İkinci Fâtıma Hz. Mâsume
 

Ey halk! Bizim irademiz her zaman için sağlamdır. Düşüncelerimiz sizin güzel amellerimizle rahatlar. Sizinle bizim aramızda olan yakınlık bağı, geçmiş büyüklerimizin bize ve size ettikleri vasiyetlerdir.
Bizim gençlerimiz ve sizin ihtiyarlarınız arasında bir ahit vardır. Daima tek bir inanç ve birliktelikle güçlü ve sağlam olmuşuzdur. Zira, yüce Allah, bu parçalanamaz sıcak bağı aramızda karar kılmıştır. Nitekim, o bilge de (İmam Sadık veya İmam Bâkır'a işarettir) şöyle buyurur: 'Mümin, anne ile baba tarafından müminin kardeşidir'."[82]
Bu mektup, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kum halkıyla olan yakın irtibatını açıkça göstermektedir. Ayrıca, İmam'ın, Kum halkını kendi Şiîleri olarak gördüğü ve aralarında sıcak bir bağ olduğu da anlaşılmaktadır.
İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kum'un önde gelen fakih ve mercilerinden Ali b. Babeveyh'e yazdığı bir başka mektup da bu konuyu ispatlayan bir diğer delildir.[83]

Kumluların ve Diğer Halkların İmam Hasan Askerî (a.s) ile Bağlantıları

İmam Hasan (a.s), şehadetinden birkaç gün önce hizmetçisi Ebu Edyan'ı çağırarak bazı mektuplar vermiş, bunları şehirlere götürerek belirli şahıslara iletmesini istemiş ve şöyle buyurmuştu: "On beş gün sonra Samirra'ya geldiğinde evimde ağlama sesleri duyarsan dünyadan gittiğimi anlarsın."
Ebu Edyan der ki: İmam bunu söyleyince "Eğer böyle bir şey olursa, İmam olarak kime müracaat edeyim?" diye sordum. "Benden sonra imam, mektupların cevabını senden isteyecek olan kimsedir" diye buyurdu. "Başka bir alamet söyleyiniz" dedim. "Benim cenazeme namaz kılan kimsedir" dedi. Yine "Başka bir alamet daha söyleyiniz" deyince, "Para kesesi hakkında bilgi verendir" buyurdular.
İmam'ın semavî azâmeti başka sorular sormamı engelledi. Şehirlere doğru hareket ettim ve mektupları sahiplerine ulaştırdım. Bir bir cevaplarını aldım. 15. gün Samirra'ya geri döndüm. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) evinden ağlama sesleri duydum. Eve gittiğimde Cafer-i Kezzab'ı (Yalancı Cafer'i) gördüm. Şiîler etrafına toplanmış, İmam Hasan Askerî'den (a.s) sonraki imam olarak onu kutluyorlardı.
Kendi kendime "Eğer bu imam olursa, imamet makamı kirlenir" dedim. Zira ben, Cafer-i Kezzab'ı tanıyor-dum. Şarapçı, kumarcı ve her zaman gayri meşrû âletlerle zaman geçiren bir kimseydi. Yanına gidip baş sağlığı diledikten sonra (imametinden dolayı) tebrik ettim. Bana (mektuplar hakkında) hiçbir şey sormadı. Evin hizmetçilerinden Akîd, Cafer'in yanına gelerek "Efendim! Kardeşinin cenazesi kefenlendi; gel, cenaze namazını kıl" dedi.
Cafer, yanında bir grupla namaz kılmak için cenazenin yanına gitti. Namaza hazırlamıştı ki, ansızın evin içinden bir çocuk çıka geldi. Cafer'in abâsını alarak onu ortaya çekti. Sonra şöyle buyurdu: "Ey amca! Geriye çekil, ben babamın cenaze namazını kılmaya senden daha layığım."
Cafer geriye çekildi ve cenazeye o çocuk namaz kıldı. Namazdan sonra bana dönerek "Mektupların cevaplarını bana ver" dedi. Mektupları verdim. Kendi kendime; "Bu, onun imam olduğuna dair ikinci delil idi. Ama üçüncüsü, (para kesesi) henüz belli olmadı" dedim...
İmam Hasan Askerî'nin (a.s) şehadeti dolayısıyla yasta olduğumuz o günlerde Kum'dan bir grup Samirra'ya geldi. İmam'ı arıyorlardı. Sonunda İmam'ın dünyadan gittiğini öğrendiler. Orada hazır bulunanlar, onları Cafer'in yanına gönderdiler.
Kum'dan gelen bu grup, Cafer'in yanına gittiler. Selam verip baş sağlığı diledikten sonra, "Yanımızda mal ve mektup var. Bunların kimden olduğunu söyler misin?" diye sordular.
Cafer öfkelendi. Öfkesinden elbisesiyle oynuyordu: "Bunlar benim gaipten haber vermemi istiyorlar" dedi.
O sırada hizmetçisi odaların birinden [İmam Mehdi'nin (a.f) yanından] çıkageldi. "Sizin yanınızda falan kimseden, filan kimselerin verdiği mektuplar var ve para kesesinde de bin dinar var" dedi. Bu söz üzerine gerçek imamın kim olduğunu anladılar.
Mektubu ve paraları hizmetçiye verip şöyle dediler: "Seni sorularımızı cevaplamak için bizim yanımıza gönderen gerçek imamdır."[84]

