YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 

KERBELA VAK'ASI


"Maktel Ebi Muhnif' adlı kitabda Kerbela hadisesi tafsilatiyle şöyle anlatılmakdadır:
Muaviye uzakda olan oğlu Yezid'e şu vasiyet mektubunu yazdı:

"Ey oğlum! Artık bundan sonra bu topraklar senin oldu, bütün kuvvetli, şiddetli boyunlar sana zelil oldu, bütün başlar sana eğildi. Senin içün korkum, yalnız Ali'nin oğlu Hüseyn... O sanabiatetmeyecekdir."

Bu mektubu Dahhak bin Kays'a verip Yezid'e gönderdi. Böylece oğlunu veliahd ilan edip işi resmileşdirdi.
Hicretin altmışıncı senesinde Yezid başa geçdi. Medine ve Küfe ahalisi dışında herkes Yezid'e biat etdi.

Yezid, Medine valisi Velid bin Utbe bin Ebi Süfyan'a bir mektup yazdı ve mektupda: "Medine ahalisi bana biat etsin. Karşı cıkanın kellesini bana gönder" diyordu.

Velid mektubu alınca, istişare içün Mervan Bin'il Hakem'e gitdi. Mervan ona: "Beni dinlersen hemen haber gönder ve ibnizzübeyr ile Hüseyn bin Ali'yi yanına çağır ve onları Yezid'e biat ve itaate da'vet et. Kabul ederlerse elini onlardan çekersin, eğer kabul etmezlerse hemen öldürürsün" dedi.
Velid, o zaman ufak bir çocuk olan Osman bin Affan'ın torunu Abdullah bin Ömer'i gönderdi.

Çocuk onları Mescid-i Nebevi'de buldu ve Velid'in da'vetini söyledi. İmam Hüseyn ile Abdullah bin Zübeyr birbirlerine bakdılar. İmam Hüseyn: "Taği ve bağileri öldü, şimdi yerine gelen içün bizden biat istiyorlar." İbnizzübeyr, imam "Ne yapmayi düşünüyorsunuz efendim?" dedi. Hz. Hüseyn: 'Yakınlarımı toplayıp oraya gideceğim" dedi.

Ashabiyle birlikde Velid'in kapısına geldi ve yanındakilere dönerek Şöyle söyledi: "Ben içeri giriyorum, siz şimdi burada kalın, şayet sizi çağırırsam veya sesimin yükseldiğini duyarsanız, hemen hepiniz yanıma gelirsiniz.

Aksi halde ben çıkıncaya kadar yerinizden kıpırdamayın."Hz. Hüseyn içeri girdiği zaman, Velid'in yanında Mervan'i gördü. Velid, imam Hüseyn'in Yezid'e biat etmesini istedi. Bunun üzerine imam Hüseyn: "Benim gibi bir insan gizli yerde biat etmez.

Dışarıya çıkarsın, herkesi biata da'vet edersin. Bu iş bir emirle olur" dedi. Ve dışarıya çıkmak üzere iken Mervan'nın Velid'e şöyle söylediğini işitdi: "Vallahi, şimdi biat etmeden çıkar giderse, bir daha onu öldürmek için böyle bir fırsat eline geçmez, katliam olur.

Onu biat edinceye kadar habset, biat etmezse öldür" dedi. İmam Hüseyn bunu duyar duymaz, şiddetle Mervan'in üzerine yürüdü ve: "Yebnezzerka! (Ey fitnenin, fesadin ve düşmanlığın oğlu!) Beni sen mi katledeceksin yoksa o mu? Allah'a kasem ederim ki sen yalancının ve günahkârın birisin!"
Velid yerinde dondu. Mervan sapsarı kesildi. İkisinin de agzından tek kelime çıkmadı.


İmam Hüseyn dostlarının ve yakınlarının yanına çıktı.


Velid'in mel'anetinden ve gadrinden emin olmadığı içün, o gece Medine'den Mekke'ye gitmeye karar verdi. Dedesinin kabrine gitdi, mübarek başını Resulullahın (S.A.V.) kabrinin üzerine koyup ağlayarak şöyle niyaz etdi: "Dedeciğim! Senin yanından istemeyerek ayrılıyorum, hamr içen, çeşit çeşit rezalet irtikab eden Yezid'e biat etmediğim içün ayrılıyorum, Allah'ın ve senin rızan içün ayrılıyorum."

Bu esnada Resulullah (S.A.V.) kendisine göründü: 'Yavrum habibim!" diyerek, sımsıkı kucaklayarak boynuna sarıldı, alnından öpdü ve şöyle dedi: "Evladım! Ben seni bir müddet sonra, Kerbela denilen bir mevkide, bir çetenin arasında, boynundan vurularak kana bulandığını görüyorum.
Bu cinayeti irtikab edenler, sen ve ashabını susuz oldugunuz halde size su vermeyenler, bir de benden şefaat laleb ediyorlar... asla onlar şefaatime nail olamayacaklar.

Evladım, sevgilim! Anan, baban, anneannen, kardeşin, amcan, babanın amcaları, dayıların, teyzelerin ve halan... bunlar sana müştak, seni bekliyorlar.
Senin Cennetde öyle bir derecen vardır ki ona ancak şehadetle nail olacaksın. Bizim şehidlerimiz tek bir zümre olarak Cennete girecek."
İmam Hüseyn başını kaldırdı, o mübarek yerden hasret ve hüzünle ayrıldı. Bu tecelliyi Ehl-i Beytine anlatdı. Hepsi ğam ve kedere £fark oldular.

İmam Hüseyn Mekke'ye gitmek üzere hazırlandı, kardeşi Muhammed Bin El-Hanefiyye ile vedalaşdı ve ona: "Mekke'de emin olursam kalılırım, emin olmazsam bir yerlere giderim, bakalım ne olur" dedi. Ve hicretin altmışıncı senesinde üç şaban gece yarısı Mekke'ye hareket etdi ve şu ayeti okudu:
"Feharace minha haifen yeterakkabu kale rabbi necciniy minel kavmizzalimiyn" (Kasas: 21). (Meali: Musa korku ve intizar içinde derhal şehirden çıkdı, sonra: "Ya Rabbi! Beni bu zalimlerden lutfunla kurtar" diye Allah'a münacat etdi.)

Beraberinde kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, Ehl-I Beyti ve ashabı olmak üzere. Mekke'ye giderken şu ayeti okudu:
"Velemma teveccehe tilka'e medyene kale asa Rabbi en yehdiyeniy seva'essebiyr (Kasas: 22). (Meali: Vak taki Medyen cihetine yöneldi, "Umarım ki Rabbimbeni cud-u Sübhanisiyle doğru yola cıkarır" dedi.

Mekke ahalisi akın akın kendisini ziyarete geliyorlardı. Kufe halkı, Muaviye ölüp yerine Yezid'in geçdiğini duyunca, Yezid'e biat etmek istemediler.
Toplanıp karar aldılar ve imam Hüseyn'e bir mektup yazdılar. Mektupda şöyle yazıyorlardi: "Bizim için yalnız sen varsın, biz seninle beraber olmaya hazırız, gel bizi kurtar. Sen gelmeden önce, bize seni, temsil eden birini gönder, senin namına ona biat edelim."
İmam Hüseyn'e bu ma'nada binlerce mektup yazdılar. İmam Hüseyn cevab yazdı ve şöyle buyurdu:

"Size amcam oğlu Muslim bin Akil'i bana niyabeten gönderiyorum, onu dinleyin ve itaat edin. Ben de size insaallah yakında geleceğim."
Muslim bin Akil, Küfe'ye geldi. Gece yarısı Muhtar-ibni-Ebi Ubeyde'nin evine indi.
Muslim bin Akil'in geldiğini duyanlar gelip biat etmeye başladılar. İmam Hüseyn adına on dört bin kişinin biat etdiği söyleniyor.
O sırada Küfe valisi Nu'man'ibni Beşir, Basra valisi Ubeydullah bin Ziyad idi. Her ikisini de Muaviye ta'yin etmişdi. Yezid bunları değişdirmedi, yerinde bırakdı.

