EHL-İ BEYT VE EHL-İ SÜNNET EKOLLERİ
 


O gitti ve Müslümanların işini kendilerine bıraktı; böylece nefsî heveslerini izlemeye kalkışmalarını ve sapmalarını değil, hak olanı kendilerine seçmelerini diledi! Şimdi eğer sen bu hükümeti Resulullah'ın (s.a.a) adına ele geçirmişsen, açıktır ki bizim hakkımızı çiğnemiş oluyorsun! Eğer bu ümmetin müminlerinin adına hilâfeti ele geçirdiysen, biz de müminlerdeniz; oysa biz senin yararına hiçbir adım atıp hiçbir katkıda bulunmuş ve bu konuda memnuniyetimizi bildirmiş değiliz, aksine bundan dolayı rahatsız olup öfkelenmiş bulunuyoruz. Ama eğer bu hilâfet müminler tarafından senin üzerine bırakılmış ve sana farz edilmişse, biz buna katılmadığımız için böyle bir makamı kabul etmek sana farz olmaz. Sözlerinin ne kadar birbiriyle çekiştiğine dikkat et: Bir taraftan halkın eleştirisine tâbi tutulduğunu söylerken, diğer taraftan da halkın seni istediğini ve sadece sana yönelip şahsen seni hilâfete seçtiğini söylüyorsun! Daha şaşırtıcı olanı şu ki: Bir taraftan kendini Resulullah'ın (s.a.a) halifesi sayarken, diğer taraftan Hz. Peygamber'in, bu işi halka bıraktığını, halkın kendilerine bir halife seçmesini arzuladığını, Peygamber'in kendinden sonra bir halife tayin etmediğini söylüyorsun! "Sana da hilâfetten bir pay veririm." diyorsun! Eğer hilâfet müminlerin kesin hakkıysa, senin onda hükmetmeye hakkın yoktur[299] ve eğer hilâfet bizim hakkımızsa, biz onun bir kısmını almaya razı olmayız. Şimdi beni iyi dinle; sakin ol ve ileri gitme. Resulullah (s.a.a) öyle bir ağaçtandır ki, biz o ağacın dallarıyız. Siz ise o ağacın -gölgesinde oturanlar olarakkomşusu sayılırsınız. Onlar, Abbas'ın bu sözlerini duyunca kalkıp dışarı çıktılar.


Fâtıma'nın (s.a) Evine Sığınmak

Ömer b. Hattab dedi ki: Yüce Allah, Resul'ünü kendine davet ettikten sonra Ali, Zübeyir ve beraberindekilerin bizden ayrıldıklarını, bize muhalif

olarak Fâtıma'nın (s.a) evinde toplandıklarını bildirdiler. [300] Tarihçiler, Ebu Bekir'e biat etmeyip Ali ve Zübeyir'le birlikte Hz. Fâtıma'nın (s.a) evinde toplananları şöyle kaydederler: 1- Abbas b. Abdulmuttalib, 2- Utbe b. Ebu Leheb, 3- Selman-i Farisî, 4- Ebuzer Gıfârî, 5- Ammar b. Yasir, 6- Mikdad b. Esved, 7- Berâ b. Azib, 8- Ubey b. Ka'b, 9- Sa'd b. Ebî Vakkâs,[301] 10- Talha b. Abdullah, Haşimoğulları, ensardan ve muhacirlerden bir grup.[302]

Ali (a.s) ve beraberindekilerin Ebu Bekir'e biat etmeye yanaşmayarak Hz. Fâtıma'nın (s.a) evinde toplanmaları konusu, tarih kitaplarında, Sihah ve Müsnetlerde, kelâm, rical, edebiyat ve... kitaplarında tevatür haddinde nakledilmiş ve bunun doğruluğunda hiçbir şüpheye yer verilmemiştir. Fakat bu kitapların yazarları, Hz. Fâtıma'nın (s.a) evine sığınanlarla hâkim gücün arasında vuku bulan bütün olayları kalemlerinin işlediği miktar dışında, beyan etmekten hoşlanmadıkları için açıklamamışlardır. Bu önemli tarihî olay hakkında Belazurî'nin kısa olarak kaydetmiş olduğu sözleri şöyledir:

Ali (a.s) Ebu Bekir'e biat etmeye yanaşmayınca Ebu Bekir, Ömer'i göndererek zorla da olsa onu yanına getirmesini istedi! Ömer, Ebu Bekir'in emrini yerine getirmek isteyince Ali'yle aralarında bir tartışma çıktı. Bunun üzerine Ali, Ömer'e şöyle dedi: Sütü iyi sağ; çünkü onun yarısı da senin olacak! Vallahi bugün onun hilâfeti için çaba harcaman, yarın seni diğerlerinden öne geçirip hilâfeti sana teslim etmesi içindir...[303] Yakubî der ki: Ebu Bekir ölüm döşeğinde diyordu ki: Dünyada üç şey dışında hiçbir şeye üzülmedim; keşke bu üçünü yapmasaydım: ...Keşke bana karşı savaş için kapanmış olsaydı bile, Fâtıma'nın evinin kapısını açmasaydım... Yakubî, Ebu Bekir'in bu alandaki sözünü kendi Tarih'inde şöyle kaydeder: Keşke Resulullah'ın kızı Fâtıma'nın kapısını, bana karşı savaşa hazırlanmak için kapanmış olsaydı bile, açıp adamları içeri saldırtmasaydım.[304]


