YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 

İbni Abbas (R.A.) Hz.leri dediler ki:


"Selamun ala il-yasin" (Saffat: 130) (Meali: Al-i yasine selam olsun.)
Bu ayetdeki Al-i yasin'den murad Al-i Muhammeddir.
Fahreddin-i Razi tefsirinde:

Peyğamberin Ehl-i Beyti, kendisi ile beş şeyde musavi kılınmışdır:
-Selamda: "Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu..." "Selamun ala il yasin."
-Salavatda,
-Taharetde,
-Sadakayı tahrimde,
-Muhabbetde.

Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Mübin'de: "Kul in küntüm tuhibbünellahe fettebiuni yuhbibkümullahu..." (Al-iimran: 31). (Meali: Ey süreti Rahman, sireti Hakk olan habibim! Onlara i'lan et, şayet sizler Allah'ı seviyorsanız, onun mahbubu olan bana tabi' olun da Allah da sizi sevsin vesizin günahlarınızı bağışlasın.

Allah Gafurdur, Rahimdir.) Ve "Kul la es'elükum aleyhi ecren illel meveddete filkurba" (Şura: 23) (Meali gecdi).
Müslim, Zeyd bin Erkam (R.A.)'dan:

Resulullah (S.A.V.) hutbeye kalkdılar. Allah'a hamd u senadan sonra şçyle buyurdular:
"Ey nas! Ben de süret itibariyle sizin gibi bir beşerim, Rabbime kavuşma zamanım yaklaşdı. Ben size iki şey bırakıyorum. Birincisi: Kitabullah. Onda hidayet ve nur vardır, ona sımsıkı sarılınız ve sünnetimden ayrılmayınız."

Sonra şöyle buyurdu: "Ve Ehl-i Beytim hakkında sizi Allah'dan sakındırtırım." Bu cümleyi üç defa tekrar buyurdular.
Hz. Zeyd'e: "Peyğamberin kadınları Ehl-i Beyt midir?" diye soruldu. Hz. Zeyd: "Evet, kadınları Ehl-i Beytindendir, fakat asıl Ehl-i Beyti, kendilerine sadaka haram kılınanlardır ki onlar Al-i Ali, Al-i Ca'fer, Al-i Akil ve Al-i Abbas'dır."
Taberani ve Ebusseyh'den:

Resulullah (S.A.V,) buyurdular ki: "Allah'ın üzerinde durduğu üç hukuk vardır. Her kim bu üç hukuka riayet ederse, Allah onun dinini ve dunyasını ma'mur eder.

Her kim de bu üç hukuku muhafaza etmezse, Allah da onu dünyada ne ahiretde muhafaza eder." Resulullaha (S.A.V.) soruldu: "Bunlar nelerdir ya Resulallah?"

Cevaben şöyle buyurdular: "islamın hukuku. Benim hukukum ve akrabamın hukuku."
Buhari, Ebu-Bekir Sıddik (R.A.)'den:

"Ey nas! Ehl-i Beyt hususunda Peyğamberin vasiyyetine çok dikkat edin, hukuklarını muhafaza edin ve onlara "eziyetetmeyin."
"Va'tasimü bihablillahi cemiy'an vela teferrakü..."

(Al-i imran: 103) (Meali: Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı muhkem tutununuz tefrikaya düşmeyiniz.)
Sa'lebi, bu ayetin tefsirini Ca'fer Sadık Hz.lerinden şöyle naklediyor: Bu ayetde, Cenab-ı Hakk'ın zikretdiği' "Hablullahil metin"den murad, biz Ehl-i Beytiz. Tefrıkaya düşmeyiniz emr-i ilahisinden murad ise, bizim hakkımız da ihtilaf ve tefrıkaya düşmemekdir."
Dedeleri Zeynel-Abidin Hz.leri de:

"Ya eyyühellezine amenuttakullahe ve kunu maassadıkıyn" (Tevbe: 119). {Meali önceden geçdi.)
Bu ayetin tefsirinde şöyle dua etmişler:
"Ya Rabbi! Bizleri derece-i Sadikıne ve derecat-i aliye'ye ulaşdır."

Ve daha sonra kendilerine yapılan zulmü ve evlad-ı Nebi'ye ve imamlara, bid'atçıların yapdığı iftiraları ve Ehl-i Beytin hukukuna layıkıyle ri'ayet etmeyenleri ve "müteşabih" ayetlere itiraz edip, kendi ahkâm-ı nefsanisine mağlub olup, kendi arzularına göre tefsir edenleri uzun uzadıya anlatdıkdan sonra şöyle buyurdu:

"Bu ümmetin azizleri zelil kılındı, ümmet, ihtilaf ve tefrıkaya ğark oldu, ta ki birbirlerini tekfir etdiler. Cenab-ı Hakk ise Kitab-ı Keriminde şöyle buyuruyor:

"Ve la tekünü kelleziyne teferrekü vahtelefü min ba'di ma caethümül beyyinati" (Al-i imran: 105) (Meali önceden geçdi.)
Allah'ın Resulüde; ayetlerin te'vili ve murad-ı ilahinin beyanının, ancak hidayetin imamları karanlıkların kandilleri, Allah'ın kullarına hüccet kıldığı Ehl-i Beytine aid olduğunu beyan etmişdir.

"Sizler, Cenab-ı Hakk'ın ayetle meveddetlerini farz kıldığı, kendilerinden ricsi giderdiğini ve tertemiz kıldğını beyan etdiği ve şecere-i Mubareke'nin meyvaları olan bu zevat-ı aliyeyi arayıp bulmaz mısınız!.."

"Em yahsüdünennase ala ma atahumullahu min fadlihi..." (Nisa: 54) (Meali: Yoksa şiddetli gayızlarından dolayı, Allah'ın fazl u kereminden, Peyğamberine ve dosllarına verdigi ni'metini hased mi ediyorlar?..)
Bu ayetin tefsirini, Ebul-Hasen ibn'ul Muğazili, imam Bakır Hz.lerinden şöyle naklediyor:
İmam Bakır: "Burada hased edilenler vallahi biziz."

"Vema kanellahu liyuazzibehum ve ente fiyhim"
(Enfal: 33) (Meali: Resul-i Zişanım! Sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onlara azab verecek değildir.)
Resulullah (S.A.V.) bu ayetde beyan olunan, zat-ı şerifleri hakkındaki ma'nanın, kıyamet gününe kadar, Ehl-i Beytinden gelecek imamlar hakkında da tecelli edeceğini beyan buyurmuşlardır.

Nasıl ki Resulullah (S.A.V.) ehl-i arza eman ise, Ehl-i Beyti de arz ehlinin emanıdır.
Bu eman hakkında pek çok hadis zikrolunmuşdur. Nitekim Resulullah (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle bu yurmuşlardır:
"Ehl-i Beytim ehl-i arzm emanıdır. Ehl-i Beytim helak olursa dünyanın sonu gelir."
"Halaktul mevcüdat lieclike ve halaktüke liecli"

(Habibim! Mevcudati senin için, seni de benim için yaratdım) hadis-i Kudsisi mucibince, kâinatınyaradılış sebebi Hz. Muhammed (S.A.V.) ve yine kâinatın bakası da o zat-i a'la ve onun Ehl-i Beytinin bakasıyle kaimdir.
Bundan önce beyan olunan pek çok hadis-i şerifde Resulullah (S.A.V.) Ehl-i Beytini kendi nefsiyle musavi tutmuşdur.
Taberani'den, Hz. Ali (K.V.) bir gün Basra'da şöyle dedi:

"Ey san ve beyaz! Git başkalarırnı aldat, benden uzak dur, vakti geldiğinde ehl-i Şam'ı gururlandır."
Duyanlar bu söze hayret edip: "Neden böyle söylüyorsunuz?" dedikleri zaman, Hz. Ali şöyle cevab verdiler:
"Habibim Resulullah (S.A.V.) bana dedi ki: Ya Ali! Sen ve sana tabi' olanlar, Allah'ın huzuruna razı olmuş ve razı olunmuş olarak geleceksiniz.

