İSLAM'DA ÇOCUK VE TERBİYESİ
 



Konularin Devami


İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur: "Her durumda ilim öğrenmek farzdır."(315)

Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki: "İlim öğrenmek bütün müslüman erkek ve kadına farzdır."(316)

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Eğer insanlar ilmin faydalarını bilseydiler canlarını tehlikeye atmak veya ilim öğrenmek için denizin o tarafına yolculuk etmek zorunda kalsalardı bile onu ele getirmek için çaba harcarlardı."(317)

Resul-i Ekrem (s.a.a) buyuruyor ki: "Eğer bir gün geçer de o günde benim ilim ve bilgime bir şey artmazsa, o gün benim için mübarek bir gün değildir."(318)

Anne ve babanın ilk vazifesi, çocuklarını ilim öğremek için okula göndermektir. İslam da bu konuya önem göstermiş ve emretmiştir. Örneğin:

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur: "Çocuk yedi yıl oyun oynar, yedi yıl ders okur ve yedi yıl helal ve haramı öğrenir."(319)

Resul-i Ekrem (s.a.a) buyuruyor ki: "Çocuğun baba üzerinde üç hakkı vardır. Birincisi: Ona iyi bir isim takması. İkincisi: Okuma ve yazmayı ona öğretmesi. Üçüncüsü: büyüdüğü zaman onu evlendirmesidir."(320)

Resulullah (s.a.a) yine şöyle buyurur: "Çocuğu okula gönderip öğretmeni ona Bismillah'ı öğrettiği zaman, Allah Teala çocuğu, annesini ve babasını cehennem ateşinden kurtarır."(321)

Resul-i Ekrem (s.a.a) bir yerde de şöyle buyurur: "Babalarının ahir zaman çocuklarının vay haline! Müslüman oldukları halde dinin farzşaromo çocuklarına öğretmezler."(322)

Anne ve babanın ikinci vazifesi şudur: Çocuklarını öyle bir şekilde eğitmeliler ki ilime, bilime, kitap okumaya, tartışma ve meraklanmaya ilgi göstermeliler. Kitapa ilgi göstermek anadan doğma değildir. Evin durumu ve anne ve babanın davranış ve sözlerinin bu konuda büyük bir etkisi vardır.

Bu işe ilgi gösteren anne ve babanın kendilerinin de kitap okuma ve mutalaa ehli olmaları ve bilime ilgi göstermeleri gerekir. Ev ortamları bilgi ve kitap ortamı olması gerekir. Söz ve amelleriyle çocuklarını kitap okumaya teşvik etmeleri gerekir. Bu işe küçüklükten ve çocuklar okula gitmeden önce başlamak daha iyidir.

Önce, çocuklar için kitap okumalılar. Yani, kolay, kısa ve anlaması rahat olan tatlı ve resimli hikaye kitapları alınmalı ve ondan sonra anne, baba veya büyük kız ve erkek kardeşin her gün bu kitabın bir bölümünü yavaş yavaş küçük çocuğa okumaları gerekir. Eğer resimliyse konuyu resimlerle bütünleştirmek daha iyidir.

Daha sonra çocuktan, o hikayenin özetini anlatması ve kısa şiiri varsa onu ezberlemesi istenir. Ama bu işte acele etmemeli, ileri gidilmemeli ve çocuğun kabiliyet ve isteğine göre istenmelidir, fazla değil. Aksi durumda, çocuk ilk başından kitap okumaktan nefret edebilir.

Bu işi çocuğun kendisi kitap okuyabilinceye kadar devam ettirmeli, ondan sonra, kitabı çocuğun kendisi okumalı, anne ve babası da onu dinlemelidir. Bazen kitabın konuları hakkında çocukla tartışabilirler. Bu iş, çocuğun kendisi kitap okumaya ilgi gösterip kitap okuyuncaya kadar devam ettirilmelidir. Burada, anne ve babaya bazı noktarı hatırlatmakta yarar var:

1- Çocuklar hikayeleri sever ve konularını iyi anlarlar. Ama genel konuları iyi anlayamazlar ve onlara fazla ilgi göstermezler. Dolayısıyla, mümkünse çocuklar için daha çok hikaye kitapları seçilmelidir.

2- Her çocuğun, kendisine özgü bir şahsiyeti vardır ve herkes yetenek ve ilgi bakımından bir değildir. Çeşitli yaşlarda da bu yetenek değişmektedir.

Dolayısıyla, anne ve baba, çocuklarını tanımalı, onların özel istek ve yeteneklerini bilmeli ve ona göre çocuğa kitap vermeli, zor ve yorucu konuları çocuklara yüklemekten kaçınmalıdır. Çünkü böyle bir iş çocuğu kitap okumaktan bıktırabilir.

3- Çocuk geliştiği ve kitap onda derin etkiler bırakacağı için, ona her türlü kitabın verilmesi doğru değildir. Anne ve baba, o kitabı daha önce okumalı, konularının doğru olduğuna emin olmalı veya güvendikleri birisinin tavsiyesiyle kitap alarak çocuklara verilmelidir. Çocuk, kötü bir kitap okursa, bünyesinde kötü etkiler bırakabilir. Bu durumda onu yeniden eğitmek ve terbiye etmek çok zor olacaktır.

4- Çocuklar ölüm, cinayet, hırsızlık ve hıyanetten bahseden polis ve cinayet romanlarına ilgi gösterirler. Ama bu kitaplar, çocuklara ölüm, cinayet ve hırsızlığı öğretmekle kalmaz, onların ruhsal sağlıklarına ve rahatlıklarına da darbe indirir. Aynı şekilde, tahrik edici cinsel kitapların da çocuklara zararı vardır. Çünkü bu iş onların cinsel güdülerinin erken uyanmasına ve kötü vadilere sürüklenmelerine sebep olabilir.

....Hatıralarında şöyle yazıyor: Beni çok seven bir anneannem vardı. Geceler onun yanında uyuyordum ve bana hikaye anlatmasını rica ediyordum. Her akşam, uykum gelinceye kadar bana hikaye anlatırdı. Böcekteyze ve diğer korkulu hikayeleri anlatırdı. Bu heyecanli hikayeler, benim ruhumda çok etki bırakıyordu. İçimi kin alıyordu. Farebeyi, yitiren böcekteyze için ağlar ve üzülürdüm. Bu dert ve üzüntüyle uykuya dalardım ve bu kötü düşünceleri uykumda da takip ederdim. Ben bu boş hikayeleri ve heyecanlı öyküleri çok severdim; ama, ruhum hassas ve perişan ederdi. Korkak ve cesaretsiz olarak büyümüştüm. Yalnızlıktan korkardım. Üzülürdüm. Sinirliydim ve çabuk bozulurdum. Istıraplı ve tedirgindim. Bu durum, şimdiye kadar az-çok üzerimde kalmıştır. Keşke anne ve babalar, bu yalan ve heyecanlı hikayeleri çocuklara anlatmasaydılar ve hiç okumasaydılar. Ben böyle hikayeleri kendi çocuklarıma okumamaya karar verdim. Genelde Kur'an öykülerinden ve gerçek hikayelerden istifade ediyorum.

