ONDÖRT MUSUM(A.S)’IN YAŞANTISIYLA İLGİLİ HADİS VE RİVAYETLER
 



Orijinal Adı: Sire-i Nebevî,Sire-i Alevî ve.


Derleyenler:Cevad Muhaddisî, Mahmud Latifî, Seyyid Hüseyin Ziynalî Tilî, Mahmud Şerifî, Seyyid Mahmud Medenî Bicistanî, Mahmud Ahmediyan.

Mütercim:Fahrettin Altan


RESULULLAH (S.A.A)’İN YAŞANTISIYLA İLGİLİ HADİS VE RİVAYETLER

En Güzel Örnek

Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

“Sizin için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır.”[1]

1- Kul Gibi Yemek Yemesi ve Oturması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) kul gibi yemek yer, kul gibi oturur ve kendisinin de bir kul olduğunu biliyordu.”[2]

2- Uykudan Kalktığında Secde Etmesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) uykudan kalktığında (alnını yere koyarak) Allah’a secde ederdi.”[3]

3- Namaza Olan Aşkı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a), ne yemeği ve ne de başka bir şeyi namaza tercih etmezdi; namaz vakti ulaştığında, ne ailesini tanırdı ve ne de dostunu.”[4]

4- Kur’ân Okuması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a), Kur’an’ı herkesten daha güzel bir sesle okurdu.”[5]

5- Namazda Ağlaması

İmam Seccad (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a), hiçbir suçu olmaksızın Allah korkusundan o kadar ağlardı ki, namaz kıldığı yer (secdegahı) ıslanırdı.”[6]

6- Ümmetle Beraber Olması

Enes bin Malik diyor ki:

“Resulullah (s.a.a) hasta ziyaretine giderdi, cenazeyi teşyi ederdi ve kölenin davetine icabet ederdi.”[7]

7- Birlikte Oturduğu Kimseye Saygısı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’in birlikte oturduğu kimsenin önünde ayağını uzatması kesinlikle görülmemiştir.”[8]

8- Sözü Kesmemesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) kimsenin sözünü, haddini aşmadıkça kesmezdi; kestiğinde de sakındırarak veya kalkarak bu işi yapardı.”[9]

9- Oturma Adabı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) oturup kalkarken mutlaka Allah’ı anardı; meclislerde kendisi için özel bir yer seçmezdi ve bu işten nehy ederdi; bir toplantıya katıldığında meclisin son kesiminde (boş olan yerde) otururdu ve diğerlerine de böyle yapmalarını emrederdi.”[10]

10- Misafire Karşı Davranışı

İmam Musa Kazım (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’e misafir geldiğinde, Hazret onunla birlikte yemek yerdi; misafir elini yemekten çekmedikçe, O elini çekmezdi.”[11]

11- Musafaha Etmesi

İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) bir kimseyle musafaha ettiğinde (tokalaştığında), o kimse elini geri çekmedikçe Hazret kesinlikle elini geri çekmezdi.”[12]

12- Güler Yüzlülüğü

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) sürekli güler yüzlü ve yumuşak huylu idi; sert ve katı değildi.”[13]

13- Konuşması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) kimseyi kınamazdı; kabahatini yüzüne vurmazdı; sürçme ve ayıplarını aramazdı; sevabını ümit ettiği sözler dışında (bir şey) konuşmazdı.”[14]

14- Yemeği

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a), Allah ruhunu alıncaya dek sürekli arpa ekmeği yerdi.”[15]

15- Şakası

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) şaka ve lâtife yapardı ama haktan başka bir şey söylemezdi.”[16]

16- Normal Yemesi

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Biz öyle bir aileyiz ki, acıkmadıkça yemek yemeyiz ve yediğimizde de doyasıya yemeyiz.”[17]

17- Toplumda Yemek Yemesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) toplumla birlikte yemek yediğinde, ilk olarak yemeğe elini O uzatırdı; halkın doyasıya yemesi için de yine son olarak yemekten O elini çekerdi.”[18]

18- Halkın Aklı Miktarınca Konuşması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) kesinlikle kendi aklı miktarınca halkla konuşmamıştır. Kendisi (bu konuda) buyurmuştur ki: “Biz peygamberler topluluğu, insanlarla akılları miktarınca konuşmakla görevli kılınmışız.”[19]

19- Adaletle Bakışı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) bakışlarını ashabı arasında taksim edir ve ona-buna (herkese) eşit olarak bakardı.”[20]

20- Şefkati

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) cemaat namazı kılarken bir çocuğun ağlama sesini duyduğunda, (cemaat namazına katılmış olan annenin çocuğuna yetişmesi için) namazı hafif ve kısa kılırdı.”[21]

21- Allah İçin Sinirlenmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) İlahî sınırlar çiğnenmedikçe, kendisine yapılan zulümden dolayı intikam almazdı. İlahî sınırlar çiğnendiğinde sinirlenirdi; siniri de Allah içindi.”[22]

22- Misvak Kullanması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) uykudan kalktığı her vakit dişlerini misvaklardı.”[23]

23- Vaktini Üçe Bölmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) kendi evine gittiğinde vaktini üç kısma bölerdi: Bir kısmını Allah’a, bir kısmını ailesine ve bir kısmını da şahsi işlerine ayırırdı.”[24]

24- Dilini Koruması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) dilini, O’nu ilgilendirmeyen ve O’na faydası olmayan şeylerden korurdu; diliyle halkı bir araya toplar ve onları kendisinden kaçırmazdı.”[25]

25- Güzel Ahlaklara Sahip Olması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) herkesten daha cömert, daha cesaretli, daha doğru konuşan, daha vefalı, daha yumuşak huylu ve daha güzel muaşeret edendi.”[26]

26- Kız Çocuğu Olduğunda

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’e bir kız çocuğunun olduğuna dair müjde verildiğinde şöyle buyuruyordu: “Bir güldür; rızkı ise Allah’adır.”[27]
27- Kıbleye Doğru Oturması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) genellikle kıbleye doğru otururdu.”[28]

28- Alçak Gönüllülüğü

İmam Bakır (a.s), Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Beş şeyi, benden sonra sünnet olması için ölünceye dek terketmeyeceğim:

1) Kölelerle yerde yemek yemeği.

2) Palanlanmış merkebe binmeği.

3) Keçiyi elimle sağmayı.

4) Yünlü elbise giymeği.

5) Çocuklara selam vermeği.[29]

29- Saç ve Sakalını Taraması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) sürekli olarak saç ve sakalını tarayıp düzeltirdi; saç ve sakalını genellikle suyla (ıslatarak) düzeltip tarardı.”[30]

30- Konuşurken Tebessüm Etmesi

Ebu Derda’dan şöyle dediği nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.a) bir söz söylerken tebessüm ederdi.”[31]

31- Yürüyüşü

İbn-i Abbas’tan şöyle dediği nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.a) yol yürürken öyle canlı ve dinamik yürürdü ki, bu yürüyüş sahibinin aciz ve yorgun insanlar gibi yürümediği, hemen kendini gösterirdi.”[32]

32- Sade Yaşayışı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) yerde yemek yerdi; köleler gibi (dizleri üzerinde) otururdu; kendi eliyle ayakkabı ve elbisesini yamardı; (bazen) palansız merkebe biner ve arkasına da birisini bindirirdi.”[33]

33- Şecaati

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Savaş şiddetlendiğinde ve düşmanla karşı karşıya geldiğimizde Resulullah’a sığınıyorduk; Resulullah’dan düşmana daha yakın bir kimse yoktu.”[34]

34- Hamd Etmesi

“Resulullah (s.a.a) her gün üç yüz atmış kez Allah’a hamdederdi.”[35]

35- Konuşma Meclisi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) konuştuğunda, meclistekiler başlarını aşağı eğerek (canı-gönülden O’nu) dinlerlerdi; öyle ki, sanki başlarının üzerinde bir kuş durmuştu.[36] Susunca ashap konuşmaya başlardı.

