Kumeyl Duasının Şerhi
 

Sohbetin devami



İmam Bakır (a.s) ise şöyle buyurmuştur: "Mekke'de uyuyan ziyaretçi şehirlerde çaba gösteren kimse gibidir. Mekke'de secdeye kapanan kimse, Allah yolunda kanlar içinde kalan şehit gibidir ve hacının yerine onun evinin işlerini idare eden kimsenin de mükafatı, hacceden kimsenin mükafatı gibidir; öyle ki adeta Hacer'ul Esved'e dokunmuştur."
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda bir gün cihat etmek, dünya ve dünya üzerindeki her şeyden daha hayırlıdır."

Hakeza: "Bir gece aziz ve celil olan Allah yolunda nöbet tutmak, ibadete kalkılan bin geceden ve oruç tutulan bin günden daha üstündür."
Hakeza: "Şüphesiz kul gece yarısı Rabbiyle halvet edince ve münacatta bulununca, Allah nurunu onun kalbinde sabit ve kalıcı kılar."

Ali (a.s) ise şöyle buyurmuştur: "Gece ibadeti; bedenin sıhhati, Rabbin rızayeti, peygamberlerin ahlakına sarılmak ve rahmete maruz kalmaktır."

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz kıyamet günü kulun ateşe götürülmesi emredilir. Kul cehenneme doğru çekilip sürüklenince, mümin kadınlar ve erkekler şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bu sürekli bize dua eden bir kimsedir. Onun hakkında şefaatimizi kabul et" Allah onun hakkında şefaatlerini kabul eder ve o kurtulur."

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki kim Kur'ân'ı öğrenir, başkalarına öğretir ve Kur'ân'da olan şeylerle amel ederse, ben onu cennete sevk eder ve cennete doğru kılavuzu olurum."

Cennet


Allah nezdinde olan ve marifet, iman ve salih amel ehli olan kimselerin rağbet ve iştiyak duydukları gerçeklerden biri de şüphesiz cennettir. Merhamet sahibi Allah, Kur'ân-ı Kerim'de bütün kullarını bu ebedi yere ve sürekli karar kılacakları diyara davet etmiş ve buraya ulaşmanın yolunun da iman, salih amel, takva, helal ve haramlara riayet olduğunu bildirmiştir.

"Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun."
"Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamber'ine iman edenler için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfüdür."

Kur'ân-ı Kerim'in ayetleri ve Peygamber (s.a.a) ile Ehl-i Beyt'ten (a.s) nakledilen rivayetler esasınca cennet, imanın, salih amelin, takvanın ve haramlardan uzak durmanın mükafatıdır.

Bu gerçeklerden mahrum olan ve küfür, şirk ve her türlü günahlara bulaşan kimseler, esenlik ve huzur diyarı olan cennete girmeye layık olmadıkları gibi cehennem ehlinden sayılmakta, Hak Teala'nın rahmetinden mahrum kalmakta ve de Allah'ı görmekten uzak bulunmaktadırlar.

"Kadın veya erkek, kim inanarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hikmet sahibidir. Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları,

içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur."

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Biliniz ki şüphesiz cennete iştiyak duyan kimse, iyiliklere doğru koşmuş, şehvetlerden uzak durmuştur. Her kim de Allah'tan korkmuşsa, tövbe ile günahlardan Allah'a yönelmiş ve de haramlardan geri dönmüştür."

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cennetin değeri salih ameldir."
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "On şey vardır ki kim bunlarla aziz ve celil olan Allah'ı mülakat edecek olursa cennete girer: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmek, aziz ve celil olan Allah nezdinden getirdiği Kur'ân'ı ikrar etmek,

namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan ayı orucunu tutmak, Allah'ın evini haccetmek, Allah'ın dostlarını sevmek, Allah'ın düşmanlarından beri olmak ve her türlü sarhoş edici maddeden kaçınmak."


Allah'ın Rahmeti


Kur'ân-ı Kerim ve rivayetler, Allah'ın kullarına olan rahmetini geniş bir şekilde söz konusu etmiş ve herkesi de iman, salih amel, günahlardan tövbe, takva ve iyiliğe sarılarak Allah'ın rahmetini elde etmeye davet etmiştir.
"Allah kendisine iman edenleri ve Kitab'ına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak."

Hakeza: "Ayetlerimize iman edenler sana geldiğinde onlara de ki: "Selam size!" Rabbiniz, merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."

Hakeza: "De ki: "Rabbinizin rahmeti geniştir."
Hakeza: "Rahmetim her şeyi kaplamıştır."
Hak Teala'nın rahmetini elde etmek için bir takım şeylere riayet etmek gerekir. Bu işlere riayet edilmedikçe de Hak Teala'nın rahmeti elde edilemez.

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güzel dönüşle, Allah'ın rahmet ve bağışına yönel ve güzel dönüşü gerçekleştirmek için de halis dua ve gece karanlıklarında münacattan yardım alın."
Bir şahıs Peygamber-i Ekrem'e (s.a.a) şöyle arzetti: "Rabbimin bana merhamet etmesini istiyorum." Peygamber şöyle buyurdu: "Kendine ve Allah'ın yaratıklarına merhamet et ki Allah da sana merhamet etsin."

Kitabın başında Dua-i Kumeyl'in ilk duası olan "Allahumme inni eseluke bi rahmetikelleti vasiat kulle şey" cümlesinin tefsirinde, Allah'ın rahmeti detaylı bir şekilde tefsir edilmiştir. Bu gerçeği anlamak ve ilahi rahmet ve lütuflara daha çok dikkat etmek için rahmetin tefsir ve açıklamasına kısaca bir bakmakta fayda vardır.

Kimdir senden gayri ki feryadımı dilesin
Alevlenen gam ateşini söndürsün
Kimdir senden gayri ki söylenmemiş sır sözünü
İşitsin veya işitince unutsun
Kimdir senden gayri ki maksadımın şahidi olarak
Lütuf üzere bir an bana dost ve arkadaş olsun
Senin sevgi kadehin rahmet badesiyle doludur
Özgür insan ondan ancak içebilir
Dün gece seher vakti o güzellik mahzarı rüyama geldi
Ümit ederim ki her gece rüyama gelsin.

Allah'ın Affı


"Afv" kelimesi cezalandırmaktan göz yummak, günahları bağışlamak ve dosyadan kötülük ve etkileri yok etmek anlamındadır.
Merhamet sahibi olan Allah bu hakikatin zuhurunu tövbe edenler, günahı terk edenler ve Allah'ın dergahına yönelenler için takdir etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'in birçok ayetlerinde bu yüce sıfat övülmüştür ve açık bir şekilde şöyle ilan edilmiştir:

"Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır."
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "(Allah'ın) Emri kesin ve hikmete dayalıdır; rızayeti güvenlik ve rahmettir; ilmiyle hükmeder ve hilmiyle bağışlar."

