EHL-İ BEYT VE EHL-İ SÜNNET EKOLLERİ
 

1- Müslim, Cabir b. Semure'den şöyle rivayet eder: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Kıyamet gelip çatıncaya ve tamamı Kureyş'ten olup da

üzerinizde halifelerim olan on iki kişi gelip geçinceye kadar din, sapasağlam ve dipdiri kalacaktır. Aynı hadisin Arapça metni bir başka rivayette de "lâyezal emru'n- nâsi mâziyen..." ibaresiyle, iki rivayette "ilâ isnâ aşere halife..." şeklinde ve Sünen-i Ebu Davud'da da "hatta yekunu aleykum isnâ aşer halife" şeklinde ve bir hadiste de "ilâ isnâ aşer..." tabiriyle geçmektedir. [474] Sahih-i Buharî'de Cabir b. Semure'den şöyle rivayet edilir:

Allah Resulü'nün (s.a.a) "Emir sahipleri 12 kişidir." Buyurduğunu duydum. Ardından, bir şey daha söyledi, ama onu tam olarak anlayamadım. Babamdan sorduğumda dedi ki: Allah Resulü, "Onların tamamı Kureyş'tendir." buyurdu. Bir başka rivayette de şöyle geçer: Allah Resulü (s.a.a) bir şey daha söyledi; ama ben anlayamadım, babamdan "Peygamberimiz ne buyurdu?" diye sordum. "Hepsi de Kureyş'tendir. buyurdu." diye cevap verdi.[475] Bir rivayette de buna ilaveten şu cümle geçer: Düşmanların kin ve nefretleri onlara hiçbir zarar veremez.[476]

2- Bir rivayette şöyle nakledilmektedir: Bu ümmetin işi yolunda gidecek ve düşmanlarına daima galip olacaktır; hepsi de Kureyş'ten olan 12 halefimin iktidarı boyunca durum bu minval üzere olacaktır. Onların iktidarı sona erdikten sonra ortalık karışacak, her şey alt üst olacaktır.[477]

3- Bir başka rivayette de bu hadis şöyle geçer: Bu ümmetin 12 yöneticisi olacaktır. Hepsi de Kureyş'ten olup, onlara itina göstermemek, onlara hiçbir zarar veremeyecek -bilakis, itaat etmeyen zarar görecektir.[478]

4- Aynı hadis, bir rivayette de şöyledir: 12 kişi yönetimde bulunduğu sürece insanların işi yolunda gidecek...[479]

5- Enes b. Mâlik de bu hadisi şöyle rivayet eder: Kureyş'ten olan on iki kişi hayatta olduğu sürece bu din de varlığını koruyacaktır; onların devri tamamlanınca dünyanın da sonu gelecek ve her şey alt üst olacak, kargaşa ve anarşi dünyayı saracaktır.[480]

6- Aynı hadis bir diğer rivayette de şu şekilde geçer: Tümü Kureyş'ten olan 12 yönetici kıyam ettiği sürece halkın işleri yolunda olacaktır...[481]

7- İmam Ahmed b. Hanbel, Hâkim ve diğer kaynaklar Mesruk'tan naklen şöyle rivayet etmektedirler (biz Ahmed b. Hanbel'den naklediyoruz):

İbn Mes'ud'dan Kur'ân öğrenmekle meşgul olduğumuz bir akşamdı, adamın biri söze karışarak, "Ey Ebu Abdurrahman!" dedi, "Resulullah'tan, bu ümmetin başına geçecek halifelerinin kaç kişi olduğunu sordunuz mu?" İbn Mes'ud şöyle cevap verdi: Irak'a geldiğimden beri kimse bu soruyu sormadı benden. Evet, Hz. Peygamber'den bunu sorduk; İsrail Oğulları'nın nakibleri sayısınca, yani 12 kişi olduğunu söyledi."[482]

8- İbn Mesud'un Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet ettiği nakledilir: Benden sonra halifem olacak kişilerin sayısı, Musa'nın ashabının sayısı kadardır.[483] İbn Kesir, bu cümleden sonra şöyle yazar: Aynı mealdeki bir hadis Abdullah b. Ömer, Huzeyfe ve İbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir.[484] İbn Kesir'in kastettiği bu rivayetin, Hâkim Haskanî'nin mi, yoksa bir başkasının mı İbn Abbas'tan aktardığı rivayet olduğu ise belli değildir.

Yukarıda -en güvenilir kaynaklardan, üstelik çeşitli şekillerde ve defalarca aktardığımız bütün- bu rivayet ve hadislerin de net olarak ortaya koyduğu üzere Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra ümmeti idare edecek olan ve onun halifesi bulunan kişilerin sayısı 12'dir ve bunların tamamı Kureyş'tendir. Bu hadislerde defalarca geçen, "Kureyş"tendirler ibaresini Emirü'l-Müminin Hz. Ali (a.s) açıklamakta ve şöyle demektedir: Ümmetin imamlarının hepsinin Kureyş'ten olduğu buyruğu, hepsinin "Hâşim Oğulları" boyundan olduğudur, Kureyş'in başka boylarından değil! Çünkü Kureyş'in diğer boylarının ümmetin imametini üstlenebilecek salahiyet ve yetkileri yoktur.[485] Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Yeryüzü, Allah'ın hükümleriyle hükmeden bir kâim ve hüccetten asla yoksun kalmayacaktır; ister Allah'ın bu hücceti açık, aşikâr ve tanınmış olsun, ister İslâm dininin yok olmaması ve Allah'ın delil ve burhanlarının unutulmaması için düşmanların elinden gizlenmiş ve gözlerden saklanır hâle gelmiş olsun![486]



Tevrat'ta Geçen 12 İmam

İbn Kesir, meşhur Tarih'inde şöyle yazar: Yahudilerin elinde bulunan Tevrat'ta şöyle bir mazmun geçer: Allah Tealâ İbrahim'i İsmail'in doğumuyla müjdeledi ve İsmail'le onun evlâtları vasıtasıyla soyunun üreyip çoğalacağını ve bunların arasından çok değerli 12 büyüğün zuhur edeceğini bildirdi.

İbn Kesir bunu aktardıktan sonra şöyle yazar: İbn Teymiye, bu çok değerli büyük insanların; Cabir b. Semure'nin rivayet ettiği hadiste zuhur edip bu -İslâm- ümmet içinde ard arda gelecekleri müjdelenen 12 kişi olduğunu söylemiş ve dünya, ancak onların zuhurundan sonra son bulacaktır demiştir. Daha sonra İbn Kesir kendi görüşünü şöyle açıklamaktadır: Müslüman olan Yahudilerin çoğu, Rafizîlerin imamlarının, Tevrat'ta müjdelenen bu 12 kişi olduğunu zannederek bir hataya kapılmış ve Şiî olmuşlardır.[487] İbn Kesir'in bahsettiği müjdeleme olayı bugün Yahudilerin elindeki Tevrat'ın 18-20 no'lu, 17. ashah, Sıfr-i Tekvin'de geçmektedir. Bu müjdenin İbranice aslı, Sıfr-i Tekvin'de Hz. İbrahim'e "Rab"bin sözü

olarak verilmekte ve şöyle denilmektedir: ...İsmail'e bereketlendiririm, yetiştirip büyütür, evlâtlarını çoğaltırım; onun soyundan 12 imam türetir, büyük bir ümmet meydana getiririm. Tevrat'taki bu bölüm, Hz. İsmail'in (a.s) soyunun çokluğuna, her yeri kaplamasına ve bereketine değinmekte-dir. İbranice'de "şenîm oşâr" erkek sıfatı, sonundaki ek "yem" de çoğul ekidir; "nesiyem" imamlar, önderler, halifeler, liderler gibi anlamlara gelir ki tekili "imam, lider" anlamındaki "nâsiy"dir. Bu müjdede "Rabb"in İbrahim'e (a.s) müjdesi ise şöyle geçmektedir: "Fi tentiyf guy-ı gedul"un ilk kısmı iki bileşikten oluşmuştur; yani "fi" belirteciyle "nâten" fiilinden oluşmuştur (oluşturur, veya: giderim anlamında). "Netetif"in sonunda "Yef" zamiri İsmail'e eklendiğinden şu anlama gelir: "Onu tayin ettim." Ümmet anlamına gelen "guy"la, büyük anlamına gelen "gedul" birlikte şu anlama gelir: "Onu büyük bir ümmet ederim." Bundan da şu netice alınmıştır: Bereket ve üreme çokluğu sadece Hz. İsmail'in (a.s) sulbünde belirlenmiş ve apaçık bir şekilde Hz. Resul-i Ekrem'le (s.a.a) onun temiz Ehlibeyt'inin imamları kastedilmiştir. Çünkü Hz. Resulullah'la (s.a.a) onun Ehlibeyt'i Hz. İsmail'in (a.s) neslinin devamıdırlar. Bilindiği gibi Allah Tealâ Hz. İbrahim'e, Nemrud'un ülkesinden Şam'a hicret etmesini emretmişti. O da bu emri yerine getirerek karısı "Sara" ve Hz. Lut'la (a.s) birlikte Allah Tealâ'nın emrettiği şekilde hicret ederek Filistin'e geldi.[488] Filistin'de Allah Tealâ, Hz. İbrahim'e (a.s) çok miktarda mal mülk verdi, o kadar ki, o ellerini semaya açıp "Ya Rabbim!" dedi, "Benim çocuğum olmadıktan sonra bu kadar malı mülkü ne edeyim ben?" Bunun üzerine Allah Azze ve Celle "Gökteki yıldızlar kadar evlât vereceğim sana!" şeklinde vahyetti Hz. İbrahim'e (a.s).[489] O günlerde Hacer, Hz. İbrahim'in (a.s) eşi Hz. Sara'nın (a.s) hizmetçisiydi. Sara, Hacer'i Hz. İbrahim'e (a.s) bağışladı; Hacer, çok geçmeden hamile kalarak Hz. İsmail'i (a.s) dünyaya getirdi. Hz. İsmail (a.s) dünyaya geldiğinde Hz. İbrahim (a.s) 86 yaşındaydı.[490] Kur'ân-ı Kerim Hz. İbrahim'in (a.s) Allah Tealâ'dan bu istekte bulunuşunu şöyle aktarır: Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında, ekin ekilmez, ot yeşermez çorak bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namaz kılsınlar diye! Böylelikle sen, insanların kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları çeşitli ürünlerle rızıklandır. Umulur ki şükrederler![491] Bu ayet-i şerife de göstermektedir ki Hz. İbrahim (a.s) çocuklarından bir kısmını -ki bunlar Hz. İsmail ve onun soyundan üreyecek olanlardır- Mekke'ye yerleştirmiş ve Allah Tealâ'dan onlara özel bir

rahmette bulunmasını ve onları kıyamete değin insanların imamı kılmasını istemiştir. Allah Tealâ da onun bu duasını kabul buyurmuş ve Hz. Muhammed'le (s.a.a) onun soyundan gelen 12 imamı, onun zürriyetinde yerleştirmiştir.[492] Nitekim İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