Konuştuklarında ise, O Hazretin huzurunda birbirleriyle çekişmez ve niza etmezlerdi. Birisi konuştuğunda, o sözünü bitirinceye dek susup onu dinlerlerdi.”[37]

36- Ashabı Arasında Oturması

Ebuzer diyor ki:

“Resulullah (s.a.a) ashabı arasında (daire şeklinde) otururdu. Bir yabancı geldiğinde soru sormak için onlardan hangisinin Peygamber olduğunu ve sorusunu O’ndan soracağını bilemezdi.”[38]

37- Esans (Koku) Kullanması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a), yemekten daha çok esansa (kokuya) para harcardı.”[39]

38- Ashabını Sorup-Soruşturması

Enes’ten şöyle dediği nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.a) ashabından birisini üç gün görmediğinde, onu sorup-soruştururdu; gaip (yolculuğa gitmiş) olduğunda, hakkında dua ederdi; hasta olduğunda ise, halini sormaya giderdi.”[40]

39- Allah’a Karşı Tevazusu

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) Allah-u Teala’nın O’nu peygamberliğe seçtiği günden O’nun ruhunu aldığı güne dek asla yaslanarak yemek yememiştir; bu ameli, Allah’a olan tevazusundan dolayı idi.”[41]

40- Ashabı Hoşnut Etmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a) ashabından birini üzüntülü gördüğünde, şaka ve latifeyle onu hoşnut eder ve şöyle buyururdu: “Allah-u Teala, kardeşlerinin yüzüne asık suratla bakan kimseyi sevmez.”[42]


Kaynaklar

-----------------------------------------------
[1] - Ahzab/21.

[2] - Bihar, C. 16, S. 262.

[3] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 39.

[4] - Sünen’ün- Nebi, S. 268.

[5] - Sünen’ün- Nebi, S. 311.

[6] - Sünen’ün- Nebi, S. 32.

[7] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 15.

[8] - Bihar, C. 16, S. 236.

[9] - Sünen’ün- Nebi, S. 18.

[10] - Sünen’ün- Nebi, S. 16.

[11] - Sünen’ün- Nebi, S. 67.

[12] - Bihar, C. 16, S. 269.

[13] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 14.

[14] - Sünen’ün- Nebi, S. 17.

[15] - Sünen’ün- Nebi, S. 49.

[16] - Bihar, C. 16, S. 244.

[17] - Sünen’ün- Nebi, S. 181.

[18] - Sünen’ün- Nebî, S. 166.

[19] - Sünen’ün- Nebî, S. 57.

[20] - Usul-u Kafi, C. 2, S. 671.

[21] - Sünen’ün- Nebi, S. 273.

[22] - Sünen’ün- Nebi, S. 45.

[23] - Sünen’ün- Nebi, S. 222.

[24] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 13.

[25] - Sünen’ün- Nebi, S. 15.

[26] - Bihar, C. 16, S. 194.

[27] - Sünen’ün- Nebi, S. 80.

[28] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 26.

[29] - Bihar, C. 16, S. 215.

[30] - Sünen’ün- Nebi, S. 91.

[31] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 21.

[32] - Bihar, C. 16, S. 236.

[33] - Nehc’ül- Balağa, hutbe 160, Subh-i Salih.

[34] - Mehaccet’ul- Beyza, C. 4, S. 151.

[35] - Bihar, C. 16, S. 257.

[36] - Sessiz ve teveccühle dinlemelerinden kinayedir.

[37] - Mekarim’ul- Ahlak. S. 15.

[38] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 16.

[39] - Bihar, C. 16, S. 248.

[40] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 19.

[41] - Bihar, C. 16, S. 242.

[42] - Sünen’ün- Nebi, S. 61.

*********
HZ.Ali(A.S)’IN YAŞANTISIYLA İLGİLİ HADİS VE RİVAYETLER


Birinci Bölüm: Kardeşi Resulullah İle Birlikte


1- Resulullah (s.a.a)’in Eğitimiyle Eğitilmesi

Hz. Ali (a.s)’ın kendisi buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’e akrabalık açısından ne kadar yakın ve yanında nasıl özel bir makama sahip olduğumu biliyorsunuz. Çocukken beni kucağına alır, bağrına basar, yatağına alır, güzel kokusunu bana koklatır ve lokmayı çiğnedikten sonra onu bana yedirirdi.

Ne sözümde bir yalan ve de amelimde bir çirkinlik bulmuştur.” [1]
2- Resulullah (s.a.a)’in Yanındaki Mevkisi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Benim Resulullah (s.a.a)’in yanında, hiç kimsenin sahip olmadığı özel bir makamım vardı. Ben her seher vakti Resulullah (s.a.a)’in yanına uğrayıp O’na selam veriyordum (ve böylece O’ndan faydalanıyordum).”[2]

3- Vahiy Hazinesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’den bir şey sorduğumda cevabını veriyor, sustuğumda ise O’nun kendisi söze başlıyordu (ve böylece O’nun ilminden mümkün olduğu kadar yararlanmış oluyordum).”[3]

4- Kur’ân’a Âşinalığı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah’a and olsun ki, nazil olan her ayetin, neyin hakkında nazil olduğunu ve nerede nazil olduğunu biliyorum. Çünkü Rabbim bana algılayan bir kalp ve çok soru soran bir dil bağışlamıştır.”[4]
5- Peygamber (s.a.a)’in Hizmetinde

Bureydet’ul- Eslemî şöyle diyor:


“Resulullah (s.a.a) ile yolculuğa çıktığımızda, Hz. Ali (a.s) O Hazretin eşyasının sahibi idi; onu kendisinden ayırmazdı. Bir yerde konakladığımızda, Hz. Peygamber’in eşyalarını incelerdi. Tamire ihtiyaç gördüğü her şeyi tamir ederdi. Tamir edilmesi gereken şey ayakkabı veya naleyn bile olsaydı, onu dikerek tamir ederdi.”[5]

6- Peygamber (s.a.a)’i Koruması

Musa bin Seleme şöyle diyor:

“Cafer bin Abdullah’tan, Hz. Ali’ye isnat edilen Mescid’un- Nebi’nin sütunlarından birisi hakkında sordum. Cevaben şöyle buyurdu: “Bu, muharris (koruyucu) sütunudur. Ali bin Ebi Talib, Resulullah (s.a.a)’in kabrinin -yani O’nun evinin kapısı semtinde olan bu sütünun- yanında oturup Hz. Peygamber (s.a.a)’i koruyordu.”[6]

7- Doğruluk ve Emanettarlığı

Ebu Kehmes’den şöyle dediği nakledilmiştir:

“İmam Sadık (a.s)’a: “Abdullah bin Ebi Ya’fur’un sana selamı vardı” dedim.

İmam (a.s) cevaben buyurdular ki:

“Sana da ve ona da selam olsun. Abdullah’ın yanına gittiğinde ona selamımı söyle ve de ki: Cafer bin Muhammed senin için şöyle diyordu: “Hz. Ali (a.s)’ı Resulullah (s.a.a)’in yanındaki makama ulaştıran özelliklere bak ve onları riayet etmeye çalış.

Şüphesiz, Hz. Ali’yi Resulullah (s.a.a)’in yanındaki makama ulaştıran haslet, ancak ve ancak doğru konuşması ve emanettarlığı idi.”

8- Takva, Fedakarlık ve Çabası

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“...Allah’a and olsun ki, Ali bin Ebi Talib (a.s) bu dünyadan göçünceye dek dünya malından kesinlikle haram bir lokma yemedi. Allah’ın rızası olan iki işle karşılaştığında, onlardan en çetin ve zahmetlisini tercih ederdi. Resulullah (s.a.a), kendisi için vuku bulan her hadisede Hz. Ali’ye güvendiğinden dolayı onu çağırarak, ondan yardım alırdı.

