Nasıl Hidayete Kavuştum?
 

2-SAHABE VE "PERŞEMBE FACİASI":

Olayın Özeti: Peygamber efendimizin ölümünden üç gün önce sahabe Resulullah'ın evinde toplanmışlardı. Peygamber kendisinden sonra onların sapıklığa düşmesini önleyecek bir vasiyet yazdırmak için onlardan kağıt ve. mürekkeb istedi. Ama sahabe onları getirmekte ihtilaf ettiler; Bazıları getirmemekle kalmayıp hatta Peygambere, "sayıklıyor" diyerek iftira ettiler. Peygamber onlara gazab eyleyip bir şey yazdırmadan onları evinden çıkardı.
Olayın Tafsilatı: İbni Abbas diyor ki, "Perşembe günü ne gündü o gün?! Peygamber (S.A.V) in ağrısı şiddetlenmiş idi". (Sehabesine) buyurdu ki:
Gelin sizlere öyle bir kitap (vasiyyetname) yazdırayım ki artık ondan sonra hiç delaletesapıklığa) düşmeyesiniz. Ömer, ResuluIlah'a, "Hastalığı galebe etmiş, elimizde Allah'ın kitabı vardır ve Aııah'ın kitabı da bizlere yeterlidir" dedi.
Evde oturan sehabenin arasında ihtilaf çıktı; Bazıları dediler ki, Resulul1ah'ın istediklerini hazır eyleyin; sizlere bir yazı yazdırsın ki O Hazret'ten sonra asla sapıklığa düşmeyesiniz.
Bazıları ise Ömer'in sözünü tekrarladılar.
Ses ve gürültü Resulul1ah'ln huzurunda çoğalınca Resulullah, "kalkın, benim yanımdan gidin" buyurdu. İbn'i Abbas devamlı "Ah ne büyük müsibettir o günün musibeti ki, Resulullah(S.A.V) ile yazmak istediği vasiyetnamesi arasına hail
oldu...', (1)diyordu.
Bu hadis şüphesiz sahih bir hadisdir.
Çünkü hem şia alim ve muhaddisleri hem de ehli sünnet alim ve tarihçileri kitaplarında nakletmişlerdi. Bu vakiayı da yine kendimle yaptığım ahda uyarak kabul etme zorundayım. Bu yüzden Ömer ibn'i hattab'ın Resulullah'ın emirleri karşısındaki tutumu beni hayrete düşürüyor. Resulullah'm yazdırmakistediği ve bütün ümmeti delalete düşmekten kurtaracak olan husus ve emirler ne idi acaba?
Şüphesiz yazacağı şey, müslümanlar için yeni bir şey olacaktı ve onlari her türlü şüphe ve tereddütten kurtaracak bir şey idi. Şimdilik şia'nin "Hz. ResulullahCS.A.V) Ali'nin kendisinden sonra müslümanların halifesi olmasını yazdıracaktı ve Ömer durumu farkettiği için Resulullah'ın vasiyetini yazdırmasına engeloldu demesini bir kenara bırakalım ve bu sözlerle bir işimiz olmasın. Çünkü ilk mcrhalede bu iddialarıyla bizi ikna etmeyebilirler. Ama acaba İbn-i Abbas'ın hatırladığında gözyaşları kumları bile ıslatacak derecede ağladığı ve en büyük müsibet olarak andığı ve ResuluHah'ln huzurundaki sahabeyi yanından çıkartacak derecede sinirlendiği bir olaya ma'kul bir açıklamamız var mı? Acaba bu acılı hadiseye mantıklı bir yorum bulabilirmiyiz?
Ehli sünnetten bazıları, Ömer Resullah'ın hastalığının ağir olduğunu bildiği için Resulullah'a acıdı ve Resulullahı'. rahatlatmak istedi" diyorlar. Ehli sünnet'in bu tahlilini basit
--------------------
1- Bu hadis, Sahih Buhari, c.3. .Hastanın kalkın benim yanımdan gidin." babında - Sahih'i Müslim c.5 s. 35 Vasiyyet kitabının sonunda. Müsned'i Ahmed c. 1.s.355. ve c.s.s. 116).
Taberi tarihi, c.3.s. 193-İbn'i Esir tarihi .c.2.s.302.
kafalı kimseler bile kabul etmez, nerde kaldıki alim bir kimse! Ben de bir kaç kez Ömer adına bazı mazeretler uydurmağa çalıştım ama çabam boşuna idi. Çünkü olayın gerçeğine ters düşmekteydi. Hatta eğer Ömer'in dediği(yehcuru) (Resulullah sayıkIıyor) cümlesinin yerine "ağrısı ona galip gelmiş" sözünün söylendiğini kabul etsek bile yine Ömer'in "Kuran vardır, Kur'an bize yeterlidir" sözü hiç bir şekilde tevil edilemez.
Acaba kur'an Resulullah'a inmişken Ömer, Kur'an'ı Resulullah'tan daha iyi mi biliyordu?
Yoksa haşa Resulullah ne konuştuğunu mu bilmiyordu; yoksa Ömer bu sözleriyle tefrika salmak mı istiyordu?
Allahım bizleri affet!
Eğer Ehl-i sünnet'in bu tahlilleri doğru olsaydı Resulullah'ın Ömer'in bu temiz ve güzel niyyetinden haberi olması lazım idi. Ve ona sinirlenip kalk buradan git diyeceğine teşekkür ederdi. Neden Peygamber onları kovduğunda onun sözüne bakıp kalkıp evden çıkıp gittilerde niçin o zaman Peygamber sayıklıyor demediler? Acaba ıcalkıp gitmeleri ResuluHah'ın vasiyetnamesinin yazılmasına engelolup planlarını gerçekleştirdikleri için değilmiydi?
Onların Peygamberin huzurunda çıkardikları kargaşa ve ihtilafın menşei, sahabenin iki guruba bölünerek; bir kısmının "bırakın Peygamber yazısını yazsın ki ondan sonra sapmayalım" demesi bir grubun da buna karşı gelip Ömer'in sözünü tekrarlaması ve başa "Resuluılah sayıklıyor" demesiydi.
Bundan anlaşılıyor ki bu hadise Ömer'e mahsus basit bir olay değildi yoksa, hevesine uyarak konuşmadığmı, halkı hidayete sevketmede hastalığının onu etkilemeyeceğini buyurarak Resulullah onu susturabilirdi, Ama Ömer'in itirazına müteakıp durumun karışması ve bir gurubun onun sözünü destekleniesi iyice gösteriyor ki bunlar Resulullah'ın
vasiyetnamesinin yazılmasını önlemek hususunda anlaşmışlardı.
Böylece sahabe Resulullah'ı incitecek söz ve davranıştan kaçınmak hususundaki Allah'ın apaçık emrini unutmuş veya görmemezlikten gelmişlerdi.
Allah,u Teala buyuruyor ki, "Ey insanlar, seslerinizi Peygamber'in sesinden daha üstün tarz da yükseltmeyin ve Onunla birbirinizle konustuğunuş gibi yüksek sesle konuşmayın. Sonra yaptığınız ameller malıvolur gider ve siz anlamazsınız bile".ı Bu hadisede Resulullah'ın huzurunda yüksek sesle konuşmadan öte, "bu kişi sayıklıyor" diyerek derecede ona karşı küstahlık gösterilmiştir. Sonra da Resulullah'ın huzurunda munakaşaya girilmiş ve söz çatışmaları meydana gelmistir.
