EHL-İ BEYT VE EHL-İ SÜNNET EKOLLERİ
 
Şûra ve Osman'a Biat


İbn Abdurabbih Ikdu'l-Ferid adlı kitabında şöyle yazar: Ömer yaralanınca ona kendi yerine birini seçmesini önerdiler. Bunun üzerine Ömer dedi ki: "Ebu Ubeyde Cerrah hayatta olsaydı yerime onu seçerdim. Allah bunun sebebini benden sorsaydı, cevap olarak, 'Peygamber'in, onun ümmetin emini olduğunu söylüyordu!' derdim. Ve eğer Ebu Huzeyfe'nin azat etmiş olduğu kölesi Salim hayatta olsaydı, şüphesiz kendi yerime onu seçerdim. Allah bunun sebebini soracak olsaydı, 'Resulullah'ın, 'Salim Allah'ı o kadar seviyor ki, Allah'tan korkmasaydı bile, yine de O'na itaatsizlik etmezdi.' dediğini duydum, derdim."[353] Bunun üzerine, "Ya Emire'l-Müminin, her hâlükârda birini kendi yerinize seçin." dendiğinde şu cevabı verdi:

Bütün bunlardan sonra sizin işinizi, (Hz. Ali'ye işaret ederek) sizi hak ve adalete yönlendirecek bir kişiye bırakmak ve onu size halife seçmek istiyordum. Ama benim ölümün ve dirimin böyle bir şeye tahammül etmeyeceğini ve bunu kabul etmeyeceğini gördüm! Belazurî Ensabu'l-Eşraf'ta şöyle diyor: Ömer, "Bana Ali, Osman, Talha, Zübeyir, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ebî Vakkâs'ı çağırın." dedi. Onları çağırdıklarında Ali (a.s) ve Osman'dan başka hiç kimseyle konuşmadı. Ali'ye (a.s) dedi ki: "Ey Ali! Bu insanlar senin Resulullah'ın akrabası ve damadı oluşunu ve Allah Telâ'nın sana vermiş olduğu ilim ve fıkhı göz önünde bulundurarak seni hilâfete seçebilirler; eğer bu işi üstlenirsen Allah'ı unutma! Sonra Osman'a dönerek şöyle dedi: "Ey Osman! Bu ümmet senin Resulullah'ın damadı oluşunu ve yaşını gözeterek seni hükümete geçirebilirler; eğer bu işi üstlenirsen Allah'tan kork ve Ebu Muaytoğulları'nı insanların sırtına bindirme." Ömer, sonra Suheyb'i çağırmalarını emretti. Suheyb gelince ona şöyle dedi: "Sen üç gün halka namaz kıldır. Bu müddet içerisinde bunlar da toplanarak müşavere etsinler. Sonuçta kendi aralarından bir kişinin hilâfetine oy verirlerse, muhalefet edenin boynunu vur!" Ömer, yanına gelen bu grup dışarı çıktıktan sonra, "Eğer halk bu 'Ecleh'i[354] hilâfete seçerse, onları doğru yola hidayet eder." dedi.[355] er-Riyazu'n-Nazira kitabında Ömer'in şöyle dediği geçer: Hilâfete o alnı yüksek kişiyi seçecek olsalar ne mutlu onlara; o, boynunda kılıç bile olsa onları hakka götürür. Muhammed b. Kâ'b der ki, o sırada ben Ömer'e, "Bunu bildiğin hâlde neden onu hilâfete seçmiyorsun?" dedim. Ömer şöyle cevap verdi: Halkı kendi hâllerine bırakmamın sebebi, benden üstün olan kimsenin onları kendi hâllerine bırakmış olmasıdır![356] Belazurî Ensabu'l-Eşraf'ta Vâkıdî'den naklen şöyle der: Ömer kendisinden sonra hilâfete kimi seçmesinin uygun olduğu hakkında etrafındakilerin görüşünü alıyordu. Ona, "Osman hakkında ne dersin?" dediler.

Ömer, "Onu seçecek olursam, Ebu Muayt'i halkın sırtına bindirmiş olurum." dedi. "Zübeyir nasıldır?" dediler. Ömer, "O razı ve memnun olunca mümindir, öfkelendiğinde ise kalben kâfirdir!" dedi. "Ya Talha!" dediler. Ömer, "O, burnu havada, ama oturduğu yer suyun içinde olan kibirli bir adamdır!" dedi. "Ya Sa'd b. Ebî Vakkâs?" dediler. "Süvarilere kumandanlığında söz yoktur, ama küçük bir kasabayı zor idare eder." dedi. "Ya Abdurrahman b. Avf hakkında ne dersin?" diye sorduklarında, "Kendi ailesini idare edebilirse bu ona yeter." dedi![357] Belazurî kitabının başka bir yerinde ise şöyle der: Ömer b. Hattab yaralanınca Abdullah Cud'an'ın azat etmiş olduğu kölesi Suheyb'i çağırarak, muhacir ve ensarın ileri gelenlerini toplamasını emretti. Onlar gelince, Ömer şöyle dedi: "Ben sizin yönetiminizi, aralarından bir kişiyi size imam olarak seçmeleri için Resulullah'ın hayatının son anlarına kadar kendilerinden razı olduğu ilk muhacirlerden oluşan altı kişilik bir şûraya bırakıyorum!" Daha sonra şûradakilerin isimlerini söyledi ve sonra da Ebu Talha ve Zeyd b. Sehl el-Hazrecî'ye dönerek şöyle dedi: "Yanına ensardan elli kişi al. Ben ölünce, onları üç gün içinde aralarında bir kişiyi halife seçmeye zorla." Suheyb'e de bir halife seçilinceye kadar halka namaz kıldırmasını söyledi. O zaman Talha b. Abdullah orada yoktu; Serat[358] adındaki yerindeydi. Ömer dedi ki: "Eğer bu üç gün içinde Talha gelirse sorun yok; aksi takdirde onu beklemeyin ve halifeyi seçmek konusunda ciddi davranarak üzerinde ittifak ettiğiniz kişiye biat edin. Birisi sizin görüşünüze muhalefet ederse boynunu vurun!" Râvi der ki: Birini Talha'nın peşine göndererek birkaç gün içinde hemen Medine'ye gelmeye teşvik ettiler. Buna rağmen Talha Medine'ye ulaştığında Ömer ölmüştü ve sman'a

