USUL-U DİN ON DERSTE İNANÇLARIMIZ
 




Üstad: Seyyid Riyaz El-Hekîm


Çevirmen:Şirali Bayat

Veda Hutbesinde İki Emanet



SEKALEYN HADİSİ


"Şüphesiz, aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Biri Allah'ın kitabı, diğeri itretim; Ehl-i Beyt'imdir. Bu ikisine sarıldığınız müddetçe benden sonra asla sapmazsınız.'
Hz. Muhammed (s.a.v)

Sekaleyn Yayınları: 23
Eserin Orjinal adı: El-Akîdetu Fî Asreti Durûs
Mütercim Email Adresi: bayat_l4@ hotmail.com
Mizanpaj: Sekaleyn
Kapak Tasarım: Caferi yol
Baskı:

ISBN: 978-975-98585-2-0
1.Baskı Aralık/2007 İsteme Adresi:
Halkalı Merkez Mahallesi Zeynebiye Cad. Pembegül Sok No: 46 Kat:l D:2 Küçükçekmece- Halkalı/İST www.Sekaleyn.com


TAKDİM


Sevgili okurlar; her müslüman hayatını Allah-u Tealâ'ya kulluk ederek, hayır ameller işleyerek en iyi şekilde değerlendirmelidir. Allah-u Tealâ'nın beğenisini, mükafaatını vereceği sevabı kazanmak için günah işlemekten ve müslümanın şanına layık olmayan her türlü davranıştan uzak durmalıdır.

"Rabbimiz! Şüphesiz biz: 'Rabbimize iman edin' diye imana çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Artık bizim günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle birlikte öldür..."
"Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla vaat etmiş olduklarını bize ver ve kıyamet gününde bizi rezil etme. Şüphesiz sen, asla sözünden dönmezsin." (derler)

Allah-u Teala'dan bu ayete mazhar olmayı cümlemize nasip buyurmasını temenni ediyorum.
Elinizde bulunan bu kitapta Usul-u Din konusu özet olarak işlenmiştir.Kardeşlerimizin, bacılarımızın ve özellikle yeni yetişen aziz gençlerimizin bu kitaptan en iyi şekilde yararlanmalarını ümit ederim. AllahTeala'dan bu çalışmayı en güzel biçimde bizden kabul buyurmasını niyaz ediyorum.


ÖNSÖZ


Hamd ve şükür, Allah'a; salatı selam, Muhammed ve tertemiz Ehl-i Bcyt'inc, soyuna olsun.
"Şüphesiz Allah katında din, yanlız İslam dinidir." I

Yüce İslam dini bir kısım temel konuları, ahkamı ve çeşitli eğitici hükümleri inanç, fıkıh ve eğitim alanlarında öne sürmekledir. Özellikle Ehl-i Beyt'in kültürel mirasını temsil etmektedir. Öyle zatlardır ki; gerçek İslami çizgi onlardır. Çünkü O'nlar Kur'an'ın dengidir. Sekaleyn Hadisi'nde geldiği gibi; Onlar ümmet için kurtuluş ge-misidir. Bu mana herkes tarafından bilinen Sefine Hadisi'nde açıklanmıştır.

Zalim yöneticilerin İslami ümmete yaptıkları zulüm ve baskı, Ehl-i Beyt'e karşı işledikleri cinayetler, kültürlerini yok etmek için yapılan çalışmalar ve dostlarına tarih boyunca yapılan baskılar çoktur. Bunun zamanımız da ki, en açık örneği zalim Saddamın vahşice işlediği toplu cinayetlerdir.

Bunun şahidi ise, Irak'ın bir çok bölgesinde ve Özellikle güneyinde bulunan toplu mezarlardır. Yine bu devletin öncelikli işlerinden birisi, İslami düşüncenin yayılmasını önlemek, Ehl-i Beyt kültürüne karşı mücadele etmekti. Bu bağlamda Şia kitaplarının basılması yasaklanmış, müslümanlar, özellikle yetişkin ve yeni nesli İslami kitapları okumaktan mahrum bırakılarak Al-i Resul'un görüş ve bilgilerinden soğutulmaya çalışılmıştı.

Saddam, zalimin tağuti iktidarı yıkıldıktan sonra İslami kültür ve akaidi özet olarak genç erkek ve kızlarımızın kolayca öğrenmesi için ilk adımı atma düşüncesiyle bu kitabı hazırladık. Aslında bu kitap 25 Recep 1411 Hicri kameri ve 1983'den 1991 tarihleri arasında Bağdat'ın 35 km. batısında bulunan Ebugureyb hapishanesin de tutuklu bulunduğum dönemde gizlice yazdığım ve bir çok tutukluya ders olarak okuttuğum kitapdır.

Ne yazık ki, bir kontrol ve arama sırasında bu kitabın nüshası yok edilmişti. Çünkü o günlerde her hangi bir kitabın yayınlanması hatta hikaye kitabı olsa bile yasaktı. Tabiatıyla El-Hekîm ailesinden birinin akaid konusunda yazdığı bir esere tehammül etmeleri hiç olası değildi. Saddam'ın emriyle onlarca gencin idam edildiği o karanlık dönemde ceza evinde kültürel çalışma yapmanın,

destek vermenin cezası idamdı. Hal böyleyken, bu kabusun ıraklıların başından gitmesiyle Önemle değerlendirilmesi gereken bir fırsat doğdu. Yeni bir çağ başladı. Bu yeni dönemin temeli inanç, itikat ve marifetle atılmalıydı. İşte Allah-u Tealâ'nın izniyle ilk adımı atmak üzere anlaşılır bir üslûp ve dille, orjinal İslam kültürünü özellikle değerli genç kardeş ve hanım bacılarımın kolayca Öğrenmesi gayesiyle bu kitabı yeniden kaleme aldık.

Allah-u Celle Celal'dan, halis niyetle yapılan bu çalışmayı kabul buyurmasını temenni ediyorum. O Subhan'dır (herşeyden münezzehtir) ve doğruyu gösterendir.
RiyazEl-HekîmH.1424
1-Hapishanede bu kitabı yazmaya başlarken gereken malzemeyi nasıl elde ettiğimizin uzun bir hikayesi vardır; biz bundan tutukluluk hatıralarım kitabında bahsettik.