Biz, Hz. İbrahim'in (a.s) Allah'tan istemiş olduğu o soy ve zürriyetin yâdigârlarıyız![493]

Bu Hadislerden Çıkan Netice
Buraya kadar aktardığımız hadisleri şöyle özetleyebiliriz: İmamların sayısı 12 olup ard arda imamete gelmişlerdir, bunların on ikincilerinin imamet süresinin bitmesiyle birlikte dünyanın da sonu gelecektir. Bu hadis kıyamete kadar dinin bâki kalacağını ve bu ümmetin imamlarının 12 kişi olduğunu bildirmektedir. Beşinci hadiste şöyle geçer: "Kureyş'ten olan on iki kişi hayatta olduğu sürece bu din de varlığını koruyacaktır; onların devri tamamlanınca dünyanın da sonu gelecek ve her şey alt üst olacak, kargaşa ve anarşi dünyayı saracaktır." Bu hadis, 12 imam kaldıkça dinin bâki kalacağına ve onların imametlerinin sona ermesiyle cihanın ömrünün de son bulacağına delâlet etmektedir. Sekizinci hadis ise İmamların sayısını on ikiyle sınırlandırarak şöyle buyuruyor: Benden sonra halifem olacak kişilerin sayısı, Musa'nın ashabının sayısıncadır. Bu hadis Resulullah'tan (s.a.a) sonra ancak 12 halife olacağına delâlet etmekte; bu rivayetlerin zahiri onların dışında halife olmayacağını, onların devri tamamlanınca dünyanın düzeninin de bozulacağını, her yere kargaşa, anarşi ve usulsüzlüğün egemen olacağını ve peşinden kıyametin kopacağını vurgulamaktadır. Bu hususta gelen daha başka hadislerden de çıkarılabilen bir sonuçtur bu; ancak söz konusu hadisler, yukarıda zikrettiklerimiz kadar net ve sarih değildir. Bu durumda bu halife ve imamlardan birinin ömrü, insan oğlunun ömrü konusunda tabiata egemen genel kuralların aksine, çok uzun sürecek demektir. Bu da ancak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) son halifesi olan 12. İmamın (a.s) ömrüyle tatbik etmektedir ki halihazırda


gaybette bulunmaktadır.


Hilâfet Ekolü'ne Mensup Ulemanın Bu Hadisin Yorumundaki Tutarsız Tavrı
Ehlisünnet ve Hilâfet Ekolü'ne mensup ulemâ, bu hadislerde geçen "12 halife", "12 imam", "12 yönetici" gibi tabirlerin yorumunda tutarlı bir yol izleyememiş ve birbirini çürüten çelişkili tefsir ve yorumlar öne sürmüşlerdir. (Burada, konunun önemine binaen, bu tutarsız yorum ve tefsirlerin sadece birkaçını aktarmakla yetiniyoruz.):

1- Bu Sarih Hadisin İbn Arabî Tarafından Yorumlanış Şekli
İbn Arabî, Sünen-i Tirmizî'ye yazdığı şerhte şöyle diyor: Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra gelecek olan 12 ulu'l-emr ve imam, bizce şunlar olsa gerektir: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Muaviye, Yezid, Yezid oğlu Muaviye, Mervan, Mervan oğlu Abdulmelik, Velid, Süleyman, Ömer b. Abdülaziz, Abdulmelik oğlu Yezid, Mervan oğlu Muhammed'in oğlu Mervan, Seffah... İbn Arabî bu şekilde sırasıyla bütün zahiri halifelerin adını sayıp gitmekte ve kendi zamanına kadarki 27 Abbasî halifesini de bu rakama eklemeyi ihmal etmemekte, sonra da şöyle yazmaktadır: Bu isimler arasında ard arda hilâfetin başına geçenleri ayırırsak, 12. kişi Süleyman b. Abdulmelik olur ve böylece on iki sayısı tamamlanır. Ama eğer gerçek anlamda Hz. Resulullah'ın (s.a.a) halifeleri ve bu isimler arasında hakiki imamların kim olduğuna bakarsak, ancak beş kişiyi buluruz: İlk dört halife ve Ömer b. Abdülaziz! İbn Arabî, yukarıdaki ifadelerle sözünü tamamladıktan sonra açıkça şu cümleyi eklemektedir: "İşin doğrusu, ben bu hadisin anlamını çıkaramadım."[494]

2- Kadı İyaz Nasıl Yorumlamış?
Hilâfet Ekolü'nün tanınmış alimlerinden Kadı İyaz, Hz. Peygamber'in (s.a.a) halifelerinin sayısının 12'den fazla olduğunu iddia ederek şöyle der:

Bu teoriye karşı çıkılamaz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) "Halifelerim 12'dir." demiş; ama "12'den daha fazla olmayacak." da dememiştir! Bu 12 kişinin halifelik makamına geçmiş olduklarından hiç şüphe yoktur; ama bu durum, sayılarının daha fazla olamayacağı anlamına da gelmez![495]

Tanınmış ulemadan bir diğeri, yani İmam Suyûtî ise şöyle der: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bu hadisinde kastedilen şey; ard arda gelmemiş olsalar da, İslâm'ın bâki kaldığı sürece, yani kıyamete kadarki zaman sürecinde, hakkın ihkakı için kıyam edecek olan gerçek halifelerdir.[496] İbn Hacer de, Fethu'l-Bâri adlı tanınmış eserinde şöyle yazar: Bu 12 imamdan dördü, ilk dört halifedir ki onlar ortaya çıkmıştır zaten; geriye kalan sekizi de -herhalde- kıyamete kadar zuhur eder![497] Ehlisünnet'in bir diğer tanınmış âlimi İbn Cevzî biraz daha açıklama yoluna giderek şöyle der: Bu hadiste geçen "...sonra da kargaşa ve anarşi hüküm sürecek." buyruğundan maksat, Deccal'in hurucu ve benzeri gibi kıyametin yaklaştığına delâlet eden ahir zaman fitne ve alametleridir.[498] Suyûtî ise şöyle diyor: Peygamber'in (s.a.a) sözünü ettiği 12 halifenin dördü, ilk dört halifedir; onlardan sonra Resulullah'ın (s.a.a) halifeleri sırasıyla şunlardır: Hasan, Muaviye, Abdullah b. Zübeyir, Ömer b. Abdülaziz; buraya kadar 8 kişi olmuş olur. Abbasî

halifeleri arasında Emevîlerin Ömer b. Abdülaziz'i gibi olan Abbâsî halifesi Mehdi'yi de sayar, adil ve dürüst bir insan olan Abbasî halifesi Tahir'i de buna eklersek on kişi olurlar, böylece 2 kişi kalmış olur; onların da zuhur etmesini beklemek gerekiyor. Bunlardan biri, şüphesiz Hz. Resulullah'ın

(s.a.a) Ehlibeyt'inin Mehdi'sidir.[499] Ve yine şöyle denilmiştir: Bu hadisten maksat, İslâm'ın iktidarda bulunduğu en görkemli ve en güçlü çağlarında, başta bulunacak olan 12 halifedir ki onların zamanında İslâm güç ve iktidarın doruğunda olacak ve herkes onların halifeliğini onaylayacaktır.[500]

3- Beyhakî'nin Bu Hadis Hakkında Görüşü
Hilâfet Ekolü'nün tanınmış ulemasından Beyhakî'nin bu hadisle ilgili görüşü şöyledir: Söz konusu hadiste kullanılan sıfata binaen, bu sayıda halife, Abdulmelik Mervan'ın torunu Velid b. Yezid'e kadar işbaşına geçmiş olanlardır. Çünkü Velid'den sonra ortalık karışmış ve Abbasîler Devleti kuruluncaya kadar her tarafta anarşi hüküm sürmüştür. Ancak, söz konusu halifelerin özellikleri nazara alınmaksızın bu kargaşa döneminden sonra başa geçen halifeler de göz önünde bulundurulursa sayıları, hadiste geçen 12 sayısından daha fazla olacaktır.[501] Bir diğer görüş de şöyle olmuş: Söz konusu halifelerin kimler olduğu hususunda ittifakla kabul görenler şunlardır: İlk üç halife, yani Ebu Bekir, Ömer ve Osman, sonra da Sıffin Savaşı'ndaki "Hakemiyet Hadisesi" vuku buluncaya kadar Ali'dir. Çünkü bu olayda Muaviye

halifelik iddiasında bulunmuştur. Hz. Hasan, Muaviye ile barıştıktan sonra Muaviye'nin ve ondan sonra da Yezid'in halife olduğu hususunda icma olmuştur. Çünkü Hüseyin (a.s.) halifeliğe geçmeden öldürülmüştür. Yezid öldükten sonra ise, halifelik konusunda ihtilâf başlamış ve Zübeyir oğlu Abdullah'ın öldürülüşünden sonra halk Mervan oğlu Abdulmelik'in halifeliği konusunda icma etmiş, ondan sonra da dört oğlu Velid, Süleyman, Yezid ve Hişâm'ın -ki Ömer b. Abdülaziz'in başa geçmesi Süleyman'la Yezid iktidarı arasındaki kısa bir döneme rastlar- halife olması konusunda

icmaya varılmıştır. Bunların on ikincisi Velid b. Yezid b. Abdulmelik'tir ki o da Hişâm'dan sonra halife olmuş, dört yıl iktidarı elinde bulundurmuş, hilâfeti hususunda icma edilmiştir[502]!!! Dolayısıyla bu on iki kişinin hilâfeti sahihtir; çünkü Müslümanlar bu konuda icma etmiş, Resulullah (s.a.a) da Müslümanlara onların hilâfete geçip İslâm dinini halka aktaracaklarını müjdelemiştir! Evet, İbn Hacer bu görüşe katılmakta ve "Söz konusu hadisi açıklayan en doğru yorum budur." demektedir!