Ben öyle inanıyorum ki, orada bulunanların ekseriyeti Ömerin sözünü desteklemişlerdir. Bu yüzden ResulullahCS.A.V) artık yazıyı yazdırmasının bir faydasının olmadığını görmüştür. Çünkü bunların kendisine hürmet etmediklerini onun hakkındaki Allah'ın emirlerine boyun eğmediklerini açıkça görüyordu. Allah'u Teiila Resulullah'a nasıl davranılacağını, O hazret'le nasıl konuşulacağını açıkça buyurmuşken, onlar bu ilahi hükmeitina göstermemişlerdi. Allah'ın emirlerine karşı böyle davranan kimselerin, Resulullah'ın yazdıracağı şeyi hiçe alacakları ortada idi.
Bu olaylara muteakıp Hz. Resuluılah bildiği bir ilahi hikmet gereği artık vasiyetnamesini yazdırmadı. Resulullah(S.AV) ın hayatında saldırıya maruz kalan bir vasiyetname ile onun vefatından sonra nasıl amel olunurdu?
Hatta itiraz eden kişiler, Resulullah'ın vefatından sonra,
ı- Hucurat /2
bunu Resulullah yazdırdığında(neüzubillah) aklı başında değildi diyerek Resulullah'm hastalık döneminde açıkladığı bütün hükümler hususunda şüphe yayabilerlerdi. Veya Reulsullah'ın yazdırdığı vasiyetnamenin ve tayın ettiği halifenin önların manfaat ve makam elde etmelerinin önünü tamamen aldığını görünce dini kökten redetmeğe kalkışabilirlerdi; bu ise yeni doğmuş olan İslam dininin tamamen yok olmasına sebep olabilirdi. Öte yandan Resulullah'ın getirdiği dinin son din olarak kıyamete kadar bakı kalması Allah-u Teala tarafından mukaddar olduğu için ResuluIlah, vasiyetnamasini yazdırmadı; böylere ResuluIlah ilahi emir gereği, dine karşı yeni bir cebhe açıılmasını önlemiş oldu. Bir yandan da vasiyet yazdırmak istediğini açıklamakla onlara hüccet tamamlanmış oldu, yani o muhalefet edenlerin Allah'ın huzurundas hiç bir mazeretIeri kalmadı - müt)
Allah'ım senin Resulünün huzurunda böyle davranılmasından sana sığınıyorum Allah'un bizleri affeyle!
Ömer ibn-i Hattab'ı bu davranışları hususunda nasıl mazur gösterebiliriz veya Onun kötü bir niyete sahip olmadığını iddia edebiliriz, Oysakı o hadiseye şahit olan sahabilerden bazıları O olayı hatırladıklarında gözyaşları yerin kumlarını islatacak derecede ağlamış ve o günü müslümanların en acılı ve en musibetli günü diye yad etmişler.
Ben bu hadise ile ilgili olarak Ehl-i sünnet kitaplarında yazılı olan yorumlamaları ve uydurulan mazeretieri reddediyorum. Ben bu olayın acısından kurtulmak iı;in onu kökünden reddetmek istedim. Ama ne yapayım, sahih kitaplarımız bu sözleri yazmışlar ve bunun doğruluğunu tesbit etmişler.
Ama Şia'nın bu olayla ilgili görüşünün daha tutarlı ve mantığa uygun bir tahlil olduğunu gördüm.
Çünkü bu tahlili takviye eden hatta isbatlayan bir çok delil mevcuttur. Seyit Muhammed Bakır Sadr'a, "O kadar sehabenin içinde Ömer Resulullah'ın kendisinden sonra Ali'nin halifeliğini vasiyetinde yazdıracağını nasıl anladı? diye sorduğumda bana o şöyle cevap verdiğini henüz unutmamıştım: "Bunu yalnız Ömer değilorada bulunanların çoğuda anladılar. Çünkü Resulullah önceden de bu sözünün benzerini açıklamıştı; örneğin defalarca "Ben sizin içerinizde iki ağır ve değerli şey bırakıyorum, eğer bu ikisinden ayrılmasallIz benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan biri Allah'ın kıtabı ve diğeri Ehl-i beyt'imdir" buyurmuştu Hastalığında da; "Gelin size bir şey yazdır ayı m ki benden sonra asla delalete(sapıklığa) düşmeyesiniz". diye buyurunca orada bulunanlar (Ömer'de dahil) Hazreti Resulullahın (S.A.Y) Gadir'i Hum'da ve diğer yerlerde buyurduğu üstteki sözünü yani Kur'an ve başta Hz. Ali olmak üzere Ehl-i beyt'e uymanın farz olduğunu yazdırarak takviye etmek istediğini biliyordu.
Resulullah açıkça "benden sonra Kur'an ve Ali'yi size bırakıyorum". diye yazdırmak istiyordu. Bunun benzerini diğer mu.nasebetlerde de defalarca buyurmuştu; muhaddisler Resulullah'ın bu sözlerini kaydetmişlerdir.
Kureyş'in çoğusu Hz. Ali'ye boyun eğmek istemiyordu çünkü Hz. Ali(A.S)nin yaşı küçük olduğu gibi İslam uğruna Kureyş'in burnunu da yere sürmüş, pehlivanlarını öldürmüş biriydi. Elbette Kureyş buna rağmen Hudeybiye anlaşmasına ve Abdullah ibn-i Ubey'e Resulullahın namaz kıldırmasına karşı yapılan itirazlardaki gibi tekrar Peygamber'e karşı çıkmaya cesaret edemiyorlardi.
Ömerin Resulullah'ın yazı yazdırmasına muhalefet etmesi, onları cesaretlendirerek Peygambere karşı gelmeye teşvik etti.
Ömerin dediği "Allah'ın kitabı içimizdedir, bize kur'an
yeterlidir" sözü Hz. Resulullah(S.A.V) ın buyurmuş olduğu "Kur'an ve itretimden olan Ehl-i beytimden ayrılmayın" sözünün tam zıddıdır. Çünkü Ömerin söylediği sözün manası şudur ki, Allah'ın kitabı bize yeterlidir, bizim ehl-i beyt'e ihtiyacımız yoktur.
Bu vakia'nın bundan başka mantıklı bir yorumu yoktur. Elbette bir kimse yalnız Allah'a itaat edilmesinin gerektiğini ve Resulullah'a itaat etmenin gerekmediğini söylerse ona göre başka yorumlarda, bir anlam taşıyabilir ama Resulullah'ın itaatını Allah'ın itaatından ayırmanın (dinin temelinin yıkılması anlamına geldiğinden) batıllığı aşkardır".
Eğer ben kör taassubumu bir tarafa bırakıp hislere kapılmak yerine akl-ı selim ve tür düşünceyle karar verecek olursam seyit M.Bakır Sadr'a ait olan bu tahlile boyun eğmeliyim....
