YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 
Sa'lebi'den, Salih bn. Heysem'den, Beridetü'l-Eslemiden: Hz.Ali (A.S.) şöyle buyurdular:

Beni Resulullah (S.A.V.) kendisine çekdi ve sımsıkısarıldı ve şöyle buyurdu: "Allahım bana, seni kendime yaklaşdırmamı, en iyi işiten ve anlayan kulak olarak sana her şeyi talim etmemi emir buyurdu" dedikleri vakit bu ayet nazil oldu.

Bu ayet nazil oldukdan sonra Cenab-ı Peyğamber Hz. Ali'ye: "işte ayetdeki bu kulak, senin kulağındır" dediler.
Ebu Sa'd "Şeref-ün-Nübüvve"de, Abdül Aziz Hz.lerinden:
Peyğamber (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Ben ve Ehl-i Beytim, Cennetde bir ağaç gibiyiz, dalları dünyada. Her kim Allah'a bir yol bulmak isterse bizi sevsin."

"Kul maes'eluküm aleyhi min ecrin illa men şa'e en yettahize ila rabbihi sebiyla" (Furkan: 57) (Meali: Ey Peyğamber-iHak! Onlara beyan et. Ben yapmış olduğum tebliğlere mukabil sizden bir ecir taleb etmiyorum, ancak istediğim Rabbime tevhıd ve ma'rifet yolunu tutmak isteyen kimselerdir.)
Ebu Vail ve ibni Ömer'den:

Biz ne zaman ashab-ı Resulullahı saysak, Ebü Bekir, Ömer ve Osman derdik. Birisi ibn-i Ömer'e: "Ali nerede, Ali'yi nicin zikretmiyorsunuz?" diye sordu. ibn-i Ömer:"Ali Ehl-i Beyt'dir, kimse onunla kıyas olmaz. O Resulullah ile beraberdir ve onun derecesindedir. Allah (c.c.) Kitab-ı Keriminde: "Velleziyne amenü vettebeathüm zürriyyetühüm biimanin elhakna bihim zürriyyetehüm...

vema eletnahüm min amelihim min şey'in" (Tur: 21) (Meali: O kimseler ki iman etdiler ve zürriyyetleri de iman ile arkalarından geldiler; onlar kadar amel-i salih işlemedikleri halde atalarının tam süüra sahib olmaları için zürriyyetlerini de kendilerine ilhak etdik. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey, azıcık dahi olsun eksiltmemişizdir.)

Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyn Peyğamberle beraber ve onun derecesindedirler."
Hâkim'den: Peyğamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır: "Sırat-ı müstakimde en önde olanınız, Ehl-i Beytimi en cok seveninizdir."
Deylemi'den ve Ebu Ya'la El-Musılliy: Aliyyun hayrulbeşer Men şekke fiyhi fekad kefer.

(Meali: Beşerin en hayırlısı Ali'dir, bundan şübhe eden kâfirdir.)"Ibnil-Mugazili'den, Zehri'den:
Enes bn. Malik'den şöyle duydum: "Allah'a yemin ederim ki Resulullah (S.A.V.)'den şöyle duydum: Mü'minin iman sahifesinin unvanı Ali sevgisidir."
Hz.Ali'den:"Tohumu yaran, rüzgârı yaradan hakkı içün, beni seven mü'min, sevmeyen münafıkdır diye Resulullah (S.A.V.) bana ahidverdi."
Ahmed ve Tirmizi Ebü Said'den:

Hz. Cabir: "Biz münafıkları, Hz. Ali'yi sevmemesi ile teşhis ediyorduk."
Ahmed "Menakıb"da: Hz. Ali şöyle buyurdular:"Bazi insanlar beni seviyorum zannetdiklerinden, bazıları da sevmediklerinden dolayi ateşe atılacaklardır."

"Şeref-ün-Nübüvve"de Ebü Sa'd'dan:Hz. Enes buyurdular ki: Bir gün Resulullah (S.A.V.) minbere cıkdı, bir müddet konuşdukdan sonra: "Ali nerede?" dedi. Hz. Ali hemen sıçrayarak yanina geldi. Resulullah onu kucaklayıp göğsüne bastırdı ve alnından öptükden sonra şöyle buyurdular:

"Ya ma'şerel müslimin! Bu zat benim kardeşim, amcam oğlu ve damadım. Bu zat etim, kanım ve sırrım ve Cennet genclerinin efendileri olan iki torunumun babası. Ve bu zat benim sıkıntımı def edendir. Allah'ın arzında, Allah'ın düşmanlarına karşı kılıçdır ve Allah'ın aslanıdır.
Allah'ın laneti ve lanet edenlerin laneti, onu sevmeyenlerin ve ona buğz edenlerin üzerine olsun ki, Allah onlardan beri, ben de onlardan beri'yim.Bu beyanımı şahidiniz ğaibinize haber versin."

Bundan sonra Resulullah (S.A.V.): "Otur ya Ali! Allah bunu sana tebliğ etmemi emretdi. Ben de tebliğ etdim" buyurdular.
Ebü Naim'den:
Resulullah (S.A.V.): "Hz. İsa'nın, arkasında namaz, kılacağıkimse bizdendir" buyurdular.
Ahmed, Tırmizi, Nesai ve ibni Mace'den: Resulullah (S.A.V.): "Ali benim vücüdumda başım gibidir" buyurdular.
Ahmed, İbni Mace ve El-Hâkim Ebü Hüreyre'den: Resulullah (S.A.V.): "Bize kılıç çeken bizden değildir" buyurdular.
Tırmizi, İbni Abbas'dan:

Resulullah (S.A.V.) Şöyle buyurdular: "Allah'ı seviniz, beni de Allah'ın sevgisi ile seviniz, Ehl-i Beytimi de benim sevgimle seviniz."
"Her kadının doğurduğu çocuk neseb itibariyle babasına tabi'dir, fakat Fatıma'nın evladlarının nesebi banadır."