Hz. Fâtıma'nın (s.a) Evine Saldırı


Meşhur tarihçiler Ebu Bekir'in emriyle Hz. Fâtıma'nın (s.a) evine saldıranların şunlar olduğunu kaydederler: 1- Ömer b. Hattab, 2- Halid b. Velid,[305] 3- Abdurrahman b. Avf, 4- Sabit b. Kays Şemmas,[306] 5- Ziyad b. Lübeyd,[307] 6- Muhammed b. Mesleme,[308] 7- Zeyd b. Sabit,[309] 8- Seleme b. Selamet b. Vakş,[310] 9- Seleme b. Eslem,[311] 10- Useyd b. Huzeyr.[312] Ulema bu şahısların Hz. Fâtımatu'z-Zehra'nın (s.a) evine saldırıp nasıl içeri girdiklerini ve oraya sığınanlara nasıl davrandıklarını şöyle kaydederler: Başta Ali b. Ebu Talib ve Zübeyir olmak üzere Ebu Bekir'e biat etmeyen muhacirlerden bir grup silâhlı oldukları hâlde öfkeyle Fâtıma'nın (s.a) evine girdiler.[313] Ensar ve muhacirlerden bir grubun, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fâtıma'nın evine sığınıp Ali b. Ebu Talib'in etrafında toplandıklarını Ebu Bekir ve Ömer'e haber verdiler.[314] Onlara, Fâtıma'nın evinde toplananların hilâfet konusunda Ali b. Ebu Talib'e biat etmek istediklerini söylediler.[315] Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer b. Hattab'a Fâtıma'nın evine giderek onları oradan dışarı çıkarmasını ve direnecek olurlarsa onlarla savaşmasını emretti. Ebu Bekir'in bu emri üzerine Ömer eline bir meşale alarak Fâtıma'nın evine doğru yola koyuldu; Fâtıma'nın evini, içindekilerle birlikte yakmak istiyordu. Hz. Fâtıma (s.a) Ömer'in karşısına çıkarak ona hitaben: "Ey Hattab'ın oğlu! Evimizi yakmaya mı geldin?!" dedi. Ömer, "Evet!" dedi, "Ya da ümmetin kabul ettiğini kabul edersiniz (Ebu Bekir'e biat edersiniz)."[316] Belazurî, Ensabu'l-Eşraf adlı kitabında bunu şöyle nakleder: Fâtıma, Ömer'i kapıda karşılayarak, "Ey Hattab'ın oğlu! Beni evimin içinde yakmaya mı geldin?!" dedi. Ömer, "Evet!..."dedi.[317] Bu olaydan yıllar sonra Abdullah b. Zübeyir kendi hükümetine teslim olmaları için Mekke'de Hâşim Oğulları'na baskı uyguladı. Hâşim Oğulları bunu kabul etmeyince onları bir dağın arasında toplayıp odun getirerek hepsini ateşte yakmalarını emretti! Abdullah b. Zübeyir'in kardeşi Urve b. Zübeyir, kardeşinin bu hareketine geçerlilik kazandırmak için geçmişte Ebu Bekir'e biat olayında Ömer'in Hz. Fâtıma'nın evini yakmak için görevlendirilmesini delil göstererek şöyle dedi: Kardeşimin bu hareketi sadece bir tehditti; nitekim geçmişte de biat etmeyen Hâşim Oğulları'nı odun toplayarak yakmakla tehdit ettiler![318] Urve'nin "geçmiş"ten maksadı, Hâşim Oğulları'nın Ebu Bekir'e biat etmeye yanaşmadıkları için Fâtıma'nın evinin etrafına odun toplayarak evi içindekilerle birlikte yakmaya kalkışmaları olayıdır.

Mısırlı şair Hafız İbrahim bu olayı şiirinde şöyle kaydeder: Ali'ye bir şey söyledi Ömer Bunu söyleyen de, duyan da saygıya lâyıktır: Eğer biat etmezsen, Mustafa'nın kızı içinde olduğu hâlde Yakarım evini, o evden kimse sağ kurtulamaz. Adnan savaşçılarının önderi karşısında bu sözü Hafsa'nın babasından (Ömer'den) başkası söyleyemez.[319] Yakubî kendi Tarih'inde şöyle kaydeder: Onlar bir grupla Ali'nin evine saldırdılar... Ali'nin kılıcı kırılınca saldıranlar Ali'nin evine girme cüreti buldular![320] Taberî de kendi Tarih'inde şöyle yazar: Ömer b. Hattab; Talha, Zübeyir ve muhacirlerden bir grubunun sığınmış olduğu Ali'nin evine saldırdı. Zübeyir kılıcını çekerek ona karşı koymak istedi. Fakat tam o sırada ayağı kayarak kılıç elinden yere düştü. Bunun üzerine eve saldıranlar toplanarak onu yakaladılar...[321] Ebu Bekir Cevherî ise şöyle nakleder: Ali, "Ben Allah'ın kulu ve Resulullah'ın (s.a.a) kardeşiyim." dedi! Nihayet onu Ebu Bekir'in yanına götürerek Ebu Bekir'e biat etmesini istediler. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: "Ben hükümet ve hilâfete sizlerden daha layığım. Ben size biat etmem; aksine sizin bana biat etmeniz gerekiyor. Siz hilâfeti Resulullah'ın akrabaları ve yakınları olmanız bahanesiyle ensardan aldınız; onlar da bu deliliniz gereğince onu size bıraktılar. Ben de sizin ensara getirmiş olduğunuz delili getiriyorum.

O hâlde eğer nefsî heveslerinize uymuyorsanız ve eğer Allah'tan korkuyorsanız, bizim hakkımızda insaflı davranın; ensarın hükümeti sizin hakkınız olarak gördüğü gibi, siz de hükümeti bizim hakkımız olarak kabul edin; aksi durumda bile bile bize karşı yaptığınız bu zulmün vebali sizin üzerinizedir." Ömer, "Biat etmeden kurtulamazsın." dedi. Ali ise, "Ey Ömer!" dedi, "Sağdığın bu sütün yarısı sana ulaşacaktır. Ebu Bekir'in hükümetinin temellerini bugün sağlamlaştır ki yarın onu sana bıraksın. Vallahi ne seni dinlerim ve ne de ona uyarım." Ebu Bekir ise, "Bana biat etmezsen seni mecbur etmem." dedi. Ebu Ubeyde Cerrah da şöyle devam etti: "Ya Ebe'l-Hasan! Sen gençsin; bunlar ise Kureyş'ten olan senin yaşlı akrabalarındırlar! Sen ne onların tecrübesine sahipsin ve ne de işleri onlar kadar bilirsin! Bence böyle önemli bir sorumluluğu üzerine alması için Ebu Bekir senden daha güçlü, sabırlı ve iş bilendir! O hâlde sen de hükümeti ona bırak, buna razı ol. Ömrün yeter de uzun bir zaman yaşarsan hem fazilet ve Resulullah'a yakın olman açısından, hem de İslâm'da önceliğin ve cihadın açısından bu makama geçmeye herkesten daha lâyık olursun!" Ali, "Ey muhacirler!" dedi, "Allah'tan sakının; hükümet ve hilâfeti Muhammed'in (s.a.a) evinden çıkarıp kendi evlerinize, kendi mahallenize ve kendi kabilelerinize götürmeyin, onun ailesini halkın arasındaki makamlarından uzaklaştırmayın ve haklarını ayaklar altında çiğnemeyin. Ey muhacirler; vallahi bizim aramızda Kur'ân okuyan, din işlerini bilen, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinden haberdar olan ve yönetim işinden anlayan biri olduğu müddetçe bu ümmetin işlerini üstlenmeye biz Ehlibeyt sizlerden daha layığız. Vallahi bütün bunlar bizde vardır. O hâlde nefsî heveslerinize uymayın; aksi durumda haktan adım adım uzaklaşırsınız." İmam Ali'nin bu sözlerini duyan Beşir b. Sa'd ona şöyle dedi: "Ensar Ebu Bekir'e biat etmeden önce senin bu sözlerini duysaydı, senin hükümetini ve önderliğini kabul etme konusunda iki kişi bile birbiriyle ihtilâf etmezdi; ama -iş işten geçti ve- onlar Ebu Bekir'e biat ettiler!" Böylece Ali orada Ebu Bekir'e biat etmeden eve döndü.[322] Yine Ebu Bekir Cevherî şöyle der: Fâtıma, Ali ve Zübeyir'e nasıl davranıldığını görünce evinin kapısında durarak Ebu Bekir'e şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir!