USUL-U DÎN BEŞTİR BİRİNCİ DERS: Tevhid


Kainatın Yaratıcısı Vardır
Tevhid'ten amaç, bu kainatı yaratan Allah-u Tealâ'nın varlığını idrak ve ispat etmektir. Hiç kuşkusuz O birdir ve ortağı yoktur. Burada iki önemli nokta vardır. Biz onların üzerinde durmak istiyoruz.
Birincisi: İmkan Delili

Varlık aleminin yaratıcısını ispat etmektir. Şu aleme baktığımız zaman tesadüfe yer olmadığı hemen göze çarpmakta ve kainatın yaratıcısız olamayacağı gerçeği açıkça görülmektedir. Bu hakikati ispat etmek için bir çok kanıt vardır. Fakat biz burada birkaçına değineciğiz.

Bu alemde bulunan bütün varlıklar varlıkla yokluk arasında bulunan (mümkünü-l vücut) varlığın temel özü dışında kalan varlıklardır. Dolayısıyla bir çok canlı halihazırda yok olurken bir kısmı da var olmaktadır. Bundan şunu anlıyoruz ki, bunlar varlığını başkasından almakta, vücutları kendi zatlarından kaynaklanmamaktadır. Böyle olmasaydı yok olmaları düşünülemezdi. Bu nedenle fani olan bir varlık, varlığını başka birinden almalıdır ki, O da Allah-u Tealâ'dır. Çünkü O'nun fani olması mahaldır; mümkün değildir.

Bu noktayı izah etmek için bir örnek vermek istiyorum.
Etrafa ışık saçan bir kaç ayna düşünün. Işık, aynanın başından sonuna kadar parlamaktadır. Etrafa saçan ışığa baktığımızda anlıyoruz ki, bu ışığın asıl kaynağı ayna değildir. Çünkü aynanın tabiatında böyle birşey yoktur. Bütün mesele, ay-nanın.aracılığıyla ışığın yansımasıdır.

Bu nedenle insan, aynaların aracılığıyla etrafa düşen ışığı düşünmemelidir. Aynanın dışında olan ışığın asıl kaynağı durumunda olan güneşin, lambanın ve ateşin ışığı üzerinde durulmalıdır.
Nasıl ki, ışığın ilk başlangıç sebebine, kökenine inmek gerekiyorsa, ki onun ışığı onun zatından ve özündendir. Aynı şekilde varlıkta böyledir.

Varlıklar, varlığını aldığı asıl temele ve kökene dönmelidir ki, onun varlığı başkasına bağlı olmasın ve kendi zatından kaynaklansın. Ondan ayrılması, yok olması gayri mümkün olsun. İşte bu hayatın asıl temeli ve kaynağı da Allah'u Tealâ'dır.
ikincisi: İntizam Delili

Özeti: Şüphesiz varlık alemi tam bir düzen, uyum ve intizam içindedir. Varlıklar kendi aralarında uyum ve birlik içerisindedir. Hergün ilmi gelişme kaydedildikçe bu alemin hayret verici, yeni sırları da keşfedilmektedir. Bu gelişmeler insan oğlunun kainata biraz daha dikkatli bakmasına yol açmaktadır.

Anlaşılıyor ki; bu alem çok alim ve hekîm olan biri tarafından yaratılmıştır. Dolayısıyla akıl ve mantık kainatta tesadüfe yer olmadığına karar vermektedir. Bu açık, karmaşık ve içice olan hadiseler basit bir şekilde yorumlanamaz. Acaba insan kendi evinin eşyalarının kendiliğinden dizildiğim kabul eder mi ki, bu alemin de bir tesadüf eseri meydana geldiğini kabul et-
sin? Kesinlikle akıl böyle bir şeyi kabul etmez. Öyleyse insan oğlunun aklı bu hayret verici alemin bir tesadüf eseri olduğunu, alim ve hekîm bir yaratıcı olmadan yaratılabileceğini nasıl kabul edebilir? Allah-u Tealâ bir ayette şöyle buyuruyor:
"Varlığımızın delillerini, (kainattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"


İKİNCİ DERS


Kainatın Yaratıcısı Birdir ve Ortağı Yoktur
Kainatı yaratan bir ilandır, ortağı yoktur. Bunun delili de şudur. Bir kaç tane ilah olsaydı ve herbiri kendi başına olsaydı, bu ilahların irade ve kararları bir biriyle çelişirdi. O zaman bu kainattaki düzen bozulur, yer gök yok olup giderdi. Allah-u Tealâ'nın buyurduğu gibi:

"Yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de (yer ve gök) düzeni bozulur giderdi."3
Yine buna delil olarak görüyoruz ki, gelen bütün peygamberler bir ilah tarafından geldiklerini söylemişler, başka ilah tarafından gelen hiçbir peygambere raslanmamıştır.

2.Bölüm: Adalet

Yani Allah-u Tealâ (c.c), adildir. Onun hiçbir
kuluna zulüm etmesi mümkün değildir. Çünkü adalet sıfatı hayır sıfatlarından, zulüm ise şer sıfatlarındandır. Zulme ancak, şerrat ve zayıf olan, adaletle hedefine ulaşamayan başvurur. Oysaki Allah-u Tealâ bütün hayırların kaynağıdır. Canlı ve cansız tüm varlıklara hayat veren O'dur. Onlardan her bakımdan müstağnidir.

Niye zulme baş vursun ki? Nasıl ki Kur'an-ı Kerim buyuruyor:"Ey insanlar! Siz, Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin ve övülmeye hakkıyla layık olandır,"4
"Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik te olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katında büyük bir mükafaat verir."5

Buna ek olarak da, Allah-u Tealâ mutlak kemal sıfatlarına sahiptir. O da Hayy, Kayyûm, her şeye Kadir, Alîm, Hekîm, bütün varlıkları yaralan, her şeyin rızkını veren, Rauf ve Rahimdir. Uluların dışında bir çok kemal sıfatlarına sahiptir. Her türlü şaibe, noksanlık ve zayıflıktan münezzeh ve uzaktır.

3.BÖLÜM: Nübüvvet


Allah-u Tealâ insanları ve kainatı boşuna yaratmamıştır. Kur'an-ı Kerim Özellikle bu konu üzerinde vurgu yapmış ve buyrulmuştur ki:

"Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık."
"Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık ama,

onların çoğu bilmiyorlar."5
Şüphesiz dünya hayatı insan ahireti için ölçü olarak kabul edilmiştir. Bu açıdan, insanın gidişatı ve yaşam şekli ahirette mükafaat ve derecesini artırabilir. Bunun içindir ki, Allah-u Tealâ insanları Sırat-ı Müstakîm'e irşad etmiş ve hayırlı işler yapmaya yönlendirmiştir. Yani bu salih ve güçlü insanların içinden, ilahi sorumluluğu üstlenecek ve risaletini yerine getirecek kimseleri ümmet için peygamber olarak seçmiştir.

