İSLAM'DA KADIN
 


Devami


Kaldı ki Kore Cumhuriyeti'nde, genel nüfus oranı açısından erkeklerin sayıcı kadınlardan daha fazla olması gibi bir istisnai durum söz konusudur. Oysa dünyanın hemen her yerinde, sadece evlilik yaşına gelmiş olan gruplar açısından değil, genel nüfus oranlamasında da kadınlar sayıca erkeklerden fazladır.

Mesela aynı yılın istatistiğine göre Sovyetler Birliği'nde toplum nüfusun (216.101.000) 97.840.000'ini erkekler, 118.261.000'ini ise kadınlar teşkil ediyor ve bu sayı farkı yani 20-24, 25-29, 30-34 ve 80-84 yaşlarına kadar aynı şekilde devam ediyor...

İngiltere, Fransa, Doğu Almanya-Batı Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Romanya, Macaristan, Amerika, Japonya...vb. ülkelerde de durum aynı, hatta bu ülkelerin bazı şehirlerinde

(Doğu ve Batı Berlin gibi) nüfusun kadın kesimiyle erkek kesimi arasında oldukça bariz bir fark vardır.
Hindistan'da ise evlenme çağındaki erkeklerin sayısı, aynı çağda kadınların sayısını aşar. Kadın sayısının erkek sayısını aştığı yaş grubu bu ülkede 50'den yukarı yaşlardır. Hindistan'da kadın nüfusunun bunca az olmasının nedeni, muhtemelen, bu ülkede kocası ölen bir kadının ortadan kaldırılması şeklindeki batıl inanç ve geleneğin hakimiyetidir.

Geçen yıl İran'da yapılan nüfus sayımı bu ülkenin, toplam nüfus oranındaki erkek sayısının kadın sayısından daha fazla olduğu istisnai ülkeler arasında yer aldığını gösterdi. Söz konusu sayıma göre İran'ın toplum nüfusu 25,781.090'dır (*) ki bunun 13.337.334'ünü erkekler, 13.443.576'sını kadınlar teşkil etmekte ve kadın nüfus karşısında erkek nüfus toplum olarak 893.578 kişi fazlalık göstermektedir.

Hala hatırımdadır ki çok kadınlı evlilik üzerine yazıp çizen muhalif bazı yazarlarımız (!) bu sayım neticesinin ilanı üzerine yaygarayı koparmış ve "Gördünüz mü! Çok kadınlı evlilik taraftarlarının iddialarını tam tersine, ülkemizde erkek sayısı kadın sayısından daha fazlaymış! Binaenaleyh çok kadınlı evlilik kanunu kaldırılmalıdır!" diye yazmışlardı.

Bu efendilerin haline pek şaşırmıştım. Zira çok kadınlı evlilik kanununun İran'a mahsus bir kural olamayacağını, bu mevzu için sırf mevcut erkek sayısıyla kadın sayasını değil, evlenme yaşındaki erkek ve kadın nüfusun oranının bilinmesi gerektiğini bir türlü kavrayamamışlardı daha!... Genel istatistik anlamında mevcut kadın ve erkek nüfusun oranını bilmek,

söz konusu maksat için elbette ki değildir. Nitekim Kore Cumhuriyeti ve diğer bazı ülkelerde genel istatistikler açısından erkek, evlenme çağındakiler açısında ise kadın nüfusunun ise daha fazla olduğunu gördük.

Üstelik İran gibi ülkelerde bu tür istatistiklerin sıhhat derecesi de tartışma götürür. İranlı kadınların "oğlan çocuk annesi" olma jestini göz önünde bulundurulmalı. Kız çocuğu doğurmuş olmaktan adet utanç duyarak nüfus memurlarına çoğu kez kız bebeği erkek bebek olarak kaydettirdikleri hatırlanırsa ülkemizdeki istatistiklere duyduğumuz güvensizliğin pek sebepsiz yer olmadığı da anlaşılır.

Halihazırda ülkemizde mevcut bulunan arz-talep ilişkisi, evliliğe hazır kadın sayısının evliliğe hazır erkek sayısından daha çok olduğunu ortaya koymaktadır zaten. Zira bizim köylerimizde, kasaba ve şehirlerimizde, hatta göçebe aşiretlerimizde bile çok kadınlı evlilik öteden beri normal olarak süregelmiş bir örf olarak karşılamıştır.

Oysa bu memlekette şimdiye kadar asla kadın kıtlığı yaşanmamış ve evlenmek isteyen hiç kimse evlenecek kadın bulmakta güçlük çekmemiştir. Hatta bunun tam tersine, arzın talebi aştığı söylenebilir. Ülkemizde dul kadınlar veya elde olmayan sebeplerle kocasız kalan bekar kızların sayısı, daime bekar erkeklerden daha fazla olmuştur. Bir erkek ne kadar fakir ve çirkin olsa da, evlenmek istediğinde, evlenecek bir kadın bulabilmiştir. Halbuki mecburen kocasız kalmış pek çok kadın var...Bu somut ve elle tutulup gerçek her istatistiğin üzerinde ve daha güvenilirdir.

Echlile Montago "Üstün Tür: Kadın" adlı kitabında kadının süslenme ve giyim merakının sosyal sebeplerden kaynaklanan bir eğilim olduğunu ispatlamak için beyhude yere çaba sarf ederken bu gerçeği itiraf etmekten de kendini alamamakta ve "Dünyanın dört bir yanında, evliliğe hazır kadın sayısı, evliliğe hazır erkeklerden daima daha fazladır" demektedir.

1950 yılında yapılan bir istatistik, Amerika'da, evliliğe hazır kadınların, evliliğe hazır erkeklerden bir milyon dört yüz otuz bin kişi fazla olduğunu ortaya koydu. (Zen-i Rüz dergisi, 69. sayı, sy: 71).

Bertrand Russell "Evlilik ve Ahlak" adlı kitabının nüfusla ilgili bölümünün 115. sayfasında şöyle der:
"Günümüz İngiltere'sinde erkek nüfustan fazla olarak 2 milyonu aşkın kadın vardır ki, bu ülkenin kanun ve töresine göre akim kalmaya mahkumdurlar. Onalar için gerçekten büyük bir mahrumiyettir bu".

Birkaç yıl önce gazetelerde yayınlanan bir haber herkesin ilgisini çekmişti. Bu habere göre 2. Dünya Savaşından sonra Almanya'nın vermiş olduğu ağır kayıplar neticesinde meşru bir koca ve aile yuvasına sahip olmaktan mahrum ve bekar yaşamaya mahkum kalan çok sayıda Alman kadın, hükümete yaptığı baskı sonunda, hükümetten, resmen tek kadınlı evlilik kanununun kaldırılarak birden fazla kadınla evlenmeye kanunen izin verilmesini istiyordu. Nitekim o dönemlerde Alman hükümeti,

bir İslami bilimler Üniversitesi olan El-Ezher'e resmi bir yazı yazarak bu işin formülünü istedi. Ancak, daha sonra kilisenin bu başvuru ve isteğe şiddetle karşı çıktığını öğrendik. Kilise, kadınların ömür boyu bekar yaşamasını ve gerçekte fuhuşun yaygınlık kazanmasını; sırf İslami bir uygulama ve İslami doğudan gelme bir formül olduğu gerekçesiyle, meşru çok kadınlı evliliğe tercih etmişti!...