Ne kadar çabuk Resulullah'ın (s.a.a) ailesine karşı hile yapmaya başladın! Vallahi hayatta olduğum müddetçe Ömer'le konuşmayacağım."[323] Diğer bir rivayette ise şöyle geçer: Fâtıma hıçkırıklar içinde evden dışarı çıktı, halkı iterek evden uzaklaştırmaya başladı...[324] Yakubî de kendi Tarih'inde şöyle kaydeder: Fâtıma dışarı çıkarak evini işgal edenlere şöyle hitap etti: "Evimden dışarı çıkın; aksi takdirde vallahi başımı açarak Allah'a şikâyette bulunurum." Fâtıma'nın evine saldıranlar bu tehdidi duyunca dışarı çıkarak oradan uzaklaştılar.[325] Mes'udî kendi Tarih'inde şöyle yazar: Sakife'de Ebu Bekir'e biat edilmesinin ardından biat edenler, salı günü mescitte biatlerini yeniledikten sonra Ali (a.s) evden çıkarak Ebu Bekir'e şöyle hitap etti: "Müslümanların işlerini bozdun, bizimle hiç danışmadın ve hakkımızı görmezden geldin." Ebu Bekir ise, "Doğru söylüyorsun; ama ben fitne çıkmasından korktum." dedi.[326] Yakubî yine şöyle kaydeder: Bir grup Ali'nin etrafında toplanarak ona biat etmek istedi.

Ali (a.s) onlara, "Yarın sabah başlarınızı tıraş ederek burada hazır olun." dedi; ama yarın onlardan üç kişi dışında kimse gelmedi![327] Bu olaydan sonra Ali (a.s) geceleyin Fâtıma'yı bir bineğe bindirerek bir bir ensarın kapısına götürüyor, hakkını geri alması için onlardan kendisine yardım etmelerini istiyordu. Fâtıma (s.a) da onlardan Hz. Ali'ye (a.s) yardım etmelerini istiyordu. Fakat ensar diyordu ki: Ey Resulullah'ın kızı! Biz buna (Ebu Bekir'e) biat ettik ve iş işten geçti!! Amcan oğlu Ali hilâfete geçmek için Ebu Bekir'den önce davranmış olsaydı, elbette ki biz ondan başkasını kabul etmezdik. Ali (a.s) ise, "Ben Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini yıkayıp, kefenleyip defnetmeden evinde bırakarak onun hilâfetini ele geçirmek için halkla savaşsa mıydım?!" diyordu. Fâtıma (s.a) da şöyle ekiyordu: Ebu'l-Hasan Ali yapılması gerekeni yaptı. Onlar öyle bir iş yaptılar ki onun hesabını Allah soracaktır ve buna cevap vermek zorundadırlar.[328] Muaviye, Ali'ye (a.s) yazdığı mektupta Yakubî'den naklettiğimiz bu konuya şöyle işaret eder: Hatırlıyorum ki, dün halk Ebu Bekir Sıddık'a biat edince evindeki mahremini (Hz. Fâtımatu'z-Zehra'yı) bir eşeğe bindirerek Hasan'la Hüseyin'in ellerini tutup sana yardım etmeleri için birer birer Bedir'dekilerin ve ilk Müslümanların kapılarını çaldın. Eşinle onların kapısına gittin, iki oğlunu iki delil olarak gösterip Resulullah'ın (mağaradaki) arkadaşına karşı onları tahrik ettin! Ama dört-beş kişiden başka hiç kimse sana olumlu cevap vermedi. Vallahi eğer sen haklı olsaydın şüphesiz hepsi sana yönelir, davetini kabul ederlerdi. Ama sen yersiz bir iddiada bulundun, hiç kimsenin inanmadığı bir söz söylüyordun ve olmayacak bir şey yapmak istiyordun. Seni kıyama teşvik eden Ebu Süfyan'a, "Emrimde iradeli ve sebatlı kırk kişi olsaydı onlara karşı kıyam ederdim..." diye verdiğin cevabı sen unuttuysan ben hiç unutmadım. [329] Muammer'in Zuhrî'den ve onun da Ümmü'l-Müminin Aişe'den naklettiği hadiste Resulullah'ın (s.a.a) mirası konusunda Fâtıma'yla (s.a) Ebu Bekir arasında geçen tartışmalara işaret edilmiştir. Aişe bu hadisin sonunda şöyle diyor: Fâtıma yüzünü Ebu Bekir'den çevirdi ve hayatta olduğu müddetçe onunla konuşmadı. Fâtıma Resulullah'tan (s.a.a) sonra altı ay yaşadı.

Ölümünden sonra da eşi Ali, Ebu Bekir'e haber vermeden gizlice cenaze namazını kılıp onu toprağa verdi. Hz. Zehra'nın varlığı Hz. Ali'ye saygı duyulmasına sebep oluyordu. Fâtıma hayatta olduğu müddetçe halk Ali'ye saygı gösteriyordu. Ama Hz. Fâtıma ölür ölmez halk ondan yüz çevirdi. Fâtıma Resulullah'tan (s.a.a) sonra sadece altı ay yaşadı. Muammer der ki: O sırada biri Zuhrî'ye, "Bu altı ay içinde Ali, Ebu Bekir'e biat etti mi?" diye sorunca şöyle cevap verdi: Hayır; bu müddet içerisinde Ali ve Hâşimoğulları'ndan hiç kimse Ebu Bekir'e biat etmedi.[330] Ancak Ali biat ettikten sonra diğerleri de biat ettiler. Ali, Fâtıma'nın ölümünden sonra halkı kendisine karşı ilgisiz bulunca Ebu Bekir'e biat etmek zorunda kaldı...[331] Belazurî der ki: Arapların mürtet olması söz konusu olunca Osman Ali'ye giderek şöyle dedi: Ey amca oğlu! Sen biat etmedikçe hiç kimse bu düşmanlarla savaşmak için dışarı çıkmaz ve... Osman o kadar buna benzer şeyler söyledi ki nihayet onu Ebu Bekir'in yanına götürdü ve Ali, Ebu Bekir'e biat etti. Ali'nin Ebu Bekir'e biat etmesinden sonra Müslümanlar sevinerek mürtetlerle savaşa hazırlandılar ve ordu her taraftan harekete geçti.[332] Evet, Ali, Fâtıma'nın (s.a) vefat etmesiyle halkın kendisine ilgisiz davranmasından sonra Ebu Bekir'e biat etmek zorunda kaldı. Fakat Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra başına gelenlerden devamlı yakınıyor ve şikâyet ediyordu. Hatta kendi hilâfeti döneminde de bundan ıstırap duyuyor ve acıyla dile getiriyordu. Hz. Ali'nin (a.s) bu şikâyetlerini Nehcü'l-Belâğa'nın "Şıkşıkiyye" adlı hutbesinde apaçık görmekteyiz. Biz bu bölümün sonunda bu hutbeyi nakledeceğiz.