HZ.FATIMA'NIN HZ.ALİ İLE İZDİVACLARI


Hz. Faıima on beş yaşınageldiklerinde, Hz. Ebu Bekir başda olmak üzere, ashab-ı kiramın ileri gelenleri kendilerine tek tek talib oldular. Cenab-ı Peyğamber: "Rabbimden emir almadan ne evlendim ne de çocuklarımı evlendirdim" buyurdular.
Ashabın ileri gelenleri Hz. Ali'ye: "Sen talib ol" dediklerinde, Hz. Ali: "Rabbim Arş'ı A'lada Hz. Fatıma'yı bana nikâhladı" dedi. Akabinde Cibril (A.S.) teşrif etdi: "Ya Resulallah! Rabbimin selamı var, emr-i husüsisiyle Fatıma ve Ali'nin Arş-ı A'lada kıyılan nikâhlarının, emr-i resrmsiyle arzda da kıyılmasını emir buyuruyor."

Resulullah, Hz. Ali'yi çağırdı, kendisine müjdeyi verdi. Hz. Ali şükür secdesine kapandı. Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) Hz. Ali'ye Hz. Fatıma'nın mihrini vermesini teklif etdiğinde, Hz. Ali: "Ya Resulallah! Atım ile kalkanımdan başka bir şeyim olmadığı zatınıza ma'lum" dedi.
Resulullah: "Emr-i ilahi tatile uğramaz, git kalkanını rehin et" buyurdular. Ve Hz. Bilal'i çağırıp: 'Ya Bilal! Git Ensar ve Muhacirini çağır" buyurdular.

Davet edilenler geldiği zaman kendilerine emr-i ilahiyi bildirdiler ve şu nikâh hutbesini irad buyurdular:
Ni'metinde Mahmud, kudretinde Ma'bud, hükm-ü saltanatında muta, azab ve satvetinde şedid, semasında ve arzında emrine ğalib olan, mahlükati kudretiyle halkedip ahkâmı ile temyiz eden, dini ile aziz kılan, Peyğamberi ile şereflendiren ve ikram eden Allah'a hamd ederim.

Allah-u Azimuşşan Hz., evlenmeyi beşer içün bir devamlılık sebebi ve farz olan bir emir kıldı, onunla nesli meydana getirdi.
Bundan sonra şu ayet-i kerimeyi okudular: "Ve hüvelleziy halaka minel mai beşeren fecealehu neseben ve sıhren ve kane rabbuke kadiyren" (Furkan: 54) (Ayet daha önce gecdi) ve şöyle devam etdiler:

Allahu Tealanın emri kazasını, kazası kaderini zuhura getirir. Her kaderin vakti vardır, her vakit de Ümmül kitabda yazılıdır. "Yemhullahu mayeşau ve yüsbitu ve indehü ümmülkitab"(Ra'd: 39) (Meali: Allah dilediğini mahv eder, dilediğini de isbat eder. Ümmül kitab onun indindedir.)
"Cenab-ı Hakk bana kızım Fatıma'yı amacam oğlu Ali ile evlendirmemi emretdi. Şahid olun ki ben onları nikâhladım."

Hz. Ali'ye hitaben: ' Ya Ali! Allahımın emrini yerine getirip sizi dört yüz miskal gümüş mihr ile evlendirdim. Kızım Fatıma'yı sana cariye olarak veriyorum şu şart ile ki sen de ona köle olasm" buyurdular.

Hz. Ali: "Allah'ın emrine ve Resulunün teklifine razı oldum ya Resulallah" dedi.
Resulullah (S.A.V.): "Bana su getirin" buyurdular. Getirilen su ile abdest aldılar ve o suyu Hz. Fatıma'nın başına ve göğsüne dökdükden sonra şu ayeti okudular: "inniy uizuha bike ve zurriyyeteha mineşşeytanirreciym" (Ali imran: 36). Suyun bir kısmını da Hz. Ali'nin başından ve omuzlarından aşağı dökerek ayeti şu şekilde okudular: "inni uizuhu bike ve zürriyyetehu mineşşeytanirrecıym."

Hz. Fatıma Hz. Ali ve zürriyyetine mahsus hususi bir dua-yı peyğamberide bulundular.
Bu nikahda Peyğamber, önce dostlarına taze hurma ikram etdiler ve daha sonra yemek ikram edildi. Hz. CAbir: "Hayatimda böyle lezzetli yemek yemedim" buyurdular.

Gelelim Arş-ı A'lada kıyılan nikâha: Beyan-ı göre Hz. Resulullah önde, Hz. Fatıma ve Hz. Ali' arkasında, Cibril, solunda Mikail (A.S.) ve yetmiş bin melaike-i mukarrebin...
Cenab-ı Hakk Rıdvan'a Tüba ağacını sallamasını emretmiş?. Tüba ağacı sallandığında Cennet-i Adn'e müceherler sacılmış, onları toplamakda cennet hurileri yarışa çıkmışlar.

Ve yine Tüba ağacında bu sallamada, Ehl-i Bey-ti sevenler adedince yaprak çıkmışdır ve her yaprak kıyamet. Gününde sahibine teslim edilmek üzere bir meleğe teslim edilmişdir. Çünki o yaprak her muhibb-i Ehl-i Beytin kurtuluş vesikasıdır.

Hz. Peyğamber, Tacül-Muhadderat Cenab-ı Fatıma'ya cihaz olarak, bir yatak, bir çarşaf, iki değirmen bir de su tulumu vermişlerdi. Hz. Fatıma değirmenleri ve su tulumunu hayatlarının sonuna kadar kullandılar.

Değirmende un öğütmekden elleri yaralanır, su taşımakdan göğsü acırdı. Cenab-ı Peyğamberin kendisine karşı olan muazzam sevgisi ona dünyevi hiçbir menfaat sağlamadı.

Cenab-ı Hakkh habibi Muhammed Aleyhisselama: "Habibim Muhammedim! İstersen Uhud dağını senin içün altın yapayım" buyurduklarınnda: "istemem ya Rabbi!" diyerek kendisi ve Ehl-i Beyti içün en sade hayatı seçdiler. Elbetde bunda pek çok hikmetler gizli...

