YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 


Resulullah (S.A.V.): "Allah için olmayan, Allah'ın şanına yakışmayan ona şirk koşmakdır. Allah indinde olmayan, kullarına zülm etmekdir. Allah'ın bilmediğine gelince; o sizin, Yehudi cemaatinin sözleridir. Siz 'Uzeyr Allah'ın oğlu' dersiniz, Allah ise üzeyr'in kendi oğlu olduğunu bilmez, onun kendi mahlûku ve kulu olduğunu bilir" dediği zaman Cendel şehadet getirdi ve:
"Sen Allah'ın hak ve sadık Resülüsün" dedi ve müslüman oldu.

Sonra Cendel sözüne devam etdi ve: 'Ta Resulallah! Dün gece rüyamda Hz, Musa'yı gördüm, bana şöyle dedi: 'Ya Cendel! Hatemul Enbiya Muhammed'in (S.A.V.) eli ile müslüman ol, ona ve vasilerine sımsıkısarıl.' Ben kendisine 'Peki' dedim.
Ya Resulallah! Allah seninle bana hidayet etdi, müslüman oldum. Bana vasilerinin kim olduklarını bildir ki onlara sımsıkı sarılayım."
Resulullah (S.A.V.): "Vasilerim on iki'dir" buyurdular.

Cendel: "Onları Tevrat'da da on iki okuduk, ya Resulallah! Onların isimlerini bana bildirir misin?" dedi.
Resulullah (S.A.V.): "ilkleri, vasilerin efendisi imamların babası Ali, sonra iki oğlu Hasan ve Hüseyn. Onlara sımsıkı sarıl ve sakın cahillere aldanma. Hüseyn'in oğlu Ali Zeynel-Abidin doğunca sen öleceksin ve dünyadan son lokman bir yudum süt olacak" buyurdu.
Cendel: "Tevrat'da ve diğer peygamberlerin kitaplarında, Ali'nin ve iki oğlu Hasan ve Hüseyn'in isimlerini; iliya, şebra ve şebira olarak gördüm. Hüseyn'den sonrakilerin isimleri nedir?" dedi.

Resulullah (S.A.V.): "Hüseyn'den sonra oğlu Ali Zeynel-Abidin, ondan sonra oğlu Muhammed El-Bakır, oğlu Ca'fer Sadik, onun oğlu Musa Kazim, sonra onun oğlu Ali Riza, sonra oğlu Muhammed Ettaki, sonra onun oğlu Aliyy-ul-Hadi En-Naki ve sonra onun oğlu Hasen'ül-Askeri ve sonuncuları Hasen-ül-Askeri'nin oğlu Muhammed El-Mehdi El-Kaim El-Hücce. Bu sonuncu imam gizlenecek, sonra vakti geldiğinde çıkacak. Zulme, fitne ve fesada bulanmış olan arzı, huzur ve adalet ile dolduracak. Onun gaybetinde, onu severek, onun çıkacağına inanarak, sabrederek bekleyenlere müjdeler olsun! Onların vasıflarını Cenab-i Hakk şu ayet-i kerimesinde şöyle zikrediyor:

'...Hüden lilmuttekiyne elleziyne yü'minune bilgaybi...' (Bakara: 1-5) (Meali: işte bu öyle bir kitabdır ki onda asla şübhe yokdur. Müttekiler içün hidayed menba'ıdır, onlar ki gayba inanırlar.)"



Sonra da şu ayet-i kerimeyi okudular:


Ve men yetevellellahe ve resulehu velleziyne amenu feinne hizballahi hümul galibun' (Maide: 56) (Meali geçdi). Ve Allah'ın tarafdarları bunlardır" buyurdular.
Cendel: "Allah'a hamd ederim ki, onları tanımakla beni şereflendirdi" dedi.
Cendel, Resulullahın haber verdiği gibi, Zeynel-Abidin Hz.lerinin doğumuna kadar yaşadı. O zat dünyaya geldiği zaman Taif e gitdi, orada hastalandı, son lokması da süt oldu ve ölmeden önce "Resulullah (S.A.V.) bunu bana haber vermişdi" dedi ve vefat etdi. Taif de Kevzare mevkünde defnedildi.
"Menakib"da, Ebuttufayl Amir bin Vasile'den:

Medineli bir Yehudi bir gün imam Aliye (A.S.) geldi ve şöyle dedi: "Önce sana üç sual soracağım, sonra üç sual daha soracağım, daha sonra bir sual daha soracağım."
İmam Ali (A.S.): "Neden yedi sual soracağım demiyorsun?" dediği zaman, Yehudi şöyle cevab verdi:
"Önce üç sual soracağım, onların cevabını bilirsen diğer üç suali soracağım, onları da bilirsen, bir sual daha soracağım" dedi.
İmam Ali (A.S.): "Verdiğim cevabların doğru olduğunu nereden bileceksin?" deyince, Yehudi koynundan çok eski bir kitab çıkardı ve şöyle dedi:
"Bu babalarımdan ve ecdadımdan bana miras kalan bir kitabdir ki onu Hz. Musa söylemiş ve ceddim Harun elleriyle yazmışdır. Ve size soracağım suallerin cevabları bu kitabdadır" dedi.

Hz. Ali (A.S.): "şayet ben bu suallerine doğru cevab verirsem, müslüman olur musun?" deyince, Yehudi:
"Derhal şimdi müslüman olacağım" dedi.
Hz.Ali(A.S.): "Sor" dedi.

Yehudi: "Arza konulan ilk taş hangi taşdır, arza dikilen ilk ağaç hangi ağaçdır ve arzdan ilk fışkıran ilk pınar hangi pınardır?" dedi.
Hz. Ali (A.S.): "Arza konulan ilk taş, Yehudilere göre Beytül Makdis'in taşıdır. Bu yalandır. Arza konulan ilk taş Hacer-i Esved'dir. Âdem (A.S.) onu Cennetden beraberinde indirmişdir ve onu Beytullahın bir rüknune koymuşdur. İnsanlar ona ellerini sürerek ve öperek ahd u misaklarını yeniliyorlar. Çünki Cennetde bir melek ahd u misak yazısını yutdu, o melek Âdem'le beraber Cennetden çıkdı ve taş oldu."
Yehudi: "Doğru" dedi.

Hz. Ali (A.S.): "Arza dikilen ilk ağacın, Yehudiler zeytin olduğuna inanırlar, doğru değildir. İlk ağaç çekirdekden büyüyen bir hurmadır. Âdem (A.S.) onu Cennetden indirdi. Her hurmanın aslı çekirdekdir."
Yehudi: "Doğru" dedi.

Hz. Ali (A.S.): "Arzda ilk fışkıran pınara gelince; Yehudiler bu pınarın Kudus'deki taşın altında fışkıran pınar olduğunu söylerler, fakat bu da doğru değildir. Bu pınar hayat pınarıdır ki, Musa ile arkadaşının, Hızır (A.S.) ile buluşmaya gitdiklerinde, bir su kenarında konakladıkları zaman, yanlarındaki pişmiş tuzlu balığın pınarın suyuna değdiğinde canlandığı pınardır. Musa (A.S.) ile arkadaşı, Hızır (A.S.) ile o pınarın başında buluşdular."

Yehudi yine: "Doğru" dedi.
Hz. Ali (A.S.): "Diğer üç suali sor" dedi.
Yehudi: "Peygamberinizden sonra ümmetinin kaç imamı var? Muhammed'in Cennetdeki evi nerededir? Ve evinde onunla beraber oturanlar kimlerdir?"
Hz. Ali (A.S.): "Bu ümmetin peygamberinden sonra on iki imamı var."
Yehudi: "Doğru" dedi.

