YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 
Üç: Zemzem kuyusunu temizletdikden sonra ona Sıkayetel Haccı ismini verdi. Cenab-i Hakk da Kitab-i Keriminde şöyle buyurdu:
"ecealtüm sikayetelhacci..." (Tevbe: 19) (Meali daha önce geçdi.)

Dört: Diyet olarak yüz deve usülünü koydu. Allah da bunu islamda icra etdi.
Beş: Kureyş'de, tavafda aded yokdu. Abdul-Muttalib yedi savt usüliünü koydu. Allah, islamda bunu icra etdi."
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: 'Ya Ali! Abdul-Muttalib fal okları ile amel etmiyordu, putlara tapmiyordu ve putlara kesilen kurbanların etini yemiyordu. O, Hz. İbrahim'in dininde idi.

"ve men ahsenu diynen mimmen esleme vechehu lillahi ve huve muhsinun..."(Nisa: 125} (Meali: Muhsin olduğu halde, hoş amelde bulunarak yüzünü Allah'a teslim eden, çeviren ve o tertemiz olan ibrahim milletine uyan kimseden, dinen daha güzel kim olabilir.)
Hz.Ali(K.V.}'den: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Sizi Havz-i Kevser'e götüren benim ve sen ya Ali, Havz'ın amirisin, sakileri de Hasen ve Hüseyn'dir."


İmam Aliyyur-Rıza Hz.lerinden:


Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Benden bir parça Horasan'da defn edilecek. Hiçbir dert ve sıkıntıda olan yokdur ki onu ziyaret etsin de onun sıkıntısı giderilmesin.
Yine hiçbir günahkâr yokdur ki onu ziyaret etsin de Allah'ım mağfiretine mazhar olmasın."
Hz. Fatıma(A.S.):

Babam Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:"Her çocuğun nesebi babasına bağlıdır. Fatıma'nın çuklarının asebesi ve velisi benim."
Üsame bin Zeyd (R.A.) Hz.lerinden, babasından: "Hz. Ali, Hz. Ca'fer ve Zeyd bin Harise beraber oldukları bir yerde, Cenab-i Peyğamber (S.A.V.) Hz. Ali'ye şöyle hitab etdi: Ya Ali, sen benim damadımsın, çocuklarımın babasısın, sen bendensin, ben sendenim."

Asım bin Zamre, Hubeyre ve Amr bin Vasile'den: Hz. Ali (K.V.) Şura gününde şöyle buyurdu: "Allah'a kasem ederim, onlara öyle hüccetler söyleyeceğim ki ne Kureyşileri ne Arabileri ve ne de a'cemileri sözlerimi reddetmeye güçleri yetmeyecek." Sonra onlara öyle hasletler söyledi ki hepsini tasdik etdiler. Son olarak da onlara şunları söyledi:

"Allah hakki içünsöyleyiniz, aramızda Resulullaha benden daha yakin kimse varmıdır ve icinizde Allah Peyğamberinin kendi nefsini onun nefsi, iki çocuğunu onun çocuğu ve kadınlarını onun kadınları kıldığı benden başka kimse varmı?" "Hayır" dediler.
Ve yine dedi ki: "Allah hakkıiçün söyleyiniz, icinizde Resulullahın kendisine 'Sen çocuklarımın babasısın' dediği benden başka kimse varmı?" "Hayır" dediler.

Cabir(R.A.)'den:


Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Allah (c.c.) her peyğamberin zürriyyetini kendi sulbünde, benim zürriyyetimi Ali'nin sulbünde bırakdı."
Cabir (R.A.)'den:
Ben ve Abbas Resulullahin huzurunda otururken Ali (K.V.) geldi, selam verdi. Peyğamber (S.A.V.) selamına mukabele etdi ve ayağa kalkdı, Ali'yi kucakladı, alnından öpdü ve sağ tarafına oturtdu. Bunun üzerine Hz. Abbas: 'Ya Resulallah! Ali'yi çok mu seviyorsun?" dedi.

Resulullah (S.A.V.) Hz. Abbas'a şöyle cevab verdiler: "Ey amcam! Vallahi Allah onu benim sevdiğimden çok sever."
Abdullah bin Ca'fer (R.A.) Hz.lerinden:

"Babamın şehadetinden üç gün sonra Resulullah (S.A.V.) bizi cağırdı. Hepimizin başları traş edildi ve kardeşim Muhammed içün: "O, amcamız Ebu Talib'e benzer, Abdullah ise hulken ve hilkaten bana benzer" dediler ve daha sonra elimi tutarak şöyle dua etdiler:
"Allahim! Ehlini, amcam Ca'fer'e halef kıl, Abdullah'ı da her hususda muvaffak kıl, hayr u bereket ihsan et." Bu dualarını üç defa tekrar etdiler ve: "Ben dünya ve ahiretde onların velisiyim" dediler.

Hz, Ali, İbni Mes'ud, Ebu Rafi' ve ibni Abbas'dan:Hz. Ali bir gün nasın kendisine olan hasedini, üzgün bir hal ile Resulullaha arzedince, Resulullah (S.A.V.) şu sözleriyle ona ikram buyurdu:

"Ya Ali! Mahzun olma. Cennete ilk girecek dörtden biri olmak seni hoşnud ve razı eder mi? Ben, sen, Hasen ve Hüseyn ve bizim arkamızda zürriyyetimiz ve zevcelerimiz, sağımızda ve solumuzda bizi sevenler ve bize tabi' olanlar. Nasil, bu seni memnun etmez mi?"

Resulullah bu beyandan sonra şu ayet-i kerimeyi okudular:"Velleziyne amenu vettebeathüm zürriyyetühüm biimanin elhakna bihim zürriyyetehüm vema eletnahüm min amelihim min Şey'in..." (Tur: 21) (Meali geçdi.)

Said bin Cübeyr (R.A,) Hz.lerinden:Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:"Bir mü'min Cennete girer ve sorar, babam nerede, annem, oğlum ve zevcem nerede? Ona şöyle denir: Onların ameli senin gibi değil, senin yapdıklarını yapmadılar.Şöyle cevab verir: Ben yapdıklarımı hem kendim için hem onlar için yapdım.

Bundan sonra onun ehline Cennete giriniz denilecek" buyurdukdan sonra şu ayeti tilavet buyurdular:"Cennatu adnin yedhuluneha ve men salaha min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim..." (Ra'd: 23) (Meali: Onlar Adn Cennetlerine gireceklerdir. Hatta ecdadından, zevceleri ve zürriyyetlerinden salih olanlar da beraberlerinde bulunacaklar.)

Rafi' diyor ki: Bu herhangi bir mü'min için böyle olursa, ya Resulullahın zürriyyeti ve yakınları için nasıl olur!..
ibni Abbas (R.A.) Hz.lerinden:

Şu ayet nazıl olduğu zaman: "innelleziyne amenü ve amilussalihati ulaike hüm hayrülberiyyeti" (Beyyine: 7) (Meali: Haberiniz olsun ki Hakka vahid olanlar, onun Resulünü tasdik edenler ve a'mal-i salihada bulunanlar, işte onlar mahlükatın en hayırlılarıdır.)
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

"Ya Ali! Buradaki "Hayrül beriyye" sen ve sana tabi' olanlardır. Kıyamet gününde sen ve etbaın, razı olmuş ve razı olunmuş olarak geleceksiniz.
Senin düşmanların ise, gadaba uğramış mey'us bir çehre ile gelecekler."
Hz. Ali: "Ya Resulullah! Benim düşmanlarım kimdir?" diye sordu.