EVLİLİĞE HAZIR KADINLARIN,EVLİLİĞE HAZIR ERKEKLERDEN DAHA ÇOK OLMASININ NEDENLERİ


Sebebi nedir bunun Doğum oranlarında kız bebek sayısı erkek bebek sayısından daha fazla olmadığı halde, evliliğe hazır kadınların daha fazla olması neden kaynaklanıyor acaba

Bunu yüzeysel bir şekilde geçmiş bahislerimizde de izah etmiş ve erkeklerin verdiği kaybın kadınlardan çok daha fazla olmasının böyle bir netice doğurduğunu belirtmiştik. Üstelik bu kayıplar, erkeklerin evlenme çağına geldikleri yaşlarda vuku bulmaktadır daha ziyade... Savaşlar, boğulmalar, bir yükseklikten düşmeler, yıkıntı ve çöküntüler altında kalmalar, trafik kazaları... vb.

olaylar sonucu vuku bulan ölüm hadiselerine dikkat edilecek olursa tamamına yakın kısmında can kaybına uğrayan tarafın genellikle erkek olduğu görülecektir.

Bu tür hadiselerde canını kaybeden kadın pek azdır. İster insanın hemcinslerinde, ister tabiata karşı verdiği mücadele ve savaşlarda olsun, verilen kayıplar hep erkek olmaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne değin bir gün olsun dünyanın en az birkaç noktasından eksik olmayan savaşlara şöyle bir göz atılacak olursa, kadın ve erkek nüfus arasında ki dengenin evlenme yaşlarına gelince neden bozuluverdiği kolayca anlaşılır.

Teknoloji çağında savaşın getirdiği kayıp oranı, ziraat ve avcılık çağlarında karşılaşılan kayıplardan yüzlerce kez daha fazladır.
Son iki dünya savaşında erkeklerin verdiği kayıp (yaklaşık 70 milyon kişi), geçmişte birkaç yüzyıl sürecinde vuku bulmuş savaşlarda insanoğlunun verdiği kayıplara denk bir rakamdır. Son yıllarda sırf Ortadoğu, Uzakdoğu ve Afrika'da vuku bulmuş ve hala da sürmekte olan bölge savaşları göz önünde tutulacak olursa bu iddianın gerçekten açık olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Wiil Dourant "Bu geleneğin -çok kadınlı evlilik-ortadan kalkmasında birkaç faktörün rolü olmuştur" der ve şöyle ekler: "Göçebeliğin tersine, kalıcı ve sabit bir hayat olan çiftçilik, erkeklerin karşılaştığı zorluklar, güçlükler ve tehlikeleri azalttığından erkekler de sayıca kadınlara eşit bir düzeye ulaştılar."

Will Dourant'tan böyle yorum duymak gerçekten pek şaşırtıcı... Eğer erkeklerin verdiği kayıp, sırf tabiata karşı verilen mücadele sırasında karşılaşılan hadislere münhasır olsaydı, av çağlarıyla ziraat çağları arasında bu denli fark olduğu söylenebilirdi. Evet, söz konusu devreler arasında bu açıdan elbette farklılıklar vardır. Ancak, erkeklerin en fazla kayıp verdiği hadislere arasında baş gösteren savaşlardır. Bu da ziraat devrinde av devrinden daha az vuku bulmuş değildir.

İkinci bir sebep ise erkeğin kadın daime himaye ederek ölüm tehlikesi arz eden zor hadiselerde onu öne sürmemesi ve bu tür işleri bizzat üstlenmesidir. Bu cihetle söz konusu nüfus dengesizliği av devirlerinde olduğu gibi ziraat devirlerinde de mevcuttu.

Will Dourant teknolojinin hakim olduğu bu çağdan söz etmiyor. Halbuki bu makine devrinde erkek nüfusunun uğradığı kayıp çok daha fazla olmakta. Neticede kadın-erkek arasındaki dengeyi fahiş bir şekilde bozmaktadır.


KADINLARIN HASTALIKLARA KARŞI DAHA DAYANIKLI OLMASI


Erkeklerin kadınlardan daha fazla nüfus kaybına uğramasına yol açan etkenlerden biri de ilmi gelişmeler ışığında bugün artık iyice anlaşılmış bulunan "hastalığa karşı erkeklerin daha az dirençli olduğu gerçeği"dir. Bu da muhtelif hastalıklar karşısında erkek nüfusun daha çok zayiata uğramasına sebep olmaktadır.

İttilaat gazetesinin 1335 kış sayılarından birinde şöyle yazıyordu: "Fransa istatistik dairesinin bildirdiğine göre Fransa'daki doğum vakıalarında dünyaya gelen erkek bebek sayısı kız bebekten daha fazladır. Her 100 kız bebeğe karşılık 105 erkek bebek dünyaya geldiği halde genel bir istatistikte mevcut kadın nüfusunun erkeklerden 1.765.000 kişi daha fazla olduğu anlaşılmıştır....Bu nüfus farkı kadınların hastalığa karşı erkeklerden daha dirençli olmasından kaynaklanıyor."

Soğen dergisinin 6. yıl, 11. sayısında "Politika ve Toplumda Kadın" başlıklı bir makale yayınlandı. Dr. Zehra Hamleri tarafından resimli aylık UNESCO dergisinden tercüme edilmiş bulunan söz konusu makalede Echlıe Montago'dan naklen şöyle deniliyordu: "İlmi açıdan kadının bünye ve mizacı erkeğin bünye ve mizacına baskın ve daha güçlüdür. Dişi türe ait X kromozomları erkek Y kromozomlarından daha güçlüdür. Bu cihetledir ki kadınlar daha uzun ömürlü olmaktadırlar, ortalama yaş süreçleri erkeklerden daha fazladır.

Genellikle kadınlar erkeklerden daha sıhhatlidirler, pek çok hastalık karşısında erkeklerden daha dirençlidirler keza, kadınlar daha erken iyileşirler, tedavi süreçleri erkeklere oranla daha kısadır. Peltek olan bir kadına karşılık peltek olan beş erkek mevcuttur. Daltonizm renk körlüğü) vakalarında renk körü her kadına karşılık aynı hastalığa müptela 16 erkek bulunmaktadır. Burun kanaması ve benzeri sürekli kan kaybına yol tekrarlı kanamalar hemen bütünüyle erkeklere mahsus bir hastalıktır.

Zor hadiseler karşısında kadının direnci erkekten daha fazladır. Son savaştan sonra, dünyanın neresinde olursa olsun, benzer şartlar altında kadınların hapis ve esir kamplarının zorlukları karşısında erkeklerden daha fazla mukavemet gösterdikleri saptanmıştır. Öte yandan yaklaşık bütün ülkelerde intihar vakıaları, erkeklerde kadınlardan üç misli daha fazla görülür."

Echile Montago'nun, kadınların hastalığa karşı daha dirençli olduğu yolundaki görüşü daha sonraları sayın Hüsameddin İmami tarafından "Üstün Tür: Kadın" kitabıyla birlikte tercüme edilerek Zen-i Rüz dergisinin 70. sayısında yayınlandı.

Kadının hastalıklara karşı daha çok direnme gücüne sahip olmasını günün birinde erkeğin güç kazandığı bir sırada ondan intikam almasına ve onu, ölümle sonuçlanması muhtemel olan tehlikeli işlere itmesine, özellikle savaş meydanlarına sürükleyerek onun zarif ve nazik vücudunu top, maki nalı tüfek ve bombalara karşı hedef durumuna getirip bütün bu zorlukları ona tattırmasına yol açacağı farz edilse dahi yinede hastalığa karşı kadınlar daha dirençli olduğundan kadın-erkek nüfusu arasında sayıca eşitlik sağlanamayacaktır.