Bir bedevi şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü yaratıkları hesaba çeken kimdir?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah'tır." Bedevi şöyle dedi: "Ka'benin Rabbine andolsun ki o halde kurtulduk." Peygamber (s.a.a): "Ey bedevi! Bu nasıl olur?" diye sordu. O şöyle dedi: "Zira kerim (yüce) kimse, kudret elde ettiği zaman bağışlar."

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'ın haramlarından uzaklaşırsa, Allah'ın affı ona koşmuş olur."
Evet, sevap, cennet, rahmet ve af gibi Allah nezdinde olan hakikatler, aşıkların, sevenlerin, Allah ile raz-u niyazda bulunanların, Allah'ın rahmet ve lütuf dergahına şöyle arzetmelerine neden olmuştur: "Katında bulunanlara rağbeti büyük olan..."

"Allah'ım! Senin saltanatın büyüktür."
Allah'ın hükümdarlığı ve saltanatı zati ve de hakikidir. Diğer saltanatlar ise geçici ve fanidir. Allah'ın saltanat ve hükümdarlığı sürekli, kalıcı, sonsuz ve sınırsızdır. Diğer saltanatlar ise zaman açısından az ve çok sınırlıdır.

Allah'ın saltanat ve hükümdarlığı varlık aleminin gayb, şuhud, zahir ve batınını kapsamaktadır. Hakikatte Allah'ın saltanatı dışında bir saltanat yoktur. Allah'tan gayrisi fakir ve O'na muhtaçtır ve kendiliğinden bir sermayeye sahip değillerdir.

Allah'ın hüccet ve burhanı büyük ve güçlüdür. Allah karşısında hiçbir hüccet, delil, burhan mevcut değildir. Akıl, nübüvvet, Kur'ân ve imamet, Allah'ın kıyamet günü onlarla bütün yaratıklara delil gösterecekleri hüccetlerdir. Allah-u Teala, günah işleme ve salih amelden uzak durma noktasında bütün herkesin özrünü ve bahanesini ortadan kaldıracaktır.
"Ve mekanın yücedir"

Kur'ân-ı Kerim'de kendisini "Onun bir benzeri yoktur" hakikatiyle öven, her ayıp ve noksanlıktan münezzeh olan, bütün kemal, cemal ve celal sıfatlarına sahip olan, sıfatları zatının ve zatı da sıfatlarının aynısı olan güzel isimleri ve yüce sıfatları kendisine has olan, bütün gaybi ve şuhudi varlıkların kendi kayyumiyeti ışığında ayakta durduğu,

kainattaki bütün varlıkların ilim, irade, kudret ve rahmetine boyun eğdiği, sıfatlarının bir sınırı olmayan, kuvveti bütün güçlerin, azameti bütün azametlerin ve üstünlüğü bütün üstünlüklerin üzerinde olan mukaddes zat, elbette yüce bir makama sahiptir ve mekanı her şeyin üstündedir.

"Düzenin (tedbirin) gizlidir"
Metinde geçen "mekr" kelimesi Allah'tan gayri varlıklar hakkında kullanıldığı takdirde hile, aldatma ve başkasını kandırmak anlamında kullanılmaktadır ve bu anlamda bir "mekr" Allah hakkında caiz değildir. Zira bu anlamda "mekr" cahil ve aciz insanların sıfatıdır.

Cehalet ve acizlik ise Allah'ın mukaddes dergahından uzaktır. Zira Allah'ın mübarek vücudu, ilim, kudret, rahmet, cömertlik ve sonsuz yüceliktir.

Varlıkların bütün işlerde Allah'a muhtaç oluşu ve Allah'ın ise hiçbir işinde varlıklara muhtaç olmayışı da sabit bir gerçek ve kesin bir realitedir. "Mekr" (Allah hakkında kullanılınca cezalandırma ve azap anlamındadır) Allah her kimi bu cezalandırma ve azaba müstehak görürse, artık o varlık hiçbir çare ve kaçış yolu bulmaksızın söz konusu azap ve cezalandırmaya maruz kalmaktadır.

Allah'ın, gurura kapılarak, mest olarak, gaflet ve cehalet içinde günah, refah, lezzet ve masiyet içinde yüzenler hakkındaki cezalandırması, azabı ve intikamı çeşitli suretlerde ve şekillerdedir.

Bunun bir merhalesi istidrac ve istihmal suretindedir. Yani cahil ve habersiz kimse, gurura kapılarak ve kendi başına hareket ederek günahını arttırdıkça Allah da buna karşılık ona verdiği nimetlerini artırır. Bu nimetlerin çokluğu sebebiyle de gafleti daha da çoğalmakta, tövbe ve istiğfarı unutmaktadır.

Sonra aniden, günahkar farkına dahi varmaksızın, azap ve intikamın gelişinden habersiz olmaksızın cezalandırma ve azabını günahkar şahsın üzerine indirmekte ve yakasından tutmaktadır. Allah, her şeyden habersiz olduğu bir anda günahkar kulundan intikam almaktadır. Hakikatte günahkar kimseyi gizli "mekr" belasıyla azaba duçar kılmaktadır.

İmam Sadık'tan (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah bir kulun hayrını istediğinde, o kul bir günah işlerse, o günahın ardından ona bir nimet verir ve ona (o vesileyle) mağfiret dilemeyi hatırlatır. Allah bir kulun kötülüğünü istediğinde,

derken de o kul günah işler onun ardından ona istiğfarı unutsun diye bir nimet verir ve o nimet vesilesiyle günahı devam eder. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur : "Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yönlerden, yavaş yavaş helake götüreceğiz."

"Ve emrin aşikardır."
Hak Teala'nın emri, bir aşamada tekvini bir emirdir. İşte bu emirle bütün varlıklar varlık sahnesinde boy göstermişler ve zuhur sahnesine çıkmışlardır. Allah'ın diğer bir emri de teşrii (yasama ile ilgili) emirdir. Bu emrin bereketiyle de Kur'ân-ı Kerim, İslam Peygamberi'nin (s.a.a) kalbinin ufuklarında ortaya çıkmıştır. Bu emrin bir cilvesi de hükümler, kanunlar, emirler, helal ve haramlardır. Bunlar da semavi kitaplar, peygamberlerin nübüvveti ve İmamların imametiyle bütün insanlığa duyurmuşlardır.

"Kahrın galip ve kudretin her yerde caridir."
Allah'ın kudret ve kahrının tefsir ve yorumu gerekli olduğu kadarıyla bu kitabın başında yer almıştır.
"Ve senin hükümetinden kaçmak imkansızdır."