Nu'man Emevilerden olmasına rağmen, mülayim, kan dökmesini sevmeyen bir kimse idi. Birçok kimsenin Muslim bin Akil'e biat etdiğini duyunca, minbere cıkdı, bir hutbe irad eyledi ve şunları söyledi:
"Bilirsiniz ki ben kan dökmek ve hiç kimseye zarar vermek istemem. Fakat her kim Halife Yezid'e biatını nakz ederse, Allah hakkı icçün onu kılıcdan geçiririm."

Bu hutbe, Emevilerin casusu olan Abdullah bin Muslim bin Said'il Hadremi'nin hoşuna gitmedi. Valinin yanına giderek: "Bu hutbeni hiç beğenmedim, çok zaif' buldum.
Emirel Mü'minin Yezid bunu duyarsa sana gadub eder" dedi. Nu'man ona: "Neden gadab etsin?" dedi. Hadremi: "Bu insanlar yalnız şiddetden anlar, sen ise onlarla yumuşak ve zaif konuşdun" dedi.

Nu'man ona şöyle cevab verdi: "Benim içün Allah'ın isyanında şedid olmakdansa, taatında zelil olmak daha hayırlıdır" dedi.
Hadremi hemen Yezid'e bir mektup yazdı ve şöyle dedi: "Muslim bin Akil Küfe'ye geldi. Hüseyn bin Ali tarafdarları onun namına ona biat etdiler.
Eğer Küfe'nin senin içün önemi varsa, hemen baban gibi ve senin gibi davranacak, şedid bir adam gönder. Zira Nu'man bin Beşir zaif bir adam." Yezid başka yerlerden de bu istihbaratı almışdı.

Hemen akil hocası Sercun'a danışarak Basra valisi Ubeydullah bin Ziyad'a bir mektup yazdı, zalimliği ve Ehl-i Beyt düşmanlığı ile bilinen bu adamı Basra valiliğiyle beraber Küfe'ye de vali tayin etdi.
Ubeydullah bin Ziyad Küfe'ye, imam Hüseyn Efendimiz gibi giyinip, yüzünü tanımayacak şekilde örterek girdi. Küfe ahalisi onu imam Hüseyn zannederek çok büyük sevgi ve sayğı gösterdi.

Böylece ibni Ziyad İmam Hüseyn'in ne kadar sevildiğini kendi gözleriyle gördü, kara kalbi büsbütün karardı ve kin ile doldu.
ibni Ziyad, vilayet kasrına gelince, Nu'man'a: "Kendini korudun fakat makamını koruyamadın" dedi. Minbere çıkıp bir hütbe irad ederek:
"Yezid beni size vali tayin etdi ve sizden kendisini kabul edenlere ihsan edeceğini, kendisini kabul etmeyenlere aman vermeyeceğini bildirmemi istedi."

Bu hutbeden sonra, imam Hüseyn'e biat edenlerin hemen hemen hepsi "Bu mes'eleden bize ne" diye, imam Hüseyn'e verdikleri sözden döndüler.
Bundan sonra ibni Ziyad, Arabçanın birçok lehçelerini bilen ve çok iyi taklit yapan, Beni Ümeyye'nin en habis casusu Ma'kil'i çağırtdı ve bu casusu, Muslim bin Akil'in yerini bulmakla vazifelendirdi. Onun yakalanması içün bir,, manğa asker hazırladı.

çünki o biliyordu ki Ebu Talib evladından her erkek gibi, Muslim bin Akil de, son derece şeci, harpçı ve yenilmesi çok güç, büyük bir kahramandı.
Casus Ma'kil, Küfe'nin seriflerinden ve Muslim bin Akil'e çok yakın olan Hani bin Urve El-Muradi'nin yanına gitdi ve kendisini şam'ın büyük tüccarlarından olarak tanıtdı ve ona imam Hüseyn'in dostlarına yardım içün ve silah almalari içün, üç bin dirhem verdi.

Bununla beraber, Hani'ye Muslim bin Akil'in yerini söyletemedi. Fakat onun bildiğini anladı ve bu haberleri ibni Ziyad'a bildirdi. İbni Ziyad asker gönderip, Hani (R.A.)'yi huzuruna getirtdi ve ona: "Muslim nerede?" diye sordu.
O zat: "Bilmiyorum" dedi. Ziyad bağırarak: "Yalan söylüyorsun, biliyorsun, hem de ona yardım ediyorsun, silah te'min ediyorsun." Hani (R.A.) Ziyad'in sözlerini kabul etmeyince, ibni Ziyad Ma'kil'i çağırtdı.

Hz. Hani (R.A.) casusu görür görmez pusuya düşürüldüğünü anladı. ibni Ziyad bağırarak: "Muslim'i bana getir" dedi. Hz. Hani:
"Vallahi ayağımın altında olsa bile, ayağım kesilmedikce onu teslim etmem. Ben onun hem dostu olayım, hem de onu teslim edeyim, bu nasil olabilir" dedi.

Bunun üzerine İbni Ziyad, adamlarından Mihran'ın elindeki demir çubuğu aldı ve askerlerine, Hz. Hani'yisımsıkı yakalamalarını emretdi. Onu yakalayip yere yatırdılar. İbni Ziyad elindeki demir çubukla haince vurmaya başladı.

Mübarek zatın burnu kırıldı, dişleri döküldü. Yanaklarının etleri kopuncaya kadar vurmaya devam etdi, kopan etler duvarlara siçrayip yapişdi. Hem vuruyor hem de şöyle söyleniyordu: "Seni hemen öldürüp rahata kavuşturmayacağım, azab çeke çeke öldüreçeğım!"

Parmaklarına ve dizlerine vura vura kemiklerini kırdı ve öldürdü, mübarek cesedini de çarşıda ayaklarından astırdı.
Müslim bin Akil (R.A.) Hz., Hz. Hani'ye yapılanlardan haberdar olunca, bulunduğu yerden gizlice çıkdı, nereye gideceğini ve ne yapacağını bilemeden.. ibni Ziyad adamlarna, Müslim bin Akil'i yakalamak içün her yeri aramalarını ve şehrin çıkışı kapilarını kontrol etmelerini emretdi.

Müslim bin Akil (R.A.) Hz.leri Küfe'den çıkdı, Hire'ye geldi... yorğun ve susuz. Kinde ahalisinden birisinin kapısına geldi. Kapıda duran ihtiyar bir kadın gördü, ondan su istedi. Suyu içdikden sonra bir müddet orada öylece kalınca, kadın ona: "Ey Allah'ın kulu! Suyunu içdin, burada durman doğru değil, artik evine git" dedi.

Müslim bin Akil (R.A.) Hz.leri kadına: "Ben imam Hüseyn'in amcasının oğlu Müslim'im, ibni Ziyad'in askerluri tarafından takip ediliyorum" deyince, kadin ağlamaya başladı. Kadının ismi Tav'a idi ve imam Hüseyn Efendimizi sevenlerdendi. Hemen Hz. Müslim'i evine da'vet etdi.
Kadimn Bilal isminde, ibni Ziyad'in casuslarından bir oğlu vardı, fakat kadın bunu bilmiyordu. Bilal eve dönünce Müslim bin Akil Hz.Ierini gördü ve tanıdı.

Uyuyormuş gibi yapdı, sonra gizlice evden çıkıp ibni Ziyad'ın adamlarınahaber verdi. ibni Ziyad hemen Müslim bin Akil (R.A.)'i yakalamak içün beş yüz yaya asker ve bin süvari ile Muhammed ibnil-Es'as'i gönderdi.
Müslim bin Akil Hz.leri, yaklaşan at seslerini duyunca kılıcını çekip hazırlandı. Onlarla şiddetli bir çatişmaya girdi ve pek çoğunu tek başına katletdi.