Ebu Bekir'e Biat Etmeyenler

1- Ferve b. Amr: Zübeyir b. Bekkar el-Muvaffakiyyat adlı kitabında şöyle yazar: Ferve b. Amr Ebu Bekir'e biat etmedi. Ferve, Resulullah'ın (s.a.a) emrinde savaşlara katılmıştı. Savaşlarda bir ata kendisi biner, bir atı da İslâm savaşçıları binsin diye Allah rızası için beraberinde getirirdi. Ferve, kendi kavminin ileri gelenlerinden olup zengin ve sorumluluğunu bilen bir kişiydi. O her yıl hurmalıklarından bin vasak[333] hurma sadaka verirdi. O, Emirü'l-Müminin Ali b. Ebu Talib'in ashabından olup Cemel Savaşı'nda Hz. Ali'nin emrinde savaşmıştır.[334] Zübeyir b. Bekkar, bu sözlerinden sonra Ferve'nin Ebu Bekir'e biat alınmasında yardımcı olan bazı ensara öfkelenmesinden bahsetmiştir.

2- Halid b. Said el-Emevî[335]

Halid b. Said, Resulullah (s.a.a) tarafından Yemen'in San'a bölgesinin valiliğine atanmıştır. Resulullah (s.a.a) vefat edince Halid,

Eban ve Ömer adlı kardeşleriyle birlikte görev bölgesini terk ederek Medine'ye geldi. Ebu Bekir ona: "Niçin görev bölgeni terk ettin?! Valiliğe,

hiç kimse Resulullah'ın (s.a.a) seçmiş olduğu şahıslardan daha lâyık değildir; işinin başına dön." dediğinde, onlar şöyle cevap verdiler: "Biz Uheyha Oğulları Resulullah'tan (s.a.a) sonra hiç kimse için çalışmayız." Halid ve kardeşi bir müddet Ebu Bekir'e biat etmediler. Halid bir konuşmasında Hâşimoğulları'na demişti ki: "Siz (Resulullah'ın Ehlibeyti) sağlam, güçlü ve iyi meyveli ağaçsınız; biz sizin izleyicileriniziz."[336] Halid, iki ay Ebu Bekir'e biat etmedi. O diyordu ki: "Resulullah (s.a.a) beni valiliğe atadı ve hayatta olduğu müddetçe o makamdan almadı." Halid, Ali b. Ebu Talib ve Osman b. Affan'la görüşerek onlara dedi ki: "Ey Abdumenafoğulları! Hükümet ve liderlikten diğerleri ona ulaşsın diye mi el çektiniz?"Halid'in bu sözünü Ebu Bekir'e ulaştırdıklarında, Ebu Bekir bunu önemsemedi; ama Ömer Halid'e karşı içinde bir kin besledi.[337] Bir gün Halid, İmam Ali'nin huzurunu çıkarak, "İzin ver de sana biat edeyim." dedi, "Vallahi bu insanların arasında hiç kimse Resulullah'ın (s.a.a) hilâfetine senden daha lâyık değildir."[338] dedi. Sonunda Hâşimoğulları Ebu Bekir'e biat edince, Halid de Ebu Bekir'e biat etti. Ebu Bekir Şam'a ordu gönderince ordunun dörtte birine kumandan ettiği ilk kişi Halid b. Said'di. Ama Ömer bunu kabul etmeyerek Ebu Bekir'in bu seçimine itiraz etti ve "O, falan işleri yapıp filan sözleri söylediği hâlde onu orduya kumandan mı ediyorsun?"[339] dedi. Ömer'in bu sözleri sonucu Ebu Bekir fikrini değiştirdi ve onu ordunun kumandanlığından alarak yerine Yezid b. Ebu Süfyan'ı tayin etti![340]

3- Sa'd b. Ubâde[341]

Sakife olayından sonra Sa'd b. Ubâde'yi birkaç gün kendi hâline bıraktılar, daha sonra, "Akrabaların da dahil herkes, Ebu Bekir'e biat etti, gel sen de biat et." diye peşine adam gönderdiler. Sa'd ise şöyle cevap verdi: Vallahi okluğumdaki bütün oklarımı size atıp mızrağımın ucunu sizin kanınıza boyamadıkça size biat etmem. Ne sandınız? Kılıcımın kabzası elimde olduğu müddetçe sizin başınıza indiririm; akrabalarım ve kavmimden bana itaat edenlerin yardımıyla var gücümle savaşırım, ama size biat etmem. Vallahi bütün insanlar ve cinler sizin hükümetinizi kabul etseler bile, ilâhî adalette hesap verinceye kadar ben size baş eğmem ve sizi resmen tanımam.[342] Sa'd'ın bu sözleri Ebu Bekir'e ulaşınca Ömer, "Biat almadıkça onu bırakma." dedi. Ama Beşir b. Sa'd dedi ki: O inat etmiştir, onu öldürseniz bile size biat etmesi mümkün değil. Bütün oğullarını ve ailesini, akrabalarından bir grubu öldürmedikçe onu öldürmek de imkânsızdır. Onu kendi hâline bırakın; onu kendi hâline bırakmanızın size bir zararı olmaz; çünkü o şimdilik tek kalmıştır. Beşir'in bu sözlerinden sonra onu kendi hâline bıraktılar.[343] Sa'd onların hiçbir toplantılarına iştirak etmiyor, onların cuma ve cemaat