Ümmetinin fukarasının gönlünü taltif etmek gibi... Bahusus Hz. Fatıma'nın cihazının sadeliği; ilerde Ümmet-i Muhammedin fukarasından bir kız evlendiği zaman, irfanı kıt kimseler tarafından: "Babanın evinden ne getirdin?" hitabi ile karşılaşdığında, göğsünü gere gere: "Benim Peyğamberimin en sevgili kızıda sadece şunu şunu götürmüşdü" diyebilsin içün….

Ebü Said'den:
Hz.Ali şöyle dedi: Bir gün Hz. Fatıma'ya "Yiyecek bir şey var mı?" diye sordum. "iki günden beri bir şey yok" diye cevab verdi.
"Sen ve çocuklar sıkıntı içinde idiniz de niçin söylemedin?" dedim. Şöyle cevab verdi: "Allah'dan utandım, senin gücünün yetmeyeceği bir şeyi sana yüklemek istemedim." Bunun üzerine yiyecek bir şey almak şçün bir dinar borç aldım.

Aniden Mikdad ile karşılaştım, muzdarib ve mahzün idi. Sebebini sordum. "Ailemi açlıkdan ağlar durumda buldum" dedi. Ben onun haline ağladım ve dinarı ona verdim. Sonra Peyğamber Efendimizle mescidde öğle, ikindi ve akşam namazlarını kıldık. Peyğamber Efendimiz bana: "Ya Ebel-Hasen! Sende benim içün yiyecek bir şey var mı?" dedi.

Durumu kendilerine anlatdığım zaman şöyle buyurdular: "Bu gece bana sizde yemek yemekliğim vahyolundu." Sonra, beraber eve gitdik, bir de bakdık ki ocakda kaynayan bir tencere...

Cenab-ı Peyğamber: "Ya AH! Bu Allah'dandır" dediler ve şöyle buyurdular: "Allah kullarıdan dilediğine hesabsız rızık ihsan eder... Allah'a şükür ki Meryem'de icra etdiğini bizde de icra ediyor." Ve sonra şu ayeti okudular:

"Küllema dahale aleyha zekeriyyelmihrabe vecede ındeha rızken kale ya meryemu enna leki haza" (Al-i imran: 37). (Meali: Her ne vakit ki Zekeriyya (A.S.) mihraba onun yanına girse, onun yanında bir rızk bulurdu. "Ya Meryem, bu rızıklar sana nereden geliyor?" diye sorardı.)
Taberani'den:

Abdullah bn. El-Hars Hz. şöyle buyurdu: Hz. Ali'ye dedim ki: "Peyğamber (S.A.V.)'in yanındaki en üstün payeni anlatır mısın?" Hz. Ali (A.S.): "Anlatayım" dedi:
Bir gün Peyğamber (S.A.V.) namaz kılarken ben onun yanında uyuyordum. Namazını bitirdikden sonra bana: "Ya Ali! Cenab-ıHakk'dan kendim içün hangi hayrı isdedim ise, senin içün de aynısını istedim ve yine kendimiçün Rabbimden hangi şerden korunmayı istemişisem, senin içünde aynısını istedim" buyurdular.

Begavi "Masabih"inde, Cezli'den:

Hz.Enes (R.A.) şöyle buyurdular: Bir gün Resulullah (S.A.V.)'ın evinde bir kadının hediye getirdiği kuş yemeği vardı. Onu yemeden önce şöyle dua etdiler: "Ya Rabbi! Yaratdıklarından en çok sevdiğim kimseyi bana gönder, bu kuşu onunla beraber yiyelim." Ali geldi ve kuşu beraber yediler.
Tirmizi'de:

Hz. Aişe'ye sordular: "Peyğamber (S.A.V.)'in en çok sevdiği kimdir?" "Fatıma" dedi. "Erkeklerden kimdir?" denildiğinde, "Fatıma'nın zevci" dedi.
Muhlıs El-Zehebi ve Ebul-Kasım El-Dımeşki'den: Hz. Aişe (R.A.) şöyle buyurdular: "Peyğambere Ali'den ve Fatıma'dan daha sevgili kimse görmedim."
Molla "Siret'inde:

Hz. Hadice Hz. Fatıma'nın doğumunu şöyle anlatıyor: Fatıma'ya hamile iken yüküm çok hafif idi. Karnımda iken benimle konuşuyordu. Doğumu yaklaşdığında, nuru ve cemalı vasf edilemez...
Dört hanım yanıma geldi ve kendilerini bana takdim etdiler. Birisi, ben annen Havva'yım, birisi ben Asiye'yim, birisi ben Musa'nın kardeşi Külsüm'üm, digeri de ben isa'nın annesi imran'nın kızı Meryem'im.

Biz size hizmet etmeğe geldik, dediler. Fatıma doğdu, şehadet parmağını kaldırarak secdeye kapandı.
Ebü Ömer ve Ebü Sa'lebe'den:


Hz.Aişe buyurdular ki:

Cenab-ı Peyğamber herhangi bir harbden veya seferden döndüklerinde, önce mescidde iki rekât namaz kılarlar, sonra Hz. Fatıma'yı ziyaret ederler ve onu öperlerdi,

Resulullah (S.A.V.)'in âlem-i cemale teşrifleri yaklaşdığında, bir gün Hz. Fatıma ile beraber otururlarken Resululllah Hz.leri Hz. Fatıma'nın kulağına eğilip bir şey söylediler, Hz. Fatıma ağlamaya başladi.

Sonra Resulallah tekrar kulağına eğilip bir şeyler daha söylediler, bu sefer Hz. Fatıma güldüler.
Cenab-ı Peyğamber âlem-i cemale teşrif etdikden sonra Hz. Fatıma'ya; niçin önce ağladınız sonra güldünüz, diye sorulduğunda: "Önce babam, âlem-i cemale gideceğini haber verdi, çok üzüldüm ve ağladım.