biat edilmişti. Bu yüzden Talha evde oturarak, "Ben, izni alınmadan adına iş yapılan bir kimse miyim?" dedi. Osman onu görmeye gidince Talha ona dedi ki: "Ben kabul etmezsem sen istifa eder misin?" Osman, "Evet." dedi. Talha, "Bu durumda ben de senin hilâfetini teyit ediyorum!" dedi ve Osman'a biat etti.[359] Yine Belazurî, Abdullah b. Sa'd b. Ebu Serh'in şöyle dediğini kaydeder: Ben, Osman'a biatin -Talha'nın muhalefetiyle- sarsılmasından korkuyordum. Nihayet Talha gelerek Osman'la akrabalığını gözetip Osman'a karşı bu davranışıyla bu sıkıntıyı ortadan kaldırdı. Osman da Talha'nın bu muhabbetini karşılıksız bırakmadı; devamlı ona saygılı davranıp onu ağırlıyordu. Ama Osman muhasara edilince onun en zorlu düşmanı Talha sayılıyordu.[360] Belazurî, Ensabu'l-Eşraf'ının başka bir yerinde İbn Sa'd'ın senediyle Ömer'den şöyle nakleder: Halife seçimi, azınlığın çoğunluğa uymasıyla gerçekleşmelidir; kim size muhalefet ederse boynunu vurun.[361] Yine Ebu Mihnef'ten naklen şöyle yazar: Ömer şûradakilere halife seçimi için üç gün müşavere etmelerini emretti. Eğer iki kişi birinin ve iki kişi de başka birinin hilâfete geçmesini isterse yeniden müşavere edip oylama yapsınlar. Ama eğer dört kişi birini hilâfete seçer de birisi muhalefet ederse, dört kişiyi izleyin. Ama eğer üç kişi birini ve üç kişi de başka birini seçerse Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grubu kabul edin. Çünkü Abdurrahman b. Avf dininde güvenilirdir ve onun oyunu Müslümanlar kabul ederler.[362] Hişâm b. Sa'd kanalıyla da Zeyd b. Eslem'den, onun da babasından Ömer'in şöyle dediğini nakleder: Oylar üçe üç olursa, Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grubu izleyin, onu kabul edin ve ona itaat edin.[363] Yine Ömer'den şöyle naklederler: Bazıları Ebu Bekir'e biatin hesap edilmemiş ve aceleye getirilen bir iş olduğunu söylüyorlar; Allah onun şerrini insanlardan uzaklaştırdı. Ömer'e biatin de halkın görüşü alınmadan gerçekleştirildiğini dile getirirler. Ama şimdi benden sonra hükümeti şûraya bırakıyorum; dört kişi birini kabul ederse diğer iki kişi, dört kişiyi izlemelidir. Ama eğer oylar üçe üç olursa Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grubun görüşünü kabul edin ve onun görüşüne tâbi olun. Hatta Abdurrahman bir elini biat olarak diğer eline vurursa (kendisini halife seçerse), onu kabul edin.[364] Muttaki Hindî de Kenzü'l-Ummal'da, Muhammed b. Cübeyr'den, o da babasından Ömer'in şöyle dediğini nakleder: Eğer Abdurrahman b. Avf biat için bir elini diğerine vurursa, siz de ona biat edin. Yine Eslem'den Ömer b. Hattab'ın şöyle dediğini nakleder: Abdurrahman b. Avf kime biat ederse, siz de ona biat edin; biati kabul etmeyenin de boynunu vurun.[365] Bütün bunlardan anlaşılan şudur: Ömer, bir siyaset uygulayarak hilâfet hükmünü Abdurrahman b. Avf'a vermiş ve gerektiğinde kullanması için ona özel bir imtiyaz tanımıştı. O, daha önce Abdurrahman b. Avf'la, hilâfet için Şeyheyn'in (Ebu Bekir ve Ömer'in) gidişatını izlemeyi şart koşması konusunda anlaşmıştı. Şeyheyn'in gidişatı, Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uymakla bir sırada yer aldığında, İmam Ali'nin (a.s) ona uymak istemeyeceğini, ama Osman'ın bunu kabul ederek hilâfete ulaşacağını biliyordu.İmam Ali (a.s) sadece böyle bir seçime muhalefet ederdi. Dolayısıyla önceden muhaliflerin, yani İmam Ali'nin (a.s) idam hükmünü vermişti! Bunun en bariz delili, daha önce söylediklerimize ilâveten İbn Sa'd'ın, Tabakat'ında Said b. Âs'tan naklettiği konudur. Bu konu özetle şöyledir: Said b. Âs, Ömer'in yanına giderek evini genişletmek için elindeki toprakları biraz fazlalaştırmasını istedi.