5- Kitap okumaktan asıl maksat vakit geçirmek değil, konuları anlamak ve onlardan faydalanmaktır. Önemli olan, çocuğun ne kadar kitap okuduğu değil, nasıl okuduğudur. Acaba, okuduğu yerleri dikkatle ve anlayarak mı geçmiş yoksa hiç anlamamış mı? Bu konuyu anne ve babanın çok dikkatle izlemeleri gerekir.

Bazı zamanlar, çocuğa kitabın konusunu sorup konularının doğruluğu ve yanlışlığı hakkında görüşlerini istesinler. Ondan, bu konulardan ne gibi sonuçlar aldığını ve nelerinin ona faydalı olduğunu sorsunlar.

6- Çocuklar, efsane ve hayretengiz yalanlarla dolu kitaplara da ilgi duyar. Bazı bilginler de çocukların bu ilgisinden tarafarlık etmişler ve bunun çocukların hayal gücünü geliştirdiğini savunmuşlardır. Ama, bence efsaneler ve gerçek dışı hikayeler, çocukları yalan uydurmaya alıştırır ve hakikati olmayan ve yalan fikirleri onların kafasına sokar. Onu, hakikatlerden uzaklaştırıp hayal kurmağa ve yersiz beklentilere teşvik eder. Büyüdüğü zaman da, isteklerinin gerçek olmayan yollarla yapılmasını ister.

7- Evet, çocuklar hikaye kitaplarını başka şeylerden daha çok severler, ama sadece hikaye okumaya alışması da yanlıştır. Bazen de dakik ilmî konuları anlamaya hazır olsun ve ilmî kitapları okumaya alışsın diye okuması için ona yararlı ve kolay ilmî, ahlakî ve toplumsal kitapları da vermek gerekir.

8- Çocukların, sadece hikaye kitaplarını sevdikleri de doğru değildir. Seçkin şahısların, doğru ve kahraman insanların öyküleri de çocukların dikkatini çeker ve bu kitapları okuyarak onları kendilerine örnek edinirler. Böyle kitapları okumak, çocuklara hem lezzetli ve hem de faydalıdır.
Kusurlu çocuklar

Bazı çocuklar kusurlu olarak dünayaya gelirler ya da bazı olaylar sonucu sonradan vücutlarında bir eksiklik medana gelir. Kör, şaşı, sağır, lal, felec, çolak ve dudağı yarık kimseler az değildir. Çocukların çoğu uzuv noksanlığı olmadığı halde düzenli bir vücuda ve iyi bir güzelliğe sahip değillerdir. Siyah, sarı renkli, zayıf, çok kısa, çok şişman, çok uzun, büyük burunlu, kalın dudaklı, küçük gözlü ya da büyük dişlidirler. Böyle kimselerin kusurları olmadığı halde başkalarının kemal ve güzelliğinden de az faydalanmaktadırlar.

Bunların bir suçu yoktur. Allah Teala, onları bu şekilde yaratmıştır ve yaratılış düzeninde her şey güzel ve yerindedir. Noksan anlayışımızla ve kendi beğenimizle her şeyi güzel ve çirkin eden ve bir kısım eşyaları çirkin sayan bizleriz.

Kusurlu ve noksan kimseler, kendi eksikliklerinin farkına vardıkları için her zaman azap ve zorluk içerisindedirler. Kendilerinde küçüklük, zayıflık ve horluk hissetmektedirler. Bu hissin karşısında durulmazsa, aksine tastiklenip talkin edilirse tahkir, kendisini zayıf ve hor görme ukdesine neden olur. Tahkir ukdesine sahip olan kimseler, kendini, şahsiyet ve varlıklarını kaybeder kendilerini liyakatsiz, zavallı ve zayıf sayar, iş ve görevlerden kaçar, kendilerini kaybeder, zillet ve bedbahtlığa teslim olurlar. Bazı zamanlar varlık ve şahsiyetlerini ortaya koymak bildirmek için adam öldürür ve cinayet işlerler.

Kusurlu kimselere acımak gerekir. Onların kusurlarını tamamen görmezlikten gelmek insanların vazifesidir. Onlara karşı davranışlarının, başkalarıyla farketmemesi gerekir. İster kasıtlı olsun, ister şakayla onların kusurlarından bahsedilmemelidir. Alay ederek, gülerek ve iftira edere onların zarif ruhlarını yaralamamak gerekir. Kutlu İslam dini kusur aramayı, alayetmeyi, azarlama, çıkışma ve kınamayı büyük günahlardan saymış ve haram bilmiştir. Dinimiz bu konuya o kadar önem göstermiştir ki bu hususta izleyicilerine: Kusurlu kimselerin kendi kusurlarının farkına varmasına sebep olacak bir iş yapmayın." buyuruyor.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: "Tutulmuş ve cüzzam kimselere fazla bakmayın, çünkü sizin bakışlarınız onların üzülüp kederlenmesine neden olabilir."(323)

Ayrıca, böyle kimselere sevgi göstermek, can yakmak ve bu şekilde onların tahkir edilme hislerini azaltmak ve şahsiyetlerini diriltmek müslümanların görevidir.

Böyle çocukların anne ve babalarının da ağır vazifeleri vardır. Kusurlu kimselerin de mükemmelleşmeye ve gelişmeye yetenekleri olduğuna dikkat edilmelidir. Eğer, onların yetenekleri araştırılır ve başka güçleri de teyid ve takviye edilirse, bir bilim veya meslek dalında ihtisas kazanmaları ve bu şekilde kusurlarını telafi etmeleri ve toplumda seçkin bir makama erişmeleri mümkündür. Bir çok kusurlu kimseler vardır ki, ciddiyet ve çalışma neticesinde büyük makamlara yetişmiş ve kusurları görünmez hale gelmiştir.

Anne ve babalar, çocuklarının kusurlarını görmemezlikten gelmeli, hatta şaka ya da üzüntülerini belirtmek mahiyetinde veya sinirli ve öfkeli oldukları hallerde bile onların kusurlarından bahsetmemelidirler. Onlarla karşı davranışları farklı olmamalıdır. Eğer çocukların kendileri, bu kusurları hakkında üzüntülerini belirtirlerse o kusuru küçük ve önemsiz saymaları ve diğer taraftan da başka yeteneklerini hatırlatarak onları övüp tarif taktir etmeleri gerekir.

Çocuklarının hangi işe yetenekleri olduğunu tam olarak araştırıp bulmak ve bu konu hakkında profesyonel kimselerle konuşmak, sonra çocuğu o hedefe aydınlatmak ve bu konuda ona yardımcı olup teşvik etmek bütün anne ve babaların vazifesidir.

Eğer anne ve baba bu konuya birazcık önem gösterecek olurlarsa hem kusurlu çocuklarına ve hem de topluma en büyük hizmeti yapmış olurlar. Böyle bir şahıs, kendi şahsiyetini yeniden bularak Allah'ın verdiği yeteneklerden gerekli istifadeyi edebilir ve toplumda değerli bir makama erişebilir.