namazlarına katılmıyordu. Onlarla birlikte hac yapmıyordu... Bu durum Ebu Bekir'in ölümüyle hilâfete Ömer geçinceye kadar devam etti. Ömer hilâfete geçince bir gün Sa'd b. Ubâde'yi Medine sokaklarından birinde görüp ona şöyle seslendi: "Hey Sa'd!" Sa'd da hemen, "Hey Ömer!" diye cevap verdi. Ömer: "Filan işleri yapan sen değil miydin?!" dedi. Sa'd, "Evet, bendim; şimdi bu hükümeti sana mı bıraktılar?! Vallahi arkadaşını senden daha çok seviyordum. Vallahi, seninle komşu olmaktan rahatsızım." dedi. Ömer, "Komşusundan hoşlanmayan evini değiştirir!" dedi. Bunun üzerine Sa'd, "Bundan gafil değilim; yakında senden daha iyi olan birine komşu olacağım." dedi. Sa'd, çok geçmeden Ömer'in hilâfetinin başlarında Şam'a gitti...[344] Belazurî Ensabu'l-Eşraf adlı kitabında şöyle yazar: Sa'd b. Ubâde Ebu Bekir'e biat etmeyerek Şam'a gitti. Ömer bir adamı görevlendirerek ona, "Ne pahasına olursa olsun Sa'd'dan biat al; kabul etmediği takdirde Allah'ın yardımıyla onu öldür." dedi! O adam Şam'a giderek Halep yakınındaki Hevareyn kasabasında Sa'd'la karşılaştı. Hemen Sa'd'dan Ömer'e biat etmesini istedi. Bunun üzerine Sa'd, Ömer'in elçisine dedi ki: "Kureyş'ten olan birine biat etmem." Elçi, "Biat etmezsen öldürürüm seni." dedi. Sa'd, "Beni öldürsen bile biat etmem." dedi. Ömer'in elçisi Sa'd'ın direndiğini görünce, "Sen bu ümmetin kabul ettiği şeyin dışında mısın?!" dedi. Sa'd, "Biat konusunda evet, ben onların dışındayım!" dedi. Ömer'in elçisi Sa'd'ın bu kesin cevabını duyunca kalbine sapladığı bir okla onu öldürdü![345] Tabsiretu'l-Avam kitabında şöyle geçer: Onlar bu işe Muhammed b. Mesleme el-Ensarî'yi görevlendirdiler. Muhammed de Şam'a giderek bir okla Sa'd'ı öldürdü. Yine demişlerdi ki: O sırada Şam'da olan Halid b. Velid, Sa'd'ı öldürmek için Muhammed b. Mesleme'ye yardım etti.[346] Mes'udî Murucu'z-Zeheb'de der ki: Sa'd b. Ubâde, biat etmeyerek Medine'den çıkıp Şam'a gitti ve hicretin on beşinde orada öldürüldü.[347] Yine İbn Abdurabbih şöyle der: Sa'd b. Ubâde'yi kalbine saplanan bir ok sonucu ölü buldular.

Cinler ona ağladılar ve bu şiiri okuyarak Sa'd'ı öldürmenin sorumluluğunu üzerlerine aldılar: Hazrec kabilesinin reisi Sa'd b. Ubâde'yi biz öldürdük. / Kalbine sapladığımız iki okla onu yere serdik.[348] İbn Sa'd da, Tabakat'ta şöyle yazar: Sa'd b. Ubâde bir çukurda oturmuş idrar yaparken suikasta uğradı ve oracıkta can verdi. Sa'd'ın cenazesini (zehirli ok sebebiyle) yeşile dönmüş bir hâlde buldular. [349]Yine Usdu'l-Gâbe'de şöyle geçer: Sa'd b. Ubâde ne Ebu Bekir'e ve ne de Ömer'e biat etti. O, Şam'a giderek Havareyn denilen yerde ikamet etti ve sonunda hicretin on beşinde orada öldürüldü. Sa'd, bir tuvalet kenarında, taharet için oturduğu sırada öldürüldü. Cesedi bulunduğunda bedeninin yeşil renge büründüğü konusunda ihtilâf yoktur. Sa'd'ın akrabalarının onun öldürüldüğünden haberleri yoktu. Nihayet bir su kuyusunun başında ölüm haberinin şiir şeklinde okunduğunu duyduklarında onun öldüğünü öğrendiler. Ama kuyuya baktıklarında orada hiç kimseyi bulamadılar![350]

Böylece Sa'd b. Ubâde'nin hayat defteri kapatıldı. Ancak böyle inatçı ve korkusuz bir şahsiyetin, zamanın hükümeti tarafından öldürülmesi zihinlerde soru işareti yarattı. Bu olay, tarihçilerin anlatmaktan hoşlanmadıkları olaylardan olduğu için bazıları önemsemeyerek böyle büyük bir olayı görmezlikten gelirken, bazıları da onun öldürülüşünü hurafelerle karıştırmış ve onun öldürülmesinden cinleri sorumlu tutmuşlardır.[351] Ama bu kişiler böyle bir hurafeyi söz konusu ederken cinlerin Sa'd'a karşı kin ve düşmanlığının sebebinin ne olduğunu ve muhacir ve ensardan oluşan o kadar ashabın arasında oklarının niçin Sa'd'ın kalbini hedef aldığını söylememişlerdir. Bu kişiler masallarını tamamlamak için muteber kaynaklarında -meselâ- "Sa'd b. Ubâde'nin Ebu Bekir ve Ömer'e biat etmeye yanaşmaması, cinlerin önderini rahatsız ettiği için onu ortadan kaldırmaya karar verdiler; dolayısıyla zehirli oklarını sonuna kadar onun kalbine gömerek öteki dünyaya gönderdiler." demiş olsalardı, bu masalda belirsiz bir nokta kalmazdı. Sa'd'ın Biat Etmediğini Rivayet Edenler: Aşağıdaki kişiler Sa'd'ın Ebu Bekir ve Ömer'e biat etmeyişini kendi kitaplarında genişçe veya kapalı olarak ve özetle kaydetmişlerdir: 1- Muhammed b. Cerir Taberî Tarih'inde; 2- İbn Sa'd Tabakat'ında; 3- Belazurî Ensabu'l-Eşraf adlı kitabının birinci cildinde; 4- İbn Abdulbir İsti'ab adlı kitabında; 5- İbn Abdurabbih Ikdu'l-Ferid adlı kitabında; 6- İbn Kuteybe el-İmamet-u ve's-Siyase'de, c.1, s.9; 7- Mes'udî Murucu'z-Zeheb'de; 8- İbn Hâcer Askalanî İsabe'de, c.2, s.28; 9- Muhibbuddin Taberî Riyazu'n-Nazira'de; 10- İbn Esîr Usdu'l- Gâbe'de, c.3, s.222; 11- Diyarbekrî Tarih-i Hamis'de, Ali b. Burhanuddin Sire-i Halebiyye'de, c.3, s.396-397; Ebu Bekir Cevherî

Sakife'de İbn Ebi'l-Hadid'den naklen.

Buraya kadar özetle Ebu Bekir'in nasıl hilâfete ulaştığını ve ona nasıl biat edildiğini anlatmaya çalıştık. Bu konuyu Abdullah b. Saba kitabının birinci cildinde özetle bulabilirsiniz. Şimdi ise Ömer'in nasıl hilâfete geçtiğini ve ona nasıl biat edildiğini inceleyelim:


Ebu Bekir, Kendinden Sonra Hilâfete Ömer'i Tanıtıyor

Ebu Bekir ölüm döşeğinde yalnız Osman'ı çağırarak ona şöyle yazmasını söyledi:

Bismillahirrahmanirrahim

Bu, Ebu Bekir Ebu Kuhafe'nin Müslümanlara vasiyetnamesidir.