Sonra: "Merak etme, altı ay sonra sen de bana kavuşacaksın" dediği zaman, çok sevindim ve güldüm" buyurdular.
Hz. Fatıma (R.A.) Cenab-ı Peyğamber âlem-i cemale teşrif I etdikden altı ay sonra peder-i a'lalarına kavuşdular. Âlem-i cemale teşriflerinde süri olarak yirmi doöt yaşında idiler. Dört çocukları vardı: imam Hasen, imam Hüseyn, Hz. Zeyneb ve Hz. Ümkülsüm.
Muvaffak bn. Ahmed Havarezmi ve Hamaveyni, Ebü Osman El-Nehdi'den:

Hz. Ali şöyle buyurdular: Resulullah (S.A.V.) ile beraber yürüyorduk, bir bahçeye geldik, bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Ben: "Ya Resulallah! Nicin ağlıyorsunuz?" dediğim zaman: "Bir takım insanlar var ki kalpleri sana karşı kin ile dolu.

Şimdi izhar etmiyorlar, benim vefatımdan sonra ortaya koyacaklar." Ben söyle dedim: "Dinimde kusurum olduğu içünmü?" "Hayir! Senin dinin salimdir" dedikden sonra o cemaatın bana neler yapacağını tek tek haber verdiler ve dediler ki: "Sen, Kur'an'nın tenzili içün harb etdiğin gibi te'vili içün de harb edeceksin.

O zalimler, sanave senin evladına, Mehdi Resul gelinceye kadar zulm edecekler. O geldiği zaman hak yerini bulacak, ümmet-i Muhammed Ehl-i Beyt sevgisinde toplanacak, sevmeyenler azalacak sevenler çoğalacak.

Müslümanlar öyle sıkıntı icine girecek, öyle bunalacak ki, işte O zaman Mehdi Resul, hakkı izhar edecek ve batılı adalet kılıcı ile yok edecek. İnsanlar, kimisi isteyerek, kimisi korkarak tabi' olacaklar.
Allah'ın va'di hakdır, hak yerini bulacak ve nusrat onların olacak" dedikden sonra Ehl-i Beyte husüsi olarak dua buyurdular.
"Siinen-i ibni Mace"de ibn-i Mes'ud'dan:

Resulullah (S.A.V.) buyurdular ki: "Ahır zamanda Mehdi Resülün tecellisi esnasında şark'dan siyah bayraklı bir kavim gelecek, Mehdi'ye yardm edecek, Mehdi'nin düşmanları ile harb edip mansur olacaklar. Her kim onları görürse ne kadar zor durumda olursa olsun onlara yardım etsin."
Molla'nın "Siret'inden ve El-Hafız El-Hızır'dan: Ebü-Zer Hz.lerinden: Resulullah (S.A.V.) buyurdularki;

Mi'rac gecesi semavatda, nurdan bir yatak uzerinde oturan, bir ayağı meşrık'da, bir ayağı mağrib'de, iki elleri arasındaki levhaya bakan bir melek gördüm.
Cibril'e: "Bu kim?" diye sordum. "Ya Resulallah! Bu Azrail" dedi. Ona selam verdik, o da: "Sana selam olsun ya Ahmed" diye cevab verdi ve: "Amcan oğlu Ali ne yapiyor?" dedi. "Onu tanırmısın?" dedim.

O cevaben: "Nasıl tanımam, Allah beni bütün yaratdıklarının ruhlarını kabz etmekle vazifelendirdi. Yanlız sen ve Ali müstesna, her ikinizin vefatı Cenab-ıhakkın meşi'et-i Sübhanisindedir."
Ahmet. "Menakıb"da:

Bedir gecesi Müslümanlara su lazım oldu, su düsşanların tarafında idi. Cenab-ı Peyğamber Müslümanlara hitaben: bize kim su getirir?" dedi. Hiç kimseden ses çıkmadı.Hz.Alihemen kırbayı kapdı, zifiri karanlıkda, çok derin olan kuyunun dibine indi.
O anda Cenab-ı Hakk Cebrail, Mikail ve İsrafil'i Hz. Ali'ye yardım içün kuyuya gönderdi. Kuyuya indiler ve Hz. Ali'ye ikramen ve tebcilen selam verdiler.

Molla "Siret'inde Ebu'l-Hamra'dan:
Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "isra gecesi Arş'ın sağ ayağında şu yazıyı okudum: Resulüm Muhammedimi, Ali ile te'yidve nusrat etdim."
Muhamili: imam Aliyy-ur-Rıza'dan, dedesi Ali bin Ebi
Talib'den:

Cenab-ı Peyğamber şöyle buyurdu: "isra gecesi Rabbim bana Ali'nin üç hasletini vahyetdi: O, Müslümanlarınefendisi, muttakilerin velisi, gurrul-muhaccelinin kumandanıdır." (Gurrul-muhaccelin: Alnında ve bileğinde beyaz işaretli atlar.)
Razi ve Ahmed'den:

Hz. Aişe ve Ümmü Seleme şöyle buyurdular: Cenab-ı Peyğamber âlem-i cemale teşrif etmeden hemen önce, Hz. Ali'yi cağırmış, kendisi ile bir müddet gizli konuşdukdan sonra âlem-i cemale teşrif etmişlerdir.

İmam Ebü Ca'fer Muhammed Aliyy-ul-Bakır'dan: Bedir günü Rıdvan ismindeki melek, semada şöyle nida etdi: "La feta illa Ali ve la seyfe illa zulfikar" (Ali gibi genç yokdur, zulfikar gibi de kılıç yokdur).
Tirmizi'den:

Hz. Ali şöyle buyurdular:
Hudeybiye günü Resulullaha (S.A.V.) Kureyşmüşriklerinden bir grup geldi, aralarında Sehl bn. Amr da vardı, "Ya Muhammed! Senin yüzünden akrabalarımızdan, kölelerimizden ve mallarımızdan bir sürü zarara ugradık, bunIarı geri Istiyoruz" dediler.
Resulullah onlara cevaben: "Ya Ma'şer-i Kureyş! Eğer bu fitne ve fesadınızdan vazgeçmezseniz Allah, dini adına öyle bir adam gönderecek ki kılıcı lie bedenleriniz üzerinde baş bırakmayacak..."