Resulullah (S.A.V.): "Senden ayrılıp sana lanet edenler" buyurdular.
İmam Hüseyn (R.A.)'den:Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Ehl-i Beytimin muhabbetine sımsıkı sarılınız. Zira bizi severek Allah'a mülaki olan, bizim şefaatimizle Cennete girer."


Hz.Ali(K.V.)şöyle buyurdular:

"Al-i Ha Mim olan bizler hakkında, Allah öyle bir ayet indirdi ki onu hifzedip ona gönül verenler hakiki mü'minlerdir." Ve sonra şu ayet-i kerimeyi okudu:
"Kul la es'elüküm aleyhi ecren illelmeveddete fiylkurba" (Şura: 23) (Meali onceden yazildi.)
İmam-i Ali'nin oğlu Muhammed bin Elhanefiyye Hz. şu ayet hakkında:

"innelleziyne amenu ve amilussalihati seyec'alü lehümürrahmanü vüdden" (Meryem: 96) (Meali:
O iman edip, salih amel işleyenler yok mu! Rahman olan Allah, onlar için bir sevgi, bir meveddet verecek, onları sevdirecek.) şöyle buyurdular:
"Kalbinde Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi olmayan hiçbir mü'min kalmayacak."

Hz. Ali (R.A.)'dan:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:
"Çocuklarınızı üç haslet üzerine terbiye ediniz: Peyğamberi sevmeyi, Peyğamberin Ehl-i Beytini sevmeyi ve Kur'an okumayı ögretiniz.
Zira hamele-i Kur'an, Rahmanın gölgesinden başka gölgesi olmayan kıyamet gününde Enbiya ve Asfiya ile Allah'ın gölgesinde gölgelenecekdir."
Tirmizi'de, Abdul Muttalib bin Rabia'dan: Bir gün Hz. Abbas bin Abdul Muttalib Resulullahın huzuruna kızğın bir halde geldi. Resulullah (S.A.V.): "Seni kızdıran nedir?" diye sordu.

Hz. Abbas: 'Ya Resulallah! Bize karşı neyi var bu Kureyş'in, bizden ne isterler! Kendi aralarında buluşduklarında yüzleri ferahdir, bizi görduklerinde yüzleri değişir, sıkılırlar."
Resulullah Hz.leri bunu duyunca celallendı, mübarek yüzleri kızardı ve şöyle buyurdu: "Nefsim, yed-i kudretinde olan Allahıma kasem ederim ki Allah'ın ve sevgisi ile sizleri sevmedikçe hiç kimsenin kalbineiman girmez.

Ey nas! Amcama kim eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur, çünki amca baba hükmündedir."
Ebu Hureyre ve Ammar bin Yasir (R.A.) Hz.lerinden:
Ebu Leheb'in Müslüman olan kızı Hz. Düre, Medine' ye hicret edip geldiği zaman, Beni Zureyk kadınları kendisine: "Sen Allah'ın Kur'an'da (Tebbet yeda ebi lehebin ve teb) dedigi Ebu Leheb'in kızı değil misin? Senin hicretin sana fayda vermez" dediler.
Bu sözlere çok üzülen Hz. Dürre Peyğambere gelip hadiseyi anlatdı.

Resulullah (S.A.V.) öğle namazini kıldırdıktan sonra minberden cemaate şöyle hitab etdi:
"Ne oluyor size! Ehlimle bana eziyet ediyorsunuz. Şunu çok iyi bilin ki Allah'a yemin ederim benim akrabam Yemen'in Sada, Hakma ve Selemna kabilelerinde bile olsa, Kıyamet gününde şefaatım onlara erişecekdir.

Her kim akrabama eziyet ederse bana eziyet etmiş olur, bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur."
Amr bin Şas El-Eslemi dedi ki:
Hz. Ali ile beraber Yemen'e sefer etdik. Bu seferde Ali benden muşteki oldu. Medme'ye gelince mescidde omın şikâyetini anlatiyordum. Resulullah (S.A.V.) sözlerimi duydu ve bana şöyle dedi:

"Ya Amr! Sen bana eziyet etdin." Ben: "HaŞa! Size eziyet etmekden Allah'a sığınırım " dedim.
Resulullah (S.A.V.) bana şöyle cevab verdi: "Ali'ye eziyet eden bana eziyet etmiş olur, Ali'yi seven beni sevmiş olur, Ali'ye buğz eden bana buğz etmiş olur, bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur."

Selman-i Farisi (R.A.) Hz.lerinden: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Hiç kimse Ehl-i Beytimi sevmeden iman etmiş olmaz."
ibrahim bin şeybetil Ensari (R.A.) Hz.lerinden:
Bir gün Usbuğ bin Nubate Hz.lerinin yaninda oturuyordum. Bana, "Ali bin Ebi Talib'in bildirdiği bir şeyi sana bildireyim mi?" dedi ve bir kağit cıkardı. Kâğıdın üzerinde şunlar yazili idi:

"Bismillahirrahmanirrahim. Bu Muhammed (S.A.V.)' in Ehl-i Beytine ve ümmetine vasiyyetidir:
Ehl-i Beytime Allah'a takva ve taati vasiyet etdim. Ümmetime ise, Ehl-i Beytime sımsıkı sarılmayi vasiyet etdim. Kıyamet gününde Ehl-i Beytim benim himayemde, Ehl-i Beytimi sevenler ve onlara tabi' olanlar ise, benim ve Ehl-i Beytimin himayesindedir.
Ehl-i Beytim sizi asla dalalet kapısına sokmaz ve hidayet kapısından cıkarmaz."
Molla "Siret'inde:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Her devirde ümmetime, Ehl-i Beytimden adil bir zat gelecek, bu dini tahrif edenlerin tahrifatnı, ehl-i batılın butlarını ve cahillerin te'vilini kaldıracakdır.
Çok iyi biliniz ki bizi Allah'a göturecek olan, sizin imamlarınızdır. Onun icçün imamlarınızı çok dikkatle secin."
ibn-i Sa'd ve Molla "Sirefinde:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

"Ehl-i Beytime sımsıkı sarılmanızı size vasiyet ediyorum. Yarın ahiretde bunu size soracağım.
Dünyada her kim onlara hasim olursa, ahiretde onun hasmı benim. Ben de her kimin hasmi olursam, o felah-i ebediden mahrum olur.

Her kim de benim ve Ehl-i Beytimin hukukunu korur, Canab-ı hakk'dan felah-i ebediye kavuşmak hususunda ahd u aman almış olur.
Ben ve Ehl-i Beytim, Cennetde bir ağacız, dalları dünyada. Allah'a kavuşmak isteyen bu dallardan birine tutun sun."
Ahmed "Menakıb"da:

Resulullah (S.A.V.) bir gün Hz. Ali'nin bir mes'ele hakkındaki hükmünü duyunca, çok memnun oldu ve şöyle dedi:
"Allah'a hamd ederim ki biz Ehl-i Beyt'e hikmeti vermişdir.
Ebu Said-il-Hudri (R.A.) Hz.lerinden:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:
"Ehl-i Beytim benim sır sandığımdır. Ensar ise dostlarımdır, onların hatalarını hoşgörün, ihsanlarını kabul edin."
Ebuttufayl Amir bin Vasile'den (ittifak ile en son vefa eden sahabi):
İmam Hüseyn'in oğlu Aliyyus-Seccad Hz.leri şu ayeti okuduğu zaman:

"Ya eyyühelleziyne ameüttekullahe ve kunu maassadıkıyn"(Tevbe:
119) (Meali: Ey inananlar! İmanınızın iktizasi Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınınız, ferah zamanlarınızda da sıkıntılı anlarınızdada sadıklarla, ya'ni Resulullaha hakkıyle tabi' olanlarla beraber olunuz.)