Senin düsmanların ise Allah'ın huzuruna gadaba uğramış ve boyunlarından kelepçelenmiş olarak gelecekler" dedi.
"Ve innehu leilmun lissa'ati fela temterünne biha vettebiuni" (Zuhruf: 61). (Meali: şüphe yok ki, İsa mev'üd olan kıyametin yaklaşmasına bir delil, bir burhandır.

Onun içün sakın kıyametin geleceğinden şüphe etmeyin de bana tabi' olun. İşte yeğane doğru yol budur.)
Mukatil bin Süleyman ve ona tabi' olan müfessirler, bu ayetin Mehdi hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.

"Tarih-i Dimeşk"de şu hadise zikr edilmişdir: Hicretin on yedinci senesinde müslumanlar Remade'de yağmur duasına cıkdı, fakat yağmur yağmadı.
Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben yarın, Allah'ın duasını mutlaka kabul edeceği bir kimse ile tekrar yağmur duasına çıkacağım" dedi.
Ertesi sabah Hz. Abbas'a (R.A.) gitdi, kendileri ile beraber yağmur duasına cçıkması içün rica etdi.

Hz. Abbas Hz. Ömer'e: "Sen burada bekle" dedikden sonra, BeniHaşim'e haber gönderdi. "Temiz elbiselerinizi giyip buraya geliniz, dedi.
Ve geldiler, hepsine güzel kokular sürdü. Önde Hz. Abbas, arkasında imam Ali, iki tarafında imam Hasen ve imam Hüseyn ve arkalarında Beni Haşim'in diğer ferdleri olmak üzere dışarıya çıktılar. Hz. Abbas Hz. Ömer'e: "Başka hiç kimseyi çağırma" dedi.
Yağmur duasi yapılacak yere geldiler. Hz. Abbas, Allah'a hamd u senadan sonra şöyle dua etmeye başladı:

"Bizi halketmeden önce, bizim ne yapacağımızı bilen Rabbim! Senin bu bilgin, bize rızkımızı ihsan etmene engel:! Olmadı.
Ya Rabbi! Başlangçda bize nasıl ihsan ve ikram ettiysen, şimdi de, sonra da bize ihsan ve ikram eyle!"

Dua biter bitmez, bulutlar üstümüzü kapladı. Yağmur öyle şiddetle yağmaya başladı ki evimize gidinceye kadar sırılsıklam olduk.
Hz. Abbas (R.A.) şöyle söyledi: "Ben sakı oğlu sakıyım ve ben beş defa yağmur duasına çıkıp duasi kabul olunan zatın oğluyum."
Hz. Hasen'ın oğlu Hasen Müsenna'nın oğlu Abdullah bir gün ömer bin Abdülaziz'in meclisine geldi. Çok gençve vakarlı idi.

ömer bin Abdülaziz, kendisine büyük bir ta'zim ve ikramda bulundu. Kavmi, onun bu halini levin etdiler. ömer bin Abdülaziz kendisini levm edenlere şu cevabı verdi:"Ben öyle bir hadis duydum ki, sanki onu Resulullülün ağzından işitmiş gibiyim:
"innema fatımetün bid'atün minni..."(Meali: iyibilin ki Fatıma benden bir cuz'dür. Ona eza bana ezadır, bana eza Allah'a ezadır, onu memnun eden beni memnun eder.
Beni memnun eden Allah'ı memnun eder.)"Bu hadisi duydukdan sonra, şimdi Hz. Fatıma yaşamış olsa idi, ona da aynı şekilde ta'zim u tevkirde bulunurdum" dedi.


İmam-i Şafii'nin Ehl-i Beyt hakkında bir şiiri


Alunnebiyyi zeri'ati,
Vehüm ileyhi vesileti,
Ercu bihim u'ta gaden.
Biyedi'l yumna sahifeti.
Meali: Peyğamberin Ehl-i Beyti, benim sebeb-i saadetimdir, Hakka kavuşmam içün vesilem onlardır. Ve ben umid ediyorum ki yarın, Sahife-i a'malim onlarla sağ elime verilir.

İmam Zeynel-Abidin zamanında, Zehri adında birisi bir günah işledi. İşlediği günahdan dolayı pişman, perişan, umidsiz, başıboş dolaşmağa başladı.
Bir gün Zeynel-Abidin Hz.leri ile karşılaşdı. Zat-i a'la onun bu mey'us halini görünce, ona şöyle dedi: "Senin Allah'ın rahmetinden iümidini kesmen, işlediğin günahdan daha büyük bir günah.

Allah'ın kıtabında: "ve rahmeti vesi'at kulle Şey'in" (A'raf: 156) (Meali: Rahmetim her şeyi kusatmışdır) diye ferman buyurduğunu bilmiyor musun?"
Bunun üzerine adam kendine geldi ve Zeynel-Abidin Hz.lerine bakarak: "Elbetde Allah risaleti kimlere vereceğini daha iyi bilir" dedi, ehline ve işine döndü.

Hâkim, Ebu Hureyre'den:
Resulullah (S.A.V.): "Sizin en hayırlınız benden sonra Ehl-i Beytime en hayırlı olanınızdır " buyurdular.
Şirazi "Elkab"ında: ibni Abbas'dan:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Ben kiminle evlendiysem ve kimi evlendirdim ise, ehl-i Cennetden olmasını Rabbimden istedim ve Rabbim kabul buyurdu."
"Nehcii'l Belaga"yi şerh eden zat şöyle diyor: "Aziz okuyucular, şunu iyi biliniz ki Emirel-Mü'minin Ali bin Ebi Talib, kendisi hakkındaki fezail ve menakibini, Allah-u Azimuşşanm yalnız kendisine tahsis etdiği, fesahatı ve belağatiyle zikretse ve bütün Arab füsehasi ve bülegası, ona yardım etse Resulullahın (S.A.V.) onun hakkın daki medihlerinin onda birini bile yazamazlar.

Ben burada menakıbın en meşhurlarından bahsediyorum, yalnız meşhur hadis âlimlerinin zikretdiklerinin bir kısmından bahsediyorum. Bu kadari bile itmi'nan-i nefs ve huzur-u kalb içün kâfidir."
Ebu-Naim El-Hafız "Hilyetu'l Evliya"da:

Resulullah (S.A.V.) Hz. Enes'e: "Ya Enes! Su dök abdest alayım" dedi ve iki rekât namaz kıldı.
Sonra Hz. Enes'e: "Ya Enes! şu kapıdan ilk giren kimse, imam"ül muttakin, seyyid'ül müslimin, dinin arıbeyi, hatem'ül vasıyyin, gurr'ul Muhaccelin'in kumandanıdır" dedi ve kapıdan iceri Hz. Ali (K.V.) girdi. Resulullah (S.A.V.): "Ya Enes! Kim geldi?" Hz. Enes: 'Ya Resulallah! Ali geldi" dedi.