Bu ümmetten hiç kimse, Hz. Ali (a.s) kadar, Resulullah (s.a.a)’in yaptığı amele güç yetirememiştir (O’nun yolunu tam manasıyla kat edememiştir). Bunca amel ve çabasına rağmen, sürekli olarak cennet ve cehennemi gözleri önünde gören ve bir taraftan cennet mükafatını ümit edip diğer taraftan ise cehennem azabından korkan bir kimse gibi çalışırdı.”[7]


İkinci Bölüm: Siyaset Alanında


9- Tavizsizliği

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Canıma and olsun ki, hakla muhalefet eden ve sapıklık yolunda yürüyen kimseye karşı savaşmakta, yağcılık (müsamaha) ve gevşeklik yapmam.”[8]

10- Kusursuzluğu ve Hakkı Savunması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“... Kusur bulmaya çalışan, göz ve kaşıyla işaret eden her kimse, benim hakkında bir kusur ve ayıp bulamamıştır. Benim yanımda en düşük insan, hakkını (zalimden) alıncaya dek azizdir; güçlü olan kimse ise, diğerlerin hakkını ondan alıncaya dek güçsüzdür.

Biz Allah’ın kaza ve kaderine razı, O’nun emrine ise teslimiz.”[9]

11- Siyaset ve Azmi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah’a and olsun ki, ben bu harekette (Arapların hidayet ve kurtuluşa kavuşmasında), İslam ordusunun öncüleri arasında idim ve nihayet düşman ordusu mağlup olarak yüz çevirip kaçtı.

Ben (bu harekette) asla yılmadım ve korkmadım. Benim bugün (Basra halkına doğru) hareketim, Hz. Peygamber’in zamanındaki hareketim gibidir. Hakkı, batıl arasından çıkarmak için batılı mutlaka parçalayacağım.

Benim Kureyiş’le ne işim var! Allah’a and olsun ki, kafir oldukları günde onlarla savaştım. Bugün de fitneye duçar olup hak yoldan saptıkları için onlarla savaşacağım.

Dün onların fitneleri karşısında durup onlarla savaştığım gibi bugün de onların fitneleri karşısında durup onlara karşı savaşacağım.”[10]

12- Hz. Ali’den İntikam Almalarının Sebebi

Hz. Fatıma (a.s) buyurmuştur ki:

“(Sakife ehlinin) Hz. Ali’den intikam almalarının sebebi ne idi?! Allah’a and olsun ki, O’nun düşmanları çiğnemesinden, mücadelesinde ibret verici cezasından, kılıcının hak yolunda kimseyi tanımamasından, ölüme itina etmemesinden, Allah’ın kitabı hakkında derin bilgiye sahip olmasından ve Allah için münafıklara karşı öfkesinden dolayı O’ndan intikam aldılar.”[11]

13- Eşitliği Gözetmesi ve Beyt’ul- Malı Kendi Yararına Kullanmaması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Kendilerine yönetici olduğum kimseler hakkında zulüm yapmakla zafere ulaşmayı talep etmemi mi emrediyorsunuz bana?! Allah’a and olsun ki, gece ve gündüz birbiri ardınca dolaştıkça, gökte yıldız yıldızı takip ettikçe böyle bir işi yapmayacağım.

Eğer bu mal benim kendi malım olsaydı, mutlaka onu onların arasında eşit olarak paylaştırırdım; şimdi nasıl haksızlık yapabilirim! Oysa mal Allah’ın malıdır!”[12]

14- Kendi Cesaret ve Kahramanlığını Dile Getirmesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Şamlıların, mızrakları karşısında hazır bulunmam ve kılıçların darbesi karşısında sabırlı olmam için bana haber göndermeleri ne de şaşılacak şey! Anaları oğullarını kaybetsin (onların yaslarında ağlasın)!

Ben şimdiye dek asla savaşla tehdit edilmedim[13] ve kılıç darbesinden korkmadım. Ben Rabbimden bir yakin üzereyim ve dinim hakkında asla şüpheye düşmedim.”[14]

15- Savaşta Vuruş Tarzı

Bir rivayette şöyle nakledilmiştir:

“... Hz. Ali (a.s)’ın Leylet’ul- Herir[15] gecesi öldürdüğü kimseleri, O Hazretin vuruş tarzından tanıyorlardı; çünkü öldürdüğü kimselerin hepsi aynı şekilde öldürülmüşlerdi.

Eğer kılıcı uzunlamasına (tepesinden) vurmuş olsaydı, ikiye bölüyordu. Eğer enlemesine (ortasından) vurmuş olsaydı, yine ikiye bölüyordu ve kılıcın yeri sanki dağlanmıştı.”[16]

Bir rivayette de şöyle geçmiştir:

“Hz. Ali (a.s)’ın iki çeşit vuruşu vardı; rakibinden uzun olduğu zaman başından vurup ikiye bölerdi; rakibinden kısa olduğunda ise, belinden vurup ikiye bölerdi. Düşmanına da bir darbeden fazla vurmazdı.”[17]


Üçüncü Bölüm: Halkla Birlikte


16- Yoksulları Sevmesi

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Ya Ali! Allah-u Teala seni yoksulları seven, onları birer takipçiler olarak beğenen ve onların da seni İmam bilerek kabul eden birisi kılmıştır.”[18]

17- Mahrumlara Şefkati

Muğayre-i Zabbi şöyle diyor:

“Hz. Ali (a.s) köle ve kullara karşı herkesten daha eğilimli ve daha şefkatli idi. Oysa Ömer onlardan titizlikle uzak durmaya çalışıyordu.”[19]

18- Amel Açısından Herkesten İleride Olması

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Ey insanlar! Allah’a and olsun ki, sizi (ilahi) itaate teşvik ettiğim her işte, sizin ona doğru en önde gideninizim; sizi sakındırdığım günahlardan ise, sizden önce ondan en çok sakınanım.”[20]

19- Muaviye’nin Yanında Methedilmesi

Zırar bin Zamure el-Ken’anî, Muaviye’nin yanına gittiği bir sırada Muaviye ona: “Ali’yi bana tavsif et” dedi. Zırar cevaben: “Beni bu işten muaf et..” dedi. Muaviye: “Muaf etmem; söylemelisin” deyince, Zırar şöyle dedi:

“Söylemem gerekiyorsa o zaman bil ki, o şöyle birisi idi:

Allah’a and olsun ki o, aklın algılayabilmesinden çok yüce ve gücü çok şiddetli birisi idi. Aydınlatıcı söz söylerdi; adaletle hükmederdi; ilim ve hikmet onun her yönünden kaynar ve coşardı.

Dünya ve süsünden vahşet ederdi; gece ve karanlığında rahatlık hissederdi (ibadet etmekle huzur bulurdu).

Allah’a and olsun ki o, çok basiretli ve yüce fikirli birisi idi...(Tevazu nişanesi olan) kısa elbise ve katıksız yemeği severdi. Allah’a and olsun ki o, bizlerden birisi gibi idi; onun yanına gittiğimizde bizi kendine yaklaştırırdı;

ondan bir şey istediğimizde icabet ederdi; bize bu kadar şefkatli ve yakın olmasına rağmen heybetinden dolayı onunla konuşmaya cesaret edemiyorduk.”[21]

20- Pazarda Dolaşması

Zazan şöyle diyor:

“Hz. Ali (a.s) pazarda tek başına dolaşıyordu; yolunu kaybedene yol gösteriyordu; güçsüzlere yardımda bulunuyordu; satıcı ve sebzecilerin yanından geçtiğinde Kur’ân’ı açıp şu ayeti onlara okuyordu:

“İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuk çıkarmayı istemeyenlere (armağan) ediyoruz. (Güzel) sonuç da takva sahiplerinindir.”[22]

21- Adalet Mazharı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah’a and olsun ki, karıncanın ağzındaki arpa kabuğunu alarak Allah’a isyan etmem için bana yedi iklimle göklerin altındakiler verilse, gene de bu işi yapmam. Dünyanız benim yanımda, çekirgenin ağzında çiğnediği bir yapraktan daha değersizdir.

