İSLAM'DA KADIN
 



BÖLÜM


GÖRÜCÜLÜK VE NİŞANLILIK


Kırk Maddelik kanun tasarılarıyla ilgili bahsime, bu tasarıda başlangıç olarak seçilen konuyla başlıyorum. Mezkur tasarıda "Medeni Kanun"da ki sıralamaya binaen önce "Elçilik ve Nişanlılık" meselesi alınmıştır.

Mevcut medeni kanunda yer alan elçilik ve nişanlılıkla ilgili maddeler doğrudan doğruya İslami kanunlar olmaması, yani bunların çoğunda İslam'ın açık bir emri bulunmaması ve medeni kanunda bu hususta yer alan hükümlerin genel İslamı kurallardan çıkarılmış zımni neticelerden ibaret olması hasebiyle kendimizi mevcut medeni kanunun müdafaasıyla mükellef görmüyoruz.

Bu nedenle tasarıyı sunanın görüşleriyle ilgili teferruatların tartışmasına girmiyoruz. Kaldı ki kanun teklifinde şahıs fahiş hatalar yapmış, konuyla ilgili birkaç basit maddeyi dahi doğru bir şekilde idrak edebilmekten aciz olduğunu göstermiştir.
Ancak burada iki noktaya değinmenin zaruri olduğu inancındayız:


ERKEĞİN GÖRÜCÜLÜĞE GİTMESİ KADINA HAKARET MİDİR


1- Tasarı sahibi şöyle diyor: "Kanun koyucumuz hatta şu birkaç mahdut medde de (nişanlılık ve görücülükle ilgili maddelerde) dahi erkeğin asıl, kadının fer (yan unsur) olduğu yolundaki gerici ve insanlık dışı noktayı unutmamış. Mezkur düşünce tarzına binaen, nikah ve boşanma mevzuunda ki kanunun ilk maddesi olan 1034. Maddeyi şöyle düzenlemiş:Madde: 1034- Nikahı engelleyici sebepler taşımayan her kadına, görücülüğe gidilebilir.


Görüldüğü gibi hiçbir gerekçe ve zaruret beyanında bulunulmaksızın bu kanun maddesinde evlilik "erkek için kadın alma" şeklinde ifade edilmiş. Erkek, bir müşteri ve alıcı sıfatıyla telakki edilmiş, buna karşılık kadın bir çeşit mal ve meta olarak gösterilmiştir. Sosyal kanunlarda bu tür tabirlere yer verilmesi, gayet kötü ve tatsız psikolojik etkilere yol açar.

Özellikle evlilik mevzuuyla ilgili kanunlarda bu tür tabirlerin geçmiş olması kadın-erkek ilişkilerini etkilemekte, erkeğe "malikiyet" ve "efendilik" jesti kazandırırken kadını "mülk" ve "köle" mesabesine indirmektedir."
Kanun teklifinde bulunan zat, bu dakik (!) psikolojik tespitten sonra kendi önerisi olan kanunu ileri sürmekte.

Bu kanunda, elçiliğin tek taraflı olmaması ve "kadın alma" gibi bir anlam çağrıştırmaması için bunun hem erkeğe, hem kadına taalluk eden bir vazife şeklinde geçmesi gerektiğini önermekte.

Böylece evlilikte sadece "kadın alma" hakkına da yer verilmiş, veya en azından kadın veya erkek alma gibi bir anlamdan kurtulmuş olunacağını söylemektedir. Zira kanunda "kadın almak" gibi bir tabir kullanılır veya görücülüğe gitme görevinin erkeğe ait olduğunu söylersek kadının haysiyetini aşağılamış ve onu satın alınabilen bir mal konumuna düşürmüş oluruz.

ERKEĞİN İÇGÜDÜSÜ TALEP VE İHTİYAÇ,KADININ İÇGÜDÜSÜ İSE NAZ VE CİLVEDİR.


Tasarı yazarının düştüğü büyük hatalardan biri işte budur; nitekim bu hata mehir ve nafakanın -kanunen- kaldırılmasının önerilmesine yol açmıştır. Yeri geldiğinde bu iki konu -mehir ve nafaka- üzerinde etraflıca duracağız.

Öteden beri bir gelenek halinde süre gelen "erkeğin kadına görücülüğe gitmesi" ve ona evlenme teklifinde bulunması hadisesi, kadının izzet ve haysiyetini koruma yolunda düşünülmüş fevkalade musibet bir tedbirdir. Tabiat erkeği talep, istek ve aşkın; kadını ise istenilme sevilmenin mahzarı şeklinde yaratmış, kadına çiçek, erkeğe bülbül; kadına mum, erkeğe ise pervane konumu kazandırmıştır.

Erkeğe ihtiyaç ve talep, kadına ise naz ve cilve gibi bir içgüdü vermiş olması, yaratılış nizamının öngördüğü fevkalade yerinde ve bilgice bir tedbirdir. Erkeğin fiziki kuvveti karşısında kadının fiziki zaafı böylece telafi edilmiş olmaktadır.

Erkek peşinde koşmak kadının izzet ve haysiyetine aykırıdır. Bir kadına görücülüğe gidip ondan red cevabı almak, daha sonra daha sonra bir diğerine evlenme teklifinde bulunup yine reddedilmek ve kendisiyle evlenmeyi kabul edecek bir kadın buluncaya kadar da bunu sürdürmek erkeğin katlanabileceği bir iştir.

Fakat maşukluk ve sevgililik konumunu koruyarak erkeğin ilgi ve takdirini kazanıp kalbini fethetme yoluyla onun baştan başa bütün varlığına işlemek isteyen kadın için bir erkeğe evlenme teklifinde bulunmak ve ondan red cevabı alınca da bir başka erkeğe gitmek dayanılır olmadığı gibi tabiatına da aykırıdır.

Amerikanlı tanınmış düşünür "Will James"e göre kadınların utancı ve incelik taşıyan bir tavırla erkekten sakınması bir içgüdü değildir; fakat Havva'nın kızları tarih boyunca, izzet ve saygınlıklarını koruyabilmelerinin, erkeğin peşinden gitmeme, kendilerini küçük düşürmeme ve erkekten uzak durmaya bağlı olduğunu anlamışlar.

Kadınlar, tarih boyunca elde etmiş oldukları bu tecrübeyi kızlarına da aktarmışlar.İnsanoğluna mahsus bir durum değildir bu, hayvanlarda böyledir. Erkek kendisini, karşı cinsten olan dişiye karşı daima muhtaç ve tutkun göstermekle görevlendirilmiştir. Dişiye verilen görev ise zariflik ve güzelliğiyle, çekingen davranışları ve kendisine muhtaç olmadığını ince tavırlarıyla haşin karşı cinsin gönlünü fethetmek, kalbine giden yoldan geçerek onu kendi rızasıyla hizmetine almaktır.


