HZ.12 İMAMLAR HUTBESİ
 



HAZRETÎ ONİKİ İMAMLAR HUTBESİ'DİR


(Allah cümlesinden razı, hoşnut olsun)
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdulillahillezi ceale meşahidi enbiyaihi kıbleten lii arifin merakıdi evliyaihi kabeten littaifin ve ceelettemeseki bihablihim sebeben littahiyati yevmiddin vel itisamibihim ve kıbleten li irtiiaid derecati fi illiyyin vel iktidai li tarikihim kaffeten farzen ala kaffeten linnasi ecmain Birahmetike ya Erhamerrahimin Ahmedun Mahmudun Ebul Kasım Muhammed Mustafa Sallallahu Teala aleyhi ve âlini sellem Allahumme salli ala eşrefil
11-Saffat, 129-131.

Enbiya ve Seyyidil etkıya vel esfiyai Muhammed el mebus serveretel batıhe hulasatil Arap vel Acem Hatemul Enbiyai ve kıdvetil Esfiyai kurretulayni Âdem ve Havva hadisi kudsi kuntu Nebiyyen ve Âdeme beynel mai vet tin seyyidil kâinat ve hulasai mevcudat ve bihteri alam sultanı külli Nübüvvet ve risalet post ve penahı Şeriat ve Tarikat resanendei tame lareybe gozarendei envali alam ğaybı sadrı suffei sefa ve bedri bihteri ictiba ve ahteri burcu vefa yani Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve âlihi sellem selavaturrahman sahibilvahyi vettenzil...

Allahumme lena akibetil hayrı şefaati hatieh birrahmeti ümmeti Muhammed ve İsna Aşere imamen ehli nüzul sahibi evladı katele ğaybullahi abdele li rahmeti lillahi aslı ve ferullahi mekane cennetellahi izzetellahi...
Bismillahirrahmanirrahim
Peygamberlerin mekânlarını, ariflerin kıblesi olarak karar kılan Allah'a hamd ve senalar olsun. Enbiyaların mezarlarını da, o tavaf edenlerin Kabe'si karar kılmıştır. Onların iplerine tutunmayı ise kıyamet gününde kurtuluş vesilesi kılmış, onlara sımsıkı sarılmayı ise yüce dereceleri kat etmek için Kıble kılmıştır. Onların yollarına uymayı bağlanmayı ise bütün insanlara farz etmiştir. Kesin ferman ve emir buyurmuştur. Senin rahmetinle ey merhamet edenlerin en merhametlisi Rabbimiz. Ahmed'dir, Mahmud'dur, Ebul Kasım'dır, Muhammed Mustafa'dır senin selam ve salâvatın ona ve âlisine olsun...

Allah'ım! Peygamberlerin en şereflisine en üstününe en faziletlisine ve seçilmişlerin takvalıların seyyidine efendisine Muhammed'e selam ve salâvat eyle. Arap ve Acemin(Arap olmayanlar) özü, özeti usaresi ve Peygamberlerin sonuncusu, seçilmişlerin örneği, kâmil numunesi, Adem ve Havva'nın gözlerinin nuru ki,

o şöyle buyurmuştur: "Âdem henüz su ve balçık arasındayken ben Peygamberdim" Kâinatın efendisi, bütün varlıkarın özü, özeti, büyüklerin en iyisi ve üstünü, Nübüvvet Peygamberlik ve Risalet kelimesinin tahtının sultanı, Şeriatın ve Tarikatın dayanağı, en fazla gaybı bilen, (Mescidinin bitişiğinde ki) Suffe-i Sefa ehlinin kalbi, seçilmişliğin dolunayı, vefa burcunun yıldızı, yani Muhammed Mustafa... Allah'ım selam ve salâvatın ona ve âlisine olsun. Rahmanın selam salâvat ve esenliği canı gönülden ona olsun...

Vahiy ve tenzil sahibi Allah'ım! Akıbetinizi sonumuzu hayırla sonuçlandır. Hayırlı kıl hata ve günahlarımızı bağışla. Hz. Muhammed ümmetine rahmet, merhamet et ve Oniki İmamlar vahyin nazil olduğu Peygamber evinin ve ilminin sahipleridir varisleridir. Onlar ve gözlerden gizlenen gaip olan ve kıyam edip cenk edecek olanın (Muhammed Mehdi'nin) gelip ortaya çıkarak Allah'ın rahmet ve adaletiyle adalet dağıtacak ve yeryüzünde zulmü ortadan kaldıracak olan evladın sahipleridir. Onlar Allah'ın cennet mekânlarının aslı ve teferruatlarıdır ve Allah'ın değer, İzzet, fazilet ve makam verdiği kimselerdir...

Ama son peygamber gönderildiğinde, Hz. İmam Ali'de dünyaya gönderilerek musahip oldular. Hz. Muhammed Mustafa İmam Ali hakkında şöyle buyurmuştur: "Lehmike lehmi cismike cismi demike demi ruhuke ruhi". Yani: "Ya Ali senin etin etimden, cismin cismimden, kanın kanımdan, ruhun ruhum-dandır."dedi. Bazı sahabeler evet doğrudur dediler. Bazı sahabeler de hem kardeşim dedi hem kızını (Fatıma'yı) ona verdi dediler. Şek güman eylediler ikrarlarını zayi eylediler ve mürtet oldular. Cebrail, Hz. Resulullah'a İmam Ali hakkında kardeşlik ayetini getirdi:

"Ve andolsun Allah Peygamberi'ne gerçek bir rüya göstermiştir. Allah dilerse emin olarak ve başlarınızı tıraş ettirerek, saçlarınızı kestirip kısaltarak, elbette sizi Mescid-i Harama (Kabe'ye) sokacaktır. Gerçektende o sizin bilmediğinizi bilmektedir. Derken bundan başka da yakın bir fetih ve zafer de verecektir"12 Cebrail Kardeşlik ayetini getirdiğinde sahabeler birbirleriyle görüşerek mürşitli musahip oldular.

Hazreti Resul buyurur ki: İki kişi birbiriyle musahip oldular. Ve Muhammed Ali olduğunun manasını gösterdiler. Bir gömleğe girdiler, baş iki gövde bir göründü" Hadis'te buyurdu ki: "Ene medinetul ilm ve Aliyyun babuha" Yani; "Ben ilim şehriyim Ali de o şehrin kapısıdır" yani demektir ki; gerçek musahip Hz. Muhammed ve Ali'dir. Evvel ahir musahip olan kardeşler, pirin mürşidin tutanlar kardeşlik ayetiyle malum ola ki, gerçek hak musahip Hz. Muhammed Ali'dir. Musahip arasında ikilik olmaz, birlik olur. Beni terbiye edici eğitici irşat edici pir mürşit o dur ki, benim kemale erişmem için nizama koyup beni eğiten yetiştiren irşat edendir.