Bütün bu saydıklarımız ilk mukaddime, yani genelde evliliğe hazır kadın sayısının evliliğe hazır erkek sayısına oranla daha fazla olduğu gerçeği üzerinde birkaç örnekten ibaret... Binaenaleyh buraya kadar anlatılanlar böyle bir hakikatin (evliliğe hazır kadınların evliliğe hazır erkeklerden daha çok oluşu) gerçekten var olduğunu açıklar. Bunun ne gibi sebep veya sebeplerden kaynaklandığını, söz konusu sebep veya sebeplerine, ta tarihin başlangıcında bugün değin var olduğu ve var olmaya da devam edeceği meselesini açıklığa kavuşturmuş oldu.


ÇOK KADINLI EVLİLİKTE-BEKAR-KADININ HAKKI


Açıklığa kavuşturulması gereken ikinci meseleyse, evliliğe hazır kadın nüfusun evliliğe hazır erkek nüfustan daha fazla olmasının bekar kadınlar için bir "hak", evli erkek ve kadınlar için de bir "vazife" doğmasına sebebiyet vereceği hakikatıdır.

Evlenme hakkının insanoğlunun en tabii ve en asil haklarından biri olduğu tartışma kabul etmez bir gerçektir. Kadın veya erkek; her insanın evlenmeye, bir aile yuvası kurup eş ve çocuk sahibi olmaya elbette hakkı vardır. Çalışmaya, ev sahibi olmaya, eğitim ve öğretim hizmetlerinden faydalanmaya, sağlık hizmetlerinden yararlanmaya, huzur ve güven içinde hür olarak yaşamaya hakkı olduğu gibi bu hakka da aynı ölçüde sahip ve haizdir.
Toplum, sadece bu hakkın aranması yolunda ferdin karşısına engel çıkarmamakla da mükelleftir.

Biz, evlenme hakkına gereken ehemmiyeti vermeyerek bundan hiç söz etmeyen beynelmilel insanın hakları beyannamesinin bu cihetle ciddi ve büyük bir eksiklik taşıdığı kanaatindeyiz. Söz konusu beyanname hürriyet ve güvenlik, milli mahkemeye etkin başvuruda bulunma, uyruk ve uyruğu terk etme, dilediği ırk ve dine mensup biriyle evlenme hürriyeti, mülkiyet, sendika kurma, dinlenme ve istirahat, eğitim ve öğretim...gibi hakları dile getirmektedir.

Fakat bir "hak" olarak evlenme hakkından, yani meşru ve kanuni bir aile yuvasına sahip olma hakkından asla söz etmemektedir. Bu, özellikle kadın için ehemmiyet arz eden bir haktır, zira kadın bir aile yuvasına sahip olmaya erkekten daha ziyade muhtaçtır. Daha önce de önemle vurgulamış olduğumuz gibi evlilik erkek için maddi açıdan, kadın içinse manevi ve hissi açıdan ehemmiyet taşır.

Bir erkeğin, ailesini kaybetmesi halinde fuhuş ve metres yoluyla, ihtiyaçlarının en azından yarısını tatmin edebileceği düşünülse dahi, kadın nazarında ailenin bunun çok ötesinde bir ehemmiyete haiz olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Aile ve aile çevresini kaybeden bir kadının fuhuş ve dost tutma yoluyla maddi ve manevi ihtiyaçlarını-en asgari bir seviyede dahi-tatmin ve temin edebilmesi mümkün değildir.

Bir erkek için evlenme hakkı bir takım içgüdüsel ihtiyaçlarını tatmin; gönül ve hayat ortağı bir eşe, meşru ve kanuni çocuklara sahip olma hakkı demektir. Bir kadın içinse evlenme hakkı bütün bunlara ilaveten, aynı zamanda bir hami ve koruyucuya, duygularını destekleyecek bir yuvaya sahip oluş hakkını taşıma anlamı ifade eder.

Binaenaleyh buraya kadar ki sohbetlerimizde:

a-Kadınların erkeklere oranla, sayıca daha fazla olduğu

b-Evlenmenin, her insanın en tabi hakkı olduğu noktaları açıklık kazanmış oluyor. Bütün bunlardan çıkarılacak netice şudur: Tek kadınlı evliliğin geçerli yegane kanuni evlilik olarak kabul ve icra edilmesi halinde pek çok kadın insani ve tabii bir haktan-evlenme hakkı-mahrum kalacaktır. Bu tabii ve insani hakkın ihyası ise ancak çok kadınlı evliliğin kanunen kabulü ile (ancak, taşıdığı özel şartlar çerçevesinde) mümkündür.

Aydın görüşlü Müslüman hanımlar kendi kişiliklerini bulmalı ve kadının tartışma götürmez haklarını koruma adına, ahlak koruma, insan neslini koruma ve insanoğlunun en tabii haklarından biri namına BM.

İnsan Hakları Komisyonuna müracaat ederek çok kadınlı evliliğin İslam'ın buyurmuş olduğu mantıklı şartlar çerçevesinde insanoğlunun en biraz haklarından biri olarak resmen tanınmasını istemelidir. Böylece kadın sınıfı ve ahlaki değerlere en büyük hizmetin sunulmuş olmasının sağlanmasını da istemelidirler. Bu mantıklı formül, sırf doğudan gelmiş için bir günah gibi telakki edilip adeta suçmuş gibi karşılanmamalıdır.


RUSSELL'İN TEORİSİ


Bertrand Russell, daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi bu noktaya dikkat etmekte ve tek kadınlı evliliğin yegane kanuni evlilik olarak kabul edilmesi halinde çok sayıda kadının evlenme hakkından mahrum kalacağını belirterek bir çözüm yolu önermektedir.
Hem de ne yol!...

Gayet basit üstelik...
Russell, bu kadınların çocuk sahibi olmaktan mahrum bırakılmamaları için, erkekleri tuzağa düşürerek piç çocuklar doğurmalarına göz yumulup buna resmen izin verilmesini ileri sürer. Bebekli bir kadın normal olarak maddi yardıma ihtiyaç duyar. Bu da genellikle "baba" olan erkek tarafından-kadının ve çocuğun geçim ve nafakasını sağlama sıfatıyla-karşılanır. Russell, buna binaen devletin "baba"lık görevini bizzat üstlenerek bu tür kadınlara ekonomik yardımda bulunmasını önermektedir.

Russell şöyle diyor: "Günümüz İngiltere sinde erkek nüfusa oranla, fazladan iki milyon kadın var. Mevcut örfe (tek kadınlı evlilik) göre bu kadınlar ömür boyu hakim kalmaya mahkumdurlar ki, onlar için çok büyük bir mahrumiyettir bu. Tek kadınlı evlilik, kadın erkek sayısının yaklaşık birbirine eşitliğine dayanır.

Bu noktadan hareketle tek kadınlı evliliğin kurallaştırıldığı bu sayıca eşitliğin mevcut olmadığı bir yerde, matematik kuralı gereğince bekar kalması icap eden çok sayıda insana karşı pek acımasız bir davranışta bulunuluyor demektir. Dahası, nüfus artışı istenildiğinde bu acımasızlık yalnızca şahıs değil, toplumun geneli açısından da geçersiz ve haksız bir davranış olacaktır."