Tarih, bazı hükümdarların Resufullah'ın sünnetinde çelişki olduğunu söyleyerek onu reddettiklerini kaydediyorsa, elbette bunların bu tutumlarının tarihi kökenleri mevcutur. Ömer ve onun sözünü destekleyenler, Resulullah'm vasiyetnamesini kurtaracak olan sünnetten, mahrum bırakmışlardır. Ben bu hadiseyi okuyup sanki hiç bir şeyolmamış gibi geçenlere çok şaşırıyorum oysa bu hadise, İbni Abbas'ın dediği gibi, islam'a ait en büyük musibetlerden biridir. Daha fazla o kimselere şaşırıyorum ki, Peygamberin kerametini düşürmek bahasına ve İslamın aleyhine olsa dahi, sehabeyi savunmak ve onların kerametini korumak istiyorlar.
Neden bizler hakikattan kaçıyoruz ve onu hevesimizle mutabık olmadığı için görmemezlikten geliyoruz? Neden sehabenin de bizim gibi insan olduklarına ve onların da bizler gibi beşeri arzu ve isteklerin, heva ve heveslerin etkisinde kaldıklarına itiraf etmiyoruz?
Bu işin şaşılacak bir yönü de yoktur. Bunu insan Allah'ın kitabını okuduğunda anlar; Kur'an'ı Kerim geçmiş Peygamberlerin hayatlarını anlattığında, o Peygamberlere ait kavimlerin o kadar mucizeleri gözleriyle görmelerine rağmen yine'de onlara karşı geldiklerini beyan ediyor.....
Rabbimiz; bizi hidayete sevkettikten sonra kalplerimizi saptırma, kendi katından bizlere rahmet bağışla, Sen çok - çok bağışla yansın.
Bu konuyu incelemenin neticesinde şiilerin ikinci halifeyle ilgili görüşlerinin ve onu Resulullah'tan sonra müslümanların hayatında doğan bir çok musibet ve müşküllerin sorumlusu olarak görmelerinin sebebini. Şimdi daha iyi anlıyorum. Zira bütün bu musibetler, Resulullah'ın, müslümanları delalet ve sapıklıktan kurtaracak ve onlara hidayet bahşedecek vasiyyetinin yazdırılması önlenen günden itibaren başlamıştır. Yani Ömer ve onu destekleyen sehabilerin Resulullah'ın vasiyetini yazdırmaya engeloldukları Perşembe gününden.
3-SAHABE VE USAME'NİN ORDUSU

Olayın Özeti: Resulullah, vefatından iki gün önce Rumlarla savaşmak için bir ordu tertipledi ve Usame - ibni Zeyd'i ordu komutanı yaptı. Ebubekr, Ömer, Ebu Ubeyde gibi Ensar ve Muhacirlerin büyüklerini de bu orduya kattı.
Sehabiden bazıları Usamenin komutanlığına itiraz edip "Henüz suratında tüy çıkmayan bir genç nasıl bize komutanlık eder" dediler.
Bunlar önceden Usame'nin babası Zeyd'in komutanlığına da itiraz edip onu İle alayetmişlerdi. itirazları o dereceye vardı ki, Resuluılah sinirlenip hastalığının ağır ve ateşinin fazla olmasına rağmen mubarek başını bağlayıp ayaklarını zorla
yerde sürüyerek iki kişinin yardımıyla evden çıkıp mescide geldi ve minbere çıktı.
Allaha hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar; Usame'nin komutanlığı hakkında bazılarınızdan duyduğum bu sözler nedir? Babasını komutan yapmama da itiraz ettiğiniz gibi şimdi de bunun komutanlığına itiraz ediyorsunuz. Allah'a andolsun ki babasının o zaman komutanlığa layık olduğu gibi oğlu da şimdi komutanlığa layıktır"ISonra
hakkı bu işte sur'atlı davranmaya teşvik ederek: Usame'nin ordusunu hareket ettirin". buyurdu: Resuluılah aralıksız bu cümleleri tekrarlıyordu ama bu sözlere kulak veren az idi. Sonunda sahabe ikrahla, "Corf' denilen bir yerde çadır kurdular.
Bu gibi olaylar beni hep şu soruyla karşı karşıya geıiriyor: Allah ve Resul'una ve emirlerine karşı hakiketen böyle saygısızlıklar olmuş mu? Peygambere bu şekil karşı gelmeler gerçek midir acaba?
Oysa Resul - i Ekrem kur'an'ın buyurduğu üzere onların hayrına düşkün ve müminlere şefkaıli ve mcrhameıli idi.
Ben hiç kimsenin bu tür isyanıarı ma'kul gösterecek ma'kul bir mazeret uydurabileceğine inanamıyorum.
Her zamanki gibi ben sahabenin şeref ve kerameıini ilgilendiren böyle bir hadiseyle karşılaştığımda ilk Önce onu inkar etmeye kalkışıyor veya en azından onu görmemalikten gelmek istiyorum. Ama bu boş bir ıeşebbüsten ibarettir. Çünkü tüm şia ve ehl - i sünnet tarihçi ve muhaddislerinin ittifak
---------------------
1- Tebegat ibni Sa'd i c .1 , s .190.
2. Tarih - i İhni Esir, c.2 . s.317 .
3 - Sire'tul helebi c.3 . s.207.
4 - Tarih -i Teberi c.3 . s.226
ettikleri bir olayı nasıl yalanlayabilirim ve görmemezlikten gelebilirim? Oysa ki ben, Allah'a karşı hiç bir mezheb lehine ,taassub etmiyeceğime ve haktan başka hiç bir şeye değer ve ağırlık vermeyeceğime dair söz vermişim. Ne var ki hak bu konuda çok acıdır. Resulullah buyuruyor ki: "Hakkı söyle; senin aleyhine dahi olsa, hakkı söyle; her ne kadar bile acı olsa". Bu hadisedeki hak şudur:
Usamenin komutanlığında şüphe eden sahabe haddı zatında Allah'ın emrine itaat etmemişler, ve te'vil ve şüphe kabul etmeyen sarih nassa muhalefet etmişlerdir. Her ne kadar bazıları sehabilerin şahsiyetini korumak için bazı mazeretler uydurmaya kalkışmışlarsada bu mazeretieri gözleri taassub perdeleriyle kapanan ve neye itaat edilmesi ve neden uzak durulması gerektiğini ayırt edebilmeyen cahil kimselerden başka kimse kabul etmez.
Ben bu tür davranışlara ma'kul bir mazeret bulmak için çok düşündüm ama her ne kadar fikrettimse bir şey bulamadım. Sonra ehl-i sünnet ulemasının zikrettiği mazeretieri mutalaa ettim. Usame'nin komutanlığına karşı gelen sahabiler, Kureyş'in büyükleri idiler ve İslamı kabul etmede öncelikleri var idi Usa me ise İslamın Bedir, Uhut ve Huneyn gibi önemli savaşlarına katılmamış bir genç idi ve önemlı bir savaş tecrübesi yok idi. Peygamber onu komutan yaptığında yaşı küçük idi. Büyük yaşta olanlar ister istemez kendilerinden küçüklerine itaat etmekten ve onun komutanlığı altına girmekten kaçınırlar bu nedenle onun komutanlığına itiraz edip Hz. Resulullah'tan istediler ki sehabilerin büyüklerden birini Usame'nin yerine komutan olarak seçsin.
