İkinci Fâtıma Hz. Mâsume
 


1- Kitabu’r-Rahme

2- Kitab-u Cevamii’l-Hac
3- Kitabu’z-Ziya Der İmamet
4- Makalâtu’l-İmamiye
5- Menakıb
6- Mesalib’u Ruvati’l-Hadis
7- Kitabun fi Fazl-i Kum ve’l-Kûfe
8- Basairu’d-Derecat
9- Müntahabât
10- Fazail-u Abdullah, Ebu Talib ve Abdulmuttalib[119]
12- Ali b. Babeveyh

Asıl adı, Ebu'l-Hasan Ali b. Hüseyin b. Mûsa b. Babeveyh'tir. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) döneminde yaşamış ve İmam Mehdi'nin (a.f) küçük gaybet dönemini derk etmiştir. Bununla birlikte doğum tarihi hakkında net bir bilgi yoktur. Tarihçiler arasında "Birinci Saduk" olarak bilinen Ali b. Babeveyh, Şeyh Saduk'un babasıdır.
İmam Hasan Askerî'nin (a.s) şehadetinden önce Ali b. Babeveyh'e yazdığı mektuptan anlaşıldığı kadarıyla Ali b. Babeveyh o dönemler 20 yaşlarında idi. İmam, bu mektupta ondan övgüyle söz etmiş, güvenilir bir fakih olduğunu vurgulamış ve ona nasihatte bulunmuştur.
Neccaşî, Rical'ında ondan övgüyle söz ederek Kumluların onu güvenilir bir fakih olarak gördüğünü kaydeder. Neccaşî, aynı adlı eserinde Ali b. Babeveyh'in 18 eseri olduğunu da belirtmiştir.[120]
Şeyh Tûsî de el-Fihrist ve Rical'ında ondan övgüyle bahsetmiş ve 20 eserinden söz etmiştir.[121]
İmam Hasan Askerî’nin (a.s) Ali b. Babeveyh’e Yazdığı Mektup:
İmam Hasan Askerî (a.s), Ali b. Babeveyh’e yazdığı mektupta şöyle buyuruyordu:
"Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Hamd, alemlerin Rabbine mahsustur. Çekinenler için güzel bir akıbet vardır. Cennet tek olan Allah’a kulluk edenlere ve ateş inkârcılarındır. Zulmedenlerin düşmanıdır ve tek olan Allah’tan başka ibadet edilecek bir ilah yoktur. O, en büyük yaratıcıdır. Allah'ın selamı, yaratılanların en üstünü Muhammed’e (s.a.a) ve onun pak Ehl-i Beyt’ine olsun.
Ey benim şeyhim, itimat ettiğim fakihim Ebul Hasan Ali b. Hüseyin Kummî! Yüce Allah razı olduğu şeyleri yapmaya seni muvaffak etsin ve rahmetiyle senin neslinden gelecek buna layık çocuklar karar versin. Seni takvalı olmaya, namazı ikame etmeye ve zekât vermeye davet ediyorum. Zira zekât vermeyenin namazı kabul olmaz. (Yine, seni) başkalarının hatalarını bağışlamaya, gazaplıyken sinirine hakim olmaya, sıla-i rahme, fedakârlığa, din kardeşlerinle işbirliği yapmaya, iyi ve kötü günlerde ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaya, cehalet ve bilgisizlik durumunda aklını kullanmaya ve akıllıca davranmaya, dini tanımaya, işlerde sağlam olmaya, Kurân öğrenmeye ve ona manevî olarak bağlanmaya, güzel ahlaklı olmaya, iyiliği emredip kötülükten men etmeye ve tüm çirkinliklerden çekinmeye davet ediyorum. Nitekim, yüce Allah şöyle buyuruyor:
'...Kim sadakayı, iyiliği ve insanların arasını bulmayı emrederse onun sözünde hayır var. Allah'ın razılığını kazanmak için bunları yapana pek büyük bir mükâfat vereceğiz.'[122]
Sakın gece namazını terk etmeyesin! Zira Peygamber (s.a.a), Ali’ye (a.s) şöyle vasiyet etti: 'Ey Ali, gece namazını kıl! Gece namazını kıl! Çünkü gece namazını önemsemeyen bizden değildir.'
Bizim tavsiyelerimize uy ve sana emrettiklerimi bütün Şiîlerime emret ki onlar da amel etsinler.
Sabırlı ol ve zuhuru (İmam Mehdi'nin gaybetinin son bulması) bekle! Nitekim, Peygamber de (s.a.a) şöyle buyurmuştu: 'Benim ümmetimin en iyi ameli, O'nun zuhurunu beklemektir. Şiîlerimiz O zuhur edinceye kadar kederlidirler.' Peygamber (s.a.a) O’nun hakkında şöyle müjde vermiştir: 'O, bütün dünya nasıl zulümle dolmuşsa, aynı şekilde dünyayı adaletle dolduracaktır.' Ey emin bildiğim şeyhim, Ebul Hasan! Sabret ve bütün Şiîlerimi sabırlı olmaya, (inançları doğrultusunda) sebat göstermeye davet et.
'...Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphe yok ki yeryüzü Allah'ındır, kullarından dilediğine mîras olarak kalır ve sonuç, çekinenlerindir.'[123]
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sana ve bütün Şiîlerime olsun. Allah bizim için kâfi, koruyucu, güzel Mevlâ ve yardımcıdır."[124]
Bu mektup, aynı zamanda küçük gaybet dönemleri olan II. ve III. yüzyıllarda, Kum’da ilmî ve manevî ağırlıkların var olduğunu, Peygamber Ehl-i Beyt’inin (a.s) ilmini yaymak için özel bir merkez hâline geldiğini de göstermektedir.
13- Muhammed b. Hasan b. Velid Kummî

Şia’nın Ali b. Babeveyh’ten sonra Kum’daki en büyük fakih ve muhaddisidir. Şeyh Saduk’un üstadı olarak da anılır. Fıkıh dalında yazılan el-Cami adlı eser, onundur. Bu seçkin şahsiyet, H. 343'te Kum şehrinde vefat etmiştir.

14- İbn-i Kavleveyh Kummî

Asıl adı, Cafer b. Muhammed b. Kavleveyh'tir. Kum İlim Havzası’nın IV. yüzyıl fakih ve alimlerindendir. Kamilu’z-Ziyarat'ın sahibi ve Şeyh Müfid’in üstadı olarak da bilinir. Fıkıh, hadis vb. gibi birçok dallarda eserleri vardır. Allame Seyit Muhsin Emin, Âyânu’ş-Şia adlı eserinde ona ait 25 kitaptan isimleriyle birlikte söz etmiştir. Bu büyük şahsiyet, H. 367 veya 369 yılında vefat etmiştir. Kabr-i şerifi, Irak'ın Kazımeyn şehrindedir.[125]

15- Şeyh Saduk

Fıkıh, ilim ve fazilet dünyasının parlayan yıldızlarından biri de büyük alim ve müçtehit Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Musa Babeveyh’tir. Şeyh Saduk ismiyle meşhurdur. Yaklaşık olarak H. 305 yılında doğmuş ve 381 yılında vefat etmiştir. Kum asıllı bu büyük fakih hakkında Muhaddis Abbas Kummî’nin tanımlamasıyla yetiniyoruz:
“Şeyh Saduk, hadisleri ezbere bilen büyük bir şahsiyettir. Kumlular arasında sayısız hadis ezberi ve ilim alanında onun gibi birine rastlanılmamıştır. Kum’da yaşarken, Rey halkının ısrarı üzere Rey şehrine gitti ve oraya yerleşti... Üç yüze yakın eseri vardır... Bize ulaşan rivayetlerin çoğu, bu büyük şahsiyetin kaleminin bereketiyledir. Kabri, Rey şehrindedir.”[126]
Şeyh Saduk’un doğumu konusunda Ali b. Babeveyh'in anlattıkları ilginçtir. Ali b. Babeveyh (Şeyh Saduk'un babası) der ki:
"İmam-ı Zaman'dan bir ricada bulunmak için bir mektup yazarak İmam’ın (a.f) üçüncü özel naibi Hüseyin b. Rûh vesilesiyle o hazretin mukaddes huzurlarına gönderdim. Mektupta bir oğlum olması için dua etmesini istiyordum. Çok geçmeden 'Allah, yakında ona iki salih evlat verecek' diye cevap geldi."
İmam’ın (a.f) duası kabul oldu ve Ali b. Babeveyh çok geçmeden iki çocuk sahibi oldu. Birinin adını Muhammed, diğerinin adını da Hüseyin koydu. Muhammed (Şeyh Saduk), büyüdüğünde İmam Mehdi’nin (a.f) duasıyla dünyaya geldiği için iftihar ederdi. Üstatları; ‘Hz. Hüccet’in duasıyla dünyaya gelen birinin, böyle (ilmî ve manevî değerler taşıyan seçkin biri) olması yeridir' derlerdi.[127]
Şeyh Saduk ile aynı dönemde yaşayan Tarih-i Kadim-i Kum[128] yazarı, şöyle der: “Bizim dönemimizde Şia alimlerinin sayısı 266'ya ulaşmıştı. Ama Ehl-i Sünnet alimlerinin sayısı sadece 14 idi.”[129]
***
Yukarıda yer alan bilgiler ışığında sonuç olarak şunu söylemek gerekir ki, II., III., özellikle de IV. yüzyıllarda, Kum’un ilmî havzaya ve bu havzanın büyük alim ve fakihlerin varlığıyla yüksek bir ilim düzeyine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Bazı tarih kaynaklarından çıkardığımız sonuca göre ise, Hicrî IV. yüzyılda sadece Kum'dan çıkan alim ve muhaddis sayısının yüzü bulduğu anlaşılmaktadır.[130]