Bunun üzerine ibn'il Esas haber gönderip ibni Ziyad'dan yardım istedi. İbni Ziyad ona şöyle haber gönderdi:
"Tek başına biradam sizin çoğunuzu öldürdü, hiçbir şey yapamadınız! (imam Hüseyn'i kastederek) Ya ben seni ondan çok daha kuvvetlisine gönderseydim ne yapacakdın?" dedi. Es'as ona şöyle cevap verdi:

"Sen beni Al-i Muhammedin kılıçlarından birinin üzerine gönderiyorsun, bu iş kolaymı zannediyorsun?"
ibni Ziyad tekrar büyük mikdarda asker gönderdi. Müslim bin Akil (R.A.) Hz.leri bunlardan da birçoğunu katletdi. Mübarek vucudu oklarla örtülmşdü.
Es'as ona dedi ki: 'Ya Müslim! Sana eman vereceğim, teslim ol." Hz, Müslim: "Allah ve Peygamber düşmanlarının emani olmaz" dedi.

Sonra onu yakalamak içün bir çukur kazıp üzerini örtdüler ve onu pusuya düşürdüler, kendisini ancak o şekilde yakalayabildiler. Çukurun etrafına toplandılar. ibnil Es'as zat-i a'la'nın yüzünü kılıcı ile yaraladı. Bağlayarak ibni Ziyad'ın huzuruna götürdüler. Ona: "Haydi Emire selam ver" dediler. O: "Vallahi benim, Hüseyn Aleyhisselamdan başka emirim yokdur" dedi. ibni Ziyad: "Sen ister selam ver ister verme, öleceksin" dedi.

Müslim bin Akil Hz.leri: "Vasiyet etmek içün Kureyşli bir adam istiyorum" dedi. Omer bin Sa'd namında bir adam yanina geldi ve: "Vasiyetin nedir?" diye sordu. Müslim Hz.leri: "ilk vasiyetim şu:

Eşhedü en lailahe illallah ve enne Muhammeden Resulullah ve enne Aliyyen veliyyullah ve Resulünün vasisi ve ümmetinin halifesi.
ikinci vasiyetim: Kalkanimın satılıp yedi yüz dirhem borcumun ödenmesi. Vasiyetimin üçüncüsüne gelince: Efendim Hüseyn'e yaz, dönsün buraya gelmesin."
ibni Sa'd dedi ki: "Hepimiz şehadet getiriyoruz. Kalkana gelince, bu vasiyetini ister yaparız ister yapmayiz. Hüseyn'e gelince buraya muhakkak gelmesi lazim ki ona ölümü tatdiralim."

ibni Ziyad, Müslim bin Akil Hz.lerine hitaben: "Ya Müslim! Sen buraya insanlar arasinda fitne fesad yapmaya ve tefrikaya düşürmeye geldin." Hz. Müslim (R.A.): "Hayir! Ben buraya adaletle emredesin, Allah'ın kitabıyle hükmedesin diye geldim.
Zira siz, islam adına öyle işler yapdınız ki, Kisra ve Kayser bile bunu yapmadi."

İbni Ziyad: "Ey fasık! Bundan sana ne!" diye bağırdı. Müslim Hz.leri ona dedi ki: "Biliyorum, sen benim katilimsin, ben fasık değilim, fasık sensin! çünnki sen, Allah'ın katlini haram kıldığı nefsi katlediyorsun, öyle katlediyorsun ki gadab ve adavet üzere ve öyle kan döküyorsun ki oynarcasına..."
Bu sözler üzerine ibni Ziyad öyle gadablandı ki şöyle söyledi: "Eğer ben seni, misli, benzeri görülmemiş bir ölüm ile öldürmezsem, Allah beni kahretsin!"

Müslim bin Akil Hz.leri: "Buna hiç şaşırmadım, Senin gibi birisi, ölümün en kötüsünü, misalin en çirkinini, namın en habisini ve kazancın en alçağınıkaçırmaz dedi.

ibni Ziyad, Müslim bin Akil (R.A.) Hz.lerinin yüzünü ve omuzunu kılıçla ağır yaralayan Bukeyr bin Hamran'i çağırdı: "Al bunu kasrın damına çıkar, kafasını kes. Önce başını sonra bedenini aşağı at. Yalnız dikkat et, ben şimdi haber gönderip herkesi çağıracağım, bunu herkes toplandıkdan sonra yap" dedi.

Müslim Hz.lerinin ellerini bağlayıp götürürlerken, tebessüm ederek ibni Ziyad'a bakip şunları söyledi: "Bundan önce, senden daha hakiri, benden daha hayırlısını katletdi, elbetde zalimlerin hasmı Allah'dır, o benim içün ne güzel vekil'dir.

Ya Rabbi! Bagi ve tagi olan kavim ile aramızdaki hükmü ver" dedi. Sonra Allah'a, Resulune ve Aline salavat getirdi.
İbni Hamran, Müslim Hz.Ierini kasrın damına götürüp cinayetini işledikden sonra, tir tir titreyerek ve soğuk terler dökerek aşağıya indi. Ziyad onun bu halini görünce, "Öldürdün mü?" diye sordu.

ibni Hamran kısık bir sesle: "Evet, fakat..." ibni Ziyad: "Fakat ne, sana ne oluyor, neden titriyorsun?" dedi. ibni Hamran: "Başı ve cesedi aşağı atdıkdan sonra, görülmemiş büyüklükde bir zenci karçımda belirdi ve bana şöyle dedi: 'Yazıklar olsun sana! O her şehidde olduğu gibi hiçbir elem duymadi ve o şimdi Cennetdedir.

Sana gelince! Senin kafanı Cehennemde keseceğim, sa'irin bir çukuruna atacağım, sonra arkadan cesedini de atacağım. Kafan ve vucudun ayrı ayrı azabı tadacak. Sonra bana sağlam olarak döneceksin, tekrar boynunu keseceğim ve her ikisini yine Cehenneme atacağım. Ve bu azab böylece ebediyyen devam edip gidecek.

ibni Ziyad'in etrafındakiler bunu duyunca dehşete kapıldılar. ibni Ziyad hiç bozuntuya vermeden, alaylı bir şekilde ibni Hamran'a: "Sen aklını oynatmışsın" dedi.Muaviye'nin oğlu Yezid, Müslim bin Akil (R.A.) Hz.lerinin öldürüldüğünü duyduğu zaman, ibni Ziyad'i mükâfata garketdi.

Müslim bin Akil Hz.lerinin mübarek bedenini kasrın damından aşağı atdıkdan sonra, Hz. Hani'nin bedeni ile beraber, çarşıya götürüp asdılar.
Bu haberi Müzhic kabileleri duyunca gelip ibni Ziyad'in adamları ile mukatele edip, onların mübarek bedenlerini alıp yıkadılar, ta'zim u tevkir ile defnetdiler.

Müslim bin Akil Hz.lerinin şehid edildiği gün Zilhiccenin sekizi Salı günü idi ki bu terviye günü idi. imam Hüseyn o gün tavafını, sa'yini bitirip ihramdan çıkdı, haccı, Ümre-i Müfrede oldu.

Çünki düşmanlarının kendisine tecavüz edip hac mevsiminde, Harem-i Şerifin hürmetine zarar gelir endişesiyle haccını tamamlamamışdır.
Zira Yezid, imam Hüseyn'i öldürmek içün hacılarla beraber otuz casus göndermişdi. İmam Hüseyn Mekke'den Küfe'ye hareket edeceği zaman kardeşi Zeyneb ve kızı Sükeyne: "Ne olur gitme!

Babamıza, amcamıza ne yapdıklarını biliyorsun" diye yalvardıkları zaman, kardeşini ve kızını kolları arasına alıp onlara Kerbela'da cereyan edecek hadiseleri gösterdi, Her ikisi: "Babacığım, ağabeyciğim! Seni parçalıyorlar" diye feryad etdiler.