Ali’nin fani olacak nimetler ve geçici lezzetlerle ne işi vardır!”[23]

22- Önderlerin Örneği

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah-u Teala beni, yaratıklarına İmam (önder) kılmıştır. İşte bundan dolayı fakirlerin beni örnek edinmesi, zenginlerin de serveti kendilerini azdırmaması için şahsi işlerimde, yememde, içmemde ve giyimimde güçsüz insanlar gibi yaşamayı bana farz kılmıştır.”[24]

23- Halkın Dert Ortağı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Eğer isteseydim, balın safını ve buğdayın halisini yemeğe ve ipek elbise giyinmeğe yol bulabilirdim. Fakat heyhat! Hicazda veya Yemame’de bir ekmek bile bulamayan, tokluk,

doyumluk denen şeye ulaşamayan nice yoksullar varken nefsimin beni yenmesi, lezzetli yemekler yemeğe götürmesi nasıl mümkün olabilir! Çevremde aç karınlar, susuzluktan yanmış ciğerler varken geceyi nasıl tok olarak geçirebilirim!”[25]


Dördüncü Bölüm: Hayat Sahnesinde


24- Günlük Programı

Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle nakledilmiştir:

“Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s) cihat ve savaştan döndüğünde, halkın eğitimi, öğretimi ve onların arasında kadılık yapmakla meşgul oluyordu. Bu işlerden ayrıldığında ise kendi bahçesinde çiftçilikle meşgul oluyordu ve bu haliyle de sürekli olarak Allah-u Teala’yı anıyordu.”[26]

25- Yemek Yeme Açısından Resulullah (s.a.a)’e Benzemesi

İmam Cafer’us- Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Emir’ul- Muminin Ali (a.s), yemek açısından Resulullah (s.a.a)’e herkesten daha çok benziyordu. Kendisi ekmek, sirke ve zeytin yağı yiyor, ama halka ekmek ve et veriyordu.”[27]

26- Hurma Çekirdeği Ekmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Emir’ul- Muminin Ali (a.s) bazen kendisiyle birlikte hurma çekirdeği yükü olduğu halde şehirden çıkıp çöle doğru gidiyordu. “Ya Ebe’l- Hasan! Kendinle götürdüğün bu yük nedir?”

diye sorduklarında: “İnşaallah bunların her biri bir hurma ağacıdır” buyuruyordu. Sonra gidip onlardan hiçbir tane bırakmaksızın hepsini ekiyordu.”[28]

27- Makamından Su-i İstifade Etmemesi

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyordu:

“Ey Kufe halkı! Eğer ben sizin yanınızdan şahsi ev, eşyam, devem ve kölemden gayri her hangi bir şeyle çıkmış olursam, o zaman bilin ki ben hâinim.”

“Hz. Ali hükümeti süresince Beyt’ul- Maldan su-i istifade etmiyor ve nafakası (geçim masrafı) Medine’de olan Yenba’ bölgesinin mahsulünden temin ediliyordu.”[29]

28- Sade Yaşayışı

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah’a and olsun ki, cübbemi o kadar yamattım ki, artık onu yamayandan utandım. Birisi bana: “Bunu kendinden uzaklaştırmak zamanı gelmemiş mi?” dedi. Ona: ‘Benden uzaklaş; halk sabah olunca, gece yol alanları över’ dedim.”[30]

29- Dünya Malına Önem Vermemesi (Zahitliği)

İmam bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“... Emir’ul- Muminin Ali (a.s) beş yıl yöneticilik yaptı; bu müddet içerisinde bir tuğlayı bir tuğla ve bir kerpici bir kerpiç üzerine bırakmadı; her hangi bir araziyi kendisine tahsis etmedi; kendisinden sonra beyaz dirhem ve kızıl dinar miras bırakmadı.”[31]
Beşinci Bölüm: Hâk Aynası

30- Faziletleri

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Kim, Adem’in ilmine, Nuh’un takvasına, İbrahim’in hilmine, Musa’nın heybetine ve İsa’nın ibadetine bakmak istiyorsa, Ali bin Ebi Talib’e baksın.”[32]

31- Siması, Hal ve Hareketi

Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle söylemişlerdir:

“Hz. Ali (a.s) sanki kırılıp sonra düzeltilmişti;[33] beyaz saçlarını boyamazdı; hafif bir şekilde yürürdü; sürekli tebessüm ederdi.”[34]

32- Amelleri Yazan Meleklerle Konuşması ve Zikri

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Ali (a.s) sabah olunca, amelleri yazan iki meleğe hitaben şöyle diyordu: Merhaba amelleri yazıp koruyan siz iki meleğe. Allah’ın isteğiyle sizin sevdiğiniz şeyi size söyleyip yazacağım.”

“Bu sözlerden sonra güneş doğana dek sürekli tesbih (subhanellah) ve tehlil (Lâ ilâhe illâllah) zikirleriyle meşgul oluyordu; ikindiden sonra da güneş batıncaya dek sürekli bu zikirleri söylemekle meşgul oluyordu.”[35]

33- Namaz Vakti Olunca Renginin Değişmesi

Kuşeyr Tefsiri’nde şöyle nakledilmiştir:

“Hz. Ali (a.s), namaz vakti ulaştığında rengi değişerek titriyordu. Kendisine: “Ne oldu sana, neden durumun böyle değişti?” dediklerinde şöyle buyuruyordu:

“Emaneti eda etmek vakti ulaştı; Allah Teala o emaneti göklere, yere ve dağlara sundu ama onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi...” [36]

34- İbadette Yardımdan Kaçınması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s) abdest aldığında kimsenin O’nun eline su dökmesine izin vermezdi ve: “Namazımda hiç kimseyi ortak yapmayı sevmiyorum” buyuruyordu.”[37]

35- El ve Yüzünü Kurulamak İçin Özel Havlu Kullanması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s) namaz için abdest aldığında yüzünü onunla kuruladığı özel bir havlusu vardı; yüzünü kuruladıktan sonra onu bir çiviye asardı ve İmam (a.s)’dan başka kimse ona dokunmazdı.”[38]

36- Namaz Odası

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s), evinde namazı için ne küçük ve ne de büyük (orta halli) bir oda ayırmıştı. Akşam olduğunda, çocuklarından birini yatmak için o odaya götürüyor ve orada namazını kılıyordu.”[39]

37- Yüzüklerinin Nakşı

Abduhayr şöyle diyor:

“Hz. Ali (a.s)’ın parmağına taktığı dört yüzüğü vardı: Şeref ve yüceliği için Hadid-i Sini, korunması için de Akik yüzük takardı. Yakut yüzüğünün kaşına şöyle yazılmıştı: “Lâ ilâhe illâllah el-melik’ul- hakk’ul- mubin” Firuze’nin kaşına da şöyle yazılmıştı:

“Allah’u Melik’ul- hak” Hadid-i Sini’nin kaşına da şöyle yazılmıştı: “el-İzzetu lillahi cemian” Akik’in kaşına da şu üç cümle yazılmıştı: “Mâşaellah, lâ kuvvete illa billah, esteğfirullah”[40]

38- Namaza Sığınması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Ali (a.s) bir şeyden endişelenip rahatsız olduğunda namaza sığınıyordu. Sonra şu ayeti okuyordu: “Sabır ve namazla yardım dileyin.” [41]

Yine İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“... Hz. Ali (a.s), ömrünün solarında her gece ve gündüz bin rekat namaz kılardı.”[42]

39- Gözünün Nuru

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah’a and olsun ki, Rabbimden kesinlikle siması ve boyu güzel bir evlat istemedim; ancak Allah’tan, O’na itaat eden ve O’ndan korkan bir evlat istedim. Öyle bir evlat ki, ona baktığımda onu Allah’a itaat eden olarak göreyim de gözüm aydınlanmış olsun.”[43]
40- Allah’ın Rızayetine Tâbi Olması

İbn-i Abbas diyor ki:

“Hz. Ali (a.s) bütün işlerinde Allah Teala’nın rızayetine (razı olduğu şeye) tabi oluyordu.