V. ASIRDAN GÜNÜMÜZE KUM İLİM HAVZASI

Kum İlim Havzası'nın V. ve VI. Yüzyıllardaki Parlak Dönemi

Hicrî V. ve VI. yüzyıllarda (Selçuklular döneminde) dahi Kum, Şia alim ve fakihlerinin büyük merkezlerinden biri idi. Bu yüzden bir kısım insanlar ilim öğrenmek için bu şehre gelirlerdi.
En-Nakzu’l-Fazâih kitabı yazarı Şeyh Abdulcelil Razî, Kum'un H. VI. yüzyıldaki ilmî ortamını (İslami ilimlerdeki eğitimi durumunu) şöyle açıklar: "Kum'un yeterince teçhizatlı dinî medreseleri var. Büyük alimleri, üstatları ve müfessirleri yanı sıra farklı inançlara ait kitapların bulunduğu zengin kütüphaneleri de mevcut.”
Şeyh Abdulcelil Razî, fakih ve dinî önderlerin görkemli bir şekilde yaşattığı muasır ilmî medreselerin isimlerini kayda almıştır. Bu medreseler, şunlardan ibarettir:
Medres-i Saad Salt, Medrese-i Esiru’l-Mülk, Medrese-i Seyit Said İzzuddin Murtaza, Medrese-i Seyit Zeynuddin, Medrese-i Zuheyruddin Abdulaziz, Medrese-i Ebu’l-Hasan Kemîc, Medrese-i Şemsuddin Murtazâ, Medrese-i Murtaza Kebir ve Hz. Mâsume’nin Harem-i Şerifi’nin hemen yanında olan Medrese-i Astâne (başka bir adı da olabilir). Büyük bir olasılıkla bu medrese, şu anki Feyziye Medresesi’dir.[131]
Tarih-i Mezhebî-i Kum yazarı, yukarıdaki konuyu naklettikten sonra şöyle der: Hicrî VI. ve VII. yüzyıllarda yaşayan Selçuklular ile, Safevîler hükümeti dönemine kadar (H. 907) Kum ve Kum'da yaşayan alimlerin konumu müellif için tam olarak açık değil. Bu dönemler arasında Kum’da çeşitli olaylar gerçekleşmiş, birkaç kez halkı katliam edilmiş ve şehir harabeye çevrilmiştir…”[132]

X, XI ve XII. Yüzyıllarda Kum İlim Havzası (Safevîler Dönemi)

Safevî hânedanı, yaklaşık 240 yıl (H. 907-1148) İran'da hükümet etti. Şiî olan Safevî hükümdarları, Şiîliğin yayılmasında büyük rol oynadılar. Şia alimlerini destekleyerek onlara her türlü imkânı verdiler. Böylece ilmî havzalar İsfahan, Tebriz, Şiraz ve Kum gibi şehirlerde gitgide gelişerek yayıldı. Kum Kenti, resmen halkın ve İran hükümetinin ilgi odağı hâline geldi. Yıkılan medreseler onarıldı veya yeniden inşa edildi. Bu nedenle Şia’nın önde gelen alimleri, Kum İlim Havzası'nda tahsil ve tedrisle meşgul oldular. O dönemin seçkin alimlerinden bazıları şunlardır:
Esfar yazarı tanınmış filozof (hekim) Mevla Sadrâ Şirazî; döneminin önde gelen fakih ve filozoflarından Mevla Muhsin Feyz ve Mevla Abdurrezzak Feyyaz Lahicî (bu iki zât, aynı zamanda Mevla Sadrâ'nın damatlarıdır); oğlu Mirza Hasan Geylanî (ö. 1043 H.); Kadı Said;[133] Mevla Tahir Kummî vs.
Bazı tarihçiler, Safevîler döneminin iki büyük alimi Şeyh Bahaî ile Mir Fendereskî'nin de bir süre Kum İlim Havzası'nda kaldıklarını ve Feyziye Medresesi'nde odaları olduğunu yazar.[134]
Safevîler döneminde Kum’da yaşayan seçkin ve çalışkan alimlerin varlığı, o asırda Kum'da faal bir ilim havzasının bulunduğunu, çok sayıda medrese ve öğrenciye sahip olduğunu ve burada İslamî ilimlerin hemen hemen her dalında derslerin tedris edildiği anlaşılmaktadır.
O dönemlerde kurulan medreselerden bazıları şunlardır:

Feyziye Medresesi

Kum’un en eski medreselerinden biridir. Bu medreseyi bütün asırlarda dini eğitim alan talebelerin merkezi olarak adlandırmak mümkündür. Safevîler döneminde binası yenilendi. Kapısı Hz. Mâsume’nin Harem-i Şerifi'nin eski avlusuna açılan Feyziye Medresesi'nin güneye doğru bakan eyvanındaki yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla bu medrese, Safevîler döneminde yenilenmiştir. Bu onarımlar ise, ikinci Safevî şahı I. Tahmasib’in (ö. 984 H. K.) Hicrî 934 yılında yaptırdığı onarımlardır. Bazı tarihçiler, bu medresenin "Feyziye" olarak anılmasını büyük hekim, muhaddis ve fakih Mevla Muhsin Feyz’in (ö. 1091 H.) vaktiyle burada kalmasına bağlamışlardır.
Bir diğer gruba göre ise bu ismi, o dönemde medresede kalan hekim Abdurrezzak Feyyaz Lahicî’nin adından almıştır.

Müminiye Medresesi

IX. Safevî şahı Şah Sultan Hüseyin zamanında, Muhammed Mümin tarafından yapılmıştır. Son dönem mercilerinden merhum Ayetullah Uzma Mer'aşî Necefî'nin emriyle genişletilerek yeniden onarılmıştır.

Canihan Medresesi

Kum Merkez Camii'nin (Mescid-i Cami) büyük kapısının tam karşısındadır. Safevîler döneminde Cihangir Han adlı biri tarafından yaptırılmıştır.

Han Medresesi

Ayetullah Uzma Burucerdî Medresesi olarak da bilinir. Safevîler döneminde Mevla Muhsin Feyz’in öğrencilerinden Mehdi Kulu Han adında biri tarafından yapılmış, sonraları merhum Ayetullah Burucerdî tarafından yeniden inşa edilmiştir. Bu medrese, H. 1123 yılında tesis edilmiştir.[135]

Kacarlar Döneminde Kum İlim Havzası

Aralarında Fethali Şah ve Nasiruddin Şah'ın da bulunduğu Kacar şahları, Hicrî 1200-1339 yılları arası İran’da hüküm sürmüşlerdir. Bu asırda da büyük alimler Kum İlim Havzası'nda eğitim ve öğretimle meşgul idiler. Kum Kenti, Fethali Şah döneminin büyük taklit mercii Ayetullah Uzma Mirza Kummî’nin[136] de Kum’a yerleşmesiyle daha büyük önem kazanmıştır.
Bu asırda yeni birçok ilmî medreselerin yapılması veya onarılması, ilim havzasının yeni bir döneme geçtiğini göstermektedir. Mirza Kummî’nin Kum’a yerleşmesiyle ilim havzası genişlemiş, ortaya koyduğu zengin eserlerle bereketini sergilemiştir.
Safevîler döneminde Feyziye Medresesi'nin ilk onarımı, bu medresenin ortasındaki havuza kadar yapılmıştı. Fethali Şah döneminde (H. 1213-1214) genişletildi ve daha sonra yeniden restore edildi.
Daru’ş-Şifa Medresesi'nin ana binası Fethali Şah'ın emriyle yapıldı. Kâzi-i Kum yolunda yer alan Hacı Molla Sadık medresesi, Nasiruddin Şah hükümetinin ileri gelen devlet adamlarından Mirza Aga Han tarafından yapılmıştır.
Görüldüğü gibi Kum İlim Havzası, bu asırda yeni bir döneme girmiş, büyük gelişmeler kat etmiştir.

Havzanın Genişlemesinde Ayetullah Feyz’in Rolü

Kum İlim Havzası’nın tanınmış ve mümtaz şahsiyetlerinden biri de Merhum Ayetullah Uzma Mirza Muhammed Feyz’dir. Hicrî 1293 yılında Kum'da doğdu ve 27 Cemaziyülevvel 1370'te, 77 yaşındayken vefat etti. Kabr-i şerifi, Hz. Mâsume’nin Harem-i Şerifi’nin altın eyvanının karşısındaki eski avludadır.
Bu büyük insan, gerek dersleri, gerek yazdığı kitapları, gerekse eğittiği öğrencileriyle ilim havzasının güçlenmesinde ve genişlemesinde etkin rol oynamıştır.
Ayetullah Feyz, Hicrî 1340 yılında İslamî ilimlerin daha da genişlemesi ve ilmî havzanın güçlenmesi için Erak şehrinde oturan Ayetullah Uzma Şeyh Abdülkerim Hâirî’ye bir mektup yazarak onu Kum’a davet etti. Daha sonra, önceki mektubu sözlü olarak onaylamaları için bir grubu elçilikle görevlendirdi ve Erak’a gönderdi. Ayetullah Hâirî, o ve onun gibi değerli alimlerin ısrarları sonucu aynı yıl (H. 1340) Kum’a geldi.
Ayetullah Feyz, Aga Tevliyet'i de yanına alarak halkı bizzat kendi seferber etti. Hepsi birlikte Şah Cemal mahallesine gittiler ve Ayetullah Hâirî'yi sıcak bir şekilde karşıladılar. Ayetullah Hâirî, Hz. Mâsume’nin avlusuna vardığında akşam namazının vakti henüz girmemişti. Ayetullah Feyz, Yeni Avlu’da kendisinin kıldırdığı cemaat namazını Ayetullah Hâirî’ye bıraktı ve kendi de diğer alimlerle birlikte halkın arasına katılarak Ayetullah Hâirî’ye iktida etti. Ertesi akşam Ayetullah Feyz, cemaat namazı kılınan Harem-i Şerif’in avlusuna geldi. Ayetullah Hâirî, Ayetullah Feyz’i cemaat namazını kıldırmaya davet ettiyse de o, bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Ayetullah Hâirî ona, “Mutlaka benim namaz kıldırmam gerekiyorsa, o zaman sizin bana iktida etmenizi istemiyorum” dedi. Ayetullah Feyz, Ayetullah Hâirî'nin bu isteğini kırmayarak Kum İmam Mescidi’nde cemaat namazı kıldırmaya başladı.
Böylece Ayetullah Feyz, kendi merciliğini Kum ilim havzasının gelişip güçlenmesi için feda ediyordu. Ama Ayetullah Hâirî'yi Kum’a davet etmesi ve onu sıcak bir şekilde karşılamasıyla havzanın güçlenmesi ve genişlemesi için büyük bir adım atmış oluyordu.
Onun hakkında ilgi çekici konulardan biri de şu ki: Ayetullah Feyz, namaz esnasında, kunut duasını okurken ruhunu yüce Allah’a teslim etti. Seksen bin kişi yağmur altında cenaze törenine katıldı. Cenaze namazını Ayetul-lah Hâirî kıldırdı. Vefat tarihini kabrinin üstüne kendi adı olan “Ayetullah el-Feyz” olarak yazmışlardır. Zira bu isim, ebcet hesabına göre onun vefat yılı olan 1370 sayısına denktir.
Bu değerli şahsiyeti, hayırlı dualarla yâd ediyoruz. Verdiği hizmetler her zaman hatıralarda yaşayacaktır.[137]