Kum Halkının Şiî Hâkimi Karşılaması

Abbasî halifeleri tarafından Kum yönetimine atanan hâkimler, Şiî olmadığı takdirde halkın tepkisiyle karşılaşıyor; bu yüzden halifeler, genellikle oraya Şiî hâkim atıyorlardı. Buraya atanan hâkimlerden biri de, İmam Mehdi'nin (a.f) ikinci özel naibi Muhammed b. Osman zamanında gönderilen Şiî hâkim Hüseyin'dir. Kendisi şöyle anlatıyor:
"Bağdat'tan Kum'a hareket ettim. Kum halkı ile savaşmak için gittiğimi düşünüyordum. Ama oraya vardığımda coşkulu bir kalabalık tarafından karşılandım. İçlerinden bir grup yanıma gelerek şöyle dedi: 'Biz, inancımızla muhalif olanlarla savaşırız. Bizden olduğun için seninle savaşmayacağız. Şehre girebilir, istediğin gibi Kum'u yönetebilirsin.'
Daha sonra Kum'a girip yönetimi devraldım ve Kum'daki düzensizlikleri giderdim. Halk da benden memnun oldu. Böylece maddî ve manevî durumum düzeldi. Ama benim durumumu kıskananlar benden yana halifeye şikâyette bulununca Şiî olduğum ve Kum halkını savunduğum için halife beni görevden aldı. Bu yüzden Bağdat'a döndüm. İmam Mehdi'nin ikinci özel naibi Muhammed b. Osman beni görmeye geldi. Ben de malımın humusunu ona verdim. Daha önce kalbimde İmam Mehdi (a.c)'ye karşı olan şüphelerim yok oldu ve onun gerçek imam olduğuna kalben inandım."[85]

KUM İSLAMÎ İLİMLER HAVZASI'NIN KISACA TARİHİ VE HALKA SUNDUĞU YENİLİKLER

Şüphesiz, İslam dünyasında, özellikle de Şia tarihinde ender rastlanan önemli olaylardan biri de, Kum İslamî İlimler Havzası'nın kuruluşu olmuştur. Bu ilim merkezi ilmî, kültürel ve siyasî alanda birçok köklü değişikliklere neden olmuş, değerli eserlerin ortaya çıkmasında bir kaynak hâline gelmiştir. Bu yüzden, Kum şehri üzerinde durmamız, dünya Müslümanlarının bu büyük ilim havzasını ve etkilerini tanımaları açısından doğru olacaktır.
Kısaca Kum İslamî İlimler Havzası'nı tanıyabilmek için şu konuları açıklamak gerekecektir:
1- Kum İslamî İlimler Havzası'nın İmam Sadık döneminden (a.s) günümüze kadar uzanan tarihî geçmişine kısa bir bakış.
2- Görkemli eserleri ve bu havzadan çıkan büyük İslam alimleri.
3- Kültürel, toplumsal ve siyasî değişiklikleri.

Kum İslamî İlimler Havzası'nın Tarihine Kısa Bir Bakış

Daha önce de belirtildiği üzere, Kum halkı, İslam'ın ilk yıllarında henüz Zerdüşt idi. Kum, II. halife Ömer'in hilafetinin son yıllarında Müslümanlar tarafından fethedildi. Bilazerî, A'sem Kûfi ve Tarih-i Kadim-i Kum[86] müellifi Hasan b. Muhammed b. Hasan Kummî gibi Kum Kenti'nin tarihini kitaplarında konu edinen araştırmacılar, Kum'un H. K. 23 yılında Ebu Musa Eş'arî komutasındaki İslam ordusu tarafından fethedildiğini yazarlar.[87]
Bilazerî şöyle der: "Kum ve Kâşan şehirlerinin Ebu Musa Eş'arî tarafından fethedilmesi, en doğru haberlerdendir."[88]
Kum halkının Şia inancını kabul etmesi konusunda yazarlar her ne kadar Mûcemu'l-Buldan kitabı yazarı Yakut Hamevî'ye ve Tarih-i Kadim-i Kum'un yazarına dayanarak Kum halkının Şiî olmasını Eş'arîlerin Kum'a geliş yıllarına (H. K. 83) bağlamışlarsa da, birçok tarihî kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Eş'arîler gelmeden önce dahi Kum'un Said b. Cubeyr ve Kumeyl b. Ziyad gibi tanınmış Şiîlerin, tabiînin, karîlerin ve müfessirlerin uğrak yeri hâline geldiği anlaşılmaktadır.
Bu yüzden olacak ki Emevî hükümetine karşı ayaklananlar Kum ve Kâşan'a gelerek buranın halkından yardım alıyorlardı. Bunlardan biri de Mutarraf b. Mugayra b. Şûbe'dir. Mutarraf, Hicrî 77 yılında V. Emevî halifesi Ab-dülmelik tarafından Irak'ın yönetimine atanan ve oldukça zalim ve zorba biri olan Haccac b. Yusuf Sakafî’ye karşı kıyam etmiş, bu amaçla Kum ve Kâşan’a gelerek halktan yardım istemiş ve nitekim halk da etrafında toplanarak ona yardımcı olmuştur.[89]
Ayrıca tarihî metinlerden anlaşıldığına göre, Muhtar Sakafi'nin kıyamı sırasında (H. K. 66-67) Benî Esed’den bir grup Şiî, Kûfe’den Kum’a gelerek Cemkeran köyünde bir müddet kaldı. Kum ve civar köyler, onlar için iyi bir sığınak idi.[90]
Aynı şekilde, yaklaşık H. 83 yılında Haccac tarafından Sistan yönetimine atanan Abdurrahman b. Muhammed b. Eş'as b. Kays, buna rağmen Haccac’a karşı kıyam etmiş, yenik düşünce de aralarında Kumeyl b. Ziyad ve Said b. Cubeyr’in de bulunduğu 17 kişilik bir grupla Kum'a giderek Cemkeran’da bulunan Benî Esed’e sığınmıştı.[91]