Ömer, sabah namazından sonra onun bu isteğini yerine getireceğini söyledi ve bu nedenle sabahleyin erkenden Said'in evine gitti... Said der ki: Halife ayağıyla bir çizgi çizerek evimin alanını genişletti. Ama ben, "Ya Emire'l-Müminin! Benim kalabalık bir ailem var, daha fazla ver." dedim. Ömer dedi ki: "Şimdilik bu kadar yeter; benden sonra birisi hilâfete ulaşacak, akrabalığını gözetecek ve ihtiyacını giderecektir; bu sır aramızda kalsın!" Said der ki: Ömer'in hilâfetinden sonra onun tayin etmiş olduğu şûrayla Osman hilâfete ulaştı. Osman, hilâfetinin ilk gönlerinden itibaren benim rızamı kazandı ve isteğimi çok güzel bir şekilde yerine getirerek beni hükümetine ortak etti... [366] Binaenaleyh, Ömer çok öncelerden kendisinden sonra Said'in akrabalarından olan Osman'ın hilâfete ulaşacağını haber vermiş ve ondan bu sırrı hiç kimseye söylememesini istemişti. Bunlardan anlaşılan şudur: Osman'ın hilâfeti, Ömer'in hayatı döneminde ve onun imzasıyla kesinleşmişti. Altı kişilik şûra olayı ise, hilâfet düzeninin sonraki halifenin seçiminde tarafsız olduğunu göstermek için sadece bir kamuflajdı! İmam Ali'yi suikastla ortadan kaldırma plânına gelince, yine İbn Sa'd'ın kendi Tabakat'ında Said b. Âs'ın biyografisinde kaydettiği şu sözler buna apaçık bir şekilde delâlet etmektedir: Bir gün Ömer b. Hattab, Said b. Âs'a dedi ki: "Niçin babanı ben öldürmüşüm gibi benden uzak duruyor, yüzünü çeviriyorsun? Babanı ben öldürmedim; Ali b. Ebu Talib öldürdü!"[367] Ömer, bu sözleriyle Said'i, babasını öldüren Ali b. Ebu Talib'ten intikam almak için tahrik etmiyor mu?


İmam Ali (a.s) Hilâfeti Kendisine Bırakmayacaklarını Biliyordu

İmam Ali (a.s) hilâfeti kendisine bırakmayacaklarını çok iyi biliyordu; ama buna rağmen "hilâfeti kendisi istemedi." Dememeleri için şûraya katıldı!

İmam'ın (a.s) daha önce onların kendisine çizmiş oldukları plânlarını bildiğine ilişkin delilimiz, Belazurî'nin Ensabu'l-Eşraf'taki şu sözleridir: Ali (a.s), Ömer'in "Oylar üçe üç olduğu durumda Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grupla olun." şeklindeki sözünü amcası Abbas'a şikâyet ederek, "Vallahi hilâfet bize ulaşmayacak!" dedi. Abbas, "Aziz yeğenim; bunu neye dayanarak söylüyorsun?" diye sorduğunda Ali şöyle dedi: "Çünkü Sa'd b. Ebî Vakkâs amcası oğlu Abdurrahman'a muhalefet etmez. Abdurrahman da Osman'ın damadı olup onun taraftarıdır ve sonuçta her üçü birdirler. Talha'yla Zübeyir bir olsalar bile onların oyunun bana hiçbir yararı olmaz; çünkü Abdurrahman b. Avf diğer üçüyle birliktedir!"[368] İbn Kelbî, Abdurrahman b. Avf'ın Ukba b. Ebu Muayt kızı Ümmü Kulsüm'ün kocası olduğunu ve annesi, Osman'ın annesi Kureyz kızı Erva olduğunu, bu açıdan Abdurrahman'a Osman'ın damadı dediklerini yazar. Belazurî Ebu Mihnef'ten naklen şöyle yazar: Ömer toprağa verildiği gün şûra üyeleri hiçbir şey yapmadılar. Ebu Talha, Ömer'in emri gereğince onlara imamlık ederek namaz kıldırdı ve herhangi bir olay vuku bulmadı. Ertesi gün Ebu Talha oylama yapılması için onları beytülmalin bulunduğu yerde topladı.

Ömer, öldürülüşünün dördüncü günü olan pazar günü toprağa verildi ve Suheyb b. Senan onun cenaze namazını kıldırdı... Abdurrahman, şûra üyelerinin kendi aralarında gizli konuştuklarını, hepsinin rakiplerini saf dışı bırakıp kendisini hilâfet makamına yaklaştırmaya çalıştığını görünce şöyle dedi: "Bakınız! Aranızda birini benim seçmem şartıyla Sa'd'la ben kenara çekiliyoruz. Çünkü sizin gizli konuşmanız uzun sürdü; halk ise halifelerini tanımayı beklemektedir. Diğer şehirlerin ahalisinden de bazıları bu konuda bilgi edinmek için şimdiye kadar Medine'de beklemekteler; çok beklediler ve hemen kendi şehirlerine ve diyarlarına gitmek istiyorlar." Hz. Ali dışında şûradakilerin hepsi Abdurrahman'ın bu önerisini kabul ettiler. Ali ise, "Bakalım!" dedi. O sırada Ebu Talha içeri girdi. Abdurrahman o zamana kadar vuku bulan olayları, kendi önerisini ve Ali dışında herkesin bu öneriyi kabul ettiğini ona bildirdi. Bunun üzerine Ebu Talha Ali'ye dönerek, "Ey Ebu'l-Hasan! Abdurrahman, senin ve bütün Müslümanların güvenini kazanan bir kişidir; neden ona karşı çıkıyorsun! O aranızdan çekildi, başkası için de günaha girmez!" dedi. Bunun üzerine Ali Abdurrahman b. Avf'ı nefsanî isteklerine uymaması, hakkı öne geçirmesi, ümmetin hayır ve yararı için çalışması, akrabalıktan dolayı haktan sapmaması konusunda yemin ettirdi. Abdurrahman hepsini kabul edip yemin edince Ali ona: "Şimdi rahat bir şekilde seç!" dedi. Bütün bu olaylar beytülmalin bulunduğu yerde, bir rivayete göre de Misver b. Mehrame'nin evinde gerçekleşti.