ERKEK KADININ VİSALİNİN ALICISIDIR,KÖLELİĞİNİN DEĞİL


"Medeni kanun neden erkeği kadının alıcısı gibi gösteren ifadeler kullanmış" Diyenler var. Bu soruya şaşmamak elde değil; zira bilinmesi gerekir ki her şeyden önce medeni kanun değil, yaratılış kanunuyla ilgili bir hadisedir bu. Kaldı ki, "alıcılık" derken ille de eşyaya mahsus bir mülkiyet girişimi mi anlaşılmalıdır! Öğrenci ve bilgi peşinde koşan herkes ilmin alıcısı değil midir Keza, öğrenmek isteyen herkes öğretenin, sanat peşinde koşan biriyse sanatçı alıcısıdır.

Bu durumda bunları mülkiyet olarak adlandırmak ve ilim, alim, sanat ve sanatçının haysiyetine ters düştüğünü söylemek mümkün müdür Erkek, kadının visalinin alıcısıdır,köleliğinin değil. Edebiyatımızın usta şairi Hafız'ın şu şiirinde kadına hakaret mi ediliyor sizce:"Şiraz, kırmızı dudaklar madeni, güzeller diyarıdır. Bense iflas etmiş gariban; bu yüzden de perişan...

Cilve ve naz şehridir, altı yanda güzeller Bir şeyim yok; yoksa her altısına da talibim."Hafız, güzellerin iltifatını kazanmak için onlara verecek bir şeyi olmayışına üzüldüğü, bu kadına hakaret midir, yoksa onun güzellik ve cemali karşısında bütün mertliğiyle, saygıyla eğilip kendisini onu aşkına muhtaç hissetmek midir Onu ise kendisine ihtiyacı olmayan bir konumda görmek hayat dolu hassas gönüllerde ona karşı en yüce duyguları beslemek midir Kadının en büyük hüneri, hangi konum ve durumda olursa olsun erkeğin ilgisini kendisine ekmeyi başarabilmesi olmuştur.

Oysa şimdi, kadın haklarını savunma adına kadının en büyük avantajını, şeref ve haysiyetini nasıl da lekelemelerdeler!
Bu yüzden dir ki, söz konusu beyler, zavallı kadının kaşını düzeltelim derken gözünü çıkarıyorlar diyoruz.

ERKEĞİN KADINA GÖRÜCÜ GİTMESİ,KADININ HÜRMET VE HAYSİYETİNİN KORUNMASI YOLUNDA DÜŞÜNÜLMÜŞ GAYET HESAPLI,YERİNDE VE AKILLICA BİR TABİRDİR.


Önceki bahislerimizde erkeğin, yaratılış kanununda ihtiyaç, talep ve istek; buna karşılık kadının mağlubiyet ve karşılayıcılık mahzarı olduğunu açıklamış, bunun kadının hürmet ve haysiyeti için en mükemmel garanti olduğunu belirtmiştik.

Yine erkeğin fiziki gücü karşısında kadının zaafını telafi ettiğini de söylemiştik; bu konumun onların müşterek hayatlarında ölçü ve dengeyi sağlayan en mükemmel unsur olduğunu hatırlatmıştık. Bu, kadına verilmiş bir çeşit tabii bir imtiyaz ve erkeğe yüklenmiş bir nevi tabii bir vazifedir.

İnsanoğlu kanun koyarken; daha yerinde bir deyişle, kanuni tedbirler alırken kadına böyle bir avantaj tanınmış ve erkeğe böyle bir vazife yüklenmiş olduğunu göz önünde bulundurmalı, onların bu konumunu muhafaza etmelidir.

Vazife ve talepte bulunma edebi açısından kadınla erkeği eşit gören bir kanun kadının zararına olup onun haysiyet, hürmet ve menfa atlarını zedeleyecektir. Her ne kadar ilk bakışta erkeğin lehineymiş gibi görünse de gerçekte her ikisinin de aleyhine olacak bir şekilde dengeyi bozacaktır.
Binaenaleyh 40 maddelik kanun tasarısı yazarınca teklif edilen görücülüğe gitme vazifesine kadının da katılması" yolundaki öneri tamamen değersiz olup insanlık camiasının zararınadır.


KIRK MADDE YAZARININ MADENİ KANUNLA İLGİLİ HATASI


Üzerinde durulması gereken ikinci mesele şu: Kırk maddelik tasarının yazarı sayın Mehdevi Bey, Zen-i Ruz dergisinin 86. sayfasının 72. sayfasında diyor ki: "1037. madde uyarınca nişanlı taraflardan hangisi geçerli bir sebep görmeksizin nişan akdini -tek taraflı- bozarsa mukabil taraf, onun ebeveyni veya diğer şahıslarca nişan akdi münasebetiyle verilen hediyeleri iade etmek, hediyelerin aynının kalmaması halinde ise tutarı olan meblağı ödemek zorundadır.

Hediyelerin mezkur tarafın kusuru olmadan telef olması halinde bu zorunluluk ortadan kalkar."Mezkur maddede geçen kararlara göre nişanlılık akdi de evlilik akdi gibi hiçbir kanuni garanti ve yaptırım taşımamaktadır. Yegane etkisi, kanun koyucunun deyişiyle "geçerli bir sebep göstermeksizin" nişan akdini bozan tarafın, bu münasebetle kendisine verilmiş bulunan hediyelerin veya tutarının iade edilmesidir. Kaldı ki, günümüzde nişan akdinin tarafları bu münasebetle birbirlerine fazlaca bir şey vermemekte; ancak, nişanlılık merasimi dolayısıyla bir hayli ağır masraflara katlanmaktadır..."

Görüldüğü üzere sayın Mehdevi Beydin bu maddeye yönelttiği eleştiri, nişanlılık akdi için herhangi bir etki ve yaptırım garantisi taşımıyor olmasıdır. Gözetilen tek nokta, nişanı bozan tarafın verilen hediyeleri veya tutarını iade etmesidir. Halbuki günümüzde nişan akdinin doğurduğu zarar ve külfetler, bizzat nişan merasimi, nişanlıyı konuklayıp ağırlama ve birlikte çıkıp gezme gibi tamamen farklı masraflardır.

Bizse bu kanun maddesine bir eleştiri daha yöneltiyor ve diyoruz ki: Bu maddede geçerli bir sebep göstermeksizin nişanı bozan tarafın, kendisine verilen hediyeleri veya tutarı olan meblağı iadesi öngörülmüştür. Mezkur maddede tarafın geçerli bir sebep göstererek nişanı bozması halinde de bu hediye veya tutarını iade etmesi gerektiği de öngörülmüştür.

Ancak mezkur kanuna yöneltilen bu eleştirilerin hiçbiri geçerli değildir aslında. Zira medeni kanunun 1936. maddesi şöyle der:
"Nişanlı taraflardan biri geçerli bir gerekçe göstermeksizin nişan akdini bozmuş; öte yandan karşı taraf, ebeveyni veya diğer şahıslar, evlilik akdinin vuku bulacağına aldanarak bir takım harcamalarda bulunmuşlarsa, nişanı bozan tarafın bu masrafları karşılaması gerekir. Ancak, söz konusu karşılama sadece orfen yaygın olan harcamalar için geçerli olacaktır."