Buna göre peygamber ümmet için ilahi öğretileri ve risaleti taşıyan kimsedir. Bu zatlara Resul de denir.
Allah-u Tealâ geçmiş zamanlarda bir çok peygamber göndermiştir. Bunlardan en seçkinleri şunlardır:
1-Hz.Nûh (a.s)
2-Hz.ibrahim (a.s)

3-Hz.Mûsa b. İmran. Kendisine Tevrat inmiştir. Günümüzde özellikle Yahudiler Musevi'dir.
4-Hz.İsa b. Meryem (a.s) Kendisine İncil inmiştir. O'na uyanlara Hristiyan denir.
5-Hz.Muhammed b. Abdullah b. Abdul Muttalip yüce İslam Dini'nin peygamberidir. Kendisine Kur'an-ı Kerim inmiş ve nübüvvet konusu kapanmıştır. Kim peygamberlik iddiasında bulunursa yalancıdır.

Bu konuda Allah-u Tealâ şöyle buyuruyor:
"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir."6


ÜÇÜNCÜ DERS


Peygamberlerin Sıfatları
Peygamberler, Allah-u Tealâ'nın verdiği risaleti taşımaktadır. Bu ağır emaneti taşıması için güçlü olmalıdır.Ve şu sıfatlar kendisinde bulunmalıdır.

1-Cesaret:
Peygamber zalimler karşısında korkup
çekinmemeli, zorluklar ve musibetler karşısında direnip durmalıdır.
2-Sadakat:
Peygamber Allah-u Tealâ'nın risaletini taşıdığı için sadık ve doğru olmalıdır. Yalancı kimse risaleti taşımaya ehliyetli olmadığı gibi halkın güvenini de kazanamaz.
3-Emin:
Peygamber Allah-u Tealâ'nın risaletini tahrif etmeden ve değiştirmeden bütün bir şekilde tebliğ etmeli ve rabbine karşı hıyanet etmemelidir.

Peygamber efendimiz güzel ahlakıyla ünlenmiş, özellikle peygamber olmadan önce halk arasında sadık ve emin olarak tanınmıştı. Öyleki Mekke halkı O'na "Sadıkul Emin" lakabını takmıştı. Herkes emanetini O'nun yanına bırakıyordu. Mekkeden Medineye gizlice hicret edeceği zaman Hz.Ali'yi (a.s) çağırmış, halk hicret ettiğini düşünmesin diye yatağında yatmasını istemiş oda kabul etmişti. Emanetleride sahiplerine vermek üzere Ali'nin yanına bırakmıştı. Hz.Ali'de (a.s) peygamberin (s.a.a) istediği gibi davranmıştı.

4-İstikamet:
Allah-u Tealâ'ya ibadet ve itaat yolunda dayanıklı olmalı ki, halk ona uysun, emirlerini uygulasın ve direktiflerine bağlı kalsın. Çünkü peygamber Allah-u Tealâ'ya karşı günah işlerse halk finali işlemekten hiç korkmaz ve çekinmez.
Peygamberler yukarıda yazdığımız güzel ah-hıkııı dışında, hilim ve iyi huyluluk gibi bir çok sıfata da sahipdir.


Hilim'den Bir Örnek;


Uhut savaşında mübarek dişi kırılıp anlı yaralandığı zaman, bazı sahabe kendisine; haklarında beddua etseniz duanız kabul olur diye öneride bulundular. Cevaplarında buyurdu ki:"Ben lanet etmek için seçilmedim. Davetçi ve rahmet peygamberi olarak seçildim. Ve şöyle dua etti: "Allah'ım! Kavmimi hidayet et onlar cahildirler."8


Mucize


Peygamberler ilahi risalet ve öğretileri tebliğ ettikleri için, peygamberlik iddialarının doğru olduğunu ve Allah-u Tealâ ile irtibat halinde bulunduklarını isbat etmek ve kendilerini kabullendirmek gayesiyle iddialarını tasdik eden mucize göstermeleri gerekmektedir.


Mucize Nedir?


Mucize bir iş veya öyle bir hadisedir ki, peygamberler nübüvvetlerini kabullendirmek amacıyla gösterdikleri, tabii olmayan; karşısında normal insanın aciz ve çaresiz kaldığı bir durumdur.

Peygamberlerin nübüvvet iddiaları mucizeyle beraber olmasaydı gerçek peygamberlerle yalancı, batıl peygamberi ve sihirbazları birbirinden ayırt etmek mümkün olmazdı. Müseylemetel kezzab, ve Esvedil-Ensi ve her asırda ortaya çıkan bir çok yalancı peygamber gibi.


Hz.İbrahimin (a.s) Mucizesi


Hz.İbrahim peygamberin zamanında Allah'ı inkar eden bir tağut vardı. Adı Nemrut'tu. Hz.İbrahimin Allah-u Tealâ'ya davetini duyunca İbrahim peygamberi getirtmiş, onunla Allah'ın kudretiyle ilgili tartışmıştı. İbrahim (a.s): "Allah diriltir ve öldürür sözüne karşın: Bende öldürür ve diriltirim demişti.Yani birinin ölüm emrini veririm sonra affederim onu ölümden kurtarıp diriltmiş olurum. Kur'an-ı Kerim bu olayı Hz. İbrahim'in dilinden şöyle aktarmaktadır:

"Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim,"Benim rabbim diriltir, öldürür."demiş; o da,"Ben de diriltir, öldürürüm" demişti. (Bunun üzerine) İbrahim,"Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sende onu batıdan getir"deyince, kafir olan şaşırıp kaldı. Zaten Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.9

Hz.İbrahim'in karşısında kendisini aciz gören Nemrut, O'nu öldürerek intikam almaya karar verdi. Bütün tağuti düzenlerin metodu budur. Mantıklı bir şekilde konuşarak ve tartışarak sorunu çözmekten aciz ve zavallı kimselerdir.
İbrahim'i ateşle yakmaya karar verdiler.

