İSLAM'DA ÇOCUK VE TERBİYESİ
 




ANNENİN YİYECEĞİNİN CENİNİN AHLAKINDAKİ TESİRLERİ


Annenin hamilelik dönemindeki beslenme durumunun hatta çocuğun ahlak, zihin ve zekası üzerinde bile çok tesiri vardır. Zira çocuğun sinirleri ve beyni annenin yiyeceğinden meydana gelmektedir Her yemeğin kendine has bir eseri vardır. İslam da anne yiyeceğinin çocuğunun gelişmesinde etkili olduğu konusunda değinmiştir. Örneğin:

Peygamber efendimiz buyuruyor ki: "Hamile kadınlar, çocukları iyi ahlaklı ve sabırlı olması için hamileliğin son aylarında hurma yesinler."(38)

Başka bir yerde de buyuruyor ki: "Hamile kadınlara, çocuklarının iyi ahlâklı olmaları için ayva yemelerini tavsiye edin."(39)

İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: "Ayva yemek akıl ve zekayı fazlalaştırır."(40)

Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakledilir: "Kavun yiyen hamile kadının çocuğu iyi ahlâklı ve güzel olur."(41)

ANNENİN YEMEK PROGRAMI


Biz burda yemek çeşitleri üzerinde araştırma yaparak onların özellik ve etkilerini sayamayız. Çünkü, bu konu çok zor ve uzun olup ihtisasımız dışındadır. Bu hususta müracaat edebileceğiniz çok faydalı kitapların yazılmış olması gerçekten sevindiricidir. Ama yine de bazı genel konuların hatırlatılmasında yarar var:

Hamile kadınların yemek ihtiyaçları fazla olmasına rağmen ne yazık ki, genellike onların yemeğe karşı iştahları azalır. Çoğu hamile kadınlar viyara (gebe kadınların gebelik döneminin belirli bir evresinde bazı yiyeceklere duydukları aşırı heves ve istek) tutulurlar.

Bu durumlarda hafif yemekler yemeye çalışarak yemek ihtiyaçlarını giderebilirler. Bedenin ihtiyaç duyduğu maddeler çeşitli yemeklerde dağılmış bir haldedir. Öyleyse, çeşitli yemekler yemek hamile bir kadın için en iyi yemek programıdır.

Bilir kişilerden biri şöyle yazıyor: Sağlıklı bir bedene sahip olmak için sadece fazla yemek yemek yeterli değildir; çeşitli ve yemeğe münasib maddelerden istifade etmek gerekir.(42)

Bilim adamlarından biri de şöyle yazıyor: Anne, rahmindeki cenin yedi aylık gelişmesinde mina ve dantin yapımında kullanabilmesi ve karışık kemikleri meydana getirmede istifade edebilmesi için günlük yemeğinde minarelleri ve vitaminleri çoğaltmalıdır.(43)

Doktor Kıyasuddin Cezairi yazıyor ki: Yoğurt ve peynir, vitamin ve bazı özel mayaları ihtiva ettiğinden dolayı viyarı engellemek için çok faydalıdır. Ama ekşi yoğurdun hamile kadına faydası yoktur.

Eski peynirinde yararı yoktur. Her gün sabah kahvaltısı olarak bir bardak süt içmek hamile kadın için çok gereklidir. Arpa suyu ve taze buğday da faydalıdır. Şirdan, yürek, böbrek ve kara çiğer B vitaminin en iyi kaynakları olup faydalıdırlar.(44)

Hamile kadınların düzenli bir şekilde süt içmeleri çok iyidir. Bu yemek o kadar faydalı ve mükemmeldir ki peygamberlerin resmi yemekleri konumundaydı.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Süt, peygamberlerin yemeğidir."(45)

Çoğu kadınlar hamilelik döneminde kalsiyum azlığıyla karşılaşarak ayak ve bel ağrısı ve tırnak kırılmasına tutulurlar. Bu yüzden hamile kadınlara fazla oranda kalsiyum çorbası ve limon suyunu içmeyi unutmamaları tavsiye edilir.(46)

Herkes için, özellikle hamile kadınlar için en iyi yemekler ham ve pişmiş sebzeler ve meyve çeşitleridir. Ağaçlar ve otlar gıda madlerini toprak, su, hava ve güneş ışığından alarak bizim için yemek hazırlamaktadırlar; sağlıklı ve tabii yemekler.

Bütün meyveler faydalıdır; özellikle elma, ayva, armut ve hurma. Ama her meyve bütün gıda maddelerini kendisinde toplamayıp her meyvenin kendine özgü bir özelliği vardır. Aynı şekilde, her sebze kendine has bir özelliğe sahiptir.

Çeşitli vitaminler ve gıda maddeleri çeşitli meyveler, hububat ve sebzelerde dağılmıştır. Kendi sağlığına ilgi duyan herkes her çeşit meyve ve sebezeden, az da olsa istifade etmelidir; özellikle hamile kadınlar için çok faydalı ve gereklidir. İslam dini de müslümanlara, özellikle hamile kadınlara meyve ve sebzelerden istifade etmeği tavsiye etmiştir. Örneğin:

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Herşeyin bir zineti vardır; sorfanın zineti de sebzedir."(47)

Birgün İmam Rıza (a.s) yemeğe oturdu. Sofra da sebze olmadığını görünce hizmetçiye, "Benim sebzesiz yemek yemediğimi biliyorsun. Lütfen sebze de getir" buyurdu. Sebze geldikten sonra İmam yemeğe meşgul oldu.(48)

Peygamber efendimiz buyuruyor ki: "Ayva yiyin. Çünkü ayva zekayı çoğaltır, sıkıntıyı yok eder ve çocuğu güzel eder."(49)

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Ayva yiyin ve bu güzel meyveyi dostlarınıza hediye edin. Zira ayva gözün ışığını artırır ve kalpleri şefkatli eder. Hamile kadınlar da, çocuklarının iyi ahlâklı ve güzel olmaları için bu meyveden istifade etsinler."(50)

Peygamber efendimiz buyuruyor ki: "Hamile kadınlar, çocuklarının sabırlı olmaları için hamileliğin son aylarında hurma yesinler."(51)

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur: "Hurma yiyin, çünkü hurma bütün dertlerin şifasıdır."(52)

Buna benzer hadisler çok fazladır. Bu birkaç hadis örnek olarak zikredildi. Meyve ve sebzelerin hususiyatlarını bu hususta yazılmış olan kitaplardan okuyarak onlara göre bir yemek programı hazırlayabiliriz, veyahut bu konuda yemek uzmanı bir doktorla görüşebilirsiniz.