İmam Hüseyn: "Ben bunu bilerek ve görerek gidiyorum" dedi ve sekiz Zilhicce altmış Hicri'de Mekke'don Küfe'ye hareket etdiler.
Birkaç gün önce, gelişini bildiren bir mektup göndermişdi. Ve kardeşi Muhammed bin El-Hanefiyye'ye şöyle vasiyet etmişdi:


Bismillahirrahmanirrahiym.


Bu vasiyet Hüseyn bin Ali'den, kardeşi Muhammed bin El-Hanefiyye'ye. Şehadet ederim ki
La ilahe illallah vahdehu la Şeriyke lehu ve enne Muhammeden abduhu ve resuluhu. Ca'e bilhakkı min indihi ve ennelcennete hakkun ve ennennare hakkun vessaate atiyetün lareybe fiyha ve ennellahe yeb'asü men filkubur.

(Meali: Şehadet ederim ki Allah'dan başka ilah yokdur. O tekdir ve onun ortağı yokdur. Ve iyi biliniz ki Hz. Muhammed onun kulu ve Resuludür. Allah tarafından Hak ile geldi ve yine iyi biliniz ki Cennet hakdır ve Cehennem de hakdır. Ve muhakkak kıyamet gelecekdir, bunda hiç şek ve şüphe yokdur. Ve yine iyi biliniz ki Allah kabirlerdekileri diriltecekdir.)

Benim Ehl-i Küfe'nin da'vetine icabet edişim, hiçbir şey içün değil, sadece Ümmet-i Muhammedin salahı içündür. Benim istediğim, ceddim Muhammed (S.A.V.)'ın ve babam Ali bin Ebi Talib'in yolundan yürüyüp ma'rufu emretmek ve münkeri nehyetmekdir.
Her kim beni kabul ederse, Hakki kabul etmiş olur ve her kim beni reddederse, ben sabrederim, ta ki Hayrul-Hakimin olan Allah onlarla benim aramdaki hükmü verinceyekadar..."

İmam Hüseyn (R.A.) Küfe'ye hareket etdiğinde, beraberinde Ehl-i Beyti, onu seven ve ona tabi' olan dostları vardı. İşin bu noktaya gelmesini, onceden Muaviye hazırlamışdı.
Müslümanlar arasında, imam Ali ve Ehl-i Beyti hakkında öyle menfi şayialar yaymaya başladı ki, din adına öyle fitne ve fesad yapdı ki, Peygamberin (S.A.V.) Hz. Ali ve Ehl-i Beyt hakkındaki hadislerin çoğunu yok edip, kendisi hakkında hadisler uydurdu.

Böylece insanların kafasini allak bullak etdi, çok kimse aldandı. Muaviye bütün cami imamlarına, Cuma hutbelerinde, imam Ali'ye sövmelerini emretmişdi. Öyle ki birçok cahiller, imam Ali'ye sövmeyi, namazın ayrılmayan bir parçası zannetdi.
Tarihçiler, Muaviye'nin adamlarından birinin şöyle bir fetva verdiğini yazarlar: "Bir kimse namazlarınndan birinde Ali'ye sövmeyi unutursa, onu kaza etmesi lazım gelir."

İşte imam Hüseyn, böyle bir toplum ile karşı karşıya idi. Bu ğafil ve cahil toplumu, ğafletinden Kerbela facıası ve sonrası Peygamberin (S.A.V.) gözbebeği olan Ehl-i Bey-tine reva görülen ve tarihde benzeri olmayan vahşet ve zülüm,
Hz. Zeyneb'in, Hz. Sükeyne'nin ve Ehl-i Beytin esir olan diğer zatlarının, ehl-i semayı ve ehl-i arzı titreten hutbeleri, ancak uyandırdı ve bu uyanış Emevi saltanatının sonunun başlanğıcı oldu.

Şartların aleyhlerine dönmeye başlaması, onların Ehl-i Beyte ve dostlarına karşı olan vahşet ve zülümlerini daha da artdırdı. Fakat zalimlerin her biri, teker teker korkunc bir akibetle, hem dünyalarını hem ebedi istikballerini kaybedip, hüsran-i ebedi gayyasına yuvarlandılar. Gelelim yine imam Hüseyn'in (R.A.) Küfe seferine...

İmam Hüseyn, yolu üzerindeki Ten'im ve Sıfah beldelerineuğradı. Sıfah'da şair Ferezdak'la karşılaşdı. Ona Kufe' den haber sordu. Ferezdak: "İnsanların kalbleri seninle fakat kılıçlar Beni Umeyye ile kaza ise Cenab-ı Hakk'dan"dedi. İmam Hüseyn: "Doğru söyledin, emir Allah'ındır, canab-ı Hakk dilediğini yapar, Rabbimiz her an bir şandadır."

Bundan sonra imam Hüseyn birkaç karyeye daha uğradı; Zat-ı Irk, Hacır, Huzeymiye ve Zurud. Zurud karyesinde, Züheyr bin El-Kin El-Becli isimli biri ile karşılaşdı.

Bu zat imam Hüseyn ve Ehl-i Beyt ile görüşüp duruma vakıf olunca, hanımına şöyle dedi: "Sen hemen ehlinin yanına git, ben imamın yanında asilerle savaşacağım" dedi. Bunun üzerine hanımı ona: "Allah buni'meti sana ihsan etdi, senden ricam, şayet şehid olursan, kıyamet güniünde, Peygamberin huzurunda sakın beni unutma" dedi.

İmam Hüseyn bundan sonra Zibale kasabasına uğradı, orada Küfe'den gelen birkaç kişi ile karşılaşdı. Onlar, imam Hüseyn'e, ibni Ziyad'ın işlediği vahşi bir cinayeti anlatdılar.

İmam Hüseyn, Abdullah bin Buktur isimli bir şahsı, Müslim bin Akil'den haber almak üzere Küfeye göndermişdi. Bu zat Küfe'ye gidince Yezid'in casusları tarafından yakalandı ve ibni Ziyad'a götürüldü. ibni Ziyad, Abdullah bin Buktur'a şöyle söyledi: "iki şeyden birini seç: ya öldürülürsün, ya da minbere cıkar cemaatin önünde, Ali bin EbiTalib'e ve Hüseyn'e sebbedersin."

Buktur, onlara sebbedeceğini söyleyerek minbere cıkdı. ibni Ziyad, Hz. Hüseyn tarafdan bir kimsenin, Hz. Ali'ye ve imam Hüseyn'e sebbetdiğini duysunlar diye mescidi tıklım tıklım doldurtdu.

Abdullah bin Buktur minbere cıkdı ve cemaate hitaben, imam Ali'yi ve imam Hüseyn'i muazzam bir şekilde, zat-ı a'lalarına layik elfaz-ı tevkiriyye ile medh u senadan sonra, Yezid'in ve etbainin irtikab etdiği cinayet ve rezaletleri zikredip la'netleryağdırdı.

Bunun üzerine ibni Ziyad, gadabından kudurarak, Abdullah bin Buktur'un kasrın çatısından aşağı atılıp kemikleri kırılmak süretiyle öldürülmesini emretdi ve cinayet irtikab edildi. İmam Hüseyn şiraf karyesine geldiğinde, ibni Ziyad'in, İmam Hüseyn ve ashabını ölü veya diri yakalayıp getirmeleri içün emir verdiği askeri bir müfreze ile karşılaşdı.

Müfrezenin başında, Hür Er-Riyahi isminde bir kumandan vardı. Vakit ögle vaktı idi, hava çok sıcakdı. Hür Er-Riyahi' nin adamları susuzlukdan perişan halde idi. imam Hüseyn, yanlarındaki suyu düşmanları ile paylaşdı ve onların susuzluğunu giderdi. Bu, sonradan Ehl-i Beyt içün susuzluk sorununu artdırdı.