Böylece İbrahim'e ders vererek Allah'a iman etmesinler diye halkıda korkutmak istiyorlardı. Büyük bir odun yığını topladılar. Yakarak İbrahim'i ateşin ortasına attılar. Fakat yüce Allah İbrahim'i Nemrut'un ateşinden kurtardı. Ateşi O'na serin ve esen kıldı. Kur'an bu hakikati şöyle anlatıyor:"

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" dedik, "10
Hz.İbrahim'in bu büyük ateşten kurtulması büyük bir mucize ve Onun peygamberliği için bir delil sayılmaktadır.
Hz.Mûsa'nın (a.s) Mucizesi

Allah-u Tealâ İmran b. Musa'yı peygamber olarak seçip Firavun ve kavmini, Allah'a iman ve ibadet etmeğe davet etmek üzere görevlendirdiği zaman, bir çok mucizeyle donattı. En önemlisi olanda "asa" idi. Musa "asa" yi yere bıraktığın da insanları korkutacak büyük bir yılana dönüşüyordu.

Firavun bunun Musa'nın bir sihri olduğunu zannetti. Allah-u Tealâ tarafından mucize olduğunu düşünemedi. Mısırdaki Bütün sihirbazları topladı ve bütün sihir ve hokkabazlıklarını sergilemelerini istedi. İpler ve değnekler atıldı halkın gözleri sihredildi. Sihirbazlık aletleri halkın gözünde yılan gibi göründü.

Sıra Hz.Musa'daydı, O elindeki "asa" yi yere bıraktı. Bir anda "asa" kocaman bir Ejderha'ya dönüşerek bütün ipleri ve değnekleri yuttu. Bunu gören sihirbazlar Musa'nın yaptığının sihir olmadığını anladılar Yüce Allah tarafından bir mucize olduğunu anlayıp topluca iman ettiler. Kur'an-ı Kerim bu hadise'yi şöyle anlatır:

"Sihirbazlarlar Firavun'a gelince :
Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat mı? dediler. "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız"dedi.

onlara,"Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini
attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.
Mûsâ da asasını attı. Birde ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.
Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

"Alemlerin Rabbine inandık" dediler.
"Musa'nın ve Harun'un Rabbi'ne." "
Böylece Musa'nın (a.s) "asa"sı peygamberliğini isbat eden ve başta gelen en önemli mucizesiydi.
Hz.İsa'nın Mucizesi (a.s)

Allah-u Tealâ Meryem oğlu İsa'yı peygamberliğe görevlendirip İncili ona irdirdiği zaman mucize olarak en zor hastalıkları tedavi edebilme mucizesini vermişti. Anadan doğma kör, sağır ve baras hastalarını iyileştirir, Allah'ın izniyle ölüleri diriltir kuş şeklinde yapılmış heykele üfürmek suretiyle kuş olup uçmasını sağlar

ve insanların evlerinde olup biten işlerini haber vermek gibi bir çok mucize gösterdi. Bunların hepsi Allah Tea-la'nın izniyle gerçekleşirdi. Kur'an-ı Kerim bu olayı şu şekilde anlatıyor:
"Aİlah onu İsrailoğullanna bir peygamber olarak

gönderdi (ve oda onlara şöyle dedi):"Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan bir kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."12


DÖRDÜNCÜ DERS


Hz.Muhammed'in (s.a.a) Mucizeleri

Hz.Muhammedin Mucizeleri

Peygamber efendimiz insanları İslama davet ederken bir çok mucize gösterdi. Biz burada birkaç tanesine değineceğiz.
1-Peygamber insanları islam dinine davet etmek için risaleti üstlenip islam inancının yayılması, Tevhid akidesinin gelişmesi, şirk ve putperestliğin yok olması için başlattığı mücadelede müşriklerden bir çok baskı, işkence ve zorluk görmüşlerdi. Bunlar karşısında peygamber ve sahabesi İsrarla durdular. Bunu gören müşrikler peygambere karşı yaptıkları çeşitli düşmanlık ve eziyete ek olarak bir de ekonomik ambargo uygulamaya karar verdiler.

Peygamber efendimizle birlikte Amcası Ebu Talip, Beni Haşim, Beni Abdul Muttalip'de Şibi Ebu Talipte ablukaya alındılar. Bi'setin altıncı yılıydı. Kureyşliler anlaşmaya vardılar ve acımasızca şu kararı yazıp imzaladılar: Haşim oğullarıyla kimse alış veriş yapmayacak. Onlardan kız alınmayacak ve kız verilmeyecektir.

Muhammedi bize teslim edinceye kiular onlarla hiç bir muamele yapılmayacaktır. Karar seksen mühürle tasdik edildi. Kararı yazan Mansur b. İkrime'nin daha sonra eli sakat oldu. Bi'setin yedinci yılında kararı Ka'be'nin duvarına aslılar.
Ambargo üç yıl sürmüştü. Peygamber efendimiz Haşim oğulları ve beraberindekiler çok zahmet çektiler. Hz. Ebu Talip, Resulullah ve Hatice mallarını infak ettiler.

Fazla para Ödeyerek gizlice ihtiyaçları alıyorlardı. Artık zorluk ve eziyet çekilmez hale gelmişti ki, Cebrail (a.s) peygambere gelerek anlaşmayı karıncanın yediğini sadece "Bismillah" in kaldığı haberini verdi. Peygamber bunu amcası Ebu Talib'e söyledi. Ebu Talip kureyşi topladı ve şöyle dedi.

Aldığınız kararı getirin belki kopardığınız sıla'ı rahimin tamirine ve bizim kurtuluşumuza vesile olur. Kararı getirdiler, sadece mühür izleri kalmıştı. Ebu Talip; bu sizin aldığınız karar değilmi dir? diye sordu, evet dediler.Peki yeni bir değişiklik yaptınız mı?
Kureyş: Hayır.

Ebu Talip: Muhammed bana dedi ki, Rabbim bir beyaz karınca göndermiş, bütün yazıları yemiş sadece Allahın ismi kalmıştır.
Peki Muhammed'in söylediği doğru çıkarsa ne yapacaksınız?
Dediler ki: Elçekeriz ve barışırız...

Ebu Talip: Eğer yalan çıkarsa bende O'nu size teslim edeceğime söz veriyorum deyince.
Kureyş: Çok insaflı ve güzel konuştun demişlerdi.
Anlaşma kağıdını getirdiler. Beyaz karınca hepsini yemiş sadece "Bismillah Azze ve Celle" yazısı kalmıştı.
Dediler ki: Bu sihirden başka bir şey değildir.
O gün bir çok insan müslüman oldu. Haşim ve Abdul Muttalip oğulları Ebu Talip deresinden çıktı. Bu mucize bir çok kişinin müslüman olmasına yol açtı.