4- İbn Kesir'in Görüşü
Bu hadisin yorumu konusunda Beyhakî'nin öne sürmüş olduğu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ard arda gelen halifeleri olarak buyrulan zevatın fâsık Velid b. Yezid b. Abdulmelik'e kadar sırasıyla halifelik tahtına oturan halifeler olduğu yolunda bu görüşü destekleyen bazı âlimlerin görüşü, gerçekte son derece yanlış, tarihî ve akidevî gerçeklerle hiç de bağdaşmayan tutarsızlıklarla doludur. Dahası, onun 12. hak halife olarak gösterdiği Velid b. Yezid'in ahlâkî ve akidevî fesatları ve dinî düşüncesindeki fâsıklık ve bozulmalar, daha önce de ğindiğimiz bütün kaynak kitaplarda yazılıdır. Kaldı ki Velid b. Yezid b. Abdulmelik'e kadar ard arda hilâfete geçen halifelerin sayısı 12'den fazladır. Çünkü: Evvelâ "hulefa-i raşidin", yani Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin hilâfette bulundukları bir gerçek, böylece 4 halife oluyor. Sonra da Hasan (a.s.) halife oldu, çünkü Hz. Ali kendisinden sonra

halife olarak ona biat edilmesi vasiyetinde bulunmuştu, bu nedenle de Irak halkı Hz. Hasan'a (a.s.) biat etti... Nihayet onunla Muaviye barıştı ve Muaviye halife oldu; Muaviye'den sonra oğlu Yezid, ondan sonra da Yezid'in oğlu Muaviye, ardından sırasıyla Mervan b. Hakem, onun oğlu Ab-dulmelik b. Mervan, Velid b. Abdulmelik, Süleyman b. Abdulmelik, Ömer b. Abdülaziz, Yezid b. Abdulmelik, Abdulmelik'in oğlu Hişâm halife oldu ki buraya kadar 15 kişi olmaktadır; daha sonra Velid b. Yezid b. Abdulmelik ve eğer Abdulmelik'ten önce iktidarda bulunmuş olan Zübeyir oğlu Abdullah'ı da sayacak olursak bu rakam 16 olacaktır! Bu halifelerin ard arda 12'ye kadar sayılması hâlinde ise sıra Ömer b. Abdülaziz'e gelmeden 12 rakamı tamamlanmakta ve o zaman da neticede meselâ Muaviye oğlu Yezid pekalâ "Peygamber'in hak halifeleri"nden sayılabiliyorken, bütün hadis imamlarının saygı ve övgüyle andığı ve çoğu yerde "hulefa-i raşidine" denk sayılan halkın, adaletinde icmâ ettiği, hilâfeti dönemi en adaletli dönem bilinen ve hatta bu özelliği Rafizîler tarafından da itiraf edilen Ömer b. Abdülaziz bu grubun dışında bırakılarak Hz. Peygamber'in (s.a.a) hadis-i şerifinde buyurmuş olduğu halifeler grubunun içine dahil edilememektedir! Ne var ki Beyhakî "biz sadece hakkında ümmetin icma etmiş olduğu halifeleri tanıyoruz." diyecek olsa bile yukarıdaki ifadeleriyle yine çelişecek ve bu durumda Hz. Ali'yle oğlu Hasan'ın bu halifeler listesinden çıkarılması gerekecektir; çünkü Şam halkının tamamı bu iki halifeyi halife olarak tanımış ve onlara biatte bulunmuş değildi. Beyhakî daha sonra şöyle diyor: Bazı âlimler Muaviye'yle onun oğlu Yezid'i ve Yezid'in oğlu Muaviye'yi de bu gruba katmakta, ama Mervan b. Hakem'le Zübeyir oğlu Abdullah'ı bu gruba katmayarak "ümmetin tamamı onlara biat etmiş değildi, muhalifleri de vardı." demektedirler. Bu durumda sadece şu halifelerin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hak halifeleri olduğunu söylemek gerekir: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Muaviye, Yezid, Abdulmelik b. Mervan, Velid b. Süleyman, Ömer b. Abdülaziz, Yezid ve Hişâm! Buraya kadar on kişi oluyor; bunlardan sonra, fâsık ve ahlâksız bir adam olan Velid b. Yezid b.

Abdulmelik gelmektedir ki Ebu Talib oğlu Ali'yle, onun oğlu Hasan'ın bu gruba dahil olmaması gerekir [çünkü aksi durumda on iki sayısını

geçiyor] ki bu da Ehlisünnet ve Şia ulemasının görüşüne aykırıdır.[503]

5- İbn Cevzî'nin Görüşü
İbn Cevzî, Keşfu'l-Müşkil adlı eserinde bu müşkülün halli için iki yol öne sürmekte ve şöyle demektedir:

a) Hz. Resulullah'ın (s.a.a) maksadı kendisinden ve ashabından sonrasıdır. Çünkü onun ashabı da tıpkı kendisi gibidir. Binaenaleyh Peygamber (s.a.a) aslında ashabından sonra iş başına gelecek olan halifelerden bahsetmiş olmaktadır! Öte yandan, o bilhassa Emevî halifelerini kastediyor olsa gerektir; çünkü "onlar var oldukça dine zeval gelmeyecek..." buyurmaktadır ki bununla da hükümet ve devletin, onların iktidarı boyunca güçlü bir şekilde süreceğini, onlardan sonra ortalığın karışarak günden güne durumun daha vahim bir hal alacağını buyurmak istemektedir. Bu esasa göre söz konusu halifelerin Emevî soyundan gelen ilki, Muaviye'nin oğlu Yezid ve sonuncusu da Mervan-ı Hımâr olsa gerektir ki toplam 13 kişi olmakta-dırlar. Osman, Muaviye ve Zübeyir'in oğlu Abdullah, sahabeden sayıldıkları için bu sıralamada yer alamamışlardır! Mervan b. Hakem de, bir yandan sahabeliği tartışılır olduğu, bir yandan da halifeliğinde bütün halkın icma ettiği Zübeyir oğlu Abdullah'ı zorla ve cebren saf dışı bırakmak suretiyle halifelik tahtına oturmuş olduğu için bu gruba dahil edilemeyecektir. Bilhassa iktidarın Emevîlerden Abbasîlere geçmesiyle birlikte kar-

gaşa ve anarşi başlamış, derken Abbasîler daha sonra duruma hâkim olmuş, ama bu sefer de her alanda köklü değişiklikler olmuştur.[504] İbn Hacer, İbn Cevzî'nin bu mantık mukayeselerinin tamamen geçersiz ve batıl olduğunu söylemekte ve tanınmış eseri Fethu'l-Bâri de bu tür istidlalde bulunmayı reddetmektedir.

b) İbn Cevzî'nin 2.görüşü, Ebu'l-Hasan Münadi'nin el-Mehdi adlı kitabına dair izlenimleridir. Şöyle diyor İbn Cevzî: Bu 12 kişinin, Mehdi'nin zuhurundan sonra, ahir zamanda zuhur edip iktidarı ele geçirmeleri de pekalâ muhtemeldir. Çünkü ben, Danyal'ın kitabında Mehdi'nin ölümünden

sonra Sıbt-ı Ekber'in torunlarından beş kişi, onlardan sonra da Sıbt-ı Asgar'ın torunlarından beş kişinin iktidara geçeceğini ve halife olacağını okudum. Sıbt-ı Asgar'ın (İmam Hüseyin'in) oğullarının sonuncusu, kendisinden sonra halifeliği Sıbt-ı Ekber'in (İmam Hasan'ın) evlâtlarından olan birine bırakacak, ondan sonra da onun oğlu halife olacak ve böylece sayıları toplam 12 kişiyi bulacaktır ki bunların hepsi İmam Mehdi'dirler"!!!

Evet, yukarıdaki düşüncelerin sahibi, bir başka yerde de şöyle diyecektir: Mehdi'den sonra 12 kişinin iktidar dönemi başlayacaktır. Bunların altısı İmam Hasan'ın, beşi İmam Hüseyin'in evlâtlarından olacak, on ikincinin ise bunlarla hiçbir akrabalığı bulunmayacaktır. İşte bu on ikinci halifenin ölümünden sonra kâinat yok olacaktır! İbn Hacer es-Savâik adlı eserinde bu görüşü şiddetle eleştirmekte ve şöyle yazmaktadır: Bu, tamamen hayalî ve asılsız bir rivayettir, bu rivayete istinat edilemez![505]

6- Diğerlerinin Görüşü
Bir grup demiştir ki, bu hadis-i şerifte Hz. Resulullah (s.a.a) efendimiz büyük bir ihtimalle kendilerinden sonra vuku bulacak şaşırtıcı olaylarla fitneleri haber vermektedir. Ondan sonra insanlar gruplaşacak ve her grup belli bir adamın emri ve komutası altında toplanacaktır. Yani aynı anda 12 kişi bu ümmete imamlıkta ve emirlikte bulunacaktır! Eğer Hz. Resulullah (s.a.a) efendimizin maksadı bundan başka bir şey olmuş olsaydı şöyle buyurmaları gerekirdi: "Benden sonra 12 kişi gelecek, iktidara geçecek ve şöyle şöyle yönetimde bulunacaklardır." O, böyle buyurmadığına göre, şöyle demek istemektedir: "Bu 12 kişi birlikte ve aynı zamanda yönetimin başına geçeceklerdir."[506] Ve yine demişlerdir ki: "Böyle bir durum hicretin 5. yüzyılında vuku bulmuştur. Sadece Endülüs'te aynı zamanda 6 kişi çeşitli yerlerde yönetimin başına geçmiş ve her biri de kendisinin halife olduğunu söylemiştir." Oysa ki, yukarıda bahsi geçen zevatın halifelik iddiasında bulunduğu sırada Mısır'da bir yönetici ve Bağdat'ta da Abbasî halifesi vardı; kezâ yine o günlerde İslâm topraklarının çeşitli noktalarında yine halifelik iddiasında bulunan daha birçok Alevî, hatta Haricî de vardı![507] İbn Hacer -bu görüşü de çürütmekte ve- şöyle demektedir: "Bu, hadis bilimi denilen şeyden; Buharî'deki rivayetlerin özetini çıkarmaktan başka şey bilmeyen birinin öne sürebileceği ham bir görüştür!" Daha sonra İbn Hacer şöyle eklemektedir: "İslâm beldelerinde aynı zamanda birkaç halifenin bulunması demek, İslâm ümmetinin parça parça olması demektir ki, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bu hadisini böyle yorumlamak kesinlikle doğ-ru değildir."

* * *

Görüldüğü gibi Ehlisünnet ve Hilâfet Ekolü mensupları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yukarıdaki hadisleri hakkında birbirinden çok farklı ve tutarsız yorumlar yapmakta, genel çerçeve dâhilinde bile belli bir görüş birliği sergileyememektedir. Dahası, Hz. Resulullah'ın (s.a.a), bu halifelerin isim-lerini birer birer saydığı ve kim olduklarını açıkça belirttiği rivayetini, "hilâfet politikası"na ters düştüğü için her nedense sürekli görmezden gel-mekteler. Söz konusu rivayetlerin eğilip bükülerek ısrarla saptırılmaya çalışılmasının ve olayın iç yüzünü ortaya koyan birçok hadis ve rivayetin

âdeta hiç yokmuş gibi görmezden gelinmiş olmasının nedeni, her zaman olduğu gibi bu kez de maalesef iktidar hırsı ve dünya düşkünlüğü olmuştur.