Hür Er-Riyahı merd bir adamdı. Hz. Hüseyn'e (R.A.): "Efendim! Siz, sizi ne Küfe'ye ne de Medine'ye götürmeyen orta bir yol tutunuz, ben de ibni Ziyad'a sizi bulamadığımı bildireceğim. Bu davranışımla umarım ki size yapılan zulme bulaşmamış olurum ve mağfiret olunurum" dedi.
İmam Huseyn (R.A.) Nineva'ya vardı ve oradan da yoluna devam etdi. Bir yere geldiği zaman atı durdu ve yürümedi. İmam Hüseyn: "Burasi neresi?" diye sordu, "Kerbela" dediler. İmam Hüseyn'in (R.A.) gözleri yaşardı ve: "Ya Rabbi Kerb ve bela'dan sana sığınırım.

Dedeme ve babama selam olsun. Onların bana haber verdikleri gibi işte burası konaklama yerimiz, burada kanlarımız dökülecek ve mezar larımız burada olacak" dedi. Kerbela'ya varışları altmış bir Hicri Muharrem'inikisi idi. ibni Ziyad, Hz. Hüseyn'in (R.A.) Kerbela'ya geldiğinin haberini aldı ve imam Hüseyn'e şöyle bir mektup gönderdi:

'Ya Hüseyn! Kerbela'ya geldiğini duydum. Emirel mü'minin Yezid bin Muaviye, bana şöyle bir mektup yazdı Hüseyn ya bana biat eder, ya da onu öldürmedikçe, ne bi damla içki içerim ne de dünya ni'metlerinden birine elimi sürerim!"

imam Hüseyn (R.A.), ibni Ziyad'ın bu mektubunu okudukdan sonra yere atdi ve şöyle dua etdi:
"Allah'm gadabına karşı, kulun rızasını satın alan kavmi, Allah iflah etmesin!"

ibni Ziyad'ın mektubu getiren adamı, imam Hüseyn'e "Mektuba ne cevab vereceksiniz?" diye sordu.
imam Hüseyn (R.A.): "Ona bir cevabım yok, zira azab kelimesi onun üzerine hak oldu" dedi
.

ibni Ziyad'ın adamı döndü ve efendisine olanları anlatdı.


ibni Ziyad, Yezid'in emri ile Kufe ahalisini mescide da'vet etdi ve şöyle bir hutbe irad etdi:
"Ey nas! Sizler Al-i Süfyan'ı denediniz ve beğendiniz. Emirel-mü'minin Yezid'in ahlakını ve size olan ihsanını, cömertliğini gördünüz... Ondan önce babası Muaviye de sizlere pek çok dünya ni'metleri ihsan etmişdi.

şimdi, oğlu Emirel-mü'minin Yezid, size bu ni'metlerini kat kat ziyadeleşdirecek. Yalnız! Sizden istediği şudur: Ona tabi' olup, düşman olan Hüseyn'le harbedeceksiniz. Beni dinleyin ve itaat edin" dedi.

ibni Ziyad'ın adamları, insanların arasında dolaşarak yüksek sesle, bir tarafdan imam Hüseyn hakkında çirkin sözler sarfediyorlar, bir tarafdan da: "Haydi koşun, muhsin olan halifenin ihsanına koşun" diye insanları dünya malına teşvik ediyorlardı. Paranın kulları, Beytül-male hücum ediyorlardı.

işte böylece Yezid, insanları, gerek dünya malı ve gerek can korkusu ile satın aldı. Binlerce mektup yazıp imam hüseyn'i da'vet eden Kufe ahalisi, hak davasını terk edip, imam Hüseyn'i ve Ehl-i Beytini, birkaç, sadık dostu ile beraber yalnız bırakdılar.

ömer bin Sa'd, ibni Ziyad tarafından Yezid'in ordusuna kumandan tayin edilmişdi. ömer bin Sa'd'ın içi rahat değildi, huzursuz ve mütereddid idi. Hasta olduğunu bahane ederek bu vazifeden affnı istedi. Onun bu tereddüdünü sezen ibni Ziyad, ona reddedemeyecegi bir teklifde bulundu. Irak'da "Rey" eyaletinin valiliği... Oraya her kim vali olursa çok zengin oluyordu.

ömer bin Sa'd, önünde hazır olan bu büyük dünya ni'meti ile, ahiretin ebedi azabı arasında şaşkın kaldı. Nihayet çok istediği Rey valiliğinden vazgeçemedi ve kumandanlığı kabul etdi.

Zalimler, planladıkları cinayetlerini irtikab etmeğe karar verdiler. Batıl üzere olduklarnı bildiklerinden ve zalim korkak olur kaidesine binaen, derin bir korku ile, adedleri yüz kişiyi bulmayan ve bu adedin içinde çocuklar ve kadınlar da dahil olan bu küçük topluluğa karşı otuz bin asker topladılar.

Ubeydullah bin Ziyad'ın hazırladığı bu ordu şöyle tertip edilmişdi:
şimr bin Zil-Cevşen kumandasında dört bin asker, Ka'b bin Talha kumandasında dört bin asker, Mudayir bin Rehine El-Mazini kumandasında beş bin asker, Nasr bin Harse kumandasında üç bin asker, şibt bin Rabi' kumandasında üç bin asker.

Kalanını da halkın arasına adamlarını gönderib, eli silah tutan herkesi Yezid'in ordusuna katılmaya zorladılar. Kabul etmek istemeyenleri katletdiler. İşte böylece otuz bin kişi oldular.

ibni Ziyad, ömer bin Sa'd'ın caymasından korktuğu için ona şöyle bir mektup gönderdi: "Dikkat et! Ben bu kadar hazırlığı boşuna yapmadım. Casuslarım gece gündüz, her an ne yapdığının haberini bana ulaşdırıyorlar. Bunu bil, ona göre hareket et."


imam Hüseyn (R.A.) ve ashabının su yolunu kesdiler.


imamHüseyn (R.A.), Ehl-i Beytinin çadırlarının etrafına hendek kazdırıp içinde ateş yakdırdı. Hainler gizlice gelip çadırlara tecavüz etmesinler diye.
Muharremin altısında şimr bin Zil-Cevşen, ibni Sa'd' dan, Fırat sahillerine adamlarını gönderip imam Hüseyn ve ashabının su almasına mani olmasını söyledi.
imam Hüseyn (R.A.) ve ashabının cadırlarına karşı, Amr bin El-Haccac'ın idaresinde beş yüz atlı Fırat kenarını tutmuşdu. Hava çok sıcakdı.
Fani dünyadan vazgeçip, Allah uğruna şehid olmayı tercih edenler, Ziyad'ın ordusundan kaçıp imam Hüseyn'e (R.A.) iltihak etdiler. Bunların katılışı ile susuzluk sorunu daha da artdı. Derhal su bulmak zarureti hasıl oldu. çocukların susuzlukdan dudakları kurudu, feryadları ciğerleri parçalıyordu. Yezid'in ordusu bu cocukların susuzluk feryadlarını duyuyor, kalbleri yumuşayacağı yerde daha ziyade sertleşiyordu.

imam Hüseyn (R.A.), kardeşi Hz. Abbas'dan, yirmi adamla geceleyin gizlice gidip Fırat'dan kırbalarla su getirmelerini istedi. Bu intihar etmek gibi bir şeydi.

Abbas (R.A.) eşi bulunmayan bir kahramandı ve hüseyn'in sağ kolu idi. Kendisine Al-i Muhammedin aslanı denirdi, babası imam Ali'ye islam'ın aslanı denildiği gibi…

Hz. Abbas ve adamları nehre yaklaşdıkları zaman, Amr'ibin'il Haccac hissetdi ve: "Orada kim var?" diye bağırdı.
Hz. Abbas'ın adamlarından Nafi' isminde bir zat: "Bize men'etdiğiniz Sudan içmeğe geldik" dedi.

Amr ona: "Hüseyn'e götürmemek şartıyla içiniz" dedi. Nafi' bağırarak: "Vallahi ondan bir yudum içmeyiz, imam Hüseyn ve beraberindekilere götürmedikçe ve onlar içmedikçe."