Resulullah kalkdı, beşüş bir çehre ile Hz. Ali'yi kuçakladı ve yüzündeki terini silmeğe başladı. Hz. Ali: "YaResullah! Bugün bana her günden daha ziyade ikram buyuruyorsunuz?"dediği zaman, Cenab-ı Peyğamber: "Sana nasıl ikram etmem! Sen, benim yerime kaim'sin, benim vazifemi yapiyorsun, sözlerimi nakl ediyor, ihtilaflarımı hallediyorsun, bunları benden sonra da yapaçaksın" buyurdular.

Abdullah ibni Abbas, "Ali'nin yüzüne bakmak ibadetdir" hadisi Şerifini zikretdiği zaman şunları söyledi: "Hz. Ali'ye nazar eden şöyle derdi: Süphanellah! Bu delikanlı ne kadar âlim, Süphanellah! Bu genç ne kadar şeci, Süphanellah! Bu genç, ne kadar fasih."
Ebu Naim El-Hafız "Hilyetül Evliya"da: Resulullah (S.A.V.) Hz. Ali (K.V.)'ye hitaben şöyle buyurdu:

"Ya Ali! Sana şunu bildiriyorum ki, benden sonra asla nebi gelmeyecek. Sen de şu yedi şey'i nasa bildir ki hiç kimsenin onda şek ve şüphesi olmasın:
Sen iman edenlerin evvelisin, Allah'ın ahdını yerine getirenlerin en üstunüsün, Allah'ın emrini yerine getirmekde en eminsin, reayanın hakkını vermekde en iyi taksim edicisin, adaleti yerine getirmekde en adilsin, mes'elelerin hallinde doğruyu en iyi görensin ve Allah indinde en yüce meziyetin sahibisin. Felaha kavuşmak isteyenlerin bund'an asla şek ve şüphesi olmasın."

"Nehc'ül Belağa"nın şerhinde ve Ebu ishak El-Sa'lebinin Kur'an tefsirinde, şu hadis-i şerif zikrolunmuşdur:
Huneyn gazvesi dönüşünde: " İza ca'e nasrullahi velfethu..." (Nasr) (Meali: Ey Resullerin seyyidi Muhammedim! Allah'ın nusrati gelip de mev'üd olan fetih müyesser olunca, sen nasın, Allah'ın dinine fevc fevc girdiklerini göreceksin) süresi nazil olunca Resulullah (S.A.V.) arka arkaya "Sübhanellah, Estağfirullah" dedikden sonra
Hz.Ali'ye hitaben: "Ya Ali! Va'dolunduğumuz nusrat ve fetih geldi, insanlar Allah'ın dinine fevc fevc girmeye başladı. Senin benim yanımdaki yerin, şu sebeblerden dolayı her kesden üstündür:

islamdaki kıdemin, bana karabetin ve damadım oluşun, kâinat kadınlarının hanimefendisinin sende oluşu, baban Ebü Talib'in benim üzerimdeki büyük hakkıve himayesi ve Kur'an nazil olduğu zaman müsriklere ve kâfirlere karşı beni mudafaasi. Bu sebeble ben onun hakkını sana ödemek isterim."


İMAM HÜSEYN ALEYHİSSELAMIN ŞEHADETİ HAKKINDAKİ HADİSLER


Beyhakiden: "Mişkat'da, Hz. Abbas'ın hanımı Ümmül-Fadl Bint'il Haris'den:
Bir gün Ümmül-Fadl Resulullahın (S.A.V.) yanına girdi ve şöyle dedi: 'Ya Resulallah! Ben bu gece tuhaf bir rü'ya gördüm." Resulullah (S.A.V.): "Nasil bir rü'ya, anlat" dediler.

Ümmül-Fadl: "Sizin mübarek bedeninizden bir parça kesilip benim kuçağıma konuldu." Resulullah (S.A.V.): "Ya Ümmül-Fadl! Sen hayır gördün.
insallah Fatıma bir erkek çocuğu doğuracak ve o senin kucağında olacak." Ümmül-Fadl: "Fatıma Hüseyn'i doğurdu, benim kuçağıma verildi, ben de onu kana kana emzirdim."

Bir gün Resulullahın (S.A.V.) yanına girdim ve Hz. Hüseyn'i kuçağına verdim. Gayr-ı ihtiyari başımı cevirip bakdığım zaman, mübarek gözlerinden yaşlar boşaldığını gördüm.

"Anam babam sana feda olsun, neyin var ya Resulallah!" dedim. Buyurdular ki: "Cebrail bana geldi ve ümmetimin bu oğlumu katl edeceğinin haberini verdi." Ben de: "Bunu mu?" dedim. "Evet, bunu" dedi ve bana kirmizi kanli bir toprak verdi.
"Cem'ul Fevaid"de Hz. Aişe (R.A.)'den: Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Cebrail bana oğlum Hüseyn'ın El-Tıf arazisinde katlolunacağını ve benden sonra ümmetim arasında büyük bir fitne çıkacağını haber verdi."

isabe, Buhari tarihinde, Begavi, ibnu's Sekin Hzz. leri, Enes bin'il Haris Hz.lerinden:
Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Oğlum Hüseyn, kerbela denilen yerde katledilecek. Sizden her kim buna Şahid olursa ona yârdım etsin." Enes bin Haris Kerbela hadisesinde imam Hüseyn ile beraber şehid oldu.

Bagavi "Mu'cem"inde, Ebu Hatem "Sahih"inde, Hz.Enes'den:Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Bir melek Rabbimden beni ziyaret etmek içün izin istedi ve Rabbim ona izin verdi.

O gün Ümmü Seleme'nin günü idi. Resulullah Ümmiü Seleme'ye "Kapıyı kapa kimse girmesin" dedi. Ümmil Seleme kapının yanında iken, Hz. Hüseyn kapıdan içeriye girdi, koşarak dedesinin kucağına sıçradı.

Peygamber (S.A.V.) onu öperek, koklayarak sevmeye başladı. Melek Peygambere: "Ümmetin bu çocuğu öldurecek, istersen katl olacağı yeri göstereyim" dedi ve Kerbela denilen yeri gösterdi.

Melek, iri kum ve kırmızı toprak getirdi, onu Ümmü Seleme aldı ve cebine koydu. Ebu Hatem bu hadise şunu ilave etdi: Resulullah(S.A.V.) toprakla kumu kokladı ve "Kerbela kokuyor" dedi.

Molla ve ibni Ahmed'in rivayetinde, Resulullah (S.A.V.)Ümmü Seleme'ye: 'Ya Ümmü Seleme! Oğlum Hüseyn katlolduğu zaman bu toprak kan olacak" dedi. Ümmü Seleme diyor ki: "O toprağı bir kaba koydum ve sakladım, Hz. Hüseyn'in katledildiği gün onun kan oldu ğunu gördüm.
O anda kulağıma şöyle bir ses geldl: Ya Hüseyn'i katledencahil katiller! Allah'ın azabı ile ve zilleti ile müjdelenin. Davud'un, Musa'nın ve sahib-i incil İsa'nın dili ile la'net olundunuz.'