Ama sonra...

(Ebu Bekir bunu söyledikten sonra bayıldı. Bunun üzerine Osman kendi başına Ebu Bekir'in vasiyetnamesini şöyle tamamladı:) Ben kendi yerime sizin için Ömer b. Hattab'ı seçiyorum. Ben bu seçimde sizin için hayırdan başka bir şey dilemedim. O sırada Ebu Bekir kendine gelerek gözlerini açtı ve Osman'a, "Oku bakayım ne yazdın!" dedi. Osman da kendi yazdıklarını Ebu Bekir'e okudu. Ebu Bekir de onun yazdıklarını duyunca tekbir getirerek dedi ki: Ben baygınken ölmemden ve benden sonra hilâfet konusunda insanların ihtilâfa düşmesinden mi korktun? Osman, "Evet." Cevabını verdi. Ebu Bekir, "Yazdıklarını kabul ediyorum. Allah İslâm ve Müslümanlardan dolayı sana hayırlı mükâfat versin." dedi ve Osman'ın yazdıklarını imzaladı! Taberî bu olaydan önce şöyle yazar: Ömer elinde bir hurma dalı olduğu hâlde Resulullah'ın (s.a.a) mescidinde halkın arasında oturmuştu. Ömer'in hilâ fet hükmünü elinde bulunduran Ebu Bekir'in azat ettiği kölesi Şedid de oradaydı. O sırada Ömer halka şöyle dedi: "Ey insanlar! Resulullah'ın halifesinin söz ve tavsiyelerini dinleyin ve ona itaat edin. O diyor ki ben sizin hayrınızı dilemekte kusur etmedim."[352] Ömer'in bu tutumuyla, geçmişte Resulullah'ın (s.a.a) vasiyetnamesinin yazılmasına karşı çıkışı arasındaki fark, dikkate değerdir!


Dipnotlar

------------------------------

[299]- Cevherî'nin es-Sakife'sinde ve el-İmametu ve's-Siyase'de şöyle geçer: "Bu senin hakkınsa, bizim ona ihtiyacımız yoktur."

[300] -Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.1, s.55; Tarih-i Taberî, c.2, s.466 ve Avrupa baskısı, c.1, s.1822; Tarih-i İbn Esîr, c.2, s.124; Tarih-i İbn Kesir, c.5, s. 246; Safvetu's-Safve, c.1, s.97; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.1, s. 123; Tarihu'l-Hulefa, Suyutî, "Ebu Bekir'e Biat" bölümü, s.45; Sire-i İbn Hi-şâm, c.4, s.338; Teysiru'l-Vusul, c.2, s.41.

[301] -Ebu Vakkâs oğlu Sa'd'ın künyesi Ebu İshak'tır. Yedinci Müslüman olan Ebu Vakkâs'ın ismi Malik b. Ehyeb b. Abdulmenaf b. Zuhre b. Kilâb el-Kureşî'dir. O, Resulullah'ın (s.a.a) tüm savaşlarına katılmış ve İslâm yolunda müşriklere ilk oku atmıştır. Sa'd, Irak fethinde İslâm ordusunun kumandanıydı. Sa'd, Kûfe'nin

temelini atmış ve Ömer tarafından o şehrin valiliğine atanmıştır. Ömer onu altı kişilik hilâfet şûrasının üyelerinden biri olarak tanıtmıştı. Sa'd, Osman'ın öldürülmesinden sonra insanlardan uzak durmuş, Muaviye döneminde Akik'de vefat etmiştir. Öldükten sonra cenazesini Medine'ye götürerek Baki mezarlığına defnetmişlerdir. bk. el-İstiab, c.2, s.18-25; el-İsâbe, c.2, s.30-31.

[302] -Yukarıda geçenler dışında bunların hepsinin Ebu Bekir'e biat etmekten sakınarak Hz. Fatıma'nın (s.a) evinde toplandıklarını gösteren diğer kaynaklar da vardır. Bu kaynaklar arasında bunlardan bazılarını ismileri geçmiş ve bu kişilerin "Ali"ye biat etmeye geldikleri eklenmiştir. bk. er-Riyazu'n-Na-zira, c.1, s.167; Tarihu'l-Hamis, c.1, s.188; İbn Abdurabbih, c.3, s.64; Tarih-i Ebu'l-Fida, c.1, s.156; Tarih-i İbn Şuhne, el-Kâmil'in haşiyesinde, s.112; es-Sa-kife, Cevherî İbn Ebi'l-Hadid'in rivayetine göre, s.2, s.130-134; es-Siretu'l-Ha-lebiye, c.3, s.394 ve 397.

[303] -Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.587.

[304] -Tarih-i Taberî, c.2, s.619 ve Avrupa baskısı, c.1, s.2140 Ebu Bekir'in ölümünden bahsederken; Murucu'z-Zeheb, Mes'udî, c.1, s.414; İbn Abdurab-bih, c.3, s.69, Ebu Bekir'in kendisinden sonra Ömer'i hilâfete geçirilmek istemesinden bahsederken; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.135; Muntehab-ı Kenz, c.2, s. 171; elİmametu ve's-Siyase, c.1, s.18; Kâmil-u Muberred, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sının nakline göre, c.1, s.130-131; es-Sakife, Cevherî, Şerhu Nehci'l-Belâga'nın rivayetine göre, c.9, s.130; Lisanu'l-Mizan, c.4, s.189; Tarih-i İbn Asâkir, Ebu Bekir'in biyografisinde; Mir'atu'z-Zaman, Sıbt b. Cev-zî; Tarih-i Zehebî, c.1, s.388 ve el-Emali, Ebu Ubeyde, s.131. Bu kitapta Ebu Bekir'in sözleri şöyle geçer: "Yapmamam gerektiği hâlde yaptığım üç şey falan ve filan şeydir." Ama, falan ve filan işin ne olduğunu söylememiştir! Ebu U-beyd, "Ben bunun ne olduğunu söylemek istemiyorum." demiştir.

[305] -Ebu Süleyman Halid b. Velid b. Muğiyre b. Abdullah b. Ömer b. Mah-zum el-Kureşî'nin annesi, Haris b. Hazen el-Hilâliyye'nin kızı ve Resulullah'ın eşi Meymune'nin kız kardeşi Lübabe'dir. Halid, Hudeybiye Barışı'ndan sonra Medine'ye hicret etmiş ve Mekke fethine katılmıştır. Ebu Bekir, ordunun kumandanlığını ona vermiş ve onu "Allah'ın Kılıcı" anlamında "Seyfullah" diye adlandırmıştır.

Halid 21 veya 22 yılında Humus şehrinde veya Medine'de vefat etmiştir. bk. el-İstiab, c.1, s.405-408.