Şu sözleri söylediler: "Ya Rabbi! Beni bu sadıkların zümresine yükselt, öyle azim ve irade ihsan et ki havatır-ı dünya, kalbimden tecerrüd etsin" dedikden sonra dünya mihnetlerini anlatmaya başladı.
"Ümmet-i Muhammedin şecere-i nebeviyyeden ayrıldıktan sonra, nasıl tefrıkaya düşüp taifelere ayrıldığını beyan etdi ve şöyle dedi:"Bir kısmı bizim hukukumuza riayet etmedi, kıymetimizi bilmedi.

Kur'an'ın müteşabih ayetlerini kabul etmeyip kendi hevalarına göre te'vile başladılar. Haberin doğrusuna karşı çıkdılar, ülema-i muhakkikini ayakaltına aldılar, a'layi edna kıldılar. Dinleri tefrıka ve nifak oldu, birbirlerini tekfir etdiler, inkâr etdiler. Cenab-i Hakk ise şöyle buyuruyor:
"Ve la tekünü kelleziyne teferrakü vahtelefü min ba'di ma caehümürbeyyinat..."

(Ali imran: 105] (Meali: Kendilerine beyyineler geldikden sonra uyanmayip ayrılık çıkaran ve ihtilafa düşen o şakiler gibi olmayın. O ayrılık çıkaranlar yok mu, onlara büyük bir azab vardır.)

Şu muhakkakdır ki hidayet ve te'vil-i hikmet ancak Allah'ın kullarını başıboş bırakmayıp, kopkoyu karanlıkları aydınlatan ve nasa hüccet olarak gönderilen hidayet imamlarına mahsusdur.

Siz onları nasıl tanır ve nasil bulabilirsiniz? Onlar, o seçilmiş nadir kimselerdir ki şecere-i mubarekenin dallarıdır. Allah onları her türlü rics'den temizlemiş ve noksanlardan beri kılmışdır.

Allah, kitabında onların meveddetini farz kılmışdır. Onlar, urve-i vüskadır (sağlam kulp), takva madenidir, kâinatın en hayırhları ve en sağlam ipleridir."
İmam Ahmed bin Hanbel Hz.leri şöyle diyor: "Cenab-ı Hakk, Hz. Ali'ye ihsan etdiği faziletler gibi hiçbir sahabeye vermemişdir."
Hafiz bin Hicr "Savaik" namındaki kitabinda şöyle diyor:

Ahmed, İsmail El-Kadi, Nesai ve Ebu Ali El-Nişaburi ittifak ile şöyle söylemişler:
"Sağlam senedlerle Hz. Ali hakkında gelen hadisler kadar, hiçbir sahabi hakkında hadis gelmemişdir."
Hafir bin Hicr'den:

Emeviler zamanında Beni Ümeyye, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt düşmanlığını o kadar azıttı ki, minberlerde ve her yerde, her fırsatda Hz. Ali ve evladına sebbediliyordu.
Onların faziletlerini zikredenlerden ikrah ediliyor ve "Rafizi" damgası vuruluyordu ve eziyet ediliyordu. "Sünen" sahibi meşhur muhaddis imam Abdurrahman Nesa'i'ye olduğu gibi...

Şöyle ki: Nesa'i şam'a geldiğinde "El-Hasais fi fadli Ali" kitabını yazdı. Bazi kimselerin bu hoşuna gitmedi ve ona şöyle dediler:
"Ali'nin faziletlerini yazacağına diğer halifelerinkini nigin yazmadın?" Nesa'i şöyle cevab verdi: "Ehl-i şami, Ali hakkında hakikatlerden çok uzaklaşmış gördüm. Belki Allah bununla onları hidayete erdirir diye yazdım."

Bunun üzerine ehl-i şam onu önce mescidden, sonra şam'dan döverek ve söverek sürdüler. O kadar dövdüler ki Mekke'ye varır varmaz Hicri 303 tarihinde Hakkın rahmetine kavuşdu.
Beyhaki'den:

İmam Şafii'nin dostlarından Rebi' bin Süleyman dedi ki: İmam Şafii'ye dostları Şöyle dertyandılar: "Ba'zi kimseler Ehl-i Beytin menkibelerini ve faziletlerini dinlemeye tahammül edemiyorlar, herhangi birirnizin Ehl-i Beyt'den bahsetdiğimizi görseler, bu rafizidir deyip arkalarını dönüyorlar, duymamazlıkdan geliyorlar."

Bunun üzerine imam-i Şafii Şu Şiir ile cevab verdiler. Şiirin Türkçe ma'nası:Eğer bir meclisde Aliyyül Mürteza, Fatımetüzzehra ve Haseneyn zikredilse
Onların ba'zıları duymamazlıkdan gelip boş sözlere Dalarlar Ali ve evladları zikredildiğinde anlamamazlıkdan gelip masallar anlatırlar.
Ey millet, bunları dinlemekden vazgeçin, bunlar rafızi sözleridir derler Ben, Fatıma'yı sevmeyi rafızilik diye vasfeden bir
gürühdan Müheymine sığınırım.

Allah'ın salat u selamı Resulüne ve Aline, la'neti de bu cahil kavme olsun.
İmam Şafii sözüne şöyle devam etdi:"Bana rafizi misin dediler, ben de; rafizilik asla benim ne dinim ne de itikadim olmadı. Ben şeksiz şüphesiz imamların ve hadilerin en hayırlısına dost oldum ve tabi' oldum."

Hüseyn bin Ali Hz.lerinden:"Bizim hakkımızda gözünde bir damla yaş olanı Cenab-ı Hakk Cennete sevkeder."İmam Zeynel-abidin Hz.lerinden:
"Her kim ki bizi sever, yerin altında da olsa Allah ona ikram eder."

İmam Zeynel-abidin (A.S.)'den:"Bize dost olan, ceddim Resulullah (S.A.V.) Hz.lerine dost olmuş olur, bize düşman olan da ona düşman olmuş olur."
İmam Hasen'in torunu Abdullah Hz.lerinden: "Bizi seveni seven de bizdendir, bize buğz edeni seven ise bizden değildir."
Yahya bin Zeyd bin imam Zeynel-abidin bin imam Hüseyn Hz.lerinden:

"Allah düşmanlarımızdan bizim hakkımızı almcaya kadar bizimle beraber cihad edenler ve bizden zulmü defedenler, bizdendir."
Ebu Said El-Hudri (R.A.)'den: imam Hasen'den şöyle duydum:
"Her kim biz Ehl-i Beyti severse, rüzgârın ağacın yapraklarını düşürdüğü gibi günahları düşer."

Hafız Zerendiden:İmam Huseyn'in oğlu İmam Zeynel-abidin hasta iken kendisini bir grup sahabi ziyarete geldiğinde onlara şöyle söyledi:
"Her kim bizi Allah içün severse Cenab-ı Hakk onu gölgesi olmayan kiyamet gününde kendi gölgesinde gölgelendirecekdir."
Ebu Said-il-Hudri'den (Taberani): Resulullah (S.A.V.) şöylebuyurdu:

"Ya Ali! Kıyamet gününde, elindeki Cennet asasiye münafıkları Havz-ı Kevser'den uzaklaşdıracaksın."
Ahmed Nesai'den "Menakıb"da Ebu Said-il-Hudri diyor ki: Cenab-ı Hakk tarafından Ali'ye üçşey verilmişdir ki onlardan birtanesi bana verilseydi benim içün dünya vc içindekilerden daha sevgili olurdu.