Hak Teala'nın mukaddes zatı her açıdan ve her taraftan bütün varlıkları ihata etmiştir. Varlıklardan hiçbirisi O'nun ihata sultasının dışında değildir. Bütün varlıklar Allah'ın iradesiyle vücuda gelmişlerdir. Dolayısıyla da Allah bütün varlıklardan öncedir. Bütün varlıklar Allah'ın kudret ve rahmeti gölgesinde,

lütuf ve nimetlerinin yardımıyla hayatını sürdürmektedir. O halde Allah bütün varlıklarla birliktedir. Bütün varlıkların dönüşü Allah'adır. O halde Allah her şeyden sonradır. Bu yüzden de hiçbir varlık için Allah'ın hükümetinden ve egemenliğinden dışarı çıkacak bir kurtuluş yolu yoktur. Çok önemli bir rivayette şöyle yer almıştır: "Bir şahıs, İmam Hüseyin'in (a.s) huzuruna vardı ve şöyle arzetti: "Ben günahkar bir şahısım. Günah hususunda sabredemiyorum. O halde bana öğüt ver." İmam (a.s) şöyle buyurdu:

"Beş şeyi yap, sonra istediğin günahı işle: Evvela; Allah'ın rızkını yeme ve istediğin günahı işle. İkinci olarak; Allah'ın velayet, yöneticilik ve hükümetinden dışarı çık ve istediğin günahı işle. Üçüncü olarak; Allah'ın görmediği bir yeri bul ve orada istediğin günahı işle. Dördüncü olarak; ölüm meleği ruhunu almaya geldiğinde onu yanından kov ve istediğin günahı işle. Beşinci olarak da; cehennem Malik'i seni cehenneme atmak istediğinde sen cehenneme girme ve istediğin günahı işle."

Evet, insan eğer kaçmak istiyorsa, o halde cehalet ve bilgisizlikten, ilim ve marifete; haber ve işitilen şeylerden, açıkça görme ve müşahadeye ve sonuç olarak da yaratıklardan Hak Teala'ya doğru kaçmalıdır. İnsanın bu kaçışında birçok dünyevi ve uhrevi menfaatler, ilahi rızayet ve ebedi saadet insana nasip olmaktadır. Hakikatte bu kaçış, nefsin heva ve heveslerinden akıl ve kalbe kaçıştır. Dünyadan ahirete, cehennemden cennete ve sonuç olarak da şeytandan Allah'a doğru kaçıştır.

Aşıklara bütün dünya mülkü bile nasip olsa
Ona göz yumarlar ta ki gönül yurdunu elde etsinler
Alemi kenara iterler iştiyaktan
Ta ki şefkatli yarın eteğine tutunsunlar
Hicran çölünü göz yaşlarıyla suvarırlar
Ta ki can tohumundan vuslat ürününü elde etsinler
Eğer baharda göz nehrinin yanına oturursan
Sonunda o maşuku görebilirsin.
"Allah'ım! Senden başka günahlarımı bağışlayan, çirkinliklerimi örten, çirkin amelimi güzele çeviren birisini bulamıyorum!"


Günahı Bağışlayan


Merhamet sahibi Allah'ın yüce sıfatlarından ve Hak Teala'nın güzel isimlerinden biri de "Gafir" ve "Gafur"dur. Yani bağışlayan, hatta çok bağışlayan mukaddes zat demektir. Bağışlanmayı elde ediş şartı ise, gerçek tövbe ve hakiki dönüştür.

Günahkar kimse "Gafur" sıfatına teveccühen şu hakikat hususunda ümitli olmalıdır ki, eğer günahlarından tövbe edecek, çirkinliklerinden el çekecek, hatalarından uzak duracak ve iman ile salih amele yönelecek olursa, şüphesiz bütün günahları bağışlanacaktır.

Bu konuda ümitsizlik ve soğuk davranmak büyük bir günahtır, azaba sebep olan bir suçtur ve hatta Kur'ân'ın ifade ettiği üzere küfre denktir.
"Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
Hakeza: "De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."

Aşağıdaki ayetler de Allah'ın her günahkar kimsenin günahlarını bağışladığı gerçeği ortaya koymaktadır.
"Doğrusu Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir."
"Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir."

"Ettiği zulümden sonra tövbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tövbesini kabul eder. Allah şüphesiz bağışlayan-dır, merhametli olandır."
"Allah'tan sakının, doğrusu Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir."

Evet, günahlarından tövbe eden, tövbe ettikten sonra büyük günahlardan sakınan, küçük günahlar hususunda ise ısrarlı olmayan, kazaya bıraktığı farzlarını eda eden, elinde bulundurduğu halka ait malları sahiplerine geri çeviren bir kimsenin böylesine gerçek bir tövbe sayesinde bütün çirkin geçmişinin bağışlanacağı kesindir.

Allah Resulü (s.a.a) gerçek tövbe eden kimsenin nişaneleri hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Tövbe eden kimsenin alameti ise dört şeydir: "Amellerinde Allah'a mutlak teslimiyet içinde olmak, batılı terk etmek, Hakk'a bağlı olmak ve iyiliklere rağbet etmek."

Hz. Ali (a.s) ise şöyle buyurmuştur: "Allah, kulunun yüzüne şükür kapısını açtığı halde nimetlerin artış kapısını yüzüne kapamaz. Hakeza dua kapısını açtığı halde, icabet kapısını yüzüne kapamaz ve tövbe kapısını açtığı halde bağışlanma kapısını yüzüne kapamaz."

Çirkinlikleri Örten


Hakk Teala'nın çok önemli sıfatlarından biri de, günahlarını gizlice yapan ve hiç kimsenin günahlarından haberdar olmasını istemeyen kulunun günahlarını örtmesidir.

Allah-u Teala, kullar gizlice günah işlediklerinde Allah'ın onlardan saygınlıklarını koruduğu, onu ve dosyasını başkaları karşısında açmadığını bilsinler diye kendini Settar'ul Uyub (ayıpları örten) olarak adlandırmıştır. Ama eğer bir günahkar aşırı hayâsızlık ve küstahlık içinde herkesin gözleri önünde günah işler ve haysiyetinden korkmazsa, bu durumda artık böyle bir kimsenin günahlarını örtmenin ve haysiyetini korumanın bir anlamı da kalmamaktadır.

Nitekim Allah Resulü'nden şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Her kim tövbe ederse, Allah tövbesini kabul eder; organlarına günahlarını örtmesi emredilir; yeryüzü parçalarına da günahlarını örtmesi emredilir; amelleri yazan katiplere de yazdıkları şeyler unutturulur."

Muaviye b. Veheb şöyle diyor: "İmam Sadık'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Mümin kul halis bir şekilde tövbe edince; Allah onu sever, dünya ve ahirette günahlarını örter." Ben (Muaviye b. Veheb) şöyle dedim: "Allah onun günahlarını nasıl örter?" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Amel katiplerine yazdıkları günahları unutturulur. Böylece Allah'ı gördüğünde en küçük bir günahına şahitlik edecek herhangi bir şahit kalmaz."

Menhec'us- Sadikin tefsirinde şöyle rivayet edilmiştir: "Kıyamet günü gelince kulu Allah'ın huzuruna götürürler ve şöyle emredilir: "Bir kubbe yapın ve kulumu oraya koyun." Daha sonra Allah-u Teala ona şöyle hitap eder: "Ey kulum! Nimetimi günah sermayesi edindin. Ben sana olan nimetlerimi arttırdıkça sen de günahlarını çoğalttın.