Görüldüğü gibi, Mehdevi Bey'in kanunda öngörülmediğini zannettiği mesele, bu kanun maddesinde öngörülmüş ve "gerekçe göstermeksizin" kaydı da bu maddede geçmiştir. Nişanı bozan taraf bu madde uyarınca sadece karşı tarafın değil, onun ebeveyninin ya da diğer şahısların yaptığı masrafları da karşılamalıdırlar.

Bu maddede "aldanarak" ibaresi vurgulanmakta ve mezkur kanun maddesinin "gurur (aldanma) kaidesi" adıyla bilinen kökenine işaret edilmektedir.
Ayrıca "sebebiyet verme" fiili, Medeni Kanun da "zararı karşılama"nın zorunlu gerekçelerinden biri olarak tanınmıştır. Sebebiyet vermeyle ilgili 332. Maddeyi de "zararı karşılama" zorunluğu yolunda kullanmak mümkündür.

Binaenaleyh Medeni kanun, tasarısı yazarının deyişiyle bizzat nişanlılık dolayısıyla harcanan masraf ve uğranan zararlar karşısında sukut etmemiş, buna iki kanun maddesinde yer vermiştir.

Gelelim Medeni Kanunun 1037. Maddesine... Mezkur madde, kanunda aynen şöyle geçer: Nişanlı taraflardan her biri, nişanın bozulması halinde akdin karşı tarafı (sabık nişanlısı) veya onun ebeveynine vermiş olduğu hediyeleri geri isteyebilir. Bu hediyelerin aynı mevcut değilse genelde saklanan hediyelerin tutarı ödenir.

Söz konusu hediyeler, karşı tarafın kusuru olmaksızın telef olmuşsa -iadedeki- kanuni mecburiyet hali ortadan kalkar.
Söz konusu kanun maddesi, tarafların yekdiğerine hediye etmiş olduğu eşyalarla ilgilidir. Kanun maddesinin yukarıda aktardığımız metnin de "geçerli sebep göstermeksizin nişan akdini bozma" gibi bir kayıt geçmiyor. "Geçerli sebep gösterme" ifadesi, Mehdevi Bey'in şahsen kanunda çıkardığı zannı ve yersiz bir yorumdur.

Bu kanunların teknik uzmanı sıfatıyla yıllar boyu memleket bütçesinde maaş almış ve ömürlerini bu kanunları incelemekle geçirmiş olan bazılarının, Medeni Kanunun birkaç basit maddesini dahi idrakten acizken, kalkıp binlerce mülahaza ve inceliklerle dolu semavi kanunları değiştirmeye .alışmak gibi bir hayale kapılmaları cidden hayret vericidir.

Yeri gelmişken şu noktaya da değinmeden geçemeyeceğiz:Mehdevi Bey "Mukaddes sözleşme veya evlilik misakı "adlı eserini yazmakla meşgul olduğu beş yıl öncesine kadar, yukarıda geçen" geçerli bir sebep göstermeksizin "ibaresini" Sebepsiz ve gerekçesiz" şeklinde okumaktaydı.

Hatta mezkur kitabının pek çok yerinde "sebepsiz ve gerekçesiz bir şey nasıl düşünülebilir! "diye feryatlar koparır. Ancak, bu ibareyi yıllardır yanlış okuduğunu ve yanlış anladığını fark etmiş olacak ki, şimdi "geçerli bir sebep göstermeksizin" diyor.
Tasarı yazarının elçilik mevzusuyla ilgili daha birçok hataları var ki bunları şimdilik geçiyoruz.


2.BÖLÜM GEÇİCİ NİKAH.


Ben İslam'a derin bir sevgi besler ve ona gönülden inanırım; ancak kimilerinin bu dine karşı taşıdıkları şüphe ve eleştirileri beyan etmesine de asla alınmam; bilakis, sevinirim buna. Zira bu mukaddes semavi dinin hangi cephede daha alnı açık fazla saldırıya uğra nice tecrübelerle müşahede etmişimdir.***Şüphe ve zan, gerçeğin aşikar olmasına yardım eder; gerçeğin özelliği ve tabiatıdır bu.

Şüphe, yak inin başlangıcı; tereddüt, araştırmanın basamaklarıdır. Uyanık Diri risalesinde, Gazali'nin Mizan'ul Amel Risalesinden nakledilen şu ibare geçer: "...özlerimizin, geçmişlerin miras bıraktığı eski inançlarda seni şüpheye düşürmüş olması bize yeter. Zira şüphe, tahkikin temeli sayılır; şüphe etmeyen kişi doğru düşünemiyor demektir. Doğru düşünemeyen ve doğru bakamayansa iyice göremez; böyle biri kör ve şaşkın bir vaziyettedir."

Binaenaleyh bırakınız söylesinler, yazsınlar, seminerler versinler, eleştirsinler. Zira bu durumda kendileri istemese de İslam hakikatlerinin daha iyi anlaşılmasına sebep olacaklardır.
Ülkemizin resmi mezhebi olan Caferi görüşüne göre İslam'ın en parlak düsturlarından biri, evliliğin "daima" ve "geçici" olarak iki şekilde yapılabileceğidir.

Daima ve geçici evlilik arasında müşterek benzer taraflar olduğu gibi, farklı yönler de vardır. Bu iki evlilik çeşidini birbirinden ayıran en önemli farklılıkların başında, kadın ve erkeğin geçici bir süre için evlenmeyi kararlaştırmış olmaları gelir. Belirlenen sürenin bitiminde, her iki taraf da razıysa evlenme akdini uzatır; razı değillerse ayrılırlar.

İkincisi, akd şartlarını her iki tarafın razı olacağı bir şekilde tesbit etme hususunda daha fazla serbestiye sahip olmalarıdır. Mesela daimi evlilikte erkek ister istemez kadının günlük masraflarını, giyim, mesken ve sağlık (ilaç, doktor...vs) gibi ihtiyaçlarını karşılamayı üstlenmek zorundadır; geçici evlilikte ise bu gibi şartlar, tarafların anlaşmasına bağlıdır.

Erkek bu şartları yerine getiremeyeceğini veya bu ihtiyaçları üstlenmek istemediğini söyleyebilir; veya kadın, masraflarını erkeğin karşılamasını isteyebilir. Daimi nikahta kadın, ister istemez erkeği aile reisi olarak kabul etmek ve onun aile maslahatına uygun çerçevede aldığı kararlara itaat etmek zorundadır. Halbuki geçici nikahta bu durum, taraflar arasındaki nikah şartlarına bağlıdır.

Daimi nikahta çiftler, ister istemez birbirinden miras alma hakkına sahipken, geçici nikahta böyle bir durum söz konusu değildir.
Binaenaleyh, geçici nikahla daimi nikah arasındaki en önemli ve temel fark, şartlar ve kayda bağlılık hususunda geçici nikahın "daha serbestçe" olması ve tarafların irade ve rızasınsa bırakılmasıdır. Hatta bu nikahın geçici olması bile taraflara bir nevi hürriyet ve serbesti kazandırmakta ve zamanı onların tercihine bırakmaktadır.

Daimi nikahta çiftlerden hiçbiri, diğerinin rızasını almaksızın doğum kontrolünde bulunma ve çocuk olmasını engelleme hakkına sahip değildir. Geçici nikahtaysa, karşı tarafın rızasını alma zarureti yoktur. Gerçekte bu da, çiftlere tanınmış bir diğer hürriyettir.