İşte bundan dolayı “Murtaza” diye adlanmıştır.”[44]
* * *


Kaynakça:

-----------------------------------------------------------
1- İhticac, Tabersi, Necef b. h. k.1386.

2- İrşad, şeyh Mufid, Mektebe-i Besireti, Kum, Bîta.

3- İrşad’ul- Kulub, Deylemi, Menşurat-i Rezi, Kum.

4- Ensab’ul- Eşraf, Belazurî, Muesseset’ul- A’lemî.

5- Bihar, Meclisî, Dar-u İhya’it- Türas, Lübnan.

6- Hisal, Saduk, Mektebe-i Saduk b., H. 1389.

7- Hilyet’ul- Evliya, Ebu Naim-i İsfehani, Dar’ul- Kitap, Beyrut, H. 1387.

8- Delail’ul- İmamet, Taberi-yi İmamî, Muesseset’ul- Bi’set , Kum, H.1413.

9- Tefsir-i Safî, Feyz-i Kaşani, Muesseset’ul- A’lemi b., Beyrut, H.1399.

10- Uddet’ud- Daî, İbn-i Fehd-i Hilli, Vicdani b., Kum.

11- İlel’uş- Şerayi’, Saduk, Cami-i Müderrisin b. Kum.

12- El-Ğârât, Ebu Hilal-i Sakafı, Dar’ul- Ezv⒠b., Beyrut, H.1407.

13- Kâfî, Kuleyni, İslamiyye b., Tahran.

14- Mehasin, el-Berkî, Mecma’ul- Alemî Li-Ehl-i Beyt b., Kum, H.1413.

15- Menakıb-i Âl-i Ebi Talib, İbn-i Şehraşub, İntişarat-i Allame, Kum.

16- Nehc’ul- Belağa, Subh-i Salih.

17- Vefâ’ul- Vefâ, Dar-u İhya’it- Turas b., Beyrut, H.1401.

[1] - Nehc’ul- Belağa, Hutbe: 192.

[2] - Müsned-i ahmed, C. 1, S. 75- 77.

[3] - A.K. C. 6, S. 368, H. 32061.

[4] - Ensab’ul- Eşraf, C. 2, S. 98, H. 27.

[5] - Bihar, C. 37, S. 303.

[6] - Vefa’ul- Vefa, C. 2, S. 448.

[7] - El-İrşad, S. 255.

[8] - Nehc’ul- Balağa, hutbe:24.

[9] - Nehc’ul- Balağa, hutbe:37.

[10] - Nehc’ul- Balağa, H. 33.

[11] - Delail’ul- İmamet, S. 125; İhticac, C. 1, S. 147.

[12] - Nehc’ul- Balağa, H. 126.

[13] - Kimse cesaret edip de savaşa davet ederek beni tehdit edememiştir.

[14] - Nehc’ul- Balağa, H. 22.

[15] - “Leylet’ul- Herir”; Sıffin savaşında 24 saat süren çok şiddetli gece saldırılarından biridir. İbn-i Şehraşub’un yazdığına göre o gece dört bin kişi Hz. Ali (a.s)’ın ordusundan ve 32 bin kişi de Muaviye’nin ordusundan öldürülmüştür. “Keşf’ul- Ğumme” kitabında da o gece ölenlerin sayısının 36 bin olduğunu yazılmaktadır.

O saldırı gecesinde, Muaviye’nin ordusunda yaralıların çektikleri acıdan dolayı inlemeleri, kışın soğuğundaki köpek inlemelerine benzetildiği için bu geceye, “İnleme Gecesi” anlamında “Leylet’ul- Herir” denmiştir.

Zira kışın soğuk gecelerinde köpekler soğuğun etkisiyle havlamak yerine inlemektedirler. Soğuğun acısıyla gelen bu inlemelere Arap lugatında “herir” denmektedir. (Çev.)

[16] - İrşad’ul- Kulub, S. 248.

[17] - Menakıb, C. 2, S. 83.

[18] - Hilyet’ul- Evliya, C. 1, S. 71.

[19] - El-Ğarat, S. 341.

[20] - Nehc’ul- Balağa, Hutbe:175.

[21] - Hilyet’ul- Evliya, C. 1, S. 84.

[22] - Menakıb, C. 2, S. 104. (Kasas/83)

[23] - Nehc’ul- Balağa, Hutbe: 224.

[24] - Kafi, C. 1, S. 410.

[25] - Nehc’ul- Balağa, Mektup: 45.

[26] - Uddet’ud- Dâî, S. 101.

[27] - Kafi, C. 6, S. 378.

[28] - Kafi, C. 5, S. 75.

[29] - El-Ğârat, S. 44.

[30] - Nehc’ul- Balağa, Hutbe: 160.

[31] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c2, S. 95.

[32] - İrşad’ul- Kulub, S. 217.

[33] - Zorluklar görmüş ve tecrübeler kazanmış olduğu yüzünden okunuyordu.

[34] - Usd’ul- Ğabe, C. 4, S. 123.

[35] - Bihar, C. 84, S. 267,H. 38.

[36] - (Ahzâb/72.) Menakıb, C. 2, S. 124.

[37] - İlel’uş- Şarayi’, C. 1, S. 323.

[38] - Mehasin, C. 2, S. 207, H. 1618.

[39] - Mehasin, C. 2, S. 452, H. 2557.

[40] - Hisal, S. 199.

[41] - Bakara/45. Kafi, C. 3, S. 480.

[42] - Kafi, C. 4, S. 154.

[43] - Tefsir-i Safi, C. 4, S. 27.

[44] - Menakıb, C. 3, S. 110.




HZ. FATIMA (A.S)’IN YAŞANTISIYLA İLGİLİ HADİS VE RİVAYETLER


Birinci Bölüm: İbadet Meleği


1- Kalbinin İmanla Dolu Olması

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Allah-u Teala, kızım Fatıma’nın kalbini ve bütün azalarını, kıkırdağına kadar imanla doldurmuştur; işte bundan dolayı kendini Allah’ın itaatine atamıştır.”[1]

2- Zehra Lakabıyla Adlanmasının Sebebi

Ravi diyor ki:

İmam Sadık (a.s)’a: “Neden Fatıma (a.s) “Zehra” lakabıyla adlandı?” diye sorduğumda şöyle buyurdular:

“Fatıma (a.s)’ın “Zehra” lakabıyla adlanmasının sebebi şudur ki; Fatıma (a.s) mihrapta ibadete durduğunda, yıldızların yeryüzü halkına nur saçtığı gibi onun nuru da gökyüzü ehline öyle saçılıyordu.”[2]

3- Fatıma (a.s)’dan Daha Çok İbadet Eden Yoktu

Hasan-ı Basri şöyle diyor:

“Bu ümmet arasında Hz. Fatıma (a.s)’dan daha abit (çok ibadet eden) biri yoktu. Namazda o kadar duruyordu ki, ayakları şişirdi.”[3]

4- Allah’tan Korkması

İrşad’ul- Kulub’da şöyle nakledilmiştir:

“Hz. Fatıma (a.s) namazında Allah korkusundan ard arda nefes alıyordu (nefes alıp vermesi güçleşiyordu).”[4]

5- Müminleri Kendisine Tercih Etmesi

İmam Musa bin Cafer (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s) dua ettiğinde, mümin erkek ve kadınlara dua ederdi ama kendisine dua etmezdi. ‘Ey Resulullah’ın kızı! Siz neden halk için dua ediyor ama kendiniz için dua etmiyorsunuz?’ dediklerinde O: “Önce komşu, sonra ev halkı” buyuruyordu.”[5]

6- Kadir Gecesine Önem Vermesi

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Fatıma (a.s) kadir gecesinde ev halkından hiç kimsenin yatmasına müsaade etmezdi; az yemek vermekle onların yatmamasını sağlıyor, kendisi de bu gecenin ihyası için hazırlanıyordu ve buyuruyordu ki: “Mahrum, bu gecenin bereketlerinden mahrum kalan kimsedir.”[6]

7- Duanın İsticabet Vaktini Gözetmesi

Hz. Fatıma (a.s) buyurmuştur ki:

“Ben, Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu duydum: “Cuma günü öyle bir saat vardır ki, kim onu gözetler de o anda Allah’tan hayır dilerse, Allah-u Teala istediği şeyi ona bağışlar... O vakit, güneşin yarısının battığı andır.”