Havzanın Ayetullah Hâirî Tarafından Yeniden Tesisi

Kum İlim Havzasının inişli çıkışlı dönemleri olmuştur. Bununla birlikte iyi bir teşekkül ve akıcılığı olmamıştır. Havza, Ayetullah Mirza Kummî’nin vefatından sonra (1231 H.) yıllarca durgun bir dönem geçirdi. Bu dönemde hür düşünen, emin, salahiyetli, otorite sahibi bir alim, müçtehit, müdür ve yöneticinin eksikliği hissediliyordu. Bu şans ise, büyük taklit mercii Ayetullah Uzma Hâirî’ye nasip oldu. Bu büyük ilim ve amel adamının gelişiyle Havza öyle bir düzene kavuştu ki, onun, “Kum İlim Havzası’nın Yeni Kurucusu” olarak tanınmasına sebep oldu. Bu nedenle onu, Kum İlim Havzası'nın kurucusu olarak yâd etmek, doğru olsa gerek. Daha önce de değindiğimiz gibi Kum İlim Havzası'nın temeli daha İmam Sadık (a.s) döneminde atılmış ve Ayetullah Hâirî tarafından da yeniden yapılandırılmıştır.
Ayetullah Hamaneî'nin 13 Âzer 1374'te Hz. Mâsume’-nin Harem-i Şerif'inde yaptığı konuşmada şöyle gelmiştir:
“Siz Kum halkının Ehl-i Beyt’e olan bağlılığı bundan 1200 yıl önceye dayanır. Bu özelliğinden dolayıdır ki (Kum) Şia tarihinde İslamî İlimler Havzası'nın en büyük şahsiyetlerini ağırlamıştır. Biz tarih boyunca; Merhum Ayetullah Hâirî (r.a) tarafından bu şehirde kurulan veya yenilenen, Merhum Ayetullah Uzma Burucerdî zamanında büyüyüp gelişen ve sonra değerli İmam ve büyük inkılapla azametinin doruk noktasına ulaşan böylesi bir mübarek havzaya dünyanın hiçbir yerinde sahip olmadık.”[138]
Ayetullah Hâirî, H. 1276 yılında Yezd’in Mehricerd Köyü'nde dünyaya geldi.[139] Yıllarca Necef, Kerbela ve Samirra’da tahsil ve tedrisle meşgul oldu. Hicrî 1332 yılında Erak alimlerinin daveti üzerine oraya giderek öğrenci yetiştirmeye başladı. Yine, Hicrî 1340 yılında ziyaret ve Nevruz dolayısıyla Kum’a geldi. İlim Havzası'nın alimleri ve halkın ısrarları sonucu Kum'a yerleşti ve şimdiki İlim Havzası'nın temelini attı.
Havzada yeniliklere imza atan Ayetullah Hâirî, sınav sistemini yürürlüğe sokarak talebelere aylık bağladı. Din hocalarına yönelik kılık kıyafet kanunu çıkardı. Bu büyük şahsiyetin ileriyi gören düşünceleri, büyük gayretleri ve güzel yönetimleri sonucu Kum medreseleri talebelerle doldu taştı. İslamî İlim Havzası'nda büyük bir değişim yaşandı ve Kum İslamî İlimler Havzası’nın adı dünyanın dört bir yanına yayıldı.
İşte bu nedenledir ki Ayetullah Hâirî, “Kum İslamî İlimler Havzası'nın Kurucusu” olarak bilinmektedir. Ayetullah Uzma Şeyh Muhammed Ali Erakî (r.a), Ayetullah Uzma Seyit Muhammed Rıza Gulpaygânî (r.a) ve İmam Humeynî (r.a) gibi büyük üstat ve taklit mercileri, Ayetullah Hâirî’nin bu havzadaki öğretiminin semerelerinden sadece bazılarıdır.
Bu dönemde Kum İslamî İlimler Havzası’nda okuyan talebe sayısı iki bine ulaşmıştı.

Ayetullah Burucerdî'nin Önderliği Döneminde Havza

Ayetullah Uzma Hacı Şeyh Abdülkerim Hâirî, Hicrî 17 Zilkade 1355'te vefat etti. Mezarı Hz. Mâsume’nin Harem-i Şerif'inin yanı başında bulunan Mescid-i Bâlaser’dedir.
İşin ilginç yanı şu ki; Ayetullah Hâirî’nin adı “Hacı Şeyh Abdülkerim Yezdî” olarak ele alındığında ebcet hesabına göre Kum'a giriş yılı ve İslamî İlimler Havzası'nın kuruluş yılı olan Hicrî Kamerî 1340 yılı ortaya çıkmaktadır. "Hacı Şeyh Abdülkerim" olarak ele alındığında da Şemsî 1299 yılına tekabül eden havzadaki düzenlemeler için Kum'a ayak bastığı yıl ortaya çıkmaktadır.
Merhum Ayetullah Seyit Sadruddin Sadr onun hakkında yazdığı bir kasidede vefat yılını ebcet hesabına göre şu cümleyle yazmıştır:
“Ledeyi’l kerimi halle dayfen indehu”
"O saygın kişi, Allah’ın dergâhına misafir geldi."
Bu cümle ebcet hesabına göre onun vefat yılı olan Hicrî 1355 yılına denktir.[140]
Ayetullah Hâirî’nin (r.a) vefatından sonra öğrencilerinden büyük alim ve taklit mercii üç şahsiyet (Ayetullah Uzma Seyit Muhammet Hüccet, Ayetullah Uzma Seyit Sadruddin Sadr, Ayetullah Uzma Seyit Muhammed Taki Hansarî) anlaşma ve dayanışma içerisinde İslamî İlimler Havzası’nın yönetimini üstlenerek bütünlüğünü sağladılar. Hicrî 1315'ten Ayetullah Burucerdî’nin gelişine kadar (Hicrî 1324) havzanın kalite ve verimi oldukça artış kaydetmişti.
Kum İslamî İlimler Havzası'nın büyük medreselerinden biri olan Hüccetiye Medresesi de o dönemlerde Ayetullah Hüccet'in önderliğinde faaliyet göstermiş ve bu artışa hız katmıştır. Bu da o dönemlerde havzadaki genişlemeyi ve talebe artışını açıkça göstermektedir.
Birçok parkı, bir mescidi, bir su deposu ve büyük bir avlusu bulunan Hüccetiye Medresesi, Feyziye ve Daru’ş-Şifa'dan sonra Kum İslamî İlimler Havzası'nın ikinci büyük talebe eğitim merkezidir.

Ayetullah Burucerdî’nin Kum’a Gelişi

Bu dönemde, Kum İslamî İlimler Havzası’nın ileri gelenleri arasında, büyük bir fakihin Kum’a gelmesi ve Havza’nın yönetimini üstlenmesi meselesi konuşuluyordu. Bu kişi, Burucerd şehrinde bulunan büyük taklit mercii Ayetullah Uzma Burucerdî idi.
Sonunda bu davet gerçekleşti ve Ayetullah Burucerdî Hicrî Şemsî 1324 yılında Kum’a geldi.
Kum’da ikâmet eden dönemin büyük alimlerinden Ayetullah Hansarî, Ayetullah Hüccet ve Ayetullah Sadr, Ayetullah Burucerdî’ye oldukça saygı duyuyorlardı. Ayetullah Hansarî, Hicrî Şemsî 1330 yılının Şehriver ayında; Ayetullah Hüccet, 29 Dey 1331 Şemsî’de ve Ayetullah Sadr 5 Dey 1332 Şemsî'de vefat etti.
Şianın iki büyük taklit mercilerinden Seyit Ebu’l-Hasan İsfahanî 13 Âban 1325 Şemsî'de ve Ayetullah Hacı Hüseyin Kummî de aynı yılın İsfend ayında Necef-i Eşref'te vefat ettiler. Böylece İran, Irak ve diğer ülkelerdeki Şiîler, Ayetullah Uzma Burucerdî'ye yöneldiler ve daha sonra tüm Şia dünyasının tek taklit mercii o oldu. Bu yüzden Kum İslamî İlimler Havzası, onun ve halkın özel teveccühü sayesinde hızlı bir ilerleme kaydederek kısa sürede büyük gelişmelere imza attı.
Ayetullah Burucerdî döneminde Havza, çeşitli açılardan büyümeye ve gelişmeye başladı. Medreseler, kütüphaneler, dersler, ilmî müzakereler, neşriyat, Arapça-Farsça dergiler ve yüksek düzey İslamî ilimler yaygınlaştı. Onun önderliğinde Kum’da yaşayan talebe sayısı altı bine ulaştı.
Önceki dönemlerde bin ile iki bin arasında değişen talebe sayısının kısa sürede altı bine ulaşması, ne denli bir gelişme olduğunu açıkça göstermektedir.
Özetle; Kum İslamî İlimler Havzası, Ayetullah Burucerdî'nin önderliğinde (Şemsî 1324-1340 yılları arası) Caferî fıkhının büyük bir ilim ve kültür akademisi hâline geldi. Aynı zamanda bu gelişim, hem İran’da hem de dünya genelinde dinî, siyasî ve toplumsal değişimleri de beraberinde getirdi.
Bu asrın büyük üstatlarından ve Kum İslamî İlimler Havzası'nın temel taşlarından biri de, büyük üstat ve müderris İmam Humeynî (r.a) idi. Onun havzada verdiği dersler, Ayetullah Burucerdî’den sonra en kalabalık usul ve fıkıh derslerinden sayılıyordu.[141]
Ayetullah Uzma Burucerdî, 13 Şevval 1380 tarihinde (Şemsî 1340 yılında) vefat etti. Onun yokluğu, Şia dünyası ve Kum İslamî İlimler Havzası için büyük bir faciaydı.
Ayetullah Burucerdî’nin vefatından sonra İmam Humeyni, Ayetullah Uzma Gulpaygânî ve Ayetullah Uzma Necefî Mer'aşî gibi büyük merciler, Havza’nın önderliğini ele aldılar. Bu asırda özellikle İmam Humeynî’nin (r.a) rehberliğinde Şah Pehlevî’ye karşı giriştiği siyasî mücadele Havza’nın başka bir döneme girmesine ve halkın Havza konusundaki duyarlılığını daha fazla artırmasına neden oldu. Zira Havza, haksızlıklara karşı yapılan mücadelenin daima merkezi olmuştu.
Halkın desteğini arkasına alan Havza'nın toplum üzerindeki etkisi gün geçtikçe arttı ve sonunda kültürel ve siyasî mücadelenin en görkemli merkezi olarak ortaya çıktı.
İslam inkılabının zafere ulaşmasından sonra İslamî İlimler Havzası yeni bir merhaleye girdi. Çeşitli alanlarda ilgi odağı haline geldi. Yurt içinden ve yurt dışından gelen talebe sayısı kısa sürede 30 bine ulaştı.
İslamî İlimler Havzası'nın Parlak Eserleri ve Bu Havzada Yetişen Büyük Şahsiyetler