Bunlardan bir tanesi: Ali hesab günü bitinceye kadar Allah'ın iki eli arasındadır.
İkincisi: Livaul-hamd onun elindedir, Adem ve Ademin said evlatları onun altındadır.
Üçüncüsü: Havz-ı Kevser'in başında şarab-ı Kevseri sunanodur."

Ebu Hüreyre (R.A.) ve Hz. Cabir'den (Taberani: "Evsat da):
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Ali bin Ebi Talib kıyamet günü şefaat havızımın sahibidir."

Ahmed Nesai'den:Hz. Ali şöyle buyurdu:"Biz o necibleriz ki, vazifemiz Enbiyanın vazifesi gibidir, insanları hidayete erdiren imamlarız. Yolumuz Hakkın yoludur, Hakkın hizbidir. Fie-i bağiye ise şeytanın hizbidir. Bizi dişmanlarımızla bir tutan bizden değildir."

ibni Abbas'ın talebelerinden Ata bin Ebi Rabah'dan: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Ey Abdul-Muttalib oğulları! Ben Rabbimden sizin içün üç şey istedim:
Hak yolunda olanlanlarınızı sabit kılsın, dalaletde olannıza hidayet etsin ve cahilerinizi de ilim nuru ile nurlandırsın. Yine Rabbimden sizleri kerim, rahim ve necib kılmasını istedim."

Hz. Aişe (R.A.)'den:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:"Şu altı kişiye lanet etdim, Allah da onlara lanet etdi ve Allah'ın peyğamberleri de onlara lanet etdi:
Allah'ın kitabında olmayanları kitabdanmış gibi gösterenler, Allah'ın kaza ve kaderini yalan sayanlar, Allah'ın aziz kıldığını zelil, zelil kıldığını da aziz kılmak içün ümmetin üzerine baskı yapan zorbalar, Allah'ın haram kıldığını helal kılanlar.

Ehl-i Beytim hakkında Allah'ın yapılmasını haram kıldığı şeyi helal kilanlar ve sünnetimi terk edenler."
Muhammed bin Ali'nin oğulları Ubeydullah ve Ömerr Hz.leri babalarından ve dedelerinden:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

"Her kim Ehl-i Beytim sebebiyle bana eziyet ederse Allah ona lanet etsin."
Taberani, imam Musa Riza'nın oğlu Ali Hz.lerinden:

Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Ehl-i Beytime zulm edenlere, Ehl-i Beytimle harb edenlere, Ehl-i Beytimin düşmanlarına yârdım edenlere ve Ehl-i Beytime sövenlere Allah Cenneti haram kıldı."
ibn-i Mes'ud (R.A.) Hz.lerinden:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"isra gecesi Cehennemin kapısında şu yazıları gördüm: islama nazar-ı hakaretle bakanları Allah zelil etsin. Allah'ın Peyğamberinin Ehl-i Beytini hakir görüp eziyet edenleri Allah zelil etsin. Mazlumların aleyhine, zalimlere yârdım edenleri Allah zelil etsin."
Ebu Ca'fer-il-Bakır (A.S.) Hz.lerinden, babasıdan ve dedesinden:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

"Her kim Hakka vasıl olmak içün beni vesile kabul eder ve kıyamet günuüde benim şefaat elimi tutmak isterse, Ehl-i Beytime sarılsın ve onları memnun etsin."
Hz. Ali (K.V.)'den:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:"Her kim Ehl-i Beytimden birine bir yardımda bulunursa, kıyamet gününde onun mukafatını bizzat ben verecegim."
Hz. Osman'ın oğlu Eban'dan:Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki:

"Abdul-Muttalib evladından birine bir yardımda bulunup da dünyada mükâfatını almayana, yarın kıyamet gününde benimle buluşduğu zaman ben ödeyeceğim."
Aliyy-ur Rıza Hz.lerinden, dedeleri Hz. Ali'den:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:"Dört kişi vardır ki kıyamet günü onlara bizzat şefaat edeceğim: Zürriyyetime ikram eden, sıkıntılarını gideren, gerekdiği zaman yardımlarına koşan ve kalbi ile dili ile onları seven."
"Cem'ul Fevaid"de Esma bint Amis Hz.lerinden:

Resulullah (S.A.V.) bir gün ikindi namazını Sahba'da kıldılar. Hz. Ali'yi bir iş için bir yere göndermişdi, döndüğü zaman ikindi namazı kılınmışdı.
Vahy tecellisi alametleri belirdi, Cenab-ı Peyğamber istiğrak halinde mübarek başlarını Hz. Ali'nin kucağına koydular.
Vahyin tecellisi tamam oluncaya kadar öylece kaldılar. Başlarını kaldırdıkları zaman güneş ğurub etmiidi. Hz. Ali'ye ikindi namazını kılıp kılmadığını sordular. Hz. ALi: "Hayır ya Resulallah!" cevabını verince Cenab-ı Peyğamber şöyle dua etdiler:

"Allahım! Kulun Ali, Peyğamberin içün nefsini habsetdi, o senin taatında idi ve Resulunün taabnda idi, guneşi geri cevir ki namazını kılsın" der demez güneş yükseldi ve göründü.
Hz. Ali namazını kılar kılmaz sür'atle tekrar ğurub etdi ve sonra akşam namazı kılındı.
Bu olaya "Redd-i şems" olayı denir. Hayber'de, Sahba'da vuku' bulan bu hadise hakkında pek çok hadis güvenilir kaynaklardan rivayet edilmişdir. Mesela bazıları şunlardır:

ibn-il-Muğazili, Hameveyni, Muvaffak Havarezmi, "Ki-lab-ul-irşad", İmam Bakır Hz., Tahtavi "Şifa"da, "Savaik-ı Muhvika"da vs.
Güneş ğurub etdikden sonra Peyğamber (S.A.V.)'in şairi Hassan bin Sabit, su ma'nada bir şiir söyledi:
Ey kavm! Ali gibi kim olabilir!
Güneş batdıkdan sonra onun içün geri döndü,

Allah'ın Resulunün hem kardeşi hem damadı,
Kardeşlik hiç arkadaşlıkla bir olur mu?
Sıbt-ıl-Cevzi "Riyadul ifham"mda dedi ki:

Irak meşayihinden bir grup bana gelip şu acib hikâyeyi anlatdılar:

Bağdad'da her ikindiden sonra va'z eden Ebu Mansüril-Muzaffer bin Erdeşir-il-Abadi, bir va'zi esnasında "Redd-i Şems" hadisesini zikredip, Ehl-i Beytin faziletlerini anlatirken güneş gurub edip hava karannca, başını kalırıp şu sözleri söyluyor:
"Ey güneş gurub etme, gurub etme dur.

Al-i Mustafa'yi medh u senam bitmedi, onları medh u senalarını arzu ediyorsan dizginlerini gevşet.
Allah içün dur, Allah'ın atlılları ve yayaları içün dur!" Bunun uzerine güneş birdenbire göründü.
Bu konu Seyyid EŞ-Şerif Nureddin Ali Es-Semhudi El-Misri'nin "Cevahirul Akdeyn" isimli kitabında geçer.