[306] -Sabit b. Kays b. Şemmas b. Züheyr b. Malik b. İmrau'l-Kays b. Malik b. Sa'lebe b. Kâ'b b. Hazrec el-Ensarî: Uhud Savaşı'na ve Resulullah'ın (s.a.a) diğer savaşlarına katılmış ve Yemame Savaşı'nda Halid'in yanında öldürülmüştür. bk. el-İstiab, c.1, s.193; el-İsabe, c.1, s.197.

[307] -Ziyad b. Lebid b. Sa'lebe b. Sinman b. Amir b. Adiy b. Ümeyye b. Be-yaze el-Ensarî, muhacir ve ensardan olup Amir b. Zerik'in oğlu Beyaze Oğulları'ndandı. Ziyad ilk önce Mekke'de Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna çıkmış ve oradan Hz. Peygamber ile beraber Medine'ye hicret etmiştir. Ziyad, Akabe Biati'ne, Bedir Savaşı'na ve Resulullah'ın (s.a.a) diğer savaşlarına katılmış ve Muaviye'nin hilâfetinin başlarında vefat etmiştir. bk. el-İstiab, c.1, s.545; el-İsâbe, c.1, s.540. Soy zincirlemesi için bk. Cemhere-i İbn Hazm, s.356, "Beya-ze" kelimesi.

[308] -Muhammed b. Mesleme b. Seleme b. Halid b. Halid b. Adiy b. Mecdea b. Harise b. Haris b. Hazrec b. Amr b. Malik b. Evs: Bedir ve Resulullah'ın (s.a.a) diğer savaşlarına katılmış olup Ali b. Ebu Talib'e (a.s) biat etmeyen ve onunla birlikte savaşa katılmayanlardandır. Muhammed b. Mesleme hicrî 43 veya 46 ya da 47 yılında vefat etmiştir. bk. el-İstiab, c.3, s.315; el- İsâbe, c.3, s.363-364. Soy zincirlemesi, İbn Hazm'ın Cemhere'sinde geçer, s.341.

[309] -Zeyd b. Sabit hakkında bk. Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.585.

[310] -Ebu Avf Seleme b. Selâmet b. Vakş b. Zaura b. Abduleşhel el-Ensarî: Annesi, Seleme bint-i Halid bint-i Adiy el-Ensarî'nin kızı Selma'dır. Ebu Avf Birinci ve İkinci Akabe'de ve daha sonra Bedir ve diğer savaşlarda Resulul-lah'ın (s.a.a) yanında savaşmış ve hicrî 45 yılında Medine'de vefat etmiştir. bk. el-İstiab, c.2,s.84; el-İsâbe, c.2, s.63.

[311]- Ebu Said Seleme b. Eslem b. Hureyş b. Adiy b. Mecdea b. Harise b. Haris b. Hazrec b. Amr b. Adiy b. Malik b. Evs el-Ensarî: Bedir ve diğer savaşlara katılmış ve hicrî 14 yılında Cisr-i Ebu Ubeyd Savaşı'nda öldürülmüştür. bk. elİstiab, c.2, s.83, no. 2455; el-İsâbe, c.2, s.61.

[312] -Tarih-i Taberî, c.2, s.443 ve 444; es-Sakife, Ebu Bekir Cevherî, İbn E-bi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sının nakliyle, c.1, s.130-134 ve c.2, s.819. Ayrıca Useyd b. Huzeyr'in kısaca biyografisi, elinizdeki kitabın önceki sayfalarının dipnotunda geçmiştir.

[313] -er-Riyazu'n-Nazira, c.1, s.218, hicrî 1372 Mısır basımı, ikinci baskı; es-Sakife, Ebu Bekir Cevherî, İbn Ebu'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.1, s.132 ve c.6, s.293; Tarihu'l-Hamis, c.2, s.169, Beyrut, Şaban Müessesesi Yayınları.

[314] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.

[315] -Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.1, s.134; İbn Şuhne, el-Kâmi-l'in hamişinde, c.11, s.113.

[316] -İbn Abdurabbih, c.3, s.64; Tarih-i Ebu'l-Fida, c.1, s.156.

[317] -Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.586; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.140; er-Riyazu'n-Nazira, c.1, s.167; es-Sakife, Cevherî, Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid'den naklen, c.1, s.132, 134 ve c.6, s.2; Tarihu'l-Hamis, c.1, s.178; Tarih-i İbn Şuhne, s.113, Haşiye-i Kâmil-i Muberred, c.11, s.113.

[318] -Murucu'z-Zeheb, c.2, s.100; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.20, s.481, İmam Ali'nin "Zübeyru minna, hatta neşee ibnuhu" sözünün şerhinde.

[319] -Divan-ı Hafız İbrahim, Mısır baskısı.

[320] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.

[321] -Tarih-i Taberî, c.2, s.443, 444 ve 446 ve Avrupa baskısı, c.1, s.1818, 1820 ve 1822; Abkeriyyetu Ömer, Akkad, s.173. Aşağıdaki kaynaklarda Zübeyir'in kılıcının kırıldığı geçer: er-Riyazu'n-Nazira, c.1, s.167; Tarihu'l-Ha-mis, c.1, s.188; Şerhu Nehci'l-Belâğa İbn Ebi'l-Hadid, c.1, s.58, 122, 132, 134 ve c.2, s.2-5; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.128.

[322]- es-Sakife, Cevherî, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.2, s.2-5.

[323] -es-Sakife, Cevherî, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.1, s.134 ve c.2, s.2-5.

[324] -es-Sakife, Cevherî, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.1, s.134.

[325] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.

[326] -Murucu'z-Zeheb, Mes'udî, c.1, s.414; el-İmametu ve's-Siyase, c.1, s.12-14, biraz farkla.

[327] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.126; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2, s.4.

[328]- es-Sakife, Cevherî, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.6, s.25-28, Mısır baskısı; İbn Kuteybe, c.1, s.12.

[329] -Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2, s.67; Sıffin, Nasr b. Müza-him, s.182

[330] -Teysiru'l-Vusul, c.2, s.46'da şöyle geçer: "Vallahi ne o ve ne de Hâşim Oğulları'ndan hiç kimse ..."