İslamî İlimler Havzası'nın asıl hedefi, İslamî ilimlerin, özellikle de Caferî fıkhının eğitimi ve tebliğidir. Yani, insanların din işlerini ve sorumluluklarını her yönüyle öğrenmelerini sağlamaktır. Şu halde İslamî İlimler Havzası'nın asıl hedefi iki temel üzerine kuruludur:
1- İslam’ın tüm yönleriyle tanınması.
2- İnsanların bilinçlendirilmesi: Bu konuda İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Kum, ilim ve fazilet merkezi olacak, onun vesilesiyle yeryüzünde dinî açıdan mustazaf kalmayacaktır."[142]
Yine, başka bir yerde şöyle buyuruyor:
“İlim, doğudan batıya bütün beldelere Kum’dan yayılacak, Allah’ın hücceti herkese tamam olacak, oradan kendisine ilim ve dinin ulaşmadığı kimse kalmayacak ve sonra Hz. Kaim [İmam Mehdi (.af)] zuhur edecektir."[143]
Kum İslamî İlimler Havzası’nın önemli eserleri çoktur. Birçok ilim adamı, orada yetişmiştir. Şimdi, havzanın yetiştirdiği bazı ilim adamlarından ve insanlığa kazandırdığı önemli eserlerinden birkaçını zikredeceğiz:
1- Havza; fıkıh, usul, tefsir, edebiyat, mantık, ilm-i kelam, felsefe, ahlak vs. alanlarda değerli üstatlar yetiştirmiş ve bu üstatlar arasından büyük taklit mercileri çıkmıştır. Bunlardan bazıları hâlen hayatta olmakla beraber, bazıları da vefat etmiştir. el-Mizan tefsiri yazarı Allame Tabatabaî, Ayetullah Şehit Doktor Muhammed Hüseyin Beheştî, Ayetullah Hamaneî, Ayetullah Şehit Sadukî, Ayetullah Şehit Kuddusî gibi büyük şahsiyetler bu havzanın öğrencilerindendir.
2- Havzanın bir diğer semeresi de seçkin yazarlar ve araştırmacılar yetiştirmiş olmasıdır. Bunlar araştırma içerikli engin eserler yazmışlar, çeşitli dergiler yayınlamışlar ve büyük bir düşünce akımı başlatmışlardır.
3- Çeşitli kuruluşlarda yönetimde bulunan birçok seçkin müdürler: Şehit Ayetullah Sadukî, Şehit Ayetullah Kuddu-sî, Şehit Ayetullah Murtaza Mutahharî, Şehit Ayetullah Beheştî, büyük üstat Ayetullah Muhakkik Dâmad ve her biri ilim ve erdem örneği olan yüzlerce bilgin, araştırmacı ve ilim adamı bu havzada yetişmişlerdir.
4- Kum İslamî İlimler Merkezi, kendi çapında yüzden fazla araştırma merkezi kurmuştur.
5- Havza, gerek yurt içinde, gerekse dünya çapında görevlerini başarıyla sürdüren araştırmacılar, bilginler ve hatipler yetiştirmiştir. Bunlardan bazıları dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli dillerde yaptıkları yayınlarla insanlığa ışık tutmakta ve dinî vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmektedirler.
6- Havza, bünyesinde oldukça değerli ve bir o kadar önemli eserlerin bulunduğu büyük kütüphaneler tesis etmiştir. Bu eserlerin her biri, Müslümanlar için kalıcı birer kültür hazineleridir. Ayetullah Uzma Necefî Mer'aşî Kütüphanesi (r.a), İslamî Tebliğ Merkezî Kütüphanesi ve Feyziye Medresesi Kütüphanesi bunlardan bazılarıdır.
Bugün, Kum İslamî İlimler Havzası ve bu havzanın insanlığa kazandırdığı değerli eserlerinin gerek İran, gerekse dünya genelindeki konumu, İmam Sadık’ın (a.s) asırlar önce buyurduğu düzeye ulaşmıştır. Nitekim İmam (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kaim’in [İmam Mehdi’nin (a.f)] zuhurundan önce Kum, ilmin merkezi olacak ve oradan da doğudan batıya bütün diyarlara yayılacak, Allah’ın hücceti herkese tamam olacak (Allah, herkese hüccetini tamamlayacak), bu ilim ve din kaynağından faydalanmayan kimse kalmayacaktır.”[144]
Şunun da altını çizmek gerekir ki; yukarıda belirtilen eserlerden her biri, ötelerden beri sayısız parlak eserin kaynağı olmuş ve tarih boyunca da olmaya devam edecektir.
Sözgelimi İmam Humeynî (r.a), Şehit Murtaza Mutahharî ve Şehit Beheştî, bunlardan sadece birkaçıdır. İlim, din ve siyaset adamı olan bu değerli şahsiyetlerin sadece üçü, başlı başına siyasî, ilmî, içtimaî, dinî ve Havza'ya yönelik ilerlemede yüzlerce, hatta binlerce kitaba kaynak olmuşlardır.

İmam Humeyni’nin Havzaya Getirdiği Yenilikler

İmam Humeynî’nin parlak yaşantısının iftiharlarından biri de Kum İslamî İlimler Havzası'nda oluşturduğu değişiklikler ve diğer havzaların bu değişiklikleri takip etmiş olmasıdır.
Bu büyük insan, Havza'yı yüzeysellikten ve içine kapanık bir gidişattan kurtardı. Siyaset ve irfan sözünden korkuya kapılan Havza'yı siyasetin önderi kıldı. Fıkıh dersleri yanı sıra irfan eğitimi de veren bir Havza yarattı. Talebeleri inziva köşelerinden çıkararak cihat, şehadet, siyaset ve irfan meydanlarına taşıdı. Arap edebiyatı gibi farklı dallarda dahi havzanın değişimini sağladı.
İmam Humeynî (r.a) yenilenen havzanın öğrencilerine hitaben şöyle sesleniyordu:
“Selam olsun ruhaniyetin her zaman yaşayan kahramanlarına! Onlar ilmî ve amelî risalelerini şehadet kanlarıyla yazdılar. Halka hitabelerinde hayat mumlarını yakarak karanlıklara ışık oldular. Ne mutlu havzanın ruhanî (ilim adamı) şehitlerine! Bununla iftihar etseler, yeridir. Onlar savaş zamanında ilgi duydukları derslerini ve medreselerini tatil ettiler; dünya arzularını hakikî ilimden uzaklaştırdılar, (üzerlerindeki yükün) hafifliğiyle arştakilere misafir oldular ve melekût aleminde bulunanlarla birlikte varlık şiiri okudular.
Onlar, ariflerin zikir halkasını, havza ve ruhaniyetin münacat ehillerinin seher dualarını derk edenler olarak şehadetten başka arzu görmediler.”[145]
İmam Humeyni'nin İslamî İlimler Havzası'nın gelişmesine verdiği önem o kadar fazlaydı ki, yazdığı bir şiirde İmam Mehdi’ye (a.f) hitaben şöyle diyor:
Kum İlim Havzasını tanıt bütün aleme
Müslümanların kurtuluş gemisine yelken olsun
Hayrını isteyene bağışta bulun sonsuza dek
Kötülük dileyene de daima göğün belasını ver
Güllerle dönüşsün bu topraklar, gül bahçesine
Dinle feyizlensin âlem, cennete dönsün
Her hazan, dostlarına bahar olsun
Her bahar, düşmanlarına hazan olsun[146]
O büyük insan, Allah’a manevî yönelişin ve irfanın tohumlarını ilahî aşk esasına dayanarak Havza öğrencilerinin kalplerine ekti. Öyle ki, bu tohumlar büyük bir alanda filizlendi ve meyve verdi.
Esfar, Futuhat-ı Mekkiye, Fususu’l-Hikem ve Misba-hu’l-Münîr gibi kitapları bu aşka ulaşmak için vesile kıldı. Bunu yaparken eserlerindeki ıstılahlara takılmadı. Manevîyata kanat açmaktan da geri kalmadı. İmam, bu konuda şöyle der:
"Kıralım felsefe ile irfan aynasını
Bu kafilenin putundan uzaklaşalım
Evden, medreseden kopup da
Elimizle itip varlığı, bilge olalım
Gençlik yıllarında manidar ıstılahların anlamlarıyla uğraşıp durdum. Ne onlardan bir cemiyet hasıl oldu, ne de bütün o derinliğiyle Esfar-ı Erbaa’dan bir hâl edindim; dosta seferden alıkoydu beni. Ne Futuhat'tan bir fetih elde ettim, ne de Fususu’l-Hikem’den bir hikmet alabildim. Nerde kaldı diğer kitaplar!..
Futuhat'tan fetih olmadı, Misbah'tan nur çıkmadı
Onun elbisesinde ne istediysem gönül aldattı"[147]
İmam, kendisine birkaç irfanî kitap tavsiye etmesini isteyen ailesinden bir hanımefendiye şöyle demişti: “Kızım! Perdeleri kaldırmaya çalış, kitapları yığmaya değil.”
İşte bu nedenledir ki irfanî kitapları, insanı Hak Taala'ya ulaştıran bir vesile olarak gören İmam, vesile olarak kullanıldığı takdirde onu bir nur olarak addediyordu. Aksi taktirde onlar, İmam'a göre tekâmül yolunda engel idiler.
Evet, o, bütün araştırmacıları, özellikle de Havza ehlini baştan ayağa değişime çağırdı ve bu alanda büyük bir başarı elde etti. Şems Magribî’nin dediği gibi:
Güzel düşün ki güzel göresin
Kabuğunu değiştir ki akıl göresin.