Ehlibeyt Ekolü'nün hadisçileri bu hadisleri sahabenin en güvenilir simaları kanalıyla bizzat Resulullah'tan (s.a.a) rivayet etmiş ve bu hadisleri kaynak kitaplarında da kaydetmeyi ihmal etmemişlerdir. Bu hadislerin hem Ehlisünnet,[508] hem Şia Ekolü'nce ittifakla kabul edilmiş olanlarını seçiyor ve bunlardan birkaçını özetle aktarmayı yeterli buluyoruz:

Hilâfet Ekolü Mensuplarının Senetlerinde On iki İmamın İsimleri

a) Cuveynî1 Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet eder: Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Ben peygamberlerin en üstünüyüm, Ali de vasilerin en üstünü. Benden sonraki vasilerim on iki kişidir ki bunların ilki Ali b. Ebu Talib ve sonuncusu Mehdi'dir."

b) Yine Cuveynî, İbn Abbas'tan rivayetle, Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu yazar: Benim vasilerim ve Allah'ın benden sonra insanlar üzerindeki hüccetleri on iki kişidir; bunların ilki kardeşim, sonuncusu evlâdımdır. Ya Resulullah, sizin kardeşiniz buyurduğunuz o zat kimdir?"

diye sorulduğunda, "Ali b. Ebu Talib" buyurdular. "Evladınız kim?" diye sorulduğunda da "Mehdi" buyurdular, "Zulüm ve haksızlığa boğulmuş olan yeryüzünü adalet ve hakla dolduracaktır o! Beni hak peygamber olarak gönderen Rabbime yemin ederim ki dünyanın sonuna bir gün kalacak olsa evlâdım Mehdi kıyam edinceye kadar Allah Tealâ o günü uzatır. İşte o zaman, İsa gökten inecek ve Mehdi'nin arkasında namaz kılacaktır! Dünya baştan başa ilâhî nurla ışıyıp parlayacak ve Mehdi'nin iktidarı, kainatın doğusundan batısına değin -tamamına- egemen olacaktır.

c) Yine Cuveynî, kendi senediyle şöyle rivayet eder: Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin'in soyundan gelecek 9 evlâdı mutahhar (temiz) masumuzdur![509] Hilâfet Ekolü mensuplarının izlediği siyaset, son örneklerde aktardığımız türden hadislerin asırlar boyu İslâm ümmetinin gözünden uzak tutulmasını gerektiriyordu. Nitekim Ehlisünnet Ekolü'nden birçoğu bu yolda ciddi çabalar sarf etti; yukarıdaki bahsimizde, halifelerin, kendi politikalarına ters düşen durumlarda Hz. Resulullah'ın sarih sünneti ve nassı olan hadislerine karşı nasıl bir tavır sergilemiş olduklarına dair ipuçları veren bazı hadis yorumlarını aktardık. Bu kısa bahsimizde söz konusu hadisler üzerinde daha fazla duramayacağız; ama dileyen her araştırmacı, kaynak eserlerde konuyla ilgili çok daha fazla bilgi ve belgeler bulabilecektir. Bahsimizin bu noktasında, birçok yerde tevatüren açıkça ve çok sarih bir şekilde Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından isimleri ve kim ol dukları açıklanan 12 İmam'ın biyografilerine özetle değinmekle yetiniyoruz:

Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Halifeleri ve Vasiyleri Olan On iki İmam'ın Kimliği


1. İmam:


Emirü'lMüminin Hz. Ali b. Ebu Talib (a.s)

Babası: Ebu Talib b. Abdulmuttalib b. Haşim.

Annesi: Fâtıma bint-i Esed b. Haşim b. Abdumenaf.

Künyesi: Ebu'l-Hasan, Ebu'l-Hüseyin ve Ebu Turab

Lakabı: Vasi ve Emirü'l-Müminin

Doğumu: Fil yılının 30. senesinde Kâ'be'de, Beytullah'ın içinde

dünyaya gelmiştir.[510]

Şehadeti: Haricîlerden olan Abdurrahman b. Mülcem Murâdî tarafından Kûfe şehrinde halife iken hicretin 40. yılı Ramazan ayında -namaz kılarken- şehit edildi, Kûfe dışında, Necef'te toprağa verildi.

2. İmam:


Hasan b. Ali b. Ebu Talib (a.s)

Annesi: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kızı Hz. Fâtımatü'z-Zehra.

Künyesi: Ebu Muhammed

Lâkabı: Sıbt- Ekber, Mücteba

Doğumu: Medine'de, hicretin 3. yılında ramazanının ortasında.

Şehadeti: Hicretin 50. yılının rebiyülevvel ayının bitimine 5 gece kala. Medine'de, Cennet-i Bakî denilen Bakî Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.

3. İmam:


Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s)

Annesi: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kızı Hz. Fâtımatü'z-Zehrâ.

Künyesi: Ebu Abdullah.

Lâkabı: Sıbt, Şehid-i Kerbelâ.

Doğumu: Medine, hicretin 4. yılı mübarek şâban ayında.

Şehadeti. Hicretin 61. yılında muharrem ayının onunda dönemin halifesi (Yezid) tarafından Kerbelâ'da şehid edildi, yanında bulunan Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyti'nin bütün erkekleri (bebekler de dahil) ve yakın ashabının tamamı acımasızca kılıçtan geçirildi. Bugünkü Irak'ın Kerbela şehrinde yatmaktadır.[511]

4. İmam:


Ali b. Hüseyin-i Şehid (a.s)

Annesi: Gazâle; "Şâh-ı Zenân" da denilmektedir.

Künyesi: Ebu'l-Hasan.

Lâkabı: Zeynelâbidin, Seccâd.

Doğumu: Medine, hicretin 33, 37 ya da 38. yılı.

Şehadeti: Hicretin 94. yılında Medine'de şehid edildi. Cennetu'l-Bâki'de amcası Hz. İmam Hasan'ın (a.s.) yanında yatmaktadır.[512]

5. İmam:


Muhammed b. Ali Seccad (a.s)

Annesi: İmam Hasan'ın (a.s.) kızı Ümmü Abdullah.

Künyesi: Ebu Cafer

Lâkabı: Bâkıru'l-Ulum (İlimleri Yaran)

Doğumu: Medine, hicrî 45.

Şehadeti: Hicretin 117. yılı. Medine'deki Bakî Mezarlığı'ında, babasının yanında yatmaktadır.[513]

6. İmam:


Cafer b. Muhammed Bâkır (a.s)

Annesi: Ümmü Ferve bint-i Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir.

Künyesi: Ebu Abdullah.

Lâkabı: Sâdık.

Doğumu: Medine, hic. 73.

Şehadeti: Hicrî 148'de Medine'de şehit olmuştur; Bakî'de, babasının yanında yatmaktadır.[514]

7. İmam:


Musa b. Cafer (a.s)

Annesi: Hamide Hatun

Künyesi: Ebu'l-Hasan

Lâkabı: Kâzım

Doğumu: Medine, hic. 128.

Şehadeti: Hicrî 183'te Abbasî halifesi Harunu'r-Reşid'in Bağdat'taki zindanında şehadete kavuştu. Bugün Irak'ın Bağdat şehrinin batısında

"Kâzımeyn" olarak bilinen şehirdeki Kureyş kabristanında yatmaktadır.[515]

8. İmam:


Ali b. Musa Kâzım (a.s)

Annesi: Hayzerân.

Künyesi: Ebu'l-Hasan.

Lâkabı: Rıza.

Doğumu: Hicrî 153, Medine.

Şehadeti: Hicrî 203, bugün İran'ın Meşhed olarak bilinen Horasan'ın Tus bölgesinde yatmaktadır.[516]

9. İmam:


Muhammed b. Ali Rıza (a.s)

Annesi: Sakine.

Künyesi: Ebu Abdullah.

Lâkabı: Cevad.

Doğumu: Hicrî 195, Medine.

Şehadeti: Hicrî 220, Bağdat, dedesi Musa b. Cafer'in yanında toprağa verilmiştir.[517]

10. İmam:


Ali b. Muhammed Cevad (a.s)

Annesi: Mağribli Semmâne.

Künyesi: Ebu'l-Hasan Askerî.

Lâkabı: Hâdî.

Doğumu: Hicrî 214, Medine.

Şehadeti: Hicrî 254, Irak-Sâmerra; aynı şehirde toprağa verilmiştir.[518]

11. İmam:


Hasan b. Ali Hâdî (a.s)

Annesi: Susen.

Künyesi: Ebu Muhammed.

Lâkabı: Askerî.

Doğumu: Sâmerrâ, hicrî 231.

Şehadeti: Samerra, 260; aynı şehirde toprağa verildi.[519] Buraya kadar kimliklerini özetle aktardığımız Ehlibeyt İmamları'ndan 11'inin mübarek kabirleri bugün İslâm âleminin ünlü ziyaret mekânlarından olup her yıl dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Medine'deki Cennetu'l-Bâki'de yatan 4 imam dışında, tamamının mübarek kabri kubbeyle kaplanmış, bargâh yeri yapılmıştır. (Cennetu'l-Bâki'nin durumu ise bütün Müslümanların içini parçalamakta ve kanayan bir yara olma durumunu sürdürmektedir.) Çünkü Vahhabîler, Medine'ye egemen olur olmaz ilk işlerinden biri, Cennetu'l-Bâki'de yatan Ehlibeyt'in dört imamıyla Hz. Resulullah'ın (s.a.a) eşlerinin ve diğer büyük sahabelerin kabirleri üzerindeki kubbe ve sundurmaları yıkmak oldu.

12. İmam:


el-Hüccet, Muhammed b. Hasani'l-Askerî

Annesi: Nergis hatun veya Siygel Hatun.

Künyesi: Ebu'l-Kasım ve Ebu Abdullah.

Lâkabı: Kâim, Muntazar, Halef, Sahibu'z-Zaman, Mehdi.