Eş’arîlerin Kum’a Gelişi

Eş’ar hânedanı, asaleten Yemenliydi. Medine’ye gelerek Müslüman olan ilk Eş'arî, Malik b. Âmir Eş'arî idi. Bu kişi, İslam tarihinde önemli bir konuma sahiptir.
Sâib adlı oğlu, Emevîlere karşı kıyam eden Muhtar Sakafî'nin yanında yer almış ve sonunda da şehit edilmiştir.[92] Malik'in, bir diğer oğlu olan Abdullah’ın, Saad adında bir oğlu vardı. Saad’ın 12 (veya 15) oğlu İmam Sadık’ın (a.s) öğrencilerindendi. Bunların soyundan gelen yaklaşık olarak 100 kişi, mâsum imamlardan (a.s) rivayet nakletmiştir. Hepsi de Ehl-i Beyt’in (a.s) imametine inanan Şia’nın hadis alimlerindendir.[93]
Yâkut Hamevî Mecmau’l-Buldan adlı eserinde, I. yüzyılın sonlarında rivayet nakleden 17 kişiden beşinin, Haccac’ın ordusu karşısında yenik düşen Abdurrahman b. Eş'as’ın ordusunda yer alan ve yenilgiden sonra Kum Kenti'ne sığınan Saad Eş’arî’nin oğulları olduğunu yazmaktadır. Bu beş kişi şunlardır.
1- Abdullah b. Saad
2- Ahvas
3- Abdurrahman
4- İshak
5- Naîm
Bu beş kişi, Kum’a geldikten sonra kardeşleri, amca çocukları ve diğer akrabaları da onlara katılmışlardır.
Onlardan biri olan Musa b. Abdullah Eş’arî, İmam Sadık’ın (a.s) öğrencilerinden idi ve Kûfe’de oturuyordu. Kum’a geldikten sonra Şiîliğin yayılmasında çok büyür etkisi oldu.
Araştırmacı yazar Şeyh Muhammed Razî, bu konuda şöyle der: "Kum tarihini yazan müelliflerin çoğu, Kum’un Şiîliğe yönelmesinde Eş’arîlerin büyük rolü olduğunu vurgulamışlardır. Bunların gelişinden sonra Kum alimlerin, muhaddislerin ve fakihlerin merkezi hâline geldi. Kum’a gelen bir grup Eş’arî, tabiînden idiler. Bunlar, Abdurrahman b. Muhammed b. Eş'as’ın ordusunda Haccac’a karşı savaşıyorlardı.[94]
Abdullah b. Saad ve oğlu Musa, o dönemlerde Kum'a giden saygın alimlerinden idiler.[95]
Eş’arî hânedanı I. yüzyılın sonlarına doğru Kum’a gelince İslamî İlimler Havzası'nın temellerini atmak için güzel bir ortam oluştu. Bu temel, sade bir şekilde atıldı. Ama bu başlangıç, çok geçmeden gerçekleşecek olan bir ilim havzasının temelini oluşturuyordu. Nitekim mâsum Ehl-i Beyt imamları (a.s) böyle bir ilim havzasının haberini çok önceden vermişlerdi. İmam Sadık (a.s) bir konuşmasında şöyle buyuruyordu:
"Çok geçmeden müminler Kûfe’den ayrılacak ve yılanın deliğine çekilmesi gibi ilim de kabuğuna çekilecektir. Sonra 'Kum' denilen bir şehirden ortaya çıkacak; burası, ilim ve fazilet merkezi olacaktır. İşte o zaman geldiğinde ev hanımları dahi din bilgisi açısından mustazaf (zayıf ) olmayacaklardır."[96]