" Kul böylece utanç içinde başını önüne eğer. Daha sonra şöyle hitap edilir: "Ey kulum! Başını kaldır! Ben günah işlediğin an seni bağışladım. Günahlarına bağışlama çizgisi çizdim." Daha sonra bir başka kul getirilir. Bu kul kınanınca utanç içinde ağlamaya başlar. Hak Teala şöyle buyurur: "Ey kulum! Sen günah işleyip güldüğün gün bile seni utandırmadım. Bugün günah işlemeyip ağladığın halde sena nasıl azap ederim ve seni rezil kılarım. Seni bağışladım ve cennete gitmene izin verdim."

Kötülükleri İyiliklere Çeviren


Merhamet sahibi Allah'ın sıfatlarından biri de, kul tövbe edip imanla süslenince ve salih amele yönelince, günahlarını iyiliklere ve çirkinliklerini güzelliklere çevirmesidir.
"Ancak tövbe eden, iman edip salih amel işleyenler başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir."

"Gündüzün iki ucunda ve gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri (günahları) giderir."
Kötülükleri iyiliklere çevirme ile ilgili ilmi kitaplarda çok önemli konular beyan edilmiştir. Bu kitaplardan bazısı felsefi, bazısı irfani, bazısı edebi, bazısı da rivai boyutlara sahiptir. Bunlardan her birinin beyan ve açıklaması her ne kadar gerekli olsa da kitap için göz önünde bulundurduğumuz sınırları aşacak ve bizleri konumuzdan uzak düşürecektir.

Tefsir-i Numune'nin yazarı şöyle diyor: "Kötülükleri iyiliklere çevirmek hususunda birkaç yorum vardır ve hepsi de kabul edilir türden yorumlardır:
1- İnsan tövbe edip Allah'a iman edince, bütün vücudunda çok köklü bir değişim ortaya çıkar. Bu deruni değişim ve devrim sayesinde amellerinin kötülüğü gelecekte iyiliklere dönüşür. Eğer geçmişte cinayet işlemişse gelecekte mazlumları savunma ve zalimlerle savaşmaya koyulur. Eğer geçmişte zinakar ise gelecekte iffetli olur. İnsan bu ilahi başarı ve değişimi iman ve tövbe sayesinde elde etmektedir.

2- Allah-u Teala lütuf, kerem ve ihsanıyla, kul tövbe ettikten sonra kötü amellerini silmekte ve yerine iyilikleri geçirmektedir. Nitekim Ebu Zer'in Resulullah'tan (s.a.a) naklettiği bir rivayette şöyle yer almıştır: "Kıyamet günü olduğunda bazı kimseler getirilir.

Allah-u Teala kula küçük günahlarının sunulmasını ve büyük günahlarının örtülmesini emreder ve kula şöyle denir: "Sen falan gün bir küçük günah işledin." Kul da o günahını itiraf eder.

Ama kalbi büyük günahlardan dolayı korku ve titreme haleti içindedir. Burada Allah dilerse kula lütfeder ve her kötülüğünün yerine iyiliğin koyulmasını emreder. Kul şöyle arzeder: "Ey Rabbim! Benim bir takım büyük günahlarım da vardır, ama burada göremiyorum."

Ebu Zer şöyle diyor: "Bu esnada Peygamber (s.a.a) dişleri görünecek şekilde tebessüm etti ve daha sonra da şu ayeti tilavet buyurdu: "İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. "

3- Kötülüklerden maksat, insanın bizzat yaptığı ameller değildir. Aksine bu amellerden ortaya çıkıp insanın ruhuna inen kötü etkilerdir. Kul tövbe edip iman edince, o kötü etkiler ruh ve candan ayrılır ve hayırlı etkilere dönüşür. Kötülüklerin iyiliğe dönüşmesinin anlamı da işte budur:
Bizim lütuf dergahından başka sığınağımız yok
Padişahın kapısından başkasında dilenci gözümüz yok
Biz aşığız ve aşıklar müftüsü demiş ki
Cananın cilvesine aşık olmak günah değil
Adalet divanında utanç içindeyiz
Orada el, ayak ve baştan gayrisi şahit değil
Kudret katibinin yazdığı dosya
Haşa, onda bir yanlışlık yok
"Senden başka ilah yoktur, münezzehsin sen, sana hamdederim."
Temiz "lâ ilâhe illallah" tevhid kelimesi "tehlil", "sübhaneke" tesbih ve "bihamdike" ise tahmid (övmek) olarak adlandırılmıştır.

Her kim diliyle tehlil (lâ ilâhe illallah) der, kalbinin derinliğiyle sadık bir şekilde bu hakikati ikrar eder, bu konuda ihlaslı olur ve ameli olarak her türlü batıl ilahları hayat sahasından reddedecek olursa, gerçek anlamda muvahhiddir; Hak Teala'nın emanındadır. Dünya rezilliği ve ahiret azabı kesinlikle ona haram kılınmıştır. Kıyamet günü de cennet ehli, Allah'ın razı olduğu meleklerin sevgilisi, peygamberlerin, sıdıkların, şehitlerin ve salihlerin dost olduğu bir kimse olacaktır.

Tehlilin (lâ ilâhe illallah'ın) hakikati, Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberlerin marifetleri, özellikle de İslam Peygamberi ve değerli Ehl-i Beyt'i vasıtasıyla Hz. Hakk'ın yüce sıfatları ve güzel isimleri hakkında marifet elde ettiği, eteği her türlü pisliklerden arındığı, farzları yüce bir himmet, aşıkane bir kalp ve ihlas içinde yerine getirdiği ve Allah'ın kullarına hizmetten kaçınmadığı zaman insanın batınında tecelli eder.
Evet, insan bu yolu katedince ve bu yolda harekete geçince, insanın bütün vücudu şu hakikati dile getirir:

Bilin ki Allah dışında her şey batıldır
Her nimet mutlaka yok olucudur.

Maşukun (gerçek sevgilinin) cemalinin insanın batın semasında cilve etmesiyle insanın bütün bir vücudu şöyle feryad eder: "Vücud aleminde Allah'tan başka etken yoktur." Güç ve kuvvet sadece Allah sayesindedir."
Aşkının heyecanı hiçbir kafada yok ki yok
Güzel yüzüne bakan yok ki yok
Kafese atmadığın bir gönül kuşu yok
Keskin okunun vurmadığı kanat yok ki yok
Senin gamından göğsümüz sıhhatlidir
Lale sıfatlı senin dağın ciğerde yok ki yok
Yüz ve zülfünün ayrılığından figan ederim figan
Her gece sehere kadar sokağının köpeği yok ki yok
Gözümüz yarasa gözüdür yoksa senin
Güzellik cilven kapı ve duvarda yok ki yok
Musa yok ki "ene'l hak" iddiasını işitsin
Yoksa bu zemzeme hiçbir ağaçta yok ki yok
Sırları duyan kulak yok, aksi takdirde
Sırlar da yok ki yok.
Sahi, varlık aleminde Allah'tan başka dergahına yönelinecek, kendisinden rızk talep edilecek ve kendisinden sorunların halli, belaların savrulması, günahların bağışlanması, çirkinliklerin örtülmesi istenilebilecek bir başka varlık var mıdır?