Evet, bu sosyal mesele için bir 20. yüzyıl düşünürünün önerdiği çözüm yolu işte bu... İslam'ın bu konuda önermiş olduğu çözüm yolunu ise daha önce belirtmiştik. İslam şöyle der:

"Bu meselenin çözüm yolu şudur: Ekonomik, ahlaki ve fiziki açıdan gerekli şartlara haiz bir erkek birden fazla kadınla evlensin. İkinci kadını da kanuni resmi ve şer'i olarak kabul etsin Onunla ilk eşi ve onun çocuklarıyla ilk eşinden olan çocukları arasında hiçbir ayrım ve ayrıcalık gözetmesin Aynı şekilde birinci hanım da bir sosyal vazife olarak bu kardeşine fedakarlıkta bulunup hakkından biraz feragat etsin Sosyalizmin en zaruri çeşidi olan bu tür sosyalizm ve ortaklaşacılığı kabul etsin".

İslam'ın önerdiği bu çözüm yoluna karşılık 20.yüzyıl filozofunun önerdiği çözüm bakınız: "Kocasız kadınlar, kadınların kocalarını tuzağa düşürüp onlarla ilişki kursunlar.

Bu tür ilişkiler neticesinde dünyaya gelen piç çocuklara da devlet babalık etsin!" Bu filozofa göre kadının evliliğe olan ihtiyacı sadece üç sebepten kaynaklanmaktadır. 1-Cinsel sebep. Kadın cilve ve kurnazlığıyla bu sorunu gönlünce halledecektir. 2-Çocuk sahibi olma. Bunu da başkalarının hakkını çalarak, yani hırsızlıkla temin edecektir.

3-Ekonomik sebep. Bu kadarını da devlet baba üslenecektir artık!...
Ne var ki bu filozofun hiç mi hiç kale almadığı birkaç hayati nokta var. Bunlardan birincisi, kadının, kocasının samimi duygularına ihtiyaç duyduğu. Bir erkeğin himaye ve korumasına muhtaç olduğu.

Erkekle yegane irtibatının cinsel ilişkiden ibaret kalmaması gerektiğidir. Bu filozof için zerrece önem taşımayan ve İslam nazarında hayati olan bir diğer mealseleyse bu tür gayri meşru ilişkiler sonucu dünyaya gelen yavrunun duçar olduğu son derece üzücü ve perişan durumdur. Her çocuğun, hatta her insanın; adı-sanı belli bir ana-babaya ihtiyacı vardır.

Her çocuk ana- baba samimiyet ve şefkatine muhtaçtır. Tecrübe göstermiştir ki gayri meşru çocuğa sahip olan, çocuğunun babasının sevgisine yüreği kanmamış gönlü doymamış bulunan bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi ve şefkat de buna orantılı olarak az ve eksik olmaktadır.

Bu hissi eksiklikler, bu sevgi noksanlıkları, bu şefkat yetersizlikleri nasıl giderilecek, nasıl temin olunacaktır
Devlet gerçekten bunu temin edebilir mi...
Sayın Russell, bu önerilerinin kanuni açıdan resmen kabul edilmemesi halinde çok sayıda haber kadının ömür boyu kocasız ve kısır kalacaklarını söyleyerek kendilerinin bundan teessüf duyduklarını ifade etmedeler.

Ne var ki üzülmelerine hiç de gerek yok; zira bekar İngiliz kadınlarının böyle bir önerinin kanunlaşmasını bekleyecek sabra zaten sahip olmadıklarını bilirler. Bekarlık ve babasız çocuk probleminin pratik çözümünü kendilerine has usullerle zaten bulmuş olduklarını da sayan Russell herkesten daha iyi bilirler.


HER ON İNGİLİZDEN BİRİ


İttilaat gazetesinin "Her on İngiliz'den biri piç..." başlıklı 25.9.1318 tarihli sayısında şöyle yazar:"...Londra -Roster-16 December-Fransa Haber Ajansı: Londra belediye doktoru sn. dr. A. Scott'un raporunda kaydı geçen bilgilere göre geçen yıl zarfında Londra'daki doğum vakıalarında dünyaya gelen her on bebekten biri gayri meşruydu.

Dr. Scott, gayri meşru doğumların her geçen gün daha da artmakta olduğunu ve 1957'de 33.838 olarak kaydedilen gayri meşru bebek sayısının bir yıl içinde 53.433'e yükseldiğini belirtti."
İngilizler, Sayın Russel'in önerisinin kanunlaşmasını beklemeden bu meseleyi de kendilerine has yöntemlerle hallettiler bile!...

ÇOK KADINLI EVLİLİĞE HAYIR,EŞCİNSELLİĞE EVET Mİ


Gelelim İngiliz hükümetine.... İngiliz hükümeti, Russell'in önerisinin tam tersini yaptı. Kadın hakları için bir şeyler yapıp bekar kadınlar konusunda erkeklere meşru mesuliyetler yükleyeceği yerde, kadınların durumunu daha da zorlaştırarak onların erkeklerden iyice mahrum kalmasına yol açtı. Geçtiğimiz hafta "eşcinsellik kanunu" nu resmen onayladı!...

14,4,1346 tarihli İttilaat gazetesi bu haberi şöyle veriyordu: "Londra -B. Britanya Avam Kamarası sekiz saat süren bir tartışmadan sonrada "eşcinsellik" konusundaki kanun tasarısını resmen onaylayarak Lordlar Karaması'na gönderdi."

Aynı gazete, on gün sonra, yani 24,4,1346 tarihli sayısında şöyle diyordu: "İngiltere Lordlar Kamarası, ikinci tur görüşmelerden sonra "eşcinsellik kanununu" onayladı. Daha önce Avam Kamarası'nca da onaylanmış bulunan mezkur kanun tasarısı yakındı Britanya Kralcesi 2. Elizabeth'in de onayından geçerek resmen yürürlüğe girecek."!!!

Evet...Halihazırda İngiltere'de birden fazla kadınla evlenmek yasak. Fakat eşcinsellik yasak olmadığı gibi kanunun da himayesi altında!...
Daha da açıkça sı bu medeni (!) ve çağdaş, ileri (!) ülke halkının nazarında bir erkek, karısının hemcinslerinden birini ona kuma olarak getirecek olursa insanlık dışı bir davranışta bulunmuş olacağından,

kanun ona bu izni vermemektedir. Fakat eğer kendi hemcinslerinden bir erkeği kuma olarak getirirse gayet onurlu ve insanlığa yaraşır bir şey yapmış olacaktır. 20. yüzyıl medeni erkeğine yakışır bir davranış örneği sergilemiş sayılacaktır!!! Başka bir deyişle İngiliz bilirkişi ve uzmanlarının vermiş olduğu fetvaya göre kadının kuması eğer bıyıklı ve sakallı olursa "kuma getirme"nin hiçbir sakıncası yoktur ve kadın bunu" hoş karşılamalıdır"!
"Batı dünyası ailevi ve cinsel meselelerini halletmiştir. Bizler de aynı çözüm yollarını bulmalı ve bu meseleyi halletmeliyiz" diyenlere ithaf olunur!
Bence, bunda şaşılacak hiçbir şey yok...

Ailevi ve cinsel meseleler mevzuunda batının izlemiş olduğu yol ve yöntemlerle bundan başka sonuçlara varılması beklenemezdi zaten... Asıl şaşırtıcı olanı, bundan başka sonuçlar elde etmeleri olurdu...