Havza'nın Toplumsal, Kültürel ve Siyasî Değişimine Bir Bakış

Her ne kadar İlim Havzası'nın asıl işi öğrenip öğretmek ise de asla hedefi bu değildir. Aksine eğitim, yüce hedeflere ve insanî kemale ulaşmak için bir vesile olmuştur. Bu esas üzere Kum İlim Merkezi, tüm imkânları dahilinde kültürel, toplumsal ve siyasal alanlar yanı sıra insanların kemale ermesini sağlayacak her türlü yapılanmaların merkezi ve başlangıç noktası olmuştur.
Bu kitapta, özet olarak bu yapılanmalardan bazılarına değiniyoruz:

Kültürel Değişiklikler

İslam kültürü, her yönüyle ilme önem veren en zengin kültürdür. Derin, anlaşılır ve kapsamlı bir kültür olduğundan, dünyanın çeşitli kültürleri için bir başlangıç olmuştur.
İlim havzaları, özellikle de Kum İlim Havzası, bu kültürün ürünü olmakla beraber, daima İslam kültürünün sunucusu ve koruyucusu olmuş, bu alanda birçok hizmetler sunmuştur. Ebu Ali Sina (İbn-i Sina), Hace Nasîr Tûsî, Allame Hillî, Vahid Behbehanî, Molla Sadrâ Şirazî vb. gibi onlarca ilim adamı edebiyat, mantık, felsefe, irfan, matematik, doğa bilimi ve tıp gibi ilim dallarında ün yapmış ve alanlarında söz sahibi olmuş kimselerdir.
Tüm bunlar, ilmî havzalarda yetişmiştir. Bu havzaların başında yer alan Kum İlim Havzası da, bu alanda çok önemli adımlar atmış ve büyük ilim adamları yetiştirerek fevkalade kültürel hizmetler sunmuştur.
Havza'nın çatısı altında çeşitli dallarda kitap telif edilmiş, zengin içerikli büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bu kütüphanelerden bazılarında mevcut kitap sayısı, yüz binlerle ifade edilmektedir.
Bazı araştırmacılar, bu konuda şunları söylemiştir: "Eğer Meşhed'deki Asitane-i Kuds-i Razeviye Kütüphanesi, Tahran'daki Meclis Kütüphanesi ve Kum'daki Ayetullah Uzma Mer'aşî Kütüphanesi raflarından havzalarda yetişen büyük din alimlerinin eserlerini çıkaracak olursak, dağılmış ve toza karışmış birkaç kitap dışında geriye bir şey kalmaz. Bu kütüphaneleri değerli kılan, havzada yetişen şahsiyetlerin sağlam ve kapsamlı eserleridir."[148]
Örnek olarak, IV. yüzyılın büyük alimi Şeyh Saduk [Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Babeveyh (ö. 381 H.)], IV. asırda Kum İlim Havzası'nın yetiştirdiği büyük ilim adamlarından biridir. Hicrî 343 yılında, Kum kentinde hayata veda eden İbn-i Velid Kummî'nin öğrencisi olan Şeyh Saduk, bu dönemde sınırlı olanaklara rağmen fıkıh, hadis, kelam, rical vs. alanlarda yaklaşık üç yüz cilt kitap yazmıştır. Şia'nın en önemli ve temel kaynak kitaplarından biri olan Men Lâ Yehzuruhu'l-Fakih de bu değerli eserlerinden biridir.[149]
İlim havzasındaki kültürel değişiklikler, Ayetullah Uzma Burucerdî döneminden günümüze kadar oldukça hızlı bir ilerleme kaydetti. Bu konu öylesine uzundur ki, müstakil bir kitapta rahatlıkla incelenebilir.
Sözün kısası, toplumsal ve siyasal değişikliklerin temelinde kültürel devrim yatar, diyebiliriz.
Kum ilim havzası her asırda, özellikle de günümüzde kültürel değişikliklerin öncülüğünü yapmış ve bu doğrultuda çok büyük pay sahibi olmuş bir kuruluştur.
Diğer bir örmek el-Mehasin kitabının yazarı Ahmet b. Muhammed b. Halid Berkî,[150] III. yüzyılda Kum'un önde gelen muhaddis ve ilim adamlarından biri idi. Dönemin Kum İslamî İlimler Havzası'nın öncülerinden fakih Şeyh Celil Ebu Cafer (Ahmed b. Muhammed b. İsa Kummî), Ahmed b. Muhammed Berkî'yi mürsel[151] hadislere dayandığı ve güvenilir olmayan rivayetleri naklettiği için Kum'dan sürdü ve daha sonra tekrar geri çağırdı.[152]
Aynı şekilde Kum muhaddislerinin şeyhi olarak bilinen ve 329 Hicrî'de vefat eden Ali b. Babeveyh (Şeyh Saduk'un babası), Kum'a gelen meşhur sofi Hüseyin b. Mensur Hallac'ı aşağılayarak şehir dışı etti. Böylece onun sapık telkinlerinin halkın düşüncelerinde yer etmesini engelledi ve halkı büyük bir sapıklıktan kurtardı.[153]

Toplumsal Değişiklikler

İslam alimleri, daima halktan yana tavır almışlar, adeta bir baba şefkatiyle kendilerini halka adamışlardı. Peygamber efendimizin (s.a.a) şu meşhur sözü, onların daimî Şiîrleri idi:
"Müslümanların sorunuyla ilgilenmeden sabahlayan kimse Müslüman değildir."[154]
Bu temel üzere Kum İlim Havzası ve burada tahsil gören kimseler, toplumsal olaylarda çok önemli roller almış, toplumun gelişip yücelmesi ve (ahlaksal) çöküntüden uzak durması için sağlam adımlar atmış ve bundan böyle de atmaya devam edecektir.
***
İran tarihinde önemli bir yeri olan toplumsal değişimlerden biri de İranlıların Şiîleşme sürecidir. İranlıların İslam ile tanışması II. halife (Ömer'in) dönemine rastlamakla birlikte, Şiî olma süreçleri II. ve III. yüzyıllarda bu topraklara gelen ve Kum'u İslamî ilimler eğitim ve öğretim havzası hâline getiren raviler vasıtasıyla başlamıştır. Zamanla bu inanç diğer bölgelere de taşmış, Havza'nın da etkisiyle çoğalarak yayılmıştır.

Siyasi Değişimler

Asla siyaset, gerçek anlamda İslam'dan ayrı olmayıp aksine, birbirini tamamlayan iki kavramdır.
Kum ilim havzası kuruluşundan günümüze kadar, asla siyasî olayların dışında kalmadı. Hatta bazen çok ciddi müdahalelerde bulunarak kendi asrının siyasî yönetimini ele aldı.
İlim havzasının siyasetle ilişkisi, zaman içerisinde, şartlar ve imkânlara göre değişmiştir. Burada, birkaç örnekle Havza'nın siyasî geçmişini tanıtmaya çalışacağız:

Kum'un İsfahan'dan Ayrılması

Kum halkı, Kum'da bulunan Şiî alimler ve ravilerin de etkisiyle II. ve III. yüzyıldan itibaren zalim hükümdarlara yardım etmemişlerdir. Zira, onların gözünde bu hükümetler, gaspçı ve tağut hükümetleri idi. Bu yüzden olacak ki, her fırsatta onlara karşı eylemlerde bulunuyorlardı.
Kum kenti H. 189 yılına kadar İsfahan'a bağlıydı. Halk, vergi ve maliye borçlarını İsfahan'a ödüyordu. O dönemde İsfahan halkı ve hükümdarları Şiî olmadığından, Kum halkı kendi alimlerine uyarak bağımsızlık istiyorlar, İsfahan'a vergi vermekten çekiniyorlardı.
Nihayet H. 189 yılında Hamza b. Elyesa Eş'arî'nin çabaları sonucu Kum, İsfahan'dan ayrılarak bağımsız bir vilayet oldu. Hicrî 195 yılında Dezful veya Derpol Camii'ne bir minber bırakıldı. O dönemde bir şehrin minberinin olması, o şehrin bağımsızlığını gösterirdi.[155]
Böylesi bir bağımsızlık, siyasî ve mezhebî olarak Kum halkı için çok önemliydi.
İmam Hasan Askerî'nin (a.s) talebelerinden olan alim ve ravilerin Kum'da oluşu, bu bağımsızlığın en büyük etkeni olmuştu. Zira, onların, halkı bilgilendirip yönlendirmesi, böyle bir ortamın gerçekleşmesine neden olmuştur.
Kum, bu özelliklere sahip olduğundan, halife ve sultanlar şehrin asayişi için buraya özel ilgi gösterirlerdi. Çünkü Kum halkı, her fırsatta onların emirlerine muhalefet ediyorlardı. Bu nedenle halifeler, Kum halkının rızasını kazanmaz için genelde Şia'nın önde gelen isimlerini veya Şia'ya ılımlı birini Kum'a vali olarak atarlardı.
Nitekim, VII. Abbasî halifesi Memun, Şia'nın önde gelen isimlerinden Herseme'yi Kum'a vali olarak atamıştı. Yine, XVIII. Abbasî halifesi Muktedir, yıllarca Abbasîlerle savaşan Hüseyin b. Hamdan'ı Kum yönetimine getirdi.[156]
Ancak, X. Abbasî halifesi Mütevekkil, zalim ve zorba biri olan yandaşı Musa b. Boğa b. Kuleyb'i Kum kentine vali olarak atadı. Oldukça küstah, küfürbaz ve Ehl-i Beyt (a.s) düşmanı olan Musa, Kum'a gelerek yönetimi ele aldı. Halkı şiddet uygulayarak korkutmasına ve ölümle tehdit etmesine rağmen kimse ona boyun eğmedi.
Sonunda, bir grup Kumlu, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna çıkarak Kum'da böylesi zorba bir hakimin varlığından duydukları rahatsızlığı dile getirerek bir çıkış yolu göstermesini istedi.
İmam Hasan Askerî (a.s) onlara "Mazlum Namazı" kılmalarını,[157] namazdan sonra da ona beddua etmelerini istedi. Onlar imamın emrine uydular. Bu bedduadan kısa bir süre sonra Musa b. Boğa helak oldu.[158]
Bu konu, bir başka rivayette şöyle geçer:
XV. Abbasî halifesi Mutemid, H. 256 ila 279 yılları arasında hilafet koltuğuna oturdu. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) dört yılı, onun hilafet dönemine rastlar.
Musa b. Boğa, Abbasî halifeleri Muhtedi ve Mutemid dönemlerinde ordu komutanı idi. Yaptığı zulümler tahammül edilemez bir hâle gelince Kum halkı İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna çıktı ve onu şikâyet etti. İmam (a.s), onun şerrinden kurtulmaları için Kum halkına bir dua öğretti ve bu duayı namazda kunut duası olarak okumalarını istedi.
Duanın bir bölümü şöyledir:
Dua metni:
"Allah'ım! Zulmün dayanağını kırmadıkça onu serbest bırakma, kalkanını parçalamadıkça ona kalkan bırakma, sözlerini bölmedikçe konuşmasına fırsat verme... ve yere devirmedikçe ona dalgalandıracağı bir bayrak verme!" [159]