Hz. Ali (K.V.):"Muhammed'in (S.A.V.) yeri Adn cennetidir. Bu Cennet, Cennetlerin ortasındadır, Cennetlerin en yükseğidir ve Arş-ı A'laya en yakın olanıdır."
Yehudi: "Doğru" dedi.
Hz. Ali (A.S.): "Onunla beraber oturanlar, bu on iki imamdır ki ben onların ilkiyim ve sonuncumuz Mehdi Kaim'dir."
Yehudi tekrar: "Doğru" dedi.
Hz. Ali (A.S.): "Tek sorunu da sor" dedi.

Yehudi: "Peygamberden sonra kaç sene yaşayacaksın, ölecek misin, katl olacak mısın, bana haber ver."
Hz. Ali (A.S.): "Ondan sonra otuz sene yaşayacağım ve kılıç darbesiyle başımdan şehid olacağım" dedi.
O zaman Yehudi: "Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resülullah ve eşhedu enneke vasiyyi Resulullah" dedi ve müslüman oldu.

Şeyh Muhammed bin Ali bin Hüseyn'in "El-Gaybe" adlı kitabında Musa bin Muhammed bin El-Kasım bin Hamza bin Musa Kazım Hz.lerinden:
Mehdi Kaim ve doğumu hakkında bazı bilgiler: Hz. Mehdi doğduğu zaman, imam Hasen-ul-Askeri'nin halası Hz. Hâkime, çocuğu aldı imama götürdü, kucağına verdi. İmam dilini çocuğun ağzına verip emzirdi. Ellerini çocuğun her yerine sürdükden sonra: "Konuş oğlum!" dedi.

O zaman çocuk: "Eşhedu en la ilahe illallah vahdehu la şeriyke lehu ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi" dedikden sonra, Emirel Mü'minin Hz. Ali'den başlayarak, babasına kadar bütün imamlara tek tek salavat getirdi. Hasen-ul-Askeri Hz.leri, Hz. Hakime'ye: "Halacığım! Yedinci gün muhakkak burada bulun" dedi.

Hz. Hâkime:


Yedinci gün geldiğim zaman: "Hala! Oğlumu bana getir" dedi. Götürdüm. Yine ilk gün olduğu gibi: "Oğlum konuş" dedi. Mehdi Kaim yine şehadet getirdi ve bütün dedelerine salat u selamdan sonra şu ayeti okudu:
"ve nuriydü en nemunne alelleziynestud'ifu filardi ve nec'alehüm eimmeten ve nec'alehumül varisiyn" (Kasas: 5) (Meali: Biz de istiyorduk ki o yerde, ezilmekde olanlara lütf edelim, bol ni'met verelim, onları hayırda öne geçirelim ve onları Fir'avnların diyarına ve emvaline varis kılalım.)



HASEN-ÜL-ASKERİNİN İZDİVAÇLARI


Hz. Hâkime diyor ki:
Bir gün Hasen-ül-Askeri bize gelmişdi. Benim Nercis isminde bir cariyem vardı. Onun Nercis'e dikkatle bakdığını gördüm. "Onu beğendin mi? Begendinse sana vereyim" dedim. "Hayır, onun için bakmıyorum, bu hanımdan doğacak olan; Allah yanında kerim ve aziz olan, zulm, fitne ve fesaddan sonra, yeryüzünü adalet ve emn u eman ile dolduracak olan çocuğu, hayretle müşahede ediyorum" dedi. Ben, "Nercis'i hemen sana vereyim" deyince, Hasen-ül-Askeri: "Babamdan izin iste" dedi.

Kardeşim imam Aliyy-ul-Hadi'ye gitdiğim zaman bana: "Ya Hakimel Oğluma Nercis'i hibe et" dedi. "Efendim! Ben de bunun için gelmişdim" dedim.
Hz. İmam: "Ey kardeşim! Allah bu büyük ecirde seni ortak etmek ve sana büyük hayır ihsan etmek istedi" dedi.
Hasen-ül-Askeri ile Nercis benim evimde evlendiler ve bir müddet benim yanımda kaldılar. Daha sonra kardeşim Aliyy-ül-Hadi, âlem-i cemale teşrif etdi ve Hasen-ül-Askeri imam oldu.

Bir gün kendilerini ziyarete gitdiğimde Nercis bana: "Bırakın ayakkabılarınızı çıkarayım efendim, size hizmet edeyim" dediği zaman, ben Nercis'e: "Hayır, artık sen benim efendimsin. Vallahi ayakkablarımı çıkartdırmam, sana hizmet etmek, benim başım gözüm üzerine" dedim. Evime gitmek üzere kalkdığım zaman, imam bana: "Hala! Gitme, bu gece burada kal" dedi. O gece şaban'ın on beşi idi. Ebel-Kasim Muhammed El-Mehdi El-Muntazar, El-Kaim, El-Hücce, Sahibüzzaman ve hatem'ul Eimmet'il-isna aşer Hz.leri doğdu...
Hizmetlerinde bulunan iki hizmetci şunları anlatdılar:
Sahibüzzaman doğar doğmaz secdeye kapandı, iki şehadet parmağı semaya doğru idi. Sonra aksırdı ve şöyle dedi: "Elhamdu lillahi rabbil âlemin ve sallallahu ala Muhammedin ve alihi."

Nesim ismindeki diger hizmetkâr:
Doğumundan bir gece sonra Sahibüzzaman'ın yanında aksırdım, bana: "Yerhamkillah. Aksırmak üç gün ölümden emandır" dedi.
* Allahın rahmeti üzerine olsun.


ABBASİ HALİFESİMEMUNUN, İMAM ALİYY-UR-RIZAYA BİAT ETMEKİSTEDİĞİ ZAMAN, AKRABASI OLANABBASİLERİN İTİRAZLARINA VE SUALLERİNE VERDİĞİ CEVAB


Tarihci ibni Miskeveyh'in "Nedim'ül Ferid" adlı kitabında, Halife Me'mun'un Abbasilere yazdığı mektubunun bazı kısımları:
"Mektublarınızı okudum, muradınızı anladım. Cevabım şudur." Allah'a, Peygambere ve Aline salat ü selamdan sonra mektubuna şöyle devam etdi:
"Cenab-ı Hakk, Resullerin uzun bir müddet ardı arası kesildikden sonra Muhammed'i (S.A.V.) gönderdi. Ona ilk iman eden Hadice bint Hüveylid ve Ali bin Ebi Talib idi. O zaman Hz. Ali yedi yaşında idi, hiçbir şey'i Allah'a şerik koşmadı, cahiliyet devrinin adetleri ile hiçbir alakası olmadı.

Babası Ebu Talib, Resulullahı (S.A.V.) himayesine aldı. Onu sevdi, büyütdü ve devamlı olarak onu korudu, ona zarar verecek şeyleri ondan uzaklaşdırdı. Ebu Talib vefat etdikden sonra, müşrikler Resulullahı (S.A.V.) öldürmeye karar verdiler. Resulullah (S.A.V.) Medine'ye hicret etmeye mecbur oldu. O zaman Ali bin Ebi Talib'in, Peygamber için yapdığını hiç kimse yapmadı. Cenab-i Muhammed'in (S.A.V.) hicret etdiği gece, müşriklerin onu öldürmek için tuzak kurduklarını bile bile Hz. Ali (A.S.) onun yatağına yatdı ve onu cam ile korudu.