Gerçekten de duanın bu bölümünde tehlil, tesbih ve tahmid (lâ ilâhe illallah demek, Allah'ı münezzeh bilmek ve hamdetmek) bulunduğu makama da çok uyumludur. Zira bilinçlice dua eden insan zillet, çaresizlik, fakirlik ve yoksulluğunu izhar ettikten ve günahlarını itirafta bulunduktan sonra şöyle arz eder: "Günahlarımı bağışlayacak ve çirkinliklerimi örtecek birini bulamadım." Zira bu insan bu işlerin Allah'ın işleri olduğunu, hiç kimsenin buna gücünün yetmediğini bilir.

Dolayısıyla da "lâ ilâhe illa ente" diyerek tevhid, "sübhaneke" diyerek tesbih ve "bihamdike" diyererek de tahmid (hamdetmek) izharında bulunmak bu makamla uyum arzetmektedir.


Cennetin Pahası


Marifet ve ihlas içinde Allah'a hamdeden, ameli olarak bütün batıl ilahları reddeden, Allah'tan gayri hiç kimseye itaat etmeyen, sadece Allah'a tapan ve sadece Allah'ın huzurunda ibadet için yere kapanan kimse, hakikatte cennetin pahasını temin etmeye kalkışmaz ve kendisini her türlü azaptan korunmak için Hak Teala'nın sağlam kalesine ve emanına girmiş sayılır.

İmam Rıza (a.s) değerli babasından, o da İslam Peygamberinden (s.a.a), o da Allah-u Teala'dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Lâ ilâhe illallah, benim kalemdir. O halde kim kaleme girerse, azabımdan güvende olur."
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın kendisine Tevhid nimetini verdiği kimsenin mükafatı sadece cennettir."

Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın hak olduğunu bilip de ölen kimse mutlaka cennete girer."
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Lâ ilâhe illallah sözü, cennetin değeridir."

Hakeza İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim ihlas ile lâ ilâhe illallah derse, cennete girer. İhlası ise, lâ ilâhe illallah'ın, kendisini, aziz ve celil olan Allah'ın haram kıldığı şeylerden alıkoymasıdır."
Bir şahıs, İmam Bakır'ın (a.s) huzuruna vararak kendisine Allah Resulünden nakledilen;"Her kim lâ ilâhe illallah derse cennete girer" hadisini sordu.

Bunun üzerine İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu: "Bu rivayet doğrudur." O şahıs İmam Bakır'ın (a.s) yanından ayrıldı, evden çıktığı zaman İmam (a.s); "Onu geri çeviriniz" diye buyurdu. Daha sonra da İmam şöyle buyurdu: "Ey adam! Lâ ilâhe illallah için bir takım şartlar vardır ve ben de (ki masum imamım, Allah tarafından imamete seçilmişim ve her işte bana itaat etmek farzdır) onun şartlarından biriyim."

Velhasıl, tek kurtuluş yolu tevhid ve tevhidin şartlarını yerine getirmektir. Yani insan Hak Teala'dan başka ilah olmadığı, varlık aleminde olan her şeyin O'nun mülkü olduğu, O'nun kulu ve rızkını yiyici olduğu hakkında marifet elde edince, diliyle Hak Teala'nın vahdaniyetini ikrar edince ve Peygamberlerin nübüvvetini, İmamları ve Kur'ân-ı Kerim'i kabul edince ve de dini öğretiler esasınca yaşayınca, şüphesiz sağlam bir kurtuluş kulpuna sarılmış ve de tek kurtuluş yolunda yer almış olur.

Tevhid fezasında, insandan ortaya çıkan her türlü hayır ve olumlu amel kabul edilmektedir. Eğer insan gaflete düşecek bir günah işleyecek olursa, pişman olup tövbe ettikten sonra bağışlanacaktır. Tevhid fezası dışında hiçbir amel kabul edilmez ve en küçük günah bile bağışlanmaz. Tevhid ehli olan kimse, eğer günahının ağırlığı sebebiyle kıyamette azaba duçar olursa, tevhidin bereketi sebebiyle kurtuluşa erer. Bu konuda muteber ve değerli hadis kitaplarında birçok önemli rivayetler nakledilmiştir. Örnek olarak bu hadislerden birini nakledelim:

İslam Peygamberi (s.a.a), vahiy emini ve Hak Teala'nın mukarreb meleği olan Cebrail'e şöyle buyurdu:
"Cehennemi bana vasfet." Cebrail, cehennemin mertebelerini ve sakinlerini detaylı bir şekilde kendisine izah etti, cehennemin birinci tabakasından söz etmek isteyince sustu.

Alemlerin efendisi şöyle buyurdu: "Ey Cebrail! Bu mertebede bulunanlar kimlerdir?" Cebrail şöyle dedi: "Bu mertebenin azabı, bütün mertebelerden daha kolaydır, burada oturanlar ise ümmetin isyankarlarıdır. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Acaba benim ümmetimden her hangi bir kimse cehenneme girecek mi?" Vahiy Emini şöyle dedi: "Büyük günahlara bulaşan ve dünyadan tövbesiz ayrılan kimseler bu cehenneme girecektir."

Peygamber (s.a.a) oturup ağladı, üç gün üç gece ağlaması devam etti. Sonunda dördüncü gün Hz. Zehra (a.s) Peygamber'i (s.a.a) ziyarete geldi. Peygamber'in (s.a.a), mübarek yüzüyle secdeye kapanarak, toprağı ıslatacak derecede ağladığını gördü. Şöyle arzetti: "Ne olmuş?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Vahiy emini bana cehennemin ilk katının ümmetimden günahkarların yeri olduğunu haber verdi, bu yüzden ağladım." Hz. Zehra şöyle arzetti:

"Vahiy Emininden günahkarları nasıl cehenneme götürdüklerini sordun mu?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Erkekleri saçları ve kadınların perçeminden tutarak cehenneme çekmektedirler. Cehenneme yaklaştığında ise Cehennem'in Malik'ini gördüklerinde feryat edip bağırırlar.

Cehennem Malik'inden kendi hallerinden ağlamaları için izin vermesini isterler; Malik, gözlerinde yaş kalmayıncaya ve göz yaşı yerine kan dökünceye kadar ağlamalarına izin verir. Malik şöyle der: "Bu ağlamalar dünyada olsaydı ve de göz yaşları bugünün korkusundan gözlerden boşalsaydı, ne de iyi olurdu!"