KUMLU BEŞ BÜYÜK ALİMİN TAĞUTA KARŞI MÜCADELESİ


1- Mirza Kummî ve Fethali Şah

Kum İlim Havzası, Kacarlar dönemine kadar bu metotla yüzlerce yıl çeşitli siyasî eserlere kaynak oldu. Büyük taklit mercii Ayetullah Uzma Mirza Ebul Kâsım Kummî[160] (Mirza Kummî), Kacar sultanı Fethali Şah'ın döneminde Kum'da ikâmet eden değerli alimlerdendi.
Bu yüce insan, halka çözüm yolları sunmakla birlikte siyasette de etkin role sahipti. Yerinde ve etkin irşatlarıyla Fethali Şah ve diğerlerinin zulümlerine mani oluyordu. Mirza Kummî ile Fethali Şah arasında geçen bu diyalog, tarih kitaplarında şöyle anlatılır:
1- Fethali Şah bazen Mirza Kummî'nin ziyaretine gelirdi. Görüşmelerin birinde Mirza, Fethali Şah'a şöyle dedi: "Ey padişah! Adaletli ol. Seninle olan ilişkimden dolayı Allah'ın gazabına uğramaktan korkarım. Çünkü Allah, Kurân'da şöyle buyuruyor:
"Zalime yaslanmayın, yoksa cehennem ateşine düşersiniz."[161]
2- Diğer bir ziyarette Mirza Kummî, Fethali Şah'ın huzurunda elini sakallarına çekerek şöyle dedi: Ey Padişah! Kıyamet günü bu sakalları yakacak işlerden sakın."[162]
3- Ziyaretlerden birinde Fethali Şah, Mirza Kummî'ye, "İzin ver de kızımı oğlunla evlendireyim. Bu vesileyle ailelerimiz arasında bir bağ oluşsun" dedi. Görüşmede evlilikle ilgili bir sonuç alınmadı. Mirza, bu tekliften dolayı oldukça endişeliydi. (Çünkü böyle bir bağ, şahın yaptıklarını onaylamak anlamına gelirdi.) Dolayısıyla, bu evliliğe izin veremezdi. Ama diğer taraftan buna mecbur edilebilirdi. Elini duaya kaldırarak şöyle dedi: "Allah'ım! Eğer şahın kızı oğluma eş olacaksa, gencimin ölümünü çabuklaştır." Bir müddet sonra Mirza'nın oğlu evin havuzuna düştü ve boğularak can verdi.[163]
Buna benzer bir olay da İran'ın meşhur alimlerinden Molla Muhsin Yezdî ile Fethali Şah arasında olmuştur. Şah, ısrarla Ziyau's-Saltanat'ın kızını Molla Muhsin Yezdî'nin oğluyla evlendirmek istiyordu. Ancak Molla Muhsin, şiddetle bu evliliğe mani oldu.[164]
2- Ayetullah Hâirî ve Rıza Han

Ayetullah Uzma Hacı Şeyh Abdülkerim Hâirî, Hicrî 1340 yılında Kum'a geldi. İlim Havzası'nı yeniledi ve belirli bir düzene soktu. Böylece ilim havzasının kurucusu unvanını aldı.
Ayetullah Hâirî'nin liderlik ve mercilik dönemi, Rıza Han'ın saltanatıyla aynı döneme rastlar. Rıza Han, din adamlarına karşı oldukça acımasızdı. Adamları, talebelerin ruhanî giysilerini üzerlerinden alıyor, onlara karşı her türlü edepsizliği ve eziyeti reva görüyorlardı. Böylesi bir baskı döneminde Ayetullah Hâirî asla Rıza Han'a teslim olmadı. Aksine, onun karşısında dimdik durdu.
Çok dikkatli ve dâhiyane tedbirleri ve makul siyasetiyle İlim Havzası'nı Rıza Han'ın ve adamlarının kötülüklerinden korumayı başardı.
Bu yüzden Ayetullah Hâirî, onunla açık bir muhalefete girişmiyordu. Zira o dönemde Havza'nın yeniden yapılanması her şeyden daha önemliydi. Buna rağmen Rıza Han'ın siyasetlerine karşı kayıtsız da kalmıyordu.
Rıza Han'ın çabalarına karşın ona bir itiraz telgrafı çekti. Rıza Han ise öfke dolu, tehditvâri bir cevap gönderdi. Ayetullah Hâirî, tesettür yasağı konusunda Rıza Han'a itiraz amacıyla Havza derslerini tatil etti. Cemaat namazı kıldırmadı.
Ayetullah Hâirî'nin vefatında dahi Rıza Han onu rahat bırakmadı. Vefatının ardından Kum'un İmam Camii'nde terhim meclisi yapıldığı sırada Rıza Han'ın özel timleri camiyi basarak meclisi dağıttılar ve o merhumun vefatından dolayı düzenlenen terhim meclisine dahi izin vermediler. Oysa ki, daha önce Ayetullah Hacı Şeyh Ebul Kâsım Kummî ve Ayetullah Hacı Mirza Cevad Tebrizî'nin vefatlarından dolayı kırk gün terhim meclisi yapılmıştı.[165]

3- Ayetullah Bafikî ve Rıza Han

Hicrî Şemsî 1306 yılında Rıza Han'ın baskıcı hükümeti döneminde Kum kentinde, "Rıza Han'ın ailesinden birkaç kadın (eşi ve iki kızları Şems ile Eşref) tesettürsüz olarak Kum'a gelmişler ve bu halleriyle Hz. Mâsume'nin türbesine girmek istiyorlar" şeklinde bir haber yayıldı. Bu haber, Ayetullah Hâirî'nin yakınlarından ve Kum İlim Havzası'nın büyük üstatlarından biri olan Ayetullah Muhammed Taki Bafikî'ye de iletildi. Ayetullah Bafikî, ilk iş olarak Rıza Han'ın ailesine bir mesaj göndererek şunları söyledi:
"Eğer Müslüman iseniz, tesettürsüz olarak bu kutsal yere (Hz. Mâsume'nin türbesine) girmemelisiniz ve eğer Müslüman değilseniz, buna yine hakkınız yok. Çünkü kâfir, Harem-i Şeri f'e girmemelidir."
Rıza Han'ın ailesi Ayetullah Bafikî'nin uyarısını önemsemedi. Bunun üzerine Ayetullah Bafikî, bizzat Hz. Mâsume'nin türbesine gelerek Rıza Han'ın ailesini şiddetle uyardı. Bu sert uyarı sonucunda neredeyse Kum halkı, Rıza Han'ın hükümetine karşı ayaklanıyordu.
Kum valisi tarafından Rıza Han'a şöyle bir haber gönderildi: "Aileniz, din adamlarının emriyle bir odaya hapsedildi ve onlara tesettürsüz türbeye girmemeleri için uyarıda bulunuldu."
Rıza Han, bu haberi alır almaz bir tim askerle birlikte bizzat Kum'a gelerek ailesini kurtardı. Botlarıyla makama girerek Ayetullah Bafikî'yi tartakladı. Adamlarına işaret ederek Ayetullah Bafikî'yi yüzüstü yere yatırmalarını emretti. Rıza Han, elindeki kalın bastonuyla Ayetullah Bafikî'nin sırtına vurmaya başladı.
Neticede, Rıza Han'ın emriyle Ayetullah Bafikî'yi bir müddet hapse attılar. Bir süre sonra da Rey şehrine sürgün ettiler. Ayetullah Bafikî, ömrünün sonuna kadar gözaltında tutuldu. Hayatının sonuna kadar ibadetle meşgul oldu ve Hicrî Şemsî 1332 yılında sürgün edildiği bu yerde hayata gözlerini kapadı.[166]
Vefatının ardından cenazesi Kum kentine getirildi. Kabr-i şerifi, Hz. Mâsume'nin türbesinin yanı başında bulunan Mescid-i Bâlaser'dedir.
4- Ayetullah Burucerdî ve Rıza Şah