Daha sonra Abdurrahman şûradakilere tek tek ağır yeminler ettirdi ve kendisinin onlardan birine biat etmesi durumunda, bu seçimine karşı çıkmamaları ve karşı çıkan biri olursa da kendisini yalnız bırakmamaları ve savunmaları konusunda onlardan söz aldı. Sonra ileri çıkarak Ali'nin elini tutup şöyle dedi: "Sana biat etmem hâlinde Abdulmuttaliboğulları'nı halkın sırtına bindirmeyeceğine, davranış ve hareketlerinin Resulullah'ın sünnetine uygun olacağına, onu azaltıp çoğaltmayacağına dair Allah Telâ'yla ahitleş." Ali ona cevaben şöyle dedi: "Ben ne kendimin ve ne de başkalarının idrak etmediği konularda Allah Telâ'yla ahitleşmem. Kim Resulullah'ın yerine geçip onun gibi davranabilir ki?! Ben gücüm yettiği kadar, imkânım dahilinde ve Resulullah'ın (s.a.a) siretinden kendi bilgim çerçevesinde size davranacağım." Bunun üzerine Abdurrahman Ali'nin (a.s) elini bırakarak Osman'a yemin ettirdi ve Ümeyyeoğulları'nı halkın sırtına bindirmeyeceğine, Resulullah'ın (s.a.v), Ebu Bekir ve Ömer'in tarzına uygun olarak davranacağına, ona aykırı hareket etmeyeceğine dair söz aldı.

Osman hepsini kabul ederek bunları yapacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Ali Abdurrahman'a, "Osman istediklerini yapacağını söyledi, ne bekliyorsun, ona biat et!" dedi. Abdurrahman, tekrar Ali'nin elini tutarak Osman gibi Resulullah'ın (s.a.v), Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çıkmayacağına dair yemin etmesini istedi. Ali, "Ben buna çaba harcarım." dedi. Ama Osman dedi ki: "Evet, Resulullah, Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çıkmayacağıma ve bunda kusur etmeyeceğime dair Allah'ın, peygamberlerinden aldığından daha ağır bir söz veriyorum." Bunun üzerine Abdurrahman, Osman'a biat etti; onun peşinden şûradaki diğerleri de biat ettiler. O sırada ayakta durmuş bu olanları seyreden Ali (a.s) oturdu. Abdurrahman ona, "Biat et; yoksa boynunu vururum!" dedi. Abdurrahman bu şekilde tehdit ederken oradakilerin hiçbirinin üzerinde kılıç yoktu. Yine nakledildiğine göre: Ali öfkelenerek dışarı çıktı. Ama şuradakiler ona yetişerek, "Biat et; yoksa seninle savaşırız!" dediler. Sonunda Ali onlarla birlikte geri dönerek Osman'a biat etti.[369] Bu rivayette, Abdurrahman'ın önerisinin baş tarafında geçen, "Ebu Bekir ve Osman'ın yolu" bölümü silinmiştir. İmam Ali'nin (a.s) cevabının baş tarafı da değiştirilerek nakledilmiş, sözünün son kısmı da atılmıştır. Bu olayı tam olarak şu rivayette görmekteyiz: Yakubî kendi Tarih'inde şöyle der: Abdurrahman b. Avf, Ali b. Ebu Talib'i bir köşeye çekerek ona, "Hükümete geçtiğinde Allah'ın Kitabına, Resulullah'ın sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davranacağına Allah şahit olsun mu?" dedi. Ali, "Elimden geldiği kadarıyla size karşı Allah'ın Kitabını ve Resulullah'ın sünnetini ygulayacağım."

cevabını verdi. Bunun üzerine Abdurrahman, Osman'ı bir köşeye çekerek, "Hükümete geçtiğinde Allah'ın Kitabına, Resulullah'ın sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in yönetim tarzına göre davranacağına Allah şahit olsun mu?" dedi. Osman, "Ben size Allah'ın Kitabına, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davranacağım." dedi. Abdurrahman tekrar Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözleri tekrarladı. Ali de aynı cevabı verdi. Daha sonra Osman'ı bir köşeye çekerek sözünü tekrarladı. Osman da yine aynı cevabı verdi. Abdurrahman üçüncü kere Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözlerini söyleyince Ali dedi ki: "Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin başkalarının yönetim tarzına ihtiyacı yoktur. Sen her durumda hilâfetin bana ulaşmamasına çalışıyorsun!" Abdurrahman Ali'ye (a.s) cevap vermeden ilk önerisini üçüncü kez Osman'a tekrarladı. Osman da önceki defalarda olduğu gibi bütün şartları kabul etti. Bunun üzerine Abdurrahman Osman'ın elini sıkarak ona biat etti.[370] Yine Taberî ve İbn Esîr hicrî 23 yılında vuku bulan olaylar bölümünde şöyle yazarlar: Abdurrahman üçüncü gün Osman'a biat edince, Ali (a.s) Abdurrahman'a şöyle buyurdu: "Dünyayı ona tattırdın! Bu, bize karşı ilk birleşmeniz değildir. Bundan sonra (bana düşen) güzel sabırdır. Sizin bu düzüp, uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır.