... Hatıralarında şöyle yazıyor: Arkadaşlarımdan birisi hayatını şöyle anlatmakta: Onüç yaşımda çatıdan aşağı düştüm. Omurga kemiğimin hasar görmesi sonucu sakat oldum. Bir müddet hastanede tedavi altında kaldım. Acı çektiğim halde sonraları en güzel günlerimi hastanede geçirdiğimi anladım. Hastaneden çıkıp eve ayak bastığım zaman, anne ve babamın, bana iki eski düşman gibi baktıklarını gördüm. Diyorlardı ki: "Sen bize utanç sebebisin. Haysiyetimizi beş para ettin. Biz, insanlara sakat bir kızımız olduğunu nasıl söyleriz. Sen her zaman bize yük olacak ve evde kalacaksın." Onlar derdime ortak olmak yerine, gece-gündüz böyle şöyler söylüyorlardı. Tedirgin ruhumu daha da yaralıyorlardı. Onlar benim bir kabahatım olmadığını düşünmüyorlardı. Bu zor yaşamdan kurtulmak için günde yüz defa Allah'tan ölümümü istiyordum. O sakat ayaklarımla evde çalışıp çabalıyordum; ama, kimse bana ilgi göstermiyordu. Beni asla kendi çocukları saymiyorlardı. Gençliğimin en güzel zamanlarını hüzün ve kederle geçirdim. Onbeş yaşımda iken, elli yaşındaki bir kadın gibi görünüyordum. Annem ve babam birbirlerinin peşinden öldüler. Kız ve erkek kardeşlerim de küçüklükten beri benden nefret ediyorlar ve halimi sormuyorladı. Bu durum, kendime iyi yürekli bir eş buluncaya kadar devam etti. Eşim bana sevi ve ilgi gösteriyordu. Ben o zamana kadar sevgi ve ilgi görmemiştim; ondan sonra durumum zamanla iyiye doğru gitti ve bir kaza sonucu tamamen iyileştim. Hatta şimdi Allah bana bir çocuk vermiş ve sağlıkla yaşamımı sürdürmekteyim.


Bedensel tembihler


Anne ve babaların çoğu, çocuklarının eğitimi için bedensel tembihleri faydalı ve gerekli biliyorlar. Bu görüşün, müdür ve öğretmenler arasındada pek çok taraftarı var. Halk arasında, "Yaş çubuk olmadıkça inek ve eşek emir altına girmezler", "Öğretmenin sistemi babanın sevgisinden daha iyidir" sözleri yaygındır.

Bu görüşün geçmiş zamanlarda da taraftarı fazla olup her yerde uygulanıyordu. Okulun gerekli eşyalarından birisi de sopa, falaka, zincir ve kırbaç idi. Çocuklarının eğitimini seven anne ve babalar onları dövmekten kaçınmıyorlardı. Ama bilim adamları, özellikle çocuk psikologları bu programı zararlı bilip yasaklamaktadırlar. Dünyanın gelişmiş ve çağdaş ülkelerinde bedensel tembihler hemen hemen yasaklanmış, bu konuda bazı kanunlar onaylanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bilginler diyorlar ki: Bedensel tembihler çocukları eğitmez. Görünüşte biraz etki bıraktığı sanılabilir; ama hakikatte telafi edilemeyecek zaraları da kapsamaktadır. Örneğin:

1- Çocuk dayak yemekle, zorbalık karşısında niye ve neden demeden boyun eğmeye alışır. "Zorbalık ve sitem her zaman kazanır, sinirlendiğin zaman korkma, vur" mantığına alışkanlık kazanır. Anne ve baba, daykla çocuklarına vahşi orman kanunlarını öğretmektedirler.

2- Dayak yiyen çocuk anne ve babasına karşı kin besler ve genellikle bu kini ömür boyu unutmaz. Bunun karşısında aksi tepki göstermesi, tuğyan etmesi ve başkaldırması mümkündür.

3- Çocuğu korkak ve ürkek yetiştirir. Dayakla çocuğun sahşiyeti kırılır, ruhî dengesi bozulur, sinir ve psikolojik hastalıklara yakalanır.

4- Bedensel tembihler genellikle çocuğu terbiye etmeyip onda ıslah olma eğilimini oluşturmamaktadır. Kırbaç ve dayak korkusuyla kötü işleri terkedip başkalarının yanında yapmaması, ama, gerçekte kötü alışkanlıklarının ıslah olmaması ve içinde kalıp ileride şekillerde ortaya çıkması mümkündür.

Adamın birisi şöyle diyor: Oniki yaşındaki oğlum, annesinin çekmecesinden paralarını götürmüştü. Ben de onu bu kötü işi yüzünden kırbaçla cezalandırdım. Ondan sonra çekmeceye yaklaşmaktan korkuyordu. Evet, doğruydu ve çocuk artık çekmeceden para almıyordu. Babası da bu açıdan hedefine ulaşmıştı. Ama mesele o kadar kolay değildi. Bu olayın uzun hikayesi var. Bir müddet sonra çocuğun araba kirasını vermeden kaçtığı, annesini kandırmağa kalktığı ve eve alınacak malzemelerin parasından çaldığı ve hatta arkadaşlarının da parasını çaldığı ortaya çıktı. Dayak, çocuğun bu işi bir daha yapmamasına neden oldu, ama işin aslı ortadan kalkmadı.(324)

Bilginlerden biri şöle yazıyor: Kararsız ve dayak yemiş çocuklardan ya işsiz gevşek ve zayıf insanlar türemekte ya da ömür boyu perişan çocuklarının intikamını almak isteyen zorba ve kabadayı insanlar türemektedir.(325)

Rasil şöyle yazıyor: Bence bedensel tembih hiç bir koşulda doğru değildir.(326)

Bilginlerden biri de yazıyor ki: Çocuklarınızı bedensel tembih uygulamadan yetiştirmeyi öğreniniz.(327)

İslam da bedensel tembihi zararlı bilmiş ve reddetmiştir.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur: "Akıllı insan edeple öğüt alır. Dayaktan başka bir şeyle terbiye edilemiyenler hayvanlardır."(328)

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: "Her kim başkasına bir kırbaç vurursa Allah da ona ateşten bir kırbaç vuracaktır."(329)

Resulullah (s.a.a) ise bu konuda şöyle buyurur: "Terbiye ve öğretimde yumuşaklık gösteriniz ve sıkı tutmayınız. Çünkü bilgin öğretmen sıkı tutandan daha iyidir."(330)

Birisi şöyle der: Oğlum hakkında İmam Musa b. Cafer'e (a.s) yakındığımda İmam , "Ona dayak atma, ondan uzaklaş, ama uzaklaşman ve küsmen fazla çekmesin" buyurdu.(331)

Her durumda bedensel tembihler terbiye yollarının en tehlikelisidir ve mümkün olduğu kadar ondan kaçınmak gerekir. Eğer başka yol etkili olmaz ve dayaktan başka bir yol kalmazsa gerekli olduğu kadar ondan istifade edilebilir. Bu şartla İslam da dayağa izin vermiştir. Örneğin:

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur: "Çocuklarınızı altı yaşından itibaren namaz kılmağa zorlayın. Eğer nasihat ve öğüt etki etmezse yedi yaşından itibaren onları dayakla namaz kılmaya zorlayın."(332)