Her ordunun amiri odur, müşrikleri tir tir titreten odur, Hakk uğrunda cihad edenlerin en muazzamı odur, Allah'ın dininin en fakihi odur, hadis-i Gadir-i Hum'daki velayet sahibi odur. Hayberin fatihi, Amr bin Abdü Vüd' dün katili ve Peygamberin kardeşi odur. "Ve yut'imunet-taame ala hubbihi miskiynen ve yetimen ve esiyra"* (İnsan: 8) ayetinin mazharı odur.

O Resulullahın ehlidir. Mübahele günü Resulullah (S.A.V.) mübahele için Hz. Ali'yi, Hz. Fatima'yı ve Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn'i çıkardı. Allah hakkı için bütün medhedici menakıb ve ayetler onun içindir.
Biz ve Ali'nin evladları, tek bir el gibi idik. Ta ki saltanat bize geçdi, onlara baskı yapdık, zulmetdik, öldürdük ve Beni Umeyye'nin katlinden daha ziyade onlan katletdik.

Heyhat! Her kim bir zerre kötülük işlerse onu görür. Yine heyhat. Sizin yapdıklarınıza karşı sizi bekleyen bir tek şey kaldı... Zulme karşı çıkacak olan Hüseyni'nin kılıcı. Sizi ve Süfyani'yi kökünden biçecek. Mehdi Kaim gelecek, mazlumların dökülen kanlarının intikamını alacak.
Benim Aliyy-ur-Riza'ya biat etmemin sebebi; aramızda kaybolan Ehl-i Beyt meveddetini tekrar koymak ve kanlarımızın akmasını önlemek, Sıratı geçmeniz, emn u emanınız ve o büyük korku gününün korkusundan emin olmanız için. Benim yanımda, Aliyy-ür-Rıza'ya biat etmekden daha temiz ve daha değerli bir iş yok.

Sizin bana söylediğiniz sözlere gelelim; ben sizin babalarınızın reylerini, dedelerinizin rü'yalarını hiçe saydım. Kureyş müşrikleri de aynı sözleri söylemişlerdi: "
* Meali: Taraf-i Sübhaniden kendilerine verilen, gerek rızkı suriyi
Gerek rızk-ı ma'neviyi daima ihsan ederler. Âcize, yetime, esire üzerine sevgileri olduğu halde it'am ederler.

İnna vecedna abaena ala ümmetin ve inna ala asarihim muktedun"* (Zuhruf: 23).
Yazıklar olsun size! Din, babalardan alınmaz, din ancak ümenadan alınır. Benim yanımda müslüman olan bir mecusi, irtidad eden bir müslümandan çok hayırlıdır. Emirel-mu'mininin kuvveti ancak Allah iledir. Ben ona tevekkül etdim, Allah bana kâfidir."

"Menakib"da, Ali bin'il Riza'dan, bin Musa El-Kazım'dan, babasından, babalarından ve Hz. Ali'den (A.S.):
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Allah (c.c.) ind-i Subhanisinde benden daha faziletlisini ve benden daha kerimini yaratmadı." Ben dedim ki: 'Ya Resulallah! Siz mi efdalsiniz Cebrail mi efdal?"

Cenab-ı Peygamber: 'Ya Ali! Allah (c.c), bütün resulleri, melaike-i mukarrebine tafdil etdi. Beni de bütün peygamberlere ve resullere tafdil etdi. Benden sonra da faziletde sen, senden sonra, senin neslinden gelen imamlar gelir. Ya Ali! Melekler, bizim ve bizi sevenlerin hizmetindedir. Ya Ali! Melekler arşı taşırlar, etrafında Rablerine hamd ederek tesbih ederler ve bizim velayetimize iman eden mu'minler içün istiğfar ederler. Ya Ali! Biz olmasaydık Allah, ne Âdem'i, ne Havva'yı, ne Cennet'i, ne ateşi ve ne Arz'ı yaratırdı.

Biz, melaikeden nasıl üstün olmayız ki! Rabbimizi melaikeden önce bildik ve onlardan önce tesbih, tehlil ve takdis etdik. Çünki ilk önce Cenab-ı Hakk bizim ruhlarımızı yaratdı, bize konuşma hakkını verdi, onu tevhid etdik ve ona hamdetdik. Sonra, melekleri halketdi.
* Meali: Bizler babalarımızı bir ümmet üzerinde muayyen mahud bir yolda bulduk, biz de onların izlerine uyarak gideceğiz.

Vaktaki melekler bizim ruhlanmızı tek bir nur olarak gördüler, o nurun azameti karşısında hayretde kaldılar. O zaman biz, Rabbimizi tesbih etdik ki melaike, bizim mahlûk olduğumuzu ve Allahü Teâla'nın, bizim sıfatımızdan münezzeh olduğunu anlasınlar. O zaman melekler, bizim tesbihimizle Hakkı tesbih etdiler ve bizim sıfatlanmızdan onu tenzih etdiler.

Vaktaki bizim şanımızın azametini müşahede etdiler, o zaman biz Hakkı tehlil etdik ki, melekler Allah'dan başka ilah olmadığını, bizim kul olduğumuzu ve ibadete layık olmadığımızı bilsinler için. Onlar, o zaman La ilahe illallah dediler.
Ne zaman ki melekler, yerimizin büyüklüğünü müşahede etdiler, biz o zaman tekbir getirdik, Allahu ekber dedik ki melaike, en büyük Allah olduğunu bilsinler ve o makama, ancak onun yükselteceğini anlasınlar için.

Vaktaki bize, Allah'in verdiği izzet ve kuvveti gördüler, biz o zaman La havle ve la kuvvete illa billah dedik ki melaike, havl-u kuvvetin yalnız Allah'a mahsus olduğunu bilsinler için.
Ne zaman ki Allah'ın bize ihsan etdiği ni'metleri ve mahlûkatına, bize itaati farz kıldığını gördüler, biz Elhamdülillah dedik, melaike bilsin ki bütun ni'metlerin sahibi Allah'dır ve hamd ona mahsusdur. O zaman melaike El-hamdulillah dediler.

Melaike; Allah'ın birliğini, tesbihini, tehlilini, tekbirini ve tahmidini bizden öğrendiler.
Cenab-ı Hakk, Âdem'i (A.S.) yaratdı, bizleri onun sülbüne koydu ve melaikeye, Âdem'e ta'zimen ve ikramen secde etmelerini emretdi. Onların secdeleri, ubudiyyet olarak Allah'a, ikram olarak Âdem'e idi, emr-i ilahiye itaat idi. Çünki biz, Âdem'in sülbünde idik. Şimdi nasıl olur da biz melaikeden efdal olmayız? Onların hepsi Adem'e secde etdiler.

Mi'raca çıkdığım zaman, semada Cebrail (A.S.) iki defa ezan okudu, iki defa kamet getirdi, sonra bana: "Ya Resulallah! Buyrunuz, öne geçiniz" dedi. "Öne mi geçeyim ya Cibril?" dediğim zaman, Cibril: "Evet, ya Resulallah, Cenab-ı Hakk enbiyayi bütün meleklere tafdil etdi ve bilhassa sizi de hepsine tafdil etdi" dedi.
İmam olup bütün enbiyaya namaz kıldırdım. Sidre-i münteha'ya geldiğimizde, Hz. Cibril durdu ve: "Buyrun ya Resulallah" dedi. "Sen gelmiyor musun, beni yalnız mı bırakacaksın?" dediğim zaman, Hz. Cibril: 'Ya Resulallah! Burası âşık ve ma'şuk dairesidir, burdan öteye geçersem nar-i gayret beni yakar, burası benim son hududumdur" dedi.