II. ve III. Asırlarda Kum İslamî İlimler Havzası

Araştırmacı yazar Abbas Feyz der ki: "Ahvas Eş’arî, Ebu Müslim Horasanî (Hicrî II. yüzyılın başlarında) Emevî halifeleri aleyhine kıyam ettiğinde Kum’da çok değerli bir iş yaptı. Bir gecede (Çarşamba gecesi) hizmetçilerinin de yardımıyla bütün putları ve puta tapanların önde gelenlerini yok ederek bu toprakları 12 imama inanan Şiîlerin merkezi hâline getirdi… İmamiye Mektebi, Kum'da, ilk kez Eş’arî Araplar vesilesiyle açıldı. Şia fıkhı, resmî ders olarak okutulmaya başlandı. Kum’un ilim mektebinde (havzasında) yetişen öğrenciler diğer İslamî şehirlere bu mektebin öğretilerini yaymaya başladılar.
Bu mektepte yetişen büyük şahsiyetler ve üstatların gerek isimleri, gerekse lakapları daima rical ve tercüme kitaplarının süsü olmuştur. Ebu Usayde Ahmed b. Abîd b. Nasih b. Belencir Deylemî, işte bu büyük şahsiyetlerden biridir.
Ebu Usayde, eğitiminin ardından Bağdat'a gitmiş, Arap edebiyatında maharetli bir üstat olduğundan 10. Abbasî halifesi Mütevekkil tarafından çocuklarına öğretmen (üstat) olarak göreve alınmıştı. Bu yüzden Mütevekkil’in sarayında söz sahibiydi.
Bir gün Mütevekkil’in Hz. Fatıma ve Hz. Ali (a.s) hakkında kötü sözler söylediğini duyunca çok rahatsız oldu. Bu rahatsızlığını gizlice öğrencisi olan Mütevekkil’in oğlu Mûtaz’a söyledi. Dolaylı yoldan, böyle bir davranışı yapanın kanını dökmenin mubah olduğunu söyledi. Mûtaz da 'Eğer izin verirseniz babamı öldüreceğim' deyince, Ebu Usayde, 'Ne diyebilirim ki! Babasını öldüren altı aydan fazla yaşamaz' diye cevap verdi. Mûtaz, 'Peygamberimizin biricik kızı Hz. Fatıma'ya (s.a) kötü söz söyleyeni ölümüm pahasına da olsa yaşatmam' dedi.
Nihayet, ordu komutanlarından biriyle gizlice anlaşarak bir gece yarısı, dostlarıyla birlikte Mütevekkil’in bulunduğu yere baskın düzenleyip onu ve veziri Feth b. Hâkan’ı öldürdüler."[97]
Abbas Feyz, daha sonra sözlerine şöyle devam eder:
“Abdullah b. Saad Eş’arî, İmam Bâkır ve İmam Sadık’ın (a.s) yarênlerinden idi. Tamamı İmam Sadık ve İmam Kâzım’ın (a.s) sahabelerinden oluşan 15 oğlu da Şiîler arasında saygı duyulan önemli şahsiyetlerdendi.
Kum’da Şiîliğin önünü açan ilk kişi Abdullah’tır. Çocukları da, bu topraklarda Şiîliğin yayılıp kökleşmesi için çok çaba sarf etti. Daha sonraları ise, meşhur tefsir yazarı Ali b. İbrahim Kum’a geldiğinde imamlardan (a.s) nakledilen Kûfe'deki hadisleri toplayıp burada neşretti. Neticede, Kum’u büyük bir mektebe dönüştürdü.[98]

III. Asırda Kum İslamî İlimler Havzası ve İmam Rıza’nın (a.s) Kum’a Gelişi

II. asırda, Kum’un tamamen Şiîlerin hâkimiyeti altında olduğunu söylemek mümkündür. Bütün Şiîler, İmam Sadık (a.s) ve diğer imamların öğrencileri olan Eş’ar hânedanının yönetiminde yaşıyorlardı. Bu durum, H. 200 yılında istemeyerek de olsa Medine'den Horasan'a gelmek zorunda kalan İmam Rıza (a.s) dönemine kadar böyle devam etti.
VII. Abbasî halifesi Memun, o sıralar Horasan'da hüküm sürüyordu. Medine’de yaşayan İmam Rıza’nın (a.s) Horasan’a gelmesini talep etti. İmam'a gönderdiği bir mektupta gelirken Şiîliğin merkezi hâline gelen Kûfe ve Kum diyarlarından geçmemesini, onun yerine Basra, Ahvaz ve Fars topraklarından gelmesini istedi. [99]
Memun, Şiîlerin İmam'ın önderliğinde aleyhine kıyam etmelerinden çekiniyordu. Buna rağmen, birçok tarih kaynaklarında da yazıldığı üzere, İmam (a.s), Memun'u dinlemeyip Kum’a uğradı.
VII. yüzyılın önde gelen büyük alimlerinden Seyit b. Tâvus, İmam Rıza’nın (a.s) Kum’a gelişini anlatırken şöyle der:
“Bu ev (İmam Rıza’nın misafir olduğu ev), bugün (VII. yüzyılda) talebelerin uğrak yeri hâline gelen bir medresedir.”[100]
İmam Rıza’nın (a.s) H. 200 yılında Kum’a gelişi ve halk tarafından büyük bir ilgiyle karşılanması, II. yüzyılın sonlarında ve III. yüzyılın başlarında Kum’da çok derin ve kapsamlı bir Şiî kültürünün ve Âl-i Muhammed (s.a.a) fıkhının var olduğunu gösteren kanıtlardan biridir. Bu ortam, zamanla İslamî İlimler Havzası'nın kurulmasına ve bu havzadan saygın âlimlerin çıkmasına neden olmuştur. Bu nedenledir ki, İmam Sâdık (a.s) bir konuşmasında şöyle buyurmuştu: “Çok geçmeden öyle bir zaman gelecek ki, Kum şehri ve Kum halkı, diğer halklara hüccet olacak.”[101]