"Savaik" sahibi ikinci fasılda Hz. Ali (K.V.)'nin meşhür ve sayısız faziletleri hakkında Ahmed bin Hanbel'in şu sözlerini naklediyor:
"Allah ve Resulü tarafından Hz. Ali'ye verilen faziletler gibisi hiç kimseye nasib olmamışdır."
İsmail Kadi, Nesa'I ve Ebü Ali El-Nişaburi ittifakla şöyle dediler:

"Hz. Ali (K.V.) hakkında sened-i sahih ile gelen hadisler kadar, hiçbir sahabi hakkında hadis gelmedi. Hz. Ali on yaşında Müslüman oldu. ibni Abbas, Enes, Zeyd bin Erkam, Selman-i Farisi ittifak ile 'ilk Müslüman olan Ali'dir' dediler."

Ebü Ya'la, Hz. Ali (K.V.)'den:
"Resulullah (S.A.V.) nübüvvetini pazartesi günüi'lan etdi, ben Salı günü Müslüman oldum."
ibni Sa'd bin El-Hasen'den:

Hz. Ali (K.V.) çocukluğunda asla putlara tapmadı. Onun içün kendisine Kerremallahu Vechehu denildi.
O her zaman Peyğamberle beraberdi. Sadece Resulullah (S.A.V.) Medine'ye hicret etdikleri zaman, Hz. Ali'ye birkraç gün Mekke'de kalıp emanetlerini yerine getirmesini ve ehlini Medine'ye götürmesini emretdiler.

Bir defasında da "Tebük" gazvesinde onu Medine'de kaymakam birakdılar.
Hz. Ali: "Ya Resulallah! Beni kadinlarla ve çocuklarla mı birakiyorsun?" dediğinde, Cenab-ı Peyğamber: "Sen bana Musa'nınHarun'u gibisin, Medine'yi senden ve benden başka hiç kimse koruyamaz" buyurdular.

Hz. Ali'nin Resulullah (S.A.V.) ile birlikde hususi halleri pek çokdur. Uhud harbinde Peyğamberi müdafaa ederken on altı yerinden yaralandı. Pek çok defa Hz. Peyğamber kendisine Liva'ul-hamd'i teslim etdi. Bahusus Hayber günü fetih ona müyesser oldu.

"Sahihayn"de zikredildiği gibi Hayber kalesinin kapısını yere atdı, o kapıya yerinden ancak kirk kişi taşiyabildi.
Şeyhan'dan (Sahl bin Sa'd bin Ebl Vakkas), Tabarani'den (ibni Ömer ve ibni Ebi Leyla), Umran bin Haşim ve El-Bezzar'dan (ibni Abbas), hepsi ittifak ile şu hadisi rivayet etdiler:
Resulullah (S.A.V.) Hayber günü şöyle buyurdu:

"Yarın sancağımı öyle bir erkeğe teslim edeceğim ki fethi Allah onun eli ile müyesser kılacak. O, Allah'ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever."
O gece insanlar, hep bu zatın kim olduğunu merak etliler ve hep bunu konuşdular. Ertesi günün sabahı, ashab-ı kiram, bu şerefli vazifenin kendilerine verilmesini ümid ederek, Resulullah (S.A.V.)'ın yanına koşdular.

Resulullah (S.A.V.) "Ali nerede?" diye sordu. Kendisine Ali'nin gözü çok ağrıyor denildi. "Onu bana çağırın" dedi. Hz. Ali geldiği zaman Resulullah (S.A.V.) mübarek tukürüğünü Ali'nin gözüne sürdü ve dua etdi. Hz. Ali'nin ağrısı derhal kesildi. Resulullah (S.A.V.) sancağı Ali'ye teslim etdi ve Hayber fethedildi.
Tirmizi, ibni Ömer (R.A.)'den:

Resulullah (S.A.V.) ashabı birbirine kardeş yapdı. Hz. Ali gözleri yaşlı olarak Peyğambere geldi ve şöyle dedi: "Ya Resulallah! Sen ashabını birbirine kardeş yapmışsın, beni kimseye kardeş yapmadınız!"
Resulullah (S.A.V.) ona: "Ya Ali! Dünyada ve ahiretde sen benim kardeşimsin" dedi.


Müslim,Hz. Ali (K.V.)'den:


Tohumu halk eden ve rüzgârı yaradan Allah'a yemin ederim ki, ümmi olan Peyğamber bana şu ahdı verdi: "Ancak seni seven mü'mindir, seni sevmeyen ise münafıkdır."
Hâkim, Hz. Ali (K.V.)'den:
Resulullah (S.A.V.) beni, makam-ı kazada kendisini temsil etmek üzere Yemen'e gönderdi. Ben kendilerine "Ya Resulallah! Ben çok gencim, nasıl hükm ü kaza ederim bilmiyorum" dediğim zaman,

elini gögsüme vurdu, sonra şöyle dua buyurdu: "Allahım! Ali'nın kalbine hidayet et, lisanını tesbitet."
Bundan sonra ben, tohumu yaradan Allah'a yemin' ederim ki, iki kişi arasında verdiğim hiçbir hükümde asla şüpheye düşmedim.
ibni Sa'd, Hz. All (K.V.)'den:
Hz. Ali'ye soruldu: "Niçin sizin hakkmızdaki hadisler, Peyğamberin ashabı hakkındaki hadislerden çok fazla?"
Hz. Ali: "Ben sorduğum zaman, Peyğamber (S.A.V.) cevab verirler, ben susduğum zaman da kendileri benimle konuşurlardi" dedi.
Taberani ve Hâkim, Ümmü Seleme (R.A.)'den: "Resulullah (S.A.V.) celallendıklerı zaman, Hz. Ali'denbaşka hiç kimse kendileri ile konuşmağa cesaret edemezlerdi."

Ebu Ya'la, Hz. Aise (R.A.)'den:
Peyğamberi (S.A.V.) bir gün gördum ki, Ali'yi tutmuş ve ona şunları söylüyordu: 'Ya ebel-vahid eş-şehid, ya ebel-vahid eş-Şehid!"
Taberani ve Ebu Ya'la, çok güvenilir kaynaklardan: Resulullah (S.A.V.) bir gün Hz. Ali'ye: "Evvelkilerin en şakısı kimdir?" diye sordu.

Hz. Ali: "Salih'in nakasını ayaklarından biçen." Resulullah (S.A.V.) "Doğrudur" buyurdukdan sonra: "Sonrakilerin en şakısı kimdir?" diye sorduğunda, Hz. Ali: "Allah ve Resulubilir" dedi.

Resulullah (S.A.V.) imam Ali'nin başini ve sakalını işaret ederek "Buraya vurup şurasını kana bulayan" buyurdular.
Hz. Ali ehl-i Irak'dan sıkıldığı zaman şöyle söyledile; gönlüm ister ki artık şu en şakiniz çıksa da," eliyle sakalını ve başını işaret ederek, "şurasını yararak şurasını kana bulasa."

ibni Selam, Hz. Ali Irak'a gideceği zaman ona dedi ki: "Irak'a gitme, korkarım sana kılıcın ucu dokunur." Hz, Ali cevaben: "Allah'a yemin ederim ki Resulullah bu haberi banaverdi" dedi.
Ebul-esved-id Dueli'den:
"Hz. Ali'den başka kendi katlini haber veren kimse görmedim."

Ebu Said-il Hudri'den:
Bazi insanlar Hz. Ali'den şikâyet etdiler. Bunun üzerine Resulullah (S.A.V.) bir hütbe irad buyurdular ve şöyle dediler:
"Ali'den Şikâyet etmeyin. Allah'a yemin ederim ki o, Allah'ın zatı hususunda ve Allah yolunda son derece haşin'dir ve musamahası yokdur."