2-Peygamber efendimiz gizlice Mekke'den Medine'ye hicret ederken kureyş peygamberi yakalayıp geri getirmek için peşice birkaç atlı adam

gönderdi. Peygamber ve Ebu Bekir "Cebeli Sur" daki mağaraya saklandı. Atlı adamlar peşlerine mağara'nın kapısına kadar geldiler.
Allah'ın emriyle kuşlar mağaranın ağzında yuva yapmış, orada yatmışlardı. Örümcekler Allah'ın emriyle mağaranın içinde yuva yapmış İdi. Bu durumu gören atlılar mağaranın terkedilmiş olduğunu insanın barınamayacağını zannettiler. Aksi halde güvercinler ve örümcekler yuva yapmış olamazlardı.

Böylece atlılar ümütsüz ve hüsranla döndüler. Ancak diğer takipçi Suraka b. Cuşum peygamberi bulmak üzere yola çıktı. Kureyş'in peygamberin başına koyduğu yüz deveyi almak için onca uzak yolu gitmeyi göze almıştı.
Resûlullah mağaradan Ebu Bekir'le beraber çıkmış ve Medineye doğru yola koyulmuşlardı. Suraka bütün silahını kuşanmış olarak yolda raslamıştı.

Rcsulullah: Allah'ım! Suraka'nın yapmak istediğinin şerrinden sana sığınıyorum dedi. Bunun üzerine birden Suraka'nın atının ayakları yere gömüldü..
Suraka: Ey Muhammed Atımın başına gelen sendendir. Dua et atım kurtulsun.Yemin ederim ki, sana asla zararım dokunmayacaktır dedi.

Peygamber dua etti ve Allah-u Tealâ Suraka'nın atını geri verdi. Suraka: Tekrar peygamberin peşice gitmeye başlayınca.Yine atın ayaklan yere gömüldü ve at olduğu yerde kaldı. Suraka pişman olup peygamberden dua istedi. Bu olay üç defa tekrar etti.
Suraka Mekke'ye dönünce başına gelen olayı anlattıysada kabul etmeyip yalancılıkla suçladılar.
En çok karşı çıkan Ebu Cehil'di.

Suraka ona şöyle dedi:
Eğer şahidi olsaydın atımın ayağının yere gömüldüğüne;
Bilirdin ve şüphe etmezdin Muhammed Allah'ın resulüdür ve dilildir.
Kim onu gizleyebilir ki.
Resulullah'ın göstermiş olduğu bütün mucizelerden ebedi ve önemli bir mucizesi vardı. İşte bu ebedi mucize elimizde ki Kur'an'dır.


Ebedî Mucize Kur'an


Hz.Muhammed (s.a.a) en son peygamber ve nebi olduğu için ve getirdiği islam dini son din olması bakımından başta gelen mûcizeside ebedi ve kalıcı olmalıydı. İşte bu ebedi mucize Kur'an'dır. İslam var oldukça oda baki kalacaktır. Alimler, fasihler O'nun konularından ve metodundan şimdiye kadar yararlanmış ve yararlanmaya devam edilecektir. O asırlar boyu ebedi kalacaktır.

Kur'an'ın Mucizevi Yönlerinden Bazısı Kur'an'ın Belagatı:
Şüphesiz Kur'an fesahet ve belagatın üstünde bir kitaptır, öyle ki, fesahet ve belagat konusunda uzman araplar O'nun karşısında aciz kaldılar. Müslümanlığın ilk dönemlerinde Mekke'de Kur'an birkaç defa müşriklere meydan okumuş ve onları bu konuda meydana çıkmaya çağırmıştı:

"De ki: "Şüphesiz, insanlar ve cinler, şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek için toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar, onun bir benzerini getiremezler." l
3
On Sure Getirmeleri İçin Çağırıyor
Yoksa "onu Kur'an-ı uydurdu"mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, haydi Allah'tan bnşka gücünüzün yettikterinide çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sure getirin. 14
"Eğer size bu konuda cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur'an) ancak Allah'ın ilmiyle İndirilmiştir ve O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Artık müslüman olumuyor musunuz?15
Son Kez Bir Sure Getirmeye Çağırıyor

"Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).15
"Eğer, yapamazsanız kİ, hiçbir zaman yapamayacaksanız o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kafirler için hazırlanmıştır."

Görüyoruz ki bu meydan okuma asırlar boyu İnsanları ve cinleri kapsamaktadır. Eğer müşriklerin gücü yetseydi mücadele çağrısını kabul edip Kur'an'ın on suresi veya bir suresini getirmeye çalışırlardı.

Hepimiz biliyoruz ki; o gün fesahat ve belagat konusunda araplar meşhurdu. Özellikle ilk karşı çıkanların Mekke'de olduklarına dikkat edersek müşriklerin çok güçlü ve birlik içerisinde olduklarını müslümanların ço
k az ve güçsüz olduklarını görürüz.

Öyle ki, müşrikler, peygamber islam'ı yaymaya çalıştığı zaman engel olabiliyorlardı.
Bu yeni dinin yayılmasından korkuyorlardı. Arap yarımadasında sosyal konumlarını kaybedeceklerinden çekiniyorladı. Bunu önlemek adına karşı koyma güçleri olsaydı kesinlikle bundan kaçmazlar, peygamber ve taraftarlarından kurtul-mak için bunu yaparlardı.

Kur'an'ın Belagatı
Bir çok tarihçi müşriklerin ileri gelenlerinin yıkılışı, Kur'an-ı Kerim'in üstünlüğü, değeri ve onların içine düştükleri hayranlıkları hakkında şöyle yazıyor:

Velid b. Meğayre el-Mehzumi şair ve ediplerin ustadıydı, ayetleri duyduğu zaman şöyle dedi: Vallahi Muhammed'den öyle bir kelam duydum ki, ne insan nede cin sözüne benzemiyordu. O kelamın bir tatlılığı var. O sözün bir güzelliği vardır. başında semeresi, sonunda cazibesi vardır. O öğreticidir ona üstünlük kurulamaz.

halk'tan peygamber Kur'an okurken dinlemelerini istiyorlardı. Etkilenip müslüman olmalırından korkuyorlardı. Tarihçiler yazıyorlar ki, şair' Tufeyl b. Amr-ı Dusi Mekke'ye geldi.