Amr bin'il Haccac bağırarak:"öyle ise sizi kılıçla men'edeceğiz"dedi. Hz. Abbas adamlarını ikiye ayırdı. Bir kısmı kırbaları dolduracak, diğerleri de onları koruyacakdı. Hz. Abbas müdafaa edenlerin başında idi. kılıcı ile otuz kişiden fazlasını öldürdü, adamları hiç yara almadan kırbaları doldurdular.
Fakat bu az miktardaki su susuzluk müşkülünü halletmedi. Bütün ihtimama rağmen şu kısa zamanda bitdi. çünki yalnız insanların değil hayvanların da suya ihtiyacı vardi. Sekiz Muharremde ibni Ziyad, ibni Sa'd'a bir mektup göndererek şunları yazdı:

"Ne bekliyorsun, ben seni Hüseyn'e selamet müjdesi veresin diye göndermedim. Teslim olursa, onları bana esir olarak gönder. Teslim olmazlarsa öldür ve öldürdükten sonra da parçala, çünki onlar buna müstahakdırlar. Eğer Hüseyn katl olursa, bırak atlar onu çiğnesin. Emrimizi yerine getirirsen ne ala! Mükâfatını kat kat alırsın. Eğer bu işi yapamayacaksan hemen çekil, bu emrimizi şimr bin Zil-Cevşen yerine getirir."

Mektupdakı bu emirden sonra ömer bin Sa'd atlıların kumandanı olarak kaldı, şimr yayaların kumandanı oldu.
Dokuz Muharrem akşamı, ibni Sa'd ordusuna imam Hüseyn ve ashabına hücum etmelerini emretdi.

Hz. Hüseyn'in kız kardeşi Hz. Zeyneb gelen düsmanların gürültülerini duydu ve koşarak imam Hüseyn'e gitdi. O sırada imam Hüseyn iştigrak halinde idi ve Resulullahı görüyordu. Resulullah (S.A.V.) kendisine: "Sen yakında bana geliyorsun, sen bu ümmetin şehidisin, bu gece alem-i a'la, ehl-i sema seninle müjdelendi, iftarın benimle olacak" dedi.

imam Hüseyn, kardeşi Abbas'ı yirmi atlı ile, ne istediklerini sormak için düşmana gönderdi.

Hz. Abbas döndü ve imam Hüseyn'e (R.A.) şu haberi getirdi: "Emirleri onlara, ya teslim olur esir olarak gelirler ya da onları katl ediniz" emrini vermiş.
imam Hüseyn, Hz. Abbas'a: "Dön onlara, sabaha kadar bize mühlet vermelerini söyle" dedi. ibni Sa'd bu teklifi kabul etdi.
imam Hüseyn ertesi gün şehid olacağını biliyordu. O gece bütün ashabını topladı ve onlara hitaben şunları söyledi:

"Ceddim Resulullah (S.A.V.) bana, burada şehid olacağımın haberini verdi ve şimdi bunun vakti geldi. Yarın bu olacak. Onlar, beni istiyorlar. Hepinize izin veriyorum, sizler gecenin karanlığından istifade ederek ve her biriniz, Ehl-i Beytime sahib olarak, gizlice buradan uzaklaşınız ve şehirlere dağılınız" dedi.

Kardeşi Abbas ayağa kalkdı: "Bunu neden yapalım, senden sonra yaşamak için mi? Böyle bir hayatı Allah bize asla göstermesin!"
imam Hüseyn amcası Akilin çocuklarına döndü: "Müslim'in şehadeti size yeter, sizler gidiniz" dedi. Onlardan birisi kalkdı ve şöyle konuşdu:
"Eğer senden ayrılırsak, insanlar bize ne diyecek ve biz insanlara ne diyeceğiz?

Biz efendimizi, amcaların en hayılısı olan amcamızın oğlunu, bir tek ok, bir tek süngü ve bir tek kılıç kullanmadan ve halinin ne olduğunu bilmeden, düsmanlara terk ettik mi diyecegiz? Hayır, hayır! Vallahi bunu yapmayız. Canımız, malımız ve ehlimiz sana feda olsun. Seninle beraber zalimlere karşı harb edeceğiz. Bizim akıbetimiz, senin akıbetindir. Senden sonra yaşamak bize haramdır,"

Züheyr bin El-Kayn imam Hüseyn'e R.A dedi: "Vallahi Rabbimden isterim ki şehid olayım, dirileyim, bin defa dirilip bin defa şehid olayım... Yeter ki sen ve ehl-i Beytin bu ümmetin basında kalasın."Muhammed bin Besir: "Vallahi! Senden ayrılırsam, beni aslanlar parçalasın."
imam Hüseyn onlara cevaben: "Yarın ben katledileceğim ve hepiniz benimle beraber katledileceksiniz. Ehl-i beytimin erkeklerinden yalnız Ali Zeynel-Abidin kalacak. cenab-ı Hakk zürriyyetimi kıyamete kadar onunla sürdürcek.

Sizleri Cennetle müjdeliyorum, Allah zalimlerden intikamımızı alacak, biz bunu görecegiz" dedi.
imam Hüseyn (R.A.) bir ara, karanlıkda etrafa göz atmak için dışarıya çıkdı. Durumlarını kontrol etmek istiyordu. Nafi' bin Hilal'il-Cüfli bunu fark etdi ve peşinden gitdi. imam Hüseyn'i buldu.

imam Hüseyn (R.A.) kendisine: "Nafi'! Gecenin karanlığından istifade et, hemen kaç" dedi. Nafi' ağlayarak imam Hüseyn'in ayaklarına kapandı, ayaklarını öpdü: "Eğer böyle bir şey yapacaksam, anam beni doğurmamış olsaydı, seni bana lütfeden Allah hakkı için benden, senden ayrılmamı isteme" dedi.

imam Huseyn (R.A.) Ehl-i Beytinin yanına döndu, bi ara hafif bir uykuya daldı. Gözlerini açdığı zaman: "Bana hücüm edip parçalamaya çalışan azgın köpekler gördüm içlerinden en azılısı, benekli idi" dedi. Bununla şimr'e işaret ediyordu, çünki o ebras idi.
Aşura gününün sabahı, imam Hüseyn (A.S.) cemaatinı tanzim etdi. Zuheyr bin'il-Kayn sağ kanatda, Habib Bin Mutahhir sol kanatda, kendileri ve Ehl-i Beytin erkekleri ortada idi. Sancağı kardeşi Abbas'a verdi.

Yezid'in ordu kumandanı ömer bin Sa'd, sağ kanada' Amr bin'l-Haccac'ı, sol kanada şimr bin Zi'l-Cevşen'i, ortaya şibt bin Rib'i'yi koydu. Sancağı, kölesi Dureyd taşıyordu, Suvarilere de Urve bin Kays'ı tayin etmişdi.

Düsmanın atlıları, Ehl-i Beytin çadırlarına doğru hücuma geçdiler. Hendekde yanan ateşi görünce, şimr bin Zil-Cevşen yüksek sesle: "Ya Hüseyn! Sen, emir'el-mu'minin Yezid'e isyan ederek ahiretde gideceğin ateş için acele etmişsin, onu şimdiden yakmışsın"dedi.

imam Hüseyn, ona bakdı, ebras olduğunu gördu ve kendisini şehid edecek olan lekeli köpeğin o olduğunu anladı ve ona: "O söylediklerin senin akıbetindir" dedi. O sırada yanında, en iyi ok atanlardan Müslim bin Avsece yayını gerdi, şimr'e atmak üzere iken, imam Hüseyn mani' oldu ve: "Yapma, harbi başlatan ben olmak istemem, zalimolsalarbile..."

imam Hüseyn atına bindi ve düşmanlarına karşı bir hutbe irad etdi: "Ey nas! Ben Hüseyn bin Ali, iman etdiğiniz Allahın resulunun opüp koklayarak omuzunda gezdirdiği ve ümmetine emanet etdiği torunu değil miyim? Benden ne istiyorsunuz? içinizden birine bir fenalık yapdım da intikam mı almak istiyorsunuz, birinize bir tokat vurdum da mukabele-i bilmisil mi yapmak istiyorsunuz? İçinizde bir hacib, bu haksızlığa mani olacak, bu zulmü durduracak bir kimse yok mu? Bırakın gideyim."