İstihza ederek: "Kimmiş bu?" dediler.
Cenab-ı Peyğamber: "Haza hasifunna'(l) " diyerek Hz. Ali'yi gösterdi. Zira bir gün Cenab-ı Peyğamber ayakkabısını tamir içün Hz. Ali'ye vermişdi. Sonra Peyğamber şöyle buyurdu:

"Her kim Ali'yi kasden tekzib ederse ateşde kendine yer hazırlasın."
Ebü Ha'tem ve Ebü Ya'la El-Musilli'den ve Ebü Said'den:
Bir gün Resulullah (S.A.V.) ashab-ı kiramına hitaben şöyle buyurdular: "Ben Kur'an'ın tenzili için nasıl harb etdiysem, benden sonra icinizden biri de Kur'an'ın te'vili için harbedecek."

Ebü Bekir Sıddik Hz.leri: "Bu ben miyim ya Resulallah?" dediği zaman: "Hayır" dediler. Daha sonra Hz. Ömer: "Ben miyim ya Resulallah?" dediğinde, ona da "hayır" dediler.

"Onu, hasıfunna'l yapacak" buyurdular ve o anda ayakkabılarını tamir etmek üzere Hz. Ali'ye verdiler.
Ahmed'den, Zeyd bn. El-Erkam Hz.lerinden: Ashabdan ba'zıları Mescid-i Nebevi'ye belirli kapılardan girmeyi adet edinmişlerdi.
Peyğamber (S.A.V.): "Ali'nin girdiği kapıdan başka kapıları kapatınız" diye emir buyurdular. Bu Hadis ba'zı söylentilere sebeb oldu.

Bu söylentiler Habib-i Hüdanın kulağına gelince; minbere çıkdılar, Allah'a hamd u senadan sonra: "Ey Nas! Ben Ali'nin girdiği kapıdan gayri kapıların kapatılması içün Rabbim tarafından emrolundum.

Vallahi şunu çok iyi biliniz ki Rabbimin emri olmadan ne bir şeyi açdım ne de bir şeyi kapadım."
Ahmed'den: Hz. Ömer buyuruyor ki:

Allah Ali bn. Ebi-Talib'e üç haslet vermiğdir ki bunlardan bir tanesini bana verseydi, kâinatı bana vermesinden evla idi. Birincisi, ona Resulullahın kızı Hz. Fatıma'yı verdi. İkincisi, Mescid-i Nebevi'de onun kapısından gayri kapıları kapatdı. Üçüncüsü ise, Hayber'in fethinde Resulullah, sancağını ona verdi.

Tirmizi'den, Ebü-Said'den:
Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurdular:
"Ya Ali! Bu mescidde, benden ve senden başka hiç kimse yatamaz."
Nakkaş'dan, Hz. Enes'den:
Bir gün Peyğamberin yanında idim. Resulullah bize doğru gelen Hz. Ali'yi ğordu ve şöyle buyurdu: "Bu gelen, kıyamet gününde ümmetim üzerine benim hüccetimdir."

Ebü Ömer'den:
Hz. Aişe Aşura' günü oruç tutanlara sordu: "Size kim fetva verdi oruç tutmak içün?" "Hz. Ali" dediler. Hz. Ali dediler. Hz.Aişe şöyle cevab verdi: "Öyle ise doğrudur. Zira insanlar arasında sünneti ondan daha iyi bileni yokdur."
Ahmed "Menakib"da, Begavi "Mu'cem"inde ve Ebü Ömer: Said bin El-Müseyyeb'den:

Sahabiden hiçbir kimseyi görmedim ki Ali'den başka: "Bana ne isterseniz sorunuz, onun cevabını vereyim" desin.
El-Hakimi, Mu'az bin Cebel'den:

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Ya Ali! Yedi şeyde hiç kimse seni geçemez: imanda, ahde vefada, Allah'ın emrini yerine getirmekde, her şahsa layık olduğu şekilde muamele etmekde, adaletde, müşkilleri halletmekde, Allah indindeki meziyyetde."
Ebul-Hayr El-Kawas'dan:

Abdullah Ibn-i Abbas Hz.lerine Hz. Ali'den sorulduğunda şöyle cevab verdi:
Allah hakkı içün o, hidayetin ilmi, afetlerin sığınağı, akılların yüce dağı, hüccetin mahalli, keremin menbaı, ilmin muntehası, gecenin kopkoyu karanlığında parlayan nur, şeksiz şübhesiz bir hakıkate davet eden, Urve-i Vüska'ya en sıkı sarılan, Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselam'dan sonra esrar-ı ilahiyyeye ve mükâleme-i ilahiyyeye şahid olanların ekremi.

Ahmed "Menakıb"da, Zeyd Bin Erkam'dan: Peyğamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Ya Ali! Sen kızım Fatıma ile beraber benim Cennetde-ki köşkümdesiniz" dedikden sonra şu ayeti okudular:
"ve nezana ma fiy sudurihim min gıllin ihvanen ala sururin mutekabiliyn" (Hicr: 47) (Meali: Biz onların sinelerindeki, zamirlerindeki her türlü kiri, hasedı, iman nuru ile tevhid ile çıkardık.

Onlar doğrulukda müsavi, birbirlerine ayine olarak hususi makamlar üzerinde ma'na kardeşi olarak karşılıklı oturacaklar.)
Ahmed "Menakib"da, ibn-i Mes'ud'dan:
Resulullah (S.A.V.) Hz. Ali'ye: 'Ya Ali! Razı olmaz mısın? Cennetde sen ve ben, Hasen ve Hüseyn beraber, arkamızda zürriyyetimiz, ezvacımız ve sağımızda solumuzdu bizi sevenlerimiz olsun?.."