Tirmizi ve Hâkim, Umran bin Hasin'den: Resulullah (S.A.V.) nasa hitaben: "Ali'den ne istiyorsu nuz?" dedi ve bunu üç defatekrarladıkdan sonra, "Ali bendendir, ben Ali'denim, o benden sonra her mü'minin velisidir" buyurdular.
Şeyhan, Sehl bin Sa'dan'dan:

Resulullah (S.A.V.) Hz. Ali'yi mescidde uzanmış olarak gördii. Ridası üzerinden kaymış ve yüzüne toprak bulaşmışdır.
Resulullah (S.A.V.) yüzündeki toprağı sildi ve ona"KumyaEbetturab!" (Kalkey toprak babası!) dedi. Bu künye Hz. Ali'nin en çok sevdiği künyesi idi.
Buhari, Hz. Ali (K.V.)'den:

Hz. Ali şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü düşmanlarımızdan hakkıöızı almak içün, Rahman'ın iki elleri arasıda, ilk gelen ve adalet kürsüsüne diz çöken ben olacağım."
Beyhaki, Hz. Aişe'den:

Bir gün uzakdan Hz. Ali göründü. Resulullah (S.A.V.): "işte bu Arab'ın efendisidir" buyurdular. Ben: "Ya Resulallah! Arabin efendisi siz değil misiniz?" dedim. Resulullah (S.A.V.): "Ben âlemlerin efendisiyim, Ali Arabin efendisidir" buyurdu.

Ashab-ı kiramın ve selefiyyenin Hz. Ali'yi senaları:
Ömer'ibnil Hattab Hz. şöyle dedi:
"Ali (K.V.) hükm ü kazada en üstünümüzdür."
İbni Sa'd, Sa'id'ibnil Müseyyeb'den:

"Ömer'ibnil Hattab, Hz. Ali'nin bulunmadığıi bir anda, herhangi bir müşkil ile karşılaşınca, devamlı isti'aze eder, Allah'a sığınırdı ."
İbni Sa'd, Sa'id'ibnil Müseyyeb'den: "Ali'den başka, ashabdan hiç kimse, bana her şeyi sorunuz, demedi."
İbniMes'ud (R.A.)'dan:

"Ali, emr-i ilahiyi ve emr-i Peyğamberi'yi icrada, ehl-i Medine'nin en önünde idi."
Hz. Aişe'nin yanında, Hz. Ali zikrolunduğunda şöyle dedi: "Ali, sünnet-i Peyğamberi'yi, herkesden daha iyi bilir.
Abdullah'ibni Ayaş ibni Rabi'a şöyle dedi:

Ali, ilimde derin, islamda kadim, sıhriyyetdedamad-ı
Resul, sünnetde fakıh, harbde müncid (kurtarıcı) veinfakda dakerimidi.
Taberani, İbniEbiHatem, ibni Abbas (R.A.)'dan:"Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de, birkaç yerde ashabı Nebi'yi azarladı. Yalnız Hz. Ali'yi daima hayr ile zikretdi."

Taberani, ibni Abbas (R.A-)'dan:
"Ali hakkıda üç yüz ayet nazil oldu."
Taberani, ibni Abbas (R.A.)'dan:

"Ali'nin on sekiz menkibesi vardır ki bu ümmetden hiç kimsede yokdur." Hafız'ıs Selefi "Tuyuriyyat'da Abdullah'ibni Ahmed'ibni Hanbel'den:
"Babama, Hz. Ali ve düşmanları hakkıda sorduğum zaman, bana şu cevabı verdi: Oğlum! Şunu iyi bil ki, Hz. Ali'nin düşmanları pek çok idi. Önce onun ayıbları ve kusurlarını aradılar. Hiçbiri ayıb ve kusur bulamayınca, yaklaşdılar, ona saldırdılar, harb etdiler ve hile ile hal'etdiler."
İbni Sa'd (R.A.), Hz. Ali (K.V.)'den:

"Allah hakkı içün nazil olan hiçbir ayet yokdur ki ben onun sebeb-i nüzülünü, nerede, ne zaman ve kime nazil olduğunu bilmiş olmayayım. Rabbim bana akıllı birkalp ve beliğ bir lisan verdi."

Abdürrezzak Hıcr'il Muradi Hz.lerinden: Hz. Ali (K.V.) bana dedi ki: "Bana la'net etmeklik, sana emrolunsa ne yapardın?" Ben: "Böyle bir şey olacak mı? Hz. Ali: "Evet, olacak" dedi. Ben "O zaman ne yapayım dedim. "Bana la'net et, fakatbendenayrılmış olma"
Bir zaman sonra, Haccac-ı zalim'in, Yemen'de emir olan kardeşi Muhammed bin Yusuf, bana Ali'ye la'net etmemi emretdi. Ben de insanlara şöyle söyledim:
"Emir bana, Ali'ye la'net etmemi emretdi. Sizler ona la'net ediniz, Allah da ona la'net etsin."

Ben bu sözlerimle Hz. Ali'ye değil, emir'e la'net ediyordum. Sözümdeki inceliği yalnız bir kişi anladı.
Bu hadise Hz. Ali (K.V.)'nin gaybe aid kerametlerinden biri idi. Bu hadise El-Hafız Celaleddin'is Suyuti'nin "Tarih'ul Hulefa" isimli kitabında da zikredilmişdir.


ibnil-Medaini, birçok sahabiden:


Resulullah (S.A.V.) ashabiyle otururlarken, kavgalı iki kişi geldi. Ya Resulallah! Bu adamın ineği benim eşşeğimi öldürdü, hakkımı istiyorum, dedi. Orada bulunanlardan birisi: Hayvanlar mes'ul değildir, bir şey lazım gelmez, dedi. Bunun uzerine Cenab-ı Peyğamber: Ya Ali! Bu iki kişi arasındaki hükmü ver, buyurdular.

Hz. Ali onlara sordu: Hayvanlar bağlı mı idi yoksa serbest mi idi, yahud biri bağlı diğeri serbest mi idi?
Eşşeğin sahibi, eşşek bağlı, inek serbest ve sahibi de yanında idi, dedi.

Hz. Ali: ineğin sahibi eşşeğin bedelini ödeyecek, diye hükmetdi. Resulullah (S.A.V.) Hz. Ali'nin verdiği hükmü tasdik etdi ve hüküm yerine getirildi.
"Nehcül-Belaga"dan, Hz. Ali (K.V.)'nin sözlerinden: Ey hamele-i Kur'an! Kur'an ile amel ediniz. Alim ona denir ki bildiği ile amel eder, ameli ilmine uyğun olur.

Bir zaman gelecek, ba'zi kimselerin ilimleri, boğazından aşağı geçmeyecek, sadece dillerinde kalacak. Sözleri özlerine uymayacak, göründükleri gibi olmayacaklar, oldukları gibi görünmeyecekler. Amelleri ilimlerine muhalif olacak.
Halka şeklinde oturup, birbirlerine üstünlük taslayarak munakaşa edecekler, kendilerini tasdik etmeyenlere gadab edecekler.
işte o kimselerin amelleri asla Allah'a ulaşmaz.

Fakıh ona denir ki, Allah'ın rahmetinden insanları ümidsizliğe düşürmez. Günah işlemeye musamaha etmez, Allah'ın azabını da unutdurmaz ve Kur'an'ın hükmü.
Dışında hiçbir hükme boyun eğmez.İlimsiz ibadetin hayrı yokdur, tedebbürsüz kıraatın da faydası olmaz.İnsanlara karşı adil olmak isteyen, kendi için sevdiğini onlar için de sevsin.