Beni asıl üzen nokta, bizimkilerin halidir....Bizim insanlarımızın bu taklitçiliği, bu denli batı hayranlığı ve kendi mantığını bunca rüzgara savurmuşluğu neden...Gençlerimiz ve bugünkü tahsili kesimimizin olayları tahlil ve çözümleme yeteneği niçin bu kadar zayıf...
Bu kadar kendini yitirmişlik, özünü kaybetmişlik, kendi özüne yabancılaşmışlık neden...

Kendi avuncundaki şey inci olduğu halde, sırf dünyanın öbür ucundan birileri kalkıp da "inci değil, kof incir!" dedi diye çabucak inanıvererek kendi avuncundakini atıp; eloğlunun bir matahmış gibi göstermeye çakıştığı koflaşmış inciye "inci" diye hayranca koşmak neden...

ERKEĞİN TABİATI GERÇEKTEN ÇOK KADINLILIĞA EĞİLİMLİ MİDİR


Batılı sosyolog ve psikologlar arasındaki yaygın görüşün "Erkeğin birden fazla kadınla evliliğe eğilimli bir yaratılışa sahip olduğu ve tek kadınlı evliliğin erkeğin yaratılış ve mizacına aykırı bulunduğu" şeklinde olduğunu duymak pek çok okuyucuyu şaşırtacaktır şüphesiz.
Will Dorant-Felsefenin Lezzetleri adlı kitabının 91. sayfasında, cinsel açıdan günümüzdeki ahlaki bozukluklara değindikten sonra şöyle diyor: "Şüphesiz, bunların pek çoğu, çeşitliliğe karşı duyduğumuz "ıslahı tabiatı gereği tek kadınla yetinememektedir."

"...Erkek, yaratılışı itibariyle çok kadınlılığa eğilimlidir. Ancak çok güçlü ahlaki kayıtlar, yeterince fakirlik ve zor işlerde çalışma ve karısının sürekli onu kontrol edip gözaltında tutması erkeği tek kadınlı evlilikle yetinmeye mecbur bırakabilir...."
Zen-i Rüz dergisinin "Acaba erkek yaratılış itibariyle mi vefasızdır" başlıklı 112. sayısında bakınız neler yazmakta: "Alman Profesör Sehmıt şöyle diyor:"...Tarih boyunca erkek daime vefasız, kadın da onun izleyicisi olmuştur.

Hatta eldeki belgelere göre Ortaçağda da gençlerin %90'ı sırf sevgili değiştiriyor ve evli erkeklerin %50'sı eşlerini aldatıyordu. Tanınmış Amerikalı araştırmacı Robert Kienzy, kendi adıyla meşhur "Kienzy Raporu"nda şöyle yazar: "Amerikalı kadın ve erkekler, eşlerini aldatma konusunda diğer milletleri çoktan geride bırakmışlardır." Kienzay'nin söz konusu raporunun başka bir yerinde de şöyle denilmekte:

"Erkeğin tam tersine, kadın, aşk ve zevkte çeşitlilik aramaktan nefret eder, erkeğinin bazen sergilediği davranışları bir türlü anlayamaması da işte bundandır. Erkekse çeşitlilik aramayı bir nevi eğlence ve maceraperestlik telakki eder, kolayca baştan çıkar; onun nazarında önemli olan psikolojik ve hissi değil, cismi ve fiziki zevklerdir. Erkeklerin romantik ve hissi davranışları, fiziki zevke kavuşma fırsatı buluncaya kadardır...Ünlü bir doktor bir gün bana şöyle demişti:

Erkeğin "poligam" -çok eşlilik ve çeşitliğe eğilimli-kadınsa "monogam" tek eşliğe eğilimli-oluşu gayet doğaldır. Zira erkek vücudunun ürettiği milyonlarca sperme hücresine karşılık kadın vücudu cinsel hazırlık döneminde sadece bir gamet bir gamet üretir. Kienzy teorisi bir yana dursun, "Erkeğin eşini aldatmaması pek mi zordur gerçekten" Şeklinde bir soruyu kendimize yöneltmemiz hiç de fena olamaz herhalde...

Fransız Hanry Do'montrelon bu soruya şöyle cevap vermekte: "Eşini aldatmamak erkek için zor değil, imkansız bir şeydir! Her kadın bir erkek için, her erkekse bütün kadınlarla yaşamak için yaratılmıştır. Erkeğin baştan çıkıp azarak eşini aldatması onun değil, baştan çıkma ve eşini aldatma faktörlerinin tamamını onun bünyesinde toplamış bulunan fıtrat ve yaratılışının suçudur."

Aynı derginin 120. sayısında "Fransız usulü aşk ve evlilik" başlığı altında şu satırlar yer almakta: "Fransız eşler, aldatma ve ihanet meselesini kendi aralarında halletmiş, bunu birtakım şahsi ölçü ve sınırlara bağlamışlar. Erkek bu ölçüleri aşmaz ve bu sınırları çiğnemezse çapkınlığı hoş karşılanıyor.

Bir erkek, azami iki yıllık bir karı-koca hayatından sonra yine de karısına sadık kalabilir yıllık bir karı-koca hayatından sonra yine de karısına sadık kalabilir mi Şüphesiz, hayır! Zira bu erkeğin yaratılışına aykırı olur! Fakat kadınlar için durum bir ölçüde farklı; kadınların da bu farklılığı sezmiş olduklarını da sevinerek bitirtelim...

.Fransız bir koca eğer karısına ihanet edecek olursa karısı bundan şikayetçi olmuyor, sinirlenmiyor. Çünkü "kocam, sadece vücudunu başka bir kadına götürdü, ruhunu ve kalbini değil; ruhu ve duyguları benimle..." diyerek teselli buluyor kolaylıkla."

Bundan birkaç yıl önce Keyhan gazetesi aynı konuda Dr.Russell "Lie" adlı bir Almak biyologun nazariyesini yayınlamış. Söz konusu nazariye İranlı yazarlar tarafından uzun süre yazılıp çizilerek hararetle tartışılmıştı. Dr. Russell Lie'ye göre erkeğin bir kadınla yetinmesi insan nesline bir ihanet sayılırdı, üstelik nicelik bakımından değil, niteliği itibariyle bir hıyanet! Zira erkeğin bir kadınla yetinmesi onun neslini zayıflatır. Oysa ki çok kadınlı evlilikte nesil daha da güçlenmekte, kuvvetlenmektedir."


Erkeğin mizacı konusunda yapılan bu tanımlama bizce kesinlikle yanlış.... Mezkur müzekkerlere ilgili zeminde ilham veren unsur erkeğin gerçek mizacı ve tabiatı değil. Bu beyefendilerin sosyal muhitlerine hakim olan o güzel ortam ve durumlardı.

Tabii ki biz, psikolojik ve biyolojik açıdan kadınla erkeğin aynı yapıya sahip olduğunu iddia etmiyoruz asla. Bilakis bu ikisinin söz konusu zeminlerde yekdiğerinden farklı olduğuna, tabiatın bu farklılıkla birtakım amaçlar güttüğüne inanıyoruz. Bu cihetledir ki kadın-erkek eşitliğinin, bu ikisinin "benzer haklar sahip olduğu" yanlışına hizmet edecek bir bahane olarak kullanılmaması lazım geldiğine inanıyoruz.