Bu evlilik neticesinde dünyaya gelen çocukla, daimi evlilikte dünyaya gelen çocuklar arasında hiç bir fark söz konusu değildir.
Mehir, hem daimi hem geçici nikahta gereklidir. Ancak geçici nikahta mehrin zikredilmemiş olması akdi batıl ederken, daimi nikahta batıl etmez ve "mehrül misl" tayin edilir.

(*)dipnot yazılacak Daimi nikahta kadının anne ve kızı erkeğe, erkeğinde oğlu ve babası kadına nasıl haram ve mahrem olursa, geçici nikahta da durum aynıdır. Aynı şekilde, daimi nikahlı bir kadına başkalarının görücü gitmesi nasıl haramsa, geçici nikahlı bir kadına başkalarının görücü gitmesi haramdır. Keza daimi nikahlı bir kadınla zina yapmak onun ebediyen haram olmasına sebep olduğu gibi, geçici nikahlı bir kadınla zina yapmak da onun ebediyen haram olmasına sebep olur.

Daimi nikahlı bir kadın talaktan sonra nasıl iddet tutmalıysa, geçici nikahlı bir kadın da nikah süresi bittikten veya kocası bu süreyi -bitmeden önce- ona bağışladıktan sonra iddet tutmalıdır.(**) Şu farkla ki daimi nikahla akdolunan kadının iddet süresi üç regl adet görme- dönemi ve geçici nikahla akdolunan kadının iddet süresi iki regl dönemi veya 45 gündür. Daimi nikahta iki kız kardeşin cemi, (halihazırda evli olduğu kadının kız kardeşini nikahlamak (çev-) nasıl caiz değilse, geçici nikahta da caiz değildir.

Şia fıkhında geçici nikah veya mut'a akdi denilen ve Medeni Kanunumuzda da aynen zikredilmiş olan nikah özetle budur...
Yukarıda saydığımız hususiyetler çevresinde bu kanunu kabul ettiğimiz açıktır. Ancak kimilerinin bu kanunu kötüye kullanmış veya kullanmakta olması bu kanunu bağlayamaz. Bu kanunun iptali, mezkur kötüye kullanma hadiselerini engellemeyeceği gibi bunların sadece şeklini değiştirecek ve iptal neticesinde ortaya çıkan yüzlerce fesada sebep olacaktır.

İnsanları ıslah etmemiz gereken yerde, bunu başaramadığımız için sürekli kanun maddeleriyle uğraşmak ve insanları temize çıkarıp suçu kanun maddelerinde aramak doğru değildir.

Şimdi, daimi nikah varken geçici nikah adlı bir kanunu da zaruri kılan sebeplerin neler olduğu üzerinde duralım. Geçici nikah, Zen-i Ruz dergisi yazarlarının deyişiyle kadının insanlık haysiyetine ve İnsan Hakları Beyannamesi'nin ruhuna aykırı mıdır gerçekten Acaba geçici nikah geçmişe ait bir zaruret olup günümüz hayatının şartları ve gerekleriyle bağdaşmamakta mıdır
Bu meseleyi iki başlık altında ele alacağız:

a) Bugünkü hayat ve geçici nikah

b) Geçici nikahın kusurları ve yol açacağı bozukluklar.


BUGÜNKÜ HAYAT VE GEÇİCİ NİKAH MESELESİ


Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi daimi nikah eşler için çok daha fazla mesuliyet ve yükümlülükler getirir. Binaenaleyh tabii buluğ çağının şiddetli cinsel baskıları altında bulunduğu halde daimi nikahla evlenmeye hazır genç kız veya erkeğe rastlamak hemen hemen imkansız gibidir. Yeni asrın özelliği, tabii buluğla sosyal buluğ ve aile kurabilme gücü arasındaki mesafeyi artırmış olmasıdır. Geçmişteki gibi basit ve sade yapılı dönemlerde bir oğlan çocuğu buluğ çağının ilk yıllarından itibaren uhdesine bırakılan bir meseleyi sonuna kadar başarıyla götürebiliyorduysa, aynı şey bugün tamamen imkansızdır.

İlkokul, orta, lise ve üniversiteyi ara vermeden ve sınıfta kalmaksızın bitiren başarılı bir öğrenci ancak yirmi beş yaşında tahsilini bitirebilmekte ve ancak bundan sonra belli bir gelir sahibi olma imkanına kavuşmaktadır. Hayatına şöyle bir çeki düzen verip daimi nikaha hazırlanabilmesi için de en azından üç-dört yıl daha geçmesi gerektiğini düşünürsek meselenin vahameti daha kolay anlaşılır. Okumak isteyen başarılı bir kız öğrenci için de durum bundan pek farklı olmamaktadır.

GÜNÜMÜZ GENÇLİĞİ,BULUĞ ÇAĞI VE CİNSEL BUHRAN


Bugün okumakta olan 18 yaşında ve cinsel heyecanları doruğuna ulaşmış bir genç delikanlıya evlenmekten söz ederseniz size güler. On altısında ve okullu bir genç kızın tepkisi de aynıdır. Bu genç kesimin bu yaşta daimi evliliği kabullenmesi, birbirlerine ve gelecekteki çocuklarına karşı nice mesuliyetleri de beraberin de getirecek olan bu yükün altına girmeye yanaşması pratikte mümkün değildir.


MUVAKKAT RUHBANİYETMİ,CİNSİ KOMÜNİZMMİ,YOKSA GEÇİCİ NİKAHMI


Meselenin bu noktasında şu soruyu sormak yerinde olacaktır: Bu durumda tabiata ve içgüdülere karşı ne yapmak gerekir Günümüzdeki mevcut şartlar on altı ve on sekiz yaşlarında evlenmemize elvermiyor diye, tabiat bizim buluğ çağımızı erteleyecek, cinsel içgüdüler, tahsilimizi tamamlayıncaya kadar yakamızı bırakacak mıdır acaba Gençlerimiz muvakkat bir "ruhbaniyet devresi" geçirmeye ve daimi nikah için elverişli şartlara kavuşuncaya kadar alabildiğine çetin bir takın riyazet,

çile ve sıkıntılara katlanmaya hazır mıdır Bir genç, muvakkat ruhbanlığı kabullenmiş olsa bile, tabiat, cinsel içgüdülerin zorla bastırılması neticesinde insanda baş gösteren ve psikologlarca apaçık ortaya konulmuş bulunan nice korkunç ve tehlikeli ruhi bozukluklar meydana getirmekten vaz mı geçecektir O halde sadece iki yol kalıyor önümüzde... Bunlardan biri, meseleyi bilmezden gelip vurdumduymaz davranarak gençleri kendi haline terk etmektir.

Bu durumda bir delikanlının yüzlerce genç kızla gönül eğlendirmesine ve bir genç kızın onlarca delikanlıyla ilişki kurarak defalarca çocuk düşürmesine göz yummamız, açıkcası cinsel komünizmi fiilen kabul etmemiz gerekir. Bu durumda kızla oğlana eşit davrandığımızdan, insan hakları beyannamesinin ruhunu da şad etmiş oluruz...