Ahmed ve Tirmizf den; Hz. Ali (K.V.)'den:
Bir gün Cenab-ı Peyğamber, Hasen ve Hüseyn'e bakarak: "Her kim beni, bu ikisini, annelerini ve babalarını severse Cennetde benimle beraber olacaklar."
Müslirn'den; Hz. Ali'den:
Tohumu yaran, rüzgârı yaradan hakkı içün, Peyğamher bana şu sözü verdi: "Seni ancak mü'min sever ve senden ancak münafık nefret eder."
Ahmed'den; Hz. Fatıma (R.A.)'dan:

"Hakkı ile mes'ud olanlar, onlardır ki Hz. Ali'yi bu âlemdeyken sevenler ve o, bu âlemden gitdikden sonra da sevenler."
İbn-i Ebil Garbi'den; Hz. Cabir (R.A.)'den: Peyğamber (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Ya Ali! imran bn. El-Hasin'i yokla, çünki o hastadır." Hz. Ali hemen oraya gitdi, Muaz ve Ebü Hüreyre Radiyallahu anhuma da orada idiler.

imran bn. Hasin (R.A.) Hz. Ali'nin yüzüne devamlı bakmaya başladı. Hz. Muaz ona: "Neden devamlı Hz. AJi'nin yüzüne bakiyorsun?" dedi. "Bakiyorum çünkü Resulullah (S.A.V.)'ın 'Ali'nin yüzüne bakmak ibadetdir' dediğini duydum." "Evet, biz de duyduk" dediler.
Molla "Siref'inde; ibn-i Abbas'dan:

Peyğamber (S.A.V.)'in şöyle dediklerini duydum:
"Uğradığım hiçbir sema yokdur ki ehli, Ali'ye" müştak olmasın. Ve yine Cennetde hicbir nebi yokdur ki ona müştak olmasın."
Ahmed, "Menakıb"da; Akabe bn. Sa'd El-Avfi'den: Hz. Cabir (R.A.j'in yanına girdik. Yaşlılıkdan kaşları gözlerinin üstüne düşmüşdü. Kendisine Hz. Ali'den sorduğumuzda; birdenbire canlandı ve kaşlarını kaldırdı: "O, hayrül-beşer'dir" dedi.
Ahmed, "Menakıb"da; Hz. Ali {RAJ'den:

"Şunu biliniz ki ben peyğamber değilim, bana vahyolunmaz. Ben gücüm yetdiği kadar Allah'ın kitabıyla ve Resulunün sünneti ile amil ve amirim.
Allah'a taat hususunda size ne emredersem, itaat etmek size vacibdir, ister hoşunuza gitsin, ister gitmesin."

Molla, "Siret'inde; Usbuğ bn. Nubate Hz.lerinden: Bir gün Hz. Ali ile Kerbela mahalline gitdik. Hz. Ali bineğinden indi ve ağlamaya başladı ve "Ehl-i beytimden bir cemaatın, işte burada kanları dökülecek, sema ve arz onlara ağlayacak. Burası atlarının yeri, şurası da zahirelerinin yeri" buyurdular.
Ahmed, "Menakıb"da; Usbuğ bn.

Nubate'den: Bir gün Hz. Ali konuşurken birisi edebsizlik ederek Hz. Ali'yi yalanladı. İmam Ali: "Edebsizliğine devam edersen sana beddua ederim" dedi. Adam: "Edersen et" dedi ve oradan kör olarak ayrıldı.
Ahmed, "Menakıb'da; ibn-iAbbas'dan:

"ve ma muhammedun ilia resulün kad halet minkablihirrusulu efein mate ev kutilenkalebtüm ala a'kabiküm ve men yenkalib ala akıbeyhi felen yedurrellahe şey'en ve seyeczillahüşşakiriyn"
(Al-i imran: 144).(Meali: Ey mü'minler! Biliniz ki Muhammed (S.A.V.) an cak bir Resuldur, kendisinden önce gelip gecen peyğamberler gibi, şayet o aranızdan çekilse, yahud şehid olsa ökçeleriniz üzere dinden dönecek misiniz, cihaddan kaçacak mısınız? Her kim gerisin geriye dönerse bundan Allah'a bir zarar gelmez.

Cenab-ı Hakk, şükürde kusur etmeyenlerin mukafaını verecekdir.)Bu ayet nazil olduğunda, Hz. Ali şöyle buyurdular: "Vallahi, Allah bize hidayet etdikden sonra, asla geriye dönmeyiz.
Bu hususda ölunceye kadar kitale devam edeceğiz. Allah hakkı içün ben onun kardeşiyim, velisiyim ve amcasının oğluyum, bu dinin muhafazasında benden daha haklı ve benden daha layık kim vardır?"

İbnussemman "Muvafaka"da ve Hafız Esselefi'den:
Hz. Ömer (R.A.) Şöyle dedi:
"Yedi sema ve iki arz terazının bir kefesine konsa, Ali'nin imanı da diğer kefesine konsa, onun imanı ağır basar."
Dulabi "Ezzüriyyetuttahire"de ve Ebü Ömer ve Sahibussafve'den; Dırar Essadai Hz.lerinden:

Hz. Ali, görüşü derin, geleceği en iyi gören, melekeleri, hisleri en kuvvetli, konuşursa kesin konuşur, hükmederse adaletle hükmeder,
Her yanından ilim fışkırır, her tarafından hikmet pınarları kaynar, dünya ve zinetinden hoşlanmaz, geceden ve yalızlıkdan zevk alır, ibreti bol, fikreti uzun idi, elbisenin kisasından, yemeğin sert olanından hoşlanır, kendisine herhangi bir şey sorulduğunda ve bir haber hakkında malumat istendiğinde, içimizden herhan gi biri gibi cevablandırırdı.