Tek eşli evlilik hususunda da kadınla erkek kesinlikle farklı psikolojiler taşırlar; kadın, tabiatı gereği tek eşlidir. Çok eşlilik kadının mizaç ve psikolojisine ters ve aykırıdır. Nitekim kadının kocasından umduğu şeyler, nitelik itibariyle çok kocalı evlilik bağdaşmayacak türdendir.
Erkek ise "tabiatı itibarıyla tek kadınlı değildir, daha yerinde bir ifadeyle, çok kadınlılık, erkeğin mizacına aykırı değildir. Çok kadınlı evlilik, erkeğin kadından umduklarına aykırı düşecek, onunla bağdaşmayacak bir gerçeklik değildir.

Ancak biz, erkeğin mizacının "tek kadınlı evliliğe aykırı bir yapıda olduğu" görüşüne de katılmıyoruz. Keza biz "Erkeğin çeşitliliğe karşı beslediği ilgi (ıslah edilmez) dir" diyen, eşine sadık kalmanın erkek için imkansız olduğunu iddia ederek her kadının belli bir erkek, her erkeğinse bütün kadınlar için yaratıldığına inananların bu düşüncesini yanlış buluyor ve reddediyoruz.

Bizce erkeğe eşini aldatma gibi çirkin bir davranışı tabiat değil, içinde yaşadığı sosyal şartlar aşılar....Erkeğin sadakatsizliğini sorumlusu sosyal ortamdır, mizacı değil. Sadak atsızlık faktörlerini; bir yandan kadını erkeği kandırıp baştan çıkarmak için akla gelmedik oyun ve yöntemlere başvurmaya teşvik edip yabancı erkeklerin aklını çelme gayesiyle bin bir kılık ve hileyle ortaya sürerken,

bir yandan da kanuni evliliğin yegane yolu tek eşliliktir, kanun birden fazla kadınla evliliğe izin vermez bahanesiyle evliliğe hazır ve evlenme ihtiyacı içinde bulunan yüz binlerce, hatta milyonlarca kadını meşru bir karı-koca hayatına sahip olma hakkında mahrum bırakarak erkekleri baştan çıkarma gayesiyle toplumun içine sürerek ortam hazırlar....

Batı gelenekleriyle tanışmadan önce İslami doğuda erkeklerin %90'ı gerçek anlamda tek eşli idiler. Ne birden fazla şer'i hanımları vardı, ne de metres ve dost tutarlardı....Müslüman ailelerin tamamına yakın bir kısmında tek eşit aile hayatı hakimdi.


ÇOK KADINLI EVLİLİK,TEK KADINLI EVLİLİĞİN EMNİYET SİBOBU


Çok kadınlı evliliğin, İslami doğuda tek kadınlı evliliğin kurtulmasını sağlayan en önemli etken olduğunu duyanlar buna şaşırmaktan kendilerini alamayacaklardır.

Evet, çok kadınlı evliliğin caiz oluşu, tek kadınlı evliliğin kurtuluşunu sağlayan en önemli etken olmuştur. Zira evliliğe ihtiyaç duyan kadın sayısının evliliğe ihtiyaç duyan erkek sayısını aştığı ve böylece çok kadınlı evliliğe gerekli kılan şartların doğduğu bir ortamda bu kadınlara resmen evlenme hakkı tanımaz ve ahlaki,

maddi ve fiziki açıdan müsait durumdaki erkeklere birden fazla kadınla evlenme izni verilmezse, dost tutma ve metres hayatı yaşamalar, gerçek anlamda tek eşli evliliğin kökünü kurutuverir.

İslami doğuda hem çok kadınlı evlilik caizdi, hem de erkeği baştan çıkartıcı bunca tahrik unsuru yoktu; bu cihetle de gerçek, anlamda bir tek eşit evlilik hakimdi çoğu ailelere...Keza bazı erkeklerin başka kadınlarla ilişki kurması, bu işe bir felsefe uydurtacak ve "erkek, yaratılışı itibarıyla çok kadına mütemayildir;

tek kadınla yetinmesi imkan dışı bir hadisedir" gibi saçmalıklar üretecek bir noktaya varmadı asla.
Meselenin bu noktasında "mizacı açısından erkeğin çok eşliliğe mütemayil olduğunu, ancak sosyal kanunlara gelince çok kadınlı evliliğe karşı çıkarak bunu reddettiğini söyleyen söz konusu bilim adamlarına göre bu çelişik iki kural arasında yer alan erkeğin durumu ne olarak tır Şeklinde bir soru sorulabilir haklı olarak...

Onların dünya görüşlerinde bu sorunun cevabı gayet net olarak verilmiş: Erkek, hukuki ve kanuni açıdan tek eşli olup birden fazla kadınla resmi evlilik yapmamalı, pratikte ise-tabiat gereği (!)-çok eşli olup çok sayıda kadınla ilişki kurmalıdır! Bunlara göre meşru olmayan ilişkilerde bulunmak veya metres tutmak, erkeğin-yine doğası gereği (!...)-tabii, meşru haklarındandır Binaenaleyh bir erkeğin bir ömür boyunca sadece bir kadınla yetinmesi bir nevi "namertlik" ve "erkeklikle bağdaşmayan bir hareket" (!!!) sayılır.


MESESENİN GERÇEK YÜZÜ


Konumuzun bu noktasında okuyucularım, insanoğlu için öteden beri söz konusu olagelmiş bulunan çok kadınlı evlilik meselesinin aslını kavramış olmalıdır. Mesele, "çok kadınla evlilik mi iyidir, tek kadınlı evlilik mi" sorusu değildir asla...Tek kadınla evliliğin elbette daha iyi olduğu apaçık ortadadır. Nitekim tek kadınlı evlilik özel ve mahsus aile hayatı demektir.

Eşlerden her birinin ruhi ve cismi açıdan yalnızca birbirine ait oluşu demektir. Birlik ve bütünleşmeden ibaret olan evlilik hayatının ruhunun, tek eşli bir evlilik ortamında çok daha kolay ve rahatça kemal ve tahakkuku şüphe götürmez...Ne var ki insanoğlunun takılıp kaldığı yol ayrımı "çok kadınlı evlilik veya tek kadınlı evlilikten hangisini tercih edeceği" meselesi değildir.

Bu açıdan insanoğlu için ehemmiyet taşıyan konu; sosyal zaruretler neticesinde, bilhassa evlenme ihtiyacındaki kadın sayısının bu ihtiyaçtaki erkek sayısını aşması sonucu,

mutlak anlamda tek kadınlı evliliğin fiilen tehlikeye düştüğü meselesidir. Toplumun bütün ailelerine şamil olacak "mutlak tekeşli evlilik" pratiği imkansız ve gerçekten uzak bir hikayedir sadece! İnsan toplulukları için iki yol vardır: Ya birden fazla kadınla evliliğe resmen ve kanuni açıdan kabul etmek, veya meşru olmayan ilişkilerin yaygınlık kazanması....

Diğer bir deyişle ya mahdut sayıda evli erkeğin-ki bu rakam aşağı yukarı % 10'u aşmayacaktır-bir-den fazla kadını nikahlayarak kadınlarında bir eşe, sıcak bir yuva ve çoluk çocuğa sahip olmasını sağlamak ya da metres ve dost tutma yollarını açık bırakmak! İkinci durumda her metres kadın pekala birden fazla erkekle ilişki kurabileceğinden evli erkeklerin tamamına yakın bir kısmı pratik uygulamada zaten "çok kadınlı" olacaktır.
Evet, çok kadınlı evlilik meselesinin gerçek yüzü işte budur.