SİGARA İÇMEK


Hamile kadınlara sigara ve tütün kullanmayı terketmeleri ciddi bir şekilde tavsiye edilir. Zira tutun kullanmak annenin kendi sağlığına hasar vermekle berabar ceninin cismi ve sinirleri üzerinde de kötü etkiler bırakır.

Yabancı dergilerden birindenki makalede şöyle yazıyor: İskandinavi'de 6363 hamile kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, sigara alışkanlığı olan annelerden dünayaya gelen çocukların ortalama ağırlığı öteki çocukların ortalama ağırlığından 170 gram azdır ve bu hafiflik %50 sigara alışkanlığı olan annelerin çocukları arasında müşahede edilmektedir.

Öte yandan, bu çocukların boyları da öteki çocukların boylarından daha kısadır. Aynı şekilde, baş ve omuz kısımları ötekilere oranla daha küçüktür. Bu çocuklardan ölenlerin sayısı ötekilere oranla altı kat fazladır. Bu çocuklar arasında doğrumdan olan organ noksanlığı, annelerinde sigara alışkanlığı olmayan çocuklardan daha fazladır.

Sigara, kandaki oksijenin azalmasına, anne kanında ve cenindeki karboksi hemoglobinin de çoğalmasına sebep olur. Sigara alışkanlığı olan annelerin çocuklarının doğumdan kalp halsalığı %50 öteki çocuklardan fazladır.

Araştırmalar gösteriyor ki, bu gibi çocuklar tahsil dönemlerinde de kendi yaşlarındaki öteki çocuklardan zeka bakımından daha geridirler. Bu gerilik hamilelik döneminde kullanılan sigara miktarına bağlıdır.

Zira sigara, çocuğun beynindeki hücrelerin azalmasına sebep olur. Bunlar, sigara içen anneler ve onların çocuklarında sigaranın meydana getirmiş olduğu zararlardan bir kısmıdır.

Belki de sigaranın şimdiye kadar tanınmamış başka kötü sonuçları da vardır. Öyleyse, sağlıklı ve mutlu bir hayat arzulayan bütün annelere sigara ve tütünden kaçınmaları tavsiye olunur.(53)

Doktor cezsiri yazıyor ki: Sigara ve tütünden istifade etmek anneye zararı olduğu gibi rahmindeki çocuğa da çok zararlıdır. Alkollü içecekler de hamile kadınlar için çok tehlikelidir.

Zira alkol, meydana getirdiği zehirlenmenin yanısıra, anne ve ceninin ihtiyacı olan vitaminleri yok eder ve çocuk noksan ve kusurlu olur. Sigara, tütün ve koyu çay hamile kadınlar için zararlıdır.(54)

Doktor Celali ise şöyle yazıyor: Alkol, morfin ve diğer uyuşturcu maddeler, kana girer ve bu kan fustosu kapsar ve onun ilerlemesinde etkili olur. Hatta bazıları sigara ve benzerlerini ceninin kalp atışında da etkili olduğunu ve kalp atışını çoğalttığını ileri sürmektedirler.

HASTA OLURSA...


Hamile kadın hastalayarak ilaç kullanmaya ihtiyaç duyduğu durumda, ilaç kullanmada oldukça dikkatli ve ihtiyatlı olmalıdır. Zira bu ilaçların çoğu büyükler için hazırlanmıştır.

Annenin, kullandığı ilaçlar süphesiz sindirim sistemi yoluyla çocuğun vücuduna girecek ve onda etki edecektir. Çocuğun vücudunda ne gibi kötü bir tesir bırakacağı belli olmasa bile tesirsiz olmadığı da ortadadır.

Öyleyse hamile bir hanım hesapsız ve sonucunu düşünmeksizin ilaç kullanamaz.

Evvela; zaruri olmadıkça ilaç kullanmamalıdır. Eğer ilaç kullanmaya mecbur olursa, muhakkak doktora hamile olduğunu söylemeli ve kullanacağı ilaçların çocuğa zararı olup olmayacağını sormalıdır. Böylece mutahassıs bir doktorun izni ile gerekli miktarda ilaç kullanmalıdır.

Elbette önemli bir hastalığı olduğu takdirde kendi sağlığı için, hatta rahmindeki bebeğin bakımı için doktora müracaat etmelidir. Çünkü o hastalık anneye zararlı olacağı gibi çocuğun sağlığını da tehlikeye düşürebilir.

Bilginlerden biri şöyle yazıyor: Virüs ve mikroplar bazı zamanlar kendini savunamayan cenine hücum ederek annenin tutulduğu hastalığı ona geçirebilirler.(55)

"Annenin, yemek programını değiştirmesi, kullanmış olduğu ilaçlar ve tutulduğu hastalıklar cenin üzerinde te'sir eder... Ceninin yaşantısının ilk dönemlerinde meydana gelen küçük bir hasar,

gelişme safhasında çok büyük tesirler bırakır. Bundan dolayı hanımlar hamile olma ihtimalleri olduğu dönemlerde sağlıklarını korumak için özel bir sorumlulukla mükelleftirler.(56)

Gıda maddelerinde başka çoğu maddeler cenine ulaşarak çocuğun doğumdan önceki gelişmesinde etkili olabilirler. Kullanılan ilaçların çoğu buluğa ermiş, yani, kamil bir insanın sağlığı için denenmiştir.

Anlaşıldığı kadarıyla bu ilaçların çoğu cenin veya gelişme halindeki çocuklar üzerinde aksi bir etki bırakmaktadır. Anne bedeninde bulunan virüsler bakteriler ve öteki parazitler bazen çocuğu annedeki hastalığa düşürmektedirler veya bazı zor durumlarda, ceninin gelişmesinde hasar meydana getirmekte ve böylece anormal bir gelişmeye sebeb olmaktadırlar.(57)


ANNENİN RUHİ DURUMLARININ CENİN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Bilim adamları arasında, annenin fikirlerinin ve ruhi durumlarının ceninin ruhuna etki bırakıp bırakmadığı tartışılan bir konudur.

Bazı bilim adamları diyorlardı ki: Annede, hamilelik döneminde gözlenen şiddeti heyecan ve korku çocuğun ruhunda etki eder ve onun korkak olmasına sebep olabilir.

Aynı şekilde annenin kıskançlığı ve kin beslemesi ceninin ruhunda etki eder ve bu iki sıfatın çocuğa geçmesi mümkündür. Tam aksine, annenin iyi huylu olması, insanseverliği, imanı, yiğitliği, sevgi ve şefkati çocuğun sinirleri ve ruhunda iyi etkiler bırakır.