Vallahi o kendisi, bize yaklaşdığı ve bizi de kendisine yaklaşdırdığı halde ona yakınolduğumuz zaman, yüreğimizde hâsıl olan heybet ve heycandan, nerede ise kendisi ile konuşamayacak hale gelirdi.

O ehl-i dini ta'zim eder, fukaraya ikram eder, hiçbir kavi onun yanında batıla tama' edemez, hiçbir zaif de onun yanında adlinden şüphe etmez.
Allah'a kasem ederim ki yıldızların görünmediği, kopkoyu karanlık bir gecede, onunla beraberken sakalını tutduğunu gördüm. Alçak sesle konuşuyor ve hazin hazin ağlıyordu ve şöyle diyordu: "Ey dünya! Benden uzak dur, git başkasını gururlandır, beni mi buldun, yoksa banamı iştiyakın oldu...
Benden ümidini kes, ben seni rucu'u olmayan talak-ıselase ile tatlik etdim. Senin ömrün kısa, ni'metin hakir, hüsranın ise pek çok, nasibin az, ehlin zelil...

zadın azlığından, seferin uzaklığından, yolun vahşetindenah.,.ah."
Bundan sonra Hz. Dırar diyor ki:
"Bu hali gördükden sonra, benim o andaki hüznüm, kucağında katledilen evladına üzülen bir kadının hüznügibi idi ..."
Ebul-Hayr El-Hâkimi; Ammar bn. Yasir Hz.lerinden:
Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki:

"Ya Ali! Allah seni öyle bir zinetle zinetlendirdi ki kullarından hiç kimseyi öyle zinetlendirmedi. Sana dünyada zühdü sevdirdi ve seni öyle yapdı ki, ne sen dünyadan bir şey istedin.
Ne de dünya senden bir şey istedi. Garibleri sana öyle bağladı ve öyle tabi' kıldı ki, sen onlardan razızın. Onlar da imamları olarak senden razı."
Hafız-us-Sakafi "Erbaıyn"de; Hz. Ali (K.V.)'den:

Resulullah (S.A.V.) bir gün bana: 'Ya Ali! İnsanlar ahiret seadetinden vazgeçip dünyaya rağbet etseler, mirasları yutmacasına, dünya malını yığmacasına davransalar, Allah'ın dinini arkalarına atsalar ve Allah'ın malına hırs ile Sarılıp israf etseler ne yapardın?"
Dedim ki: "Ya Resulallah! Onları ve yapdıklarını terk ederdim, Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu seçerdim dünyanın musibetlerine ve hevasına sabr ederdim, ta ki Allah'ın meşiy'eti ile sana kavuşurum."


Resulullah {S.A.V.)şöyle buyurdular:


"Her söylediğin doğru ya Ali" dedikden sonra, Cenab-ı hakk'a dönerek: 'Ya Rab! Ali'nin her söylediğini yap" diye dua etdi.
Ahmed "Menakıb"da; Ali bn. Rabia'dan:
İbn-un-Nebbah, Hz. Ali'nin yanına gelerek: 'Ya Emirel-Mü'minin! Beytül-Mal doldu" dediği zaman; Hz. Ali: "Alla-hu ekber" dedikden sonra kalkdı beytül-male gitdi. İnsanlar cağrıdı, ne varsa dağıtdi ve şöyle dedi: "Ey sarı ve beyaz Git başkasını gururlandır." Sonra boşalan beytülmalin temizlenmesini emretdi ve iki rekât namaz kıldı.

Sahib-us-Safve'den; Ebu Mutrif den:
Emirel-Mü'minin Hz. Ali (K.V.) tanınmamak içün a'rabi kıyafetiyle pazara gitdi, kendisine bir gömlek almak içün bir dükkâna girdi. Dükkân sahibi onu tanıdı, alacağı gömleği ikram etmek isteyince hemen çıkdı ve başka dükkâna girdi. Yine dükkân sahibi kendisini tanıdı, gömleği bedava vermek istedi, oradan da çıkdı bir üçüncü dükkâna girdi.

Dükkânda, dükkân sahibinin küçük çocuğu vardı, çocuk kendisini tanımadı, çocukdan gömleği üç dirheme satın aldı ve makamına döndü.
Biraz sonra çocuğun babası dükkâna gelip hadiseye vakıf olunca hemen Hz. Ali'ye gitdi. "Ya Emirel-Mü'minm! Bu gömleğin fiati iki dir hem" deyip bir dirhemi geri vermek istediğinde, Hz. Ali: "Ben oğlunla anlaşarak bu gömleği üç dirheme satın aldım " dedi ve bir dirhemi kabul etmedi.
Dahhak'dan, ibn-i Şihab diyor ki:

Şam'a geldim, Abdül-Melik bn. Mervan'ın yanına gitdim. Bana: "Ya ibn-i Şihab! Ali'nin katledildiği sabah Beytül-Makdis'de olandan haberin var mı?" dedi.
Ben "Evet" dedim. "Nedir?" diye sordu. Ben de: "Kaldırılan her taşın altından kan çıkdı" dedim. "Bunu benden ve senden başka bilen kalmadı, bunu kimse duymasın" dedi. Ben de o ölünceye kadar bunu kimseye söylemedim.


Ahmed "Menakıb"da ve ibn-ud-Dahhak'den: Hz. Ali'den: Peyğamber (S.A.V.): "Ya Ali! Geçmiş ümmetlerin en şakisi kimdir bilir misin?" buyurdular.
Ben: "Salih'in devesini katleden" dedim. Peyğamber (S.A.V.): "Ahir zamanın en şakisi kimdir?" diye sordular. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim.

Resulullah benim başıma işaret ederek, "Şuraya vurup", ve tekrar sakalımı tutarak, "burasını islatan" buyurdular.
Ve Hz. Ali şöyle ilave etdiler: "insanların en şakısı tarafındanvurulmak, beni sevindirir."