Ne var ki batıcı propagandacılar bu meselenin içyüzünü ortaya dökmeye yanaşmazlar, gerçeği kılıflara sokmadan açıkça ifade etmezler. Zira hakikaten metres hayatı ve gayri meşru ilişkilerden yanadırlar; şer'i, meşru ve kanuni bir evlilikte bulunmayı bir utanç ve meşru bir nikahlıyla yaşamayı ayıpmış gibi görürler; ikisi, üçü dördü bir yana dursun, birini bile fazlalıkmış gibi telakki ederler.

Evlilik bağları ve izdivaç mesuliyetinden kurtulmayı yaşama zevkinin ana kaynağı gibi telakki eden bu adamlar, konuşurken hiç de bu niyetlerinden söz açmaz ve safdil insanları kolayca kandırabilmek için "biz tek kadınlı evlilikten yanayız" der ve öyle görünmeye çalışırlar. Gayet masum ve evcil tavırlara bürünerek "biz, erkeğin tek eşli evlilikte bulunup karısına sadık kalmasını istiyoruz, çok eşli evlilikle karısına ihanet etmesini değil..." Demekten de utanmazlar...


20.YÜZYIL ERKEĞİNİN HİLESİ


20. yüzyıl erkeği aile hakları ile ilgili konuların çoğunu kurnazca kendi lehine çevirerek eşitlik ve serbesti gibi parlak laflarla kadını iğfal edip ona karşı mesuliyetlerini azaltmayı başarmış, gününü gün etmeye başlamıştır. Ancak, çok kadınlı evlilik-mesuliyetinden sıyrılma-hususunda elde ettiği ölçüde bir başarıyı çok ender zamanlarda kazanabilmiş durumdadır.

İranlı yazarlarımızın eserlerinde bazen öyle satırlarla karşılaşıyoruz ki insan bunların saflıktan mı geldiğini, yoksa iğfal maksadı taşıyan bir oyun mu olduğunu kestirmekte güçlük çekiyor gerçekten...

Söz konusu yazarlardan biri çok kadınlı evlilik konusunda bakınız neler yazıyor:
"Halihazırda gelişmiş ülkelerde karı-koca ilişkileri karşılıklı hak ve vazifeler esasına dadalıdır. Binaenaleyh ister geçici, ister daimi olsun, çok kadınlı evliliğin kadın tarafından kabulünü istemek, tıpkı erkeğin karı-koca ilişkilerinde kendisinden başka erkeklerin de varlığını kabullenmesini istemeye benzer".

Evet, bu gibilerin safdil mi olduğu, yoksa art niyetlilik mi taşıdığını anlamak gerçekten zor... Bunlar çok kadınlı evliliğin, evli olan bütün kadın ve erkeklerin omuzunda ağırlığını hissettiren ve yeri geldiğinde "birden fazla kadınla evlenmek" ten başka çözüm yolu bırakmayan bir sosyal problemden kaynaklandığını bilmezler mi gerçekten...Bu problemi görmezden gelerek ağzını açıp gözünü yumup sloganlar atmanın "Yaşasın tek kadınlı evlilik! Kahrolsun çok kadınlı evlilik!..." diye bağırıp çağırmanın hiçbir derde deva olmayacağını bilmezler mi...

Çok kadınlı evliliğin erkeğin değil, kadının hakları arasında yer aldığını ve kadınla erkeğin "karşılıklı haklar"ıyla hiçbir alakası bulunmadığını bilmezler mi

Daha da maskara olan, "Kadının çok kadınlı evliliğe razı olmasını istemek, erkekten evlilik ilişkilerinde rakiplerinin varlığına göz yummasını istemeye benzer" demeleridir. Tamamen yanlış bir karşılaştırma oluşu bir tarafa, bu kıyasta bulunanlar, "günümüz dünyası" adına her şeyi caiz görüp bu tabunun doğurduğu sonuç ve sebep olduğu hadiseleri zerrece şüphe duymaksızın dört dörtlük doğrularmış gibi çabucak kabulleniverenler, şu "günümüz dünyası" dedikleri çağdaş medeniyetin onları sürekli "Eşlerinin başka erkeklerle gönül oyunlarına girmelerini hoş karşılamaya" davet ettiğini de bilmezler mi yoksa

Baylar! Çağımız dünyası dediğimiz şey; bir "insan" için "tahammülü gerçekten imkansız" olan bir tür davranışlara gösterilecek menfi tepkilere "kıskançlık",, "taassup", "fanatik davranış"...vb. isimler takmakta ve böyle bir tepkiyi kınamaktadır!!!
Gençlerimiz bu hususta batıda neler olup bittiğini yeterince bilebilselerdi keşke....

Komünizm buraya kadar ki bölümünde çok kadınlı evliliğin erkeğin tabiat ve mizacından değil, sosyal bir problemden kaynaklandığını anlatmaya çalıştık. Evlenme ihtiyacındaki kadın sayısının evlenme ihtiyacı içindeki erkeklerden daha fazla olmadığı bir toplum çok kadınlı evliliğin zaten pek nadir görüleceği, belki de hiç uygulanmayacağı apaçık ortadadır. Kaldı ki böyle bir ortamda-böyle bir ortamın meydana gelmiş olduğunu farz edelim-çok kadınlı evlilik ne yeterli, ne de doğru olacaktır...

Nitekim böyle bir gaye için daha başka şartlar da gereklidir...Evvela sosyal adalet, iş ve yeterli gelir imkanları olmalıdır ki evlenip yuva kurmak isteyen her erkek bu makul isteğini yerine getirebilsin.

İkincisi, kadınlar eş seçebilme ve kendi iradeleriyle evliliğe karar verebilme durumunda olmalı ve baba, kardeş veya diğer üçüncü şahıslar tarafından, sırf parası var diye evli zengin bir erkeğe zorla nikahlandırılmamalıdırlar. Kara hakkı kendisine bırakılan bekar bir erkekle evlenme imkanına da kavuşan bir kadının evli bir erkeğe varmayacağı ve "kuma"lığa razı olmayacağı açıktır; meğer ki velisi durumundakiler paraya tamamlanarak onu zorla zengin evli bir erkeğe satmak istesinler...

Üçüncüsü, bugün haddi aşmış bulunan bunca tahrik edici, fesada sürükleyici, akılları çelici, ocaklar söndürücü unsurları ortadan kaldırmak... Halihazırdaki tahrik edeci unsurlar, bekarı şöyle dursun, evli kadını bile baştan çıkarmaktadır...Toplum eğer ıslah olmak ve gerçek anlamda tek eşli evliliği kurtarmak istiyorsa bu üç şartı gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Aksi takdirde çok kadınlı evliliğin kanun gücüyle yasaklanıp engellenmesi fuhuş ve fesada yol açmaktan başka işe yaramayacaktır.

KOCASIZ KADINLARIN MAHREMİYETLERİNİN YOL AÇTıĞı KRİZ


Evlenme ihtiyacında bulunan kadın sayısının bu ihtiyaç içindeki erkek sayısından daha fazla olması halinde ise çok kadınlı evliliğin yasaklanması insanlığa ihanetten başka bir şey değildir.

Zira böyle bir durumda sadece kadın haklarının çiğnenmesi söz konusu değildir. Nitekim mesele bir grup kadının haklarının çiğnenmesinden ibaret olmuş olsaydı bir ölçüde tahammülü mümkün olabilirdi belki. Ancak, bu yolla topluma musallat olan kriz her krizden daha tehlikeli, her buhrandan daha korkunçtur. Aile ocağının her ocaktan daha mukaddes oluşu gibi tıpkı...