Terbiye ve irşat edici kişi pir mürşit ve âlim bir faydaya faydalı şeylere yoldur. Ona yol atası derler ki, o kimse Allah'ın muhibbidir dosîu ve sevdiğidir. Ayet sebebiyle derviş talibin malı ve mülkü canı mürşidinden pirinden esirgenmez, eğer esirgenirse o talibin talipliği yalandır. Pir Mürşit ki bilgisiz veya cehaletine bilgisizliğine rağmen kendini beğenmiştir. Ben mürşidim pirim der onun pirliği mürşitliği caiz ve doğru olmaz ve o musahipler birbirine teslimi can olmazsa musahip değildir. Musahip o dur ki, eğer zahirden eğer batından birbirinin gönlünden anlıya biie. Nitekim Hz. Muhammed'e hizmeti Ali yetirdi. Sahabeler dediler ki: "Ya Resulailah! Ali bize hiç mi hizmet edemez?"

Hz. Resul buyurdu ki: "Yapar ama ben buyursam, Ali gönlümden geçeni bilir. Bir ahdedeyim, hanginiz gönlümden geçeni bilirse hak onundur" dedi. Cümlesine Hz. Muhammed nazar eyledi ve Ali onun göniündekini bildi, hizmet eyledi. Sahabeler bildiler ki hak onundur. Batına nazar ettiler. Kardeşlik -musahiplik- ayetinin sebebini bildiler ki ikilik kimdendir ve yalancılık kimdendir.

Taiip birbirinin küfrünü tutmasa talip değildir. Musahip birbirine can gönül vermese musahip değildir. Ve eğer talip mürşit pir ve musahip birbirinin yurduna oturmasa terki dünya ve terki mai ve terki can bir fiilden olmasa o talip, talip değildir. Hadisi Şerifte buyurur ki: "Eddünya cifet ve talibuha kelbun" Yani: Dünya murdardır ona talip olan ittir"

Yol ehline zorunludur ki, Dünya'yı terk etsin ve dünya içinde iken terk etmezse ona yol ehli demeyeler. Ve o kuia derviş demek caiz değildir. H.z Muhammed (s.a.a), İmam Ali'ye (a.s) demiştir ki: "Derviş ve talip haram yemeye, yalan söylemeye ve ikrarı bütün ola, bir kimse bu yolda münafık olsa ona lokma haramdır,

hanımı ile birlik olsa ondan çocuk olsa haramzadedir."
Bir dervişe gereklidir ki; her durumunu bile, ahiret zalimi olmaya, gönül yıkmaya ki, büyük günahlardandır. Ve her kim dese "Benim orucum tutulmuştur ve namazım kılınmıştır." O ehilden-ehli edinmeye. O halden dem sürmek caiz değildir. Zira ki hal makamı vardır, aşk makamı vardır. Korku, çekinme makamı ve ileri son makam ve makamı münteha vardır. Şimdi çile ehli edep ile bir gitmiş, yol ehli san kara don giyinmeye, zira ki ikrahtır. Hz. Ali bir kese akçe buldu. Gördü kese kara idi kaldırmadı. Bu bizim haletimiz değil, olmaz dedi.

Bismillahirrahmanirrahim

Şeriat; Hz. Muhammed'in idraki, anlayışı, yolunun ilkeleri, sözü, kanun ve kuralıdır. Tarikat Hz. Muhammed'in fiilidir yaptığı hareketleri davranışlarıdır. Marifet Hz. Muhammedi'n hali. Hakikat Allah'ın cemali nurunu müşahede eder. Payı can şükrü yâd ile dost dostun cemalini temenna edip günden güne hizmet fiilinden olup yüce Hak dergâhına baş koyup secde etmek niyaz makamıdır. Şimdi kâmil ehline bu kadar söz yeter.

Yine diğer bir söz, Şeriatı bir fasıl ettik. Hakikati bir fasıl ettik. Sıradan her halkı Şeriat'a bağladım ve müntehayı (şeriat bilgilerini bilip amel ibadet edip yerine getirenleri sonunda) Tarikat'ın başlangıcına bağladım. Tarikat'a adım atabilirler. Hakikatin sonunu, marifetin ilmi nihayetine bağladım. Bu hale erince de zira ki; ehli olan kimse erkân verip sohbet ede, haline göre (bu makamlara göre insanlara) virdini buyura, yabandan gelenin aslını bilmezsin.
Şeyh Seyyid Hazretleri buyurur ki: "Ehli olmayanlara sır vermeyin,

tuzağa düşmeyiniz. Sonra eziyet çekmeyesiniz. Başlangıçta olana sonu göstermek, başlangıcı göstermeden sonu göstermek oiamaz. Zira doğan kuşunun lokmasını serçe götürmez ve yeni doğan çocuğa ekmek vermek gibidir, boğazında durur yutamaz".13 H.z Resul (s.a.a) bir hadiste buyurmuştur;

13-Dört kapıdan ilk kapı Şeriat kapısı bilgilerini bilmeyen, ibadetini, İnancını, yolunu, erkanını, yeni öğrenip başlayan veya başlamamış kimseye başlangıcı -önceyi- göstermeden sonu göstermek, hemen Tarikatı flÖet"rrrnk olmaz. Yolun inancını ve erkânın!, ilk kapı şeriat bilgilerini, Ibaditlsrlnl Öğrenmemiş veya yeni öğrenen kimseye hemen tarikat telkini verllm".
"Kelimetunnas ala kadri ukulihim" Yani: "İnsanlarla akılları ölçüsünde konuşun."

Ve ama hal ehline şöyle gerekir ki; iki fasıl beyan ettik. Amel edip uygularsa, o kimse kâmil olur ve yolunda hiçbir hata etmez, ehli irfan olur. Bilesiniz ki; Şeriat ateşe yöneliktir ve ona benzer. Zira ki, cümle nesneyi ateş pişirir ve ateşi marifet pişirir. Tari-kat'a layık ola ama Tarikat doğru yolundur. Hak Teala buyurur: "Benim doğru yolum İşte doğru yol sıratı müstakim budur."