Ben o zaman o kanlı toprağa bakdım, ağladım, ağladım, ağladım ve sonra bayılmışım."
İbni Sa'd, Şa'bi den:

Hz. Ali (K.V.) Sıffin'e giderken Kerbela'ya uğradı ve orada o kadar ağladı ki yer ıslandı. Kendisine ağlamasının sebebi sorulduğunda şöyle söyledi: "Bir gün Resulullahın(S.A.V.)huzuruna girdiğimde Resulullah ağlıyordu.
Anam babam sana feda olsun niçin ağlıyorsunuz?' dediğim zaman, bana şöyle cevab verdi: 'Biraz önce Cibril geldi ve bana oğlum Hüseyn'in Fırat kıyısında, Kerbela denilen bir yerde katlolunacağını haber verdi ve sonra oranın toprağından bir avuç toprağı bana koklatdı. Bunun üzerine gözyaşlarını tutamadım.'"

Tirmiziden:
Selma isminde Ensardan bir hanim şöyle rivayet etdi: Bir gün Ümmü Seleme'nın yanına girdim, onu ağlarken gördüm. Niçin ağlıyorsunuz, diye sorduğum zaman: Resulullahi rü'yamda gördm, mubarek başı ve mubarek sakalı toz toprak içinde idi. "Sana ne oldu ya Resulallah?" dedim. "Biraz önce Hüseyn'in yanında idim, katlini gördüm" dediler.

Ve yine İbni Abbas (R.A.) şöyle bir rü'ya gördüğünü söyledi:
Gün ortasında Resulullah (S.A.V.) saçları birbirine karışmış ve toz toprak içinde, mubarek elinde bir kab, yerden kan topluyordu. Kendisine sordum: "Bu nedir ya Resulallah?" dedim. "Hüseyn'in ve beraberinde şehid olanların kanı" dedi.

Bu haberler yayıldı ve sonra anlaşıldı ki o gün, ya'ni altmış bir sene-i Hicriyye on Muharrem Cuma günü, elli altı yaşında imam Hüseyn şehld oldu.
Ümmü Seleme (Hz.leri) şöyle söyledi: Peygamberin âlem-i cemale teşriflerinden beri, cinlerin ağladıklarını duymamıştım.
Bu gece, Hz. Hüseyn ve ashabı içün hem ağladdıar hem de medhiyeler söylediler, düşmanlarına da la'netler yağdırdılar.

İmam Hüseyn'in ser-i saadetini, zalimYezid'e götürenler, yolda bir yerde konakladılar ve içki içmeye başladılar. İçki içerlerken duvardan bir el çıdı, duvara demir bir kalemle ve kanla şu yazıyı yazdı: "Bir ümmet ki Hüseyn'i katletdi, ahiretde dedesinden şefaat mi umacak!" Bunu görünce korkudan oradan kacdılar.

Mansur bin Ammar ve ba'zıları, duvara yazılan bu beyt hakkında şöyle rivayet etdiler: Bu yazmın aynısı, bir taş üzerine oyulmuş olarak, Resulullahın bi'setinden üç yüz sene önce, Arz-i Rum'da bir kilisede bulunmuş, kimin yazdığı belli değil...

Naim Ebul Hafız "Delail"de şöyle yazıyor: Nusret'il Ezdiyye nammdaki hanım, Kerbela gününde gördüklerini şöyle anlatıyor:
"İmam Hüseyn (R.A.) katledildiği zaman, semadan kan yağdı. Sabah kalkdığımızda gördük ki, değirmen taşlarımızın ve taslarımızın içi kan dolu."
Diğer hadislerde de şöyle deniyor:

Gökyüzü güpegündüz karardı, yıldızlar göründü, kaldırılan her taşın altından taze kan çıkdı."Savaik"de birçok muhaddis ve tarihçi, aralarında ibnül- Cevzi, ibn-i Sirin, Ebu Said'il Hudri, Sa'lebi v.s.

İttifakile imam Hüseyn'in şehid olduğu gün, güneşin tutulup gündüzün ortasında yıldızların göründüğünü, semadan kan yağdığını, her yerde, kaldırılan her taşın altındakan görüldüğünü, karanlığın birkaç gün devam etdiğini, ondan sonra havanın kızardığını, bu kırmızılığın altı ay devam ettiğini yazıyorlar.

Şöyle de rivayet olunuyor: İmam Hüseyn'in mübarek ser-i saşdetleri, ibni Ziyad'ın evine getirildiğinde, evin bütün duvarları kan oldu.
Ebu's şeyh'den:

Kerbela'da bir grup insan aralarınnda konuşuyorlardı ve şöyle diyorlardı: "Hz. Hüseyn ile harb eden hiçbir kimse yok ki başına bir bela gelmemiş olsun...
" Orada bulunan bir ihtiyar lafa karışdı ve dedi ki: "Ben de onlardanım ama benim başıma bir bela gelmedi." Kalkdı, bir kandili tamir etmek istedi, birdenbire üstü başı alev aldı, yandı, yandım diye bağırarak koşa koşa gitdi. Kendini Firat nehrine atdı ve orada boğuldu...

Mansur bin Umran'dan:"Yezid'in askerlerinden ba'zıları susuzluk illetine düçar oldular. Ne kadar içseler, su onların susuzluğunu gidermiyordu."
Tirmizi ve Buhari'den: Hz. Hüseyn Kerbela'ya, Hicri altmış bir Muharreminin başında geldiler. Onunla harb edenlerin ekserisi, ona biat edenler, ona mektup yazıp çağıranlar ve ondan yardım isteyenlerdi.

Küfe ahalisi, imam Hüseyn'e vekâleten amcasının oğlu Müslim bin Akil'e biat etmişlerdi. Hz. Hüseyn geldiği zaman, kendisine arka cevirip düşmanlarına iltihak etdiler. Hazır olan harama tama' edip ahiret saadetlerini dünya mata'ına değişdiler.

İşte imam Hüseyn, adedçe kendilerinden kat kat üstün olan bu asi ve zalim gürüh ile harb etdi. Kendileri ise Ehl-i Beyti, akrabasi ve dostları ile seksen kişi kadar idiler. Zalimler, onların suyunu üç gün kesdiler, susuz bırakdılar ve Muharrem'ın onuncu günü kendisini Şehid etdiler.

ibni Ebiddiinya'dan: İmam Hüseyn şehid edilip, mubarek ser-i saadetleri' Yezid'in Küfe valisi ibni Ziyad'ın yanına getirildiğinde;İbni Ziyad, elindeki zopa ile imam Hüseyn'in mübarek dudaklarına dokununca, orada bulunan Zeyd bin Erkam dayanamadı ve şunları söyledi: "Kaldır o sopanı! Allah hakkı içün ben, Allah'ın Resulünün o dudakları öpdüğünügördüm" dedi ve ağlamaya başladı.

ibni Ziyad, Zeyd bin Erkam Hz.lerine: "Eğer ihtiyar ol masaydın şimdi boynunu vurdururdum" dedi. Zeyd bin Erkam ayağa kalkdı ve orada bulunanlara hitaben:
"Ey nas! Şunu iyi biliniz ki, sizler bundan sonra kölesiniz. Vallahi, hayırlılarınız katledilecek, Şerlileriniz de köle olacaklar. Bu zillete ve ara rıza gösterenler bizden uzak olsun.

Resulullaın (S.A.V.) gözünün nuru olan bu iki torununu, iki dizine oturtup, Allah'a şöyle dua etdiğini gördüm ve işitdim:
'Allahım! Bu ikisini sana ve mü'minlerin Salihlerine emanet ediyorum." Resulullahın emaneti böyle mi muhafaza edilir. Bu zülmü onlara nasıl reva göruyorsunuz!" Allah ibni Ziyad'dan intikamını aldı.