Bu behane, ne aklİ ve ne de şer'i bir delilc dayanır. kur'an okuyan birinin bu gibi bahaneleri reddcl1nekten başka hiç bir çaresi yoktur. Çünkü kur'an buyuruyor ki: "Peygamber size
emrettiği şeyleri tutun ve neden vazgeçmenizi emrederse ondan vazgeçin" (ı) Ve başka yerde de "Allah ve Resul'u bir işe emrettimi erkek olsun, kadın olsun hiç bir inananın o işi istediği bir şekilde yapmakta muhayyet olmasına imkan yoktur ve kim Allah ve Peygamberine isyan ederse gerçekten de apaçık bir sapkınlığa düşüp sapıtıp gitmiştir".2 diye buyuruyor.
Bu apaçık nasıardan sonra akıılı bir kimsenin kabul edebileceği her mazeret kalır mı! ve ben ResuluHah'1 gazarlandıran bir gurup hakkında ne diyebilirim? Oysa ki onlar Peygamber'i gazaplandırma'nın Allah'ı gazaplandırmakla aynı manaya geldiğini iyice biliyorlardı.
Bütün bunlar o Hazret'e "sayıklıyor" diyerek iftira etmelerine, hasta olduğu halde o hazretin yanında ihtilaf çıkararak rahatsız etmelerine muteakıp işlenmiştir.
Yani sahabe, diye övdüğümüz bu zatlar tevbe edip yaptıkları işlerden dolayı kur'an'ın öğrettiği gibi Peygamberden af dileyeceklerine, bir adım daha ileriye giderek kendilerine en çok şefkatli ve merhamelli olan Resulullah'a karşı yeniden isyan ve saygısızlığa kalkıştılar, onun hakkını korumadılar ve ihtiramını gözetmediler. Onu sayıklamakla suçladıktan iki gün geçmeden Usame'yi komutan yapmasına itiraz ettiler. Sonra itiraz ve isyahlarını tarihçilerin kaydetti ği üzere Resulullah(S.A.V) ı üzücü bir halde yani hastalık yüzünden iki kişinin yardımıyla hareket ederek evinden çıkmaya ve halka hitap ederek Usa me 'nin komutanlığa layık olduğuna yemin etmeye mecbur bırakacak derecede şiddetlendirdiler. Bizzat Resulullah
(saa) bu itiraz eden kişilerin Usame'nin babası
----------------
1- Haşr / 7-
2- Ahzab / 36-
Zeyd ibn-i Haris'in komutanlığına itiraz ettiklerini beyan buyurmuştur. Bu da bu şahısların öncedende Peygamber'e karşı geldiklerini ve bunların Allah ve Resul'u bir işe hüküm verdiğinde gönüllerinde bir rahatsızlık olmadan teslim olan kişilerdenden olmadıklarını, hatta bunların Allah ve Resul'unun hükümleri karşısında kendilerine, karşı gelme hakkını dahi veren şahıslardan olduklarını ortaya koymaktadır.
Bu sahabelerin açıkça Resulullah'a karşı geldiklerine delil udur; Peygma ber'in sinirlenmesini ve kendi eliyle bayrağı Jsame'ye vermesini ve Usa me 'nin ordusuna katılmaya :mretmesini gördükleri ve duydukları halde yine de gevşeklik :österdiler ve Resulullah(S.A.V) vefat edinceye dek o orduya katılmadılar.
Resulullah(S.A.V) bunların bu kadar itaatsizlik ve vefasızlığına şahit olup kalbi dertle dolu olduğu bir halde dünyadan irtihal etti.
Vefat halinde ümmetinin bu halini gören Resulullah(S.A.V) in belki de en büyük derdi onların çoğunluğunun vefatından sonra dine sırt çevireceklerini ve azaba yöneleceklerini ve az bir gruptan başka kimsenin ilahi azaptan kurtulmayacağını bilmesi idi....
Bu olayı dikkatle incelediğimizde, ikinci halifenin bu ılayda en önemli unsurlardan olduğunu ve bu muhalefetde nerkez noktada yeraldığını görürüz.
Çünkü Hz. Resulullah'ın vefatından hemen sonra Ömer, Halife Ebubekr'e giderek ondan Usame'yi komutanlıktan azledip onun yerine bir başkasını geçirmesini istedi. Ama Ebubekir dedi :i: Ey Hattab'ın oğlu, annen yasına otursun, acaba Resulullah'ın
tayin ettiğini benim kaldırmarnı mı istıyorsun? (1) Ömer Ebubekr'in anladığı bu gerçeği anlamaktan aciz miydi? Veya burada tarihçilelin gözlerinden kaçan veyahut Ömer'in şahsiyetine gölge düşürmernek için bilerek gizlemek istedikleri gizli bir yön mü vardır?
Nitekim Ömer'in söylemiş olduğu "sayıklıyor" anlamına gelen -yehcuru- kelimesin'i kaldırıp yerine "ağrısı ona galip gelmiş" kelimesini koyarak sözkonusu hedefe hizmet etmek istemişlerdir. Ben, "Müsibetli Perşembe gününde" Hazreti Resulullah'ı sinirlendiren, ona "sayıklıyor" "Allah'ın kitabı bize yeter diyen sahabilere şaşırıyorum. doğursu sahi bunlar nasıl Kur'an'a sahip çıkabiliyorlar? Oysa ki, kur'an açıkça "De ki sizler eğer Allah'ı seviyorsanızsa bana uyun da Allah'ta sizleri sevsin" (2) diye buyurmaktadır.
Yoksa onlar Allah'ın kitabını ve onun hükümlerini, Allah'ın kitabının kendisine indiği şahısıan daha iyi mi biliyorlardı!
O dertli olaydan (Perşembe gününün müsibetinden) sonra yani Hazret'in ölümünden iki gün önce Usarne'ye verdiği komutanlığa itiraz edip emirlerine karşı gelmelerinin üzerine bu defa Resulullah(S.A.V) yatakıa kalmayıp başı bağlı olduğu ve hastalığının siddctinden, ayaklarını yerden sürüklediği bir halde iki kişinin yardımıyla evden çıkıp onlara kamil bir hutbc okudu. Allah'ın birliğine şehadet verdi ve Ona hamd ve sena etti; ta ki onlara sayıklamadığını bildirsin. Sonra onların itirazlarından haberdar olduğunu bildirdi. Daha sonra onlara dön yıl önce de onun sözlerine itiraz eııiklerini hatırlattı. Acaba
-----
1- Tebegât'ul kubra, İbn-i Sad c.2 . s.190,. Tarih-i Taberi c.3, s.226
2- Ali İmran süresi / 31-
yinede mi onların nazarında Resuluılah sayıklıyordu; ağrısının çokluğundan hezyan konuşuyordu?!
Allah'ım hamd ve sena ile seni tenzih ederim. Bunlar nasıl Senin Peygamberine karşı bu kadar cür'etkar davrandılar ve onun geçerli kıldığı hükümlere rıza göstermeyip hatta defalarca ona karşı geldiler.
Resuluılah Hazretleri, Abdullah ibn-i Übeyye'nin cenaze namazını kıldığında Allah seni bu munafıka namaz kılmaktan nehyetmiş" diyerek o hazret'in gömleğinden tutup çekmeye kadar ileri gittiler?