Doğumu: Hicrî 255, Sâmerrâ.[520]

Önemli Bir Uyarı
On ikinci İmam Hz. Mehdi (a.s), Hz. Resulullah'ın (s.a.a) bildirmiş olduğu halife ve imamların sonuncusu olup halâ hayattadır ve insanların arasında, tanınmadan yaşamını sürdürmektedir. Çünkü yukarıda da aktardığımız rivayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır: Bu ümmetin başına 12 halife geçecektir ki, tamamı Kureyş'tendir; onlardan sonra dünyanın düzeni bozulacak her yerde kargaşa ve anarşi kol gezecektir. Bir diğer rivayette ise şöyle buyuruluyor: Kureyş'ten 12 kişi imam ve halife olduğu sürece İslâm dini varlığını koruyacaktır. Onların iktidar dönemi sona erince dünya alt üst olacak ve her yana kargaşa egemen olacaktır. Bu rivayetlerden de anlaşılacağı üzere Hz. Resulullah'ın (s.a.a) on ikinci halifesinin iktidarından sonra dünyanın sonu gelecektir. Bu durumda, söz konusu 12 kişiden birinin ömrü, dünyanın sonu gelinceye değin sürecek demektir ki bu da, halihazırda Hz. Resulullah'ın (s.a.a) 12. vasi ve halifesi olan Hz. Mehdi Muhammed b. Hasanü'l- Askerî'nin (Allah onun zuhurunu çabuklaştırsın) durumuyla tamamen bağdaşmaktadır. Zira bu sahadaki bütün rivayetler sadece Ehlibeyt'in 12 imamına (a.s.) mutabık düşmektedir, başkalarına değil. Allah'a hamdolsun.



4. KONU İKİ EKOL AÇISINDAN İMAMET VE HİLÂFET KONUSUNUN ÖZETİ


•İslâm'ın İlk Döneminde Hükümeti Ele Geçirmek İçin Gerçekleştirilen Tarihî Olaylar

•Hilâfet Ekolü'nün İleri Gelenleri Açısından Hilâfet

•Hilâfet ve İmamet Konusunda Hilâfet Ekolü'nün Görüşlerinin İncelenmesi

•İmam Ali'nin (a.s) Buyruğuyla İstidlal

•Günahkâr Lidere İtaatin Farz Oluşu ve Onu Makamından Almanın Haram Oluşu!

•Ehlibeyt Ekolü Açısından İmamet

• Resulullah'tan (s.a.a) Sonra On İki Halifesi

•On Üç Asır Boyunca Hâkim Gücün Tutumları



İSLÂM'IN İLK DÖNEMİNDE HÜKÜMETİ ELE GEÇİRMEK İÇİN GERÇEKLEŞTİRİLEN TARİHÎ OLAYLAR

İmamet ve hilâfet konusunda iki ekolün görüşlerini incelemeden önce İslâm'ın ilk döneminde bu alanda vuku bulan tarihî olaylara bir göz atmamız yerinde olacaktır. Olayların Başlangıcı Resulullah (s.a.a) kutlu ömürlerinin son anlarında hasta yatağında kendi eliyle ordu kumandanlığının bayrağını henüz bir genç olan kendisinin azat etmiş olduğu Usame adında kölesine verdi ve onu aralarında Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde Cerrah ve Sa'd b. Ebî Vakkâs'ın da bulunduğu ensar ve muhacirlerden oluşan bir ordunun kumandanı etti. Usame, Curf denilen yerde karargah kurdu.

Resulullah (s.a.a) onların Usame'nin kumandan olmasından rahatsız olduklarını öğrenince öfkelenerek minbere çıkıp Usame'nin bu makama lâyık olduğunu vurgulaması üzerine itiraz edenler karargaha geri döndüler. Bu olaydan sonra Resulullah'ın (s.a.a) hastalığı şiddetlendi. Usame Hz. Peygamber'in huzuruna çıkarak veda etti. Resulullah (s.a.a) da, "Usame'yi hemen hareket ettirin." buyurdu. Ama pazartesi günü harekete hazır olduklarında Resulullah'ın (s.a.a) ihtizar (ölüm) hâlinde olduğunu haber verdiler. Bu haberi alınca Medine'ye dönüp Resulullah'ın (s.a.a) yatağının etrafını sardılar. Tam o sırada Hz. Peygamber, "Kâğıt kalem getirin de benden sonra sapmamanız için bir şeyler yazayım." buyurdu. Ama orada bulunan Ömer bağırarak şöyle dedi: "Resulullah'a ağrıları galip gelmiştir. Sizin aranızda Allah'ın kitabı var. Doğrusu Allah'ın kitabı bize yeter!"

Gürültü ve tartışmalar yükselince Hz. Resulullah (s.a.a) onlara, "Çıkın dışarı buradan; Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda tartışıp kavga etmek yakışmaz." buyurdu. İbn Abbas der ki: Orada bulunanlar birbirlerine bağırıyorlardı; oysa Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda tartışmak ve kavga etmek edep kurallarına aykırıdır. Hatta daha ileri giderek, "Resulullah sayıklıyor." dediler! Bundan dolayı İbn Abbas ayağının altındaki kumlar ıslanıncaya kadar ağladı.

Resulullah'ın (s.a.a) Vefatı ve Ömer'in Tutumu
Resulullah (s.a.a) vefat edince Ebu Bekir Sunuh'taydı. Ama orada bulunan Ömer devamlı diyordu ki: "Resulullah ölmedi; o, ümmetinin gözünden kırk gün kırk gece gayba çekilen Musa gibi Allah Teâla'nın yanına gitti ve yakında geri dönerek öldüğünü yayanların ellerini kesecektir! Resulullah'ın öldüğünü söyleyenin boynunu kılıcımla vururum!" O sırada biri, "Muhammed, yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?"[521] ayetini okudu.

Abbas b. Abdulmuttalib, "Peygamber öldü; Resulullah'tan kendi ölümü hakkında bir şey duymuş olan varsa söylesin." dedi. Fakat Ömer bu ayete ve Abbas'ın sözlerine aldırış etmeyerek etrafındakilere tehdit savurmaya devam ediyordu. Öyle ki, sonunda ağzından köpük çıkmaya başladı!

Ama Ebu Bekir yetişip yukarıdaki ayeti okuyunca Ömer susarak bir köşeye çekildi; artık slogan atmıyordu!

Benî Sâide Sakifesi ve Ebu Bekir'e Biat
Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini yerde bırakarak çekip gittiler; Hz. Peygamber'in ailesi, cenazesini yıkayıp kefenleyip defnetmek için orada yalnız kaldı. Ensar da Benî Sâide Sakifesi'nde toplanmış Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra hükümete geçmesi için o zaman hasta olan Sa'd b. Ubâde'yi getirmişti. Sa'd, ensarın geçmişini hatırlatarak, "Hükümeti yalnız kendiniz elinize alın!" dedi. Ensar da, "Doğru söylüyorsun; biz bundan vazgeç-meyeceğiz ve seni kendimize lider seçeceğiz." dedi. Ebu Bekir'le Ömer bu haberi duyunca dostlarıyla birlikte Sakife'ye koşarak onların arasında oturdular. Sonra Ebu Bekir ayağa kalkarak muhacirlerin geçmişinden bahsetti: Muhacirler, Resulullah'ın (s.a.a) dostları ve akrabalarıdırlar.

Dolayısıyla hükümete geçmeye herkesten daha lâyıktırlar. Bu konuda zalimlerden başka kimse onlarla kavga etmez. Habbab b. Munzir el-Ensarî de kendi arkadaşlarına şöyle hitap etti: Ey ensar! Hükümeti kendiniz ele alın. Bu insanlar sizin topraklarınızda ve sizin ellerinizdedirler. Hiçbir azgın sizin emriniz karşısında baş kaldırma cüretini gösteremez. Eğer bunu kabul etmezlerse, biz kendimize bir lider seçelim, onlar da kendilerine!

Burada Ömer söze girerek dedi ki: Bu imkânsızdır. Bir kına iki kılıç sığmaz. Peygamberleri sizden olmayan Araplar da size itaat etmez. Bunun üzerine Habbab'la Ömer birbirlerini ölümle tehdit ettiler. O sırada ensarın hepsi veya bir grubu bağırarak, "Biz Ali'den başkasına biat etmeyiz." dediler. Bu slogan Ömer için bir tehlike alarmı sayılırdı ve kendi taraftarları arasında ihtilâf çıkmasından korkuyordu. Bu yüzden hemen Ebu Bekir'e, "Elini uzat da sana biat edeyim!" dedi. Ama Beşir b. Sa'd daha önce davranarak Ebu Bekir'e biat etti. Bunun üzerine Habbab bağırarak, "Ey bütün ailesinin nefretine uğrayan! Amcan oğlunun halife olmasını mı kıskandın?" dedi. Daha sonra Ömer ve Ebu Ubeyde Ebu Bekir'e biat ettiler. Evs Kabilesi, eğer Hazrec kabilesi iş başına geçer de hükümeti ele geçirirse sonuna kadar bize karşı övünür, bu fazileti başımıza kakar, bize de bir şey vermez diye Ebu Bekir'e biat etti. Hazrec kabilesi ve bu kabilenin reisi Sa'd b. Ubâde ise yenilgiye uğradı. Hasta olan Sa'd neredeyse emekleyerek yürüyecekti; o sırada arkadaşları, "Ey millet; dikkat edin, Sa'd ayaklarınız altında ezilmesin." diye bağırdılar! Ömer ise, "Allah canını alsın, öldürün onu." diye bağırarak Sa'd'ın üzerine yürüdü ve Sa'd'a, "Sağlam bir yerin kalmayacak şekilde ayaklarım altında ezmek isterim seni." dedi! Sa'd'ın yanında olan oğlu Kays yerinden fırlayarak Ömer'in sakalından tutup, "Vallahi onun başından bir tüyünü eksiltirsen ağzında sağlam