Daha önce belirtildiği gibi, imam Hüseyn mutlaka şehid edileceğini biliyordu. Bu hutbeleri ile gayeleri, beşeriyyeti gafletden uyarıp hak ve hakikate da'vet idi. Karşısındaki düşmana, şuursuzca karışan birkaç kişiyi de kurtarmakd. Nitekim bu hutbeden sonra, Yezid'in ordusunda bulunan ba'zı kimselerin aklı başına geldi. kaçıp imam hüseyn'e iltihak etdiler, onunla birlikde şehid olup saadet-i ebediyyeye kavuşdular.

Bu hutbe ile, nasibi olan kurtuldu, sakilerin ise şekaveti büsbütün artdi. Abdullah bin Havze'l-Temimi, hendeğe doğru atını sürerek: 'Ya Hüseyn! Seni ateşle müjdelerim" diye bağırdı. imam Hüseyn (R.A.) ellerini kaldırarak: Ya Rabbi! At onu ateşe" der demez, ibni Havze'nin atı ürkdü ve onu ateşin içine fırlatdı. Bağıra bağıra yanarak öldü.

Muhammed bin'il-Es'as namında biri de, imam Hüseyn'e, alaylı bir ifade ile: "Ey Fatima'nın oğlu, seninle Muhammed arasında ne gibi akrabalık var?" dedi ve daha birçok hakaretli sözler söyledi. imam Hüseyn (A.S.): "Ya Rabbi! Bügün acilen, bu adamın zelil ve rezil olduğunu bana göster" diye beddua etdi.
Bundan sonra, ibn'il-Es'as, hacetini gidermek için boş bir araziye gitdi, siyah, büyükbir akrep avret yerinden onu sokdu. ibn'il-Es'as, sırtüstü lzdırap içinde kıvrana kıvrana, her yeri açık, zelil ve rezil olarak, bağıra bağıra can verdi.

Mesrukbin Vail El-Hadrami isminde biri, imam Hüseyn'i öldürüp, mübarek ser-i saadetini ibni Ziyad'a götürerek, en büyük mükafatı almak niyetiyle, atlıların ön safında idi. iki şakinin akıbetini görunce aklı başına geldi ve "üç günlük dünya ni'meti için kendimi ateşe atamam" deyip, atı ile sür'atle kaçıp gitdi.

imam Hüseyn'le yolda karşılaşan ve askerlerinin susuzlugu imam Hüseyn (A.S.) tarafından giderilen Hür Erriyahi, ibni Sa'd'ın askerleri arasında idi. ibni Havze ve ibni Es'as'e olanlarıgördükden ve imam Hüseyn'in hutbesini işitdikden sonra pişman oldu ve oğluna dedi ki: "imam Hüseyn (R.A.) yalnız kaldı, yardıma muhtaç, hak meydanda, biz zalimlerle bir olmaya razı olamayız, derhal imam Hüseyn'e katılmamız lazım, belli elmeden harb ediyormuş gibi yapıp ona doğru gidelim" dedi ve öyle yapdılar.

İmam Hüseyn'e yaklaşınca, süngülerini ters çevirip başlarını eğdiler ve af dileyerek bağışlanmalarını istediler. Hür Erriyahi: "Allah bizim tevbemizi kabul eder mi?" diye sordu. imam Hüseyn: "Allah tevbenizi kabul etdi." Bunun üzerine Hürr'ün oğlu düşmana karşı çıkdı. Yirmi dört kişiyi öldürdükden sonra şehid oldu. Arkasından babası, düşman üzerine şunları söyleyerek yürüdü:

"Ey ehl-i Kufe! Yazıklar olsun size! Yirmi bin mektup yazıp yardımına çağırdığınız ve biat etdiğiniz, Peygamberinizin torununa arkanızı döndünüz, orta yerde bırakdınız. Ebedi hayatmızı üç günlük dünya mata'ına satdnız. Hesap gününde Allah'ın ve Resulünun huzuruna ne yüzle çıkacaksınız?" Elliye yakın düşmanı katletdikden sonra şehid oldu. Yezid'in askerlerinden biri Hürr'ün başını kesip imam Hüseyn'e doğru fırlatdı.

İmam Hüseyn, başı kucağına aldı, ağlayarak kanlarını sildi ve: "Anan sana 'Hür' ismini boşuna koymamış, sen hakikaten hürlerdensin" dedi ve Cennetle müjdeledi.
Bu hadiseden sonra, ibni Sa'd başkalarının da imam hüseynin safına katılmasından korkarak askerlerine hücum emrini verdi.
öyle şiddetli bir harb oldu ki meydanı bir toz bulutu kapladı. Zalimler çok büyük zayiat verdi. Fakat imam Hüseyn'in ashabından da elliye yakın kişi şehid oldu. Hiçbirisi arkasından vurulmamışdı ve düşmana verdikleri zayiatdan kılıçlarının uçları eğrilmişdi. ibni Sa'd bu şecaatdan ürkdü, dehşete düşdü ve geri çekildi.

ibni Ziyad'ın kölesi Yesar ve ibni Sa'dın kölesi Salim ortaya çıkdılar ve Arab adatına göre mübareze taleb etdiler. Hemen karşılarına imam Hüseyn'in ashabından Abdullah bin Umey çıkdı.

Zevcesi ümmü Veheb, kocasının iki kişi ile mübareze etdiğini görünce, eline demir bir cubuk alıp kocasına doğru koşdu ve ona: "Hz. Muhammed'in tahir zürriyyetini mudafaa etdiğin için anam babam sana feda olsun, sonuna kadar seninle beraberim" dedi.

İmam Hüseyn, bir hanımdan bu nadir kahramanlığı görunce gözleri yaşararak: "Allah seni mubarek kılsın! Saldırma dön, kadınlara harb yok" dedi.
Mübareze edenlerin adedi çoğaldı. Hz.Hüseyn'in ashabı, her mübarezede düşmanlarına galib geliyordu. Bu, ibni Sa'd'in hiç hoşuna gitmedi. Amr bin'il-Haccac'a, Hz.hüseyn'in sol kanadına hücum etmesini emretdi.

Ashab-ı hüseyn, o kadar dayandılar ki, pek cok asiyi öldürdüler. Müsli bin Avsece ağır bir yara aldı, yere düştü. İmam Hüseyn Habib bin Mutahhir'i yanına gönderdi. Habib, Muslim'in yanına diz çökdü ve kendisini cennetle müjdeledi.

Müslim, son nefesini verirken Habib'e şöyle dedi: "Allah seni de hayırla müjdelesin. İmam hüseyne dikkat et, onu canınla koru" dedi. Habib bin Mutahhir: "Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki onu canımla koruyacağım" dedi. Ve Müslim, Rabbine kavuştu.

İmam Hüseyn'in ashabından Abdullah bin Amir'il-Kelbi, düşmandan kılıcı ile on dokuz süvari, on iki piyade öldiürdükden sonra, arkadan Hani isminde bir saki onu vurdu ve sağ kolunu kopardı. Bekir'il-Temimi de sol bacağını kopardı.

Abdullah bin Amir'in kansi, eline geçirdiği bir demir çubukla harb meydanına girdi. Ona vurmak is-teyen bir düşman askerini elindeki demir çubukla kafasına vurup öldürdükden sonra, yere düşen kocasının yanına koşdu ve son nefesinde ona şöyle dedi: "Cennet sana mübarek olsun. Sana Cenneti nasib eden Allahim, dilerim ki beni de seninle beraber alsın." Allah duasını kabul etdi.