Vallahi Osman'ı hilâfet kürsüsüne oturtmanın tek sebebi onun da sonunda hilâfeti sana bırakmasını ummandır. Fakat her gün Allah'ın bir cilvesi vardır!"[371] Emirü'l-Müminin Ali'ye (a.s) Biat Osman öldürülünce Müslümanların işleri kendilerine bırakıldı, halk daha önce herkese yapmış oldukları biatten kurtuldu. Bunun üzerine Hz. Ali'nin (a.s) etrafında toplanarak ona biat etmek istediler. Bu konuda Taberî şöyle yazıyor: Resulullah'ın (s.a.a) ashabı Hz. Ali'nin huzuruna giderek, "Bu adam (Osman) öldürüldü ve halkın bir imama ve öndere ihtiyacı var. İslâm'ı herkesten önce kabul etmen, Resulullah'ın akrabası olman açısından hilâfete geçmeye senden daha lâyık olan birini tanımıyoruz." dediler. İmam Ali (a.s) buyurdu ki: Bu işi yapmayın; sizin yardımcınız olmam size hükümet etmemden daha iyidir." Sahabîler, "Hayır vallahi; sana biat etmedikçe senden vazgeçmeyeceğiz." dediler. Bunun üzerine İmam (a.s) çaresiz, "O hâlde mescitte toplanın, bana gizlice

biat edilmemelidir ve bunu bütün Müslümanlar istemelidirler..." dedi.[372] Yine diğer bir senetle şöyle yazar: Aralarında Talha ve Zübeyir'in de bulunduğu ensar ve muhacirler toplanarak Ali'nin evine gidip ona, "Ey Ebu Hasan! Sana biat etmeye geldik." dediler. Ali, "Benim size hükümet etmeye ihtiyacım yok. Ben de sizin yanınızdayım. Kimi hilâfete seçerseniz ben de onu kabul ediyorum. O hâlde başkasını seçin." dedi. Onlar, "Vallahi hilâfete senden başkasını seçmeyiz." dediler. Râvi der ki: Osman'ın öldürülmesinden sonra hilâfeti kabul etmesi için defalarca Hz. Ali'ye (a.s) müracaat ettiler. Sonunda ona dediler ki: Birisi hükümet işlerini eline almadıkça halkın durumu düzelmez. Uzun zamandan beridir durum bozulmuştur." İmam Ali (a.s) ise dedi ki: "Siz defalarca bana gelip gittiniz ve ısrarla size hükümet etmemi istediniz. Benim de bir sözüm var size; bunu kabul edecek olursanız ben de size hükümeti kabul ederim; aksi takdirde benim ona ihtiyacım yoktur." Oradakiler, "Vallahi ne söylersen kabul ederiz." dediler. Ali mescide gidip minbere çıktı. Halk etrafında toplanınca şöyle konuştu: Ben size hükümet etmek istemiyordum, ama siz kabul etmediniz ve benden başkasının hilâfete geçmesine razı olmadınız. O hâlde şimdi şunu çok iyi bilin ki ben size hükümet edecek olursam:

1- Hükümet konusunda sizler bana yardımcı olmalısınız ve ben siz olmadan bir şey yapmam.

2- Beytülmalin ve sizin umumî mallarınızın kilitleri benim yanımda olacak; ama sizin rızanız olmadan ondan bir dirhem bile alınmayacaktır." Sonra İmam onlara, "Bunu kabul ediyor musunuz?" diye sordu. Halk, "Evet." cevabını verdi. Bunun üzerine İmam Ali, "Allah'ım; onlara şahit ol" dedi. Daha sonra bunun üzerine halk Hz. Ali'ye biat etti. Belazurî bu konuda şöyle yazar: Ali çıkarak evine döndü. Halk "Emirü'l-Müminin Ali'dir."sloganları atarak aceleyle Hz. Ali'nin evine akın edip şöyle dedi: "Halkın bir öndere ihtiyacı var; elini uzat sana biat edelim." Ali ise, "Halife seçimi sizin haddinize değil, bu iş Bedir ashabının vazifesidir; onların seçtiği kimse halife olur." buyurdu. Bunun üzerine hayatta olan bütün Bedir ashabı onun huzuruna gelerek dedi ki: Biz hilâfet makamına senden daha lâyık birini tanımıyoruz... Hz. Ali (a.s) bunu görünce minbere çıktı. Minbere çıkarak felç olan parmaklarıyla Hz. Ali'ye (a.s) biat eden ilk kişi Talha idi. İmam Ali bunu şöyle tabir etmiştir: Bu el hangi sözleşmeyi görse, onu kırıp ayaklar altına alır![373] Taberî de, Talha biat ederken Habib b. Zueyb'in onun felç eline bakarak şöyle dediğini kaydeder: Biat için uzanan ilk el, felç eldir; bunun iyi bir sonucu olmaz![374]

İslâm'ın ilk döneminde hükümetin teşkili konusunda yaşanan önemli tarihî olayları inceledikten sonra şimdi iki ekolün imamet ve hilâfet konusundaki görüşlerini inceleyeceğiz.


2: KONU İMAMET KONUSUNDA EHLİSÜNNET VE HİLÂFET EKOLÜ'NÜN GÖRÜŞÜ


Hilâfet Ekolü'nün Görüşü ve Delilleri



Ebu Bekir Açısından İmamet[375]

Ebu Bekir, -Benî Sâide Sakifesi'nde yaptığı konuşmada imamet ve hilâfet konusunda- görüşünü şöyle açıkladı: Bu ümmete imamet ve önderlik Kureyş kabilesinin hakkıdır; çünkü onlar soy açısından halkın en seçkini, güç ve nüfuz açısından Arapların güç dairesinin merkezidir. İşte bu yüzden ben size hükümet ve önderlik için Ömer ve Ebu Ubeyde'den birini uygun görüyorum; bu ikisinden hangisine isterseniz biat edin![376]


Ömer Açısından İmamet[377]

Ömer b. Hattab da kendi görüşünü şöyle beyan etmiştir:

Ebu Bekir'e biatin oldu bittiye getirilen aceleci bir iş olduğunu söyleyen kimsenin sözleri sizi saptırmasın. Gerçi bu bir gerçektir ve Allah onun şerrini uzaklaştırdı. Ama sizin aranızda boyunlar kendisine uzanan ve gözler kendisine dikilen Ebu Bekir gibi bir kimse yoktu. Her durumda, bundan sonra Müslümanlarla müşavere edip görüşlerini almadan bir kimse birine biat ederse, ne biat edilene ve ne de biat edene uymayın; her ikisi kılıcı hak etmişlerdir ve öldürülmeleri gerekir.[378]