Zira nice kıt görüşlülere göre insan hakları beyannamesinin ruhu, cehennem uçurumuna yuvarlanacaksa dahi, kadınla erkeğin omuz omuza, birlikte ve özellikle de "eşit bir şekilde" yuvarlanması gerektiği biçimdedir.

Tahsil dönemini böylesine sınırsız ve hudutsuz ilişkilerle tamamlayan genç kız ve erkeklerin, daimi evlilikten sonra "evinin kadını" ve "evinin erkeği" olması beklenebilirmi İkinci yol, geçici ve hür nikahtır. Geçici nikah her şeyden önce kadını aynı dönemde iki erkeğin eşi olamayacağı bir mahdudiyette bırakır.

Kadının mahdudiyeti, ister istemez erkeğin de mahdudiyetini gerektirecektir. Çünkü her kadının belli bir erkeğe ait olduğu yerde her erkek de belli bir kadına ait olacaktır elbet. Bunun istisnası, ancak bir tarafın sayıca öteki taraftan fazla olduğu yerlerde olur.

Bu durumda genç kız ve erkek, geçici ruhbanlık ve doğurduğu illetlere müptela olmadan ve cinsel komünizm vartasına yuvarlanmaksızın tahsillerini tamamlayabilecektir.

DENEME EVLİLİK


Bu zaruretin tahsil dönemine mahsus olmadığı bilinmelidir. Başka şartlar da bu zarureti pek ala doğurabilir. Daima nikahla evlenmek isteyen , ancak henüz birbirine karşı bir imtihan güven kazanmamış olan bir kadın ve erkek geçici nikah yoluyla evlilik denemesinde bulunabilirler. Böylece taraflar arasında bu evliliği sürdürebilecek yolunda gerekli hasıl olursa bu evliliği sürdürür, aksi taktirde birbirinden ayrılırlar.

Avrupa'nın kötü kadınların bulundukları şehrin muayyen bir semtinde ikamet mecbur etmeleri ve gerekli ve zaruri görmeleri nedendir sizce Bunu yegane sebebi, evlenme imkanı olmayan bekar erkeklerin varlığını kendi ailelerini için büyük bir tehlike telakki etmeleri değil midir.


RUSSEL VE GEÇİCİ NİKAH NAZARİYESİ


Tanınmış İngiliz düşünürü Bernarta Rusell,"Ahlak ve evlilik" adlı eserinde şöyle der:"Doğru düşünülecek olursa, fahişelerin gerçekte aile yuvamızın sağlığını, kızlarımız ve kadınlarımız iffetini koruyan bir unsuru olduğu anlaşılır.

"Locke", Victorıa Çağı"nın en hararetli dönemlerinde bu görüşü öne sürdüğü zaman, ahlakçılara sebebini anlayamamış ve bundan pek rahatsız olmuşlardır. Ancak Locke'nin bu görünüşünün yanlış olduğunu asla ispatlayamadılar. Ahlakçıların insani halleri yanlış olduğunu ispatlayamadılar.

Ahlakçıların bütün mantığıyla şudur: İnsanlar bizim terbiye kullarımıza uyacak olsalardı fuhuş ortadan kalkardı. "Ancak mezkur ahlakçılar, kimsenin onları dinlemediğini pekala bilirler. "
Evet, daimi nikahla evlenme imkanına sahip olmayan kadın ve erkeklerin bekarların doğurduğu tehlike karşısında batı düşüncesinin sunduğu çare formülü böyle... Bu konuda İslam'ın öne sürdüğü formülü de daha önce açıklamıştık.

Bu durumda,mezkur batı formülü uygulama safhasına konulur ve bir gurup bedbaht kadın bu sosyal görevin (!)ifasına tahsis edilirse, kadınlar gerçek konumlarına kavuşup insanlık haysiyetlerini kazanmış mı olacak İnsan hakları beyannamesinin ruhu şad edilmiş mi olacaktır Bernard Rusell, mezkur kitabında "deneme evlilik"başlıklı bir bölüme yer vermiş ,

burada şöyle diyor:"Deniver mahmekesinde mahkemesinde yıllar boyu hakimlik yapmış ve bu müddet zarfında pek çok hakiki müşahede etme fırsatı bulmuş olan hakim Lendys" Flört evliliği" veya" arkadaşça evlilik" adlı bir kanuni düzenlemesine gidilmesi teklif ediliyor, fakat maalesef bu teklif görevinden Amerika'da atılmasına sebep oluyor. ..

Bunun sebebi ise, mezkur hakim günah duygularını takviye edeceği yerde, daha çok gençlerin saadetinin düşündüğünün tespit edilmesiymiş! Katolikler ve zenci düşmanı fırka, adamcağızın azli için ellerinden geleni yaptılar.

Flört evliliğe, cinsel ilişkilerde sebat ve denge sağlamak maksadıyla akıllı bir muhafazakar tarafından öne sürülmüş bir fikirdi. Lendeys, evliliğin esas problemlerinin arasızlık olduğunu görmüştü. Paranın zarureti sadece doğacak çocuklar açısından değil, daha önemlisi, kadını kendi geçimini sağlamaya terk etmenin yakışık almayacağı ve doğru bir davranış olmayacağındandır. Binaenaleyh gençler flört evliliği yapmamalıydı. Bunun temel evlilikten üç temel farkı vardır.

Birincisi, flört evlilikte hedef çocuk yapmak ikincisi, genç kadın çocuk ve hamile olmadığına göre muhtemel bir boşanma halinde kadın karnını doyuracak bir nafaka alma hakkı kazanacak. ..Liendsy'nin bu tekliflerinin etkili olacağından zerrece kuşkum yok. Kanun bu teklifleri kabul etmiş olsaydı ahlak düzülmesinde oldukça etkisi olacaktır.

Leendsy ve Rusell'in flört evlilik adını verdiği evlilik, İslam da ki geçici nikahtan biraz farklıysa da, batı bu batılı düşünürlerin, toplumun ihtiyaçlarını karşılama hususunda daima nikahın yeterli olmadığı meselesini idrak etmiş olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir.

Buraya kadar bahsimiz de geçici nikahın özelikleri bu nikahın zaruri özelikleri zaruri ve insanoğlunun ihtiyaçlarını karşılama hususunda, özellikle de, çağımız da, daima nikahın tek başına yeterli olmadığı üzerine durduk. Şimdi bir de madoyonun öteki yüzüne bakmak ve geçici nikahın ne gibi yan tesir ve zararları olabileceğini tartışmak istiyoruz.

Konuya girerken önemli bir noktayı vurgulamanın gerekli olduğu gerekirmiş olduğu kanaatindeyiz.:
İnsanoğlu için mevcut ve gerekli bir konuyu meseleler içinde tarihi kadar karmaşık ve çetrefilli bilimler, inançlar, gelenek ve görenekler olmamıştır.
Bu yüzden de insanoğlu bu konular olduğu kadar hiç bir konuda bunca görüş belirtme temayülü göstermemiş ve yine bu meselelerde olduğu kadar hiç bir meselelerde olduğu kadar hiç bir meselede saçma sapan söz söylememiştir.