Bir anda nura garkoldum, mele-i a'laya çıkdım, sessiz sözsüz bizsiz sizsiz hitab-i ilahiye mazhar oldum.
'Ya Muhammed! Sen abd-i mahz'ımsın, ben ise senin Rabbinim. Benim zatıma ibadet et ve bana tevekkül et. Seni nurumdan yaratdım, sen benim halkım üzerine resulüm ve hüccetimsin. Cennetimi sana ve sana tabi' olanlar için halketdim. Ateşimi de sana karşı gelenler için halketdim. Kerametim, senin vasilerin üzerine vacib oldu."

O zaman, ben dedim ki: "Ya Rabbi! Vasilerim kimlerdir?" şöyle nida olundu: "Onların isimleri Arşımın üzerinde yazılıdır." Bakdım, on iki nur gördüm, her nurun üzerinde yeşil bir satır, her satırda bir vasimin ismi yazılı. İlkleri Ali sonuncusu ise Mehdi Kaimdir. "Ya Rabbi! Benim vasilerim bunlar mı?" dedim.

Cenab-ı Hakk: "Senden sonra bunlar, halkım üzerine veIilerim, sevdiklerim, safilerim ve hüccetlerimdir. İşte bunlar, senin vasilerindir.
İzzetim ve Celalim hakkı için Arzı, sonuncuları olan Mehdi ile temizleyeceğim. Doğudan batıya kadar, onu Arz'a sahib kılacağım. Rüzgârları, bulutları ve bütün sebebleri, emrine musahhar kılacağım, askerlerimle ve meleklerimle, onu techiz edeceğim. Ta ki da'vetim yükselir ve bütün halk, tevhiydim üzerine toplanır. Ve mülkünü, dostları ile beraber kıyamete kadar daim kılacağım."

"Feraidussimtayn"de, Cabir bin Abdullah'il Ensari' den:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Her kim Mehdi' nin çıkışınıinkâr ederse, Peygambere indirilen vahyi inkâr etmiş olur. İsa'nın inişini, Deccal'in zuhurunu inkar eden dekafirolur."
"Feraidussimtayn"de, Ebu Sa'id'il Hudri'den: Resulullah (S.A.V.): "Fitne fesad ve zulüm ayyuka çıkdığı zaman, insanlar arasındaki anlaşmazlıklar çoğaldığında, zelzeleler arasından, Mehdi'nin çıkışını size müjdelerim. O çıkdığı zaman arzı, adalet, müsavat ve huzur ile dolduracak. Sema ve Arzın sakinleri ondan razı olacak" buyurdular. Sahih hadislerin

"Nehc'ul Belaga"dan: Emirel Mü'minin Hz. Ali'nin (A.S.) temyizi hakkındaki sözleri:
Hz. Ali'ye (A.S.) Ehl-i bid'atın hadisleri ve insanlar arasındaki ihtilaflı hadislerin sebebi nedir diye soruldu.
İmam Ali (K.V.): insanların elleri arasında; hak ve batıl, doğru ve yalan, nasih ve mensuh, umumi ve hususi, muhkem ve muteşabih, bozulmuş ve bozulmamış haberler vardır.

Resulullah (S.A.V.) zamanında, bir kimse Resulullaha yalan söyledi. Resulullah şöyle buyurdular: "Her kim bana kasden yalan söylerse, ateşde kendine yer hazırlasın."
İmam Ali(K.V) sözüne devam ile şöyle buyurdular: "Dört geçit insandan hadis gelebilir, beşincisi yokdur. Dördün birincisi şunlardır: Munafıklar. Zahiren müslümandırlar, batinen kâfir. Allah'dan korkmadan ve hiç utanmadan yalan söylerler. Resulullah (S.A.V.) hakkında kasden yalan söylerler. İnsanlar bunların yalancı ve munafık olduklarını bilmiş olsaydılar onlardan gelen sözlere inanmazlar ve kabul etmezlerdi. Fakat onlar icin Resulullahın ashabıdır derler, onu gördü ve ondan dinledi ve ondan aldı, derler.

Hâlbuki Cenab-ı Hakk münafıklar hakkında haber verdi ve vasıflarını bildirdi. Bu münafıklar, Resulullahdan sonra da devam etdi. Fitne ve fesad ile ateş. Simsarlarına ve dalalet imamlarına yaklaşdılar, onlara yârdım etdiler ve onları halkın başına musallat kıldılar. Onlarla dünyayı yediler, zira nasın ekserisi, caha ve dünyaya meyl eder.

İkinciler ise: Resulullahdan bir hadisi duyar, hakkıyla anlayamaz, anlamadığını bilmez. Kasidsiz olarak yanlış amel eder ve yanlış rivayet eder. Bunu duyanlar, böyle olduğunu bilselerdi, bu yanlışlığı yapmazlardı. Bilseydi, kendisi de yapmazdı.
Üçüncüye gelince: Bir kimse Resulullahın bir şey'i emretdiğini işitdi. Daha sonra Resulullah o şey'i nehyetdi veya bir şey'i Resulullah önce men'etdi, daha sonra o şey'i emretdi. O kimse kasidsiz olarak, Resulullahın emretdiği değil, nehyetdiğinden haberdar oldu. Ve böylece mensuh olan haber yayılmış oldu. Bu yanlışlığı bilseydi, ne o amel ederdi, ne de onun vasıtasıyla duyanlar.

Dördüncüler ise: Allah'dan korkmaları, Resulullaha saygıyları ve sevgileri sebebiyle yalanı sevmezler ve asla yalan söylemezler. Resulullahdan duyduklarını, eksiksiz fazlasız, olduğu gibi hifzederler. Nasih ile amel eder, mensuh'u terk ederler. Hususiyi de umumiyi de bilirler, müteşabih ve muhkemi de bilirler, her şey'i yerli yerine koyarlar.

Yalnız! Resulullahın konuşmalarında iki veche olurdu, zahiri ve batini. Bir kimse murad-i ilahiyi ve murad-i Nebi'yi, anlamadan duyarsa, farkında olmadan ma'nayı başka yöne saptırmış olur.
Resulullahın ashabından herkes, kendilerinden soru soramazdı. Anlamadıkları bir şey olunca; içlerinden: "Ah keşki bir köylü veya bir yabancı gelse de, Resulullaha sorsa, biz daha iyi anlasak" diye düşünürlerdi."

Hz. Ali (K.V.): "Ben böyle hallerde muhakkak sorardım."
İşte insanların hadisler hakkındaki illet ve ihtilafları bu sebeblerden dolayıdır.
Muhterem okuyucularımız!
Kitabın birinci baskısında, bazı sebeblerle tamamlayamadığımız "Meveddet Pinarları"nın bu baskımızda, geri kalan kısmını sizlere arzediyoruz.
"Nehc'ul Belaga"dan:

İmam Ali (K.V.): "Ni'metin sarhoşluğundan ve fitnenin, aşikârından ve gizli tuzağından, gittikçe büyümesinden ve artmasından sakınınız. Zalimler anlaşıp fitneyi birbirlerine miras bırakır. Baştaki sonuncunun kumandanıdır ve en sonuncuları birincinin izinden gider. Alçak ve değersiz bir dünya için yarışırlar, kazanacağız diye kokmuş. Bir leşin üzerine üşüşürler.
Sonunda, tabi' olanlar tabi' oldukları kimselerden, kumandan kumanda etdiklerinden, birbirlerine lanet ederek ve buğz ederek ayrılırlar.
Ey inananlar!