Başka bir hadiste İmam Sadık veya İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: "Çocuğunuz dokuz yaşına yetiştikten sonra ona abdest almayı öğretin ve abdest alıp namaz kılmaya zorlayın; eğer itaat etmezse onu dayakla namaz kılmaya zorlayın."(333)

Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: "Hizmetçin Allah'a itaat etmezse onu vur ve eğer sana itaat etmezse onu bağışla."(334)

Emir-ul Mü'minin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Kendi çocuğunu edeplendirdiğin şeyle yetimi de edeplendir ve çocuğunun eğitimi için dayaktan yararlandığın yerde yetim için de dayaktan yararlan."(335)

Adamın biri Resulullah'ın huzuruna çıkarak, eğitmini üstlendiğim yetim bir çocuk var. Acaba terbiye için onu dövebilir miyim? diye arzetmesi üzerine Resulullah (s.a.a), "Kendi çocuğunu terbiye için dövebileceğin yerde yetime de terbiye için dayak atabilirsin" buyurdu.(336)

Ama her durumda gerekmedikçe bu hassas ve tehlikeli yöntemden istifade edilmememli, hatta gerektiği yerlerde de ihtiyat edilmelidir. Tembih çeşidi ve gerekli miktarı da hespalı ve ölçülü olmalıdır.

Adamın biri Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna gelerek, ailem bana itaat etmiyor; hangi yöntemden faydalanmalıyım? diye arzedince Resulullah (s.a.a), "Onları bağışla" buyurdu. Adam ikinci ve üçüncü defa da aynı soruyu tekrarladı. Resulullah (s.a.a) aynı cevabı verdikten sonra şöyle buyurdu: "Eğer onları cezalandırmak istersen cezalandırmanın onların hatasından fazla olmamasına dikkat et ve yüze vurmaktan da kaçın."(337)

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: "Çocuk ve hizmetçiyi cezalandırmak gerekli olduğu zaman beş veya altı darbeden fazla olmamalı ve çok sert de vurmayın."(338)

Başkalarının yanında tembih edilmemesine dikkat edin. Aksi durumda çocuğun ruhunda ömür boyu unutamayacağı çok kötü etkiler bırakır.

Dayak İslam'da onun için diyet ve ceza belirtilen hadde ulaşmamalıdır. İslam'da, eğer birisi dayakla başkasının yüzünü siyah ederse vuran kimsenin o adama altı dinar vermesi, eğer yeşil olursa üç dinar ve eğer morarırsa birbuçuk dinar vermesi gerektiği belirtilmiştir.(339)

Anne ve babanın deliler gibi zavallı çocuğun canına düşmeye, yumruk ve tekme altına almaya, zincir ve sopayla vücudunu karartmaya hakları yoktur.

Her durumda, İslam dini bedensel tembihi gerektiğinde faydalı saymış ve hatta ona emretmiştir. Çünkü başıboşluk ve mutlak serbestliğin genellikle iyi sonuçlar vermediği bilinmektedir. Batının başıboş genç ve çocuklarını ortaya çıkaran işte bu başı boşluk ve mutlak serbestliklerdir.


Bedensel olmayan tembİhler


Anne ve babaların, çoğu çocuklarının eğitimi için bedensel olmayan tembihlerden istifade etmektedirler. Mesela çocuğu karanlık bir odaya, bodruma, ambar veya evin sandığına ve hatta tuvalete kapatırlar. Bazen de küfreder, sert çıkışır ve kızarlar. Elbette bunlara benzer vahşice tembihlerin zararının bedensel tembihlerden daha az olmadığında tereddüt etmemek gerek.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur: "Çoğu sözler hamleden daha serttir."(340)

Belki de bu tembihler daha zararlıdır. Bu şekildeki tembihler çocuğun şahsiyetini sarsıp korku ve ıstıraba sebep olmaktadır. Bir yere kapatılan çocuğun, korkması sonucu sinirlerinin zayıflaması, ıstırap ve heyecana kapılması ve ömür boyu onun etkilerinden kurtulamaması çokça rastlanılan şeylerdir. Bazen korkudan kalp krizi geçirdiği de olmuştur. Bunun için anne ve babaların gerçekten bu tembihlerden uzak durmaları gerekir. Küfür etme ve kötü söyler söylemek haram olduğu gibi çocuğa kötü şeyler öğretir ve onu da bu kötü şeyleri yapmaya alıştırır.

Ama bazı bedensel olmayan tembihlerin bu zararları yoktur. Çocuktan küsme, onu gezi ve dinlenmeden mahrum etmek, misafirliğe ve yokuluğa götürmemek, bir öğün yemek veya meyveden mahrum etmek, harçlığını vermemek veya azaltmak, oyuna bırakmamak, ödev veya bazı ev işlerini yaptırmak ve buna benzer onlarca kolay ve tehlikesiz tembihler. Çoğu anne ve babaların çocuklarını cezalandırmak için böyle tembihlerden istifade ederler. Bu tembihler okullarda da az-çok yaygındır. Bu tembihler akıllıca ve doğru bir şekilde istifade edilirse çocukların eğitim ve terbiyesinde faydalı olmasıyla birlikte pek fazla zararı da yoktur. Tembihin eksikliği şudur: Genellikle çocuğun içten ve hakikaten ıslahına faydalı değildir; onda ıslaha karşı bir istek uyandırmaz. Tembihten korktuğu için görünüşte kötü iş yapmaktan kaçınması mümkündür. Ama kusuru kökten ıslah etmez, aksine, kusuru olduğu gibi içinde kalır ve başka bir yerde ortaya çıkıverir. Hatta tembih korkusundan karşısındakini kandırmaya, yalan söylmeye ve gösterişe başvurabilir. Ama her durumda bu tembihler yaygın olarak yapılmaktadır ve bir çaresi de yoktur. Bunlardan daha iyi istifade edilmesi için bazı noktaları hatırlatmakta yarar var:

1- Tembih ölçülü ve hesaplı olmalıdır. Gerektiğinden dışarı çıkılmamalıdır ve işlenen hatadan ağır olmamalıdır. Çünkü eğer çocuk tembihi kendisine karşı açılan bir savaş olarak kabul ederse karşılık vermesi, savunmaya kalkışması, tuğyan edip baş kaldırması mümkündür.

2- Tembih öyle bir şekilde olması gerekir ki çocuk anne ve babasını düşman bilmemeli ve muhabbetsizliğe uğradığını sanmamalıdır.

3- Çocuğu yapamadığı bir iş için azarlamayın ve tembih etmeyin. Çünkü onun bir kusuru yoktur. Bu durumda tembih edilirse ruhunda kötü etkiler bırakır.

4- Tembihlerin iyi sonuç vermesi için ara-sıra ve istisna bir şekilde yapılması gerekir. Çünkü eğer normal ve devamlı olursa çocuk yavaş yavaş tembihe alışır ve artık hiçbir etkisi olmaz.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Kınama ve azarlamada aşırı gitmek inata neden olur."(341)

5- Çocuk niçin cezalandırıldığını anlaması ve başka yerlerde ondan öğüt alması için tembih belli şeyler hususunda yapılmalıdır, genel şeyler için değil. Çocuğu genel disiplinsizliği için değil de belli başlı bir işi için cezalandırın.