şimr bin Zil-Cevsen, onu kocasının başucunda gördü ve kölesine: "Git onu kılıcınla vur, yalnız dikkat et, o kadındır ama kükremiş aslan gibidir" dedi. O korkak, arkasından gizlice yaklaşdı, başını kılıcı ile kesip onu şehid etdi. Mucrim şimr, adamlarıyla beraber kadınların çadırına hucum etdi ve: "Bana ateş getirin, bu evi içindekilerle ya-kayım" dedi.

Kadınlar bağırşmaya başladi. Tam o sırada on kişi ile Züheyr bin'il-Kayn geldi. şimr ve adamları kaçdılar.
Habib bin Mutahhir, yaşlı olmasına rağmen altmış iki haini öldürdü ve şehid oldu. Said bin Abdullah il-Hanefi, son nefesinde imam Hüseyn'i istedi ve ona: "Ahdimi yerine getirebildim mi, benden razı mısın, Ey Resulullahın oğlu!" dedi. İmam Hüseyn: "Evet, sen Cennetde bizimlesin" dedi. Namaz vakti geldiği zaman, imam Hüseyn (R.A.) geriye kalan ashabını topladı ve onlara şunları söyledi: "Ey kerem sahipleri işte Cennet kapilarını açdı... resulullah ve Allah uğruna şehid olanlar, sizin gelmenizi bekliyorlar.

Allah'ın ve Resulünün dinini koruyunuz, Resulullahın haremini muhafaza ediniz."
Ondan sonra imam Hüseyn'in oğlu Ali Ekber harb meydanına çıkdı. Susuz olarak, pek çok düşmanı katletdikden sonra şehid oldu. On yedi yaşında idi. O kadar güzel idi ki, Ehl-i Beyt içinde Resulullaha en çok benzeyen o idi.
Ondan sonra, imam Ali'nin iki oğlu Muhammed ve Ebu Bekir, Hz. Akil'in oğlu Abdullah, Hz. Hasan'in oğlu Kasım ve kardeşi ve digerleri, her biri pek çok kâfiri katlederek, birbiri ardından şehid oldular.

İmam Hüseyn ve ashabının ve bilhassa küçük çocukların susuzluğu, dayanılmaz hale geldi. Çocuklar su diye feryad ediyorlardı.
Hz. Abbas atına bindi, kırbayı aldı, kılıcını çekdı ve Fırat'a doğru yürüdü. Karşısına bir grup düşman süvarisi çıkdı, bir kısmını öldürdü, bir kısmı kaçdı. Hz. Abbas kırbasını doldurdu, atına binmeden önce, karşısına çok sayıda düşman çıkdı, kılıcı ile onların pek çoğunu katletdi ve aralarından kendine bir yol açdı. Bu sırada iki mücrim bir hurma agacının arkasına gizlendiler.

Bunlardan Zeyd'il-Cühni, Hz. Abbas'a arkadan hücum edip sağ elini kopardı, diğeri de sol elini vurdu. Her tarafdan oklar yağmağa baş ladı. Üçüncü bir şaki demir çubukla başına vurdu, o anda şehid oldu ve aynı yerde gizlendi.
Hz. Abbas'ın şehadetinden sonra imam Hüseyn'e yardım edecek hiç kimse kalmadı. Hz.Hüseyn, kadınların ağlamalarını ve
Çocukların susuzluk feryadlarını duyuyordu. Yüksek sesle düşmana şöyle hitab etdi: "içinizde bize yardım ederek Allah'ın rahmetini ümid eden kimse yok mu, Allah'dan korkan kimse yok mu?" dedi.

Ehl-i Beytin çadırından, on iki yaşında ve hasta olan' oğlu Aliyy'us-Seccad Zeynel-Abidin, elinde kılıçla dışarıya koşdu. İmam Hüseyn onu görünce ümmü Külsüm'e seslenerek: "Onu tut, habset. Arz, Al-i Muhammedin neslinden hali kalmasın" dedi. ümmü-Külsüm onu zorla yatağına geri çevirdi.

İmam Hüseyn (R.A.), emzikli oğlu Abdullah'ın susuzlukdan ağladığını duyunca, kucağına aldı, dışarıya çıkdı, çocuğu görünce zalim kavmin kati kalbleri belki biraz yumuşar diye. Ve onlara hitaben: "Benim içün değil, çocuğa; bir lokma su vermez misiniz?" dedi. Cevab olarak bir ok geldi, .çocuğun boynuna saplandı, kucağında ruhunu teslim etdi.


İmam hüseyn, kılıcının ucu ile mezar kazıp, kana bulanmış oğlunu defnetdi ve namazını kıldı.


Bu hadise üzerine imam Hüseyn'in çok sevdiği kızı Sükeyne, şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Hz.sükeyne, ekseriya Cenab-ı Hakk ile istiğrak halinde ve cezbesi galib idi. Annesi Rebab, imriul-Kays'in kızı idi. imam Hüseyn'in (R.A.) şöyle sölediği zikrolunur: "içinde Sükeyne ve Rebab'ın bulunduğu evi çok severim."

İmam Hüseyn, hemen Sükeyne'nin yanına koşdu, onu teskin edip teselli ederken, mücrim ibni Sa'd, onları bu vaz'iyetde görünce, etrafındakilere bağırarak: "Ne duruyorsunuz! Bu fırsat bir daha elimize geçmez. Kızı ile meşgul iken hücum edip işini bitirsenize! Bu işi şimdi yapamazsanız, ne sağ kanadımız kalır ne sol kanadınız" dedi.

İmam Hüseyn (R.A.) döndü ve misli görülmemiş şecaatle, önüne geleni katletmeğe başladı, pek çok kâfiri tepeledi. O sırada sırrına bir hitab-i ilahi vaki' oldu: "Ey sevdiğimin sevdigi, ben senden şehadet bekliyorum, sen şecaat gösteriyorsun!" O anda bir ok geldi, mübarek alnına isabet etdi. Bu oku atan mücrim, Ebul-Hutuf-El-Ca'fi adındaki haydut idi.

İmam Hüseyn (R.A.), oku eli ile çekdi çıkardı. Mübarek yüzüne, mübarek kanları akmaya başladı ve söle dua etdi:"Ya Rabbi! Halimi biliyorsun, asi kullarının bize yapdıklarını görüyorsun. Ey benim Rabbim! O zalimleri tek tek say, her nerede olurlarsa olsunlar, onlardan yeryüzünde bir tek bırakma, onlara asla mağrifet etme."

Sonra her yandan oklar yağmaya başladı, kanı oluk gibi akıyordu, dermansız kaldı ve atından yere düşdü.
Malik ibni şer adındaki mücrim, ona yaklaşdı, kılıcı ile başını yardı. Hz. Hüseyn ona bakınca, korkudan dehşet içinde kaçmaya başladı.
Akil'in küçük yaşdaki torunu Muhammed, imam Hüseyn'i bu halde görünce ona doğru koşdu. Atlı bir mucrim onu takip etdi, arkasından kılıcı ile vurdu ve şehid etdi.

şimr bin ZilCevşen bağırarak: "Ne duruyorsun hüseyn'in işini bitirsenize!" deyince, katiller imam hüseyn'in (R.A.) üzerine hücum etdiler. Zur'a bin şureyk sol omuzuna, Husin namında biri boğazına, Sinan bin enes omuzuna, Salih bin Veheb de yan tarafına oklarını sapladılar.

İmam Hüseyn (A.S.) son nefeslerinde, halif bir sesle söyle dua buyuruyorlardı: "Allahım! Senden başka Rabbim yok, senden başka ma'budum da yok. Ey ölüleri dirilten ve herkesin amelinin karşılığını veren Rabbim, hükmüne sabır ihsan et. Allahım! Benimle düşmanlarım arasındaki hükmünü ver, hükmedenlerin hayırlısı elbetde sensin!"