Anne rahmindeki bebek annenin gerçek bir organıdır. Öyleyse annenin fikirleri ve ruhsal durumları kendi cisminde nasıl etki bırakıyorsa çocuğu üzerinde de etkili olur.

Ama cenin ve çocuk uzmanı olan bazı bilim adamları bu görüşü reddetmiş ve batıl olduğunu isbat etmişlerdir. Bunlar diyorlar ki: Annenin fikirleri ve ruhsal durumları hamilelik dönemlerinde çocuğun sinirleri ve ruhu üzerinde direkt etki edemez.

Doktor Celali şöyle yazıyor: Anne ile cenin arasında direk bir irtibat yoktur. Annenin cenin ile olan irtibatı göbekipi yoluyladır ve bu göbekipinde sinir olamdığı için sinirsel bir olayı çocuğa iletemez.

Göbekipi kan damarlarını kendisinde bulundurur. Öyleyse heyecan ve sinir durumları geçmişteki bilim adamlarının inandığı gibi göbekipinden cenine geçemez.(58)

Elbette hak da bunlardan yanadır. Hamile kadının fikirleri ve nefsani haletleri direkt olarak çocuğun ruh ve sinirlerinde te'sir bırakamaz. Ama, "annenin fikirleri ve ruhi heyecanları hiçbir te'siri yoktur;

hatta dolaylı yoldan bile çocuğun ahlâk ve nefsani haletlerinde etki etmez" sözü de doğru değildir. Konunun iyice anlaşılabilmesi için bu üç nükteye dikkat ediniz:

1- İnsanın ruhu ve cismi birbirine bağlı ve aralarında irtibat olan iki unsurdur. Hastalık, sağlık, sinirlerdeki kuvvet ve zaaf, cismi güçler, hatta açlık ve tokluk insanın tefekkür tarzında ve ahlâk yapısında te'sir bırakır.

İnsanın ahlâki şahsiyeti, bir hadde kadar onun özel tabiatına, beyin ve sinirlerinin yapısına bağlıdır. Sağlam ruh sağlam bedende olur. Bazı gıda maddelerinin az oluşu veya olmaması sinirleri ve beyni, kötü ahlâk ve ruhi heyecanları zahir etmesi için hazır bir hale getirir.

2- Cenin annenin sindirim sistemi tarafından hazırlanmış olan yemekten istifade eder. Çocuk annenin rahminde yaşadığı müddetçe yemek bakımından anneye tabidir ve annenin yemek şekli onun cismi ve ruhi gelişmesinde etkilidir. Doktor Celali şöyle yazıyor:

Annenin sağlığında etkili olan herşey aynı şekilde ceninin sağlığında te'sir eder. Eğer annenin yemeğinde kalsiyum azlığı olursa bu azlık çocuğun kemiklerinin yapısında ve ve dişlerinde olumsuz etkiler bırakacaktır.(59)

3- İnsanın şiddetli ıstırap ve heyecanlarının onun bütün vücudunda ve sindirim sisteminde te'sir bıraktığı ispatlanmıştır, üzgün olma ve fazla sıkıntı veya şiddetli korku iştahı azaltır ve yemek iyice hazmedilmez, sindirim sistemi hasar görüyor ve sinir sistemindeki düzen bozulur. Vücutta urlar meydana gelir.

Bu üç nükteden şöyle bir netice alabiliriz: Annenin fikir ve heyecanları direk olarak çocuğun sinirlerine ve beynine intikal olmaz. Ama, annenin fikirleri ve ruhi haletleri kendi bedeninde ve sindirim sisteminde te'sir bıraktığı ve ceninin yemeği anne vasıtasıyla temin edildiği için,

beslenmenin de çocuğun gelecekteki şahsiyetinde ve ruhi haletlerinde te'siri olduğundan kesin olarak şunu iddia edebiliriz ki annenin atifleri, fikirleri ve ruhi haletlerinin şüphesiz çocuğun ruhunda te'siri vardır ve onun gelecekteki şahsiyetinde etkili olacaktır.

Annenin, sinirlenmesi veya şiddetli bir şekilde mustarip olması, korkması onun tabii yapısını ve sindirim sistemini altüst ederek sinirlerinde hasar meydan getirir.

Bu anormal durum annenin cismine ve ruhuna zararlı olduğu gibi onun rahminde yaşayan bebeğin beslenme durumuna da zarar verecektir. Bu durumda, bebeğin asap ve beynini ileride bir takım arızalarla karşılaşabilir.

Doktor Celali şöyle yazıyor: Annede görülen şiddetli heyecan ve rahatsız edici sarsılmalar kesinlikle ceninin tabii yapısına ve gelişmesine zararlı olacaktır.

Zira, böyle haletler sinir sisteminin düzenini bozar ve tabii olmayan salgılamalar sonucu sindirim sisteminin doğru çalışmasında hasar meydana gelir. Çocuğun bazı asabi ve ruhsal hastalıklara tutulmasının tek sebebi hamilelik döneminde annesinin karşılaştığı heyecanlar olabilir.

Hamile bir kadın cismi ve ruhi yönünde kamil bir sukunet içerisinde olur, mutlu, iyiliksever, imanlı, insansever ve muhabbetli bir şekilde yaşar, sağlıklı bir beden ve tertemiz bir ruha sahip olursa rahminde yaşayan cenin de aynı şekilde cismi ve ruhi bakımından sukunet içinde olacaktır.

Böyle sağlıklı ve emin bir ortamda gelişmesi şüphesiz çocuğun cismi ve ruhi şahsiyetinde çok te'sir bırakacaktır. Aksine, annenin imansız ve kıskanç oluşu, kin beslemesi, şiddeti bir şekilde mustarip olması, korkması,

ruhi heyecanları ve perişan oluşu çocuğu beslenme durumunu bozacak ve onun ruhi sükunetini zedeleyecek ve kötü ahlakların ve ruhi hastalıkların zahir olması için ortam hazırlayacaktır.

Psikologlar, ruhi hastalıklara tutulan çocukların yüzde 66'sının , hastalıklarını annelerinden miras edindiklerini tesbit etmişlerdir. Eğer anne sağlıklı ve kusursuz olursa,

çocuğu da salıklı ve kusursuz bir sinir sistemine sahip olur. Sağlıklı, neşeli ve aklı kuvveler yününde kusursuz bir çocuğu olmasını isteyen bir kadın bebeğin doğumundan önce kendi sağlığını düşünmelidir.(60)

Ortamdaki etkenler ceninin cismi ve ruhi gelişmesinde etki bırakır. (61)

HAMİLE KADINLARA TAVSİYE OLUNUR...