Dahi Talipler terbiye ve irşat edici mürşidine, pirine, hürmetle ikram göstereler ve onun gösterdiklerini yerine getirmeye çalışıp gayret edeler. İşte tarikat budur. Şimdi hakikati tarikat içinde elde etmek ve kazanmak gerektir ki, kâmil ola, ondan hata olmaya.

İkinci Fasıl: Hakikatin son mertebesidir, hakikat toprağa ait ve yöneliktin Ona benzer zira bütün nesneler topraktan hâsıl olur. Şimdi derviş hakikate yetecek. Hem de kendi özünü toprak edip varlığından geçmesi gerektir ki, onun cismi hemen toprak ola. Zira sırdır, gizli sırdır. Hakikat Hz. Muhammed Ali'dir.

Sır olmak onun içindir. Hz. Muhammed (s.a.a) buyurur ki: "Cevherler bundan hâsıl olur ve hem Marifet bu makamda hâsıl olur." Bir adamın başı göğe ererse de marifetsiz olmasıyla yıkılır bü-külür marifetsizlikte hayır yoktur. Bir Hadiste buyurmuştur ki: "Bütün her şey aslına rücu eder." Yani demek oluyor ki; aslın topraktır. Her ne kadar aşikâr şey varsa, toprak onu sır eder. Derviş toprak olmazsa hakikati göremez, böyle bilesiniz.

Marifet ki; suya yöneliktir ve ona benzer. Zira bütün nesnelere su hayat verir ve hem su olmayan yerde ot, bitki olmaz ve ondan şenlik olmaz. Âlem ki, suyla ayan olmuştur yani, mamurdur. Şimdi marifet misalindedir. Bir kimsede ki marifet olmasa o
dört kapıdan ilk kapı bilgilen ibadeti inancını öğretip, amel ettirip, pişirip sonra tarikat bilgileri verilmeli, tarikata adım attırmalı, dahi böyle susuz yerlere benzer. Ondan meyve olmaz. Nede insan olur.

Böyle biliniz.
Hz. Muhammed Resulullah (s.a.a) buyurur: "Men arefe mürebbi fe yarefu Rabben" Manası budur ki: "Bir kimse mürşidini, irşat edenini bilse, gerçekten o kimse Rabbini de bilir onu tanır," Bir hadiste buyurur: "Men la arefe mürebbi fela yarefu Rabbi" "Mürşidini tanımayan Rabbini bilmez tanımaz". Bir hadiste buyurur: "Lehu fa Mürebbi ma arefet Rabbi" "Bir kimsenin irşat edici mürşidi olmazsa Rabbini bilmez tanıyamaz."

Herkese yol göstericisi mürşit ve âlimi olmazsa ona şeytan vesvese vererek yolundan azdırır. Şimdi âlimlik, mürşitlik pirlik şu sıfatı taşıyanın hakkıdır ki; Evliyanın (H.z 12 imamların) yolunda hiçbir şekilde hatası olmaya ve hem yirmi sekiz sual vardır, ona cevap vere, eğer cevap vermese pirliği, mürebbiliği ve âlimliği caiz değildir. Böyle bilesiniz.
Şimdi o yirmi sekiz soruya cevap verelim:

1-Tevhid'dir: Cenab-ı Hak'kın varlığı ve birliğidir. Onu tanımak ve talibe öğretmektir.
2-Adl'dir: Cenab-ı Hak'kın adil olduğuna iman ve fkrar etmektir ki; zerrece hiç bir kimseye zulmetmediğidir.
3-Mead'tır; Ahiret âlemine, hesap, kitap, mizana, dirilip hesaba çekilmeye ikrar iman etmektir.
4-Nûbüvvet'tir: Hz. Âdem'den Peygamberimiz'e kadar gönderilen tüm peygamberlere iman etmek ve aynı zamanda Peygamberimiz'in son peygamber olduğunu İkrar ve iman etmektir.

5-İmamet'tir: İmamlık makamı Allah tarafından tayın edilip Hz. Peygamberimiz tarafından da vasiyet edilen ve kendisinden sonra onun makamına oturacak Oniki İmamlar olduklarına inanmaktır. İman ikrar etmektir.
Ve iyiliği göstermek, söylemek ve kötülüklerinden, kötü işlerden men etmektir. Topraktır, mertliktir, cömertliktir, eli bolluktur, tövbedir ve halka doğru yol göstermektir.
Eğer deseler ki kimin oğlusun?

Cevap ver ki: Yol oğluyum.
Ve o yol kimindir?
Cevap ver ki: Hz. Muhammed (s.a.a)
Ve Ali'nindir, (a.s)
Hz. Muhammed ve Ali'nin yolu hangisidir?
Cevap ver ki: Şeriat, Tarikat ve Marifet ve ilmi Hakikattir.14

Cümle Evliyaların mübarek sözüyle pirlere, mürşitlere ve yol gösterici âlimlere farzdır ki, bu erkânları ikrar sahibi olanlara bil-direler. Bu soruların cevabını bilmezse o kimsenin pirliği ve mürşitliği yol göstericiliği caiz değildir. Pir, mürşit ve mürebbi olan kimse bu şartları okuması, okutması ve bilmesi lazımdır. Eğer bilmese bütün iş ve amelleri ona haramdır. Kıyamete imansız gider. Böyle bilesiniz. Her türlü sorunları hailede, şeytanın vesvese ve hilesinden kurtara. Her ne tür oiursa olsun hiçbir pirin ihtiyacı olmaya, bütün işlerini amellerini hayra tuta. Allah'ın evliyaları Oniki Imamiar'ın şartlarıdır. Onların cümlesine övgü salâvat ve selam olsun.

Allah'ın Nebisi Hazreti Muhammed (s.a.a) buyurmuştur ki: "Mümin kimse söz verdiği zaman ona vefalı olan kimsedir." Elbette mümin yalan söylemez. Yine buyurmuştur ki: "Mümin ona derler ki, ahdi ikrarı üzerine başını vere." Yine Allah'ın Nebisi (s.a.a) buyurmuştur ki: "Men la ahdehu lehu vela dini lehu"yân\,

14-Burada yarım sayfa kopuk ve silinmiş. Çok eski olduğundan devamı okunup yazılamamıştır. Ve bunlar Ehlibeyt Oniki İmam yolunun İslam anlayışıyla dinin mezhebin beş asıllarıdır. Usulü dindir. Yani dinin asılları usulleridir. Teferruatı ise on dur. Diğer 12 imam inancı yolu Ehlibeyt kitaplarında beyan olunmuştur, "Bir kimsenin ahdi ikrarı bütün olmasa onun dini yoktur."