bir dişin kalmaz." dedi! Olayı izleyen Ebu Bekir, Ömer'e seslenerek, "Yavaş ol ey Ömer! Şimdi yumuşaklık zamanıdır." dedi! Ömer de susarak Kays'tan uzaklaştı. Arkadaşları Sa'd b. Ubâde'yi evine götürürken Ebu Bekir'in etrafındakiler de onu Sakife'den çıkarıp götürdüler. Bu arada Eslem kabilesi yetişerek Ebu Bekir'e biat edince Ebu Bekir onlardan güç aldı. Ebu Bekir'in taraftarları onu bir gelin götürüyormuş gibi gürültü çıkararak haşmetli bir şekilde mescide götürdüler. Ebu Bekir Resulullah'ın (s.a.a) minberine çıkıp oturdu. Halk salı gününe kadar bu gibi işlerle meşgulken Resulullah'ın (s.a.a) cenazesinden gafildi. Salı gününden sonra Benî Sâide pazarında kendisine biat edilen Ebu Bekir'le etrafındakiler tekrar mescide geldiler. Ebu Bekir çıkıp Resulullah'ın (s.a.a) minberine oturdu. O sırada Ömer yerinden kalkarak şöyle konuştu: Dünkü konuşmalarım ne Allah'ın Kitabı'ndan ve ne de Resulullah'ın (s.a.a) emriyle değildi; aksine, ümmetin bu sorununu Resulullah'ın kendisi şahsen hallettikten sonra vefat edeceğini sandım. Şimdi ise Allah Teâla aramızda bırakmış olduğu Kur'ân'la insanları hidayet edecektir. Şimdi Allah Teâla sizleri Resulullah'ın sahabesi ve yakın arkadaşıyla uzlaştırmıştır; o hâlde hepiniz kalkarak ona biat edin. Ömer'in bu sözlerinden sonra halk Sakife'deki biatlerinden sonra tekrar Ebu Bekir'e biat etti! Sonra Ebu Bekir bir hutbe okuyarak şöyle dedi: Ben sizlerden daha üstün olmadığım hâlde sizin halifeniz oldum. O hâlde işim iyi olursa bana yardım edin ve... Bu sahabeler pazartesi ve salı günü boyunca Hz. Resulullah'ın (s.a.a) toprağa verilmesinden gafil olup kendileriyle meşgul idiler! Bundan sonra grup grup gelerek hiç kimse kendilerine imamlık yapmaksızın Resulullah'ın (s.a.a) cenazesine namaz kıldılar! Resulullah'ın (s.a.a) ashabı onun cenazesini ailesiyle baş başa bıraktı ve onlar bu vazifeyi tek başlarına yapmak zorunda kaldılar. Ebu Bekir'le Ömer, Resulullah'ın (s.a.a) gusül, kefen ve defninde bulunmadı. Aişe bu konuda der ki: Çarşamba gecesi kürek sesleri duyuncaya kadar bizim Resulullah'ın (s.a.a) toprağa verildiğinden haberimiz yoktu! Ensar ve muhacirlerden bir grupla Hâşim Oğulları, Ebu Bekir'e biat etmeyip Ali'ye biat etmek istiyorlardı. Ebu Bekir taraftarları ise Resulullah'ın (s.a.a) amcası Abbas'a giderek onun da kendilerine uymasını istedilerse de Abbas onların bu önerisini kabul etmedi. Ebu Bekir'in muhalifleri olan Hâşim Oğulları, muhacir ve ensardan bir grup Hz. Fâtıma'nın (s.a) evine sığındılar. Ebu Bekir de Fâtıma'nın evine sığınanları oradan dışarı çıkarması için Ömer b. Hattab'ı gönderdi ve kılıç zoruyla da olsa itaat etmeyenlerin karşısında durmasını istedi! Ömer de eline bir meşale alarak Hz. Zehra'nın evini içindekilerle birlikte yakmaya kalkıştı. Hz. Fâtıma (s.a) Ömer'e hitaben: "Ey Hattab'ın oğlu! Bizim evimizi mi yakmaya geldin?!" dedi. Ömer, "Evet!" dedi, "(ya bu evi içindekilerle birlikte yakarım)

ya da ümmetin kabul ettiğini kabul edersiniz." Ebu Bekir ölüm yatağında buna değinerek şöyle demiştir: Dünyada üç şey dışında hiçbir şeye üzülmedim; keşke bu üçünü yapmasaydım: ...Keşke bana karşı savaş için kapanmış olan Fâtıma'nın evinin kapısını açmasaydım... Böyle bir durumda Ali (a.s) geceleyin Fâtıma'yı bir bir ensarın evlerinin kapısına götürerek onlardan yardım istedi. Fâtıma da Ali'ye yardım etmeleri için onları teşvik ediyordu. Fakat onlar diyorlardı ki: "Ey Resulullah'ın kızı! Biz bunlara biat ettik!! Amcan oğlu Ali, Ebu Bekir'den önce bize müracaat etmiş olsaydı biz ondan vazgeçmezdik." Ali (a.s) ise, Resulullah'a (s.a.a) gusül verip kefenlemeden onu evinde yalnız bırakıp hükümetini ele geçirmek için insanlarla kavga etmem gerektiğini mi söylüyorsunuz?!" şeklinde cevap veriyor, Fâtıma (s.a) da, "Ebu'l-Hasan'ın (Ali) yaptığı şey yapılması gereken iyi bir işti, bunların yaptıklarının hesabını ise Allah sorar." diyordu. Muaviye, bu hareketinden dolayı Ali'yi (a.s) kınayarak Hz. Ali'ye

şöyle bir mektup yazdı: Hatırlıyorum ki, dün halk Ebu Bekir-i Sıddık'a biat edince evindeki mahremini bir eşeğe bindirip Hasan'la Hüseyin'in

ellerini tutup sana yardım etmeleri için Bedir'dekilerin ve İslâm'ın öncülerinin hepsinin kapılarını çaldın. Eşinle onların evlerine gittin, iki oğlunu iki delil olarak onlara gösterip Resulullah'ın (mağaradaki) arkadaşı aleyhine tahrik ettin! Ama dört beş kişiden başka hiç kimse sana olumlu cevap vermedi. Seni kıyama teşvik eden Ebu Süfyan'a, "Emrimde iradeli kırk kişi olsaydı kıyam ederdim..." diye cevap verdiğini sen hatırlamıyorsan ben iyi hatırlıyorum... Buharî de, Resulullah'ın (s.a.a) kızıyla Ebu Bekir arasında geçen tartışmaları şöyle kaydeder: Fâtıma yüzünü Ebu Bekir'den çevirdi ve Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonraki altı aylık ömrü boyunca onunla konuşmadı. Ölümünden sonra da Ali, Ebu Bekir'e haber vermeden

onu toprağa verdi. Hz. Zehra'nın (s.a) varlığı halk arasında Hz. Ali'ye (a.s) saygı duyulmasına sebep oluyordu. Ama Hz. Fâtıma (s.a) ölür ölmez kabilelerin ileri gelenleri ona yüz çevirdiler. Ali altı ay Ebu Bekir'e biat etmedi; hatta Ali'ye uyarak Hâşim Oğulları'ndan bir kişi bile Ebu Bekir'e biat etmedi. Ancak Fâtıma'nın (s.a) ölümünden sonra, Ali (a.s) kendisini halkın arasında yalnız bulunca Ebu Bekir'le barışarak ona biat etmek

zorunda kaldı. Belazurî der ki: "Ali, Ebu Bekir'e biat etmeden önce hiç kimse düşmanla savaşa gitmeye razı olmuyordu." Ebu Bekir'e biat etmeyenler şunlardır: Ferve b. Amr, Halid b. Said, Aban b. Said ve Ömer b. Said Emevî. Bunlar Hâşim Oğulları'ndan sonra Ebu Bekir'e biat ettiler.

Sa'd b. Ubâde de Ebu Bekir'e biat etmeye yanaşmadı ve ensar, halifeye onu kendi hâline bırakmasını önererek onu öldürseler de biat etmeyeceğini, bütün evlâtları ve akrabaları da kendisiyle birlikte öldürülmedikçe öldürülemeyeceğini söylemesi üzerine onu kendi hâline bıraktılar. Ömer hilâfetinin başında Sa'd b. Ubâde'ye, "Komşusundan hoşlanmayan evini değiştirir." dedi. Bunun üzerine Sa'd, Şam'a gitti. Daha sonra Ömer bir adamı görevlendirerek şöyle dedi: "Ne pahasına olursa olsun Sa'd'dan biat etmesini iste; kabul etmediği takdirde onu idam etmede Allah'tan yardım al!" O adam Şam'a giderek Halep yakınındaki Havarin kasabasında Sa'd'la karşılaştı. Orada Sa'd'dan Ömer'e biat etmesini istedi. Sa'd kabul etmeyince kalbine gömdüğü bir okla onu öldürdü!

Ömer'e Biat
Ebu Bekir ölüm yatağında Osman'ı çağırarak ona şöyle yazmasını söyledi: Bismillahirrahmanirrahim Bu Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe'nin Müslümanla-ra yazısıdır. Ama sonra... (Ebu Bekir bunu söyledikten sonra bayıldı. Bunun üzerine Osman kendi başına mektubu şöyle tamamladı:) Ben kendi yerime sizin için Ömer b. Hattab'ı tayin ediyorum. Ben seçimimde sizin için hayırdan başka bir şey dilemedim. O sırada Ebu Bekir kendine gelerek gözlerini açtı. Osman kendi yazdıklarını Ebu Bekir'e okudu. Ebu Bekir de onun yazdıklarını onaylayarak imzaladı! Ömer de Ebu Bekir'in ölümünden sonra onun mektubunu yanına alıp mescide giderek şöyle konuştu: Resulullah'ın (s.a.a) halifesi Ebu Bekir'in emrini duyun ve ona itaat edin. Çünkü o sizin için hayırdan başka bir şey dilememiştir. İşte bundan sonra halk da Ömer'e biat etti!

Şûra ve Osman'a Biat
Ömer yaralanınca ona kendi yerine birini seçmesini söylediler. Bunun üzerine Ömer dedi ki: "Salim hayatta olsaydı kendi yerime onu seçerdim. Veya eğer Ebu Ubeyde hayatta olsaydı yerime onu seçerdim." Daha sonra dedi ki: "Halife seçimini altı kişilik bir şûraya bırakıyorum!" Ömer bunu söyledikten sonra şûranın bütün üyelerini Kureyş'ten seçti ve o şûraya ensardan bir kişiyi bile sokmadı. Daha sonra Ebu Talha Zeyd b. Sehl el-Hazrecî'nin ensardan elli kişinin kumandanlığını üstlenmesini, Suheyb'e de üç gün üç gece mescitte halka namaz kıldırmasını emretti. Üç gün sonra şûradakiler kendi aralarından bir kişinin halife olmasını kabul ederlerse muhalif olanı öldürmesini söyledi! Şûradakiler iki gruba ayrılır da her biri bir kişiyi seçerse, içlerinde Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grubun görüşünün geçerli olduğunu, hatta eğer Abdurrahman b. Avf'ın kendisi

de aday olur ve bir elini diğerine vurursa onun izlenmesi gerektiğini, ona muhalif olanların ise başının vurulmalarını söyledi! Halife ölünce Abdurrahman şûradakilere, "Benim seçmem şartıyla benle Sa'd kenara çekiliyoruz." dedi. Hz. Ali dışında şûradakilerin hepsi Abdurrahman'ın bu önerisini kabul ettiler. Ali de Abdurrahman'a kendisini nefsinin heva ve heveslerine teslim etmemesine, hakkı göz önünde bulundurmasına, akrabalığı gözetmemesine dair yemin ettirdi. Abdurrahman yemin edince Ali ona, "Şimdi seç, Allah muvaffak etsin." dedi. Daha sonra şûradakiler mescitte toplandılar. Abdurrahman elini Ali'ye uzatarak, "Elini uzat da Allah'ın kitabı, Resulullah'ın sünneti ve Şeyheyn'in (Ebu Bekir'le Ömer'in) yönetim tarzı üzerine sana biat edeyim." dedi. Ali, "Aranızda elimden geldiği kadarıyla Allah'ın Kitabını ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini uygulayacağım." dedi. Bunun üzerine Abdurrahman elini Osman'a uzatarak aynı sözleri tekrarladı. Osman da onların hepsini kabul etti. Abdurrah-

man tekrar elini Ali'ye uzatarak aynı sözleri tekrarladı. Ali de aynı cevabı verdi. Daha sonra Osman'a dönerek sözünü tekrarladı; Osman da ilk verdiği cevabı verdi. Abdurrahman üçüncü kere Ali'ye aynı sözlerini söyleyince Ali dedi ki: Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin başkalarının yönetim tarzına ihtiyacı yoktur. Sen hilâfetin bana ulaşmamasına çalışıyorsun. Abdurrahman İmam Ali'ye (a.s) cevap vermeden ilk önerisini Osman'a tekrarladı. Osman da önceki defalardaki gibi bütün şartları kabul etti. Bunun üzerine Abdurrahman, Osman'ın elini tutarak ona

biat etti. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) Abdurrahman'a şöyle buyurdu: Osman'a sevgini ve hizmetini tamamladın. Her şeyi ona verdin. Bu, bize karşı ilk birleşmeniz değil. Bundan sonra (bana düşen) güzel sabırdır. Sizin bu düzüp, uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır. Vallahi Osman'ı hilâfete oturtmanın tek sebebi onun da sonunda hilâfeti sana bırakmasını ummandır. Fakat her gün Allah'ın bir cilvesi vardır!