Hamile kadınlara; ağır eşyaları taşıma, çok şiddetli hareketler ve yorucu faaliyetleri terk etmeleri tavsiye olunur. Çünkü, annenin yorucu işleri, çocuğun huzur bulduğu emin muhiti altüst eder ve onu rahatsız eder. Hatta onun düşmesine bile sebep olabilir.

Hamileliğin son aylarında yolculuk yapmak zararsız değildir. Eğer yolcuk zaruri olmaz ise, onu terketmek daha iyidir. Ama hafif işler ve yavaş hareketler zararı olmadığı gibi ondan öteye hem annenin ve hem de çocuğun sağlığı için faydalıdır.

Doktor Celali şöyle yazıyor: Annenin fazla yorgun oluşu kandaki zehirleyici maddelerin çoğalmasına sebep olur. Şunu da unutmamak gerekir ki kan, ceninin yiyeceğini ihtiva eder ve ceninin şekillenmesinde etkilidir. (62)

TEMİZ HAVA


Anne rahminde bulunan bebek, gelişmek ve ilerlemek için oksijene muhtaçtır. Ama ceninin kendisi teneffüs etmez ve direk olarak açık havadan yararlanmaz.

Anne hem kendi bedeninin ihtiyaç duyduğu hem de ceninin muhtaç olduğu oksijeni hazırlar. Eğer anne sağlıklı ve temiz hava teneffüs ederse hem kendi sağlığını korumuş olur ve hem de bebeğinin sağlık ve gelişmesine yardım etmiş olur.

Eğer zehirli hava teneffüs edecek olursa hem kendinin ve hem de bebeğinin sağlığına zarar vermiş olur. Dolayısıyla, hamile kadınlara temiz ve sağlıklı havadan yararlanmaları ve temiz havada yürümeleri, derin nefes almaları, yorucu gece oturumlarından kaçınmaları tavsiye edilir. Yine, sigara vb. kullanmaktan kaçınmaları gerekir.

Uyurken temiz hava gelmesi için odanın pencerelerini açmalıdırlar. Çünkü, oksijen azlığı bebeğin sağlığına telafi edilmez bir zarar verebilir. Doktor Celali yazıyor ki:

Dudak yarıklığı, düz topuk olma ve önceleri genetik bir olay bilinen moğollara benzeme gibi bir çok kusurlar günümüzde, ortamdaki etkenlerden ve özellikle oksijen azlığından kaynaklandığı bilinmektedir.(63)

Karı-koca her ikisi razı oldukları takdirde hamile olmayı engellemenin İslam açısından sakıncası yoktur. Karı-koca çıcuk yapmak istemezlerse zararsız hap ve iğnelerle, meniyi dışarı dökme yoluyla veya başka yollarla nutfenin bağlanmasını önleyebilirler.

Tabii ki, çocuk yapmaya engel olmak İslam açısından beğenilir bir iş değildir. Çünkü İslam, müslümanların çoğalmasını ister. Ama her durumda, bu iş haram değildir.

Ancak, erkek ve dişi hücreler kadının rahmine yerleşip birleştikten sonra İslam açısından muhterem olan canlı bir varlık meydana gelmiş olur ve onun yaşama hakkı vardır.

O yeni varlık çok küçük ve zarif olmakla birlikte gelecekte kamil bir insan olacaktır. Olağanüstü bir hız ve ciddiyetle insani kemallere doğru hareket etmekte olan canlı bir varlıktır.

O zarif varlık, sahip olduğu olağanüstü kabiliyetleri ile birlikte gelişip kamil bir insan olabilmesi için şefkatli annesinden, ona emin ve güvenilir bir muhit hazırlamasını beklemektedir.

Eğer bu şerif ve yaşamaya hak kazanmış olan varlığı düşürüp öldürecek olursanız Allah katında katil sayılırsınız ve bu kötü amelden dolayı kıyamette sorguya çekilirsiniz.

Herkesin hakkını savunan mukaddes İslam dini, cenini düşürmeyi ve çocuğu öldürmeği istisnasız haram kılmıştır.

İshak b. Ammar diyor ki:İmam Musa b. Cafer'e (a.s) arzettim ki: Acaba hamile olmaktan korkan kadına ilaç kullanarak çocuğunu düşürmesine izin veriyor musunuz? İmam, "Hayır" buyurdu. "Hiç bir zaman izin vermiyorum." Ben, rahmindeki bebeğin henüz nutfe olduğu hamileliğin ilk zamanlarında nasıl? diye arzettiğimde İmam, "Düşürmek caiz değildir. İnsanın yaratılışı nutfeden itibaren başlamaktadır." buyurdu.(64)

Allah Teala Kur'an'da şöyle buyuruyor: "Baba ve anne, neden masum çocuğunuzu öldürdünüz? diye kıyamet günü sorguya tabii olacaklardır."(65)

Cenini düşürmek, İslam'da nehyedilmiş olup çok kötü bir amel sayılmaktadır. Ayrıca, bu iş annenin ruhu ve cismi için de zararlıdır. Doktor Paknejad çocuk düşürme hususunda düzenlenmiş olan bir konferansda şöyle diyor:

Cerentoloji ve Jeryateri bilimlerinde kürtajın normal ömürü azalttığı kanıtlanmıştır... Ve ilmi araştırmalar sonucu kürtajın kadınların ruhsal düzenlerini altüst ettiği isbat edilmiştir.(66)

1951'den 1959'a kadar Niyoyork şehrinde annlerin doğumdan ölmelerinin yaklaşık olarak %26.1'inin çocuk düşürmekten kaynaklandığı ispatlanmıştır. Ve 10 yıl içinde bu rakam %42.1'e yükselmiştir.

1963 yılında Şili'de, çocuk düşürme sonucu ölen anneler, diğer nedenlerle ölen annelerin %39'unu oluşturmaktadır.(67)

Çocuk düşürme bahanelerinden biri de fakirlik ve yoksulluktur. Bazı bilinçsiz baba ve anneler fakirlik ve yoksulluk bahanesiyle masum çocuklarını düşürüyorlar.

Elbette fakirlik ve yoksulluk çoğu ailelerin tutulduğu çok büyük bir beladır ve bu belaya tahammül etmek oldukça güçtür. Ama buna rağmen İslam fakirliği geçerli bir özür bilmemektedir. Masum yavrucağızın ne suçu var? Neden baba ve anne onu yaşama hakkından mahrum etsinler?

Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki: "Evlatlarınızı fakirlik korkusu ile öldürmeyin, sizlere ve onlara rızık veren biziz. Evlat öldürmek çok büyük bir yanlışlık ve günahtır."(68)

Bebeğin nutfesi bağlandıktan sonra baba ve anne bu zorluğa tahammül etmek zorundadırlar. Bu çocuk gelecekte anne, babasına ve topluma yararı dokunan seçkin bir şahsiyet olabilir.

Bu çocuğun varlığı sayesinde bereketi ile ailenin iktisadî durumunun düzelmesi ve yoksulluktan kurtulması da mümkündür.

Ev dışında çalışma, dairede çalışma veya çocukların fazla olması vb. bahaneler şer'an ve vicdanen özür sayılmayıp çok kötü bir amel olan kürtajı caiz etmez.

Kürtaj çok kötü ve haram bir amel olmakla birlikte İslam dini bu büyük günah için ceninin çeşitli hallerine göre farklı olan para cezası da bırakılmıştır.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Aldırılan çocuk eğer nutfe ise, kanının karşılığı 20 dinar, eğer aleke (pıhtılaşmış kan) ise 40 dinar, eğer muzge (et haline gelmiş) ise 60 dinar, eğer kemikleri düzene girmiş olursa 80 dinar, eğer insan şekline girmişse 100 dinar, eğer insan ruhuna sahip olmuşsa kamil bir insanın diyetidir."

Efserulmülk-i Amili'nin bu alanda çok güzel bir şiir var:

Bir cenin benim rüyama girdi

Eğer görürsen annemi dedi

De: Bende ne hata gördün anne?

Neden beni kana boyadın anne?

Rahminde uslu bir bebektim ben

Neden idama mahkum ettin sen

Kanıma susamıştın sen benim

Kana boyandı zayıf bedenim

Dünyaya gelen bir misafirim

Sana ne zarar verebilirim?

Misafiri ağırlamak gerek

Merhametsizce kıymamak gerek

Süşünürken benim masrafımı

Minik cismimden aldın canımı

Rızkım beraberimdeydi anne

Yazık ki sen inanmadın anne

Rahatlığı bana tercih ettin

Alemde zulmü sen inşa ettin

Bebeklerin ümididir anne

Usludur bebek, olunca anne

Ümid ederdim seni göreyim

İylik bahçenden göl koparayım

İsterdim göğsüne sarılayım

Dar gönlünden keder çıkarayım

İsterdim sütün içemeyi anne

Güzel sesini duymayı anne

Tebessümünü görmeyi anne

Baş ucumda oturmanı anne

Umardım okula göndermeni

Öğretmeni birliklik dersini

Gelince mutlu edeyim seni

Şarkıyla sesleyeyim ismini

Bir genç görmek isterdim kendimi

Yaşlanınca bilesin kadrimi

Ortaklaşalım senin derdini

Yapayım ben senin işlerini

Şimdi temiz ruhum cennettedir

Yerim hurilerin yerindedir

Şimdi sen tövbe et canım anne

Rabbimiz belki affeder anne

Temennimdir bu bemin anneme

İşte bu mesajı ver anneme.



DOĞUM ZORLUKLARI


Çocuk genellikle yaklaşık dokuz ay on gün anne rahminde yaşar. Doğum öncesi yaşantısı, çok hassas ve tehlike dolu bir yaşantı olup, çocuğun geleceği büyük bir ölçüde ona bağlıdır.

Çocuk bu müddet zarfında, idaresi kendi elinde olmayan bir ortamda yaşamaktadır. Onlarca cismi ve ruhi tehlikelere maruz olmaktadır ve kendisini o tehlikelerden savunamamaktadır.

Bu tehlike dolu dokuz aylık yolculuğu sapasağlam tamamladıktan sonra, çok güç bir bölümü de geçmelidir ve o da doğum anıdır. Doğum, kolay ve küçük bir iş olmayıp aksine, çok zor ve hassastır.

Çocuk dokuz aylık bir müddet zarfında bir hadde kadar büyümüştür; özellikle başı, öteki organlara oranla daha fazla büyümüştür. Şimdi büyük bir zorluk ve sıkıntı ile doğum mecrasından çıkmak zorundadır.

Çocuğun dar bir yerden geçmesi insan oğlunun yaşantısı boyunca yapmış olduğu en tehlikeli yolculuktur.

Çocuğun ezilmesi veya kemiklerinin kırılması muhtemeldir. Baş kısmının iyice bağlanmamış ince ve zarif kemiklerinin sıkılması ve çocuğun beyninin ve sinirlerinin hasar görmesi mümkündür.

Bilginlerden biri şöyle yazıyor: Doğum esnasındaki dikkatsizlik, insanoğlunun ruhunda gözle görülemeyen daimi hasarlar meydana getirebilir. Psikologlar, doğum sarsıntısını, insanoğlunun hayatı boyunca sahip olduğu mahiyetinde çok te'sirli bir etken bilmişlerdir.

Bu uzmanlara göre, doğum, çocuğun yaşadığı ortam ve yaşantı şeklinde vuku bulan bir değişimdir. Aynı şekilde, cenin dönemindeki özel huzur ve güvenin aniden yok olmasına da sebep olur.

Onlara göre, doğum esnasındaki korku ve istırap insan ruhundan bir parça olur ve ferdin gelecekteki yaşantısı devamlı elinde olmaksızın cenin dönemindeki sakin yaşantısındaki hatıraların ve kargaşalı müstakil dünya yaşantısına geçişin eziyetine maruz kalır.(69)

Doktor Celali şöyle yazıyor: Dünyaya gelirken ortalama olarak birkaç saat çocuğa sıkıntı gelmektedir ve onun bedeninin en büyük kısmı olan baş kesimi, öteki organlardan daha çok tehlikeyle karşılaşır.

Eğer doğum normal olmazsa çocuğun dünyaya gelmesi daha fazla güçleşir ve çocuk normal sıkıntılar haricinde mekanik aletlerin hasarını da tahammül etmek zorunda kalır.

Doğum esnasında veya doğumdan bir müddet sonra bazı çocukların ölmesinin sebeplerinden biri de bu gibi sıkıntı ve hasarlardır... Çocuklarda gözetlenen feleç, delilik vb. çoğuk dünyaya gelirken karşılaşmış oldukları bu gibi zahmetlerden ileri gelmektedir.(70)

Öyleyse doğum sade ve ehemmiyetsiz bir iş değil, aksine çok zor ve özen gösterilmesi gereken bir meseledir. Öyle ki, çocuğun ve annesinin sağlığı ona bağlıdır. En küçük bir gaflet ve dikkatsizlik,

çocuk veya annede telafi edilmesi mümkün olmayan, hatta onların canları pahasına mal olabilecek bir hasar meydana getirebilir. Ama günümüzde genellikle doğumevleri, doktor ve ilaca ulaşabildiği için ihtimali tehlikelerden korunmak kolaydır.