Böylece Malik onları cehenneme atar, onlar aniden, "Lâ ilâhe illallah" diyerek feryat ederler, ateş onlardan uzaklaşır. Malik, ateşe onları yakması için bağırır, ama ateş şöyle der: "Onlar mübarek lâ ilâhe illallah" sözünü söylemektedirler, onları nasıl yakayım?" Malik, yine feryat ederek:

"Bunları yak" der. Hak Teala tarafından şöyle bir hitap gelir: "Yüzlerini yakma ki Allah'a secde etmişler, kalplerini yakma ki mübarek ayda susuzluk çekmişlerdir." Böylece Allah isteyinceye kadar cehennemde kalırlar, daha sonra Cebrail'e şöyle seslenilir: "Ümmetin günahkarlarının hali ne durumdadır?" Cehennem maliki, perdeyi kenara çeker, günahkarlar Cebrail'i güzel bir şekilde görür ve şöyle derler: "Bu kadar güzel yüze sahip olan kimdir?" Şöyle cevap verilir: "Bu dünyada Peygamber'e (s.a.a) vahiy indiren Cebrail'dir."

Cehennem esirleri, Peygamber'in (s.a.a) mübarek ismini işitince feryat ederek şöyle derler: "Bizden taraf Muhammed'e selam ilet ve ümmetinin günahkarlarının cehennemde azaba duçar olduğunu bildir."

Vahiy emini olan Cebrail bu haberi Peygamber'e (s.a.a) ulaştırır, alemlerin efendisi secdeye kapanır ve Hak Teala'nın huzurunda şöyle arz eder: "Ümmetimden günahkar kimseleri cehenneme götürdün, şimdi onları bana bağışla." Peygambere şöyle hitap edilir: "Onları sana bağışladım." Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) onları cehennemden dışarı çıkarınca, onların kömür gibi olduğunu görür, onları hayat suyuna götürür.

Onlar o çeşmeden içince ve üzerlerine dökünce zahir ve batın pislikleri ortadan kalkar, tertemiz olurlar, alınlarında da şu ifade yazılı olur: "Rahman'ın ateşinden kurtulanlar!"
Onları böylece cennete götürürler, cennet ehli onları birbirine göstererek, cehennemden kurtulmuş kimseler olduğunu söylerler. Böylece onlar şöyle der: "Ey Rabbimiz! Bizlere merhamet ettin, bizleri cennetine koydun, o halde bu yazıyı alnımızdan sil." Onların isteği kabul edilir ve bu yazı alınlarından silinir."


Hamd ve Tesbih


Tesbih; Hak Teala'yı her türlü kötülükten, ayıp ve noksanlıktan münezzeh bilmek ve hakikatte Allah'ın sonsuz kemallerini ikrar etmektir.
Talha b. Ubeydullah şöyle diyor: "Peygamber'e (s.a.a) "Sübhanallah" kelimesinin anlamını sorduğumda şöyle buyurdu: "Sübhanallah; Allah'ı her türlü ayıptan münezzeh bilmektir."

Müminlerin Emiri Hz. Ali'ye (a.s) sübhanallah kelimesinin anlamı sorulunca şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın celalini büyük görmek ve Allah'ı müşriklerin dediği şeylerden münezzeh kabul etmektir. Dolayısıyla kul, ihlas ve yakin üzere sübhanallah dediği zaman, her melek ona selam gönderir."

Kur'ân-ı Kerim de, birçok ayetlerde alemdeki bütün varlıkların Allah'ı tesbih ettiğini bildirmektedir: "O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız."

Dua'nın bu bölümünde tesbihin bu makamla münasebeti belki de şudur: Kul duanın önceki cümlelerinde, isyan ve hata izharında bulunmuştu. Hata ve isyan ise kulun Allah'a yakın olmasına engel teşkil etmektedir ve de kulun Mahbub'dan uzaklık karanlığına düşmesine sebep olmaktadır.

Tesbih, takdis ve hamd etmek ise karanlıklardan kurtuluş için en iyi vesiledir. O halde kulun yalvarıp yakararak, ihlas ve temizlik üzerine "sübhaneke ve bi hamdike" diye arzetmesi gerekir. Böylece kul, tıpkı Yunus (a.s) gibi karanlıklardan kurtulur ve Allah'a yakınlık dergahına yetişir.

Evet, Yunus (a.s) gecenin karanlığında, denizin karanlığında ve balığın karnının karanlığında esir düşmüştü.
"Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti. Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız."

Menhec'us- Sadikin tefsirinin yazarı, bu ayetin şerhinde Allah Resulü'nden (s.a.a) bir rivayet nakletmiştir. Bu rivayette Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hüzünlü bir kimse, bu duayı okuduğu takdirde duası müstecap olur."
İmam Sadık (a.s) Müminlerin Emiri Hz. Ali'den (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Tesbih, ameller terazisini sevapla doldurur."

Allame Meclisi ise değerli Bihar'ul Envar kitabında hamd ile ilgili olarak çok önemli şu rivayeti nakletmiştir: "Resulullah (s.a.a) kendisini sevindiren bir işle karşılaştığında şöyle buyururdu: "Allah'a bu nimetler sebebiyle şükürler olsun." Peygamber (s.a.a) kendisini üzen bir olayla karşılaştığında ise şöyle buyuruyordu: "Allah'a her hal üzere şükürler olsun."

"Ben kendime zulmettim ve cahilliğim yüzünden küstahlık yaptım (itaatsizlik yaptım) ve ben geçmişteki hatırlamana, lütuf ve ihsanına dayandım (ve mağrur oldum)."

İnsanın Kendine Zulmetmesi


Allah'ım! Seni düşünce, tefekkür, varlık aleminde ilginç eserlerini görme, bilginlerden ve düşünürlerden hakikatleri işitme ve gerekli miktarda kitaplar okuma yoluyla seni tanıdım, ama sana doğru gelmedim, hikmete dayalı emirlerine itaat etmedim, isteklerine değer vermedim, huzurunda tevazu ile eğilmedim, dergahının toprağına ibadet alnımı sürmedim. Sana doğru yoksulluk elimi açmadım. Bütün işlerimde senden gaflet ettim. Bu, sürekli kendime yaptığım bir zulümdü. Kendime çok büyük bir zulüm ettim.

Alimlerin sözü ve tarihi incelemeler yoluyla Peygamberlerin (s.a.a) hayatını tanıdım. Onların, hidayet yolunun hidayetçileri olduğunu, insanlara şefkatli ve merhametli olduklarını ve insanın hayır ve saadetinden başka bir şeyi amaçlamadıklarını, insanları sapıklıktan ve şeytanların vesveselerinden kurtarmak dışında bir niyetleri olmadığını bildim. Onların emir ve yasakları hikmete dayalı ve de insanın kendi yararınadır.

Özellikle de Müslüman olduğum için İslam Peygamberini (s.a.a) gerektiği kadar tanıdım. Ama buna rağmen bütün peygamberlerden yüz çevirdim, hayatıma düzen vermek için onlardan başkasına sarıldım, yabancı kültürlere tabi oldum, peygamberlerin zahmetlerini takdir etmedim, onların varlık nimetine şükretmedim, nübüvvet nurundan uzak olan uğursuz hayatıma güvendim. Dalalet ve sapıklık yolunu kat etmek hususunda ısrar gösterdim. Bu, sürekli kendime reva gördüğüm büyük bir zulümdü.