Ku-ırys/len bazıları Muhammed'e kulak asmamasını, O'nıı dinlememesini söylediler. Hatta bunda çok ileri gidip duymaması için kulağına pamuk tıkdılar. Tufeyl bunu kabul etmekten pişman oldu ve peygamber Kur'an okurken kulak astı; hayrete düştü o kadar etkilendi ki,

peygamberi takip ederek peygamberin evine geldi. Ve dedi ki: Ey Muhemmed! Kavmin Senin hakkında bazı şeyler söylediler, beni korkuttular. Seni dinlememem için kulağıma pamuk koydular. Fakat sanki Allah Seni dinlememi istedi ve dinledim. Sözlerin çok güzeldi. Dinini bana anlatır mısın?
Tufeyl diyor ki: Peygamber bana İslamı anlatıp
Kuran okudu.

Allah'a yemin olsun ki; o zamana kadar o sözlerden daha güzelini duymamıştım. O'ndan daha adil bir iş görmemiştim. İslamı kabul edip şehadet getirdim.'6
Kur'an'da Gaybi Haberler

Kur'an-ı Kerim'in verdiği bir çok gaybi haber vardır. Bunların çoğuda gerçekleşmiştir. Onlardan birisi peygamber Mekke'deyken, Fars'larla Rum imparatorluğunun arasında çıkan savaşta Rum imparatorunun yenilmesiydi. Bunun üzerine müşrikler çok sevinmiş ve müslümanlar üzülmüştü. Çünkü Hıristiyan dinine mensup olan Rum imparatoru müslümanlara daha yakındı. Allah-u Tealâ şu ayetleri indirmişti:

"Elif Lam Mim. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratılırlar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl İçinde galip geleceklerdir."

Öncede sonrada emir Allah'ındır. O gün Allah'ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü'minler sevinecektir. Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Allah-u Tealâ (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah vaadinden dönmez. Fakat: insanların çoğu bilmezler."17
Bunlar fiilen gerçekleşmiştir. Başka bir savaşta rumlar, Farsları yenilgiye uğrattılar. Bu olay on yıldan az bir zaman içerisinde. Müslümanların bedir savaşında müşrikleri yendikleri döneme yakın bir zamanda gerçekleşti.
Evrensel ve Adil Yasalar

Bireysel ve toplumsal sosyal hayatın bir çok alanında insanın Rabbiyle yaptığı ibadette, nefsi teskiye etme konusunda, toplum ve aile düzeni hakkında evrensel konuları bir şahısın kendi düşüncesi olarak ortaya koyması mantıklı değildir. Bin dörtyüz yıl bundan önce, cehalet ve ihtilafın kökleştiği bir camiada bunlar bir kişinin düşüncesi olamazdı.


Bu konuya birçok batılı yazar ve fikir adamı dikkat çekmiş ve bu nokta bir çoğunun İslama cezbolmasına önemli bir etken sayılmıştır.

Kur'an'ın mucizeleri konusunda yukarı da söylediklerimizi yeterli buluyoruz. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler bu konuda ki diğer kitabımıza müracaat edebilirler.18

Hz.Muhammet! b. Abdullah
Milad'dan önce 570.'inci yılında 17 Rabiu'l-Evvel Cuma günü Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Bu döneme Ammul Fil'de denilmiştir.

Babası Abdullan b. Abdul Muttalip b. Haşim peygamber dünya'ya gelmeden vefat etmiştir.
Annesi Amine Binti Veheb'dir. Peygamber altı yaşındayken vefat etmiştir. Sekiz yaşlarındayken dedesi Abdul Muttalip vefat etmiş. Ondan sonra peygamberin bakımını Amcası Ebu Talip üstlenmiştir. Peygamber efendimiz yirmibeş yaşındayken Hatice binti Huveylid ile evlenmiştir.

Bütün Arap kavmi topluca puta tapıyordu. Peygamber ise bir olan Allah-u Tealâ'ya ibadet etmek için Hira mağarasına gidiyordu. Kırk yaşma ulaşınca Allah onu peygamberliğe seçti. Kur'an ayetleri kendisine inmeğe başladı, ilk inen ayet şuydu:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı "alak"dan yarattı.
"Oku! Senin Rabbin en cömert olandır."

"O, kalemle yazmayı öğretti, insana bilmediğini öğretti."19
İlk iman eden Hz.Ali idi. Peygamberin evinde yaşıyordu. İlk dönemlerde Peygamber insanları gizlice İslama davet ediyordu. Sonra yakınlarını islama etmesi için şu ayet indi:
"önce en yakın akrabanı uyar."20

Peygamber yakınlarını Islama davet etti. Sonra şu ayel nazil oldu:
"Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış etme."*"
Resulullah Mekke'de Safa dağının üzerine çıktı ve onları İslama davet etti. Ancak halk iman çağrısına aldırış etmeyip puta tapmaya devam etti. Peygamber ve müslümanlara eziyet ve İşkenceyi sıklaştırdılar.

Müslümanların bazısı habişistana hicret etti. Halkın bir kısmı biat edip islamı kabul edince ve müslümanları müdafa edip koıuyacakları sözünü verince Allah-u Tealâ peygambere önce ismi Yesrib daha sonra Medine olarak bilinen şehre hicret etmesini emretti.

Resulullah onüç yıl Mekke'de kaldıktan sonra islam devletini kurmak üzere Medine'ye göç etti.
Ancak müşrikler, el çekmemiş düşmanlıklarını sürdürmüşlerdi. Yahudilerle anlaşarak, orduyla Medine'ye saldırmışlardı. Müslümanlar dinlerini ve canlarını korumak üzere bir çok savunma savaşı yaptı

. Uhut, Bedir, Handek ve Hayber savaşları bu savaşların en önemlileriydi. Hicretin 8.yılında şartlar müsait olunca peygamber Mekke'yi fethetti.
Mekke fethinden sonra peygamber hastalandı ve Hicretin 9. yılında vefat etti. Bütün müslümanlar yas ve üzüntüye boğuldu.
Selam olsan sana ve senin Ehl-i Beyt'ine ey Allah'ın resulü! Ve Allah-u Tealâ senin ümmetine hayırlı mükafatlar versin.


ALTINCI DERS 4.Bö!üm İmamet


Resûlullah'ın (s.a.v) vefatından sonra ümmetin dini ve dünyevi işleri için hilafeti üstlenmektir. İmam, peygamber tarafından tayin edilip seçilmelidir. Çünkü peygamber kimin bu sorumluluğu taşımaya ehliyetli olduğunu herkesten iyi bilmektedir. Bundan dolayıdır ki, Önceki peygamberlerin vasileri, O peygamberin kendisi tarafından tayin edilerek belirlenirdi. Örneğin Allah'ın elçisi Musa (a.s), Yuşa b. Nûn'u; Süleyman b. Davud (a.s), Asif b. Berhiya'yı; Hz.İsa (a.s) da kendisinden sonra vasi olarak Havarileri seçmişti.