Bunun için, hamile kadınlara, doğumdan önce mümkünse doktor ve doğumevine müracaat ederek yaklaşık olarak ne zaman doğum yapacaklarını öğrenmeleri ve gerektiğinde kendilerini doğumevine ulşatırmaları tavsiye olunur. Doğumevi her yönden evden daha iyidir.

Çünkü, oralarda doktor, ilaç ve ebe vardır ve doğum yapan kadın yardıma ihtiyac duyduğunda hemen başı üzerinde hazır olurlar. Eğer doğum normal olmaz ise her yönden gerekli olan vesileler mevcuttur ve en kısa bir müddet içinde onun yardımına koşabilirler.

Halbuki eğer normal olmayan bir doğum, evde meydana gelir de kadın, doktor veya doğumevine götürülmek istenirse bu esnada kendi veyahut çocuğun canı tehlikeye maruz kalabilir.

Ayrıca, doğumevindeki odalar sağlık açısından evden daha üstündür ve kadın orada daha iyi bir şekilde dinlenebilir. Yine, doğumevinde, doğuma müdahele edecek ve görüşlerini belirtecek akraba ve komşu kadınlar yoktur. Halbuki onların meseleye karışmaları ilim ve bilgiden kaynaklanmadığı için zararsız olmayacaktır.

Erkeğe de bu hususta büyük bir sorumluluk düşmektedir. Şer'an ve vicdanen bu hassas ve tehlikeli anda eşinin yardımına koşması, onun ve çocuğunun canını karşılaşabileceği tehlikelerden kurtarmasıyla mükelleftir.

Eğer onun gaflet ve dikkatsizliği sonucu eşi veya çocuğu ölecek olur veyahut cismi ve ruhi hasarlara maruz kalırlarsa böyle insafsız bir koca şeriat ve vicdan mahkemesinde mahkum olacak ve kıyamette sorguya çekilecektir.

Bütün bunlarla birlikte, bu dünyada da günahının cezasını ödeyecektir. Eğer bugün meseleyi ciddiye almamazlık veya maddi tasarruf yüzünden veya diğer bahanelerle sığınağı olmayan eşinin yardımına koşmazsa daha sonra onun yüz katını harcamaya mecbur olacak ve sonuçta da hayatı eski düzenine dönmeyecektir.

Ama eğer doktor ve doğumevine gitmek mümkün olmazsa, doğum işini bu konuda ihtisası olan normal ebeler vasıtasıyla evde gerçekleştirmek mümkündür. Bu durumda aşağıdaki nüktelere dikkat etmek gerekir:

1- Doğum yapılan odanın normal ve tabii bir havası olmalı, çok soğuk olmamalıdır. Zira doğum halindeki kadın, meydana gelen sıkıntı ve saatlerce yapmış olduğu çaba sonucu mizacındaki normal haleti kaybeder ve terler.

Ve bu durum soğukalgınlığı ve hastalığa yakalanmak için oldukça müsaittir. Çok zor olan doğum meselesi gerçekleştikten sonra odanın havası soğuk olursa büyük bir ihtimalle anne soğukalgınlığı ve onun getirmiş olduğu hastalıklara tutulur.

Bununla birlikte soğuk hava, dünayaya yeni gelen bebek için de çok tehlikelidir. Zira çocuk, anne rahminde tabii sıcaklığı 37.5 derece olan bir ortamda yaşamaktadır.

Ama dünyaya geldiği zaman genellikle odanın sıcaklığı o kadar değildir. Onun için güç ve kuvveti olmayan bebek, bedeni için gerekli olan sıcaklığı temin etmek için lazım olan enerjiye sahip olmadığından dolayı, soğukalgınlığı ve hastalık için oldukça müsait bir durumdadır ve böyle çocukları iyileştirmek oldukça zordur ve genellikle bu çocuklar ölmektedirler.

2- Odanın havasının mazot veya kömür dumanı vb. şeyler vasıtası ile zehirli ve kirli olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü, zehirli bir havada teneffüs etmek hem annenin, hem de çocuğun sağlığına zararlıdır.

3- Doğum odasının mümkün olduğu kadar boş olması daha iyidir, işi olmayan kadınları odadan çıkarın. Çünkü, onların herhangi bir yardımı dokunmayacağı gibi doğum halindeki kadının utanmasına ve rahatsız olmasına sebep olurlar ve odanın havasını kirletirler.

Ayrıca öteki kadınların, doğum halindeki kadının avretine bakmaları haramdır ve o, böyle bir durumda avretini diğerlerinden koruyamaz.

İmam Seccad (a.s), hamile bir kadın doğum yaparken, "Kadınları dışarı çıkarın; sakın doğum halindeki kadının avretine bakmasınlar" buyurdu.(71)

Hamile bir kadın eğer kendi vazifesini yerine getirir, dikkatli bir şekilde hamilelik dönemini bitirerek topluma sağlam ve kusursuz bir çocuk kazandırırsa çok önemli ve değerli bir iş yapmış olur.

Daima anneye borçlu olan sağlık ve kusursuz bir insan dünyaya getirmiş olur. Ayrıca, insan toplumuna da hizmette bulunarak, varlığı hayır ve bereketlere kaynak olabilecek kusursuz ve değerli bir şahıs kazandırmış olur. Böyle büyük bir hizmet Allah katında da mükafatsız kalmayacaktır.

Bir gün Peygamber efendimiz (s.a.a) cihadın fazileti hakkında sohbet ederken kadınlardan biri, "Ya Resulellah, acaba kadınlar cihadın faziletinden mahrum mu kalacaklar?" diye arzetmesi üzerine Resulullah (s.a.a), "Hayır" buyudu, "Kadın da cihadın sevabına nail olabilirler.

Kadın hamile olur. Daha sonra bebeği dünyaya getirir ve sonra da çocuk sütten kesilene kadar ona süt verir. Bütün bu müddet zarfında kadın cihad meydanında savaşan bir erkek gibidir. Eğer bu müddet içinde ölecek olursa şehid makamındadır."(72)

DOĞUMDAN SONRA


Bebek dünyaya gelir gelmez ciğerlerine hava dolar ve nefes alıp vermeye başlar. Yaşamındaki ilk ağlayışı başlar. Çocuğun ilk ağlayışı, ciğerlerine giren hava sonucu meydana gelen sıcaklıktan kaynaklanır.