Oğul babasının emrini tuta, muhalefet ettiği işlerinden özür dileye ve baba oğluna eğitim, öğretim vere, terbiye ede, yetiştire, irşat ede ve doğru yolu göstere. Bir hadiste buyurmuştur ki: "Baba hakkı Tanrı hakkıdır. Oğula doğru yolda kılavuzluk etmek Tanrı hakkıdır."Zira çiğden pişmişe döne. Terbiyesi, eğitimi ve öğretimi olmasa ham kalır. Eğer günde bin kez satır pahası yerse hak deyip emrine muti olmaktır. Atasının emrine itaat etmektir.

Eğer sözüne muhalefet ederse, ahdinden düşmüş olur ve imansız gider. İki cihanda şeytan gibi lanetlenir ve kovulur. Hz. Muhammed Mustafa'nın, Aliyyel Murtaza'nın ve Diğer İmam-lar'ın şefaatinden mahrum kalır. Ve hem âlimler dine nazar (kendi görüş fikrini) katmazlar. Zira ki, yalancılardan ümmet olamaz. "Haberiniz olsun ki yalancı


ümmetim değildir" mübarek hadisi -sözü ve kelamı- sebebiyle ve hem de şu ayette buyrul-duğu gibi: "Veylun yevmeizin lif mukezzibin" manası budur ki: "Veylun cehennem çukuru yalancılar içindir." Hem tarik yolunda haysiyetini pak, ihlâs ve itikadını kuvvetlendirerek korkmaya. Zira ayeti şerife de buyrulur: "0 gün (kıyamette) onlara ne bir korku ve ne de bir hüzün vardır"

Bir Hadiste buyurmuştur: "Men la mürşide lehu vela dini lehu" Manası budur ki: "Bir kimsenin mürşidi olmasa onun mürşidi Şeytan olur ve hem delil olmayınca yol bilinmez." Hazreti Nebi aleyhisselam buyurur: "İki kere doğmayan Melekût âlemine -gökler ruhani manevi âlemine ulaşıp giremez" (biri anadan doğmaktır hayat bulmaktır. Diğeri âlim, mürşit, pir elinden doğmak hayat bulmak, gafletten uyanıp diri olmak ve maneviyat bu-lup dirilmektir)

Birinci Bab: Tarikatta İlk önce bir günah işleyen kimsenin evvel derecesi, hemen sehven secdedir. (Yanlışlığı düzeltmek özür İçin, bağış için, Hakka yapılan secdedir) Bir daha günah edecek olursa günahına göre yine sehven secdedir. Bir daha işlerse bu kere ona sitem olur. (cezalandırılır) Tarik, Elif Allah'tır, tercüman birdir.

Ama bir kimse yine bilerek bir işi işlese ki ona, tercüman vermese (Lokma vermese, hayır dua almasa) sitemli sitem olur. Bu kere tarik Allah, Muhammed, Ali'dir. Tercüman dahi üçtür bir kimse tarikatta, kâmilleşme yolunda sona doğru ilerlese ve adım atsa nesi gerekse bilir. Aklı kâmil olur. Karını ziyanını fark eder. Tarikatta o kimse kâmil olur. Böyle bilesiniz.

İkinci Bab: Hakikat makamına erse adım atsa ve bir günah işlese ama yine kendisine kimse demeden kendi görürse secde ve tarikli olmaz ve ama gayri kimse göre ve hem recrine dahi vermemiş olursa o kimse yol içinde cezalıdır. Sitemlidir duası lokması vardır. Onun dahi Elif Allah'tır tercüman birdir ve eğer bir

kimse bir günah işieye bu kere Muhammed Ali'dir üç öreler tercüman üç ala ve eğer bir günah daha ederse bu kere tariki cezasını Oniki öreler. Tercüman (lokma) on iki alalar zira ki son makamlara adım bastı bundan gayri birdir. Bu olunca ya aslından sitem birdir. Zira ki, bir kimse son makam yurduna oturur hiçbir işte kusuru olmaz kâmil olur hakikat ehli olur.

Üçüncü Bab: Marifetin son makamlarıdır. Eğer bir kimse bu makamlarda olsa bir günah işlese ama büyük günah yerine kendi görüp ve bendendir günahkârım dese. Elif Allah'tır tercüman dahi olur. Ama gayri kimse görse ona şu günahı ettin dese bu kere onun tariki Allah, Muhammed, Ali'dir tercüman olur, ama büyük günahlı

olsa büyük günah işlese dahi gelip mürvet deyip darına dursa onun tariki on ikidir tercüman on ikidir. Ama eksik olursa siz sitemli (cezalı) olursuz. Zira ki evliya edebi yerini bulmaz ama gelip insaf vermese o kimse kırk gün sürgündür. Kırk gün tamam olacak ve mürvet deyip darına durup mürvet kabul olacak. O vakit ki olacak tarik kırk olur ve hem kırk tercüman alalar. Zira ki marifette bu makamın tariki tercümanı kırktır. Birisi eksik olmaz ve dahi bu makamda olanın yükünü kimse götürmez caiz değildir. Bir türlü dahi olursa sitem eksik olur.15

Bir dahi budur ki; Yol ehli tarik ehli şeyhin pirin, mürşidin nefesidir ki tarikat (yol) imandır. Böyle bilesiniz işte bu yolun aslı budur. Yol ehlinin yüce ameli budur ki, Taharetsiz (abdestsiz gusülsüz) yürümeye, namazında kıyamda ayakta, rükûda ve secdede namazına sahip çıkıp ayakta tutup beş vakit

namazında ONİKİ İMAMIN ve geçmiş şeyhlerin, pirlerin, mürşitlerin, âlimlerin ulu büyük seyyidlerin ervahı ruhlarına ve âlem padişahına dua edeler ve eğer taharetsiz yürüyüp, namazında kıyamda, rükûda, secdede, beş vakit namazında ayakta durup amel ve ibadet edip emirlerini yerine getirip yürümese cümle bütün işleri amelleri ortadan kalkar geçersiz olur. Dünyadan ahirete imansız giderler böyle bilesiniz.
Eğer sorsalar ki, Tarikatta secde nedir?