Hz. Mâsume’nin Kum’a Gelişinin Havza Üzerindeki Etkileri

İmam Kâzım’ın (a.s) kızı [İmam Rıza'nın (a.s) kız kardeşi] Hz. Mâsume, H. 201 tarihinde Medine’den Horasan’a hareket etti. Sâve şehrine ulaşınca hastalandı. Sâve yakınlarındaki Kum ve Şiîlerinden haberdar oldukları için özel hizmetçisinden kendisini Kum’a götürmesini istedi.
Hz. Mâsume’nin Kum'a geleceği haberi Kum halkına ulaşınca Saad Eş’arî’nin çocuklarıyla torunları, onu karşılamak ve Kum’a getirmek için Musa b. Hazrec b. Saad Eş’arî ile Sâve’ye doğru hareket ettiler. Hz. Mâsume'yi saygıyla Kum’a getirdiler. Mâsume’nin bindiği devenin yularını Musa b. Hazrec çekiyordu. Musa, Hz. Mâsume’yi kendi evine getirdi. Ona ve yanındakilere en iyi şekilde hizmet etti.
Hz. Mâsume’nin Kum’a gelişi, Harem-i Şerif'inin burada olması ve birçok imamzadenin buraya yerleşmesi, Şia’nın gelişip güçlenmesinde oldukça etkin bir rol oynadı.
Bunun yanı sıra, havzanın güçlenmesinde İmam Sadık, İmam Kâzım ve İmam Rıza’nın (a.s) rivayetlerini nakleden talebelerin, alimlerin ve ravilerin etkilerini göz ardı etmemek gerek.
Kaynağını III. yüzyılın başlarından alarak günümüze kadar taşıyan Hz. Mâsume’nin Harem-i Şerif’i, sönmeyen bir ışık gibi bu havzayı aydınlatmış ve aydınlatmaya da devam edecektir.

KUM İSLAMÎ İLİMLER HAVZASI'NIN YETİŞTİRDİĞİ II., III. ve IV. ASIRDAKİ SEÇKİN ŞAHSİYETLER

Tarihî metinlerden elde edilen bilgilere göre, II., III. ve IV. yüzyıllarda Kum İslamî İlimler Havzası'nı oluşturan ve büyük çoğunluğu Eş’arî hânedanından olmak üzere, İmamların (a.s) öğrencilerinden olan yüzden fazla alimden bazılarını tanıtmak istiyoruz:
1- Zekeriya b. Adem b. Abdullah b. Saad Eş’arî

III. yüzyılda Kum İslamî İlimler Havzası'nın kuruluşunda önemli rol oynayan alim ve ravilerdendir. Bazı araştırmacılar ve rical alimleri, ondan “makam sahibi büyük fakih” diye söz ederler. İmam Sadık ve İmam Rıza (a.s) dönemlerinde yaşayan ve bu iki yüce şahsiyetten ilim öğrenen güvenilir öğrencilerden biridir. Kum’da bir taklit mercii olarak fetva veriyor, halka İslam’ın helal ve haramlarını açıklıyordu.
Ali b. Museyyib der ki: Horasan'a gittiğimde İmam Rıza’ya yaşadığım yerin ona çok uzak olduğunu, meseleleri sormak istediğim vakit Horasan’a gitmenin mümkün olmadığını, bu yüzden dinimin hüküm ve öğretilerini kimden öğrenmem gerektiğini söyledim. İmam, şöyle buyurdu: “Din ve Dünya işlerinde güvenilir biri olan Adem oğlu Zekeriya’dan öğren.”[102]
Başka bir rivayette de şöyle anlatılır: Zekeriya b. Adem, İmam Rıza (a.s) ile yaptığı görüşmelerden birinde İmam’a "Kum’dan ayrılmak istiyorum. Zira orada ahmak insanlar çoğalmaya başladı" dedi. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Sakın bunu yapma! Zira senin oradaki varlığın nedeniyle bela, ahalinden (Kumlulardan) kaldırılır. Tıpkı İmam Kâzım’ın (a.s) varlığı nedeniyle belanın Bağdat’tan kaldırılması gibi."[103]
Bu büyük şahsiyetin mezar-ı şerifi, Kum'da, Şeyhân Kabristanı'nda bulunmaktadır.
2- Zekeriya b. İdris b. Abdullah Eş’arî

Bu seçkin fakih ve ravi, Zekeriya b. Adem’in amcasının oğludur. Ebu Cerir Kummî olarak bilinir. Zekeriya b. İdris'in fazileti hakkında Zekeriya b. Adem şöyle anlatır: "Zekeriya'nın vefatının ardından İmam Rıza’nın (a.s) yanına gittim. İmam, akşamdan başlayarak sabaha kadar ondan söz ediyor, defalarca 'Allah ona rahmet etsin' diyordu."
Zekeriya b. İdris, İmam Sadık ve İmam Rıza’nın (a.s) ashabından idi. Daima halka, onların rivayetlerini naklederdi. Birçok kitap yazmıştır. İmamlar (a.s) onu güvenilir ve emin biri olarak tanıtmıştır.[104]
Bu büyük şahsiyet, ömrünün büyük bir bölümünü Kum’da geçirmiş, hayatını daha çok halkı aydınlatmaya ve İslam dininin kurallarını onlara öğretmeye adamıştır. Mezar-ı şerifi, Kum'da, Şeyhân Kabristanı'ndadır.
Babası İdris b. Abdullah Eş'arî de kitabı olan büyük İslam alimlerinden idi.[105]
3- Adem b. İshak b. Adem b. Abdullah Eş’arî