Hilâfet Ekolü Mensuplarının Görüşleri

Kadı Mâverdî[379] (öl. 450 kamerî) el-Ahkamu's-Sultaniyye'de ve kendi döneminin âlimi ve imamı kadı Ebu Ya'la da (öl. 458 kamerî) el-Ahkamu's-Sultaniyye'de[380] şöyle yazmışlardır: Hilâfet iki şekilde olur: Biri, ümmetin güvendiği emin kişilerin seçimiyle, diğeri ise, bir önceki halifenin atamasıyla.

a) Seçimle:


Halifenin ileri gelen ve güvenilir kişilerden kaç kişi tarafından seçilmesi gerektiği konusunda ulema arasında görüş birliği yoktur. Bazıları, bir halifenin önderliğinin kapsamlı olması ve herkesin ona itaat etmesi için bütün bölgelerin ileri gelenlerinin sahnede olmasını şart bilirler. Ebu Bekir'e yapılan biat bu görüşü reddeder. Çünkü Ebu Bekir'in hilâfete seçimine sadece Sakife'de olanlar katıldılar ve diğerlerinin de gelerek görüşlerini belirtmeleri beklenmedi. Bazıları, halifenin seçiminde ileri gelen güvenilir kişilerden en az beş kişinin olması gerektiğini, bu beş kişinin seçimiyle

veya bu beş kişiden dördünün görüş birliğiyle kendi aralarından bir kişiyi seçmesiyle birisinin hilâfete seçilebileceğini söylerler. Bu görüşün taraftarları, görüşlerinin doğruluğunu ispatlamak için iki delil ileri sürerler:

a- Ebu Bekir'e şu beş kişi biat etmiştir: Ömer b. Hattab, Ebu Ubeyde Cerrah,[381] Useyd b. Huzeyr,[382] Beşir b. Sa'd,[383] Ebu Huzeyfe'nin azat ettiği kölesi Sâlim;[384] -daha sonra diğerleri de onları izlediler.-

b) Ömer kendisinden sonraki halifenin seçimini altı kişilik bir şuraya bırakmış ve beş kişinin muvafakatiyle kendi aralarından birini halife seçmelerini vasiyet etmiştir. Bu, Basra fakihlerinin ve kelamcılarının çoğunun görüşüdür. Kûfe bilginlerinden bir grup ise imam ve halifenin üç kişinin seçimiyle bile gerçekleşebileceğini, yani onlardan birinin diğer ikisinin seçimiyle halife olabileceğini ileri sürer. Bu durumda, onlardan biri hâkim, diğer ikisi ise şahit olur; nitekim nikâh akdi de, veli ve iki şahidin olmasıyla gerçekleşir. Bir grup, imametin bir kişinin seçimiyle de gerçekleşeceğini iddia ederek Abbas b. Abdulmuttalib'in[385] Hz. Ali'ye (Allah ikisinden de razı olsun), "Elini uzat da sana biat edeyim ki halk da: 'Resulullah'ın (s.a.a) amcası, onun amcasının oğluna biat etti' desin ve kimse sana muhalefet etmesin." Demiş olmasını delil gösterirler.

Abbas'ın bu sözü bir hükümdür ve bir tek hüküm ise geçerli ve yeterlidir.[386]

b) Atamayla:


Bir önceki halifenin vasiyet ve tayiniyle halife atanmasının doğruluğu ise icmayla kabul edilen bir konudur. Çünkü Müslümanlar tarafından kabul edilip, amel edilen ve itiraz edilmeyen iki tarihi olay vardır: Biri, Ebu Bekir'in Ömer'i kendi yerine geçirmesi, Müslümanların da Ebu Bekir'in tavsiyesiyle onun hilâfetini kabul etmeleri. Diğeri ise, Ömer'in halife seçimini altı kişilik bir şûraya bırakmasıdır... Çünkü imam olan Ebu Bekir'in birini kendi yerine geçirmeye diğerlerinden daha fazla hakkı olduğu için Ömer'e biat konusu, Resulullah'ın (s.a.a) diğer ashabının görüşünü almaya bağlı kılınmamıştır.[387]


İmamı Tanıma


Mâverdî daha sonra imamı tanıma konusunda ulemanın görüşlerini beyan ederek şöyle diyor: Bazı âlimler, Allah ve Resulü'nü tanımanın herkese farz olması gibi imamı da tanıyıp ismini bilmenin herkese farz olduğuna inanırlar... Ama halkın geneli arasında yaygın olan, imamı detaylı bir şekilde değil, genel hatlarıyla tanımanın farz oluşudur.[388]


Zorla İmamet!


Kadı Ebu Ya'la da, Ahkamu's-Sultaniyye, adlı eserinde halife ve imam seçiminde ulemadan bir grubun görüşünü şöyle açıklar: Zorla ve güç kullanarak da halifelik yapılabilir; bu yüzden seçime gerek yoktur! Dolayısıyla bir kimse kılıç zoruyla halka sulta kurar, hilâfet kürsüsüne oturarak "Emirü'l-Mü-minin" diye anılırsa, Allah'a ve kıyamet gününe iman eden hiç kimse ona biat edip onu kendi önderi olarak kabul etmeden akşamı sabahlamamalıdır! Bu halife ister salih ve takvalı bir kişi olsun, ister fâsık ve zalim birisi. Böyle bir kişi müminlerin emiridir![389] Daha sonra Ebu Ya'la, biri hükümeti ele geçirmek için zamanın imamına karşı savaşır da, her ikisinin ordusu ve yardımcıları olursa, "Cuma namazı ve namaz hutbesi zafere ulaşan kimsenin adına okunur." diyerek buna, "Abdullah b. Ömer[390] Hirre döneminde Medine halkına cuma namazı kıldırarak, "Biz galip olanla birlikteyiz!" diyordu." şeklinde delil getiriyor.[391] İmamu'l-Haremeyn Cüveynî (öl. 478 hicrî) el-İrşâd adlı eserinde halife seçmenin şartlarını şöyle sıralamıştır: Halifelik akdinde, görüş birliği şart değildir; aksine görüş birliği olmadan da halife seçimi gerçekleştirilebilir. Çünkü Ebu Bekir hilâfete geçtiğinde bu haber diğer sahabelere ve İslâm beldesinin diğer noktalarına ulaşmamıştı. Buna rağmen Ebu Bekir Müslümanların işleriyle uğraştı, hükümler verdi, bu alanda hiç kimse ona itiraz edip biraz beklemesini istemedi.