Sizler fitneye bulaşmayın, fitnenin aletleri olmayın, nifaka düşmeyin, tevhidin ipine ve taatin rükünlerine sımsıkı sarılın. Allah'a mazlum olarak geliniz, zalim olarak gelmeyiniz.
"Menakib"da Ebi Basir'den:
İmam Ali bir hutbesinde: "En tekule nefsün ya hasreta ala mafarrattu fiy cenbillah ve in kuntu leminessahiriyn" (Zumer: 39/56) ayetinin tefsirinde şöyle buyurdular:

"Hadi benim, muhtedi benim, ben yetimlerin ve çaresizlerin babasıyım ve dulların koruyucusuyum. Ben her zaifin sığındığı kişiyim ve her korkanın güvendiği benim. Mu'minleri Cennete sevkeden benim, Allah'ın metin olan ipi ve takva kelimesi benim. Ben Allah'ın gözüyüm ve Allah'ın kapısıyım ve Allah'ın sadık olan diliyim. Cenab-ı Hakk'ın kitabında 'En tekule nefsun yahasreta ala ma farrattu fiy cenbillah' benim. Ve Allah'ın rahmet ve mağfiretle kullarına açdığı eli benim. Bab-i hitta benim. Her kim ki beni ve benim hakkımı bilir, Rabbini bilir. Çünkü ben Allah'ın arzı üzerinde Resulünün vasisiyim ve halkı üzerinde de hüccetiyim. Bu Allah'ın Resulünün muradıdır."
Abdurrahman bin Kesir'den:

Ca'fer Sadık Hz.lerine: "Amme yetesaelune aninnebeil aziym. Elleziyne hüm fiyhi muhtelifun" {Nebe: 78/1, 2, 3) ve "Hünalikel velayetü lillahil hak" (Kehf: 18/44) bu ayetlerin ma'nasını sordum. Şöyle buyurdular:
Ayetde geçen velayet Emire'l Mu'minin imam Ali'nin velayetidir ve (Nebeil aziym) de odur. Zira kendileri şöyle buyurmuşlardı: "Allah için benden daha büyük haber yokdur ve benden büyük ayet yokdur. "Aliyyu'r-Riza Hz.lerinden, babasından, babalarından Resulullah Hz.lerinden. Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

'YaAli!
Sen Allah'ın hüccetisin, sen Allah'ın kapısısın, sen Allah'a giden yolsun, sen Nebe'ul aziym, sen sırat-i müstakiym'sin, sen Meselü'l a'la'sın ve sen müslümanların imami, mu'minlerin emiri'sin, vasilerin hayırlısı, sadıkların efendisisin.
Ya Ali! Faruk-u A'zam ve Sıddık-i Ekber sensin.
Hiç şübhe yok ki hizbin hizbimdir ve hizbim Hizbullah'dır, düşmanlarının hizbi ise hizbuşşeytandir."
"Sıffin" kitabından "Akisa" namıyle ma'ruf Said El-Yütmi şöyle buyurdu:

Emire'l Mu'minin Ali (K.V.) ile beraber Kufe'den şam'a doğru hareket etdik. Kufe dışındaki köyleri bir hayli geçdikten sonra herkes çok susamıştı. Emire'l Mü'minin bizi bir taşın yanına götürdü, onu kaldırmamızı emretdi. Kaldırdık, altından su çıkdı. Hepimiz kana kana içdik. Taşı yerine koymamızı emretdi.

Epey bir yol aldıkdan sonra durdu ve "Suyunu içtiğiniz yeribileniniz var mı?" diye sordu. Evet dediler. "Oraya gidiniz" buyurdu. Binekli ve yaya birkac kişi gitdik, yeri bulduk fakat taşı bulamadık. O civarda bir ayazma gördük. Oraya gitdik, bu ayazmanın suyu nereden diye sorduk. Rahib "Bu civarda su yok" dedi. Biz dedik ki: "Nasıl yok? Biz oradan içdik." Rahib hayretle:

"Siz mi içdiniz?" Evet dedik ve hadiseyi anlatınca daha ziyade hayrete düştü ve "Vallahi bu ayazma o kuyunun suyu ile yapılmış ve kitabımızda deniyor ki: Bu suyu bir nebi veya bir vasiden başka bir kimse çıkaramaz" dedi ve bize katılıp bizimle beraber "Rakka"ya geldi. Emire'l Mü'minin de Rakka'da Fırat kena-rında Belah mevkiine inmişdi. Orada savmiasından bir rahib çıktı. Karşıladı, izzet ikramda bulundu ve "Bizim yanımızda ecdadımızdan kalma, içinde Hz. isa'ya rabbi tarafından vahyolunan ve isa'nın ashabı tarafından yazılmış bir kitab var, onu size okumak istiyorum. İmam Ali: "Buyrun okuyunuz" dedi. Rahib kitabın Arabça tercümesini oku-maya başladı:

"Her emrini yerine getirmeye kadir olan Allah'ın ismiyle, O Allah ki takdirini, yazmak istediklerini yazdı.
Ben onlara içlerinden ümmi bir resul göndereceğim. O resul onlara kitabı okur, hikmeti öğretir ve onlara Allah yolunu gösterir. O ne kincidir ne de incitici, çarşılarda boş laf etmez. Kötülüğe kötülükle mukabele etmediği gibi, afvedici ve bağışlayıcıdır. Onun ümmeti hamdedenlerdir. Onlar Allah'ın her tecellisinde, inişlerde, çıkışlarda hamdederler. Onların dilleri her an tesbih, tehlil ve tevhiddedir.

Allah o resul-i ümmi'yi düşmanlarına mansur kılacak. Kendisinden sonra ümmeti uzun bir ihtilafa düşecek. Onun vasisi ve ümmetinin salihi olan zat, Fırat nehri kenarından geçecek. O, ma'rufu emreder, münkeri nehyeder ve hak ile hükmeder. Dünya onun nazarında fırtınalı bir günde uçuşan tozların bir zerresinden daha değersizdir. Ölüm ise onun için, susamış bir kimsenin içdiği sudan daha kolaydır. O, gizli ve aşikâr yalnız Allah'dan korkar. Ümmete nasihat eder ve hiçbir laimin levminden korkmaz.

Bu memleket ehalisinden her kim, o nebiyy-i ümmiye yetişir, ona iman ederse, nasibi Allah'ın rızası ve Cennetdir. Ve her kim onun vasisi olan salih kula yetişir, hemen ona yardım etsin, çünkü onun yanında ölmek şehadetdir."

Okumayı bitirdikden sonra rahib müslüman oldu ve Emire'lmü'minine şöyle dedi: Ben seninle geleceğim ve senden ayrılmayacağım, ta ki sana ne isabet ederse bana da isabet etsin."

Hz. Ali (K.V.) orada ağladı ve sonra şöyle dedi: "O Allah'a hamdederim ki, ind-i Sübhanisinde unutulmadım, yine o Allah'a hamdederim ki beni Peygamberinin yanında zikretdi ve şanımı ebran kitablarında yazdı."