Hicrî Şemsî 1324 yılında Kum'a gelen Ayetullah Burucerdî, Kum İlim Havzasının önderliğini bu tarihte ele aldı ve bu kutsal görevi, vefat yılı olan H. Ş. 1340 yılına kadar devam ettirdi. Bu zaman içerisinde Kum İlim Havzası tamamen bağımsız idi. Havza, Muhammed Rıza Şah hükümetiyle asla barışık olmadı.
Bu konuda şöyle yazılıdır: "Muhammed Rıza Pehlevî, Hindistan gezisinden döndükten sonra, Ayetullah Buru-cerdî'yi ziyaret etmek amacıyla Kum kentine geldi. Ancak Ayetullah Burucerdî, onunla Hz. Mâsume'nin hareminde görüşmeyi kabul etmedi. Bu konuda diretenler olduysa da Ayetullah Burucerdî hiçbirini kabul etmeyerek şöyle söyledi: Ben, Hindistan'da hanımını çıplak olarak file bindiren, gayrimüslimlerin arasında dolaştırarak Müslümanların onurunu zedeleyen biriyle nasıl görüşebilirim?"
Şah, bazı kanunları kendi arzusuna göre değiştirmek istiyordu. Ancak, bununla birlikte Ayetullah Burucerdî'yi yıkılmaz bir kale olarak görüyordu. Bu yüzden ülkenin başbakanını Ayetullah Burucerdî'yi ikna etmesi için Kum'a gönderdi.
Başbakan, Şah adına Ayetullah Burucerdî'ye bu kanunların komşu ülkelerde uygulandığını, dolayısıyla kendilerinin de bunu uygulamaları gerektiğini söyledi.
Bunun üzerine Ayetullah Burucerdî, başbakana şöyle cevap verdi: "Şah'a söyleyin, sözünü ettiği komşu ülkelerde 'şahlık', cumhuriyete dönüşmüştür." (Yani, kanunları değiştirmek istiyorsan önce cumhuriyeti ilan etmelisin, diyordu.)
Başbakan, Ayetullah Burucerdî'nin bu sözü karşısında konuşacak bir şey bulamadı. Çünkü bu söz, Rıza Şah'ın saltanatını sarsacak nitelikte büyük ve küçümsenmeyecek bir sözdü. Ayetullah Burucerdî yaşadığı sürece Şah, kendi başına kanun koyamadı.[167]
Diğer bir rivayete göre, Ayetullah Burucerdî, Şah'ı ülkeyi terk edeceği konusunda uyarmış ve "Eğer dilediğini yaparsan ülkeyi terk eder, giderim" demişti. Bu haber Şah'a ulaştığında tedirgin oldu. Ayetullah Burucerdî'nin ülkeyi terk etmesi, iç ayaklanma anlamına gelirdi. Bunu çok iyi bildiği için, kadın erkek eşitliğinin istismarı fikrinden vazgeçti.[168]
Ayetullah Burucerdî'nin Şah'a karşı ilgisizliği ve metaneti öyle bir hadde gelmişti ki Şah, Ayetullah Burucer-dî'nin varlığını görmezden gelemiyordu.
Şah, eşi Süreyya ile Huzistan'dan trenle dönerken Kum kentine geldi. Hanımını trende bırakıp kendisi faytonla Kum'un caddelerinden geçerek Hz. Mâsume'nin türbesine vardı. Harem'de Ayetullah Burucerdî'yle görüşmeyi umuyordu. O günlerde üniversite öğrencileri, Şah'ın eşinin Avrupa'da erkeklerle aynı havuzda çektirdiği fotoğrafları Ayetullah Burucerdî'ye göndermişlerdi. Şah, Harem'in görevlilerine "Ayetullah Burucerdî burada mı?" diye sordu. Görevliler de onun Harem'de olmadığını, Kum'un dışına çıktığını söylediler.
Bu durumdan rahatsızlık duyan Şah, ziyaretini yarıda keserek geri döndü. Bu olaydan sonra bir daha asla Ayetullah Burucerdî ile arasında bir görüşme olmadı.[169]

5- İmam Humeynî Siyaset Meydanında

Bir çokları, Ayetullah Uzma Burucerdî'nin vefatının ardından İlim Havzası'nın parlak günlerini kaybedeceğini ve eski veriminin azalacağını sanıyordu. Ancak, Ayetul-lah Uzma Gulpaygânî ve Ayetullah Uzma Necefî Mer'aşî gibi büyük fakihler Havza'nın yönetimini ele alarak bu büyük boşluğu doldurdular.
İmam Humeynî (r.a) da bu dönemde ilim, fıkıh ve siyaset meydanına ayak basmış oluyordu. Başlattığı büyük hareketle İslam dünyasında yeni bir çığır açtı. Bu gelişmelerden Havza da nasibini alarak gerçek hüviyetine kavuştu. İmam Humeynî önderliğinde başlayan bu hareket, Havza'nın da desteğiyle büyüdü ve 2500 yıllık Şahlık rejiminin yıkılmasına ve İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasına neden oldu.

İslam İnkılabı'ndan Sonra İlim Havzasının Genişlemesi

Kum İlim Havzası, İslam inkılabından sonra kültürel, siyasî vb. alanlarda gelişerek güçlendi. Havza'da klasik derslerin yanı sıra uzmanlık dalları da konuldu. Talebeler, sözlü ve yazılı olarak sınavlara tâbi tutuldu. Bu doğrultuda bir çok medrese, yeni ve düzenli programlarıyla iş başı yaptı.
Bu medreselerden biri de Mâsumiye Medresesi'dir. Mâsumiye Medresesi, Şemsî 1360 yılında, Hz. Mâsume'nin Harem-i Şerif'inden elde edilen gelirle 15.000 m2 alan üzerine 2800 m2'lik bir bina olarak kurulmuş ve Şemsî 1368 yılında faaliyete geçmiştir.
Bu medresenin 406 odası, 60 kişilik 12 sınıfı, 1200 kişilik bir talebe yurdu, 1 adet Konferans salonu ve 1 adet de mescidi bulunmaktadır.

II. BÖLÜM

ª Hz. Mâsume'nin (s.a) Hayatı
ª Üstün Nitelikleri

HZ. MÂSUME

Hz. Mâsume'nin Soylu Babası
Hz. Fatıma Mâsume'nin babası, I. Ebul Hasan da denilen Şiîlerin VII. imamı Musa b. Cafer'dir (a.s).
İmam'ın en meşhur lakapları Kâzım, Babu'l-Havaic (dilekler kapısı) ve Salih'tir.
İmam Musa (a.s) Hicrî 128 yılında, 7 Sefer'de, Mekke ile Medine arasında bulunan Ebva köyünde dünyaya geldi. Diğer imamlara nazaran çocukları daha fazladır. Bazıları 30, bazıları da 60 çocuğu olduğunu yazmışlardır.
Şeyh Müfid (ö. 413 H.), İmam'ın eşlerinden otuz yedi çocuğu olduğunu yazmış ve isimlerini şöyle sıralamıştır:

Erkek Çocukları

1- Ali b. Musa Rıza (a.s)
2- İbrahim
3- Abbas
4- Kâsım
5- İsmail
6- Cafer
7- Hârun
8- Hasan
9- Ahmed
10- Muhammed
11- Hamza
12- Abdullah
13- İshak
14- Ubeydullah
15- Zeyd
16- Hasan
17- Fazl
18- Hüseyin
19- Süleyman
Kız Çocukları
1- Fatıma-ı Kübra
2- Fatıma-ı Suğra[170]
3- Rukiye
4- Hekime
5- Ümmü Ebiha
6- Rukiye-i Suğra
7- Ümmü Cafer
8- Lebbâne
9- Zeyneb
10- Hatice
11- Aliyye
12- Âmine
13- Hasene
14- Bureyhe
15- Ayşe
16- Ümm-ü Seleme
17- Meymûne
18- Ümmü Kulsum
İmam Musa (a.s), Mensur'un hilafeti döneminde, Hicrî 148'de imamet görevini üstlendi. Abbasî halifelerinden Mehdi ve Hâdi dönemlerinde de hayattaydı. Harun Reşit'in hilafetinin on beşinci yılında, Bağdat Cezaevi'nde şehit edildi.
Tarihçilerin yazdığına göre İmam (a.s) 25 Recep 183'te dünyadan göçtü.[171]
Harun Reşit, İmam'ı (a.s) Hicrî 179 yılında Medine'de tutuklatarak Irak'a getirtti. İmam, bu tarihten şahadetine kadar hapiste kaldı.

Hz. Mâsume'nin Annesi

Bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre,[172] Hz. Mâsume'nin annesi, aynı zamanda İmam Rıza'nın da annesidir. İmam Rıza'nın (a.s) annesi, tarihte çeşitli isimlerle anılmıştır. Hazran, Ümmü'l-Benin, Necme ve Tahire, bu yüce hatunun isimlerindendir. Özellikle Tahire isminin, İmam Rıza'nın doğumundan sonra ona verildiği söylenir.[173]

Hz. Fatıma Mâsume'nin Doğum Günü

Bazı kaynaklara göre Hz. Mâsume, Hicrî 1 Zilkade 173 tarihinde Medine'de dünyaya gelmiştir.
Merhum Ayetullah Şeyh Ali Nemazî,[174] Müstedrek-i Sefinetu'l-Bihar adlı değerli eserinin 8. cildinde Fatıma-i Mâsume'nin H.173 yılının Zilkade ayının başında dünyaya geldiğini yazmıştır.[175]
Merhum Feyz, Encum-i Furûzan'da; Gencine-i Âsar-ı Kum, Levakihu'l-Envar fi Tabakati'l-Ahyâr'dan naklen [Abdulvahhab Şa'rânî Şâfiî'nin (ö. 937 H.) eseri] ve Seyit Musa Berzencî Şafiî Medenî, Nezhetu'l-Ebrar fi Neseb-i Evlad-ı Eimmeti'l-Athâr kitabında şöyle naklederler:
"İmam Musa Kâzım'ın (a.s) kızı Hz. Masume, Hicrî 183 yılının Zilkade ayının başında Medine'de dünyaya gelmiş ve Hicrî 201 yılında, Rebiyülahır'nin 10'unda Kum'da vefat etmiştir."[176]
Hz. Mâsume'nin (s.a) Zilkade ayının başında doğduğunu rivayet eden diğer kaynaklar ise şunlardır:
1- Avalimu'l-Ulum, Allame Behranî, c.21, s.328.
2- Hayatu's-Sett, Şeyh Mehdi Mensurî, s.10.
3- Fatıma Bint'i-İmam Musa el-Kâzım, Dr. Muhammed Hâdi Eminî (el-Gadir müellifi Allame Eminî'nin oğlu), s.5, 21.
4- Zindigani-i Hz. Musa b. Cafer, İmad Zâde c.2, s.375.