Eğer çocuk nefes almaz ve ağlamazsa genellikle nefes alıp vermesi için ayaklarından tutularak aşağıya doğru sarkılır ve kalçalarına yavaş yavaş vurulur.

Daha sonra göbekipi düğümlenir ve bedenine bağlı olan kısmı biraz yukarısından tentirdiyotlu bir makasla kesilir ve üzerine tentirdiyot dökülerek pansuman yapılır.

Daha sonra çocuk ılık su ve sabunla yıkanır ve elbise giydirilir. Dünyaya yeni gelmiş olan bebeğin birkaç saat yiyeceğe ihtiyacı yoktur. Kaynamış suya şeker katılarak az miktarda ağzına damlatılır.

Bebek genellikle uyku halindedir ve her şeyden çok dinlenmeye ihtiyacı vardır. Zira onun yaşadığı ortam ve ondaki iç ve dış durumlar başka bir şekle dönüşmüştür. Önceleri annenin yemeğinden istifade ediyordu. Ama artık kendinin yeni ve zarif sindirim sistemi çalışmaya başlamış ve bedeni için gerekli besini hazırlamaktadır.

Önceleri anne tarafından teneffüs edilerek hazırlanmış olan oksijenden istifade ediyordu. Ama şimdi kendi teneffüs sitemi çalışmaya başlamış ve oksijen hazırlamakta ve bedendeki zehirleri (karbondioksiti) uzaklaştırmaktadır.

Onun iç durumlarında tam olarak bir takım önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Dış durumu ve ortamının şarları da değişime uğramıştır. Önceleri sabit sıcaklığı 37.5 derece olan rahim ortamında yaşıyordu.

Ama artık sabit bir sıcaklığı olmayan bir ortamda yaşamaktadır. Doğum esnasında cisim ve ruhuna çeşitli baskılar gelmiştir; şimdi bunların tamire ihtiyacı vardır.

Bebek bu durumda ameliyat odasından yeni çıkmış ve dinlenmeye ihtiyacı olan bir hastaya benzemektedir. Yeni işleyecek zarif bir fabrikadır. Ona ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

Öyleyse çocuğun iyi bir şekilde dinlenebilmesi, doğum esnasında maruz kaldığı hasarları telafi edebilmesi ve kendi durumunu yeni durum ve şartlara uydurabilmesi için, kendisine yapılabilecek en büyük hizmet, onun için rahat bir ortam hazırlamaktır.

Doktor Celali şöyle yazıyor: Çocuğu devamlı oynatmak, öpmek, yerinden alarak diğerlerine göstermek, güzel göstermek için ikide bir elbiselerini değiştirmek; bütün bunlar kaçınılması gereken ve istenilmeyen tahriklerdir.

Çocuk oyuncak değildir. O, gelişebilmek için sakin bir ortama muhtaçtır. Ve onun iç haletindeki huzurunun kaçmasına yol açacak her iş terkedilmelidir.

Yüksek sesler, sıkmalar, aşağıya-yukarıya atıp tutmalar, ıslak ve sıkı öpücükler; bütün bunların hepsi onun ruhsal huzurunda ve düzenli gelişmesinde etkilidir.(73)

Anne de iyi bir şekilde dinlenme ve takviye edilmeye muhtaçtır. Dokuz aylık hamilelik döneminde zayıflamıştır. Özellikle doğumun vermiş olduğu sıkıntı, rahatsızlık ve aşırı kan kayıbı bedenini iyice yormuştur.

Böyle bir zamanda şefkatli kocası, onun iyice dinlenebilmesi için gerekli vesileleri hazırlamalı ve yiyecek yönünden de onu takviye etmelidir. Eğer doktor ve ilaca ihtiyaç hissederse sağlığına kavuşup cisminde ve ruhundaki zaaf ve hasarları onarabilmesi,

önceki sağlık ve neşatını elde edebilmesi için ona yardımcı olmalıdır. Böylece sağlıklı bir beden ve neşeli bir ruhla önceki yaşantısına dönerek çocukları ve kocası ile ilgilenebilir. Eğer kocası bu hususta tefrik edecek olursa eşi o şekilde zayıf ve hasta kalacaktır ve bu ihmalkârlığın kötü sonucu kocasının kendisine dönecektir.


ANNE SÜTÜ EN İYİ YİYECEK


Anne sütü, çocuk için en iyi, en zengin ve en sağlıklı yiyecek olup bir çok yönden öteki yiyeceklerden üstündür:

1- Anne sütü, besin maddelerinin kemmiyet ve keyfiyeti bakımından çocuğun sindirim sistemine tamamen uygundur. Çünkü çocuk, anne rahmindeki dokuz aylık yaşantısında, annenin sindirim sistemi tarafından hazırlanan bu gıda maddeleri ile besleniyordu ve bu gıda maddelerine alışmıştı. Şimdi bu maddeler süt şeklinde salgılanmaktadır.

2- Anne sütü tabii ve ham olduğu için, ihtiva etmiş olduğu besin maddelerini kaybetmemektedir. Ama inek sütü kaynatılıp içildiği için ihtiva etmiş olduğu bazı gıda maddelerini kaybeder.

3- Anne sütü, sağlık açısından daha fazla güvenilir olup dışardaki mikroplara temas etmediği için onların sebebiyle bozulmaz. Çünkü, anne sütü, annenin göğsünden direkt olarak çocuğun ağzına aktarılmaktadır. Ama diğer sütler, tencere ve ellerle temasta bulunduğu için mikrop kapmabilir.

4- Anne sütü, devamlı taze bir olarak kullanılmaktadır. Oysa öteki sütler, bekletme sonucu bozulabilirler.

5- Anne sütünde sahtekârlık yoktur. Ama öteki sütlerde, su katılması gibi sahtekârlıkların olması mümkündür.

6- Anne sütü, hastalık yaratacak mikroplardan uzak olup çocuğun sağlığı açısından daha emindir. Oysa, öteki sütlere bazı mikropların karışması ve çocuğu bazı hastalıklara düşürmesi mümkündür. Süt ishalı, malta humması ve verem hastalığı diğer sütlerden istifade etme sonucu meydana gelmektedir.

Bütün bunlardan dolayı, anne sütü kesinlikle çocuk açısından en sağlıklı yiyecektir. Anne sütü ile beslenen çocuklar genelde öteki çocuklara nazaran daha sağlıklı olurlar. Hastalıklar karşısındaki dirençleri daha fazladır. Ve ölüm onlar arasında daha azdır.

Ayrıca süt vermenin anne açısından da faydası vardır. Mesela, genellikle adeti geciktirir ve dolayısıyla geç hamile olur.