Rahib onunla beraber gitti. Öğlen ve akşam yemeklerini beraber yerlerdi. Ta ki Sıffiyn harbinde şehid oldu.
Vaktaki defnetmek için şehidler aranırken, Emire'l mu'minin onun da getirilmesini istedi. Getirildi, namazını kıldı, defnetdi ve kendisi hakkında şöyle buyurdu: "Bu zat bizdendir ve Ehl-i Beytimizdendir." Onun için tekrar tekrar istiğfar etdi.


Cevahirü'l Akdeyn"den:


-Ebu Naim El-Hafiz El-Mehdiden:
"Mehdi Cennet ehlinin tavusudur."
-ibn-i ömer'den:

Resulullahın şöyle dediğini duydum: "Semadan bir melek: işte bu Mehdidir, ona tabi' olunuz diye uyaracak."
-Mehdinin bayrağında: "Biat Allah'adır" yazılı .
-Kudüs'ten gasbedilen 1700 gemi mücevherat Rum'a götürülürken denizde batmıştır.
Hüzeyfetu'l Yemani Hz.Resulullah Hz.şöyle buyurdu: "Bu hazine muhakkak suretde Mehdi tarafından çıkartılacak ve yerine iade edilecek ve sonra Hz. Mehdi beraberindekilerle Bahr-i Muhite açılacak."

Hüzeyfetü'l Yemani Hz.lerinden: Resulullahdan şöyle duydum:
"Meryemoğlu isa Deccali, Filistinde "Lid"* kapısında öldürecek.
-ibn-i Abbas'dan: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Allah bu dini Ali ile fethetdi, öldürülürse din fesada uğrayacak. Onu ancak Mehdi'den başkası ıslah edemeyecek."
-imam (AS) Hz.lerinden: Resulullah (S.A.V.):"imamlar benim çocuklarımdır. Onlara itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Her kim onlara isyan ederse Allah'a isyan etmiş olur. Onlar Urve-i Vuskadır,** Allah'a vesiledir. Vebtegu ileyhil vesiyle.***"

-"Feraidu's Simtayn" Ebi imame El-Bahiliden: Resulullah (S.A.V)şöyle buyurdu:"Sizinle Rum arasında yedi sene var." Denildi ki: "Ya Resulallah! O gün nasın imamı kimdir?" "Benim oğullarımdan kırkyaşlarında El Mehdi. Yüzü sanki parlayan bir yıldız, sağ yanağında siyah ben, iki abalı, adımları hızlı, sanki beni israil ricalinden yirmi sene hükmedecek, hazineleri çıkaracak, şirk sehirlerini fethedecek.
-"Nehcü'l-Belaga"dan:
İmam Ali (K.V.) şöyle buyurdu: imamlar Allah'ın halkının kaaimleri ve arifleridir, Ancak onları tanıyanlar ve onların tanıdıkları Cennete girer. Onları tanımayıp inkâr edenler ve onların kabul etmedikleri Cehennemlikdir.

İmam Aliyyu'r-Rıza ile imam Ca'feru's-Sadık'ın Mehdi Kaim hakkındaki haberleri: Hameveyni El-şafiş "Ferai-du's-Sımtayn" de Ahmed bin Ziyad'dan, Du'bul bin Ali El-Hazai'den. Du'bul dedi ki;
Efendim Aliyyu'r-Rıza Hz.lerine bir kaside okudum. Meali:
Ayetler silindi okuyanı kalmadı Vahyin nazil olduğu yerler garib kaldı. Haklıların hakları yağma edildi. Naehil olanlara dağıtıldı.
Bağdad'ta Nefsüz-zekiyyenin bir kabri var ki Rahman onu hususi odalarında ağırlar.*

İmam Rıza Hz.leri bana: "Senin kasidenin burasına iki beyt ekleyebilir miyim?"
Dedim ki, "Elbetde ey Resulullahın oğlu." şöyle buyurdu:
"Bir kabir ki Tus'tadır* hatıratı haşredek ciğerleri parçalar
Ta ki Allah bizden hemmi ve gammı kaldıran bir kaim gönderir"

Du'bul: Kasidenin diğer beytlerini okudum, şu beytlere geldiğim zaman muhakkak bir imam zuhur edecek Allah'ın ismi ve bereketiyle kaim olacak. Hak ile batılı aramızda ayırdedecek ni'met ile hikmetin hakkını verecek.
* Filistin'de, Yafa'dan 20 km. Kudüs'den 68 km. uzaklıkta bir mevki. ** Sağlam kulp. *** Maide: 5/35.
* Ve hum fiyl gurufati aminun (Sebe1: 34/37).

** Horasan'da bir şehirdir.
İmam Rıza Hz.leri kuvvetle ağlamaya başladı ve dedi ki: "Ya Du'bul! Ruhu'l-Kudüs senin dilinle konuştu. Bilir misin bu imam kimdir?"
"Bilmiyorum, fakat sizden, arzı adaletle dolduracak bir imamın çıkacağını duymuştum."

İmam Rıza Hz.leri: "Benden sonraki imam, oğlum Muhammed Cevad, ondan sonra oğlu Aliyyu'l-Hadi, Ali'den sonra oğlu Hasenu'I-Askeri, Hasan'den sonra oğlu El-Hücce El-Kaim El-Muntazar. Gıyabında beklenir, zuhurunda itaat edilir. Arzı hak ve adaletle doldurur ki o arz o gelmeden zulm ve haksızlıkla dolu idi.
Onun ne zaman zuhur edeceği hakkinda, babamdan, babalarından, Resulullah Hz.lerinden şöyle buyuruldu: Onun misali Kıyamet gibidir, beklenmedik bir anda birdenbire zuhur eder."

"Menakib"da Sedir El-Sayrefi'den:
Ben, Fadl bin ömer, Ebu Basir ve Eban bin Tağlib, Efendimiz Ca'fer bin Sadık Hz.lerinin yanına girdik. Onu toprağın üstünde oturmuş şiddetli bir sekilde ağlıyor bulduk ve şöyle söylüyordu:
"Efendim! Senin gaybetin (kaybolma olayın) uykumu kaçırdı, gönlümün rahatını giderdi."

Sedir: Kalbimiz parçalandı ve üzüntüden şöyle dedik ki: Ey yaradılanların hayırlısı! Allah seni ağlatmasın.
Derin bir göğüs geçirerek şöyle buyurdu: "Bu sabah, bütün geçmişin ve kıyamete kadar geleceğin ilmini ihtiva eden Cifr kitabına baktım. O kitab ki Hz. Muhammed (S.A.V.) ve ondan sonra gelen imamlara tahsis edilmişdir. Ve o kitabda Kaimimiz Mehdinin doğumunu, gaybetinin uzunluğunu ve gaybeti esnasında, bu gecikme sebebiyle mu'minlerin kalblerinde hasil olan sübheleri ve boyunlarındaki islam gerdanlığını, Urve-i vüska'yı nasıl attıklarını gördüm. Ki Cenab-i Hakk Kitab-i Keriminde bu hususda şöyle buyuruyor: Ve kullu insanin elzemnahu tairuhu fiy unukihi (isra': 17/13). O kitabı okurken imamın doğumu ve gaybubeti hakkında içim rikkat ve hüzünle doldu.

Allah onun doğumunun takdirini Musa'nın doğumunun takdiri gibi yaptı ve onun gaybetinin takdirini, isa'nin gaybetinin takdiri gibi yaptı, gecikmesini de Nuh'un gecikmesi gibi yaptı, salih kul Hızır (A.S.) ömrünü de onun ömrüne delil kıldı.