Cevap ver ki: Teslim olmaktır. Şimdi tarikat yolunda ki, teslimden murat şudur; başımı yolunuza koydum artık benim değildir. Zira er meydanı hak meydanıdır. Şimdi bu meydana girene başımı top eyledim demektir. Ve başından geçmektir. Böyle olursa bu kimseye tasdikle teslim kılmaktır diye tarik yolundan sıdkını muhkem edip âlimler, seyyidler, şeyhler, pirler, mürşitler izini yolunu gözlemektir. Edep üzerine ama icap üzerine olmasa bu gerekleri yerine getirmese icabet etmese o kimsenin secdesi ve hem teslimi tamam olmaz. Ve secde ile nevi secdede (yani

15-Tarikatta bu yol ve erkanda tarikten murat toplantıda sohbet halkasında meydanda halk içinde hatasını günahını bilip yaptım deyip ikrarda bulunup ve bir daha yapmamak üzere tövbe edip lokmasını tercümanını veren kafiyeli hayır dua alan kimsenin sırtına Zülfİkar'f temsilen Tarık'ı (Asayı) sırtına duruma göre bir iki üç veya daha fazla sürmek veya altından geçirmektir. Ve ayrıca cezasma göre o zamanın para birimi akçe alarak dergâha, pire, mürşide, halifeye ve gazilere verilmektedir. Bunlar daha temiz toplum İyi İnsan dürüst ahlaklı insan terbiye etme yollarından tarikat erkânlarındindlf. Çeviren.

ilk kapı şeriat kapısında namazda Kabe kıblesine dönülerek yapılan secde ile tarikat yolunda sohbet halkasında meydan da yapılan secdenin diğer bir çeşidinde cemal cemala yapılan secdede) murat Hak için ise burada korku yoktur ve eğer bir nesneye uyup ederse halka veya bir nesneye secde ederse olmaz ve eğer denilse ya bu secde niçin oldu (yani Hz. Âdem'e niçin secde edildi?) Cevap: O vakit Allahu Teala Âdem'in kalbini kendi yarattı ve kudretiyle düzdü ya melaikeler secde edin Âdem'e deyip emir etti. O emir (secde emri gerçekte

Cenabı Hakka oldu Âdem'e değil) şimdi o vakit Hak kendini Âdem'in kalbinde sakladı ve melaikeleri kendine secde ettirdi. Burada secde Hak için oldu ve bu secde ibadet oldu. Zira emiri haktır er meydanı hak meydanıdır. Bu kimse kendini Hakka teslim edip başını secdeye koyduğunda, hakkı onda görüp müşahade edip (yani başını secdeye koyduğunda hakkı onda görmüştür yani Hz. Âdem'e secde edilirken secde gerçekte Allah'a edilmiştir. Gören Hakkı

Hz. Âdem'in kalıbında görüp Hakka secde etmişlerdir) şimdi başını secdeye koymak lazımdır. Zira ki bir kimse hakkı bir eşyada temaşa etti ona lazımdır başını secdeye koya tevazu ve alçak gönüllülük için. Zira Hz. Resul ona selam olsun buyurur ki: "Herkesin ümidi vardır. Eğer halk için (yaratılmışlar için, yaratılmış kişi için ona) secde etse o kimse mutlak kâfir olur böyle bilesiniz."16

16-"Hani bir zaman meleklere Âdem'e secde edin demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise imtina etti ve büyüklük tasladı ve o kâfirlerden idi" (Bakara süresi ayet 34) Âdem'e secde edin; bu ayetten Allah'ın emrine uymak suretiyle ona boyun eğme söz konusu olduğu zaman selamlama ve saygı sunma amacıyla Allah'tan başkasına secde etmenin cevazı anlaşılmaktadır. Bunun bir örneğinde Hz. Yusuf kıssasında görülmektedir

"Ana babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar Yusuf dedi ki; babacığım işte bu önceden gördüğüm rüyanın tevi-lidir. Rabbim onu gerçek yaptı" (Yusuf süresi ayet 100) İbadet kulun kendini kulluk statüsüne oturtup bunu kanıtlayacak davranışlar sergilemesidir.

Dolayısıyla kulluk kastı taşıyan bir fiilde efendinin efendiliğini açığa vurma salahiyeti olmalıdır. Ya da kulun kulluğunu sergileme kabiliyeti olmalıdır. Efendinin karşısında secdeye kapanmak, rukuya eğilmek, o oturduğu zaman önünde hazır ol vaziyette ayakta beklemek, yürüdüğü zaman peşinde yürümek gibi,

buna karşı kulluğun alçaklığını en çarpıcı biçimde somutlaştıran fiil secdedir. Çünkü secde de yere kapanma ve yüzü yere sürme gibi alçalma pozisyonu söz konusudur. Ancak biz'secde zati bir ibadettir şeklinde iddiaya katılmıyoruz. Çünkü zatla ilgili olan bir şey hiçbir zaman ondan ayrılmaz. Ama bu fiil ibadet kastı ile yüceltme duygusundan başka gerekçeyle de yerine getirilebilir.

Alay etmek ve küçümsemek amacıyla secdeye gitmek gibi ibadet kastı İle yerine getirilirken kapsadığı tüm unsurları içinde barındırıyor olmasına rağmen böyle bir davranış ibadet niteliğini kazanmaz. Evet diğer kulluk kastı taşıyan davranışlara kıyasla ibadet anlamı secde fiilinde daha belirgindir. Zati bir ibadet olmadığına göre de mabutluk Allah'a özgüdür diye zatı hesabıyla Allah'a özgü kılınmış değildir. Eğer ortada bir engel varsa bu şer'i veya aklen yasaklanan şeyse Rabiik niteliğini Allah'tan başkasına yakıştırmaktan başka bir şey değildir.

Fakat Rabiik niteliğini yakıştırmaksızın Allah'tan başkasına saygı göstermek onu yüceltmek daha doğrusu nezaket kurallarının gereğini yerine getirmek meselesine gelince bunun yasak olduğuna dair kanıt yoktur. Elimizde ancak ne var ki dinin zahiri amelleri ile içli dışlı olmanın insana kazandırdığı dinsel haz, bu secdenin yüce Allah'a özgü kılınmasını, sırf selamlaşma veya saygı sunma amacıyla da olsa bu fiilin Aİiah'tan başkasına sunulmamasını öngörmektedir. Meleklerin Âdem'e secde etmeleri Allah'a yönelik itaatin ve Âdem'e karşı besledikleri sevginin ifadesiydi.