Sanki Resulullah'a nazil olan ayetleri ona öğretmeye kalkışıyorlardı! Halbuki Sen ey Allah'ım Kur'anında buyurmuşsun ki: Kur'an'ı sana indirdik ki halka indirdiklerimizi onlara açıklayasın" (1)
Ve bir başka yerde de "Biz sana kitabı insanlar arasında Allah'ın sana gösterdigi gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik; hainleri savunma" (2) buyurmuşsun.
Yine bir başka ayette de hak olarak buyurmuşsun ki: "Nasıl ki içinizden size bir Peygamber gönderdik, size ayetlerimizi okuyor (ahlakınızı) temizliyor, size kitap ve hikmet ögretiyor ve bilmediginiz şeyleri size ügretiyor. (3)
Gerçekten Resulullah'ın emrine itaat etmeyerek ona sayıklıyor diyen sahabelere şaşmak gerekir ki onun huzurunda gürültü çıkarıp saygısızlık ediyorlardı Veya Zeyd i: bn-i Haris'in ve oğlu Usame'nin komutanlığına itiraz ederek Resulullah'ı incitiyorlardı.
--------------
1- Nahl / 44
2- Nisa / 105
3- Bakara /151
Bütün bunları inceledikden sonra bir araştırmacı, şia mezhebinin se ha beden bazılarının tutumlarını sorgulaması ve tenkit etmesi konusunda haklı olduklarında nasıl şüphe edebilir?
Şia, Peygamber ve Ehl-i beyt'e olan muhabbet ve saygısından dolayı haklı olarak bazı sehabilerden (bu tutumlarından dolayı) uzak duruyorlar.
Ben konunun uzamaması için sahabenin Resulullah'a(S.A.V) muhalefet etmelerine ve ona karşı gelmelerine dört-beş örnek vermekle yetindim. Ama şia alimleri bu türden yüzlerce örnek. toplayıp sehabilerin sarih ve kat'i şer'i hükümlere muhalefet etmelerinin örneklerini kaynaklarıyla birlikte kitaplarında yazmışlardır ve bu hususları ehl-i sünnet'in sahih ve müsnet kitaplarında yeralan hadislere istinad ederek isbatlamışlardır.
Ben sahabeden bazılarının Peygambere karşı takındıkları tavırları incelerken o sahabeden ziyade sahabenin tümünün devamlı hak üzere olduklarını iddia ederek kimsenin onları tenkit etmesinin caiz olmadığını ileri süren ehl-i sünnet alimlerine şaşırıyorum. Bunlar araştırıcının hakikata ulaşmasına engeloluyorlar ve onu sonu gelmeyen bazı fikri çeliskilere düşürüyorlar.
Bu yazdıklarıma bir kaç numune yine ekliyorum ki sahabeyi olduğu gibi tanıyalım ve bu konuda şiâ'nın da görüşünü daha iyi anlayabilelim.
Buhar'i kendi Sahih'inde (c. 4 .s .47) "Es'sabru eleleza" babında ve "Edeb" kitabında (innema yuveffe's' sabirune ecrehum ) ayetinin tersirinde E'meş'in şakik'ten şöyle
duyduğunu söylediğini naklediyor: Resulullah, her zamanki gibi bir şeyi taksim yapmış idi. (Beytulmala ait bir malı müslümanlar arasında bôlmüş idi.) Bunun üzerine Ensar dan biri Şöyle dedi: "Allaha andolsun ki bu taksimde Allahın rızası gôzetilmemiştir." Ben ona "bu sözü Peygambere diyeceğim"

dedim ve geldim Resulullah'in yanına vardım. Resulullah ashabının içerisinde oturmuş idi. Aynı sözü hazret'e dedim. Bu söz hazret'e çok ağır geldi; rengi değişti ve öfkelendi: Öyleki, ben bu haberi verdiğime pişman oldum. Sonra Hazreti Resuluılah buyurdu ki: Hz. Musa, bundan daha çok eziyetlere ma'ruz kaldı, ama hepsine sabretti....
Ve Buhari yine "Edeb" kitabının" men'lem yuvacih un nase bit'itab" babında yaziyor ki Ayşe şöyle dedi:Hazret bir iş işledi sonra halkın o işi terketmelerini ruhsat verdi, (yapıp yapmamalarını onların kendi isteğine bıraklı.)
Ama halk bu ruhsatı kabul etmekten kaçındılar.
Bu haber Resulullah'a ulaştı. Resulullah bir hutbe okuyarak, Allafia hamd ve sena dedikten sonra buyurdu ki Sizden bir grup neden benim yaptığım şeyden kaçınıyorsunuz, Allafia andolsun ki ben AlIafiın hakkını en iyi bilen ve AlIafitan en çok korkanım Andolsun ki Peygamberin he va ve hevesIne kapılarak doğru yoldan saptığına ve neticede Hazretin yaptığı taksimde Allafiın rızasını nazara almadığma inanan ve Peygamberin yaptığı şeylerden kaçınan ve kendilerini Resulullafitan daha takvalı bilen şahıslar, hiç bir zaman müslUmanların hürmetine layık değiller; Hcle bu gibi şahısları meleklerin seviyesine çıkarıp sahabenin Rcsulullafıtan sonra mahlukatın en üstünü olduklarına, Peygamberin sah9besi oldukları için tüm müslümanların onları örnek alması lazım geldiğine inanmanın ne kadar tcmclsiz vc dclilsiz bir inanış olduğu aşikardır.
Böylece görülüyor ki, Elh-i sünnetin Hz. Muhammed ve Aline salavat gönderdiklerinde sahabenin umumunu da "ecmein" kaydıyla onlara eklemeleri, savunulması mümkün olmayan bir ameldir. Ehl-i bey te Resulullah ile birlikte selavat göndermek, önceden de işaret ettiğimiz gibi ilahi emir gereğidir. Eğer
Allah-u Teala bu vesileyle bizlere Ehl-i beytin yüce ilahi makamını tanıtmak istiyorsa, biz ne hakla kendi yanımızdan sahabeyi o da ecmein (top yekün) kaydıyla onlara ekliyoruz ve bu vesileyle sahabeyi Allah'ın faziletlendirdiği ve makamlarını her makamdan üstün kıldığı kimselerle aynı sırada zikretmeye kalkışıyoruz?!
Selavat gönderirken sahabeyi de salavata dahil etmenin tarihi kökenini araştırmak istersek Abbasi ve Emevi dönemlerine dönmeliyiz.
Resulullah (s.a.v.) ın Ehl-i beytine olan şiddetli düşmanlıkları yüzünden onlara her türlü zülmü reva gören, Ehl-i beyti ve şiileri katledip sürgüne gönderen, avare eden Emevi ve Abbasiler, Allah'ın Ehl-i beyte ihsan eylediği bu yüce makamdan haberdar olup bunu kendilerine büyük bir tehlike olarak gördükleri için sahabelere de selavat göndererek Ehl-i bey te ekleyerek halkı aldatmağa çalışmışlardır.