İslamı tebliğ etmek üzere peygamberin seçildiği ilk dönemlerde Beni Amr Oğulları'ndan Behire b. Firas peygamberimize şöyle dedi. "Gördüğünüz gibi biz verdiğin emirlerde Sana uyduk. Allah-u Tealâ senin halifeni açıklayacak
mı? Bizim Senden sonra emirimiz halife ve imam kim olacak?"22

Peygamber cevaben buyurdu: "Bu iş Allah'ın işidir. Kimi ne zaman seçeceğini O bilir ."
Böylece görüyoruz ki, peygamber efendimiz risaletinin başlangıcında, imametin Allah-u Tealâ'nın emriyle olacağını, O'nun tarafından seçileceğini vurgulamıştı.

Şüphesiz peygamber de hayattayken kendisinden sonraki halifeleri belirlemiştir. Onlar peygamberin Ehl-i Beyt'i olan birincisi Hz.Ali sonuncusu İmam Muhammed b. Hasan el-Mehdi'dir (a.f).
Ehl-i Beyt'in İmameti Hakkında Peygamber'den (s.a.v) Hadisler.

Bütün-islami gruplar peygamber efendimizden Ehl-i Beyt'in imameti hakkında bir çok nassı rivayet etmiştir. Biz burada bazı örnekler vereceğiz.
Sekaleyn Hadisi

Peygamber (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdu: "Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum. Bu ikisine sarıldığınız müddetçe benden sonra asla sapmazsınız. Biri diğerinden büyüktür (azim): gökten yer yüzüne sarkan tutu-nacaktır; diğeri itretim, Ehl-i Beyt'imdir. Havuzda benim yanıma gelinceye kadar birbirinden ayrılmazlar. Bakalım benden sonra o ikisine nasıl davranacaksınız?"23

Sefîne Hadisi
2-"Şüphesiz aranızda benim Ehl-i Beyt'im Nuh'un gemisi gibidir; kim O'na binerse kurtulur, kim O'ndan kaçarsa boğulur (helak olur)."
Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem buyurdu:
3-"İmamlar on iki tanedir ve hepsi de Kureyş'tendir."24
On İki İmam'ın İsimleri
1-İmam Ali bin Ebu Talib (a.s)

2-İmam Hasan bin Ali (a.s)
3-İmam Hüseyn b. Ali (a.s)
4-İmam Ali bin Hüseyn Zeynelabidin. (a.s)
5-İmam Muhammed bin Ali El-Bakır.(a.s)
6-İmam Ca'fer bin Muhammed Es-Sadık .(a.s)

7-İmam Musa bin Ca'fer El-Kazım. (a.s)
8-İmam Ali bin Musa Er-Rıza. (a.s)
9-İmam Muhammed bin Ali El- Cevad.(a.s)
10-İmam Ali bin Muhammed El-Hadi.(a.s)
11-İmam Hasan bin Ali El-Askeri (a.s)

12-İmam Muhammed bin Hasan El-Mehdi. El-Muntezer (a.f) .
İşte bunlar On iki İmsam'lardır. Bu yüzden bu hak mezhebe On iki İmam mezhebi denilmiştir. Bunlann dışında kalan seyyitler, salih insanlar, Alimler her ne kadar yüksek makama sahip olsalar da İmam sayılmazlar. Yaygın hatalardan birisi Hz.Ali aleyhisselamnı oğlu Abbas'a, Hamza'ya ve ırak'da Seb'e Duceyl diye meşhur olan İmam hadi'nin oğlu Muhammed'e İmam lafzının kullanılmasıdır.

evet, her ne kadar bazı insanlar birtakım alimlere, "İmam" kelimesini kullansalar da bunun sebebi onların Halife ve Masum imam olduklarına inanmaları değil, din önderi ve seçkin alim olmalarına duydukları saygıdır. Yinede yanlış anlaşılmaları önlemek için bundan kaçınılmalıdır.

YEDİNCİ DERS Birinci İmam Hz.Aii (a.s)


Hz.Ali (a.s)
On İki İmam'ın hayatından örnekler;
Birinci İmam Hz.Ali b. Ebu Talip. b. Abdul Muttalip b, Haşim.

Bi'setten on iki yıl önce Kabe'de dünyaya geldi. Bu konuyu Şia ve Sünni tarihçiler yazmışlardır.25 Hicretin 40. yılı, mübarek Ramazan ayının yirmibirinde, sabah namazında, Hariciler'den olan İbn-i Mülcem tarafından Necef-i Eşrefte kılıçla vurularak şehit edilmiş, oğullan Hasan, Hüseyin,

Abbas ve diğerleri tarafından kutsal Necef kentinde defin edilmiştir.
Babasının adı Ebu Talip'dir. İmran olduğu da gelen rivayetler arasındadır. Babası Abdul Muttelip öldükten sonra Kureyş'in önderliğini yapmıştır. Hz.Resulullah'ın bakımını üstlenmiş ve İslamın ilk yıllarında onu müşriklerden korumuştur. Müşriklerin muhasarasında, peygamberle beraber Şi'bi Ebu Talip -Ebu Talip deresi diye bilinen yerde peygamberi korumak için bulunmuştur.

Hicret'in onuncu yılında vefat etmiştir. Aynı yıl efendimizin eşi, müminlerin annesi Hz.Hatice de vefat etmiştir. Bundan dolayı peygamber efendimiz o yılı 'hüzün ve yas yılı' olarak ilan etmiştir. Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Amcam Ebu Talip hayatta olduğu sürece Kureyş hoşuma gitmeyecek hiç bir şey yapamadı."
Annesi Esed kızı Fatıma'dır. Peygamber efendimiz amcasının evinde kaldığı zamanlar O'nun bakım ve gözetimini üstlenmiştir.
Hz.Ali'nin İmameti hakkında Naslar

Bi'setin ilk yılında peygamber efendimize inzar ayeti geldi: "Ey peygamber; yakınlarını uyar." diye.
Peygamber efendimiz Abdul Muttalip Oğulları'nı davet etmiş ve onlara hitaben şöyle buyurmuştu: "Ey Abdul Muttalip Oğullan! Allah'a yemin ederim ki, şimdiye kadar hiç bir arabın kabilesine getirmediğini ben size getirmiş bulunuyorum. Size dünya ve ahiretin hayır ve saadetini getirdim. Şüphesiz Allah-u Tealâ sizi davet etmemi emir buyurdu. Bakalım hanginiz benim kardeşim, vasim ve halifem olacaktır?"