6- Kabahat türüne uygun bir tembih seçmeye çalışın. Örneğin, eğer matamatik ödevini yapmamışsa matamatik kitabını baştan sona yazdırmak yerine ona çözmesi için problem verin.

Eğer elbise ve çantasını dağıtmışsa misafirliğe bırakmamak yerine elbise ve çantasını yerine bırakmaya zorlayın. Eğer yemek hazırlamada size yardım etmemişse oyun ve istirahattan mahrum etmek yerine yemek yemekten mahrum edin. Eğer misafirlikte disiplinsizlik ve yaramazlık yapmışsa harçlığını azaltmak yerine misafirliğe bırakmayın. Eğer harçlığını boş yere harcamışsa misafirliğe bırakmamak yerine harçlık vermeyin. Eğer kalem ve silgisini dikkatsizliği yüzünden kaybetmişse, kalem ve silgisinin parasını harçlığından azaltın.

7- Tembihten sonra çocuğun kabahatini unutun, onun hakkında konuşmayın, görmezlikten gelin ve işi takip etmeyin.

Adamın birisi şöyle diyor: Çocuğum hakkında İmam Musa b. Cafer'e (a.s) yakındım. Bunun üzerine İmam (a.s), "Onu dövme, ondan küs, ama küsmeyi fazla uzatma" buyurdu.(342)

8- Eğer çocuğunu azarlamak istiyorsan onu başka çocuklarla karşılaştırma ve başkasını onun başına kakma. Çünkü bu yöntem çocuğu eğitme yerine onda kıskançlık duygusunu doğurur.

... Hatıralarında şöyle yazıyor: Çocukluk dönemimde babam beni çok azarlar ve tembih ederdi. Akrabalar ve yaşıtlarım içerisinde utandırıyor, onların yanında bana kızıyor ve azarlıyordu. Devamlı başkalarının işlerini başıma kakıyor ve beni küçümsüyordu. Babam beni küçümsediği kadar ben de inat ediyordum. Ders okumaya isteğim yoktu. Kendimi kabiliyetsiz bir çocuk sayıyordum. İş ve dersten soyumuştum. Her işten kaçıyordum. Babamın sürekli azarlamaları benim şahsiyetimi kırmıştı. Şimdi sönük, içine kapalı, işlerden kaçan, kinli ve kötümser bir kimseyim.

... Mektubunun bir bölümünde şöyle yazıyor: Çok yaramaz küçük bir kız kardeşim vardı. En küçük şey için küsüyordu. Yemeği beğenmiyor, hemen küsüyordu. Evdekiler onun nazıyla oynuyor ve yemek yemesi için yalvarıyorlardı. Evde yemezse okula gönderiyor ve bin bir çeşit yalvarışla yediriyorlardı. Ama annem buna karşıydı. O diyordu ki: Bu çocuğu kötü alışkanlığından kurtarabilmek için cezalandırmam gerekir. Bir gün istediğini yaptı. Kız kardeşim küstü ve kahvaltı yapmadan okula gitti. Annem, hiç kimsenin ona yemek götürmeye hakkı yok. Bırakın aç kalsın ve aç kalmanın tadını görsün, dedi. Hiç kimse ona yemek götürmedi. Öğleleyin eve döndü. Yemek yemesi için yalvarmamızı bekliyordu. Kimsenin ısrar etmediği gibi annem yemekleri onun elinin yetişmeyeceği yerlere bırakmıştı.

Her ne kadar sağı-solu gezdiyse birşey bulamadı. Açlık baskı yapmıştı. Bahçede tavuk ve horuz beslediğimiz küçük bir kümes vardı. Pencereden baktığımda kız kardeşimin yavaşca kümese girerek tavuklara düktüğümüz ekmek parçalarını yediğini gördüm.

O günden sonra kız kardeşimin küstüğünü görmedim. Bu tembihle annem, kız kardeşimin bu kötü alışkanlığını ıslah etmeyi başardı.
Takdİr etme ve ödüllendİrme

Eğitim yollarında biri de çocuğu övmek, teşvik, tahsin ve takdir etmektir Teşvik etme en güzel ve en etkili eğitim yöntemlerinden biridir. Çocuğun ruhunda ve tavırında etki bırakır ve onu iyi olmaya sevkeder. Herkes kendini sever, kendisini geliştirmek, daha da olgunlaştırmak ister. Başkalarının da kendi şahsiyetini ve tabii değerlerini bilmelerini ve takdir ve teşekkür etmelerini bekler. Övüldüğü zaman doğru yola sevkolur ve kendi olgunluğu için çalışır. Övülmez ve takdir olunmazsa iyilikten ve iyi olmaktan soğur. Taktirden iyi sonuç almak için bazı noktaları hatırlatmakta yarar var:

1- Takdir ve övgünün ara-sıra ve değerli işler için yapılması, herşey için ve her zaman yapılmaması gerekir. Çünkü eğer böyle olursa çocuğun gözünde değersiz bir şey olur ve etkisini kaybeder.

2- Çocuk niçin taktir olunduğunu bilmesi ve başka şeyler hususunda da ondan sonuç alabilmesi için taktirin belli şeyler için yapılması gerekir. Genel ve kapsamlı şekilde yapılan taktirin pek faydası olmaz. Örneğin, eğer bir çocuğu iyi ve disiplinli olduğu için mükâfatlandırırsanız tam bir sonuç vermeyecektir. Çocuk niçin taktir olunduğunu iyice anlamayacaktır.

3- Çocuğun kendisini taktir etmek yerine, iyi işini ve güzel ahlakını taktir etmek gerekir. Çünkü çocuk insanın kendisinin değil de iyi işinin değerli olduğunu, her insanın değeri iyi işleri için olduğunu iyice bilmelidir.

4- Taktirde çocuğun başka çocuklarla mukayese edilmemesi gerekir. Örneğin babanın oğluna, "Aferin sana, doğru konuşan birisisin ve Hasan gibi yalan söylemiyorsun. Hasan yalan söylediği için kötü çocuktur." şeklinde hitap etmesi doğru değildir. Çünkü bu yöntemle başka bir çocuğu tahkir etmiş olursunuz ve bunun kendisi de çocuğa kötü bir örnektir.

5- Taktir haddinden fazla olmaması gerekir. Çünkü çocuğun gururlanıp kibirlenmesine sebep olur.

Emir-ul Mü'minin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur: "Çoğu insanlar medhedilip övüldüğü için gurura kapılırlar."(343)

Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: "Birisini övmede aşırı gitmeyin ve abartmayın."(344)

Eğitim ve öğretimde yararlanılan yollardan biri de hediye vermek ve mükafatlandırmadır. Ödüllendirme kötü değildir. Ama beklenmedik, vaadı önceden verilmeksizin yaptığı güzel işi taktir etmek için olması şarttır. Eğer önceden söz verilmiş olursa ve bu iş tekrarlanırsa çocuk kötü bir alışkanlık kazanır. Bu durumda çocuğun, her işi için hediye ve bahşiş almaya ve vazifesini bahşişsiz yapmamağa alışması mümkündür.