Su'-i zan tedbirdendir. Hakka götüren en iyi delil, Hakkın yardımıdır. Arkadaşın en güzeli güzel ahlakdır. Akıl en iyi dost, edeb en iyi mirasdır.
Ucub'dan daha şiddetli vahşet yokdur. Başına bir felaket geldiğinde akıllı olan, o felaket, devresini dolduruncaya kadar sükünetle sabretmelidir. Vaktinden önce ondan kurtulmaya çalışmak musibeti artar.

Ma'siyetin dünyadaki cezasi; ibadetin zevkinden mahrum olmak, ma'işet sıkıntısı çekmek ve helalden zevk almayıp helali bozan şeylerden zevk almakdır.
Hz. Ali (K.V.) Siffeyn harbinde kaybetmiş olduğu kalkanını, bir Yehudi'de gördü. Yehudi kalkanı geri vermayince, Yehudi'yi mahkemeye verdi.

Kadı, meşhur şureyh idi. Hz. Ali, bu benim kalkanım, dedi. Yehudi inkâr etdi. Kadı şureyh Hz. Ali'den şahid istedi. Hz. Ali iki oğlu Hasen ve Kanberi şahid olarak getirdi. Kadı, oğlun babaya şehadeti caiz değildir, dedi ve davayı reddetdi.

Bunun üzerine Yehudi, Emirel-Mü'minin beni kendi kadısına mahkemeye verdi ve kendi kadısı aleyhine hüküm verdi.
Ben bu adaleti gördükden sonra bu yüce dini kabul ediyorum. "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne muhammeden Resulullah" diye şehadet getirdikden sonra imam Ali'ye döndü."Bu kalkan senindir ya Emirel Mü'minin" dedi.
Vakidi, ibni Abbas Hz.lerinden:

Hz. Ali (K.V.)'nin yalnız dört dirhemi vardı. Bir dirhemini gece, bir dirhemini gündüz, bir dirhemini gizli ve bir dirhemini aşikâr olarak tasadduk etdi ve ardından şu ayet-i kerime nazıl oldu:
"Elleziyne yunfikune emvalehüm billeyli vennehari sırren ve alaniyeten felehüm ecruhüm inde rabbihim ve la havfun aleyhim ve la hüm yahzenun" (Bakar: 274). (Meali: Gece ve gündüz, gizli ve aşikâr olarak bütün vakitlerinde mallarını Allah için infak eden o kimseler ki onların ecirleri Rablerinin indindedir. Onlara korku yokdur, mahzun olmak da yokdur.

İbni Asakir'den:
İmam Ali'nin kardeşi Akil, Hz. Ali'ye geldi ve: "çok sıkıntılı i bir durumdayım, bana biraz borç ver" dedi. Hz. Ali cevaben: "Ben de senin gibiyim, verecek hiçbir şeyim yok" dedi. Akil: "Beytül-mal'den ver" dedi.
O zaman imam Ali Akil'in kolundan tutdu, carşıya götürdü. Bir dukkanın önünde durdu. "Kilidini kır, istediğini al" dedi. Akil: "Sen beni hırsız mı yapmak istiyorsun?" dedi.

Hz. Ali: "Beytül-male el uzatdırarak sen beni hırsız yapmak istemiyor musun?" Bunun üzerine Akil: "Anlaşıldı, senden fayda yok, Muaviye'ye gitmekden başka çarem kalmadı" dedi.
AkilMuaviye'ye gitdi. Muaviye ona yüz bin dirhem para verdi ve ona: "Minbere çık, Ali'yi nasıl bırakdığını ve beni nasıl bulduğunu halka anlat" dedi.
Akil minbere çıkdı, Allah'a hamd u senadan sonra söze başladı: "Ali'yi Allah'ın kitabından ve Resulunlün sünnetinden kıl kadar ayrılmaz vaz'iyyetde bırakdım. Muaviye'yi ise tarn tersine buldum. Ali dini içün beni terk etdi, Muavi ye ise dünyası içün beni tercih etdi" dedi.
Hz. Ali (K.V.) Kufe minberinde iken:"Minel mü'miniyne ricalün sadakü ma ahedullahe aleyhi feminhüm aleyhi feminhüm men kada nahbehü ve minhüm men yenteziru vema beddelu tebdiylen"

(Ahzab: 23). (Meali: Mü'minlerden öyle mert zatlar vardır ki Allah'a verdikleri ahde tamamen sadakat gösterdiler; kimi adağını ödedi, şehid oldu ve nezrini yerine getirdi, kimi de gözetiyor, şehadeti bekliyor.
Onlar ahidlerinden ve nezirlerinden hiçbir şey tebdil etmediler) kendisine bu ayetin ma'nası sorulduğunda, şöyle cevab verdi:
"Bu ayetin sebeb-i nüzülü olan ben, amcam Hamza ve amcamın oğlu Ubeyde bini'l Haris bin Abdul-Muttalib. Ubeyde, Bedir günü şehid oldu, Allah'a verdiği sözünde durdu.

Hamza, Uhud günü şehid olup ahdini yerine getirdi. Ben ise, ümmetin en şakisinin gelip -başını ve sakalını işaret ederek- buraya vurup burasını kana bulamasını bekliyorum. Bu Habibim Ebel-Kasım'ın bana ahdidir."


İMAM-I ALİNİN ŞEHADETİ


Hicretin kıkıncı senesinin Ramazanı idi. Hz. Ali (K.V.) iftarnı bir gece Hz. Hasen'de, bir gece Hz. Hüseyn'de ve bir gece de Abdullah bin Ca'fer'de yapıyordu ve üç lokmadan fazla yemiyor ve şöyle diyordu: Allah'a aç karınla gitmek istiyorum.
şehid olduğu sabahın gecesinde sık sık dışarı çıkıp semaya bakarak şöyle söylüyordu: "Vallahi! Ne sen yalan söyledin ne de ben... işte senin va'detdiğin gece bu gecedir."

O gece Cuma gecesi idi. Seher vaktı kalkdı ve oğlu Hasen'e: "Ben bu gece Resulullahı gördüm ve kendisine bu ümmetden şikayetde bulundum.
Bana, onlara beddua et, dedi, ben de şöyle dua etdim: Ya Rabbi! Beni bu ümmetin başından al ve onların başına, onlara layık olanları getir."
Sonra sabah namazı içün dışarıya cıkdı. Dışarıda kazlar bağırıyor ve eteğinden cekiyorlardı. İmam Ali'nin yanındakiler kazları kovmak isteyince, Hz. Ali: "Bırakın onları, onlar matemlidir" buyurdu.

Ezan okunurken mescidin kapısından girdi. İbn-i Mulcem kılıcı ile kendilerini vurdu. Ramazanın on yedisi idi. On dokuz Ramazan Pazar gecesi şehid oldu.

İmam Hasen ve imam Hüseyn yıkadılar, Abdullah bin Ca'fer ve Muhammed bin El-Hanefiyye su dökdüler, techiz ve tekfini yapıldı, geceleyin sırlandı ve yeri gizli tutuldu.
Âlem-i Cemale teşriflerinden önce yaralı iken, imam Hasen ve İmam Hüseyn efendilerimize şöyle vasiyyetde bulundular:
"Sizlere Allah'a takvayı vasiyet ederim. Dünyaya rağbet etmeyin, dünya size rağbet etse bile. Sizden gidene ağlamayın, hakkı söyleyin, yetime merhamet edin, zaif'e yardım edin, ahiretiniz içün çalışın, zalime düşman, mazluma dost ve yardımcı olun.