Dipnotlar

------------------------------------

[353] -Biz bunu özetle Ikdu'l-Ferid, c.4, s.274'ten naklettik.

[354] -"Ecleh", saçının ön kısmı dökülmüş ve başının iki tarafında biraz saç bulunan kimseye denir. Ömer bu sözüyle Emirü'l-Müminin Ali'yi (a.s) kastetmiştir. (Mütercim)

[355] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.16. Buna yakın bir tabirle bk. Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 1, s.247; yine el-İstiab, Ömer'in biyografisi ve Muntahab-ı Kenzü'l-Ummal, c.4, s.429.

[356] -er-Riyazu'n-Nazira, c.2, s.95, hk. 1373-Mısır baskısı.

[357] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.17.

[358] -Serat, Taif bölgesinde bir dağın ismidir; diğer yerlere de bu isim verilmiştir. bk. Mu'cemu'l-Buldan.

[359] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.18; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.73.

[360] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.20.

[361] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.18.

[362] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.19; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.74.

[363] -Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 1, s.43.

[364] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.160; Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.15.

[365] -Kenzü'l-Ummal, c.3, s.160.

[366]-Tabakat, İbn Sa'd, Said b. Âs'ın biyografisi, c.5, s.20-22, Avrupa bas.

[367] -Said b. Âs b. Said b. Uheyha b. Ümeyye, dokuz yaşındayken veya buna yakın bir yaştayken Resulullah (s.a.a) vefat etmiştir. bk. Tabakat, İbn Sa'd, c.5, s.20- 22

[368] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.19; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.74.

[369] -Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.21.

[370] -Tarih-i Yakubî, c.1, s.162

[371] -Tarih-i Taberî, c.3, s.297; Tarih-i İbn Esîr, c.3, s.37; Ikdu'l-Ferid, c.3, s.76.

[372] -Tarih-i Taberî, c.5, s.152-153 ve Avrupa baskısı, c.1, s.3066; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.161, hadis: 2471. Bu kitapta Hz. Ali'ye nasıl biat edildiğine genişçe yer verilmiş, Talha'yla Zübeyir'in Hz. Ali'nin huzuruna gitmelerinden ve İmam'ın hilâfet konusunda onların önerisini kabul etmeyişinden bahsedilmiştir. İbn A'sem de bu konudan genişçe bahsetmiştir. Bu konuda onun Tarih'ine, s.160-161'e bakınız.

[373] - Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.70; Müstedrek-i Hâkim, c.3, s.114. Bu kitapta Talha'nın biati konusunda Hz. Ali'nin tabiri kaydedilmiştir.

[374] -Tarih-i Taberî, c.5, s.153 ve Avrupa baskısı, c.1, s.3068.

[375] - Ebu Bekir Abdullah b. Ebu Kuhafe, Osman b. Amir el-Kureşî et-Tey-mî. Annesi, Sahr et-Teymî kızı Ümmü'l-Hayr Selma veya Leyla'dır. Fil Yılı'ndan iki veya üç yıl sonra dünyaya gelmiş, Resulullah'la birlikte Medine'ye hicret etmiştir. Medine'nin dışındaki Sunh denilen bölgeye yerleşip, mahalle ahalisine süt sağarak geçimini sağlarmış. Hilâfetinden altı ay sonra Sunh bölgesinden Medine'ye gelmiş ve hicrî 13 yılında vefat etmiştir. Sihah sahipleri ondan 142 hadis nakletmişlerdir. Biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe, Tarih-i İbn E-sîr, c.2, s.163 ve Cevamiu's-Sire, s.278.

[376] -Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Hudud, "Racmu'l-Heblâ" böl. c.4, s.120.

[377] -Ebu Hafs Ömer b. Hattab b. Nufeyl el-Kureşî el-Advî. Annesi, Hişâm veya Hâşim b. Muğiyre el-Mahzumî kızı Hanteme'dir. Ömer, Mekke'de Müslüman olan elli küsürüncü kişidir. Bedir ve diğer savaşları görmüştür. Ebu Bekir ölüm döşeğinde onu kendi yerine seçmiştir. Ömer, hicretin 24. yılında, muharrem ayının başlarında Ebu Lü'lü'den aldığı yarayla ölmüş, Ebu Bekir'in yanıbaşında toprağa verilmiştir. Sihah sahipleri ondan 537 hadis nakletmişlerdir. Biyografisi için bk. el-İstiab, ve Usdu'l-Gabe ve Cevamiu's-Sîre, s.276.

[378]- Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Hudud, "Racmu'l-Heblâ" babı, c.4, s.120.

[379] -Mâverdî diye meşhur olan (Arapça'da "Mau'l-Verd", gül suyu anlamındadır. Ona bu lakabın verilmesinin sebebi, gül suyu satmasıdır) Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed Basrî el-Bağdadî, Şafiî mezhebi ulemasının ileri gelenlerinden biridir. Mâverdî, çeşitli kitaplar telif etmiştir; el-Ahkamu's-Sultaniyye onun önemli eserleri arasında yer alır. Biz yukarıda zikrettiklerimizi bu kitabın hicrî 1356 yılındaki ikinci baskısından, s.7-11'den naklettik.