Tirmizi'den:Muhtar bin Ebi Ubeyde, Kerbela hadisesinden pişmanlık duyan bir taife ile bir olup, ibni Ziyad ve tarafdarlarını pusuya düşürüp öldürdü.
Hadise şöyle cereyan etdi:ibni Ziyad, otuzbin askeri ile Musul'a indi. Muhtar onların üzerlerine askerlerini gönderdi ve onları pusuya düşürdü. Hadise altmış dokuz Hicri'de oldu. ibni Ziyad'ın ve dostlarının kellelerini kesip Küfe'ye Muhtar'a getirdiler.

Muhtar onlan, sekiz sene önce, imam Hüseyn Efdimizin mübarek ser-i saadetlerinin konulduğu cami avlusuna dizdirdi. Bir yilan geldi, nasın gözleri önünde kesik başların arasında dolaşıp ibni Ziyad'ın başını buldu.

Burun deliğinden girip içinde bir müddet kaldıkdan sonra çıkdı ve bu hareketi üç defa tekrarladı.
İbnil Cevzi'den: Yezid, fiillerin en kötüsünü ve en kerilhini irtikab ederek, imam Hüseyn Efendimizin ser-i saadetiyle beraber esir aldığı Ehl-i Beytini, develer üzerinde, elleri ayakları bağlı olarak ve kadınlar perişan vaz'iyyetde, başları açık saçık huzuruna getirtdi.

Elindeki değnek ile imam Hüseyn'in mübarek dudaklarına ve dişlerine vurduğu zaman, tesadüfen yanında Rum Kayserinin sefiri vardı. Bu görülmemiş vahşeti seyreden sefir, dayanamadı ve şu sözleri söyledi:

"Adalardan birinde bizim bir kilisemiz vardir. O kilisede İsa'nın bindiği eşşekden düşdüğü söylenen bir nal var. Biz hiristiyanlar, her sene onu ziyaret eder, adaklar adar ve onu ta'zim ederiz. Siz, Peyğamberinizin torununa bunu yapiyorsunuz! Vallahi, ben sizin batil üzerinde olduğunuzu görüyorum."

Yine orada bulunan bir ehl-i kitab da şöyle söyledi:
"Ben Davud (A.S.)'in, yetmişinci batında evladi olduğum halde, Yehudiler bana hürmetde ve ta'zimde bulunuyorlar, siz ise Peygamberinizin evladını öldürdünüz."

İmam Hüseyn Efendimizin ser-i saadetleriyle beraber Kerbela mazlumları Şam'a getirilirken, Yezid'in askerleri, konakladıkları yerde imam Hüseyn'in mübarek başını süngünün üstünde tutuyor, kimse yaklaşmasın diye muhafaza ediyorlardı.

Bir kilisenin rahibi bu manzaraya şahid oldu ve "Bu nedir?" diye sordu. Ona durumu anlatdıkları zaman, hayretler içinde: "Siz kavmin en kötüsüsünüz. Hz. İsa'nın bir oğlu olsaydı, biz onu göz bebeğimize oturturduk. Vallahi siz kavmin en kötüsüsünüz" dedi ve askerlere dönerek:

"Size on bin dinar verirsem bu gece onu bende bırakırmısınız?" dedi. Hemen kabul etdiler. Papaz, imam Hüseyün'in re's-i saadetini kucağına aldı, kiliseye götürdü. Ağlayarak ta'zim ve tevkir ile yıkadı, kokulandırdı, sabaha kadar ağladı.

Ne olduysa oldu, nur-u iman ile doldu, Müslüman oldu. O, ser-i saadetden semaya uzanan nuru gördü. Kilisesini terk etdi, geriye kalan ömrünü Ehl-i Beyte hizmet ile tüketdi.

On bin dinarı alan askerlere gelince, parayi taksim etmek üzere torbayi acdıkları zaman, her iki tarafinda ayet yazılı cam parçaları buldular.
Bir tarafinda şu ayet yazılı idi: "Vela tahsebennellahe gafilen amma ya'melüzzalimun" (ibrahim: 42) (Meali: Ey Ekmelerrüsül! Butün sirlara muttali' olan Allah'ı, zalimlerin yapdıklarından sakın gafil sanma); diğer tarafında ise: "Ve seya'lemülleziyne zalemu eyye munkalebin yenkalibun" (Şu'ara: 227) (Meali: O zaleme, hangi ınkılaba munkalib olacaklar ve neye uğrayacaklarını pek yakında bilecekler.)

ibn'il Cevzi'den:
Muaviye'nin oğlu ve veli ahdi Yezid'in küfru hakkında ihtilafa düşdü. Bir taife ibni Cevziye'nin ve ba'zılarının kavline binaen, Yezid'in küfrüne kail oldular.

Herkesce malum olan şudur ki, imam Hüseyn Efendimizin ser-i saadetleri, Yezid'in yanına getirildiği zaman, elindeki sopa ile imam Hüseyn'in dişlerine ve dudaklarına vurarak şu ma'nada bir şiir söyledi:

"Ah, keşki Bedir'de öldürülen dedelerim şimdi burada olsaydı da bugünü görseydiler. Ferah ve sürürlanırından oynarlardı ve: 'Eline sağlık, elin dert görmesin Yezid, düşmanlarımızın efendisini öldürdün, Bedr'in intikamını aldın derlerdi. Beni Ahmed'den intikam almazsam bana Handefden demesinler."Bu şiirin tamamı görüldükten sonra, Yezid'in küfrü, gün gibi aşıkar oldu.

İmam Hüseyn'in sehadetinden üç sene sonra, Medine halkı Yezid'in sefahatine ve rezaletine tahammul edemeyip isyan etdi ve Yezid'in hilafetini reddetdi.

Bu hususu vakidi, Abdullah bin Hanzala'dan şöyle naklediyor:
Yezid o kadar azdı ve fitne fesad o kadar yayıldı ki, biz! Başımıza taş yağmasından, erkeklerin analarını, kiz kardeşlerini ve kizlarını nikâhlamasından, namazın terk edilmesinden ve içkinin helal kılınacağından korkarak Yezid'e isyan etdik.

Medine halkının isyanını duyan Yezid, büyük bir ordu ile Medine üzerine yürüdü. Medine yakınında "Harre"' vak'ası cereyan etdi.
Bu hadise hakkında "Müslim" şunları zikrediyor:

Bu ordu Medine'de üç dört gün öyle zulüm, katil, sürgün ve rezalet irtikab etdi ki anlatmakla bitmez. Her türlü kötülüğü yapdı.
Üç yüz bakire kıza tecavüz edildigi, bir o kadar sahabinin katledildigi ve yedi yüz hafiz-i Kur'an'in öldürüldüğü, mescid-i Nebevide korkudan namaz kılınamaz hale geldigi, Peygamberin mescidi bombos kaldığından içine köpekler girip minber-i Muhammedi'ye işedigi rivayet olunuyor.
Bu son zikretdigimiz hadiseyi Peygamber (S.A.V.) bir hadis-i seriflerinde haber vermişlerdi.

Bu ordunun kumandanı Muslim bin Ukbe-tül-Murri, zulmüne ve ef al-i kerihesine asla nihayet vermedi, Yezid adına kendisine biat edilip "Biz Yezid'in esirleriyiz, ister bizi satar, ister azad eder" demedikçe kendisine, biat ancak kitabullah ve sünnet-i Resul üzere olur diyenlerin hemen kellesini aldi.