[331] -Bu hadisi özet olarak şu kaynaklardan naklettik: Tarih-i Taberî, c.2,s.448 ve Avrupa baskısı, c.1, s.1825; Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Mağazi, "Hayber Gazvesi" babı, c.3, s.38; Sahih-i Müslim, c.1, s.72 ve c.5, s.153, "Resulullah'ın Nehnu Lâ Nuverrisu, Mâ Terekna Sadakatun Buyruğu" babı, Tarih-i İbn Kesir, c.5, s.285-286; İbn Abdurabbih, c.3, s.64; Tarih-i İbn Esîr, c.2, s.126 -özet olarak-; Kifayetu't-Talib, Gencî, s.225-226; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.1, s.122; Murucu'z-Zeheb, c.2, s.414; et-Tenbihu ve'l-İşraf, s.250. Bu kitapta şöyle geçer: "Fatıma hayatta olduğu müddetçe Ali biat etmedi." Yine es-Savaik, c.1, s.12; Tarihu'l-Hamis, c.1, s.193; el-İmametu ve's-Siyase, c.1, s.14. Bu kitapta şöyle geçer: "Ali, Fatıma'nın vefatından sonra biat etti. Fatı-ma babasından sonra 75 gün yaşadı." Yine el-İstiab, c.2, s.244; bu kitapta şöyle geçer: "Ali, ancak Fatıma'nın ölümünden sonra Ebu Bekir'e biat etti." Yine Tarih-i Ebu'l-Fida, c.1, s.156; el-Bed'u ve't-Tarih, c.5, s.66; Ensabu'l-Eşraf, c.1, s.586; Usdu'l-Gabe, c.3, s.222, Ebu Bekir'in biyografisinde, şöyle yazıyor: "Doğru görüşe göre Ali altı ay sonra biat etti." Tarih-i Yakubî, c.2, s.105, o şöyle yazar: "Ali ancak altı ay sonra biat etti." el-Gadir, Allâme Eminî, c.3, s.102; İbn Hazm'ın el-Fasl adlı kitabından naklen, s.96-97; bu kitapta da Ali'nin altı ay sonra biat ettiği geçer.

[332] - Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.587.

[333]- Vasak, tahılları tartmak için kullanılan bir ölçü birimidir; bir vasak arpa 186889/150 gr.dır; un edildikten sonra bugünkü ölçüyle yaklaşık 186890 gr. olur. Daha geniş bilgi için Merhum Serdar-i Kabol'un Gayetu't-Ta'dil kitabına bakınız. (Mütercim)

[334] -el-Muvaffakiyyat, s.590. Ensardan olan Ferve b. Amr, Akaba Biati'ni, Bedir Savaşı'nı ve Resulullah'ın (s.a.a) diğer savaşlarını idrak etmiştir. Ferve'-nin biyografisi Usdu'l-Gabe, c.4, s.178'de geçer.

[335] -Halid b. Said b. Âs b. Ümeyye b. Abd-u Şems, ilk Müslümanlardandır. O, üçüncü veya dördüncü ve bir görüşe göre de beşinci Müslümandır. İbn Kuteybe, el-Maarif adlı kitabında, s.128'de şöyle yazar: "Halid b. Said, Ebu Bekir'den önce Müslüman oldu." İbn Ebi'l-Hadid, c.1, s.13. O, Habeş muhacirlerindendir. O, kardeşleriyle birlikte Resulullah (s.a.a) tarafından Mezhec sadakalarının (zekât)

sorumluluğuna atanmış aynı zamanda San'a valisi olmuştur. Halid ve kardeşleri Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra Medine'ye dönmüş Şam Savaşı'na katılmıştır. Sonunda Halid salı günü cemaziyelevvele iki gece kala hicrî 13 yılında Ecnadiyn'de şehit olmuştur. bk. el-İstiab, c.1, s.398-400; el-İsabe, c.1, s.406; Usdu'l-Gabe, c.2, s.82; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Ha-did, c.6, s.13 ve 16.

[336]- Usdu'l-Gabe, c.2, s.82; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2, s.135, Mısır, birinci baskı.

[337] -Tarih-i Taberî, c.2, s.586 ve Avrupa baskısı, c.1, s.2079 ve Tahzibu Tarihi İbn Asâkir, c.5, s.51; Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.588; bu kitapta Ha-lid b. Said'in bir müddet Ebu Bekir'e biat etmediği geçer.

[338] -Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.

[339] -Usdu'l-Gabe, c.2, s.82; İbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belâğa, c.1, s. 135'de Cevherî'nin es-Sakife'sinden bu olayı genişçe nakletmiştir.

[340] -Tarih-i Taberî, c.2, s.586 ve Avrupa baskısı, c.1, s.2079; Tehzib-u Tari-h-i İbn Asâkir, c.5, s.51.

[341] -Sa'd b. Ubade b. Duleym b. Harise b. Ebu Huzeyme b. Sa'lebe b. Tarif b. Hazrec b. Saide b. Kâ'b b. Hazrec el-Ensarî: Akabe Biati'ne ve Bedir Savaşı dışındaki (bu savaşa katıldığı şüphelidir) Resulullah'ın (s.a.a) bütün savaşlarına katılmıştır. O, bağış sahibi bir kişiydi. Mekke'nin Fethi'nde ensarın bayrağını eline alarak, "Bugün savaş günüdür. Bugün hiçbir saygınlık yoktur." diye bağırmıştır. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) bayrağı elinden alarak oğlu Kays'a vermiştir. Sa'd ölünceye kadar Ebu Bekir'e biat etmedi. O, hicrî 15 yılında Ömer 'in hilâfeti döneminde, Şam'da kalbine gömülen iki okla öldürüldü ve Havareyn'de toprağa verildi. Biyografisi, İbn Hazm'ın Cemhere'sinde, s. 65'de ve el-İstiab, c.2, s.23-37'de ve el-İsabe, s.2, s.27-28'de kaydedilmiştir.

[342] -Tarih-i Taberî, c.3, s.459 ve Avrupa baskısı, c.1, s.1844; Tarih-i İbn Esîr, c.2, s.126; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.134, hadis: 2296; el-İmametu ve's-Si-yaset, c.1, s.10; Sire-i Halebiyye, c.4, s.397, bu kitabın son kısmında şöyle geçer: "Onlardan biriyle karşılaştığında selâm vermiyordu."

[343] - er-Riyazu'n-Nazira, c.1, s.168; ayrıca diğer kaynaklarda da geçer.

[344] -Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 2, s.145; et-Tehzib, İbn Asâkir, c.6, s.90, İbn Sa'd'ın biyografisinde; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.134, 2296; Sire-i Halebiyye, c.3, s.397.

[345] -Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.1, s.589; Ikdu'l-Ferid, c.3, s.64-65, biraz farkla.

[346] -Tebsiretu'l-Ulum, Tahran, Meclis baskısı, s.32.

[347] -Murucu'z-Zeheb, c.2, s.301 ve 304.

[348] -Ikdu'l-Ferid, c.4, s.259-260.

[349] -Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 2, s.145; el-Maarif, Ebu Hanife Dinverî, s.113.

[350] -Usdu'l-Gabe, İbn Sa'd'ın biyografisinde; el-İstiab, İbn Abdurabbih, c.2,s.37.

[351] -Meselâ Muhibbuddin Taberî'nin er-Riyazu'n-Nazira kitabında ve İbn Abdulbirr'in el-İstiab kitabında yaptığı gibi.

[352] -Tarih-i Taberî, Avrupa baskısı, c.1, s.2138.