Zira burada en doğal hakkından mahrum bırakılan bir canlı söz konusudur; mahrumiyet durumundaki bir canlının gösterdiği bütün tepkilerle birlikte hem de!... Mutsuzluk ve bahtsızlığının doğurduğu bütün psikolojik arazlar ve ukdeleriyle bir insandır karşımızdaki.... Bütün kadınca hilelerle mücehhez bir kadındır o; olanca "aldatıcı" ve "baştan çıkarıcı" gücüyle "Havva'nın kızı"...

O, buğday veya arpa değildir ki tüketim fazlası denize dökülebilsin ya da kara günde lazım olur umuduyla silolarda depolansın...Ev veya odada değildir ki lazım olmadığında kilitlenip bırakılıversin! Canlı bir yaratıktır o, insandır, kadındır...O fevkalade şaşırtıcı gücünü gösterecek dünyayı toplumun başına dar getirecek ve:

"Doğrusunu istersen, tahammül edemem asla

Rakiplerim yerken ben durup bakmaya... (*) diyecektir.
İşte bu "tahammül edemem asla" neler neler yapacaktır....Yuvalar yıkacak, ocaklar söndürecek ve kinler meydana getirecektir.
İçgüdüyle kin elele verdiğinde vay insanlığın haline!

Aile hayatından mahrum bekar kadınlar, hiçbir konuda bunca zayıf olmayan erkekleri cezbe dip baştan çıkarabilmek için ellerinden geleni yapacaklardır. "Yerler çamur olunca filler de kayar" (*) derle ya; bu çamurun azı dahi o filin (erkek) kaymasına yeter...
Mesele bu kadarla bitecek midir Elbette ki hayır! Şimdi sıra evli kadınlardadır; kocalarını onların aldattığını gören evli kadınlar intikam hırsına kapılacak ve eşlerinin izinden giderek onlar da kocalarını aldatmaya başlayacaktır....
Ve bir kısır döngü...

Sonuç ne olacaktır
Sonuç, "Kienzy raporu" adıyla meşhur araştırma çalışmasında bir tek cümleyle özetlenmiştir:
"Amerikalı kadınlar ve erkekler, eşlerini aldatma konusunda bütün dünyayı geride bırakmışlardır."
Görüldüğü gibi bu felaket sadece erkeklerin fesada sürüklenmesiyle bitmemekte, evli kadınları da uçurumun eşiğine sürüklemektedir.


KADININ ÇOKLUĞU KARŞISINDA GÖSTERİLEN TEPKİLER


Kadın nüfusunun erkeğe oranla daha fazla oluşu meselesi insanoğlunun hayatında ötedenler var olagelmiştir. Yegane fark, pek çok sosyal problemleri de beraberinde taşıyan meseleye insanların değişik yaklaşım tarzı ve tepkiler göstermiş olmasıdır. Takva ve iffet sahibi milletler, büyük semavi dinlerin önderliğinde, çok kadınlı evlilik yoluyla bu müşkülü çözmüş,

mayaları takva ve iffetle bağdaşmayan kavimlerse bu meseleyi fuhşa alet etmişlerdir.
Ne doğuda var olan çok kadınlı evlilik İslam dininin ürünüdür, ne de batıda var olmaması Hıristiyanlığın eseridir....Zira çok kadınlı evlilik İslam öncesinde de doğuda mevcuttu ve doğu dinlerince caiz sayılmadaydı. Öte yandan Hıristiyanlık da çok kadınlı evliliğe menetmiş değildir. Bu mesele Hıristiyanlıkta değil, batılı milletlerde düğümleniyor.

Fuhuş yolunu izleyen milletler, çok kadınlı evlilik usulünü kabul eden milletlerden daha ziyade darbe indirmişlerdir tek eşli evliliğe...
"Muhammed (s.a.a) in" Hayatı" adlı kitabın yazarı Dr. Muhammed Hüseyin Heykel, çok kadınlı evlilikle ilgili Kur'an ayetlerini hatırlattıktan sonra şöyle diyor: "Bu ayetler, tek kadınla yetinmenin daha doğru olacağını belirterek"...

Eğer aralarında adaletle hükmedemeyeceğinizden korkarsanız bir kadınla yetinin" buyurmakta ve hemen ardından da "Zaten onların arasında adaletle davranamazsınız". demektedir. ancak bütün bunlara rağmen sosyal hayatta çok kadınlı evliliği gerektiren şartlar ve zaruretlerin de ortaya çıkabileceğini göz önünde bulundurarak "adaletle davranılması" şartıyla buna müsaade etmiştir.

Nitekim kocalarını savaşta kaybederek dul kalan Müslüman kadınlara Hz. Muhammed(s.a.a) böyle davranıyordu. Milyonlarca insanın canını kaybedip çok sayıda kadının dul kalmasına sebebiyet veren savaşlar, ayaklanmalar ve benzeri hadiselerden sonra tek kadınlı evlilikle yetinmenin, istisna olarak ve "adaletle davranılması kaydıyla"

caiz kabul edilen çok kadınlı evlilikten daha doğru olacağını kim söyleyebilir Aynı şekilde batılılar, ikinci dünya savaşından sonra kağıt üzerinde ismen varolan "tek kadınla yetinme" kanununun pratikte de uygulanmış olduğunu iddia edebilirler mi

ÇOK KADINLI EVLİLİĞİN SAKINCALARI


Evliliğin bütün mutluluk ve huzuru samimiyete, fedakarlığa, feragate, birlik ve beraberliğe bağlıdır. Çok kadınlı evlilik ise bütün bunları tehlikeye düşürür.

Kadınlar ve analı çocukların içinde bulunduğu tatsız durum bir yana, çok kadınlı evlilik bizzat erkek için son derece ağır ve ezici sorumluluklar getirmekte, buna yanaşan erkek aslında huzurlu ve şenlikli bir hayata veda etmektedir.

Birden fazla nikahlısı olup da içinde bulunduğu durumdan razı olan erkeklerin büyük çoğunluğu, aslında bu durumun getirdiği şer'i ve ahlaki Mesuliyetleri önemsemeyenlerdir. Eşlerinden birine ilgi gösterip diğerine lakayt kalan ve Kur'an-ı Kerimin tabiriyle onu "muallak bir vaziyette kendi haline bırakanlardır. Binaenaleyh bu tür şahısların adına "çok kadınlı evlilik" dedikleri şey gerçekte baştan sona adaletsizlik, zulüm ve sıkıntı dolu bir, "tek kadınlı evliliktir."

Meşhur bir halk deyimi vardır: "Allah bir, hatun bir" derle.
Erkeklerin çoğu bu inancı taşımıştır, hala da çoğunluk bu inancı tasdık eder; huzurlu ve şenlikli bir evlilik hayatı ölçü alınacak ve meseleye şahsi ve ferdi açıdan bakılacak olursa bunun hakikaten pek yerinde ve doğru olduğu anlaşılır.

Bütün erkekler için geçerli bir hakikattir bu.
Beraberinde getirdiği onca şer'i ve ahlaki mesuliyetleriyle birlikte yine de kadınlı evliliğin kendisi için iyi, rahat ve huzurluluk açısından lehine olacağını zanneden bir erkek aslında büyük bir yanılgı içindedir. Huzurlu ve rahat bir hayat açısından tek kadınlı evliliğin elbette ki tercih edileceği apaçık ortadadır.
Ancak....