Sonra, Yezid'in ordusu, ibnizzüheyr ile harb etmek
Üzere Mekke'ye doğru yürüdü. Ka'be'yi mencenıkla vurup Kisvesini yakdilar.
Yezid'in saltanati altmiş Hicri'de basladi ve altmış dört hicride öldü. Ölümünden sonra ikinci Muaviye, halife oldu. İlk hutbesinde minberde şunları söyledi:

"Hilafet Allah'ın ipidir. Ceddim Muaviye, layik olmadığı halde bu hilafeti, ehli olan imam Ali'den hile ile gasben almışdır. Böylece siz Müslümanlara yapacağını yapdı, ta ki ona ölüm gelip çatdı, kabrinde günahları onu rehin aldi.
Sonra babam Yezid halife oldu. O makama ehil olmadığı halde, hilafetin hakiki sahibi olan, Peygamberin kızının oğlu ile harbetdi. Allah onun da ruhunu kabzetdi, o da kabrinde günahlarına terhin edildi."

Bunlari söyledikden sonra ağlamaya başladi ve şöyle dedi: "Bu evlad-i Resule yapılan zulüm, bizim için en büyük felaketdir. Babam Yezid bu zulumlede kalmadi içkiyi serbest bırakdı, Ka'be'yi de harab etdi.

Ben, hilafetin tadini tadmadim, acısını da tadmak istemem. Ben bu hilafete layik değilim. Artik siz ne isterseniz, onu yapin. Allah hakki için biz dünyanın hayrından nasibimizi aldik. Ebu Süfyan'ın zürriyyetine de, dünyanın şerrinden aldığı nasib kâfidir."
Sonra evine kapandi ve kırk gün sonra yirmi bir yaşın da iken vefat etdi. Annesi tarafından, üzerine duvar öldürülerek şehid edildiği rivayet edilmişdir.


Nevfel bin Ebil-Fırat'dan:


Ben bir gün ömer bin Abdül Aziz'in yanında idim. bir adam konuşurken "Emirel-Mu'minin Yezid" tabirinikullandı. Bunun üzerine ömer bin Abdül Aziz gadablandı, "Yezid'e Emirel-Mü'minin mi diyorsun?" dedi ve adama yirmi değnek vurdurtdu.
(Savaik'den alınan bölüm burada bitdi.)

Ebul-Müeyyed Muvaffak bin Ahmed'il-Havarezmi, Süleyman bin'il A'meş bin Mehran'il Kufi'den:
Abbasi halifesi Ebu Ca'fer'il Mansur, gece yarısı bir adam gönderip A'meş'i huzuruna çağırıyor. Ames de halifenin bu ani davetinden endişelenerek kendisini öldüreceğini zannediyor ve ailesi ile helallaşıp, yanina cesedinin kokmamasi için "hunut" alarak gidiyor.

Halifenin yanina gitdigi zaman kendisine: "Ey A'meş! Ali'nin fazileti hakkinda kaç hadis bilirsin?" diye sorunca,' A'meş korkusundan, "Birkaç tane" diye cevap veriyor.

Halife, "Senden hunut kokusu geliyor, niçin?" diye sorunca, A'meş: "Beni öldüreceksiniz zannetdim" dedigi zaman, halife: "Ben seni Ali'nin fazileti hakkinda kaç hadis bildiğini ögrenmek için çağırdım. Korkma, sen emniyyetdesin.

Kaçhadis biliyorsun?" dedi. A'mesş "On bin" dedi. Halife ona: "Ya Süleyman! Ben şimdi sana Hz. Ali hakkında iki hadis söyleyecegim, bunlan sendeki on bin hadise ilave et" dedi. A'meş: "YaEmirel-Mu'mininl Buyurun anlatın" dedi.

Ebu Ca'fer'il Mansur: "Ben Beni Umeyye'den kaçıyordum. Gizlenerek şehirden şehire avare olarak dolasiyordum. Bir gün aç ve yorgun şam'a geldim.
Namaz kilmak için bir mescide girdim. Namaz bitip cemaat dağildıkdan sonra mescidin kapısından içeri iki çocuk girdi.

İmam onlara: "Ey isimleri o ikisinin isimleri gibi olanlar, sizin ikinize merhaba" dedi. Yanimda bir genç oturuyordu, ona, "Bu çocuklar kim?" diye sordum.

O bana, "imamın torunları. İmam Ehl-i Beyt aşıkıdır, torunlarının ismini Hasan ve Hüseyn koydu" dedi. Ne zaman ki kalbim, onun Ehl-i Beyt muhibbi olduğuna mutmain oldu, onunla musafaha etdim.

Bana nesebimi sordu, kendimi tanıtdım ve ona dedim ki: "Sana Ehl-i Beytin faziletleri hakkında söyleyeceğim hadislerle gözün aydınlanacak." İmam bana: "Eğer bu lutufda bulunursan, sana elimden gelen her yardımı yaparım" dedi.

Bunun üzerine ben anlatmağa başladım: Babam babasından, dedesi ibni Abbas'dan: Bir gün Hz. Fatima Aleyhesselam Peygamberin yanına ağlayarak geldi.
Resulullah (S.A.V.): "Anam babam sana feda olsun, niçin ağlıyorsun kızım?" dedi. "Babacığım Hasan ve Hüseyn kayboldular..." [Bu hadis önceden geçdiği için tekrar etmiyoruz.]

Ben bu hadisi şeyhe anlatdığım zaman o kadar sevindi ki, beni kendi katırına bindirdi, kendi elbisesini giydirdi ve yüz dinar verdi. "şimdi seni bir gence götüreceğim, o genç senin hadisinden çok memnun olacak" dedi ve beni götürdü, gencin kapısında bırakdi ve döndü.

Genç kapıda beni görünce: "Ben senin Allah'm Resulünü ve Ehl-i Beytini sevdiğini, üzerindeki elbiseden ve bindiğin katırdan anladim" diyerek, izzet ü ikram ile içeriye buyur etdi ve bana, "Ehl-i Beytin faziletleri hakkinda bildiklerini anlatır mısın?" dedi. Ben de anlatmağa başadım: Babam Muhammed'den, babasi Ali'den, dedesi Abdullah bin Abbas'dan:

Bir gün Resulullahın (S.A.V.) evinde idim, Hz. Fatima geldi ve: "Babacığım! Kureyş'in kadinları bana diyorlar ki: Baban seni malsız, mulksüz fakir bir gençle evlendirdi." Resulullah (S.A.V.): "Kızım! Herkes şunu çok iyi bilsin! Ben seni öyle bir zatla evlendirdim ki, onunla senin nikâhını önce Cenab-ı Hakk Arşın fevkinde melekler kordonu arasında kıydı. Buna melaikeyi şahid tutarım.

Cenab-i Hakk önce babaınn nurunu halketti ve onu Resul ve Nebi kıldı. İkinci bir tecelli ile tecelli edip benim nurumdan Ali'nin nurunu halketdi ve onu sana küfüv yapdı, seni onunla evlendirdi, onu bana vasi kıldı.

O öyle bir gençdir ki insanların en şeci'i, insanlarin en halimi, insanların en kerimi, islamda en kadimi, isanların en âlimi ve kıyamet gününde Livaül-Hamd onun elinde.

O öyle bir gün ki bir munadi şöyle nida edecek: Ya Muhammed! Baban ibrahim babaların en efdali, kardeşin Ali kardeşlerin en efdali..."
Ben bu hadisi söyledikden sonra, gene bana birkaç elbise ve on bin dirhem verdi ve söyle dedi: "Hz. Ali'ye sövenlerin halini görmek istersen, yarın sabah filan mescidde buluşalım."