İmam Musa Kazım'dan (a.s) şöyle rivayet edilir: "Bir Yahudi geçmiş peygamberlerin mucizeleri karşısında Hz. Peygamberin ne gibi mucizeler gösterdiğini Hz. Ali'den sormuştur. Demiştir ki: Allah meleklerine Âdem için secdeye kapanmalarını emretti söyler misiniz? Muhammed için bur türden bir şey yaptı mı? Bunun üzerine

Hz. Ali (a.s) buyurdu ki: Dediğin gibi oldu ne var ki, yüce Allah meleklerine Âdern^ için secdeye kapanmalarını emretmesi onların Allah'ı bîr yana bırakarak Âdem'e kulluk sundukları anlamında değildir. Aksine bu onların Âdem'in üstünlüğünü ve Allah'ın ona bahşettiği rahmeti kabul ettiklerinin bir ifadesiydi. Hz. Muhammed'e gelince bundan daha fazlası ona verilmiştir.

Yüce Allah o sonsuz mülkünde ona selam ediyor. Tüm melekler ona esenlik diliyor. Müminler ona selavat getirmekle Allah'a kulluk sunuyorlar. İşte bu onun daha üstün bir konumda olduğunun göstergesidir. Ey Yahudi.."(Kaynak; Elmizan adlı Ehlibeyt Oniki İmam yolu inançlı Kuran tefsiri sayfa 194)

Bir hadiste Hazreti Resulün miraç kelamında Allah buyurmuştur: "Ya Muhammed Allah yarattı İnsanı" yani, Ya Muhammed demektir, (eşrefi mahlûkat kâmil insan olarak seni yarattı demektir.) Ama insan iki türlüdür biri Âdem'dir, biri Suret-i Âdem'dir, (görünüşte insan suretindedir ama) manada hayvandır. Toprak ve toprak Imam-ı Ebu Talip oğlu


Hz. Ali'dir. Kerremallahu vechehu ve imam Aliye Ebu Türap (toprağın babası atası) onun İçin dediler. Her hakikat ve marifet yolunda yürüyen kimse ki toprak, toprak gibi olma makamına erişe ve Velayet (velilik imamlık) ve Nübüvvet (Peygamberlik) bir olur. Zira Velayet ve Nübüvvet birdir. Velayet, Nübüvvetin batınıdır. Nübüvvet Velayetin zahiridir.

Hz. Resul (s.a.a) buyurmuştur ki: "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" Manası budur ki: "Nefsini bilen Rabbini bilir, nefsini bilmeyen Rabbini bilmez." böyle bilesiniz.
İmam Caferi Sadık (a.s) dervişlere ve sofilere dört kapı buyurmuştur:

Toplantılarda, sohbet halkasında, Tarikat tasavvuf yolunda cemal cemale yapılan secde karşısında ki insana değil Hak'kın gücü, kudreti, nuru, yaratılışta ki güzelliği insan olması sıfatıyla hakkı ve hakkın varlığını, birliğini, kudretini, güzelliğini insan da görüp secde kılmasıdır. Hakikatta secde Cenabı Hak'kadır, kula değildir.

Kuiu kast edip ona secde etse caiz ve hak değildir. Ayrıca Hz. Muhammed Ali'nin, Oniki imamların nuru Hz. Âdem'den başlayıp bütün peygamberlerde devam etmiş, Hz. Ebu Talip ve Hz, Abdullah'ta bu nur ikiye bölünmüştür. O nur hesabıyla meleklerin Adem'e secde kılmaları is-tenmiş ki Hak'kın nurundan yaratılmışlardır. Secde hakikatte Hakka yapılmıştır. Kabe'ye dönülüp kiiınan namazda da secde Hak'ka yapılmaktadır. Fakat yön olarak oraya dönülmektedir

ve Kabe'nin etrafında toplanıp tavaf edenler ve daire halinde her yönden yönelip Kabe'de kılınan namazda bu görülmektedir ve dahi tarikatta ki tasavvufta Kabe'de kılınan namaz ve secdeye teşbihen, ilk kapı şeriat kapısında Kabe'ye karşı kılınan namaz gibi öylede tarikatta toplantılarda sohbet halkalarında yapılan secdede yön cemal cemaledir Kabe yanında kılınan eda edilen secdede ki gibi fakat secde karşıda ki insana değil Cenabı Hakkadır onun varlığına bıriiğinedir,
Evvel: Şeriat İkinci: Tarikat Üçüncü: Marifettir Dördüncü: Hakikattir

Zira Hazreti Resul Muhammed Mustafa (s.a.a) buyurmuştur: 'Şeriat, Tarikat kapımızdır, Marifet yolumuzdur, Hakikat sırrımızdır." Yine buyurmuştur ki: "Şeriat ağaçtır, budakları Tarikattır, yapraklan Marifettir, yemişleri meyvesi Hakikattir." Her derviş bu dört kapıda bulunmasa ona sofi demeyeler. Sofi ona derler ki, bu dört kapıda buluna eğer bulunmasa bütün erkânlar yol yordam ona haramdır. Böyle bilesiniz.

İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurur ki: Tarikatta yedi nesne farzdır.
Evvel: Cömertlik, mertliktir.
İkinci: Marifettir.
Üçüncü: Yakınlıktır.
Dördüncü: Rızadır.
Beşinci: İhlâstır.
Altıncı: Tevekkül'dür.
Yedinci: Mürüvvettir.
Ve Tarikat Yolunda Üç Sünnet Yedi Farz

Birinci: Her daim, Tevhid ile meşgul ola.
{Her lahza an Cenabı Hakkın varlığını, birliğini, kudretini zikir ede, "Lailahelllallah" Allah birdir diye)
İkinci: Kalbine kimseden ve hiçbir şeyden yana düşmanlık
koymaya.

Üçüncü: Kendine ne satarsa, başkalarına onu satı,Bir hadiste Hazreti Resulün miraç kelamında Allah buyurmuştur: "Ya Muhammed Allah yarattı insanı" yani, Ya Muhammed demektir, (eşrefi mahlûkat kâmil insan olarak seni yarattı demektir.) Ama insan iki türlüdür biri Âdem'dir, biri Suret-i Âdem'dir, (görünüşte insan suretindedir ama) manada hayvandır. Toprak ve toprak İmam-ı Ebu Talip oğlu Hz. Ali'dir. Kerremallahu vechehu ve imam Aliye

Ebu Türap (toprağın babası atası) onun İçin dediler. Her hakikat ve marifet yolunda yürüyen kimse ki toprak, toprak gibi olma makamına erişe ve Velayet (velilik imamlık) ve Nübüvvet (Peygamberlik) bir olur. Zira Velayet ve Nübüvvet birdir. Velayet, Nübüvvetin batınıdır. Nübüvvet Velayetin zahiridir.