Namazda, Resulullahla birlikte Ehl-i beyte selavaı göndermeyen şahsın namazının şer'an batıl oluşu Ehl-i beytin yüce ilahi makamlarının herkes tarafından bilinmesine sebep oluyordu. Emevi ve Abbasi halifeleri, Ehl-i beyte düşmanlıklarının iğrençliğini azaltmak için sahabeyi de selavatta Ehl-i beyt'e eklemeye kalkışmışlardır. Belki halk, sahabenin de Ehl-i beyt ile aynı seviyede olduklarını veya makamlarının Ehl-i beyt'e yakın olduklarına aldansın ve özellikle Emevlerin ve Abbasilerin bazı büyüklerinin de sahabeden olduklarını nazara alarak Ehl-i beyte karşı yapılan zulüm ve edaları görmemezlikten gelsinler.
Bu uğurda sahabe'den ve tabiinden hadis nakletmekle meşhur olan nice kişileri de para ve makam karşılığında sahabenin fazileti hakkında özellikle hilafet sebebiyle yükselmiş olan ve Emevilerin başa geçmelerine sebep olmuş kişilerin
fazilet ve üstünlükleriyle ilgili olarak hadis uydurmağa teşvik etmişlerdir.
Emevilerin hakimiyeti ele geçirmelerinin sebebinin halifeler olduğunu, tarih en guzel şekilde gôsteermektedir. Mesela Ömer ibn-i Hattab, valilerini iyice kontrol etmek, onlardan hesab sormak ve onları ufak bir hatadan dolayı bile görevden almakla meşhur olmuş bir şahıstır. Ama aynı zat, Muaviye ibni Ebi sufyanı hiç bir zaman sorguya çekmemiş, Muaviye'yi, Ebubekir vali olarak tayin etmişti Ömer'de hilafeti boyunca bu tayini onayladı, Hatta Muaviye hakkinda yapılan çok şikayetlere rağmen; Ömer bir gün dahi Muaviye'yi yaptığı hatalardan dolayı kınamadı. hatta Resulullanın giysi olarak kullanılmasını erkeklere haram kılmasına rağmen, -muaviye'nin ipek elbise giyip altın yüzük taktığını Ömer'e bildirdiklerinde, Ömer, "onu bırakın, o arapların kayseridir" demekle yetindi ve Muaviye yirmi yıldan fazla hiç bir itidiz veya azı ile karşılaşmadan valilik makamında kaldı.
Osman'ın hilafet döneminde Muaviye'nin hakimiyet alanı daha da genişledi ve onun islam ümmetinin servetlerini daha fazla ele geçirmesi ve sefil insanların yardımıyla ordusunu guçlendirmesi sağlandı. O da bu gucunu ummetin imamına karşı gelmek ve guç zoruyla hilafeti gasbetmck, ve muslumanlardan içki içen fasik oğlu yezide biat toplamak yolunda kullandı. ı
Bunun hikayesi uzundur Ben şimdilik tefsilatına geçmek istemiyorum. Önemli olan şudur ki; hilafet kürsüsünde oturan bu sahabenin, Kureyşin, Nübuvvet ve hilafeıin Beni Haşim'de toplanmaması gerektiğini ifade eden ggörüşleri doğrultusunda
------------------
1 - Bu konuda detaylı bilgi için Ebulala Mahmudi'nin "Hilafet vel Mulk" ve Ahmet Emini'nin "Yevm!ul İslam" kitaplarına bakılabilir.
hareket etmişler; ve böyle bir fikri yapıya sahip oldukları için Emevi devletinin kurulmasında direkt rölleri olmuştar.
Emeviler de her kesten daha çok bu zatlara teşekkür borçlu olduklarının farkındaydı, lar ki, raviler kiralayıp kendi buyuklerinin faziletleri hakkında rivayetler uydurdular ve onları, halkın nazarında Ehl-i beytin derecesinden daha yuksek dereceye çıkartmaya kalkıştılar.
Bu faziletleri şer'i ve mantıki delillerin ışığında incelersek, onlardan zikre değer bir şey kalmayacağı malumdur; meğer ki çelişkili şeyleri kabullenecek derecede basit duşunceli bir kişi olalım.
Mesela örnek olarak, bizler, Ömerin dillerde destan olan adaleti hakkında çok şey duymuşuz. Ama doğru tarihçilerin yazdığına göre Ömer hicretin yirminci yılında, beytülmalın taksiminde Resuıunanın sunnetine ria'yet etmemiş ve ona bağlı kalmamıştır. Resulullah (s.a.v.) beytülmalı muslumanlar arasında eşit şekilde bölerdi. Kimseyi kimseden ustun tutmazdı. Ebubekir de kendi hilafet döneminde bu sunnete bağlı kaldı. Ama Ömer bin Hattab beytiilmaldan yaptığı ihsanlarda musluman olanları sonradan mAsıLIman olanlara ve Kureyşin muhacirlerini diğer muhacirlere ve Muhacirleri Ensara tercih etmiş; hatta arapları acemlerden, ağaları kölelerden, Mazr kabilesini Rebia'dan ustun tutmuş ve birine diğerinden daha fazla pay vermiştir. ı
Mesela Mazr kabilesine üçyüz, Rebi'a kabilesine ikiyüz vermiştir.
--------------
1. İbn-i ebi'l hadid, c. 8 . s. 111.
Keza A vs kabilesini Hazrec kabilesinden üstün tutmuşturı.
Acaba bu tür davranışların adaletle nc alakası vardır?
Yine Ömer ibn-i Hattab'ın ilmi hakkında hadsiz hesapsız övgüler işitmişiz. Sahabenin en bilgini olduğu, bir çok defa Resulullah'la Ömer arasında çıkan görüş farklılıklarında, Kur'an ayetlerinin Ömer'in görüşlerine mutabık olarak indiği ve Ömer'in görüşünü tasdik eyleyerek geçerli kıldığı bile söylenir. Oysa doğru tarih, Kur'an ayetleri indikten sonra bile Ömer'in ayetlere muhalif görüş ortaya attığını açıklamaktadır. Ömer'in hilafeti döneminde sahabeden birisi ondan, cünub olup ve gusül etmek için su bulamaz isem ne yapmalıyım diye sordu. Ömer "O zaman namaz kılmazsın" diye cevap verdi. Bunun üzerine Ammar'ı Yasir, öyle bir şahsın teyemmüm etmesinin gcrckli olduğunu hatırlatmak mecburiyetinde kaldıysa da Ömer yinc de kabul etmek istemeyerek Ammar'a "Bu sözlerinin sorumluluğu kendine aittir" dedi 2.
Nasıl Ömer Allah'ın indirdiği teyemmüm ayetinden habersiz idi? ve Resulullah'ın sünnetinden haberi yoktu? Oysa ki Resulullah(S.A.V) onlara abdesti öğrettiği gibi teyemmümü de öğretmişti.
Ömer bir çok yerde kendisinin bilgisizliğine itiraf etmiştir; hatta kadınların bile kendisinden bilgili olduğunu söylemiştir. Yine defalarca "eğer Ali olmasaydı, Ömer hclak olurdu" dcdiği nakledilmiştir. Ömer ölünceye dek "Kclalc'nin" hükmünü bilmedi. "Kelale" hakkında birbiriyle çelişen bir takım hükümler Ömer'den nakledilmiştir. Bunlar, tarihin tesbit ettiği şeylerdir.
Yine Ömer'in şecaati hakkında da çok şeyler duymuşuz.