İslami felsefe, irfan, tasavvur ve kelam konularında bilgi sahibi olan birisi, genelde yabancılardan iktibas edilmiş ya da sözlerinin aynısı aktarılmış şöyle göz atacak olursa ne demek istediğimizi daha iği anlayacaktır. Bu gibi konularda görüş belirtmek için gerekli olmayan bu konuda iyice anlayıp kavramak olduğu hususunda ittifak etmiş gibiler.

Mesela; İslami irfanında "vahdet-i vucud"adıyla meşhur mesele etrafında söylenmedik, yazılmadık bir şey bırakmamış. Ancak, hala söylenmemiş ve açıklamamış bir şey var. O da Vahdet-i Vucud'un olduğu ve İslam irfanında bu görüşün kahramanları olan Muhyiddin Arabi ve Sadr'ul Müteallinin iraziler'in Vahdet'-i Vücud meselesi geliverdi aklıma...

Buradan da bu mezkur konunun ruhunu teşkil eden ve kanun koyucunun maksadını açıklayacak olan beyanlar dışında her şey söylenmemiş her şey yazılmıştı. Söz konusu kanuna duyulan bu gocunmaların, onun, bir"şark mirası"oluşundan kaynaklandığını da hemen belirtelim. Nitekim bu kanun batılıların armağan ettiği bir"garb matahı" olsaydı durum böyle olmayacaktı şüphesiz...

Evet bu kanun eğer batı ülkelerinden gelme olmasaydı hiç kuşkusuz bugün ardarda seminerler düzenlenecek, konferanslar verilecek ve yirminci yüzyılın ikinci yarısını geride bıraktığımız bir dönemde evliliği daima nikahla kısaltmanın şartlarına uygun olmayacağı, günümüz neslinin bunca bağımlılıklar getiren daimi nikah boyunduruğuna girmesinin düşünülmeyeceği, bu neslin serbest yaşamı ve hür olmayı istediği sınır ve şartlarını bizzat belirleyici geçici nikahtan başka bir evliliği kabulünün söz konusu edilmeyeceği yolunda propagandandalar yapılacaktı

Şimdi batının da birtakım sesler duyulmaya ve Bernaratd Rusell gibileri flört evlilik adıyla geçici nikaha benzer bir fikir öne sürmeye başladığına göre muhtemelen meseleye İslam'ın öngördüğünden daha fazla bir ilgi duyulacak, daimi evlilik ikinci plana itilecek. Bu sefer bizlerde gelecekte daimi nikahı müdafaa ve tebliğ mecburiyetinde kalacağız herhalde!...

Şimdi geçici nikahın bir takım kusur ve bozuklukları dinleyelim:
1- Evlilikte, sağlam ve kalıcı bir temel üzerine oturtulmalıdır. Evlilik akdinde bulunan eşler bundan böyle her zaman için birbirlerine ait olduklarını bilmeli ve ayrılma gibi bir düşünce akıllarından geçmemelidir. Bu sebeple geçici nikah, eşler için kalıcı ve bir sağlam sözleşme teşkil etmez" deniliyor.

Evliliğin sağlam ve kalıcı bir temel üzerine kurulması gerektiği yolunda ki görüştüğü yolunda ki görüş tamamen doğru ve yerinde bir tespittir. Ancak bunu bir kusur olarak telakki etmek, geçici nikahın daimi nikah yerine ikame edilmek istenmesi ve daimi evliliğin kötü bir şey olarak gösterilmeye çalışılması halide makuldür.

Geçici nikahın öngörülmesinin sebebi her şart ve durumda insanın ihtiyaçlarına cevap verebilme konusunda daimi bir nikahın tek başına yeterli olmayışıdır. Evliliği daima nikahla kısıtlamak, daha önceden de belirtmiş olduğumuz gibi bireyleri veya geçici ruhbanlığa itecek, ya da cinsel komünizme sürükleyecektir. Daimi nikah yapabilecek imkan ve şartlara sahip bir genç kız ya da erkeğin,geçici nikahla oyalamayacağı zaten açıktır.
2- "Geçici nikah İranlı Şia kadın ve kızlar tarafından rağbet bulmamış ve kadınlar bunu kendilerine hakaret olarak telakki etmişlerdir. Böylece bizzat Şia kamuoyuna dahi bu nikahı yadırgamaktadır.

Bunu sebebi açıktır: Muta'nın kadınlar tarafından nefretle karşılanmasının en önemli nedeni, bir takım şehvetprest erkeklerin bu cevazı kötüye kullanması, ondan su istifade etmiş olmasıdır.

Bunun kanunen engellenmesi gerekir. Mezkur kötüye kullanma hadisesi üzerinde etraflıca duracağız. Bir de, geçici nikahın daimi nikah kadar rağbet görmesini beklemek yanlıştır. Zira geçici nikahın teşri sebebi, taraflardan bir veya, her ikisinin de daima nikaha hazır olmaması yada böyle bir imkana sahip bulunmamasıdır.

3- Geçici nikah kadının haysiyet ve hürmetine ters düşmektedir. Çünkü bu bir nevi insan kiralama ve insan satımına cevaz vermedir. Belli bir meblağ karşılığında vücudunu erkeğin hizmetine sunması, kadının insanlık haysiyetine aykırıdır" deniliyor.
Geçici nikaha getirilen eleştirilerin en tuhafıdır bu...

Bir önce ki makalede belirttiğimiz özellikleriyle, geçici nikahı "kira" ya benzetmek nasıl mümkün olabilirMüddetin sınırlı olması onu evlilik olmaktan çıkarmakta ve kira sözleşmesine mi benzetmektedir Mehri tayinin zaruri olması onun"kiralama" olduğu manasına mı gelir O halde mihir kaldırılacak kadar olursa, kadın, kadın insanlık haysiyetine yeniden mi kavuşmuş mu olacaktırMihir meselesi üzerinde bulunmanın sırlarını öğrenmek, bunun için vücudunu, ruhu ve kişiliğini bütünüyle onlara teslim etmek zorundadır!

Kadının bugünün nasıl bir haysiyet (!)kazandığını görmek için şu gazinolar ve otellere bakmanız yeter. Falanca para babasının cebini şişirmek için az bir ücret karşılığında bütün şeref ve haysiyetini müşterilerin ayakları altına sermek zorundadır!
Kiralık kadın denilen bedbaht, büyük pazarlama şirketlerinin ücretli olan bütün şeref ve şahsiyetini bu satış firmalarının ve tamahlarını tatmin yolunda harcayan mankenlerdir.

Kiralık kadın belli bir müesseseye kazandırabilmek için aldığı uşaklık ücreti karşılığında televizyon ekranlarına çoğu zaman çıkarak vazife gereği binlerce yapmacık harekete tevessül ederek bir malın reklamını yapan kadındır.

Bugün batı diyarlarında kadının güzelliğinin, cinsi cazibesinin, sesinin, sanat ve yaratılıcığının, ruh ve vücudunun kısacası bütünüyle kadınlık şahsiyetinin, Avrupa ve Amerika kapitalizminin hizmetine sunulmuş basit ve hakir bir canlı bir araç haline getirildiğini bilmeyen kalmış mıdır
Ve ne yazık ki siz, bilerek ya da farkında olmaksızın İran'ın iffet sahibi namuslu kadınını böyle bir esarete sürüklemektesiniz!...