Şimdi, Musa'nın doğumu mes'elesine gelince; ne zaman ki Fir'avn, mülkünün zevalini Beni israil'den bir çocuğun elinde olduğunu oğrenince, Beni israil'den doğan erkek cocuklarının öldürülmesini emretdi. Yirmi binden fazla çocuk öldürdü. Allah Musa'yı korudu. Ne zaman ki Emeviler ve Abbasiler, zalimlerin ölümü, Mehdi Resul'ün elinde olduğunu öğrenince onun katline karar verdiler. Cenab-ı Hakk nurunu tamamlamak için onu zalimlerden gizledi.
Gaybeti ise isa (A.S.)'nın gaybeti gibidir.

Şöyle ki, Yehud ve Nasara öldürüldüğüne inandılar. Cenab-ı Hakk da onları şu ayet-i kerimesi ile yalanladı: "Ve ma kateluhu ve ma salebuhu velakin şübbihe lehüm" (Nisa1: 4/157). Manası: Onu katletmediler ve onu asmadılar fakat (öldürdükleri) onlara isa gibi göründü.
Keza, Kaimin gaybeti uzadığı için insanlar şübheye düştüler. Kimi doğmadı dedi, kimi o doğdu ve öldü, kimi on birinci imam kısırdır,kimi onüçdür, kimi Kaimin ruhu başka bir bedende konuşacak dedi. Hepsi batıldır.

Nuh (A.S.) gibi gecikmesine gelince; vaktaki Nuh (A.S.) kavminin isyanına karşı Rabbinden ceza istedi, Allah Cebrail (A.S.) gönderdi. Cibril, Nuh (A.S.)'a: Ey Allah'ın peygamberi! Allah sana şöyle emrediyor: "Onlar benim mahlûklarımdır ve kullarımdır, onları helak etmem. Ancak da'veti te'kid edip, halleri aşikâr oldukdan sonra, sen çekirdeği ek, meyva verirse sen kazanırsın. Sen ek sabret ve çalış."

Hz. Nuh Rabbinin bu emrini ümmetine anlattı. Onlardan üç yüz kişi irtidad etti. Sonra Cenab-ı Hakk da'vetini yedi kere tekrarlamasını emretti. Her seferinde iman edenler irtidad ede ede yetmiş kişi kaldı. Allah ona vahyetti: "işte şimdi tiyneti bozuk olanların irtidad etmesiyle hak yerini buldu." Ve keza Kaimin hali de böyledir. Zuhurunun gecikmesi mu'minleri ümidsizliğe düşürür. Ondan sonra şu ayeti okudular: "Hatta izesteyeser rüsülü ve zannu ennehüm kad kuzibu caehüm nasruna" (Yusuf: 12/110).

Hızır mes'elesine gelince; Allah Hızır'ın ömrününe peygamberlik için, ne ona bir kitab indirilsin ne bir şeriatı yenilemek için, ne herhangi bir ümmet ona iktida etsin için ve ne de Allah ona itaat farz ettiği için uzatmadı. Onun ömrünü uzatması, Kaaim'in ömrünün uzamasına bir delil olsun için, inadcıların delilleri çürüsün diye. "Liella yekune linnasi alallahi hücce" (Nisa': 4/165).
"Kitabu'l-Gaybe"den:


imameyn Hz.lerinin komşu ve dostlarından:


Aliyyu'l-Hadi Hz.leri ile oğlu Hasenü'l-Askeri Hz.leri şöyle konuşuyorlardı:
"Allah bir imam yaratmak istediği zaman, yağmur suları ile beraber, Cennet suyundan bir damla suyu arza düşürür, ondan hasil olanbitkiyi imamın babası yer ve onda da bir nutfe hasil olur. Vaktaki nutfe rahimde karar kılar, dört ay geçtikten sonra ses duyulur. Bileğine şu ayet yazılır: "Ve temmet kelimetti rabbike sidkan ve adlen la mübeddile likelimatihi ve hüves semiyul aliym" (En'am: 6/115).

Doğunca emr-i ilahi ile iki gözü arasına nurdan bir sütün vaz'edilir ve bütün mahlukati o nur ile seyreder ve esrarına vakıfolur.
"Uyunu'l Ahbar"da imam Musa El-Kazim'in oğlu imam Aliyyu'r-Riza Hz.lerinden:

İmam o kimsedir ki; dehrinin yegânesi, ilimde hiçbir âlimona eşit olamadığı gibi, hiçbir hususta benzeri yokdur, misli ve naziri yokdur. Kendisi istemeden ve çalışmadan Allah'ın fazlı ona tahsis edilmişdir. Bu ona Vahhab ve ihsani bol olan Allah-ı Tealanın sonsuz ihsanıdır. İmamın ma'rifetlerine kim erişebilir? Heyhat. heyhat... akillar şaşırır, hilmler kaybolur, hükema aciz kalır,

hatibler çaresiz kalır, şairler yorulur, edibler yetersiz kalır. Belagat sahibleri, onların işlerinden birini veya faziletlerinden bir tanesini yapamayıp aczlerini ikrar etdiler. O zatın hakikatine nasıl erişilir, herhangi bir işi nasıl anlaşılabilir? Yahud onun yerine kaim kim olabilir? O nasıldır ve nerededir ki vasf edenlerin vasfı, medhedenlerin medhi ona erişebilsin? Bunları kim seçebilir, böyleleri nasıl bulunabilir?
"Akdu'd-Dürer" kitabında imam Hasan Hz.lerinden: Mehdi kıyam etdiği zaman insanlar onu hemen inkâr edecekler, çünkü onlara genç olarak gelecek. Hâlbuki onlar onu yaşlı zannediyorlardı.

"Kitabu'l Arais"den: Ebu ishak El-Salebi'den: Antakya'da bir mağarada, içinde mukaddes emanetler ve Musa'nın elvahi bulunan sandığı, meydana çıkaracak olan zat Mehdi Resul'dür.
"Menakib"da: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "ibadetin efdali kurtuluş gününü beklemekdir. Kurtuluş günü ise Mehdi'nin zuhurudur."
"Menakib"da: imam Ali'nin vasiyyetinden: "Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Ya Ali! İnsanların iman itibariyle benzersiz olanı ve en yüksek mertebeye ulaşanı; ahir zamanda Peygamberi görmedikleri halde görmüş gibi inananlar ve Mehdi Kaaimin gaybubetinde, zu-huruna şeksiz şübhesiz inananlardır. Bunların imanları, beyaz kâğıt üzerindeki yazı gibi aşikârdır."

"Nehcü'l Belaga"nın şerhinde ismail bin Abbas'dan: Hz. Ali (K.V.) Mehdi (A.S.) zikrinde şöyle buyurdu:
"O Hüseyn (A.S.)'in neslinden, açık alınlı, burnu hafif kemikli, dolgun karınlı, bacak arası açık, dişleri muntazam, tebessümü tatlı, sağ bacağında ben olan bir erkek."

"Nehcu'l Belaga"nın şerhinde imam Ca'fer Sadik Hz. lerinden:
Emire'l Mu'minin imam Ali (K.V.) Medine'de hilafetinin ilk hutbesinde şöyle buyurdular:
"iyi biliniz ki benim evladlarımın ebrarı; küçükken insanların en halimi, büyükken de en âlimidirler. Ve yine bilmiş olun ki biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki ilmimiz Allah'ın ilminden, hükmümüz Allah'ın hükmündendir" diyerek hutbeye başladılar.
İmam Ca'fer Sadik Hz.lerinden:

"Bize tabi' olup izimizden gelirseniz basiretimizle hidayete erersiniz, eğer böyle yapmazsanız, Allah sizi bizim elimizle helak eder. Hakkın sancağı bizim elimizdedir, tabi' olan Hakka erişir, geri kalan garkolur. Her mu'min saadetine bizimle erişir, boynunuzdan zillet ipi bizimle sökülür. Doğru yolu bulmanız da bizimle, yolun sonuna ulaşmanız dabizimledir."