Abdurrahman'ın Osman'a biat etmesinden sonra şûradaki diğerleri de ona biat ettiler. Ayakta durmuş olayı seyreden Ali, bu manzarayı görüp öfkeyle mescidi terk edince Abdurrahman ona "Biat et."dedi: "Biat etmezsen boynunu vururum!" Abdurrahman bu tehdidi yaparken oradakilerin hiçbirinin üzerinde kılıç yoktu. Ali (a.s) mescitten dışarı çıktı. Şûradaki diğerleri koşup Ali'ye yetişerek, "Biat et, biat etmezsen seninle savaşırız." dediler. Bu konuda o kadar ısrar ettiler ki nihayet Ali'yi geri çevirdiler ve o da Osman'a biat etmek zorunda kaldı.

Emirü'l-Müminin Ali'ye (a.s) Biat
Osman öldürülünce Müslümanlar herkesin biatinden kurtuldular. Bunun üzerine Hz. Ali'nin (a.s) etrafında toplanarak ondan hilâfete geçmesini ve hükümetin işlerini eline almasını istediler! Aralarında Talha ve Zübeyir'in de bulunduğu ensar ve muhacir bir araya toplanarak Ali'nin evine gidip ona, "Sana biat etmeye geldik." dediler. Hz. Ali (a.s), "Benim size hükümet etmeye ihtiyacım yok. Ben de size yardım ederim. Gidin istediğinizi hilâfete oturtun; ben de sizin seçtiğinizi kabul ediyorum." buyurdu. Onlar, "Vallahi senden başkasını seçmeyiz." dediler. Osman'ın öldürülmesinden sonra hilâfeti kabul etmesi için defalarca Hz. Ali'ye (a.s) müracaat ettiler. Sonunda ona dediler ki: Birisi hükümet işlerini ele almadıkça halkın durumu düzelmez. Uzun zamandan beridir durum bozulmuştur. Sana biat etmedikçe hiçbir şey yapmayız ve bu konuda senden vazgeçmeyiz!

İmam Ali (a.s) onların bu ısrarını görünce şöyle buyurdu: O hâlde mescitte toplanın. Bana gizli olarak biat edilmemelidir. Bu iş halkın istek ve rızası olmadan yapılmamalıdır. Binaenaleyh, herkes mescitte toplanarak Ali'ye (a.s) biat için izdiham yarattılar. Minberin basamaklarından yukarı çıkıp onun elini tutarak biat eden ilk kişi Talha idi. Ondan sonra muhacir ve ensar ve onların peşinden de diğer halk Ali'ye (a.s) biat etti.[522]

* * *

Şimdi özetle iki ekolün imamet ve hilâfet konusundaki görüşlerini inceleyelim.



HİLÂFET EKOLÜ'NÜN İLERİ GELENLERİ AÇISINDAN HİLÂFET

1- Ebu Bekir, Benî Sâide Sakifesi'nde şöyle dedi: Arapların önemli merkezi olan, soy ve aile yüceliği açısından en üst derecede bulunan Kureyş dışında hiçbir kabile hilâfet makamına geçmeye lâyık değildir! Dolayısıyla hilâfet için Ömer ve Ebu Ubeyde'den birisini öneriyorum. İstediğinize biat edin![523] Diğer bir rivayete göre Ebu Bekir şöyle dedi: Muhacirler ve Kureyş Resulullah'ın (s.a.a) dostları ve akrabalarıdırlar. Bu yüzden hilâfet konusunda diğerlerinden öncelikleri vardır. Bu konuda zalimlerin dışında hiç kimse onlarla savaşmaya kalkışmaz![524]

2- Ömer de o gün ensara hitaben şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki Arap sizin hüküm sürmenizi kabul etmeyecektir; çünkü peygamberleri siz(in kabileniz)den değildir. Ama Arap, hem peygamberlik ve hem de hükümetle şereflenen kimselerin hilâfete geçmesinde bir engel görmez. Bu alanda bizim sağlam bir delilimiz var ve o da şudur: Muhammed'in (miras bıraktığı) hükümet ve yöneticilik konusunda onun akrabaları olan bize, günaha bulaşmış helak içerisinde olan sapık ve isyankârlardan başka kimse muhalefet eder mi?![525] Ama bu sahabeye, ölümünden bir ay önce kendi hilâfeti döneminde falanca, "Emirü'l-Müminin ölürse falancaya biat edeceğim." dedi, diye haber verdiklerinde şaşırarak dedi ki: "Müslümanlarla müşavere etmeden birine biat eden kimseye ve biat alana itaat etmeyin. Çünkü halkı bu şekilde aldatmalarından dolayı her ikisi canını kaybedebilir."[526]

Kendisine suikast yaptıklarında ise altı kişilik şûradakileri belirterek, "Ebu Huzeyfe'nin azat ettiği Salim veya Ebu Ubeyde Cerrah'tan biri sağ olsaydı tam bir güvenle hilâfeti onlara bırakırdım!" dedi.[527] Yine, "Salim sağ olsaydı, hilâfeti şûraya bırakmazdım!" demiştir.[528]

3- Hilâfet Ekolü mensupları ise şöyle diyorlar:

Halife, bir önceki halife aracılığıyla seçilebileceği gibi ümmetin güvendiği emin kişiler tarafından da seçilebilir. Ebu Bekir'in, Resulullah'ın (s.a.a) diğer ashabının da muvafık olup olmadıklarını belirtmelerini beklemeden kendisinden sonra Ömer'i halife seçmesi birinci kısmın en bariz delilidir. İkinci kısımda ise bu şûranın kaç kişiden oluşması gerektiği konusu ihtilâflıdır. Bazıları, beş kişiden oluşması gerekir diyorlar. Çünkü Sakife'de Ebu Bekir'e biat edenler beş kişiydiler! Bazıları da altı kişi olması gerekir diyorlar; çünkü, Ömer şûra için altı kişiyi belirtmiş, beş kişinin altıncılarına halife olarak biat etmelerini söylemiştir! Ama çoğu insanlar bu iş için bir kişinin de yeterli olduğunu söylerler. Çünkü Abbas b. Abdulmuttalib Hz. Ali'ye, "Elini uzat da sana biat edeyim." demiştir. Abbas'ın bu sözü bir hüküm yerine geçer ve hükümde bir hâkimin hükmü de yeterlidir. Yine bazıları da derler ki: Kılıç zoruyla halka sulta kurar ve ona, "Emirü'l-Müminin" derlerse kıyamet gününe iman eden hiç kimse ona biat edip onu kendi önderi bilmeden akşamı sabahlamamalıdır! Bu halife ister salih ve takvalı, ister fâsık, günahkâr ve zalim bir kişi olsun fark etmez; çünkü o müminlerin emiridir! Yine Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Malını alsa ve sırtına kırbaç vursa bile emir ve önderine itaat et!" Ve yine, günah işlemesi, zulüm etmesi veya şer'i hadleri uygulamaması yüzünden, halife, istifa etmeye zorlanamaz veya makamından

alınamaz ve ona karşı kıyam da edilemez; aksine bize ulaşan hadisler gereğince ona nasihat etmeli, onu Allah'ın azabıyla korkutmalı ve onu hayıra hidayet etmelidir, derler! Bunlar hilâfet ve halife konusunda Hilâfet Ekolü'nün görüşleridir. Şimdi bu görüşleri incelemeye başlamadan önce bu konudaki birkaç ıstılahı incelememiz daha yerinde olacak. Istılahların Tanımı

1- Şûra

Arapça'da "et-teşavur" ve "el-muşavere" sözcüğü, bir kişinin başka birine müracaat ederek onun görüşünü istemesi anlamına gelir. Kur'ân-ı Kerim'de de bu anlamda kullanılmıştır. Meselâ, "İşleri kendi aralarında şûrâ ile olanlar" O hâlde bu kelime şer'î bir ıstılah değildir.



Dipnotlar

-------------------------------------------------

[474] - Sahih-i Müslim, c.6, s.3, 4 Kitabu'l-İmare, "en-Nasu tebeu'n Li-Kureyş" bölümündeki bu kısmı bilhassa almamızın nedeni, Câbir tarafından yazılıp kaydedilmiş olmasıdır. Yine Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Ahkâm, c.4, s.165; Sünen-i Tirmizî, Evbabu'l-Fiten, "Mâ Câe Fi'l-Hulafâ" babı; Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l- Mehdi, c.3, s.106; Müsned-i Tayâlesî, 767 ve 1278. hadisler; Müsned-i Ahmed, c.5, s.86, 90, 92, 101, 106, 108; Kenzü'l-Ummal, c.13, s.26, 27; Hilyetü'l-Evliyâ, Ebu Nuaym, c.4, s.333. Cabir b. Semere b. Cünade el-Amirî es-Sevaî, Sâ'd b. Ebî Vakkas'ın yeğenidir; hicretten 70 yıl sonra Kûfe'de öldü. Sihah yazarları ondan 146 hadis rivayet etmişlerdir. Hayatı için bk. Usdu'l-Gabe, Takribu't-Tehzîb, Camiu's-Sîre, s.277.

[475] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.338, Müstedreku's-Sahihayn, c.3, s.617.

[476] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.338.

[477] - Muntahabu Kenzi'l-Ummal, c.5, s.321; Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.249, Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, s.10; Kenzü'l-Ummal, c.13, s.26, es-Savaiku'l-Muhrika, s.28.

[478] - Kenzü'l-Ummal, Muttakî Hindî, c.13, s.27 ve Muntahabu Kenz, c.5, s.312.