Hz. Fatıma (a.s) hizmetçisine şöyle buyuruyordu: “Git tepenin üzerine çık, güneşin yarısının battığını gördüğünde dua etmem için bana haber ver.”[7]

8- Cebrail’in Öğrettiği İki Rek’at Namaz

İmam Sadık (a.s) buyurdular ki:

“Annem Fatıma (a.s)’ın sürekli kıldığı iki rekat namaz vardı; bu namazı Cebrail ona öğretmişti. İlk rekatta “Hamd” suresinden sonra yüz defa “Kadir” suresini, ikinci rekatta ise “Hamd” suresinden sonra yüz defa “İhlas” suresini okurdu.

Bu namazı kılıp selam verdikten sonra, Hz. Fatıma (a.s)’ın tespihini (zikrini) de söyle.”[8]

9- Dünyadan Daha Değerli Zikir

“Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma (a.s)’a, Resulullah (s.a.a)’in yanına gidip O’ndan bir hizmetçi istemesini emretti (önerdi). Bunun üzerine Hz. Fatıma (a.s) Resulullah (s.a.a)’in yanına giderek şöyle dedi:

“Ya Resulellah! El değirmeni beni zahmet ve meşakkate uğratmıştır.” Bu esnada ellerindeki değirmen izini Resulullah (s.a.a)’e göstererek O’ndan kendisine bir hizmetçi vermesini istedi.

Resulullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular:

“Ya Fatıma! -Hizmetçi yerine- dünya ve dünyada olan şeylerden daha hayırlı olan bir şeyi sana öğreteyim mi? Yatmaya gittiğinde otuz dört defa “Allah-u Ekber”, otuz üç defa “el-hamdu lillah” ve otuz üç defa da “Subhanellah” söyle.”[9]

10- Topraktan Olan Tesbihi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’in kızı Fatıma (a.s)’ın tesbihi, tekbirler (34) sayısınca düğümlenen bir yün ipinden ibaretti. Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hamza şehit oluncaya dek bu ipi elinde döndürerek tekbir ve tesbih diyordu.

Hz. Hamza şehit olduktan sonra onun kabrinin toprağından bir tesbih yaptı. Artık ondan sonra tespih yapmak halk arasında yaygınlaştı.”[10]
İkinci Bölüm: Nurun Sâyesinde

11- Hatice’nin Yadigârı

Ravi diyor ki:

“Resulullah (s.a.a) Fatıma (a.s)’ı, onun zahit, abide ve Hatice’den de bir yadigâr olduğundan dolayı çok severdi.”[11]
12- Edep Kaynağı

Ümmü Seleme diyor ki:

“Ben Resulullah (s.a.a) ile evlendiğimde... kızı Fatıma’nın işlerini bana havale etti. Ben de ona yol gösterip onu eğitmek ve ona yaşayış adabını öğretmek istiyordum. Allah’a and olsun ki, o yaşayış adabını ve bütün şeyleri benden daha iyi biliyordu.”[12]
13- Resulullah’a Benzemesi ve Hazretin Ona İhtiramı

Aişe diyor ki:

“Allah’ın kulları arasında, konuşma ve söz söyleme açısından Fatıma (a.s) kadar Resulullah (s.a.a)’e benzeyen bir kimse görmedim. Resulullah (s.a.a)’in yanına geldiğinde, Resulullah (s.a.a) onun elinden tutarak onu öpüyor, ona hoş geldin diyor ve onu kendi yerinde oturtuyordu. Peygamber (s.a.a) de Fatıma (a.s)’ın yanına gittiğinde, Fatıma (a.s) ayağa kalkarak Hazrete hoş geldiniz deyip elinden tutarak onu öpüyordu.”[13]

14- Resulullah’ın Yolunu Beklemesi

Ravi diyor ki:

“Resulullah (s.a.a) sefere gidip döndüğünde, Resulullah’ın seferden dönme haberi Fatıma (a.s)’a ulaşınca, Fatıma (a.s) kapının önüne çıkarak Resulullah (s.a.a)’i bekliyordu. Resulullah (s.a.a)’i gördüğünde O’nu karşılamaya gidip yüzünden öpüyordu.”[14]
15- Resulullah (s.a.a)’i Savunması

Ravi diyor ki:

(Ebu Talib’in vefatından sonra) Kureyiş’in düşmanlığı Resulullah’a karşı şiddetlendiğinde, Fatıma (a.s) müşriklerin ve Kureyş ahmaklarının hile ve eziyetleri karşısında Resulullah (s.a.a)’i savunuyordu.

Bir gün... (müşriklerden Amr As ve Ukbe gibi birkaç kişi) ceninin rahimdeki eşi denen deriyi kaldırarak, Resulullah (s.a.a)’in Ka’be’nin kenarında secde ettiği bir sırada O’nun başına bıraktılar. Bu durumu gören Fatıma (a.s) ağlar bir halde gelerek onu babasının başından kaldırıp bir kenara attı.”[15]
16- Sırrı Koruması

Aişe diyor ki:

“Fatıma, Resulullah’ın hastalandığı sırada onun ziyaretine geldi. Onun yürüyüşü sanki Resulullah’ın yürüyüşüydü. Resulullah (s.a.a) onun kulağına gizlice bir söz söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı.

Daha sonra yine Resulullah (s.a.a) onun kulağına gizlice bir şey söyledi. Bu defasında Fatıma güldü... Resulullah’ın ona ne dediğini sorduğumda: “Resulullah’ın sırrını açığa vurmam” dedi.[16]
Üçüncü Bölüm: Sade Yaşayışı, Kocasına Karşı Davranışı ve Eşliği

17- Mihriyesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s)’ın mihriyesi; çizgili eski bir çarşaf (veya elbise) ve ağır bir zırh idi. Evinin sergisi ise, yere serdiklerdi ve üzerinde yattıkları bir koç pustu idi.”[17]
18- Hz. Ali (a.s) Açısından Hz. Fatıma

Hz. Ali (a.s) bir konuşmasında buyurmuştur ki:

“...Allah’a and olsun ki, ben Fatıma’yı asla öfkelendirmedim ve Allah onun ruhunu alana dek asla onu -sevmediği- bir işe zorlamadım. O da asla beni öfkelendirmedi ve hiçbir işte bana karşı çıkmadı. Ona baktığımda bütün gam ve üzüntüler benden gideriliyordu.”[18]
19- Ev İşlerinde Yardımlaşmaları

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“-Ev işlerinde- Hz. Ali (a.s) su ve odun temin ediyordu; Fatıma (a.s) da buğdayı un yapıyor, hamur ediyor, ekmek pişiriyor ve yırtık elbiseleri yamıyordu.”[19]

20- İşlerin Bölünmesi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“-Ev işlerinin taksiminde- Hz. Fatıma (a.s) ev içindeki işleri, (yani) hamur etmek, ekmek pişirmek ve evi süpürmek gibi işlerin sorumluluğunu üstlendi. Hz. Ali (a.s) da evin dışındaki yani odun getirmek ve yemek malzemeleri temin etmek gibi işleri üstlendi.”[20]
21- Marifet ve Fedakarlığı

Bir gün Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma (a.s)’a: “Evde bana verecek bir yemek var mı?” diye sordu. Fatıma (a.s) cevaben: “İki gündür ki -seni kendime, Hasan ve Hüseyin’e tercih ettiğim şeyden başka- evde herhangi bir yiyecek şey yoktur” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ali (a.s): “Neden, bir şey temin etmek için bu durumu bana bildirmedin?” dediğinde, Hz. Fatıma (a.s) cevaben: “Ya Ebe’l- Hasan! Temin edemeyeceğin bir şeyi sağlamakta zahmete düşmen hususunda Rabbimden utanıyorum” dedi.