İslam dini de anne sütünün, çocuğun en iyi yiyeceği ve onun tabii hakkı olduğunu savunmaktadır.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Çocuk açısından, hiç bir süt anne sütünden iyi değildir."(NI1) (74)

İslam dinine göre anne sütü çok önem taşıdığı için, anneleri bebeklere süt vermeye teşvik etmek amacıyla çok fazla sevaplar vaadedilmiştir.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Allah Teala, çocuğuna süt veren her kadına, çocuğun emmiş olduğu her defa süt karşılığında bir köle azad etme sevabı verir.

Süt içme dönemi sona erip çocuğu sütten kesince de Allah'ın büyük meleği elini onun boş böğrüne bırakarak, "Hayata yeniden başla. Çünkü Allah, senin geçmiş günahlarını affetti" der."(75)

Şiraz Pehlevi Üniversitesinde, Uluslararası Doktorluk Günü'nde düzenlenen bir sempozyumda bulunan bütün uzmanlar yemek ve vitamin maddesi ihtiva eden hiç bir yiyeceğin anne sütünün yerini alamayacağı görüşünü savundular.

Doktor Hanım Simin Vakıfî şöyle diyor: Ne yazık ki çoğu genç anneler batılı anneleri taklit ederek çocuklarını pastorize sütle ve diğer besin maddeleriyle beslemektedirler; bu ise, çocuğun küçük yaşta doğru beslenme metoduna tamamen ters düşmektedir.

Genç anneler, hiçbir yapay sütün anne sütünün yerini dolduramayacağını bilmeli ve çocuklarını kendileri için hazırlanmış olan tabii ve en iyi yiyecekten mahrum etmemelidirler.(76)

Anne sütü, tabiatın çocuk için hazırladığı yegane yiyecektir. Hiç bir yiyecek onun yerini dolduramaz. Öyleyse, mümkün olduğu kadar çocuğa anne sütü vermeye çalışın ve eğer annenin sütü olmazsa bu büyük noksanlığı, çeşitli yiyeceklerden ve özellikle süt getirici gıda maddelerinden istifade ederek yok edin.(77)

Çocuklarının sağlığına ilgi duyan sorumlu ve bilinçli kadınlar, aziz çocuklarını kendi sütleri ile beslemektedirler. Ve onları, Allah'ın kendileri için mukadder kıldığı bu büyük hediyeden mahrum etmemektedirler.

Onlar, büyük annelik vazifesinin bilincinde olup sütün, çocuğun cisminde ve ruhundaki tesirinden haberdardırlar. Bundan dolayı kendi rahatlıklarını çocukların sağlığına feda ederler ve onları can şiresi ile doyururlar.

İşte böyle kadınlara "anne" denir; cahil ve çeşitli yersiz bahanelerle göğüslerini kurutan ve masum çocuğu pastorize sütle besleyen bencil annelere değil. Bu bencil kadınların, aziz çocukların selamet ve sağlığı için süt verme zahmetine katlanacak kadar şefkatleri yoktur.

Öte yandan, özürsüz olarak çocuklarına süt vermeyi terkeeden kadınlar bazı cismi ve ruhi hastalıklara tutulabilirler. (Örneğin göğüs kanseri, çocuklarını emzirmeyen annelerde öteki kadınlara oranla daha çok müşahede edilmektedir.)

Burada, çocuğuna süt veren kadınlara şunu hatırlatmakta yarar var: Annenin beslenme şeklinin sütün niteliğinde tesiri vardır. Süt, annenin yiyeceğinden meydana gelmektedir.

Bundan dolayı çocuğu süt veren annenin yemeği değişik ve çeşitli olmalı ve zaman zaman her yemekten yemelidir. Selamet ve sütünün kamil ve yeterli olması için meyve, sebze ve hububat çeşitlerinden zaman zaman istifade etmelidir.

Sıvı ve sulu yemekler faydalıdır. İyi ve doğru bir beslenmenin, en pahalı ve en lezzetli yiyeceklerden istifade etmeyi gerektirdiğini zannetmeyin. Aksine, kamil bir beslenme için, hem az masraflı, hem de zengin ve sağlığa uygun olan çeşitli yemekleri içeren bir program hazırlanabilir.

Bu hususta yiyecekleri tanıtan kitaplardan istifade edebilirsiniz. "Yemek uzmanları çocuklarına süt veren annelere her çeşit yemekten zaman zaman az miktarda yemelerini tavsiye ediyolar.

Bilhassa bakla, nohut, fasulye, süt, taze kere, hindistan cevizi, zeytin, ceviz, badem, tatlı ve sulu meyveler, kavun, karpuz, armut vb.(78)

İslam dini de annenin yiyeceğinin, sütünde tesiri olduğu konusuna dikkat etmiştir. Dolayısıyla, İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Çocuğunuza süt vermesi için yahudi veya hıristiyan bir kadını seçecek olursanız, onları şarap içmekten ve domuz eti yemekten sakındırın."(79)

Eğer anne hasta olur ve ilaca ihtiyaç duyarsa şunu bilmelidir ki, ilaçların sütünde tesiri olacaktır ve bu, çocuğun selamet ve sağlığına zararlı olabilir. Anne kendi başına, bilinçsiz kimselerin tavsiyesi ile ilaç kullanmamalıdır. Bu konuda doktora müracaat etmeli ve süt verdiğini de hatırlatmalıdır.

SÜT YARDIMCISI


Çocuğun asıl yiyeceği annenin sütüdür. Lakin, sadece anne sütü ile beslendiği durumda vitamin ve madeni maddeler yönünden daha zengin olması ve daha iyi gelişebilmesi için her gün çok az miktarda balık yağı ve azıcık meyve ona verin.

Ama, çocuk büyüdükçe yemek ihtiyacı da çoğalmaktadır. Bu durumda öteki yemeklerden süt yardımcısı olarak istifade etmek gerekir. Dört aydan ve en fazla altı aydan sonra artık çocuğu başka yemeklere alıştırmak gerekir. Çocuğun yemeği sade, kamil ve sıvı olmalıdır.

Her çeşit meyvesuları çocuk için faydalıdır.

Sebzeleri pişirerek suyunu çocuğa verebilirsiniz. Kemik çorbası çocuğun gelişmesi için faydalıdır. Çocuğun dişi çıkınca ağır yiyecekler verebilirsiniz.

Ona pişmiş patates, kaynamış yumurta, biskuvi, taze peynir, az miktarda ekmek ve kere, pişmiş pirinç, taze meyveler verin. Çocuğun yiyeceği de çeşitli olmalıdır. Ama ona ihityacı miktarında yemek vermeye dikkat edin, fazla değil.