[479] - Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, c.12, s.202 ve es-Savaiku'l-Muhrika, İbn Hacer, s.18; Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, s.10.

[480] - Kenzü'l-Ummal, c.13, s.27.

[481] - age. İbn Neccar'dan naklen, c.13, s.27.

[482] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.398, 406. Ahmed Şâkir, 1. haşiyede şöyle yazıyor: "Senetleri doğru ve sahihtir." Yine Müstedrek-i Hâkim ve Zehebî'nin bu eseri Telhisi, c.4, s.501; Fethu'l-Bârî, c.16, s.339'da özetle; Mecmau'z-Zevâid, c.15, s.190; es-Savaiku'l-Muhrika, İbn Hacer, s.12, Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, s.10; Camiu's-Sağîr, c.1, s.75. Muttakî Hindî de Kenzü'l-Ummal, c.13, s.27'de, "Taberanî ve Nuaym b. Hammad, bunu el-Fiten'de kaydetmiştir." der. Yine Feyzu'l-Kadir Fî Şerhi Camii's-Sağîr, Menâvî, c.2, s.457. İbn Kesir her iki haberi de İbn Mesud'un kitabının "Zikru'l-Eimmeti'l-İsnâ Aşer Ellezine Kullu-hum Min Kureyş" babın, c.6, s.248-250'de kaydetmiştir.

[483] - Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.248; Kenzü'l-Ummal, c.13, s.27; Şevahidu't-Ten-zil, Haskanî, c.1, s.455, hadis: 626.

[484] - Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.248.

[485] - Nehcü'l-Belâğa, 142. hutbe.

[486] - Yenabiu'l-Mevedde, Şeyh Süleyman Hanefî, 12. bölüm, s.523; İhya-i Ulumi'd-Din, Gazalî, c.1, s.54; Hilyetü'l-Evliyâ, Ebu Nuaym, c.1, s.80'dan özetle.

[487] - Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.249-250.

[488] - el-Mu'cemu'l-Hadis, İbranice-Arapça, s.317

[489] - age., s.84

[490] - age., s.82

[491] - İbrâhîm: 37

[492]- Tarih-i Yakubî, c.1, s.24-25, Kum baskısı, Sekâfetu Ehlibeyt Yay.

[493] - Bu bahiste geçen Tevrat'taki İbranice asılları, et-Tevhid Dergisi, sayı: 54, s.127-128'de yayınlanan Üstad Ahmed el-Vâsıtî'nin makalesinden aldık.

[494] - İbn Arabî'nin Sünen-i Tirmizî Şerhi, c.9, s.68, 69.

[495] - Sahih-i Müslim'e Nevevî Şerhi, c.12, s.201, 202 ve Fethu'l-Bârî, c.16, s. 339'daki söz onundur ve s.341'de de bunu tekrarlamaktadır.

[496] - Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, s.12.

[497] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.341; Suyutî'nin Tarihu'l-Hulefa'sı, s.12.

[498] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.341; Tarihu'l-Hulefâ, Suyutî, s.12.

[499] - İbn Hacer'in es-Savaiku'l-Muhrika'sı, s.19; Suyutî'nin Tarihu'l-Hulefa'sı, s.12. Bu yorumun doğru kabul edilmesi, Ehlisünnet ve Hilâfet Ekolü yanlılarının biri Mehdi olan iki imamın zuhurunu bekledikleri manasına gelir. Şia ise sadece bir imamın zuhurunu beklemektedir!

[500] - Nevevî, Sahih-i Müslim'e yazdığı şerhin c.12, s.202-203'ünde buna değinmekte ve aynı mevzuu İbn Hacer de Fethu'l-Bârî'de, c.16, s.338 ve 341'de ve Suyutî de Tarihu'l-Hulefâ'sında, s.10'da yazmışlardır.

[501] - Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.249'da Beyhâkî'den rivayetle.

[502]- Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, s.11; es-Savaiku'l-Muhrika, İbn Hacer, s.19; Fethu'l-Bârî, c.16, s.341

[503]- Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.249, 250.

[504] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.340, Keşfu'l-Müşkül kitabında İbn Cevzî'den naklen

[505] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.341; es-Savaiku'l-Muhrika, İbn Hacer, s.19.

[506] - Fethu'l-Bârî, c.16, s.338.

[507] - Nevevî Şerhi, c.12, s.202; Fethu'l-Bârî, c.16, s.339; biz Fetu'l-Barî'den naklettik.

[508]- Zehebî, kendi hadis şeyhlerinin biyografsini anlatırken Cuveynî ile ilgili olarak Tezkiretu'l-Huffâz, s.1505'ta şöyle yazar: Sufiye şeyhi, en mükemmel hadis imamı, İslâm'ın iftiharı, Sadreddin İbrahim b. Muhammed b. Hameveyh el-Cuveynî eş-Şafiî, rivayetleri aktarmada çok özenli ve dikkatlidir. Moğol hanı Kazan Han, onun vasıtasıyla İslâm'ı kabul etmiştir.

[509] - a, b, c'de geçen üç hadis, el hattıyla yazılmış olan Ferâidu's-Sımteyn' en nakledilmiştir: Tahran Üniversitesi Merkezî Kütüphanesi, 163. bölüm, 1164, 1690, 1691. numaralar.

[510] - Annesi Fatıma bint-i Esed, Hz. Ali'ye hamile olduğu bir gün Kâbe'yi tavafla meşgulken doğum alâmetleri belirmeye başlar. Bu sırada Kâbe'nin kapısı ona açılır, Fatıma bint-i Esed Kâbe'nin içine girer ve orada Hz. Ali'yi (a.s) dünyaya getirir. bk. el-Müstedrek, c.3, s.483; Tezkiretu Havassi'l-Ümmet, s. 10; el- Menâkıb, İbn Mağazilî, s.7.

[511] - Emirü'l-Müminin Hz. Ali'yle (a.s) iki evlâdı Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s) hakkında bk. Tarih-i Taberî, Tarih-i İbn Esîr, Tarih-i Zehebî, Tarih-i İbn Kesir, Tarih-i Bağdad, Tarih-i Dımeşk, el-İstiab, Usdu'l-Gabe, el-İsabe ve Taba-kat-i İbn Sâ'd gibi kaynak eserlerde hicretin 40, 50 ve 60. yıllarıyla ilgili bölümler. Tabakat-i İbn Sâ'd'ın Avrupa ve Beyrut baskılarında Sıbteyn'in (İmam Hasan ve İmam Hüseyin) hayatı geçmemektedir; ancak, daha sonraki baskılarda bu kısımlar da basılmıştır.

[512] - İmam Seccad'ın (a.s.) hayatı için bk. Tarih-i İbn Esîr, Tarih-i İbn Kesir, Tarih- i Zehebî, İbn Sâ'd'ın Tabakat'ı, Hilyetü'l-Evliyâ, Vefeyatu'l-A'yan, Tarih-i Yakubî, c.2, s.303 ve Tarih-i Mes'udî, c.3, s.160'ta hicrî 94. yılın olaylarıyla ilgili bölümler.

[513] - Beşinci İmam Hz. Muhammed Bâkıru'l-Ulum'un hayatı için bk. Tezkiretu'l- Huffâz-ı Zehebî, Vefeyatu'l-A'yan, Safvetu's-Safve, Hilyetü'l-Evliyâ, Tarih-i Yakubî, c.2, s.320, Zehebî'nin Tarihu'l-İslâm'ı ile Tarih-i İbn Kesir'de hicretin 115, 117 ve 118. yıllarının hâdiseleri.

[514] - Altıncı İmam, Hz. Cafer Sadık'ın (a.s.) biyografisiyle ilgili bk. Hilyetü'l- Evliyâ, Vefeyatu'l-A'yan ve Tarih-i Yakubî, c.2, s.381; Tarih-i Mes'udî, c.3, s.346.

[515] - Yedinci İmam Hz. Musa b. Cafer'in (a.s.) biyografisi için bk. Mekâtilu't- Talibiyyîn, Tarih-i Bağdad, Vefeyatu'l-A'yan, Safvetu's-Safve, Tarih-i İbn Kesir, c.2, s.18 ve Tarih-i Yakubî, c.2, s.414.

[516] - Sekizinci İmam Hz. Rıza (a.s.) hakkında bk. Tarih-i Taberî, Tarih-i İbn Esîr, Zehebî'nin Tarihu'l-İslâm'ı, Tarih-i İbn Kesir'de hicrî 203. yılın olayları. Ayrıca Vefeyatu'l-A'yan, Tarih-i Yakubî, c.2, s.453 ve Tarih-i Mes'udî, c.3, s.441.

[517] - Dokuzuncu İmam Hz. Cevad'ın (a.s.) biyografisi için bk. Tarih-i Bağ-dad, c.3, s.54; Vefeyatu'l-A'yan, Şezerâtu'z-Zeheb, c.2, s.48 ve Tarih-i Mes'udî, c.3, s.464.

[518] - Onuncu İmam, Hz. Hâdi'nin (a.s.) biyografisi için bk. Tarih-i Bağdad, c.12, s.56; Vefeyatu'l-A'yan, Tarih-i Mes'udî, c.4, s.84 ve Tarih-i Yakubî, c.2, s.484

[519] - On birinci İmam Hz. Hasan Askerî'nin (a.s.) hayatı için bk. Vefeyatu'l- A'yan; Tezkiretu Havassi'l-Ümmet, Sıbt b. Cevzî Hanefî ve Şeyh Kemaluddin Muhammed b. Talha Şafiî'nin (öl. 654) Metâlibu's-Suûl Fî Menâkıbi Âli'r-Re-sul (a.s.) adlı eseriyle Tarih-i Yakubî, c.2, s.503.

[520] - Hz. Huccet İmam Mehdi (a.s.) için bk. Tezkiretu Havassi'l-Ümmet, Sıbt b. Cevzî ve Metalibu's-Suûl; Vefeyatu'l-Â'yan.

[521]- Âl-i İmrân: 144

[522]- Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, birinci baskı, c.1, s.240-241 ve Muhammed Ebulfazl İbrahim'in tahkiki, c.4, s.8-9.

[523] - Buharî, Kitabu'l-Hudud, "Recmu'l-Heblâ" babı, c.4, s.120.

[524] - Tefsir-i Taberî, Avrupa baskısı, c.1, s.1840.

[525] - Tefsir-i Taberî, Avrupa baskısı, c.1, s.1841.

[526] - Buharî, "Recmu'l-Heblâ" babı, c.4, s.120.

[527] - Tabakat, İbn Sa'd, Beyrut, Daru's-Sadra baskısı, c.3, s.343.

[528] - el-İstiab ve Usdu'l-Gabe, Salim'in biyografisi, c.2, s.246.