-------------------
1- Tarih'i Yakubi ,c.2, s.106
2- Sahih'i Buhari, c.1. s.2
Mesela Ömerin müslüman oluşuyla müslümanların güç kazandığı, Kureyş'in korku ya kapıldığı ve Hz. Peygamber(s.a.v)in Ömer'in müslüman oluşuna muteakip davetini aşikar ettiği söylenmektedir.
Ama doğru tarihlerde, Ömer'in kahramanlık ve şecaatini tasdik etmemize yarayacak bir nişane mevcut değildir. Örneğin Ömer'in Bedir, Uhud, Handek ve diğer- muharebelerde bir tek meşhur kahramanı ve hatta normal birisini bile öldürdüğü nakledilmemiştir.
Oysa ki, tarihçiler onun Uhud savaşında firar edcnlerle birlikte firar ettiğini ve keza Huneyn savaşında da savaşıan kaçtığını yazmışlardır. Hayber şehrinin fethi için Peygamber(s.a.v) tarafından gönderildiğinde, yenilgiye uğrayarak geri döndüğü tarihlerde yazılıdır.
En son seriyye olan Usame ordusunda bir gencin komutanlığı altındaki bir asker idi. Bundan başka scriyyclerin hiç birinde Ömer komutan değildir.
Bu tarihi gerçekleri görmemezlikten gelerek nasıl Ömer'in şecaatlı ve kahraman olduğunu iddia cdcbiliriz?
Yine Ömer'in takvası hakkında söylenenler de çoktur. Hatta diyorlar ki eğer Irak'ta bir katırın ayağı kaysaydı, Ömer, onun yolunu düzeltmediğinden dolayı Allah'tan korkardı.
Ama doğru tarihler, Ömer'in, çok haşin olduğunu ve haramdan kendisini muhafaza etmekte titizlik göstermediğini kaydetmektedir. Mesela Kur'an ayeti hakkında soru soranı suçsuz yere kanına bulayıncaya dek dövdüğü nakledilmiştir. Eger Ömer'in takvasıyla ilgili sözler doğru olsaydı nden Hz. Peygamber vefat ettiğindc kılıcını çekerek Hz. Muhammed(s.a.v) in öldüğünü söyleyecek olan herkesi ölümle tehdit ediyor. Hz. Resulullah'ın vefat etmediğine dair Allah'a yemin ediyordu, O'nun da Hz. Musa gibi Allah'la munacat
etmeye gittiğini
söylüyordu.(l) Ömer neden Hz. Fatime'nin evini yakmaya teşebbüs ettiğinde Allah'tan korkmuyordu? (2) Hatta Ömer'e, "nasıl bu evi yakarsın, Hz. Fatime bu evdedir" dediklerinde "Fatime bile olsa"... cevabını verdi.
Keza Ömer'in takvası hakkında söylenenler, onun kendi hilafet döneminde Kur'an'ın ve Resulullah'ın sünnetine muhalif olan hükümler vermesiyle (3) nasıl bağdaşabilir?
Ben bu büyük ve meşhur sahabeyi örnek olsun diye burada zikrederek onun hakkındaki gerçeklerden bir kısmına değindim ve teferruata inmek istemediğimden sadece kısa işarelerle yetindim. Yoksa bu hususlarda uzun kitaplar yazmak mümkündür.
Bu zikrettiklerim az da olsa yine de sahabenin hakiki durumuna ışık tutarak ehl-i sünnet alimlerinin gerçeklerle çelişen görüşlerinin tutarsız olduğunu göstermekte yeterlidir. Ehl-i sünnet alimleri bir yandan halkı sahabenin hakkında her türlü şüphe ve tereddüt etmekten men'ediyor ve öte yandan onlar hakkında şüphe ve ta'na sebep olan rivayetleri kendi kitaplarında naklediyorlar. Keşke ehl-i sÜnet alimleri sahabenin kerameti ne gölge düşürecek ve onların adaletini soru altına alacak bu rivayetleri kitaplarında yazmasaydılar da bizler bu tereddütlerden kurtulsaydık.
Hatırlıyorum ki, Necef alimierinden "İmam'ı Sâdık ve dört mezheb" adlı önemli bir eserin yazarı Esed Haydar'la
------------------------
1- Tarih'i Teberi ve Tarih'i ibn'i Esir.
2- el'imamet ves'siyaset, İbn-i Kuteybe, s.19-20.
3- Bu konuda Seyyid Şerefuddin'in yazmış olduğu "En'nes ve'l İçtihad" isimli kitabına bakın. Tüm kaynaklarını, İslam fırkalarının kabul ettiği eserler arasından seçmiştir.
görüştüğümde O babasına ait şöyle bir kıssayı bana anlatmıştı; O diyordu ki: Babam elli yıl önce haca gittiğinde Tunus'un Zeytuniye şehrinden olan bir alimle Hz. Ali(a.s) nin imameti hakkında tartışmışlar ve babam ona, Hz. Ali'nin imameti hakkında dört veya beş delil söylemiş. Tunus'lu alim "başka delilin var mı? diye sormuş ve babam hayır demiş. Bunun üzerine Tunus'lu alim, babama, tesbihini çıkar ve Hz. Ali'nin Resulullah'm halifesi olduğuna dair benim delillerimi say! demiş. Sonra bu husustaki delilerini zikretmeye başlamış ve babamın bilmediği yüze yakın delil saymış! Esed Haydar sözlerine şunu da ekleyerek diyordu ki: Eğer Ehl-i sünnet, kendi kitaplarında yazılmış olanları bile gerçekten mutalaa edecek olsalardı, onlar da bizim sözlerin aynısını söylerlerdi ve uzun zamanlardan beri aramızdakı ihtilaflar sona ermış olurdu."
Andolsun ki bu zikrettiklerim haktır. Eğer insan, kör taassublardan kurtularak tekebbürünü bir kenara bırakacak olursa apaçık delillerin önünde teslim olmaktan başka bir çaresi kalmaz.
1- KUR'AN'I KERİM'İN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Her şeyden önce söyleyelim ki, Allah'u C.c kitabının çeşitli yerlerinde Resulullah(s.a.v) a dünya mal ve makamına ulaşmak için değil, Allah'm ve Resulunun rızasını umarak uyup itaat edensahabeyi övmüştür. Allah'ın onlardan, onların da Allah'tan razı olduğunu beyan buyurmuştur.
Müslümanlar bu tür sahabeyi Resulullah'a karşı itaatkar davranışlarından ve diğer çeşitli tutumlarından tanımtş bulunmakta ve onlara saygı göstermekte onları andıklarında hürmet ve büyüklükle anmaktalar.
Bahsim, Şia ve Ehl-i sünnet'in birlikte hürmet ettiği bu tür sahabe hakkında değildir. Aynı şekilde Şia ve Ehl-i sünnetin birlikte nefret ve lanet ettikleri munafıklarla da ilgili değildir.
Burada sözkonusu ettiğim sahabe, müslümanların haklarında ihtilaf ettikleri ve Kur'an'ı Kerim'in ve Resullahın kendilerini bazı işlerinden dolayı kınamış olduğu ve diğerlerini onlardan sakındırdığı kimselerdir.