Hz. Resul (s.a.a) buyurmuştur ki; "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" Manası budur ki: "Nefsini bilen Rabbinî bilir, nefsini bilmeyen Rabbini bilmez." böyle bilesiniz.
İmam Caferi Sadık (a.s) dervişlere ve sofilere dört kapı buyurmuştur:

Toplantılarda, sohbet halkasında, Tarikat tasavvuf yolunda cemal cemale yapılan secde karşısında ki insana değil Hak'kın gücü, kudreti, nuru, yaratılışta ki güzelliği insan olması sıfatıyla hakkı ye hakkın varlığını, birliğini, kudretini, güzelliğini insan da görüp secde kılmasıdır. Hakikatta secde Cenabı Hak'kadır, kula değiidir. Kulu kast edip ona secde etse caiz ve hak değildir. Ayrıca Hz. Muhammed Ali'nin, Oniki imamların nuru Hz, Âdem'den başlayıp bütün peygamberlerde devam etmiş, Hz. Ebu Talip ve Hz. Abdullah'ta bu nur ikiye bölünmüştür.

O nur hesabıyla meleklerin Adem'e secde kılmaları istenmiş ki Hak'kın nurundan yaratılmışlardır. Secde hakikatte Hakka yapılmıştır. Kabe'ye dönülüp kılınan namazda da secde Hak'ka yapılmaktadır. Fakat yön olarak oraya dönülmektedir ve Kabe'nin etrafında toplanıp tavaf edenler ve daire halinde her yönden yönefip Kabe'de


kılınan namazda bu görülmektedir ve dahi tarikatta ki tasavvufla Kabe'de kılınan namaz ve secdeye teşbihen, İlk kapı şeriat kapısında Kabe'ye karşı kılınan namaz gibi öylede tarikatta toplantılarda sohbet halkalarında yapılan secdede yön cemal cemaledir Kabe yanında kılınan eda edilen secdede ki gibi fakat secde karşıda ki insana değil Cenabı Hakkadır onun varlığına birliğinedir,
Evvel: Şeriat İkinci: Tarikat Üçüncü; Marifettir Dördüncü: Hakikattir

Zira Hazreti Resul Muhammed Mustafa (s.a.a) buyurmuştur: "Şeriat, Tarikat kaptmızdır, Marifet yolumuzdur, Hakikat sırrımızdır."Yine buyurmuştur ki: "Şeriat ağaçtır, budakları Tarikattır, yaprakları Marifettir, yemişleri meyvesi Hakikattir." Her derviş bu dört kapıda bulunmasa ona sofi demeyeler. Sofi ona derler ki, bu dört kapıda buluna eğer bulunmasa bütün erkânlar yol yordam ona haramdır. Böyle bilesiniz.
İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurur ki: Tarikatta yedi nesne farzdır.
Evvel: Cömertlik, mertliktir.

İkinci: Marifettir.
Üçüncü: Yakınlıktır.
Dördüncü: Rızadır.
Beşinci: İhiâstır.
Altıncı: Tevekkül'dür.
Yedinci: Mürüvvettir.
Ve Tarikat Yolunda Üç Sünnet Yedi Farz

Birinci: Her daim, Tevhid ile meşgul ola.
(Her lahza -an- Cenabı Hak'kın varlığını, birliğini, kudretini zikir ede, "Lailaheillallah" Allah birdir diye)
İkinci: Kalbine kimseden ve hiçbir şeyden yana düşmanlık, koymaya.'
Üçüncü: Kendine ne satarsa, başkalarına onu sata.

(Kendi için istediğini başkası içinde isteye. Kendi için sevmediği istemediği şeyi başkası içinde istemeye. Kendisi için almayacağı şeyi başkasına satmaya) Her derviş bu yedi farz ve üç sünnetten düşerse tercüman vardır. (Tarikatta cezası lokması ve duası vardır)
Ve farzda budur ki: Zahirini nasıl sakınırsa imanını öyle sakına.


Bir farz daha budur ki: Dört makamda (şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapısında) ola.
Ve bîr farz dahi budur ki: Pak ola (Eli ve eteği her kötülük, günah ve haramdan pak temiz ola)
Bir farz budur ki: Terbiye ve irşat edici âlimin, pirin, mürşidin sözüne itaat ede tabi ola.
Ve bir farz budur ki: Musahip hakkını muhabbete yetire.

Ve bir farz budur kî: Halifeden tövbe ala yani, tövbenin nasıl yapılacağını öğrene.
Sofinin bir şartı da budur ki: Özrünü, özünü pirlere, mürşitlere, âlimlere götüre. Bu sünnetleri yapmayana ve bu şartları taşımayana sofi deyip inanmayanız. Azap vardır. Ve birinci sünnetten düşen talibin görgüsüne bakasın, nasıl hizmet ederse onunla kabul edesin. İkinci sünnetten düşen talip (ceza olarak) üç Akçe ödesin.

Üç Akçe'nin birini halifeye, İkisini gazilere veresin. Üç sünnetten düşen talip beş ödesin. Beş Akçe'nin ikisini halifeye veresin üçünü gazilere. Birinci farzdan düşen talip beş ödesin, Beş Akçe alasın ikisini halifeye üçünü gazilere veresin. İkinci farzdan düşen taiip yedi ödesin ve yedi Akçe alasın dört akçe gazilere üç Akçe halifeye veresin. Üçüncü farzdan düşen talip dokuz ödesin. On Akçe gazilere veresin ve yedi Akçe halifeye veresin.
Dördüncü farzdan düşen talip on sekiz ödesin. On yedi Akçe

gazilere on Akçe halifeye veresin. Eğer tövbeden düşmüş olsa, musahipten düşmüş olsa. Bu üçünün günahı birdir. Tarik kırk ödesin. Otuz dört Akçe gazilere tercüman alasın, on dokuz akçe halifeye veresin, ama bu kimseye derman yoktur. Evliya derman eder. İmam Caferi Sadık'a (a.s) Talip olanın hali böyle olur dedi. Şeyhler, pirler, mürşitler sizden şakirola, razı ve rızalı ofa.