Kendi belirleyeceği serbest şartlarla belli bir erkekle geçici bir nikahta bulunan kadın kiralık olarak telakki edilirken bir gece veya düğün toplantısında binlerce erkeğin cinsel duygularını tatmin için onların şehvetli bakışları altında her an gırtlağı çatlayacakmışçasına avaz avaz şarkılar söyleyip ve alacağı üç kuruşluk ücreti düşünerek bin bir şak banlıklarda bulunup taklalar atan bir kadının kiralık sayılmaması anlaşılır gibi değildir.


Erkeklerin kadını bu şekilde kullanmasını yasaklayan kadını bu esaretler konusunda uyararak onu böylesi yollarla rızk teminine tevessül ve bu esaretlere boyun eğmekten men eden İslam mı kadının değerini düşürmüştür, yoksa yirminci yüzyılın ikinci yarısının Avrupa'sımı Bir gün kadın uyanacak ve yirminci yüzyıl erkeğinin onun üzerinde kurduğu gizli açık tuzakları fark ederek bütün bu oyunlara karşı var gücüyle kıyam edip yegane sığınağının, asıl hami ve koruyucusunun ancak Kur'an olduğu o an anlayacaktır.
O günün pek uzak olmadığı da kesin...

Zen-i Ruz dergisi, 85. Sayısının 8. Sayısında" Kiralık kadın "başlığı adı altında Rıza adlı erkek ve Merziye adlı kadınla yapılan röportajda zavallı bir kadının öyküsünden bahsediliyor.

Rızanın allattığına bakılırsa hikaye kadının görücülüğe gitmesiyle başlamış!..Yani 40. Maddelik tasarının ilk uygulamasını bu kadıncağız yapmış bir erkeğe evlenme teklifinde bulunmuş!..

Kadının görücü gitmesiyle başlayan bir hikayenin bundan daha iyi bir sonla bitmez di beklenmemeli zaten!
Ancak Merziye'nin anlattığına göre keyif düşkünü acımasız bir adam, kendisiyle daima nikah kıyıp onu ve çocuklarını himayesi altına alacağını söyleyerek iğfalde bulunmuş. Emelini gerçekleştirdikten sonra bu kadıncağız razı olmadığı halde onunla geçici nikah usul-ü evlendiğini iddia ederek kendisini yüz üstü bırakıp gitmiş.

Eğer bu anlatılanlar doğruysa nikah akdi zaten batıldır. Çünkü (şehvetperest) bir erkek şer'i ve örfi kurallardan tamamen bir kadını aldatmış ve iğfalde bulunmuştur, dolayısıyla kanunen cezalandırılması gerekir. Ancak Rıza gibileri cezalandırılmadan önce eğitilmeli sonra Merziye gibileri uyandırılıp bilinçlendirilmelidir.

Zen-i Ruz dergisi, bir erkeğin acımasızlığıyla (şehvetperstliğiğle) bir kadının gaflet ve cehaletinden kaynaklanan bir cinayetin suçunu kanuna yüklemeye çalışmakta ve Rızayı haklıymış gibi göstererek, akabinde kanunu itham etmektedir.

Geçici nikahla ilgili kanun olmasaydı acımasız(şehvetperest)Rıza saf ve cahil Merziye'yi rahat mı bırakacaktı acaba Kadın ve erkeği eğitime ve bilinçlendirme mesuliyetinden neden kaçıyorsunuz.Kadınla erkeğin şer'i hak ve vazifelerini niçin gizliyorsunuz Ne diye kadınları aldatma yoluna giderek onların yegane koruyucusu ve kurtuluş ümitleri olan bir kanunun kadının düşmanıymış gibi gösterip biricik sığınaklarını kendi elleriyle yıktırmaya çalışıyorsunuz!

Geçici Nikah ve Çok Kadınla evlilik "Geçici nikah bir nevi çok kadınlı evliliğe izin vermektir. Çok kadınlılık köyü bir şeydir. Netice geçici nikahın da kötü olduğu sonucu çıkar ortaya deniliyor."


GEÇİCİ NİKAHTA EVLATLARIN DURUMU


5- Eleştirilerden biri de, geçici nikahın sürekli olmaması sebebiyle ileride dünyaya gelecek çocuklar için uygun olmayacak bir aile yuvasına yol açacağı şeklinde. Doğacak çocukların sahipsiz olması, kendilerini seven bir baba ve yuvasına bağlı bir annede mahrum kalması, geçici nikahın getireceği kaçınılmaz(kötü ) sonuçlardanmış.

Zen Ruz dergisinin üzerinden en fazla durduğu bir eleştiri noktalarından biridir bu. Ancak buraya kadar yaptığımız açıklamalardan sonra bu konunun da aşıklığa kavuşmuş olduğunu sanıyoruz. Geçen sayıda makalemiz de geçici nikahı daimi nikah arasında ki farklardan birinin de çocuk yapmayla ilgili olduğunu hatırlatmıştık.

Daimi nikahta eşlerden hiç biri, diğerinin rızası olmaksızın çocuk yapma mesuliyetinden kendisini soyutlamaz. Geçici nikahta ise her iki tarafta bu konuda serbesttir. Geçici nikahta kadın erkeğin kendisiyle temasta bulunmasını engelleme hakkına sahip değildir;ancak erkeğin bu hakkını muhafaza kaydıyla hamilelikten korunabilir. Günümüzde doğum kontrolü araçlarıyla bu mesele halledilmiştir.

Buna göre geçici nikahta eşler çocuk yapmakta ister ve onun eğitim, terbiye ve bakımını üstlenmeyi kabullenirse çocuk yapabilirler. Doğal duygular bakımından daimi zevceden doğacak çocuklar la önceden dünyaya gelecek çocuklar arasında hiç bir fark olmayacağı acıktır.

Kaldı ki anne ve babanın bu vazifesinden kaçınması halinde kanun müdahale eder ve talak durumunda olduğu gibi, çocukların haklarının olmasını ve içgüdülerini teskini maksadıyla nikaha baş vururlarsa bu durumda elbette doğum kontrol tedbirleri alacak ve çocuk yapmaya bilmeyeceklerdir.

Bilindiği üzere kilise inancı, gebeliği engellemeye çalışmanın meşru olmadığını söyler ve doğum kontrolüne izin vermez Ancak İslam'da durum farklıdır, eşlerin başlangıcından itibaren gebeliği önlemesinin İslam nazarında hiç bir sakıncası yoktur. Fakat cenin meydana geldikten sonra ve hamilelik başladıktan sonra İslam hiç bir suretle onun yok edilmesine izin vermez.

Şia fukuhası daima nikahtan maksadın neslin devamı olduğunu, geçici nikahlınınsa daha ziyade iç güdülerinin teskinine yönelik bulunduğunu söylerken bu manayı kastetmektedirler işte.