Her işiniz Allah içün olsun ve Allah uğrunda, levm edenin levminden korkmayınız."
Sonra oğlu Muhammed bin El-Hanefiyye'ye bakarak şöyle söyledi: "iki ağabeyine etdiğim vasiyeti hifzettin mi?" "Evet" dedi. Sonra imam Ali: "Sana da aynısını vasiyet ediyorum ve sana ağabeylerine sayğılı olmanı ve onlara danışmadan hiçbir şey yapmamanı vasiyet ediyorum.

Onların senin hakkındaki hakkı çok büyükdür." Tekrar imameyn efendilerimize döndü: "Bu sizin kardeşiniz, babanızın oğlu, onu size emanet ediyorum, siz benim onu sevdiğimi biliyorsunuz" dedikden sonra, Hakka kavuşuncaya kadar "La ilahe illallah" kelime-i mübeccelesini söylemeye devam etdiler.
Bezzar ve diğer muhaddislerden:

İmam Ali'nin şehadetinden sonra Emirel-Mü'minin olan imam Hasen, camide secdede iken tecavüze uğradı ve hançerle yaralandı, sonra yaralı olarak kalkdı bir hütbe irad etdi:

Ey ehl-i irak! Bizim hukukumuza riayet 'hususunda Allah'dan sakınınız. Biz sizin emirleriniziz ve biz sizin misafiriniziz ve biz Ehl-i Beytiz.
Cenab-ı Hakk Kıtab-ı Keriminde bizim hakkımızda şöyle buyurdu:"innema yuriydullahu liyüzhibe ankumürricse ehlelbeyti ve yutahhireküm tathiren" (Ahzab: 33).

(Mehzab: Ey Ehl-i Beyt! Allah'ın muradı sizden ricsi gidermek ve sizi tertemiz kılmakdadır. Bu hutbeden sonra mescidde ağlamayan kalmadı. Hz. Hasen (R.A.) halim, kerim, zahid, vakarlı, sakin haşmetli ve rahim bir zat-i a'la idi.

Hz. Hasen (R.A.) şöyle buyurmuşlardı: "Ben Rabbimin evine, yürümeden gidip, kendisine mülaki olmakdan hayâ ederim."
Kendileri yirmi defa, bir rivayetde yirmi beş defa yürüyerek hacca gitmişlerdir. Medine valisi Mervan, imam Hasen'e (R.A.) bir adamını gönderdi ve ona şöyle söylemesini emretdi:

"Mervan her Cuma hutbesinde baban Ali'ye sövuyor, ne dersin?" imam Hasen cevaben: "Git Mervan'a söyle, vallahi ben ona sövmem. Benim ve onun mev'idimiz Hakkın huzurudur.

Eğer o sövmesinde haklı ise Allah'dan ecrini alır, yok o yalancı ise, intikam alanların en siddetlisi Allah' dır."Bunun üzerine Mervan cur'etini ve şiddetini daha da artdırdı.

Gittikçe artan fitne ve fesad karşısında, İmam Hasen, Muaviye ile bir anlaşma yapmaya karar verdi ve anlaşma metni yazıldı.
Metnin süreti şudur:
Bismillahirrahmanirrahiym. Bu Hasen bin Ali'nin, Muaviye bin Ebi-Süfyan ile yapdığı anlaşmadır.
İmam Hasen, şu şartlarla hilafeti Muaviye'ye teslim etmişdir.

Muaviye; Allah'ın kıtabı, Resulunün sünneti ve Hule-fa-i Raşidinin sireti ile amel edecek, kendinden sonra hiç. Kimseyi halef tayın etmeyecek, kendisinden sonra hilafet, şura ile olacak.

İnsanlar Allah'ın arzında, her nerede bulunurlarsa bulunsunlar, şam'da, Irak'da, Hicaz'da veya Yemen'de emnu eman içinde olaçak. Evlad-i Ali ve dostları, zevceleri ve çocukları, canları ve malları, her nerede olurlarsa olsunlar emniyyetde olacak.

Bu şartları yerine getireceğine dair Muaviye, Allah'a ahid vermişdir, Ne Hasen bin Ali ne kardeşi Hüseyn ve ne de Ehl-i Beytden herhangi biri hakkında gizli, aşıkar fitne yapılmayacak ve zülm edilmeyecek.
Bu anlaşmaya filan, filan... şehadet etmişlerdir. Ve kefa billahi şehide.

Bu ahdin imzalanmasmdan sonra Imam Hasen mln here gikdi ve bir hutbe Irad etdi:
"Ey nas! Biliyorsunuz ki Allah [c.c.) ceddim Resulullah (S.A.V.) ile sizi hidayete kavuşturdu, sizi dalaletden ve cehaletden kurtardı ve zelil iken sizi onunla aziz kıldı, az idiniz onunla sizi çoğaltdı.

Muaviye, haksız olarak bizim hakkımıza tecavüz etdi, bizimle münazaa etdi ve hakkı kabul etmedi. Ben, ümmetin salahını ve fitnenin kesilmesini nazar-ı i'tibara alarak, siz bana biat etmiş olduğunuz halde, kan dökülmemesi içün Muaviye ile bu anlaşmayı yapdım.
Artık bilmiyorum bu sizin içün fitne mi olur, yoksa bir müddet rahat mı edersiniz?!.."

"innellahe ve melaiketehu yusallüne alennebiyyi yaeyyühelleziyne amenü sallü aleyhi ve sellimü teslimen" (Ahzab: 56). (Meali: Azamet-i kibriyasi ile muteazziz olan Allah ve şeref-i likasına mazhar olan melekleri, Nebiyy-i Ekremin şanını tebcilen salat ile tekrim ederler.
Ey Allah'a iman edenler! Haydin sizler de o Nebiyy-i Ekreme tam teslimiyyetle salat u selam getirin.)

Bu ayet-i kerime nazil olduğu zaman Ka'b bin Acre ve ashabdan ba'zıları: "Ya Resulallah! Size nasıl salavat getirelim?" diye sorduklarında, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Allahumme salli ala seyyidena Muhammedin ve ala ali Muhammed" deyiniz.

Bu ayetde aşikâr bir delil vardir ki Peyğambere salat u selam, aynı zamanda Al-i Muhammede salat u selamdır. Şöyle ki Resulullah (S.A.V.) alini, kendi nefsinden saymışdır.

Cenab-ı Peyğamber Al-i Aba hakkında şöyle buyurmuşlardır: "Allahim! Onlar bendendir, ben de onlardanım, salavatın, berekatin, rahmetin, mağfiretin ve rıdvanın bana ve onlara olsun."

Resulullah (S.A.V.): "Bana salat-ı betra ile salavat getirmeyin" buyurmuşlar, kendilerine: "Salat-ı betra nedir? ya Resulallah?" diye sorulduğunda: " 'Allahumme salli ala muhammedin' deyip susmanız. Allahumme salli ala muhammedin ve ala al-i muhammedin' deyiniz" buyurdular.Yine Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır: "Muhammede ve Aline salavat getirilmeyen dua mahcubdur."

İmam-i Şafii'nin bu hususdaki arifane beyani: "Ey Ehl-i Beyt-i Resulullah! Sizi sevmek mü'minlere Kur'an ile farz oldu. Size salavat getirmeyenin duasi ve namazı kabul olmaz. Kadrinizin yuceliğine bu kâfi gelmez mi?"