22- Sade Yaşayışı

Hz. Fatıma (a.s) bir konuşmasında şöyle demiştir:

“...Ya Resulellah! Selman benim elbiseme şaşırıyor![21] Seni hak olarak gönderen Allah’a and olsun ki, beş yıldır ki benim ve Ali’nin, gündüzleri üzerine develer için ot döktüğümüz, geceleyin de serip üzerinde yattığımız bir koç postundan başka bir şeyimiz yoktur ve yastığımız da hurma lifiyle doludur.”[22]

Dördüncü Bölüm: Ev Hanımı

23- Kaynana ve Gelinin Yardımlaşmaları

Ravi diyor ki:

“Hz. Ali (a.s) annesi Esed kızı Fatıma’ya: “Anneciğim! Su getirmek gibi evin dış işlerinde sen Resulullah’ın kızı Fatıma’ya yardımcı ol. O da un öğütmek, hamur yapmak gibi evin iç işlerinde sana yardımcı olur” buyurdular.” [23]

24- Evdeki Hizmeti

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“...Hz. Fatıma (a.s) kırbayla o kadar su taşıdı ki, kırbanın başı göğsünde iz bıraktı; o kadar el değirmeniyle un öğüttü ki, elleri kabardı; o kadar evi süpürdü ki, tozdan dolayı elbisesi bozardı; kazanın altında o kadar ateş yaktı ki, elbisesi karalaştı.”[24]

25- Tahammülü ve Şükrü

Ravi diyor ki:

“Bir gün Resulullah (s.a.a.) Fatıma (a.s)’ı, üzerine deve çulu atıp elleriyle hamur ettiğini ve aynı zamanda da çocuğuna süt verdiğini görünce gözleri dolarak şöyle buyurdular:

“Kızım! Ahiretin tatlılığı için dünyanın tatsızlığına tahammül et.”

Fatıma (a.s) da cevaben: “Ya Resulellah! Allah’ın lütuf ve nimetlerine karşı O’na hamd ve şükürler olsun” dedi.[25]
26- Hizmetçilerine Karşı İnsafı

Ravi diyor ki:

“Resulullah (s.a.a) savaşların birinde -kızıl denizin sahilinde- bir grup insan esir aldı... Medine’ye döndüğünde Fatıma (a.s)’ı çağırtıp esir cariyelerden birinin elini onun eline bırakarak: “Ya Fatıma! Bu cariye senindir ama onu incitme; zira ben onun namaz kıldığını gördüm...” buyurdular.

Fatıma (a.s) Resulullah (s.a.a)’in o cariyeye olan teveccüh ve tavsiyesini görünce şöyle dedi: “Ya Resulullah! Bir gün ben çalışacağım, bir gün de o.” Resulullah (s.a.a) Fatıma (a.s)’ın bu sözünü duyunca gözleri yaşardı.”[26]

27- Adaletle Davranışı

Selman-i Farsi diyor ki:

“Bir gün Fatıma (a.s) el değirmeninin önünde oturup onunla arpa öğütüyor, değirmenin destesine elinin kanı akıyor ve Hüseyin de evin bir köşesinde ağlıyordu. Onun bu halini görünce: “Ey Resulullah’ın kızı! Elin yaralanmış, Fizze ise buradadır! (Neden ondan yardım almıyorsun?) dediğimde buyurdular ki:

“Resulullah (s.a.a) bir gün onun, bir gün de benim çalışmamı tavsiye etmiştir; işte dün onun çalışma sırasıydı!”[27]

28- Başörtüsü

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s) cennet kadınlarının hanım efendisidir; onun başörtüsü bu kadardı (diyerek eliyle pazısına işaret etti)” [28]
Beşinci Bölüm: Örnek İnsan

29- Doğruluk ve Sadakati

Aişe diyor ki:

“Fatıma’dan -babası hariç- daha doğru konuşan ve daha sadakatli olan bir kimse görmedim.”[29]
30- Resulullah (s.a.a)’e Benzerliği

Aişe diyor ki:

“Vakar, hal-hareket, davranış ve oturup kalkma açısından Fatıma kadar Resulullah’a daha çok benzeyen bir kimse görmedim.”[30]

31- Şehitlerin Mezarına Gitmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s), her Cumartesi sabahı şehitlerin mezarına gidip orada Hz. Hamza’nın kabrinin başucunda durarak onun için Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyordu.”[31]

32- Şehid Eserini Koruması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’in kızı Fatıma (a.s) sürekli Hamza’nın kabrini ziyaret eder, onun kabrini onarır ve düzeltirdi; bir taşla da ona nişane koymuştu.”[32]

33- Cephe Arkasındaki Hizmetleri

Vakidî şöyle diyor:

“Muhammed bin Muslime, Hz. Fatıma (a.s)’ın da içlerinde bulunduğu on dört kadınla birlikte yaralıları tedavi etmek için Medine’den çıkıp savaş cephesine (Uhud’a) gelmişlerdi. Onlar omuzlarında yiyecek ve su taşıyorlardı; yaralılara su verip onları tedavi ediyorlardı.”[33]

34- Meleklerin O’nunla Konuşması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s)’ın “Muhaddese” lakabıyla adlanmasının sebebi şudur ki, meleklerin gökten inip İmran kızı Meryem’i çağırdıkları gibi onu çağırarak şöyle derlerdi:

“Ey Fatıma! Allah Teala seni seçmiş, seni arındırmış ve seni bütün kadınlardan üstün kılmıştır. Ya Fatıma! Rabbine ibadet ve itaat et; O’na secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et.”

O, meleklerle konuşuyor ve melekler de onunla konuşuyorlardı.”[34]
Altıncı Bölüm: Hüznü ve Dertleri

35- Ayrılık Derdi

Rivayet etmişlerdir ki:

“Hz. Fatıma (a.s), babası Resulullah (s.a.a)’ten sonra sürekli olarak şiddetli baş ağrısından dolayı başı sarıklı, cismi zayıf, organları çökmüş, gözü yaşlı ve kalbi yanık idi; saatten saate baygınlık geçiriyordu.”[35]

36- Çok Ağlayanlardan Biri Olması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Çok ağlayanlar beş kişidir: Adem, Yakub, Yusuf, Fatıma ve İmam Zeyn’ul-Abidin (aleyhim’us- selam)...

Hz. Fatıma’ya gelince; o, Resulullah (s.a.a)’in ölümünden dolayı O’na o kadar ağladı ki, Medine halkı onun ağlamasından rahatsız olarak: “Çok ağlamanla bizi rahatsız ediyorsun” demeye başladılar.