Hz.Ali (a.s) daveti kabul edip: "Ben senin vezirin oluyorum ey Allah'ın elçisi!" deyince bütün kavim O'na itirazda bulunmuş, kalkıp dağılmışlardı. Peygamber efendimiz O'nun omuzundan tutmuş "İşte bu, benim kardeşim, vasim ve sizin aranızda halifemdir. O'nun sözünü dinleyiniz ve itaat ediniz." buyurmuştu.
Kavim peygambere gülerek Ebu Talibe; "Oğlunun sözüne bakmanı ve O'na itaat etmeni istiyor." demişlerdi.26
Gadir-i Hum Hadisi'nin Özeti

Peygamber efendimiz (s.a.v) Hicretin 13. yılında Haccetü'l-Veda'dan Medine-i Münevvere'ye dönerken yolda Cebrail (a.s) nazil oldu. Kendisinden sonra müslümanlara Hz.Ali'yi (a.s) halife tayin etmesini istedi ve şu ayeti getirdi:
"Ey peygamber! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun (Allah'ın) elçiliğini yerine getirmemiş sayılırsın. Allah seni insanlardan korur.

Şüphesiz Allah, kafirler topluluğunu hidayet etmez."27
Peygamber oradaki müslümanlara hitaben şöyle buyurdu: "Ey Nas! Ben aranızda iki şey bırakıyorum. Onlara tabi olsanız yoldan sapmazsınız; onlar Allah'ın kitabı ve itretim Ehl-i Bey t'imdir1

Sonra onlara hitaben: "Ben size nefsinizden daha evla değil miyim?" diye sorunca hepsi birden "Evet ya Resûlullah" dediler. Peygamber efendimiz bunu üç defa tekrar etti. Onlar da "Evet" diyerek cevaplıyorlardı. İşte o zaman Ali'nin elini kaldırarak; "Ben kimin mevlası isem Ali de O'nun mevlasıdır. Allah'ım O'na taraftar olup seveni sen de sev. O'na düşmanlık edene sen de düşman ol. O'nun muhiplerini sev, gazap edenlere sen de gazap et. O'na arka çıkana sen de arka çık. O'nu zelil edenleri sen de zelil et. O neredeyse hakkı O'nunla beraber kıl." 2S

Ebi Saidil Hudri diyor ki;" Henüz dağılmamıştık ki şu ayet indi:
"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Nimetimi size tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum ."29
Şair Hisan b. Sabit kalkarak; "Ya Resûlullah müsaade eder misin Ali hakkında bir kaç beyt şiir okuyayım?" dedi. Peygamber efendimiz "Allah sana bereket versin. Söyle ey Hisan." Şair ayağa kalkarak şöyle dedi:
Gadir günü peygamberleri onlara nida etti.
Hum'da ve Resulün sesini herkes duydu.

Dedi ki: Kimdir mevlanız ve veliniz?
Dediler herkes olaya şahit oldu.
İlahımız mevlamızdır ve sen velimizsin.
Bizler asla vilayette sana isyan etmeyiz.
O zaman dedi ki: Kalk ya Ali, Razı oldum benden sonra imam ve hadi olarak.
Ben kimin mevlası isem bu da onun velisidir.
Sizde O'na sadık yardımcı olun.
Dua etti orada; Allah'ım O'nun velisine veli ol.
Ve Ali'ye düşman olana sen de düşman ol.

Birinci ve İkinci Halife Hz. Ali'yi kutlayarak "Hayırlı olsun. Bütün mümin erkek ve mümine kadınların velisi oldun." dediler.
İkinci halifeye: "Sen, peygamberin ashabının hiç birine yapmadığını Ali'ye yapıyorsun" deyince "O benim mevlamdır" demişti.31

Hz.Ali'nin (a.s) Bazı Sözleri
"İnsanlar üç kısımdır: Ya rabbani alimdir, ya kurtuluşu için ilim tahsil edendir, ya da her çağıranın peşine giden ve her rüzgara kapılan ahmak kimselerdir. Ki bunlar, ne ilim nuruyla aydınlanmış ne de sağlam bir tutacağa yapışmışardır."
Hz.Ali'nin (a.s) Duasının Kabulü Hakkında Rivayetler

Ebu Süfyan oğlu Muaviye zalim Busr b. Ertad komutasında bir ordu hazırlatmış, siyasi durumu ve emniyeti bozmak, iyi müminlerin kanını akıtmak için Yemen'e göndermişti. Busr, bir çok kadın erkek ve çocuğun kanım akıtıp katletti. Bu haber Hz.Ali'ye ulaşınca O'nun hakkında şöyle bir duada bulundu:

"Allah'ım! Busr, dinini dünyası için sattı. Sen de O'nun aklını almadan canını alma."
Allah-u Tealâ Hz.Ali'nin duasını kabul etti: Busr kısa bir süre sonra aklını kaybedip delirdi. Çevresindekilerden kendisine kılıç vermelerini İstiyordu. Onlarda ağaçtan bir kılıç veriyorlardı. Kılıçla kendisine o kadar vuruyordu ki kendisinden geçip bayılıyordu. Ölünceye kadar böyle devam etti."33
Hz.Ali'nin (a.s) Vasiyeti

Rivayet edilir ki Hz.Ali (a. s) vefat edeceği zaman oğulları Hasan, Hüseyn ve diğer evlatlarını toplayarak şöyle vasiyette bulundu: "Sizleri ve sözlerimi duyacak olan herkese takvalı olmayı, işlerinde düzenli ve tertipli olmayı, müslümanların arasını bulmayı, yetimleri koru yup gözetmeyi vasiyet ediyorum.

" Dedeniz Peygamber'den (s.a.v) şöyle duydum: "İki kişinin arasını bulmak, bir ömür boyu oruç tutup namaz kılmaktan daha faziletlidir." Yetimler
'Allah için, Allah için yetimleri koruyunuz. O'nlan aç bırakmayınız, haklarını gözetleyiniz. Allah için, Allah için komşularla iyi geçininiz...'

"Bu, peygamberinizin vasiyetidir. Bu konuyu kadar vurguladı ki, komşu komşudan miras alacaktır zannettik."
Kur'an-ı Kerim
"Allah için, Allah için başkaları Kur'an'a uyup, amel etmede sizden öne geçmesin."
Namaz
"Allah için, Allah için namazı kılınız. Ki namaz dininizin direğidir."34