Ve Risalet Peygamberlik sahibi, hakikat gülistanının bülbülü, dünya ve ahiretin insanı kâmili, hakikat mürşidi, yol göstericisi üstadı, büyük ulu zatı, delili ve burhan ayeti, nişanesi, softayı sefa ashabının nurlu münevver dolunayı, yüce yüksek vefalı, razı olunmuş, razı edilmiş, razı olmuş, seçkin, arı, duru, masumu pak yani ki, ruhu pak Muhammed Mustafa selavatullahi aleyhim ecmain fenadan (dünyadan) beka memleketine (ahirete)

nakil etmek üzereyken Hazreti Ali'yi katına çağırdı buyurdu: "Ya Ali ben dünyadan ahirete giderim, sana bir nice türlü vasiyetim vardır diyeyim yadigârım olsun. Siz dahi bu adları saklayın (anın zikredin sahip çıkın) ben dahi sizden şakir ola-yım, razı olayım ve Hak Teala size cemalini göstere, Ya Ali her kim evliyanın adını saklaya veya vasiyetini tuta o talip benim dostumdur. Ve o talip ki benim adımı saklamaz (anıp zikir etmez sahip çıkmaz) düşmanımızdır o vakit vasiyetlerini etti."


Ve o vakit Şeyh Seyyid Safi rahmetullah aziz buyurdu ki: Ne zaman talip evliyanın (Ehl-i Beyt'İn) adını yerine getirmese Allah ondan uzak olur, melaikeler bezer ve lokması yenilmez. Bunlar benim vasiyetlerimdir. Zikri haktır ne zaman bunları yerine getirse evliya ona dosttur.

Ve Şeyh Seyyid Safi oğlu Sadreddin'e buyurdu ki: "Talibin üç günahı vardır; biri gıybet söyleye, (dedikodu ede söz getire götüre) biri yalan söyleye, biri evliyayı gönlünden çıkara! Ne zaman bu üç nesneyi bilip kaçmasa, ömründe ne kadar sevap varsa kabul olmaz, Dünyadan ahrete imansız giderler ve üç talip bir yerde ola, üçünün biri evliya nefesi (fermanı tavsiyesi sözü buyruğunu) söyleye, bir talipte onu kabul etmeye, o talip haramdır. O sohbet haramdır. Orda oturanlar imansızdır."17
Şeyh Seyyid Safiye buyrulur: Bir talip eksiğini bilmese makbul olur mu, olmaz mı?

Şeyh Seyyid Safi buyurur: Şeyh Sadreddin, o makamından olur. O makam cennettir, evliya makamıdır. Ve dahi pirinden tercüman hâsıl ola, talipler ondan nispet etmeyeler. Eğer nispet etseler ve yüz görseler o lokma haramdır, yemeyeler. Eğer yerlerse dünyadan ahirete imansız giderler, böyle bilesiniz. Evliyaya düşman olursunuz. Talip o dur ki; evliya nefesiyle yürüye; zira evliya nefesi (Ehi-i Beyt) zaruridir. Ne vakit onun emrini tutmasa yüzü karadır.

Şeyh Seyyid Safiye sorulur: Talip evliyayı (Ehl-i Beyt'i) bulmasa nasıl olur?
Şeyh Seyyid Safi rahmetullah aleyh buyurur: Talibin günahı o dur ki, Evliyayı gönlünden düşüre o zaman Allah ondan uzak olur, evliya, melaikeler ondan bezer, talip bezer, bir talip ona alaka gösterse o talip ona artık düşman olur ve ondan uzak ola-lar ve yakın olan asi olur dünyadan ahrete imansız gider. Böyle bilesiniz, ona yakın olan talibin ömründe ettiği sevap hebaya gider.

Şeyh Seyyid Sadreddin buyurur ki; Ya Şeyh Safi! Talip ki öldü namazını kim kılsın?
Şeyh Seyyid Safi buyurur: O kimse kılsın ki evliyaya (Hz. Oniki İmamlara) iman getirmiş oia. Gayrı kimse kıEsa o meyyit dünyadan ahrete imansız gider ve Oniki İmam düşmanıdır. Dedi.

Şeyh Seyyid Sadreddin sorar: Talip aileden sülalesinden birisini münafığa verse hali nedir?
17-Evliya'ya muhabbet, iman ve adını zikir etmekten kasıl, Hz, Peygamber, Hz. Falıma ve Hz. Oniki imamlardır.
Şeyh Seyyid Safi Buyruğu <& 101

Şeyh Seyyid Safi buyurur ki: Oniki İmam'ın etini yemiş gibidir. Dünyadan ahrete imansız gider, böyle bilesiniz.
Şeyh Seyyid Sadreddin sorar: Talibin imanı neyle kâmil olur?

Şeyh Seyyid Safi buyurur: Evliyaya (Hz. Oniki İmamlar'a) iman getirmeyle ve tövbe eylese ve Tevhitle daima meşgul olsa (Hakkın varlığını birliğini zikretse dilinden düşürmese) ve taharetli (abdest, gusüllü) olsa imanı kâmil olur. Benim dostumdur, böyle bilesiniz.

İmam Caferi Sadık (r.a) buyurmuştur: "Bir talip boğazından karnına haram lokma geçe veya bir halli (düşkün) kişiyi dost tu-tunsa ve bir taiip mahremini bilmese o talipten evliya bezer ve melaikeler bezer, hem yezittir. Her kim şah kullarıdır, Evliyaya tabidir eli eteği her günah ve haramdan pislikten tertemiz ola ve bu vasiyeti anlıya dahi tuta. O talip evliyalar yanındadır. Dünya ve ahirei cümle bütün korkulardan emin ola. Her kim bu vasiyetleri işitir inkâr ederse o talip evliyalar düşmanıdır. Yezittir ve dahi dört mezhepten de mürtettir gafil olmayanız,

(yani yalnız 12 İmam yolundan Ehlibeyt Mezhebi'nden değil diğer Ehlisünnet dört mezhepten bile sürgündür kovulmuştur)"
Şeyh Seyyid Safi buyurur: Talibin hakkı ameli o dur ki, halkın cahilinden uzak ola ve biri dahi mahremini bile ve cümle yaramaz fiillerden ve kötü işlerden elini çeke.

Şeyh Seyyid Safiye buyrulur: Talipler birbiriyle nasıl dirilsin nasıl bir araya gelsinler görüşsünler?
Şeyh Seyyid Safi buyurur: Ne zaman bir talip bir talibin evine varsa, lokmasını saklasa, o kimse Allah katında yüzü karadır ve vallahi asidir. Ama müstahak ola eğer gayri yüzden olursa imansız gider.

Şeyh Seyyid Safi buyurur: Talip, iki gönülü bir edip oturmasa münafıktır. Zira talibin dışarısı halka gerektir, içerisi evliyaya gerektir. Ne zaman evliya makamını halka gösterse yol düşmanıdır hem bizim düşmanımızdır ve dahi dünyadan ahirete imansız gider.