Benim o gece gözüme uyku girmedi. Sabahleyin tarif etdigi mescide gitdim, birinci safa oturdum. Yanimda sarıklı bir genç vardı. Rükûa vardığımızda başındaki sarığı düşdü.
Ona bakdığım zaman ne göreyim, başı bir domuz başı. İmam selami verdikden sonra o gence: "Nedir senin bu halin?" dedim. Beni ağlayarak evine götürdü ve anlat-mağa başladı:

Ben filan caminin müezzini idim. Beni ümeyye geleneği olarak günde bin defa Ali'ye lanet ederdim. Bir Cuma günü dört bin defa lanet etdim. O gece rüyamda kendimi Cennetde gördüm. Resulullah (S.A.V.), Hz. Ali ve Hasan ve Hüseyn orada idiler.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn insanlara Kevser dağitıyorlardı. Ben de istedim, bana vermediler. Peygambere şikâyet etdim. İmam Hüseyn: "Dedeciğim! Bu adam babama günde bin defa lanet ediyor, bu Cuma günü dört bin defa lanet etdi" dedi.

Resulullah (S.A.V.) bana: "Sen Ali'ye lanet mi ediyorsun? Ben Ali'denim, Ali bendendir. Bunu bilmiyor musun?" dedi, yuzüme tükürdü ve "Allah'ın gazabına uğrayasın" deyip beni huzurundan kovdu. Uyandığım zaman kendimi bu halde buldum.

Halife Ebu Ca'fer'il Mansur, bunları anlatdikdan sonra Süleyman El-A'meş'e dedi ki:
'Ya Süleyman! Anlatdığım bu iki hadis senin on bin
Hadisinin içinde var mı?" "Hayır" dedim. Halife: "YA Süleyman! Bu iki hadisi al, seninkilere ilave et" dedikten sonra : "Ali'yi sevmek imandır, ona buğzetmek nifakdır. Allah hakkı için onu ancak mü'min sever, ona buğzeden münafıktır."

Bundan sonra: "Ya Emirel-Mu'minin! Müsaadenizle
Bir şey sorabilir miyim?" dedim. "Sor" dedi. Ben: "imam hüseyn'i ve Peygamberin torunlarını katledenler hakkında ne dersiniz?" dediğim zaman, "Onlar ebediyyen ateşedir, (duyduklarmın hepsini git insanlara anlat" dedi. Ben de, izin isteyerek evime gitdim.

Ali bin Ibrahim'in tefsirinde şu ayete: "Zalike ve men
Akabe bimisli ma ukibe bihi sümme bugiye aleyhi le-
yensurennehullahu innellahe leafuwun gafur" (Hac.
60) (Meali: iste böyle, her kim kendisine yapilan ukubete
Eziyete misli ile mukabele eder, sonra yine üzerine zulm
Olunursa, hasmından tecavüz görürse, elbetde Allah ona
nusret eder. Şüphesiz Allah mazlumun, zalimin ikinci
Sefer tecavüzüne mukabelesini, afv u mağfiret eder.) Ali bin
ibrahim'in tefsirinde Ca'fer Sadik Hz.lerinin bu ayete ver
miş oldugu ma'nayi soyle zikrediyor:

"Vemen ağabe" Resulullahın (S.A.V.) Bedir günümde Kureyş kâfirleriyle harb edişi Allah'ın Resulüne ve ashabına yapdıkları zulme karşi Allah'ın onlara cezası idi. mesela: Hind'in babası Utbe'nin, Ebu Süfyan'ın oğlu Hanzale'nin v.s. müşriklerin katledilmesi.

"Bugiye" ise Muaviye'nin ve oglu Yezid'in, Beni ümeyye'nin, evlad-ı Resulden, müşrik dedelerinin intikamını almasına işaretdır.
Ayetin sonundaki "leyensurennehullahu" beyanıyla Allah, "Peygamberin torunlarından Mehdi Resul ile muminlere nusrat edecekdir" buyurmuşlardır.
Hişam bin Muhammed, Kasım El-Mücaşf i'den: Yezid'in askerlerinden çok güzel yüzlü bir delikanlı, Kerbela'da şehid edilen zatların mübarek başlarını atına yükleyip Hz. Abbas bin Ali'nin mübarek başını da atınıngöğsüne asıp Küfe'ye geldiği zaman, o güzel yüzü simsiyah katrana döndü.

Ve bundan sonra dedi ki: "Hiçbir gecem geçmiyor ki, iki kişi gelip kollarımdan tutup beni ateşe atmış olmasıın." Ve o böylece feci bir şekilde öldü.
Abd bin Muhammed El-Kareşi, Şeyh bin Esed'den: Resulullahi (S.A.V.) rü'yamda gördüm, ba'zı insanlar sıra ile ona geliyorlardi. İki eli arasında icinde kan bulunan bir leğen vardı, her gelene o kandan sürüyordu. Sıra bana gelince, ben kendisine: Ya Resulallah! Ne süngüvurdum ne de bir ok atdım" dedim. Bana: "Hüseyn'in katlini istedin" diyerek parmağını uzatdı ve ben kör oldum.

Abd bin Muhammed El-Kareşi, Amir bin Sa'd El-Becli' den: Resulullahi {S.A.V.) rü'yamda gördüm, bana dedi ki: "Barra bin Azib'i görürsen benden selam söyle, Hüseyn'in katillerinin ateşde olduğunu söyle.

Kerbela hadisesi sebebiyle nerede ise Cenab-i Hakk bütün ehl-i Arzı azab-ı elim ta'zib edecekdi." Bu rü'yayi Berra' bin Azib'e anlatdığım zaman: "Sada-kallahu ve Resulehu, Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki: 'Her kim rü'yasında beni görürse, beni görmüş olur. Zira Şeytan benim süretimde temessül edemez.'"

Mafız ibn'il-Ahdar "Itrat-ut-Tahire" kitabında Aliyyur -Rı'zadan, babalarından, Hz. Ali (K.V.)'den:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Kızım Fatıma, kiyamet gününde imam Hüseyn'in kanlı elbiseleri üzerinde olduğu halde, melek kordonu arasında gelecek.

Arşın verasindan bir münadi şöyle nida edecek: Ya Ehlel Mevkif Gözlerinizi kapatın, Resulullahın kızı Fatıma geçecek. Herkes gözünü kapatacak, Hz. Fatıma Arş-ı A'la'da kendisine tahsis edilen makamına oturacak.

Cenab-ı Hakk: "Ey sevdiğimin sevdiği! Benden neisdiyorsun?" diye sorduğu zaman: 'Ya Rabbi! Oğullarımla katilleri arasındaki hükmünü ver."Hüküm verilecek. Cenab-ı Hakk tekrar: "Razı mısın?" diye soracak. Hz. Fatıma: "Bir arzum daha var ya Rabbi!" diyecek. "Bizim müsibetimize gözü yaşaranları bize bağışla" diyecek.

ibni Sa'd'den: Ümmü Seleme Hz. imam Hüseyn'in Şehadetini duyduğu zaman: "Allah katillerin evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun" dedikden sonra bayılıncaya kadar ağladı.
Zehri'den:
Hz. Hüseyn (R.A.)'in şehadet haberi Hasan-i Basri'ye ulaşdiği zaman o kadar ağladı ki sakaklari titremeğe başladı ve şu sözleri söyledi: "Allah, kendi Peyğamberinin oğlunu katl eden ümmeti zelil eylesin. Allah hakkı içün Hüseyn'in başı bedenine geri dönecekdir, sonra dedesi ve babası ibn-i Mercane'den intikamını alacakdır."