Şia ve Ehl-i sünnet'in arasıdaki ihtilaf bu tür sahabc hakkındadır; Çünkü bu tür sahabenin adaleti hakkında şiii şüphe etmekte ve onların söz ve davranışların tenkit etmekteler; Ama Ehl-i sünnet bu tür sahabenin yaptıkları işleri kendi kitaplarında yazmış olmalarına bakmayarak onların hepsini adil bilmekteler Bu incelemeden maksadım bu hususta hakkı ortaya koymaktır. Bu hususlara değinmekten maksadım şudur ki, bazıları benim sahabeyi öven ayetleri bırakıp yalnız onları tenkit eden ayetleri tuttuğumu sanmasın. Hatta ben araştırmamın sonucunda bazı övme ayetlerinin yermeyi, ve yerme ayetlerinin de övgüyü içine aldığını gördüm.
Burada ben üç yıllık araştırmam bayunca elde ettiğim bilgi ve ulaştığım sonuçların hepsini naklctmek iştemiyorum. Sadece bazı ayetleri numune olarak zikretmeklc yetinceeğim.
Daha geniş bilgi edinmek isteyen şahıs ise kendisi araştırma ve incelemenin zorluklarına katlanmalıdır. Bu yolla insan kendi zahmetinin sonucunda hidayete kavuşmuş olur. Allah'u Teala'nın da her insandan istediği de zaten budur. Bir kişi kendi fikri araştırma ve çabası sonucunda hakikatı bulursa, kendi vicdanının feryadına müsbet cevap verdiği için hakkı tereddütsüz kabul eder ve hidayete kavuşması çok kolayolur. Ama dış etkenlerin neticesinde kişinin hakla karşılaşması, çoğu zaman onun hidayete varmasına sebep olmaz. Bir de insan, eğer doğru yolu içten doğan bir kanaat ile ele geçirsc, bu inanç, his
ve duygular sebebiyle ele gelen inançtan kat-kat üstün ve kalıcı olur.
Allah'u Teala Peygamber'ini överek buyuruyor ki: "Seni, hakikatı aradığında buldu da yol gösterdi sana." ı Ve diğer bir başka yerde buyuruyor ki: "Bizim için cihad edenleri biz yollarımıza sevkederiz ve şüphe yok ki Allah elbette İyilik edenlerle beraberdirz".
1-İSLAM'DAN DÖNME İLE İLGİLİ AYET

Allah'u Teala, Aziz kitab'ında buyuruyor ki:
Muhammed ancak bir Peygamberdir; Ondan Önce nice Peygamberler geldi geçti; Ölürse yahut ijldürülürse geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah'a hiç bir surette zarar vermez; Allah şükredenlerin mük:'if'atını yakında verecektir. (3)
Bu ayet, Resulullah(s.a.v) ın hayatında müslümanlara hitab ederek apaçık bir şekilde bildiriyor ki, sahabc Peygamberin vefatından sonra hemen dinden dönme ilc karşı karşıya geleceklerdir ve sadece onlardan çok az bir kısmı inandıklarında sabit kalacaklardır. Bu grup, yani dinde sabit kalanları Allah bu ayette şükredenler olarak vasıflandırmışıır. Ve şükredenler de çok azdır; Çünkü Allah'u Tcii!J diğer bir ayette "Ve kullarımdan pek azı şükrcdcrlcr4O1 diye buyurmaktadır.
Resulullah (s.a.v) dan naklolunan hadisi şerifler, bu ayette
----------------------------------
1- Duhâ / 7
2. Ankebut / 13
3. Al-i İmran/144.
4- Sebe /13.
zikredilen dinden geriye dönme meselesini açıklamıştır. Sonraki bölümde bu hadislerden bir kaç tanesini nakledeceğiz.
Eğer bu ayet'i kerime'de Allah'u Teala islamdan geriye dönüp mürted olanların cezalarını zikretmemiş ve yalnız Allah şükredenlerin iyi mükiifatlara layık olduklarını zikretmişse islam'dan geriye dönenlerin asla Allah'ın mükiifat ve bağışına ulaşamayacakları herkes tarafından bilindiği içindir. Resulullah(s.a.v) bu hususu bir kaç hadislerinde açıklamışlardır. Biz de eğer Allah işterse bu kitabımızda onlardan bazılarını nakledeceğiz.
Sehabenin kerametini korumak için, mezkur ayet'i kerime'den yalnız Talihe, Seccah ve Esved'il anesi'nin kastedildiğini söylemek doğru değildir; Çünkü bunlar Hz. Resuru Ekrem'in kendi hayatında dinden dönüp Peygamberlik iddiası ettiler; Hatta Resuluılah onlarla savaştı ve onları mağlup etti. Yine bu ayet Malik ibn-i Nuveyre ve taraftarlarına da yorumlanmaz; Çünkü onlar makul bazı deliller yüzünden zekatlarını Ebubekir'e vermediler. Evvela halife seçimi mevzusunu inccleyip meselenin aslını öğrenmek istiyorlardı. Çünkü onlar Hacce'tul veda'da Resulullah(s.a.v) la birlikte hacca gitmişlerdi ve qadir'i Hum denilen yerde Hz. Resulullah'ın Ali(a.s) yi kendisinden sonra halife tayin etmesine bizzat şahit olmuş ve orada diğer müslümanlar gibi Hz. Ali'ye bi'at etmişlerdi. Hatta Ebubekr'in bile orada Hz. Ali'ye biat ettiğine şahit olmuşlardı.
Bu yüzden bunlar yeni halifenin gönderdiği elçilerin, Resulullah'ın ölüm haberini getirip Ebubekir'in adına zekat talep etmeleriyle karşılaşınca şaşırdılar.
Tarih, bu olayın hakikatına inmek istememiş onu üstü kapalı tutmaya çalışmıştır. Çünkü bu olay iyice incelenirse bazı sahabenin makamına gölge düşebilir. Burada şu noktaya işaret
etmek gerekir ki, Malik ibn-i Nuveyre ve onun taraftarları, Ömer ve Ebubekir'in de itiraf ettikleri gibi müslüman idiler; Çünkü Ebubekir ve Ömer de dahil olmak üzere sahabeden bir çoğu Malik ibn-i Nuveyre'nin Halid ibn'i Velid tarafından öldürülmesine itiraz ettiler ve Ebubekir Beytulmaldan Malik'in kan parasını (diyetini) onun kardeşine vermiş ve özür dilemiştir.
Demek ki Malik ve taraftarları dinden çıkmış değillerdi. Çünkü islamdan çıkıp mürted olan kişinin katli farz olur ve artık onun için beytülmaldan diyet vermek sözkonusu olamaz. Ve onun öldürülmesinden dolayı onun vasilerinden özür dilenmez. O halde "İslam'dan dönmekle ilgili ayet" Resulullah'la Medine'de birlikte olan ve onun vefatından sonra İslam'dan geri dönen sahabilere aittir. Bu konu Resulullah'tan nakledilen hadislerde de iyice açıkladığına göre artık bu hususta şüphe ve tereddüde yer kalmıyor. İnşaallah yakında o hadisleri de zikredeceğiz. Bunların haricinde tarih'in kendisi de Peygamber'den sonra İslam'dan dönmeler hususunda en iyi şahittir. Resulullah(s.a.v) 'ın vefatından sonra sahabenin arasında vukü bulan hadiseleri inceleyen görür ki, ashartan çok azı hariç hak yolda sebat gösteren kalmadı.