Dini toplantılara katılarak İslami kitaplar ve ilahi marifetleri okuyarak gerekli miktarda Kur'ân ile aşina oldum. Bu kitabının İslam Peygamberine (s.a.a) bütün kulları hidayet için vahyetmiş olduğunu anladım. Bu kitap en kamil bir kitaptır. Faydalı birçok geniş konuları içermektedir.

Hikmete dayalı emirleri, faydalı marifetleri, muhkem ayetleri, güçlü kaideleri, öğütleri ve uyandırıcı nasihatleri barındırmaktadır. En yüce ve en güzel ilke konumundadır. Ama buna rağmen onu kenara iterek ayetlerinden yüz çevirdim, hakikatlerinden uzaklaştım, gerçeklerini hayata geçirmekten gaflet ettim ve ondan ayrı yaşadım. Bu, sürekli kendime reva gördüğüm büyük bir zulümdü.

Çeşitli vesileler yardımıyla büyük İmamları da tanıdım. Onların senin kulların arasındaki hüccetin, delilin ve doğru yolun kılavuzları, kamil insanlar olduğunu anladım. Büyük İslam Peygamberi onları, kendinden sonra velayet, rehberlik, imamet ve hükümet makamına tayin etmiştir ki insanları, hidayet yoluna hidayet etsinler, dini hakikatleri onlara öğretsinler, hakkı batıldan ayırt etmeyi onlara tanıtsınlar, Kur'ân ayetlerini kendilerine izah etsinler, ayetlerin tefsirini ortaya koysunlar.

O yüce İmamlar, düşmanları tarafından çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldılar, ağır belalara maruz kaldılar, her biri bir şekilde şahadete eriştiler ama göz açıp kapayıncaya kadar dahi kendi sorumluluklarını unutmadılar, insanları hidayete erdirmekten el çekmediler, mümkün olan her vesileyle ilahi hükümleri, dini emirleri, Allah'ın helal ve haramlarını insanlar için beyan ettiler,

onların dostları da onlardan işittikleri sözleri, dört yüz sağlam kitapta bir araya getirdiler ki gelecek nesiller de bu eşsiz marifetlerden ve benzersiz kültürden nasiplensinler, ama ben bütün bu gerçekleri görmezlikten geldim, İmamlara itaatten el çektim, o hidayet, feyiz kaynaklarından yüz çevirdim, yoldan çıktım, sapıklık ve eğri bir yola girdim, heva ve hevesim hususunda ısrar gösterdim, Allah'tan ve ahiretten habersiz öğretmenlerin eteğine sarıldım, doğu ve batıyı sapıklığa sürükleyen o sapık cahilleri, yüce ve masum İmamlara tercih ettim. Bu benim kendime yaptığım en büyük zulümdü.
Alimin yerine oturunca cahil
Hayatta yaşamak oldu müşkül
İpek böceğinin ağından doldu zulüm
Gönül evinin kapı, duvar ve tavanı
Hepimiz birbirimize zahirde şefkatliyiz
Gıyapta en kötü katiliz
Herkes dünya perest ve ahireti yakan
Herkes birbirinden ayrı ve yüz menzil
Hayâ ve utanç perdeleri yırtıldı
Zira yaratıklar buna meyillendi.

Halbuki Nehc'ül- Belağa gibi bir kitabın Hz. Ali'nin (a.s) sonsuz ilminin bir parçası olduğunu, bu eşsiz hazinede insanın Allah'a, iyiliğe, saadete ve temiz bir hayata doğru hidayeti için gerekli olan her şeyin yer aldığını, hutbeler, mektuplar ve hikmetli sözlerinde ilahi marifetlerin dalgalandığını ve kendisini "Kur'ân'ın kardeşi" olarak değerlendirecek bir değerde olduğunu biliyordum.

Oysa Sahife-i Seccadiye'nin, aşıkların İmam'ı, abitlerin mevlası ve secde edenlerin efendisi olan İmam Zeyn'ul Abidin'in elli dört duasını içerdiğini ve bütün görev ve teklifleri insana dua diliyle beyan ettiğini ve Şii imamların bu kitap hakkında özel tavsiyelerde bulunduğunu biliyordum.

Oysa ilahi hükümlerin, Allah'ın helal ve haramlarının, İslami marifetlerin ve ahlaki programların; Kafi, Tehzib, İstibsar, Men La Yehzuruh'ul Fakih, Tuhef'ul Ukul, Revzet'ul Vaizin, Vafi, Şafi, Bihar'ul Envar, Vesail, Revzet'ul Muttakin, Cami-u Ehadis'iş-Şia ve benzeri binlerce kitapta yer aldığını biliyordum.

Ama dünya ve ahiret saadetini elde etmek için onları okuma zahmetine katlanmadım. Onlar yerine temelsiz dergileri, sermayesiz gazeteleri, din dışı makaleleri ve değersiz kitapları önemsedim, gece ve gündüzümü onları okumakla boşa harcadım, kendimin sadece zarar ve hüsranını artırdım. Bu da kendime yaptığım en büyük zulümdü.

Cehalet ve Bilgisizlik Sebebiyle Günah Hakkında Küstahlaşmak


İlim ve bilginin peşice gitmediğim, dini marifetten mahrum kaldığım, hakikatlerden habersiz olarak hayatı sürdürdüğüm ve bu fırtınalı hayat denizinde cehalet gemisine bindiğim için günahlar girdabına yuvarlandım ve masiyetlere gömüldüm. İşlerin sonucunu bilmediğim sebebiyle gafil kaldım, hakikatleri derk etmekten acze düştüm, işlerimin sonunu düşünmedim, ahiret ve amellerimin hesabına bir bakmadım.

Cennet ve cehennemi göz önünde bulundurmadım, bu yüzden de sana muhalefet etmeye kalkıştım, her türlü günaha bulaştım, nihayet cehaletin sebebiyle de günah işleme hususunda küstahlaştım, hedef ve metanete aykırı hareket ettim.