İnsan iyi işlerini halktan beklentisi olarak yapması yerine Allah rızası ve halka hizmet için yapması ve iyi işlere alışması gerekir. Böyle olmayan birisi ileride bir makama ulaşınca halka hizmet etmeyi vazife bilmeyecek, içinde rüşvet ve bahşiş olmayan işten kaçacaktır. Bu da çok büyük toplumsal kusurlardan biridir.

Ödülde bu kusurun olmaması için hediye alma ikinci bir alışkanlık haline gelmeyecek miktarda olmalıdır. Çocuk bir işe eğilim gösterince yavaş yavaş hediyeyi kesmek ve çocuğu iyi iş yamaya teşvik etmek gerekir. Çocuk yavaş yavaş vaizfesini yapmağa alışması ve ondan lezzet alması gerekir.

Çoğu anne ve babaların, çocuklara derslerde aldıkları nolar için hediye vererek bu şekilde onları derse okumağa teşvik etmektedirler. Bunun bir miktar etkisi olabilir, ama, büyük bir kusuru da vardır. Bu program çocuğun vazifesini tanımasına ve sorumluluğunu anlamasına engel olur.

Bu çocuklar iyi not alarak hediye almak için ders okurlar. Oysa çocukların yaptıkları her iş karşısında maddi hediye bekleyen kimseler olması yerine sorumluluk ve vazifelerini tanıyan çocuklar olarak eğitilmesi gerekir.

... Mektubunda şöyle yazıyor: Dördüncü sınıftan o tarafa İslamî bir okula yazıldım. Kur'an dersinden çok geriye kalmıştım; hatta bir kelime bile bilmiyordum. Ama sınıf arkadaşlarım Kur'an'ı çok rahat okuyabiliyorlardı. İlk Kur'an dersinde hocamız tatlı bir dille bana, "Hiç Kur'an okuyabiliyor musun?" diye sordu. Üzgün bir şekilde "Hayır" dedim. Hocamız, "Önemli değil" dedi. "Ben sana ders vereceğim ve senin en başarılı öğrencilerimden birisi olacağını biliyorum. İstediğin her şeyi benden sorabilirsin." Hocamızın bu sözüyle öyle bir teşvik olduk ki Kur'an'dan geriye kalmamı telafi etmeye karar verdim. O kadar çalıştım ki, yıl sonuna kadar Kur'an dersinde en iyi öğrencilerden birisi oldum. Hatta bazen hocamızın yerine ders veriyordum ve sabahları başlangıç Kur'an'ını ben okuyordum.

... Aydın fikirli bir babam vardı. Annemin olmadığı bir gün öğretmenlerden bir kaçını yemeğe davet etti. Yemek için gerekli malzemeleri hazırlayıp bana verdi. Ben memnuniyetle yemek pişirmeye başladım. Öğleleyin babam misafirlerle birlikte eve geldi. Sofrayı açtığımda yemek pişirmeyi bilmediğim için tavuklar pişmemiş ve pirinç de hamur olmuştu. Çok üzülmüştüm, babamın beni azarlamasını bekliyordum. Ama beklentimin tam aksine, babam misafirlere beni överek:

Bu yemeği kızım pişirdi, bakın ne kadar lezzetli olmuş dedi. Misafirler de babamın sözlerini doğrulayıp yemeğimi övdüler. Saha sonra babam akrabaların yanında da beni överek teşvik etti. Babamın teşvikleri sonucu eserinde yemek pişirmeye ilgi duydum. Şimdi yemek pişirme ve sofra hazırlamada gerekli yeteneği bulmuş durumdayım.


Dipnotlar

-------------------------------------------------
(1)- Usul-u Kâfi, c.2, s.158.

(2)- Mecma-uz Zevaid, c.8, s.146.

(3)- Bihar-ul Envar, c.104, s.93.

(4)- Mekarim-ul Ahlak, s.518.

(5)- Mekarim-ul Ahlak, s.484.

(6)- Gurer-ul Hikem, s. 802.

(7)- Mecma-uz Zevaid, c.8, s.146.

(8)- Mecma-uz Zevaid, c.8, s.158.

(9) - Tahrim/6.

(10) - Mecma-uz Zevaid, c.8, s.159.

(11) - Bihar-ul Envar, c.77, s.115-133.

(12) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.628.

(13)- Gurer-ul Hikem, s. 180.

(14)- Gurer-ul Hikem, s.780.

(15)- Gurer-ul Hikem, s.517.

(16)- Gurer-ul Hikem, s.181.

(17)- Gurer-ul Hikem, s.580.

(18)- Gurer-ul Hikem, s.26.

(19)- Gurer-ul Hikem, s.176.

(20)- Revanşinasi-i Tecrubi-i Kudek, s.191.

(21)- Revanşinasi-i Kudek, s.296.

(22)- Revanşinasi-i Kudek, s.296.

(23)- Nehc-ul Belağa, 3. cüz , s.166.

(24)- Gurer-ul Hikem, s.780.

(25)- Mekarimul Ahlâk, .s.546.

(26)- Gurer-ul Hikem, s.287.

(27)- Gurer-ul Hikem, s.232.

(28)- Revaşinasi-i Tecrubi, s.673.

(29)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s. 16.

(30)- Raz-ı Aferineş-i İnsan, s.108.

(31)- Bihar-ul Envar, c.77, s.133 ve 115.

(32)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.184.

(33)- Behdaşt-i Cismi ve Revani-i Kudek, s.62.

(34)- İ'caz-ı Horakiha, s.220.

(35)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.182.

(36)- Revanşinasi-i Kudek, s.190.

(37)- Bihar-ul Envar, c.60, s.343.

(38)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.113.

(39)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.116.

(40)- Mekarim.

(41)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.635.

(42)- İlim ve Zindegi, s.426.

(43)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.80.

(44)- İ'caz-ı Horakiha, s.223.

(45)- Bihar-ul Envar, c. 66 s.101.

(46)- İ'caz-ı Horakiha, s.224.

(47)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.118.

(48)- Mekraim-ul Ahlâk, c.1, s.201.

(49)- Mekarim-ul Ahlâk, c.1, s.196.

(50)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.116.

(51)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.114.

(52)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.112.

(53)- Mekteb-i İslam, yıl:5, Sayı:6.

(54)- İ'caz-ı Horakiha, s.215.

(55)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.150.

(56)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s. 48.

(57)- Biyaografi-i Piş ez Tevllüd, s. 183.

(58)- Revanşinasi-i Kudek , s. 188.

(59)- Revanşinasi-i Kudek, s. 222.

(60)- İttilaat, sayı: 10355; Kudek, c.1, s. 119.

(61) - Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.125.

(62)- Revanşinasi-i Kudek, s. 222.

(63) Revanşinasi-i Kudek, s.190.

(64)- Vesail-uş Şiâ, c.19, s.15.

(65)- Tekvir/10.

(66)- Mekteb-i İslam, yıl:13, sayı:8.

(67)- Mekteb-i İslam, yıl:13, sayı:8.

(68)- İsrâ/34.

(69)- Biyografi-i Piş ez Tevellüd, s.160.

(70)- Revanşinasi-i Kudek, s.193.

(71)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.119.

(72)- Mekarim-ul Ahlak, c. 1, s. 268.

