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), hutbe okuduğu bir sırada, hutbeye ara verip şöyle buyurdular:

“Ey Ebu Süfyan! Yaşadığım müddetçe yapamayacaksın, ölümümden sonra da senden daha şaki olan, senden önce davranacak, senden ve ailenden gerçekleşmesi beklenen de yerine gelecek.

Sen kendi kendine nasıl istiyorsan öyle düşün ve bil ki, sen benim nurumu söndüremezsin, benim hatırlanma ve zikrimi de kesemeyeceksin. Sizin için de bu işlerin devamı olmayacaktır.”[29]



DIPNOTLAR

---------------------------------------
[1] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 521

[2] - Müntehe’l-A’mal, c. 1, s. 30

[3] - Muntehe’l-A’mal, c. 1, s. 100

[4] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 258

[5] - Emalî-yi Şeyh Saduk, 24. Meclis, h. 2, s. 112

[6] - Ahzab: 32

[7] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 27

[8] - Hisal-ı Saduk, 12. bab, 2. hadis, s. 461,

[9] - Hisal-ı Saduk: c. 2, b. 70, s. 572, h. 1

[10] - Uyun-u Ahbar’ur-Rıza, c. 1, s. 3, b, 27

[11] - Keşf’ul-Ğumme, c. 1, s. 519

[12] - Emali-yi Saduk, 27. Meclis, s. 136, h. 5

[13] - Luhuf-u Seyyid b. Tavus, s. 139

[14] - Muntehe’l-Amal, c. 2, s. 4

[15] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 196

[16] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 498

[17] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 287, 4. hadis.

[18] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 487

[19] - İsbat’ul-Hudat, c. 2, s. 4

[20] - İsbat’ul-Hudat, s. 2, s. 1412

[21] - Karan; Necd halkının hac amellerine oradan başladığı bir yerin ismidir.

[22] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 518

[23] - Müntahe’l-Amal, c. 1, s. 31

[24] - Emali-yi Saduk, 51. Meclis, s. 312, 13. hadis

[25] - Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 269

[26] - İsbat’ul-Hudat, c. 2, s. 109

[27] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 429

[28] - İsbat’ul-Hudat: c. 2, s. 95

[29] - İsbat’ul-Hudat: c. 2- s. 173