İmamlar döneminde yaşayan değerli alim ve büyüklerden olup güvenilir bir şahsiyetti. Zekeriya b. Adem’in amcasının torunudur. İmamların rivayetlerini içeren bir kitabın da yazarıdır. Büyük İslam alimleri, bu kitaptan rivayet nakletmişler, yazarının da güvenilir biri olduğunu vurgulamışlardır.[106]
Bu büyük İslam aliminin mezarı da Kum'daki Şeyhân Kabristanı'ndadır.

4- İshak b. Abdullah Kummî

İmam Sadık ve İmam Kâzım’ın (a.s) değerli öğrencilerindendir. Zekeriya b. Adem’in amcasıdır. Değerli bir esere de sahip olan İshak b. Abdullah, Kum’da Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) öğretilerini yaymakla meşguldü. İçinde bulunduğu dönemde, Kum İslamî İlimler Havzası'nın sayılı şahsiyetlerinden biri idi.[107]
Oğlu Ahmed b. İshak, İmam Hasan Askerî’nin (a.s) Kum’daki vekili idi. İshak b. Abdullah'ın mezar-ı şerifi de Kum’da, Şeyhân Kabristanı'ndadır.
5, 6- İmran ve İsa b. Abdullah

İmam Sadık’ın (a.s) değerli öğrencilerinden ve ravilerinden olan bu iki kardeş, o hazretin yanında büyük bir konuma sahip idiler. Abdullah b. Saad Eş’arî’nin oğludurlar. Kum’da Şia kültürü ve Şia fıkhının eğitim-öğretiminde büyük emekleri geçmiştir. III. ve IV. yüzyıllarda Kum İslamî İlimler Havzası'nın yeniden onarılmasında büyük payları vardır.
Bu iki değerli alimin ne kadar büyük bir makama sahip olduklarını ve İmam Sadık’ın (a.s) onlara olan ilgisini öğrenebilmek için aşağıda yer alan birkaç rivayeti mütalaa etmek yeterli olacaktır:
1- Eban b. Osman’dan rivayet edilir ki: İmran b. Abdullah Kummî, İmam Sadık’ın (a.s) yanına geldi. İmam onu çok sıcak bir şekilde karşıladı ve yanında oturtarak “Nasılsın, çocukların ve ailen nasıllar, amca çocukların nasıllar, akrabalarının durumu nasıl?” diye sordu.
Konuşma bitip İmran gittikten sonra, orada bulunanlardan biri İmam Sadık’a (a.s) “Bu giden kimdi?” diye sordu. İmam, bunun üzerine şöyle cevap verdi:
“Bu, saygın bir aileden saygın bir kimsedir. Hangi zalim onlara kötülük ederse Allah onun belini kırar.”[108]
2- Rivayet edilir ki: Bir gün İmran, Mina’da birkaç çadır kurarak İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna vardı ve bunları İmam'a hediye etti. İmam (a.s), İmran’ın elini tutarak şöyle dua etti: “Allah'ın salât ve selamı Muhammed’e ve onun Ehl-i Beyt'ine olsun. Allah’tan başka hiçbir gölgenin kalamayacağı günde yüce Allah sana ve ailene kendi gölgesinde yer versin.”[109]
3- Yunus b. Yakub der ki: "Medine’de idim. Bir sokak arasında İmam Sadık ile karşılaştım. Bana, Ey Yunus! Hemen eve git. Kapıda Ehl-i Beyt'ten biri bizi bekliyor, dedi.
Hemen İmam Sadık'ın (a.s) evine koştum. İsa b. Abdullah Kummî’nin, kapının kenarında oturduğunu gördüm. Çok geçmeden İmam Sadık (a.s) da çıkageldi. Bizden içeri girmemizi istedi. Sonra da bana dönerek: Ey Yunus! Sanırım 'İsa b. Abdullah Ehl-i Beyt'tendir' sözümü kabullenemedin, buyurdu. 'Evet, fedan olayım! İsa, Kum halkındandır. Nasıl sizin ev halkınızdan olabilir ki?' diye sordum. İmam şöyle buyurdu: 'Ey Yunus, İsa b. Abdullah hayatında da, öldükten sonra da bizdendir.'[110] Ayrılacakları zaman İmam Sadık (a.s), İsa b. Abdullah’ın iki kaşının arasından öptü."[111]
7, 8- İbrahim b. Hâşim ve Oğlu Ali