(73)- Revanşinasi-i Kudek, s.223.

(74) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.175.

(75)- Vesail-uş Şiâ , c.15, s.175.

(76)- Behdaşt-ı Cismi ve Revani-i Kudek, s.63.

(77)- İ'caz-ı Horakiha, s.258.

(78)- İ'caz-ı Horakiha, s.251'den 256'ya kadar.

(79)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.624.

(80)- Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.82.

(81)- Revanşinasi-i Kudek, s.224.

(82)- Der Terbiyet, s.78.

(83)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s. 176.

(84)- Bakara/233.

(85) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.177.

(86)- Vesail-uş Şiâ, c. 15 s.143.

(87)- Vesail-uş Şiâ, c. 15, s.102.

(88)- Nahl / 58-59.

(89)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.618.

(90)- Bihar-ul Envar, c.104, s.92.

(91)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.122.

(92)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.123.

(93)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.618.

(94)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.126.

(95)-Vesail-uş Şiâ, c.15, s.126.

(96)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.124.

(97)- Emil, s.38 - 40.

(98)- Mecma-uz Zevaid, c. 5, s.132.

(99)- Bihar-ul Envar c. 104, s.95.

(100)- Vesail-uş Şiâ, c. 15 s. 161.

(101)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.165.

(102)- Revanşinasi-i Kudek, s. 302.

(103)- İlm-un Nefs-i Terbevi, c.1, s. 19.

(104)- Der Terbiye, s. 79.

(105)- Vesail-uş Şiâ c. 15 s.197.

(106)- Nahl/79.

(107) Gurer-ul Hikem , s. 47.

(108)- Bihar-ul Envar, c.104, s.103.

(109)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.619.

(110)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.546.

(111)- Bihar-ul Envar, c.104, s.103.

(112)- Der Terbiyet, s.78.

(113)- Mekarim-ul Ahlak, s. 255.

(114)- Ruzname-i Keyhan, sayı:10042.

(115)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.98.

(116)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.615.

(117)- Bihar-ul Envar, c.104, s.92.

(118)- Bihar-ul Envar, c.104, s.92.

(119)- Bihar-ul Envar, c.104, s.99.

(120)- Bihar-ul Envar, c.75, s.137.

(121)- Bihar-ul Envar, c.75, s.136.

(122)- İttilaat Gazetesi, sayı:14113, Bihar-ul Envar, c.104, s.92; .Hordad ayı, 1352.

(123)- Mustedrek-ul Vesail, s.2, s.67.

(124)- Bihar-ul Envar, c.104, s.99.

(125)- Tarih-i Yakubi, c.2, s.320.

(126)- Gurer-ul Hikem, c.2, s.465.

(127)- Bihar-ul Envar, c.74, s.64.

(128)- Gurer-ul Hikem, s. 446.

(129)- Gurer-ul Hikem, s. 685.

(130)- Gurer-ul Hikem, s. 659.

(131)- Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 320.

(132)- Revanşinasi-i Kudek, s. 461.

(133)- Revanşinasi-i Kudek, s.353.

(134)- Revanşinasi-i Kudek - Reftar-ı Kudekan - ez Tevvellüd ta Deh Salegi, s.172.

(135)- Gurer-ul Hikem, s.8.

(136)- Âli İmran/175.

(137)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.193.

(138)- Mecma-uz Zevaid, c.8, s.159.

(139)- Revanşinasi-i Kudek, s.331.

(140)- Revanşinasi-i Tecrub-i Kudek, s.130.

(141)- Revanşinasi-i Doktor Celali, s.332.

(142)- Der Terbiyet, s.121.

(143)- Gurer-ul Hikem, s.854.

(144)- Der Terbiyet, s.122.

(145)- Gurer-Hikem, s.278.

(146)- Mekarim-ul Ahlak, s.546.

(147)- Nalh/78.

(148)- Gurer-ul Hikem, s.645.

(149)- Gurer-ul Hikem, s.302.

(150)- Necm/59.

(151)- Nehc-ul Belağa, c.3, s. 163.

(152)- Usul-u Kâfi, c.2, s. 148.

(153)- Usul-u Kâfi, c.2, s. 148.

(154)- Tuhef-ul Ukul, s.269.

(155)- Revanşinasi-i Kudek ve Baliğ, s.246.

(156)- Bihar-ul Envar, c.77, s.214.

(157)- Bihar-ul Envar, c.1, s.82.

(158)- Vesail-uş Şiâ, c.15, s.195.

(159)- Bihar-ul Envar, c.78, s.374.

(160)- Gurer-ul Hikem, s.16.

(161)- Gurer-ul Hikem, s.17.

(162)- Gurer-ul Hikem, s.18.

(163)- Gurer-ul Hikem, s.104.

(164)- Tuhef-ul Ukul, s.80.

(165)- Necm/41.

(166)- Usul-u Kâfi, c.5, s.72.

(167)- Usul-u Kâfi, c.5, s.78.

(168)- Usul-u Kâfi, c. 5, s. 78.

(169)- Usul-u Kâfi, c. 5, s. 85.

(170)- Usul-u Kâfi, c. 5, s. 88.

(171)- Usul-u Kâfi, c. 5, s. 261.

(172)- Gurer-ul Hikem s. 124.

(173)- Usul-u Kâfi, c.4, s.36.

(174)- Usul-u Kâfi, c.4, s.38.

(175)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.100.

(176)- Der Terbiye, s.148.

(177)- Usul-u Kâfi, c.2, s.78.

(178) - İsrâ/34.

(179) - Mu’minûn/8.

(180) - Bihar-ul Envar, c.75, s.96.

(181) - Kâfi, c.2, s.364.

(182) - Bihar-ul Envar, c.77, s.96.

(183) - Gurer-ul Hikem, s.801.

(184) Vesail-uş Şiâ, c.15, s.201; Bihar-ul Envar, c.104, s.92.

(185) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.626.

(186) - Câmi-us Saadat, c.2, s.113.

(187) - Câmi-us Saadat, c.2, s.113.

(188) - Câmi-us Saadat, c.2, s.114.

(189) - Câmi-us Saadat, c.2, s.113.

(190) - Câmi-us Saadat, c.2, s.110.

(191) - Câmi-us Saadat, c.2, 111.

(192) - Muheccet-ul Beyza, c.3, s.248.

(193) - Bihar-ul Envar, c.77, s.213.

(194) - Gurer-ul Hikem, s.17.

(195) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.249.

(196) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.249.

(197) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.251.

(198) - Mâide/2.

(199) - Gurer-ul Hikem, s.48.

(200) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 316.

(201) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 336.

(202) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 318.

(203) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 339.

(204) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 392.

(205) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 337.

(206) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 339.

(207) - Bihar-ul Envar, c.74, s. 394.

(208) - Usul-u Kâfi, c.2, s.146.

(209) - Bihar-ul Envar, c. 75, s.33.

(210) - Nahl/90.

(211) - Mekarim-ul Ahlak, c.1, s.252.

(212) - Mekarim-ul Ahlak, c.1, s.252.

(213) - Mecma-uz Zevaid, c.8, s.156.

(214) - Gurer-ul Hikem, 64.