"Nehcu'l Belaga". Hz. Ali (K.V.)'den:
"Peygamberinizin Ehl-i Beytini dikkatle izleyiniz. Onlardan ayrılmayın, yardımınızı isterlerse hemen yardım edin. Allah fitneyi; bizden, Ehl-i Beytimizden bir erkekle kaldıracaktır. Allah hakkı için bu zat, cariyelerin en hayırlısının oğlu,kâfirlerin hepsini kılıçdan geçirecek. Ta ki Ehl-i Kureyşden bazı kimseler, bu Fatima evladından olsaydı bize merhamet ederdi diyecekler. Zira fitne ve fesad ehli her nerede yakalanırsa toptan katlolunacak."

Zeyne'l Abidin Hz.lerinin hilali ilk gördüklerindeki duaları:
Ey itaatkâr mahlûk, işini devamlı ve sür'atle yapan, tedbir feleğinde kendisine takdir edilmiş menzillerde tasarruf eden, zulmeti seninle nurlandıran, bulanıklığı seninle gideren, seni mülkünün ayetlerinden bir ayet yapan, gücünün ve saltanatının alametlerinden bir alamet yapan zat-i a'laya inandım. Sen ona muti'sin, iradesine sür'atle icabet edersin. Senin işini, hayret verici bir şekilde tedbir eden, seninle san'atının cemalini arzeden, seni yeni bir emri için yeni bir ayın anahtarı yapan o Sübhanı tesbih eder, noksan sıfatlardan tenzih ederim.

Benim ve senin Rabbin, beni ve seni yaradan, beni ve seni takdir eden, beni ve seni tasvir edenden şunu niyaz ederim ki; Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve aline bizim için salavat getirsin ve seni günlerin silemediği bir bereket, günahların kirletemediği bir taharet, afetlerden emin ay ve kötülüklerden salim ve içinde uğursuzluk ol-mayan bir uğur, kedersiz bir saadet ve zorluksuz bir kolaylık, sersiz bir hayır, emn u eman ve iman, ni'met ve ihsan, selamet ve islam ayı kılsın.

Allahım! Resulüne ve aline salavat getir ve bizleri onu taniyanların en razı olanları ve onu görenlerin en temizi, onun vasıtasıyla sana kulluk edenlerin en mes'udu, tevbede muvaffak olanlardan ve günahdan korunanlardan, ma'siyeti en az olanlardan eyle. Bize ni'metinde şükretmeyi ilham eyle ve o zat-i a'la ile afiyet elbiselerini giydir, sana olan taatimiz onunla kemal bulsun. Bütün bunlar senin ihsanındır, çünkü Mennan ve Hamid olan Allah sensin.
Allahım! Salat u selamın Muhammed (S.A.V.)'e, tahir ve tayyib olan aline olsun.
Zeyne'l Abidin Hz.lerinin "Hamd ve Ramazan" dualarından bazı cümleler:
Bizi kendi hamdine hidayet eden ve onun ihsanına şükr edelim diye, bizi hamd edenlerden kılan Allah'a hamdolsun.

Ya Rabbi! Bizi hamdinde ve şükründe muvaffak kıl ve bize muhsinlerin mükâfatını ihsan eyle. Hamdine ve rızana erişebilmek için bize Ramazan ayını ihsan etdin, özel kıldın. Bize üç ayları ihsan etdin. Receb ayı benim ayım, şa'ban ayı Resulümün ayı, Ramazan ayı da mü'minlerin ayı diye beyan buyurdun. Receb ayında zatını, layıkıyle tevhid edelim, şa'ban ayında Resulünü layıkıyle tahsin edelim, Ramazan ayında da hamdinin kemaline erişelim diye.
Dua etmek için izin veren ve icabeti (cevab vermeği) tekefful eden Rabbim bize öyle bir hamd etmek ihsan et ki, senin devamınca olsun ve daima artsın, Arşına ve Kürsine ulaşşın, halkından hiç kimseye nasib olmayan bir hamd olsun.
Rabbi salli ala Muhammedin ve alihi salaten; öyle bir salavat ki tertemiz, ondan daha temizi olmayan ve gittikçe çoğalan, bereketlenen ve daha üstünü olmayan bir salavat olsun.

Ya Rabbi!
Emrin için seçtiğin, ilminin ve dininin koruyucuları kıldığın, arzında halifelerin ve hüccetlerin, her türlü kirden tertemiz kıldığın, sana ve Cennetine ulaşmakta vesile yaptığın Peygamberinin Ehl-i Beytine salat-u selam olsun.
Ya Rabbi!

Sen dinini her zaman bir imam ile teyid ettin. Öyle bir imam ki, onu kullarına aleni yaptın ve mülküne menar (nur saçıcı) kıldın.
"Nehcu'l-Belaga"da, imam Ali Hz.lerinin sözlerinden: " Peygamberinizin Ehl-i Beytine bakınız, onların yolunu tutunuz, izlerine tabi' olunuz. Onlar sizi doğru yoldan çıkarmaz, kötülüğe sevketmez. Otururlarsa oturun, kalkarlarsa kalkın. Onları geçmeyin, yolunuzu şaşırır dalaletde kalırsınız, arkalarında da kalmayınız helak olursunuz."

Şeyh Behaeddin El-Amili'nin "Keşkül"ünde: Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu:
- "Zamanın imamını tanımadan ölen, zaman-ı Cahiliyede ölmüş gibidir."
- "Beni, bu iki kişiyi,* babalarını ve annelerini seven kimse Kıyamet gününde benimle ve benim derecemde olur."


Hatem-i Veli (Mehdi Hz.) ve Siyah Bayraklılar


Abdulkadir Geylani Hz.lerinin mühim ifşaatları: Resulullah efendimizin, hadis-i şeriflerinde, hiç kimsenin yapamadığı cihadı yaptıklarını haber verdiği cihadı; bu mücahidlerin nasıl yaptıklarını, dünyaya bu nuru nasıl yaydıklarını, Mehdi-i Kaaimin cihad durumunu, Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri (Fethu'r-Rabbani) adlı eserinin 60. meclisinde şöyle buyuruyorlar:

"Her kim ki bu zata erişirse, artık Aziz ve Celil olan Allah'ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Mehdi'nin bayrağı indirilemez, askeri maplub edilemez, Hakkı haykıran sesi susturulamaz, tevhid kılıcı için bir hudud çizilemez. İhlas adımları yürümekle yorulmaz hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hak Tealanın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.

Rabbinin huzuruna vardığı an, o da ona lütf eder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur. Lutuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür.
Hakk Tealanın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz ma'nevi bir mülke sahibtir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.

O öyle bir kuldur ki, Hakka vasil olmuş, onu görmüş ve masiva denen Hakkın zatından gayrı şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur, hak ile batılı birbirinden ayırdeder. Mü'minleri Aziz ve Celil olan Allah'ın katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur.

Bu zata, melekûtâleminde Azim ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma" (60. Meclis).

EL FATİHA" Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn efendilerimiz.