İbrahim b. Hâşim, III. yüzyılda Kum’a hicret eden Kûfeli alim ve ravilerdendir. Kûfelilerin rivayetlerini Kum’da nakleden ilk şahıstır. İmam Cevad’ın has sahabesinden olup İmam Rıza (a.s) ile görüştüğü de söylenmiştir. İmamlarımızdan (a.s) 6414 rivayet nakletmiştir. Birçok eserleri vardır.[112] Kitabu’n-Nevadir, Kitabu’l-Kazâvetha-i Emiru’l-Müminin Ali (a.s), bu kitaplardan sadece ikisidir.[113]
Evet, mâsum imamlardan 6414 rivayet nakleden, İmam Cevad'ın (a.s) yakın dostlarından olan, bu ilmî derecesiyle III. yüzyılda Kum’a yerleşen ve imamların eserlerini yayan böyle bir şahsın o dönemlerde Kum İslamî İlimler Havzası'nın kuruluşunda büyük etkisi olduğu kesindir. Zira onun gibi çalışkan ve takvalı alimlerin varlığı ilim, bilim, eğitim ve öğretim pazarının daha fazla gelişmesine neden olacaktır.
Onun muhterem oğlu Ali (Ali b. İbrahim Tefsiri yazarı), babasının yolunu takip etmiştir. O da babası gibi çok değerli çalışkan ravi ve ilim adamlarından biridir. Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) ilim ve kültürlerinin Irak’tan Kum’a taşınmasında büyük etkisi olmuştur.
III. ve IV. yüzyılda Kum’da yaşayan büyük alimlerden sayılır. Oldukça değerli eserleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Tefsiri-i Rivai-i Kurân
2- En-Nasih ve’l-Mensuh
3- el-Mağazî
4- Kitabu’ş-Şerayi
5- Kurbu’l-Esnad
6- el-Menakıb
7- İhtiyaru’l-Kurân
8- Kitabu’l-Tevhid ve'ş-Şirk
9- Kitabu’l-Hayz
10- Kitabu’l-Enbiya
11- Kitabu Fezail-i Emiri’l-Müminin
12- Kitabu’l-Mûşezzer
Bu değerli alimin kabri, Muhammed b. Kavleveyh'in kabriyle birlikte Kum belediye binasının bahçesinin yanındaki anıttadır.[114]
9- Yunus b. Abdurrahman

Kum ile irtibatı olan büyük şahsiyetlerden biridir. Öğrencileri, Kûfe’den Kum’a gelerek Şia eserlerini burada yaymakla meşgul olmuşlardır. Kendisi, İmam Kâzım ve İmam Rıza’nın (a.s) öğrencilerindendir. Birçok değerli eserleri vardır. Hayatını, gerek kalemiyle, gerekse sözleriyle velayet ve imametin değerlerini savunmaya adamış ender kişilerden biriydi. Fazl b. Şâzan’ın dediğine göre Yunus, Ehl-i Beyt muhaliflerinin görüşlerini reddeden bine yakın kitap yazmıştır.
Döneminin büyük fakih ve mercilerindendi. Nitekim, İmam Rıza (a.s), Hasan b. Ali b. Yaktin’in sorusuna verdiği cevapta şöyle buyuruyor: “Yunus güvenilir biridir. İhtiyacın olan konuları ondan sor.”
Bir gün bir grup Basralı onu İmam Rıza’ya (a.s) şikâyet etti. Yunus bu olayı işittiğinde çok üzüldü. Bunun üzerine İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: “Ey Yunus! İmamın senden razı olduktan sonra korkmana gerek yok. Ey Yunus! Elinde parlak bir mücevher olur, halk da ona koyun gübresi derse veya elinde koyun gübresi olur da halk ona mücevher derse bu, sana etki eder mi?” Yunus “Hayır” diyince İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Yolun ve amellerin doğruysa ve İmamın da senden razı ise halkın sözlerinden endişelenme.”[115]
10- Ahmed b. İshak

III. yüzyılda Kum’da yaşayan seçkin alim ve muhaddislerdendir. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) yakın dostlarından ve sahabesinden olan Ahmed b. İshak, aynı zamanda İmam Hasan Askerî'nin (a.s) Kum'daki vekili ve temsilcisi idi. Mescid-i İmam'ı, onun emriyle yapmıştır. Kitab-u İleli’s-Salât, Mesailu’r-Rical, İlelu’s-Savm başta olmak üzere birçok eseri vardır.
İmam Mehdi'yi (a.f) henüz bebek yaşlarındayken babası İmam Hasan Askeri’nin (a.s) yanında görmüştür.
Ömrü boyunca Şiaların dinî, siyasî ve toplumsal işlerini halletmek için, özellikle de Kum halkının sorunlarını çözme hususunda büyük gayretler göstermiştir. Halk ile İmam Hasan (a.s) ve İmam Mehdi (a.f) arasında aracı idi. İmam-ı Zaman (a.f) tarafından çevre bölgelere gönderilen mektuplardan biri de Ahmet b. İshak adınadır.
Bu takva sahibi büyük insanın, kendi döneminde ilmî havzanın kurulması ve takviyesinde büyük etkisi olmuştur. O dönemin öğrencilerine hadisleri ulaştırmak için büyük çabalar harcadı.[116] Samirra’dan Kum’a dönerken, Hulvan denilen yere vardığında hayata veda etti ve orada toprağa verildi. Risalet hânedanı aşıklarının ziyaret ettiği görkemli bir türbesi vardır.
11- Saad b. Abdullah Eş’arî Kummî