Günahları İkrar Etmek


Ey Allah'ım! Anne rahminde olduğum zaman her açıdan bana lütfettin ve ihsanda bulundun. Senin ihsan ve inayetin sebebiyle temiz olmayan bir nutfe kamil bir insana dönüştü, ihtiyaç duyduğum organ, beyin, akıl, zeka, ruh, nefis, kalp, göğüs, et, kemik, damar, sinir, kan, hücre, nefes borusu, teneffüs düzeni, sindirim mekanizması, göz, kulak, dudak ve zihin gibi şeyleri bana bağışta bulundun,

dünyaya geldikten sonra annemin bedenine beni sağlam olarak dünyaya getirmesi için bir güç verdin, bedenin her türlü ihtiyaçlarını gideren süt dolu bir göğüs takdir ettin. Benim için annemin merhametli kucağını ve babanın merhametli kalbini takdir ettin, yavaş yavaş besleyerek, koruyucuların vesilesiyle koruyarak, özellikle de anne ve babanın yardımıyla beni ulaşmam gereken yere ulaştırdın, sonra da benim için yaşam için gerekli olan her türlü vesileleri temin ettin…

Ey Allah'ım! Bana geçmişte yapmış olduğun bu lütuf ve ihsanın dolayısıyla gurura kapıldım. Dolayısıyla da günah ve suç işlesem dahi yine de senin lütfüne ve ihsanına mahzar olacağımı ve cezalandırılmayacağımı hayal ettim. Oysa hayatımın geçmiş dönemlerinde bana bağışladığın nimetler sebebiyle gurura kapılmamam ve günah vadisine ayak basmamam gerekirdi.
Şimdi senin lütfünle ve inayetinle az da olsa uyandım, durumumu, halimi, talihsizliğimi anladım. Bütün vücudumla sana yöneldim, yalvarıp yakararak, ağlayarak ve göz yaşı dökerek günah, küstahlık ve isyan sebebiyle kendime reva gördüğüm zulmü itiraf etmekteyim: "Nefsime zulmettim."

Kur'ân, Peygamberler ve İmamlar vasıtasıyla bana ulaşan öğretiler esasınca bu ikrar ve itirafın hakikatte günahkarlığımı itiraf olduğunu ve bir tür tövbe, dönüş ve kurtuluş vesilesi olduğunu biliyorum. İmam Bakır'dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: "Allah'a yemin olsun ki günahını ikrar etmeyen bir kimse günahtan kurtulamaz."

Hakeza İmam Bakır'dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: "Allah'a yemin olsun ki Allah insanlardan sadece iki haslet istemektedir: Nimetlerini ikrar etsinler ki Allah onlara nimetlerini artırsın ve günahlarını itiraf etsinler ki Allah günahlarını bağışlasın."

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) ise şöyle buyurmuştur: "Günahını ikrar eden kimse, tövbe etmiş sayılır."
Hakeza Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Günahkar kimsenin şefaatçisi, onun ikrarda bulunmasıdır; tövbesi ise, özür dilemesidir."

Tezkiret'ul Evliya adlı kitapta ise İmam Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: "Başlangıcı korku ve sonu özür dilemek olan her günah, kulu Hak Teala'ya yakınlaştırır.


Dipnotlar

----------------

- Gurer'ul- Hikem, s. 333, el-Fasl'us- Sadis fi'l- Cihad, 7663. hadis ve Tefsir-i Muin, s. 299
- Mehaccet'ul- Beyza, c. 2, s. 153, Kitab-u Esrar'il- Hac, 1. bab
- Tefsir-i Muin, s. 193
- Tefsir-i Muin, s. 193
- Müstedrek'ül- Vesail, c. 5, s. 207, 28. bab, 5708. hadis ve Tefsir-i Muin, s. 459
- Vesail'uş- Şia, c. 8, s. 150, 39. bab, 10275. hadis
- Kafi, c. 2, s. 507, Bab'ud- Dua lil İhvan, 5. hadis ve Revzet'ul- Vaizin, c. 2, s. 327
- Tefsir-i Muin, s. 496
- Al-i İmran, 133
- Hadid, 21
- Mü'min, 40
- Tövbe, 71- 72
- Bihar'ul- Envar, c. 75, s. 139, 21. bab, 3. hadis
- Gurer'ul- Hikem, s. 154, 2876. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 794, el-Cennet, 2538. hadis
- el-Hisal, c. 2, s. 432, 16. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 794, el-Cennet, 2548. hadis
- Nisa, 175
- En'am, 54
- En'am, 147
- A'raf, 156
- Bihar'ul- Envar, c. 75, s. 162, 22. bab, 1. hadis
- Kenz'ul- Ummal, s. 44154; Mizan'ul- Hikmet, c. 4, s. 2004, er- Rahmet, 7004. hadis
- "Allah'ım senden her şeyi kapsayan rahmetin hakkına diliyorum ki…"
- Nisa, 43
- Nehc'ül- Belağa, 160. hutbe
- Mecmua-i Verram, c. 1, s. 9
- Bihar'ul- Envar, c. 75, s. 90, 16. bab, 95. hadis
- Şura, 11
- Aşamalı olarak ve mühlet vererek
- A'raf, 182
- Nefahat'ul- Leyl, s. 81
- Bihar'ul- Envar, c. 75, s. 126, 20. bab, 7. hadis
- Yusuf, 83
- Zümer, 53
- Nisa, 23
- Nisa, 25
- Maide, 39
- Enfal, 69
- Tuhef'ul- Ukul, s. 18 ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 638, 2126. hadis
- Nehc'ül- Belağa, 435. hikmet
- Bihar'ul- Envar, c. 65, s. 28, 20. bab, 32. hadis
- Kafi, c. 2, s. 430, Bab'ut- Tövbe, 1. hadis ve Bihar'ul- Envar, c. 6, s. 28, 20. bab, 31. hadis
- Furkan, 70
- Hud, 114
- Furkan, 70
- Nur'us- Sekaleyn, c. 4, s. 33
- Tefsir-i Numune, c. 15, s. 160
- Hacı Molla Hadi Sebzevari Divan-i Esrar
- Tevhid-i Saduk, s. 24 ve Bihar'ul- Envar, c. 3, s. 5, 1. bab, 14. hadis
- Tevhid-i Saduk, s. 22, ve Bihar'ul- Envar, c. 3, s. 5, 1. bab, 12. hadis
- Tevhid-i Saduk, s. 29 ve Bihar'ul- Envar, c. 3, s. 9, 1. bab, 20. hadis
- Tevhid-i Saduk, s. 21 ve Vesail'uş- Şia c. 7, s. 210, 44. bab, 9140. hadis
- Tevhid-i Saduk, s. 27 ve Bihar'ul- Envar, c. 90, s. 197, 5. bab, 21. hadis
- Bihar'ul- Envar, c. 3, s. 13, 1. bab, 28. hadis ve Müstedrek'ül- Vesail, c. 5, s. 359, 36. bab, 6083. hadis
- Mizan'ul- Hikmet, c. 5, s. 2362, et- Tesbih, 8240. hadis
- Meani'l- Ahbar, s. 9, 3. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 5, s. 2362, et- Tesbih, 8241. hadis
- İsra, 44
- Enbiya, 87- 88
- Enis'ul- Leyl, s. 226
- Enis'ul- Leyl, s. 227
- Bihar, c. 68, s. 33, 61. bab, 14. hadis
- Bihar'ul- Envar, c. 6, s. 36, 20. bab, 56. hadis
- Kafi, c. 2, s. 426, Bab'ul- İtiraf-i bi Zunub, 2. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 642, et-Tövbe, 2153. hadis
- Müstedrek'ül-Vesail, c. 12, s. 116, 82. bab, 13671. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 644, et-Tövbe, 2155. hadis
- Gurer'ul- Hikem, s. 195, 3811. hadis ve Mizan'ul- Hikmet, c. 2, s. 644, et-Tövbe, 2156. hadis