(215) - Sunen-i İbn-i Mace, c.2, s.121.

(216) - Bihar-ul Envar, c.104, s.95.

(217) - Gurer-ul Hikem, s.189.

(218) - Hedyet-ül Ahbab, s.176.

(219) - Gurer-ul Hikem, s.179.

(220) - Gurer-ul Hikem, s.706.

(221) - Gurer-ul Hikem, s.205.

(222) - Gurer-ul Hikem, s.693.

(223) - Kâfi, c.5, s.88.

(224) - Kâfi, c.5, s.87.

(225) - Vesail-uş Şiâ, c.12, s.41.

(226) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.424.

(227) - Vesail-uş Şiâ, c.12, s.41.

(228) - Gurer-ul Hikem, s.26.

(229)- Gurer-ul Hikem, s.34.

(230)- Gurer-ul Hikem, s.21.

(231)- Gurer-ul Hikem, s.242.

(232)- Gurer-ul Hikem, s.830.

(233)- Gurer-ul Hikem, s.393.

(234)- Gurer-ul Hikem, s.634.

(235)- Bihar-ul Envar, c.104, s.95.

(236) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.123.

(237) - Gurer-ul Hikem, s.191.

(238) - Nehc-ul Belağa, c.3, s.166.

(239) - Gurer-ul Hikem, s.181.

(240) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.327.

(241) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.328.

(242) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.327.

(243) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.328.

(244) - Şâfi, c.1, s.173.

(245) - Muhaccet-ul Beyza, c.3, s.189.

(246) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.326.

(247) - Usul-u Kâfi, c.2, s.303.

(248) - Usul-u Kâfi, c.2, s.302.

(249) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.326.

(250) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.326.

(251) - Gurer-ul Hikem, s.809.

(252) - Usul-u Kâfi, c.2, s.323.

(253) - Usul-u Kâfi, c.2, s.325.

(254) - Hümeze/1.

(255) - Usul-u Kâfi, c.2, s.325.

(256) - Usul-u Kâfi, c.2, s.327.

(257) - Muhaccet-ul Beyza, c.3, s.127.

(258) - Bihar-ul Envar, c.75, s.266.

(259) - Usul-u Kâfi, c.2, s.369.

(260) - Usul-u Kâfi, c.2, s.369.

(261) - Mecma-uz Zevaid, c.8, s.91.

(262) - Gurer-ul Hikem, s.125.

(263) - Câmi-us Saadat, c.2, s.303.

(264) - Câmi-us Saadat, c.2, s.305.

(265) - Câmi-us Saadat, c.2, s.304.

(266) - Câmi-us Saadat, c.2, s.305.

(267) - Çocuk Psikoloğu, doğumdan on yaşına kadar, s.286.

(268) - Çocuk Psikoloğu, doğumdan on yaşına kadar çocukların davranışları, s. 286.

(269) - Gurer-ul Hikem, s.64.

(270) - Gurer-ul Hikem, s.64.

(271) - Bihar-ul Envar, c.74, s.177.

(272) - Nehc-ul Belağa, c.3, s.153.

(273) - Bihar-ul Envar, c.74, s.178.

(274) - Bihar-ul Envar, c.74, s.178.

(275) - Kâfi, c.2, s.375.

(276) - Gurer-ul Hikem, s.189.

(277) - Bihar-ul Envar, c.74, s.199.

(278) - Kâfi, c.2, s.376.

(279) - Gurer-ul Hikem, s.578.

(280) - Rum/30.

(281) - Bihar-ul Envar, c.3, s.281.

(282) - Mekarim-ul Ahlak, c.1, s.254.

(283) - Vesail-uş Şiâ, c.3, s.12.

(284) - Mustedrek-ul Vesail, c.1, s.171.

(285) - Vesail-uş Şiâ, c.3, s.13.

(286) - Vesail-uş Şiâ, c.3, s.12.

(287)- Mekteb-i İslam Dergisi yıl 15 s. 14.

(288)- Mekteb-i İslam Dergisi yıl 15 s. 3.

(289)- İttilaat Gazetesi, sayı: 15743.

(290)- Mekteb-i İslam, yıl: 15, sayı: 11.

(291)- İttilaat Gazetesi, sayı: 14243.

(292)- İttilaat Gazetesi, 10 Aban 1352.

(293)- Mekteb-i İslam Degisi, yıl: 15, sayı 3.

(294)- Aile ve Çocuk Bağları, s.131.

(295)- Mekarim-ul Ahlak, c.1, s.256.

(296)- Vesail-uş Şiâ, c.14, s.268.

(297)- Vesail-uş Şiâ, c.14, s.170.

(298)- Vesail-uş Şiâ, c.14, s.170.

(299)- Gurer-ul Hikem, s.416.

(300)- Kendisiyle Oynarak Meni Getirme.

(301)- Aile ve Çocuk İlişkileri, s.177.

(302)- Mustedrek-ul Vesail-i Hakim, c. 4, s. 181.

(303)-Vesail-uş Şiâ, c. 4, s. 94.

(304)-Vesail-uş Şiâ, c. 4, s. 94.

(305)- Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.546.

(306)- Aile ve Çocuk Bağları, s.178.

(307)- Nur/58.

(308) - Gurer-ul Hikem, s.636.

(309) - Usul-u Kâfi, c.1, s.48.

(310) - Usul-u Kâfi, c.1, s.30.

(311) - Usul-u Kâfi, c.1, s.31.

(312) - Usul-u Kâfi, c.1, s.33.

(313) - Usul-u Kâfi, c.1, s.34.

(314) - Bihar-ul Envar, c.1, s.169.

(315) - Bihar-ul Envar, c.1, s.172.

(316) - Bihar-ul Envar, c.1, s.177.

(317) - Bihar-ul Envar, c.1, s.177.

(318) - Mecma-uz Zevaid, c.1, s.136.

(319) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.

(320) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.

(321) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.

(322) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.

(323) - Bihar-ul Envar, c.75, s.15.

(324)- Revanşinasi-i Tecrubi-i Kudek, s.263.

(325) - Revanşinasi-i Tecrubi-i Kudek, s.266.

(326) - Der Terbiyet, s.165.

(327) - Revanşinasi-i Tecrubi-i Kudek, s. 267.

(328) - Gurer-ul Hikem, s.236.

(329) - Vesail-uş Şiâ, c.19, s.12.

(330) - Bihar-ul Envar, c.77, s.175.

(331) - Bihar-ul Envar, c.104, s.99.

(332) - Mustedrek-ul Vesail, c.1, s.171.

(333) - Vesail-uş Şiâ, c.3, s.13.

(334) - Gurer-ul Hikem, s.115.

(335) - Vesail-uş Şiâ, c.15, s.197.

(336) - Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.625.

(337) - Mecma-uz Zevaid, c.8, s.106.

(338) - Vesail-uş Şiâ, c.18, s.581.

(339) - Vesail-uş Şiâ, c.19, s.295.

(340) - Gurer-ul Hikem, s.415.

(341) - Gurer-ul Hikem, s.70.

(342) - Bihar-ul Envar- c.104, s.99.

(343) - Bihar-ul Envar, c.73, s.295.

(344) - Gurer-ul Hikem, s.309.