Hafiz Cemaleddin Ez-zerendi El-Medeni'nin "Mi'raül-vusul" adlı kitabında imam Şafii'nin bu şi'ri geçer:Meali: "Öyle acı günler ki onları düşünmek, hatırlamak sacımı, sakalımı ağartdı, uykumu bana haram kıldı.Gözüm yaşlı, gönlüm mahzun, derdim, kederim her an artmakda…..Artık uyku bana yabancı. Al-i Muhammedin ibtilasından cihan sarsıldı, nerede ise kaskatı dağlar eridi,"

"Benden Hz. Hüseyn'e bir haber götürecek yok mu? Cürümsüz bir maktül, erguvan suyu ile ıslatılmış bir gömlek… Bu ne acib bir tecellidir ki Beni Haşim'in Muhtar'ına namaz kiıar salavat getiririz, sonra evladını hunharca parçalarız..."

"Şayet Al-i Muhammedi sevmek, benim günahım ise, ben bu günahdan asla tevbe etmem. Mahşer gününde benim şefaatcilerim onlardır. İşte Şafii'yi sevmeleri de bu gunah sebebiyledir."
Sıbt İbn'il Cevzfden: Bir gün şair ibn'il-Hebariye Kerbela'dan geçerken, imam Hüseyn ve Kerbela şehidlerine ağlayarak şu şi'ri söyledi:Meali:"Ceddi hidayet ile gönderilen Hüseyn sen degil misin? Yemin ederim ki Allah bunun hesabını soracakdır.

Ah! Keşki o gün yanında olsaydım da biraz olsun yükünü kaldırmak içün, bütün gücümü son damlasına kadar sarfedebilseydim..."
Ağlayarak orada kendinden geçdi ve rü'yasında Resu-lullahı(S.A.V.) gördü ve Resulullah (S.A.V.) ona şöyle dedi: "Allah'ın hayrına mazhar olasın ve müjdeler olsun sana, Allah seni oğlum Hüseyn ile beraber cihad edenlerle müsavi kıldı."

Hafız ibn'il-Ahdar "Muallim-üI-İtrat'üt-Tahire" kitabında Aliyy-ur-Riza (R.A.)'dan dan:
Muhammed-ul-Bakır Hz.leri dedi ki: Allah rahmet eylesin, kardeşim Zeyd babama: "Ben bu zalimlere karşı çıkmak istiyorum" dedi. Babam ona: "Bunu yapma! Muhakkak seni hemen oldurürler. Sen bilmiyor musun oğlum, evlad-ı Fatıma'dan her kim Süfyanilere karşı çıkmış ise öldürüldü." Nitekim iş babamın dediği gibi oldu.

Siyer'de zikrolunduğuna göre Hz. Hasen'ın oğlu Hasen'il-Müsenna'nın oğlu Abdullah El-Mahz (R.A.) Hz. Leri zamanında Beni Haşim'in şeyhi idi.Şahsında bütün mahasini ve kemalatı cem' etmiş bir zat idi.

Nefsüzzekiyye lakabı ile ma'ruf Muhammed'in ve ibrahim'in babası idi. Emevi saltanatının zaıf düşdüğü son zamanlardı. Beni Haşim, içlerinden birine biat edip hilafeti onlardan geri almak istiyorlardı. Toplandılar. Abdullah El-Mahz'ın iki oğlu Muhammed ile ibrahim üzerinde karar verdiler. Bunun üzerine Ca'fer Sadık Hz.lerine haber gönderip çağırdılar. Abdullah El-Mahz: "O sizin bu kararınızı kabul etmez, bozar dedi.

Vaktaki imam Ca'fer-is-Sadık Hz.leri oraya geldi ve toplantilarının sebebini sordu. Durumu ona anlatdılar. Ca'fer-is-Sadık Hz.leri, Abdullah El-Mahz'a: "Ey amcam oğlu! Bu ümmetden her kim benimle istişsre ederse, ben ondan hayrı asla gizlemem, hele bu sizlerin salahınız içün olursa!.." O zaman Abdullah dedi ki: "Uzat elini de sana biat edelim."

Hz. Ca'fer (R.A.) buyurdular ki: "Vallahi o kisi ben değilim, senin iki oğlun da değil. O, sarı binişlinindir, onun sabileri ve çocukları hilafetle oyun oynar gibi oynayacaklar."

Nitekim El-Abbas El-Mansur, onun dediği gibi o zaman sarı binişli idi ve Ca'fer Sadık Hz.lerinin dediği gibi, o halife oldu ve her şey onun haber verdiği gibi tecelli etdi.

Kutb Ebu Said Hibetullah El-Nihavendi'nin "Havaic" adlı kitabın da, Ebu Basir'den:Ben, Muhammed El-Bakır Hz.leri ile Mescid-i peyğamberide idim. Mescide, Mansur ve Davud bin Süleyman girdiler. Davud, Hz. Bakırın yanına gelip oturdu. Mansur ise mescid tarafın da oturdu.

Hz. Bakır Şöyle buyurdu: "Mansur, yakında bu ümmetin emiri olacak, herkesi hükmü altına alacak, çok yaşayacak, kendisinden önce hiç kimsenin toplamadığı kadar mal mülk toplayacak."

Davud, Mansur'a gidip bunları söyleyince, Mansur kalkdı ve Hz. Bakır'ın yanına geldi ve Hz. Bakır'a: "Daha önce yanmıza gelmek istedim, fakat heybetiniz ve celalınız sebebiyle çekindim.

Davud'un söyledikleri doğru mu efendim?" dedi. Hz. Bakır: "O muhakkak olacakdır, dikkat et! Hukukumuza riayet eyle, hakıkatde mülk bizimdir ve kıyamete yakın oğullarımdan biri, bu ümmetin sahibi olacakdır." Mansur: "Evet efendim" dedi.

Hz. Bakır, Mansur'a: "Sizin mülkünüzün müddeti, Beni Ümeyye hükmünden daha uzun olacakdır, o kadar uzun olacak ki çocuklarınız mülk ile topla oynar gibi oynayacak. Bu haberler, bana babamdan emanetdir."

Mansur, hiç. Ummadığı bir anda halife olunca, Hz. Bakır'ın verdiği haberin tahakkukundan hayret içinde kaldı.
Medaim, Cabir bin Abdullah (R.A.) Hz.lerinden: Bir gün bulunduğumuz yere imam Hüseyn'in oğlu Ali'nin oğlu Ebu Ca'fer Muhammed geldi. O küçük bir çocuk idi. Ona dedim ki: "Deden Resulullah (S.A.V.) sana selam söyledi." Oradakiler: "Bu nasıl olur?" diye sordular.

Ben: "Bir gün Resulullahın yanında idim. İmam Hüseyn kucagımda oturur, Resulullah (S.A.V.) onu öpüp kokluyordu. Bana döndü ve şöyle söyledi:
Ya Cabir! Bu çocuğun Ali isminde bir oğlu dünyaya gelecek. O öyle bir zat ki, kıyamet gününde bir münadi onun hakkında şöyle nida edecek: 'Zeynel-Abidin kalksin.' Ve o kalkacak. Onun Muhammed isminde bir oğlu olacak. Ömrün ona ulaşıp onu gördüğün zaman, benden ona selam söyle.'"