[380] -s. 7-11, Mısır, 2. baskı. Şeyh Ebu Ya'la Muhammed b. Hasan el-Ferra Hanbelî de el-Ahkamu's-Sultaniyye isminde bir kitap yazmıştır. Biz bu konuları naklederken Hilâfet Ekolü'nün bu iki kitabına daha fazla güvendik. Çünkü bu tür kitapların (Ebu Yusuf'un Kitabu'l-Harac adlı eseri gibi) yazılmasının hedefi, Ehlisünnet ve Hilâfet Ekolü yöneticilerine ait olan hüküm ve kuralların bu kitaplardan alınması ve bunlara uygun olarak amel edilmesidir. Ama diğer kitapların telifinden maksat, amel etmek değil, sadece delil ve burhan getirmek, münazara etmektir. Biz her iki kitapta geçenleri yukarıda kaydettik. Bu kitapların sadece birinde geçenleri ise dipnotta kaydetmekle yetindik

[381] -Ebu Ubeyde Amir b. Abdullah b. Cerrah, Mekke'nin mezarcısı olup Be-dir Savaşı'na ve ondan sonra vuku bulan diğer savaşlara katılmıştır. Sonunda taun hastalığına yakalanarak hicretin 18. yılında Beytulmukaddes yakınlarında vefat etmiştir. Sihah sahipleri ondan 14 hadis nakletmişlerdir. Biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe, Cevamiu's-Sîre, s.284; Tabakat, İbn Sa'd, Avrupa baskısı, c.2, böl.

2, s.74.

[382] -Biyografisi önceki sayfalarda geçti.

[383] -Beşir b. Sa'd b. Sa'lebe el-Hazrecî, denildiğine göre Ebu Bekir'e biat eden ilk kişidir. Sa'd b. Ubade'yi kıskanırmış. Beşir, Aynu't-Temr Savaşı'nda Halid b. Velid'in emrindeyken öldürüldü. Onun hadisini Neseî kendi Sünen'inde nakleder. Abdullah b. Saba, c.1, s.96; et-Takrib, c.1, s.103; Usdu'l-Gabe.

[384] -Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rabia el-Emevî'nin azat ettiği kölesi Ebu Abdullah Salim, aslen Fars diyarının İstahr bölgesindendir. Fakat Ebu Huzeyfe'-nin üvey oğlu sayıldığı için muhacirlerden sayılır. Salim Resulullah'tan (s.a.a) önce Medine'ye hicret ederek Kur'ân'ı diğerlerinden daha iyi anladığı için orada başta Ömer olmak üzere muhacirlerden bir gruba imamlık yapmış, Resulullah (s.a.a) onunla Muaz b. Cebel'i kardeş etmiştir. Salim, Yemame Savaşı'nda öldürüldü. Biyografisi Usdu'l-Gabe ve el-İsabe kitaplarında geçer.

[385] -Ebulfazl Abbas b. Abdulmuttalib'dir; annesi, Habbab Nemurî'nin kızı Netile'dir. Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda Akabe Biati'ni görmüş, Bedir Savaşı'nda Müslümanlara esir düşmüş ve fidye vererek kendisini ve kardeşinin oğulları Akil ve Nevfel'i kurtarmıştır. Abbas Mekke'nin Fethi'nden önce hicret ederek Mekke Fethi'ni görmüş ve Ömer kuraklık yılında onu vesile edinerek yağmur talebinde bulunmuştur. Sonunda hicretin 32. yılında vefat etmiştir. Sihah sahipleri ondan 35 hadis naklederler. Biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe ve Cevamiu's-Sîre, s.281.

[386] -el-Ahkamu's-Sultaniyye, Mâverdî, s.6-7.

[387] -el-Ahkamu's-Sultaniyye, Mâverdî, s.10. Bu sözlerden anlaşılan şudur: Bunlar, bu gibi olayların "din" ve şer'î kurallar olduğuna inanmaktalar ve bu konuda aralarında hiçbir ihtilâf yoktur; ihtilâf sadece bu olayların niteliğindedir!

[388] -el-Ahkamu's-Sultaniyye, -Maverdî-, s.15.

[389] -el-Ahkamu's-Sultaniyye, Ebu Ya'la, s.7-11.

[390] -Abdullah b. Ömer b. Hattab, annesi Maz'un kızı Zeynep el-Cemuhî'dir. Resulullah (s.a.a), yaşının küçük olması sebebiyle onu Uhud Savaşı'na katılmaktan alıkoymuş, fakat Resulullah'ın (s.a.a) diğer savaşlarına katılmıştır. Abdullah'tan kendisinin ve babasının övgüsü konusunda birçok rivayet nakledilmiştir. Resulullah'tan (s.a.a) sonra altmış yıl boyunca çeşitli konularda fetva vermiştir. Derler ki: O, konuşkan biri olduğu kadar yeterli bir fakih değildi. Hz.

Ali'nin (a.s) savaşlarından hiçbirine katılmamış, ama ölüm döşeğinde bundan dolayı pişmanlığını dile getirerek, "Geçmişimden, sadece Ali b. Ebu Talib'le birlikte azgın grupla (Muaviye ve taraftarlarıyla) savaşmadığım için pişmanım." demiş. Haccac b. Yusuf'un, birini görevlendirerek, bir kalabalıkta zehirli bir mızrağın ucunu arkadan Abdullah'ın ayağına batırarak onu öldürttüğü söylenir. Abdullah hicrî 73 yılında vefat etti. Sihah yazarları ondan 2630 hadis rivayet etmişlerdir. Abdullah'ın biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe, Sey-ru'n-Nubela ve Cevamiu's-Sîre, s.275.

[391] -el-Ahkamu's-Sultaniyye, Ebu Ya'la, s.7-8 ve diğer bir baskısında, s.20-32