III. yüzyılda Kum'da yaşayan Saad b. Abdullah da değerli eserleri olan fakih ve araştırmacı ravilerdendir. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) ashabından olan bu zât, kendi döneminde Kum halkına önderlik etmiştir. Şia fıkhının güçlenip yayılması için büyük çabalar harcamış ve bu yolda büyük zorluklara katlanmıştır.
H. K. 299, 300 veya 301 yıllarında, Şevval ayının 27. günü vefat etmiştir.[117] Muhammed b. Kavleveyh, Ali b. Hüseyin b. Musa Babeveyh, Hamza b. Kâsım gibi şekçin şahsiyetlerin, onun öğrencileri olduğu söylenir.[118] Fıkıh, tarih, rical, ilm-i kelam alanlarında birçok eserleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Dipnotla

---------------------------------

[82]- Menakib-i Âl-i Ebi Talib, c.4, s.425.
[83]- Bu mektubun içeriği Kum İslamî İlimler Havzası'nın kuruluşu bölümünde gelecektir.
[84]- Kemalu'd-Din, Şeyh Saduk, c.1, s.150-152.
[85]- Keşfu'l-Gumme'den aynen, c.2, 25. bölüm, s.502.
[86]- Bu kitap, Hicrî 378 yılında Arapça olarak yazıldı ve IX. yüzyılın başlarında Farsça'ya tercüme edildi. Ne yazık ki kitabın Arapça'sı günümüze ulaşmamıştır. Farsça'sının ise sadece çeyreği mevcuttur.
[87]- Fethu'l-Buldan, Bilazerî, s.384-385; Tarih-i Kadim-i Kum, s.25-26; Mucemu'l-Buldan, c.4, s.397.
[88]- Fethu'l-Buldan, s.384.
[89]- el-Kamil, İbn-i Esir, c.4, s.435; Tarih-i Taberî, 2. bölüm, s.992; Tarih-i Mezhebî-i Kum, s.40.
[90]- Tarih-i Kadim-i Kum, s.38.
[91]- el-Kamil, İbn-i Esir, c4, s.82.
[92]- Ahbaru't-Tuvel, Deynurî, s.307.
[93]- Tarih-i Kadim-i Kum'dan aynen, s.378.
[94]- Tarih-i Kadim-i Kum, s.278; Mucemu'l-Buldan, "Kum" terimi.
[95]- Gencine-i Danişmendan, c.1, s.36.
[96]- Bihar, c.60, s.213.
[97]- Gencine-i Âsar-ı Kum'dan aynen, s.89. Yazar der ki: Meşhur görüşe göre Mütevekkil'in katili, oğlu Muntasar idi. (Tetimmetu'l-Munteha, s.238)
[98]- Aynı kaynak, s.90-92.
[99]- Uyun-u Ahbari'r-Rıza, c.2, s.149.
[100]- Ferhatu'l-Gura, s.105. Bu ibareden anlaşılan şu ki, yukarıda sözü edilen medrese, VII. yüzyılda Kum İslamî İlimler Havzası'na ait medreselerinden idi. Demek oluyor ki, o tarihlerde Kum İlim Havzası, oldukça parlak bir dönemdeydi. Adı geçen medrese, bugünkü Razeviye Medresesi'dir ve hâlen Kum'da, Azer Caddesi üzerinde bulunmaktadır.
[101]- Bihar, c.60, s.213.
[102]- Behcetu'l-Âmal, c.4, s.197; Kâmusu'r-Rical, c.4, s.178; Mucemu'r-Ricali'l-Hadis, c.7, s.273.
[103]- Bihar, c.49, s.278; Rical-ı Kişşî, s.496.
[104]- Behcetu'l-Âmal, c.4, s.201-203; Bihar, c.49, s.278.
[105]- Behcetu'l-Âmal, c.4, s.203.
[106]- Aynı kaynak, c.1, s.480.
[107]- Aynı kaynak, c.2, s.199-200.
[108]- el-İhtisas, Şeyh Mufid, s.69; Bihar, c.47, s.336.
[109]- Camiu'r-Ruvat, c.1, s.642; Kâmusu'r-Rical, c.7, s.232.
[110]- Emali, Şeyh Mufid, s.76; Bihar, c.47, s.349.
[111]- el-İhtisas, Şeyh Mufid, s.195.
[112]- Bazı tarihçiler, onun 94 cilt kitabı olduğunu kaydetmişlerdir. Hicrî 207 yılında vefat ettiği de söylenir. (Bkz: Tefsir-i Ali b. İbrahim, c.1, s.10-14, Mukaddime.)
[113]- Mucem-u Rical-i Ahadisi'ş-Şia, c.1, s.177, 191; Kâmusu'r-Rical, c.1, s.225.
[114]- Behcetu'l-Âmal, c.5, s.354.
[115]- Âyanu'ş-Şia, c.10, s.327.
[116]- Kâmusu'r-Rical, c.1, s.263; Âyanu'ş-Şia, c.2, s.478; Fihrist-i Şeyh, s.26.
[117]- Âyanu'ş-Şia, yeni basım, c.7, s.225; Kâmusu'r-Rical, c.4, s.335.
[118]- Behcetu'l-Âmal, c.6, s.562.