ELEŞTİRİLER


40 maddelik yasa tasarısının yazarı Zen-i Ruz dergisinin 87. Sayısında geçici nikahı eleştirerek şöyle diyor:"Geçici nikah meselesi öğlesine üzücü bir konu ki evlenmeyle ilgili kanunları yazanlar dahi bunu geçmişte anlamamış bunu şerh edememişler. Yaptıkları iş kendilerini rahatsız etmiş olacak ki görüşümüz konumuz olabilmek maksadıyla 1075,1076,1077.

Kanun maddeleri gereğince bir dizi kelimeleri yan yana koyup bir takım ifadelerle bu işi baştan savmışlar. Mut'a (geçici nikah) ile ilgili kanun maddelerini yazıp düzenleyenler bu işi o kadar gönülsüzce ve rahatsızlık duyarak yapmışlar ki, mezkur nikahla ilgili bir tarif ve nikahın şartları ve protokolün gösterecek herhangi bir açıklamada dahi bulunmamışlar.

Yazar bunları söyledikten sonra medeni kanunundaki bu eksikliği bizzat giderme zahmetine katlanıyor, Mut'a nikahını tarif ederek şöyle diyor: Mut'a nikahı kadının belli bir ücret karşılığında bir kaç dakika veya bir kaç saatliğine de olsa muayyen bir müddet için erkeğin cinsel arzularını tatmin etmek ve şehveti gidermek maksadıyla kendisini ona teslim etmesidir."
Sonra şöyle devam ediyor:

"Şia fıkıh kitaplarında, söz konusu nikahın geçerli olabilmesi için Arapça söylenmesi gereken bir takım ifadelerden söz edilir, halbu ki medeni kanunda bu ifadelere rastlanmıyor. Demek ki söz konusu maksada belli bir ücret karşılığında kiralanan delalet eden başka bir ifadede Arapça olma dahi kanun yapılabileceği koyucu tarafından zımnen kabul edilmiş. Yukarıdaki ifadelerden anlaşılacağı üzere yazara göre:

A) Medeni Kanun, Mut'a nikahının tanımını vermemiş ve şartlarının ne olduğunu açıklamamıştır.

B) Mut'a nikahı belli bir ücret karşılığında kadının bir erkek tarafından kiralanmasıdır.

C) Kanun koyucuya göre kadının kiralandığına delalet eden her cümle ve ifade, mut'a nikahının geçerlilik ve kabulü için kafidir.

Sayın yazardan ricam, Medeni Kanunu bir kez daha okunması dikkatle mütaala etmesidir. Zen-u Ruz dergisi okuyucularından da aynı şeyi tavsiye ederim Medeni kanunun bir nüshasını bulup okusunlar ve aşağıda ki bölümleri dikkatle gözden geçiriversinler:Birinci nikahın geçici olması için belli bir süre için akde edilmesi gerektiğine dairdir.

İkincisi geçici nikahın süresi mutlaka belirlenmelidir, der. Üçüncüsü de, geçici nikahın mehir ve mirasla ilgili hükümlerinin miras ve mehir konuları ilgili fasıllarda belirtilen hükümlerle belli olduğudur.

40 önerinin yazarı, nikah kanunun başından itibaren beş fasılada belirtilen bütün hükümlerin yalnızca daimi nikahla ilgili olduğunu ve mut'a nikahı konusunda bu üç maddeden başka bir hüküm bulunmağını zannetmişler. ...1069. maddede olduğu gibi daimi nikaha mahsus olduğu belirtilen maddeler ve boşanmayla ilgili hükümler dışında bu beş fasılada geçen bütün hükümlerin hem daimi nikahı hem de geçici nikahı kapsadığını fark edememişler tabii....

Mesela evlenme kasdını sarih bir şekilde ortaya koyan hafızlarla ifade edilen "icab" ve "kabul" gereğince nikahı kıyılmış olur " şeklinde geçen 1062 madde sadece daimi nikaha münhasır değil, her ikisine aittir.

Keza akd, akid evlenme akdini imzalayan taraf ve eşler huzurunda zikredilen şartlarda yine her iki nikahı kapsar. Mut'a nikahının Medeni kanunda tarif edilmiş olmaması ise böyle bir tarife gerek duymuş olmamasındandır. Nitekim medeni kanun, daimi evliliği de tarif etmemiş ve böyle bir şeye hacet duymamıştır.

Evlilik ve karı koca alma vakıasına sarihen delalet eden her ifade ve tabir, Medeni kanun nazarında nikah akdinin kabulü için kafi görülmüştür ki hem geçici, hem daimi, akd için geçerli bir durumdur bu Ancak mübadele alışveriş ve kira gibi evlilik dışında bir mana verecek ifadeler, ister geçici ister, daimi nikahta olsun, akdin geçerliliği için kafi değildir.

Kanunun gerçek uzmanları olan bir grup muhterem hakim adliyelerde çoktur. Medeni kanun yukarıda yöneltilen bu eleştirilerin yerinde olduğu teşhisinde bulunursa, şimdiden itibaren Zen-i Ruz dergisinde yazılacakları eleştirmekten vaz geçeceğini taahhid ederim.


GEÇİCİ NİKAH VE HAREM SARAY MESELESİ


Batı dünyasında batılılar aleyhinde kullanılıp sık sık yüzüne çarptığı ve hakkında öteden beri filmler yapıp tiyatrolara konu edilen mevzuların birinde maalesef pek çok örneği bulunan harem saray meselesidir.

Doğu dünyasına mensup bazı hulefa ve sultanların yaşama tarzı bu maceraya tam bir örnek teşkil etmekte. Harem saraylar kurma hadisesi doğulu erkeğin şehvetlerini tatmin ve nefsani isteklerine bağımlılığının simgesi olarak kabul edilmektedir.

Deniliyor ki: Geçici nikaha cevaz vermek, zımnen haramsaray kurulmasına da müsaade etmek manasına gelir ki, bu da batı karşısında için utanç verici bir hadise ve önemli bir zaaf noktasıdır.

Bunun da ötesinde, şekli ne olursa olsun, ahlaka, terakkiye aykırı ve ahlaki çöküşe sebep olan şehvetprestlik ve nefse kulluğu caiz görmektedir bu.
Aynı ifadeleri, çok kadınlı evlilik konusunda da kullananlar var. Bu düşüncede olanlar, çok kadınlı evliliğe izin verilmiş olmasını, harem saraylar kurmayı meşru görmek şeklinde yorumlamaktalar.

Bu konuya ileride değineceğimizi hatırlatarak geçici nikah mevzulu bahsimizi sürdürüyoruz.Bu meseleye iki açıdan yaklaşmak gerekir: Birincisi: Harem sarayların ortaya çıkmasına sebep olan içtimai unsurların neler olduğudur. Doğu ülkelerinde harem sarayların kurulması hadisesinde geçici nikahla ilgili kanun maddelerinin bir etkisi olmuş mudur, olmamış mıdır.

İkincisi: Geçici nikah kanununun teşri maksadı bazı erkeklerin şehvetlerini tatmin ve nefsani arzularını gidermek için harem saraylar kurabilmesine yardımcı olacak bir vesileye sahip olmalarını sağlamak mıdır