Fatıma (a.s) onların bu sözlerinden dolayı Uhud şehitlerinin mezarlarına doğru gidip orada istediği kadar ağlayıp sonra evine dönüyordu.”[36]

37- Yüzünün Gülmemesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s)’ın Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra tebessüm etmesi ve yüzünün gülmesi görülmemiştir. Her hafta iki defa yani Pazartesi ve Perşembe günleri şehitlerin mezarlığına giderek (geçmişleri hatırlayıp): “Peygamber (s.a.a) burada durmuştu, müşrikler ise orada durmuşlardı” diyordu.”[37]

38- Keder ve Hüznü

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hz. Fatıma (a.s), Hz. Peygamber (s.a.a)’den sonra 75 gün yaşadı. Bu müddet içerisinde babasından ayrıldığından dolayı çok kederlenip mahzun oluyordu. Bundan dolayı Cebrail gelerek ona teselli veriyor ve babasının makam ve mevkisinden ve ondan sonra evlatları hakkındaki meydana gelecek olaylardan ona haber veriyordu; Hz. Ali (a.s) da onları yazıyordu.”[38]

39- Mazlumiyeti

Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’in kızı Fatıma (a.s), sürekli olarak mazlumdu; hakkından men edilmiş, mirasından uzaklaştırılmış, Resulullah (s.a.a)’in onun hakkındaki tavsiyesi gözetilmemiş ve Peygamber (s.a.a) ve yüce Allah’ın Fatıma’ya nispetle olan hakkına riayet edilmemişti. Allah Teala hakim ve zalimlerden intikam alıcı olarak yeter.”[39]

40- Ebedi Bir Öfke

Ravi diyor ki:

“İmam Hasan-ı Mucteba (a.s)’ın torunlarından Abdullah bin Musa’nın yanına gelerek ondan Ebu Bekir ve Ömer hakkında soru sorduk. Cevaben şöyle dedi:

“Ceddim (dedem) Abdullah bin Hasan’ın verdiği cevabı size vereceğim. Ceddimden bu soru sorulduğunda cevaben şöyle dedi:

Annemiz (Hz. Fatıma- a.s-) sıddika (doğru konuşan) birisi ve mürsel Peygamberin de kızı idi. O bir grup kimselere gazaplı olduğu halde vefat etti. Biz de onun (onlara karşı) gazap ve öfkesinden dolayı gazaplı ve öfkeliyiz.”[40]
* * *


Kaynakça:

-------------------------------------------------
1- İhkak’ul- Hak, Kazi Şuşteri, Kitaphane-i Necefi-yi Mer’aşî, Kum, h. k. 1404.

2- İrşad’ul– Kulub, Deylemî, Menşurat-i Rezî, Kum Bîta.

3- Emalî, Şeyh Tusî, Muesseset’ul– Bi’set, Kum, h. k. 1414.

4- Ensab’ul– Eşraf, Belazurî, Muesseset’ul– A’lemî, Beyrut, h. k. 1399.

5- Tefsir-i Ayyaşî, Dar’ul– Kutub’ul– İslamiyye, Tahran, 1380.

6- Tefsir-i Fırat-i Kufî, Vizaret-i İrşad, Tahran, h. k. 1410.

7- Tehzib’ul– Ahkam, Merhum Şeyh Tusî, Matbaat’un– Nu’man, Necef, h. k. 1382.

8- Cemal’ul– Usbu’, Seyyid bin Tavus, Müesseset’ul– Afak, H. Ş. 1371.

9- El–Harâic ve’l– Cerâih, Kutb-i Ravendî, Müesseset’ul– İmam Mehdi (a.s), Kum h. k. 1409.

10- Hısal, Merhum Saduk, Mektebet’us – Saduk, Tahran, h. k. 1389.

11- Ed-Dürr’ul– Vakiye, Seyyid bin Tavus, Al’ul- Beyt, Kum, h. k. 1414.

12- Deaim’ul- İslam, Kadı Nu’man Mısrî, Dar’ul– Ezvâ’, Beyrut, h. k. 1411.

13- Delail’ul- İmamet, Taberi-yi İmamî, Müesseset’ul– Bi’set, kum, h. k. 1413.

14- Şerh-i Nehc’ul– Belağa-i İbn-i Ebî’l– Hadid, Dar-u İhyâ’ut– Turas, Beyrut, h. k. 1387.

15- Sahih-i Tirmizî, Dar’ul– Fikr, Beyrut, h. k. 1414.

16- Ikd’ul- Ferid, İbn-i Abdurabbih, Dar-u İhya’ut – Turas, Beyrut, h. k. 1409.

17- İlel’uş– Şerayi’, Merhum Saduk, Camia-yi Müderrisin, Kum.

18- Kafî, Merhum Kuleynî, Dar’ul– Kutub’ul– İslamiyye, Tahran.

19- Kaşf’ul- Ğumme, İrbilî, Beni Haşimî, Tebriz, h. k. 1381.

20- Kenz’ul– Ummal, Muttaki-yi Hindî, Müesseset’ur – Risale, Beyrut, h. k. 1399.

21- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, Dar-u Sadr, Beyrut, Bîta.

22- Maktel’ul– Hüseyin, Harezmî, Mektebet’ul– Mufid, Kum, Bîta.

23- Meanî’l– Ahbar, Merhum Saduk, Mektebet’us – Saduk, Tahran, h. k. 1379.

24- Mekarim’ul– Ahlak, Tabersî, Müesseset’ul– A’lemî, Beyrut, h. k. 1392.

25- Menakıb-i Âl-i Ebî Talib, İbn-i Şehraşub, İntişarat-i Allame, Kum.

26- Vesail’uş- Şia, Şeyh Hürr-i Amilî, Dar’ul– Kutub’ul– İslamiyye, Tahran.

27- Vefâ’ul– Vefâ’, Semhudî, Dar-u İhya’it– Turas, Beyrut, h. k. 1401.

[1] - Delail’ul- İmamet, S. 139,H. 47.

[2] - İlel’uş- Şerayi, C. 1, S. 215.

[3] - Menakıb, C. 3, S. 341.

[4] - İrşad’ul- Kulub, S. 105.

[5] - İlel’uş- Şerayi, C. 1, S. 216.

[6] - Deaim’ul- İslam, C. 1, S. 282.

[7] - Meani’l- Ahbar, S. 399.

[8] - Cemal’ul- Usbû’, S. 173.

[9] - Kenz’ul- Ummal, C. 2, S. 57.

[10] - Vesail’uş- Şia, C. 4, S. 1033.

[11] - Müstedrek-i Avalim, C. 1, S. 450.

[12] - Delail’ul- İmamet, S. 82.

[13] - Ikd’ul- Ferid, C. 3, S. 230.

[14] - Keşf’ul- Ğumme, C. 1, S. 145.

[15] - İhkak’ul- Hak, C. 25, S. 289; Şerh-i Nehc’ul- Belağa, C. 6, S. 282.

[16] - Müsned-i Ahmed bin Hanbel, C. 6, S. 282.

[17] - Kafî, C. 5, S. 378.

[18] - Keşf’ul- Ğumme, C. 1, S. 363.

[19] - Kafî, C. 8, S. 165.

[20] - Tefsir-i Ayyaşî, C. 1, S. 171. İşlerin taksimi, Esed kızı Fatıma’nın Hicri 4. Yılda vefatından sonra gerçekleşmiştir.

[21] - Nakledildiğine göre, o elbisenin on iki yamağı varmış!

[22] - Dürr’ul- Vakiye, S. 275.

[23] - Ensab’ul- Eşraf, C. 2, S. 37, H. 36.

[24] - İlel’uş- Şerayi, C. 2, S. 65.

[25] - Menakıb, C. 3, S. 342.

[26] - Maktel’ul- Hüseyin (a.s), S. 69.

[27] - Haraic ve Cerâih, S. 530.

[28] - Mekarim’ul- Ahlak, S. 94.

[29] - Menakıb, C. 3, S. 341.

[30] - Sahih-i Tirmizi, C. 5, S. 466, H. 3898.

[31] - Tehzib, C. 1, S. 465.

[32] - Vefa’ul- Vefa, C. 3, S. 932.

[33] - Şerh-i Nehc’ul- Belağa, C. 15, S. 36

[34] - İlel’uş- Şerayi, S. 216.

[35] - Menakıb, C. 3, S. 362.

[36] - Hisal, S. 272, H. 15.

[37] - Kafi, C. 6, S. 561.

[38] - Kafi, C. 1, S. 458.

[39] - Emalî- yi şeyh Tusî, S. 155.

[40] - Şerh-i Nehc’ul- Belağa, C. 6, S. 49.