Küçük Bir Araştırma

Yukarıda adı geçen bazı kaynaklarda Hz. Mâsume'nin doğum yılı Hicrî 183 olarak zikredilmiştir. Ama doğru olan, Müstedrek-i Sefine'de nakledilen 173 yılıdır. Çünkü İmam Kâzım (a.s), 25 Recep 183 tarihinde Harun Reşid-'in Bağdat zindanında şahadete ermiş. Hapiste en az dört yıl kaldığı ve bu süre içerisinde Medine'de bulunan ailesinden uzakta oluşu dikkate alınırsa, Hz. Mâsume'nin 183 yılında doğması imkânsızdır. Görünen o ki, rakamda bir yanlışlık olmuş ve 173 yerine 183 yazılmıştır.
Araştırmacı yazar merhum İmamzâde İsfahanî şöyle yazar: Hz. Mâsume, Hicrî 173 yılının Zilkade ayında, Medine'de dünyaya geldi; 201 yılının Rebiyülahır ayında da Kum kentinde vefat etti."[177]
İmam Rıza'nın (a.s) kutlu doğumu 11 Zilkade 148 Hicrî'de, Medine'de gerçekleşmiştir. Bu vesileyle, İmam Rıza (a.s) ile kardeşi Hz. Mâsume'nin doğum günleri arasındaki on gün "Nurlu On Gün" olarak adlandırılmıştır.

Kutlu Doğum

Zilkade'nin başlangıcı, İmam Rıza (a.s) ve Ehl-i Beyt hânedanı için özel ve mutluluk habercisi bir gündü. Çünkü Necme hatunun İmam Rıza (a.s)'dan başka bir çocuğu yoktu ve İmam'dan sonra, uzun bir süre çocukları olmamıştı. Zira İmam Rıza (a.s) Hicrî 148'de dünyaya gelmişti ve Hz. Mâsume 173 yılında doğacaktı. Yani, arada 25 yıllık bir fasıla vardı.

Dipnotlar

-----------------------------

[119]- Tenkihu'l-Makâl, c.2, s.18.
[120]- Ricalu'n-Neccaşî, c.2, s.89.
[121]- el-Fihrist, Şeyh Tûsî, s.93; Ricalu't-Tûsî, Camiatu'l-Müderrisîn, s.432, No: 6191.
[122]- Nisa, 114.
[123]- Âraf, 128.
[124]- Maâdinu'l-Hikme, c.2, s.264; Menakib-i Âl-i Ebî Talib, c.4, s.246 ve 425 (az farklılıkla).
[125]- Âyânu'ş-Şia, yeni basım, c.4, s.154-155; Bihar, c.5, s.84-88.
[126]- Fevaidu'r-Razaviyye, s.562'den aynen.
[127]- Bihar'dan naklen, c.51, s.236; s.306-307.
[128]- Bu kitap, H. 378'de telif edilmiştir.
[129]- Tarih-i Kadim-i Kum, 16. bölümün fihristi.
[130]- Bu şahsiyetlerden bazılarının hayatı, Tabakat-u Âlamu'ş-Şia Fi'l-Karni'r-Râbi'de zikredilmiştir.
[131]- Kitabu'n-Nakz, s.164. Bu kitap, Muhammed b. Mahmud Selçuklu tarafından yazılan Fazaihu'r-Ravafiz adlı kitaba reddiye olarak yazılmıştır. Merhum Abdulcelil b. Ebu'l-Feth, Mesud b. İsa Ebu Said Mütekellim er-Razî bu kitabı yaklaşık H. 559-566 yıllarında telif etmiştir. (ez-Zeria, Allame H. Aga Bozorg-i Tahranî, c.24, s.284.)
[132]- Tarih-i Mezhebî-i Kum, Ali Asgar Fakihî, s.167.
[133]- Asıl adı Muhammed b. Muhammed Müfid el-Kummî'dir. Kadı Said adıyla bilinir. Hicrî XI. yüzyılın sonlarında ve XII. yüzyılın başlarında felsefe, irfan ve ilim bakımından önde gelen şahsiyetlerdendi. Kendisi, Feyz-i Kâşanî'nin seçkin öğrencilerinden idi. Kum'da bir süre kadılık görevi yaptı. İslamî ilimler alanında çeşitli kitaplar yazdı. Oğlu Mevla Sadruddin de ilmî kariyere sahip büyük şahsiyetlerdendi. (Fevaidu'r-Razaviyye'den aynen, s.627-628.)
[134]- Tarih-i Mezhebî-i Kum, s.131.
[135]- ez-Zeria ilâ Tesanifi-Şia, c.7, s.153.
[136]- Ayetullah Uzma Mirza Kummî'nin asıl adı Ebul Kâsım'dır. Muhammed Hasan Geylanî'nin oğludur. Burucerd'in Çapluk kasabasında dünyaya geldi. Tahsilinin devamı için Necef'e gitti, oradan da Kum'a döndü. Saygın bir taklit mercii idi. Hicrî 1231 yılında Kum'da vefat etti. Mezar-ı şerifi Kum'un Şeyhân Kabristanı'ndadır.
[137]- Gencine-i Âsar-ı Kum'dan aynen, c.1, s.328-337.
[138]- Risalet Gazetesi, 14 Âzer 1374, s.3.
[139]- Oğlu Merhum Ayetullah Şeyh Murtaza Hâirî, 1280 H. K. yılında dünyaya geldiğini tahmin etmiştir. (Sırr-ı Dilberân, s.48)
[140]- Gencine-i Âsar-ı Kum'dan aynen. Abdülkerim Hâirî ve İslamî İlimler Havzası’nın o dönemki durumu hakkında daha fazla bilgi edinmek için bkz: Hurşid-i Havzaha-i İlmiyye-i Kum.
[141]- Ayetullah Uzma Burucerdî dönemindeki dinî, içtimaî ve siyasî konularda kaydedilen ilerlemeleri öğrenebilmek için Üstat Ali Devanî’nin Ayetullah Burucerdî’nin Hayatı adlı eserine bakabilirsiniz.
[142]- Biharu’l-Envar, c.60, s.213.
[143]- Aynı kaynak.
[144]- Aynı kaynak.
[145]- Divan-ı İmam, s.29-30.
[146]- Aynı kaynak.
[147]- Divan-ı İmam, s.26.
[148]- Daha fazla bilgi için, bu kütüphanede bulunan kitapların fihristini içeren kitaplara müracaat ediniz.
[149]- Fevaidu’r-Radaviyye, s.562.
[150]- Adını, Kum’a yaklaşık 28 km. uzaklıkta bulunan “Berka Rud” veya “Beberkun”dan almıştır.
[151]- Ravilerin bazılarının isminin zikredilmediği zayıf sayılan rivayetler.
[152]- Fevaidu’r-Radaviyye, s.29.
[153]- Sefinetu’l-Bihar, c.1, s.296.
[154]- Usul-u Kafî, c.1, s.163.
[155]- Tarih-i Mezhebî-i Kum, s.118.
[156]- el-Kamil, İbn-i Esir, c.6, s.122, 135.
[157]- “Mazlum Namazı” iki şekilde kılınır. Birincisi şöyledir: “Mazlum Namazı” niyetiyle 2 rekât namaz kılınır ve namazdan sonra şu dua okunur: “Allah’ım, ben mazlumum! Bana yardım et! (intikamımı ondan al!). İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur: “Bu namaz ve duadan sonra Yüce Allah o kimseye yardım gönderecektir.”
[158]- Mikyalu’l-Mekarim, Mirza Muhammed Taki Musevî İsfahanî, s.2, c.85.
[159]- Mehcu’d-Dâvât, s.68-69.
[160]- Daha önce de hakkında açıklama yapıldı.
[161]- Hud, 113.
[162]- Gencine-i Danişmendan, c.1, s.121.
[163]- Kısasu’l-Ulema'dan naklen, s.10-11.
[164]- Aynı kaynak, s.101.
[165]- Mecmua-i Seminer-i Berresi-i Mesail-i Havza, s.138-140.
[166]- Tarih-i Bist Sale-i İran, c.4, s.28; Zuhur ve Sukut-i Saltanat-ı Pehlevî'den naklen, c.1, s.68.
[167]- Pendhâî ez Reftâr-ı Ulema-i İslâm, s.21-22.
[168]- Pendhâî ez Reftâr-ı Ulema-i İslâm, s.22.
[169]- Zindigi-i Zaim-i Bozorg-i Âlem-i Teşeyyü Ayetullah Burucerdî'den naklen, s.410, 411.
[170]- Allame Meclisî, Biharu’l-Envar kitabında Sıbt b. Cuzî’nin Tezkire kitabına mutabık olarak şöyle yazar: İmam Kâzım’ın (a.s) Fatıma-ı Kübra, Fatıma-ı Vusta, Fatıma-ı Suğra ve Fatıma-ı Uhra adlarında 4 kızı vardı. Hz. Mâsume’nin bunlardan hangisi olduğunda bazıları şüphe etmiştir. Ama Hz. Mâsume’nin diğerlerine nazaran sahip olduğu üstünlükten anlaşılan, onun Fatıma-ı Kübra olduğudur. (Biharu’l-Envar, c.88, s.317)
[171]- Muntaha’l-Âmal, c.2, s.121, 149.
[172]- Delailu’l-İmamet, Taberî (Şii), Razî yayınları, s.149.
[173]- Menekib-i Âl-i Ebi Talib, c.4, s.367.
[174]- Merhum Nemazî, Hicrî Kamerî 1405 yılında, 2 Zilhicce'de vefat etmiştir. Mezar-ı şerifi, İmam Rıza'nın (a.s) Harem-i Şerif'inin Razevî Avlusu'ndaki odalardan birinde bulunmaktadır.
[175]- Müstedrek-i Sefinetu’l-Bihar, c.8, s.257.
[176]- Encum-i Furûzan, s.58; Gencine-i Âsar-ı Kum, c.1, s.386; Feyz, Gencine adlı eserinde şöyle yazar: “Hüccetü’l-İslam Şeyh Cevad Müçtehid, hac yolculuğunda Medine’deki kütüphanede adı geçen iki kitabı (Levakih ve Nezhe) büyük zorluklardan sonra bularak bu konuyu o kitaplarda gördüğünü söylemektedir.” (Gencine-i Âsar-ı Kum, c.1, s.387)
[177]- Zindigi-i Hz. Musa b. Cafer (a.s), İmadzâde, c.2, s.375.