Ebü Sa'd: "Şeref-un-Nübüvve"de: Hz. Ali (K.V.) şöyle buyurdu: Resulullah (S.A.V.) bir gün bana: "Ya Ali! Cennete ilk önce ben, sen, Fatıma, Hasen ve Hüseyn gireceğiz." Ben: "Ya Resulallah! Ya bizi sevenler?" dediğim zaman, "Onlar da arkamızda olacaklar" buyurdu.
İbn-ul-Kiram'den; Ebü Hüreyre (R.A.)'den: Bir gün Haseneyn'in birbirlerine darıldıklarını duydum.

Hüseyn'e gitdim: "Sen küçüksün, git ağabeyinle barış" dedim. Bana şöyle cevab verdi: "Ben dedem Resulullühdan duydum ki: 'Kardeşler üç günden fazla birbirlerine darğın kalmazlar, önce barışan önce Cennete girer".

Ben ağabeyimden önce Cennete girmek istemem." Bunun üzerine. Hasan'a gitdim, Hüseyn'in dediklerini anlatdım. Hasen bana: "Kardeşim doğru söylüyor" dedi ve kalkdı kardeşine gitdi, özürdiledi vebarışdılar.

Dulabi'den, Hz. Hasen'in oğlu Zeyd Hz.lerlnden: Dedem İmam Ali âlem-i cemale teşrif etdikleri gece, babam şu hutbeyi irad etdiler:
"Ey nas! Bu gece öyle bir zat Hakka yürüdü ki gelenler ona yetişemediği gibi, sonra gelenler de ona yetişemeyecek. Dedem (S.A.V.) ona sancağını verir, sağında Cebrail, solunda Mikail olarak harb ederdi, fetih müyesser olmadan da dönmezdi.

O kadar kerim idi ki ne altından ne gümüşden hiçbir şey bırakmadı, sadece ailesinin maişeti olan yedi yüz dirhem. Ben o beşir'in oğluyum, o nezir'in oğluyum, Allah'ın izniyle Hakka davet eden o dai'nin oğluyum.

Ben sirac-ı mümr'in oğluyum. Ben aramızda Cebrail olan Al-i Aba'dan biriyim. Ben o Ehl-i Beyt'denim ki Cenab-ı Hakk kitabında, bizden rics'i giderdiğini ve bizi tertemiz kıldğını i'lan etdi.
Ve ben o Ehl-i Beyt'den biriyim ki Cenab-ı Hakk kitabında şu ayeti kerime ile:
'kul la es'elukum aleyhi ecren illelmeveddete fiylkurba' (Şüra: 23), her muslumana, bize meveddeti farz kıldı ve bu muhabbeti "Haseneyi iktiraf' beyanı ile te'yid etdi.

İmam Hasen Efendimiz yine hutbesine devam ile: "Ben âlemlere rahmet olarak gönderilen, ahir zaman'in nebisi Hz. Muhammed'in oğluyum.
Ben ins u cinne gönderilenin oğluyum. Ben kendisi ile birlikde meleklerin harb etdiği zatin oğluyum. Ben her duasi kabul olunanın oğluyum. Ben arzın kendisine tertemiz bir mescid kılınanın oğluyum.

Ben semanın bereketinin oğluyum. Ben semanın ve arzin muti olduğu bir şefaatçinin oşluyum. Kiyamet gününde Arş-ıA'laya ilk gelecek olan zatin oğluyum.
Ben Cennet kapısını ilk çalacak zatın oğluyum ve ben, rızasıRahmanın rızası, gadabı Rahmanın gadabı olan zatın oğluyum. Ben Şerefine ve keremine hiç kimsenin erişemeyeceği bir zatın oğluyum."

Aliyyurıza Hz.lerinden:
Hasen-ül-Mücteba Hz. bir gün dışarıyacıkdığında, yere düşmüş bir lokma gördü, onu aldı temizledi ve yanında ki kölesine verdi. Bir müddet sonra o lokmayı kölesinden istedi. Kölesi, "Efendim, ben onu yedim" dedi.

Bunun üzerine imam Hasen: "Seni azad etdim, sen hürsün" dedi ve ilave etdi: "Ceddim Resulullah'dan (S.A.V.) duydum ki bir kimse yere düşmüş bir lokmayı alır, temizler ve yerse Allah onu ateşden azad eder. Ben Allah'ın ateşden azad etdiği bir kimseyi köle olarak kullanan kimselerden olmak istemem."

Ahmed'den ve ibn-i Mes'ud'dan:
Uhud harbinde ba'zi müslumanların kasidsiz olarak Peyğamberin sözünü dinlememeleri sebebiyle müslumanlar sarsıntı geçirip, içlerinde Hz. Hamza olmak üzere birçok şehid verdiklerinde, meşhür Ebü Süfyan, Peyğamberin karşısına geçip şöyle konuşdu: "A'la olan Hubel". Resulullah {S.A.V.} iki arkadaşına: "A'la ve en büyük Allah'dır, diye cevab veriniz" dedi.

Ebü Süfyan tekrar konuşdu: "Bizim Uzza'mız var, sizin Uzza'nız yok" dedi. Resulullah (S.A.V.): "Ona deyiniz ki bizim mevlamız var, siz kâfirlerin mevlası yok."

Ebü Süfyan: "Gün güne uymaz, bir gün lehimize, bir gün aleyhimize olur, bazan bizden bazan sizden..."
Resulullah (S.A.VJ: "Müslumanlar asla kâfirlerlemüsavi olamaz. Bizim ölülerimiz Cennetde hayat-ı ebedi'de merzukdurlar. Sizin ölüleriniz ise ateşde azabdadırlar."

Ebul Kasim El-Sehmi "El-Fadail"de: (Hz. Abbas'ın Müslüman oluşu):
islam tarihcileri Hz. Abbas'ın çok önce müslüman olduğuna kaildirler. Bunun sebebi şudur: Peyğamber (S.A.V.) Bedir gününde islam mücahidlerine şu emri vermişIerdir: "Amcam Abbas'la karşılaşırsanız sakın öldürmeyin, o kerhen gelmişdir.

"Hz. Abbas Mekke müşrikleri ile haberlerini Hz. Peyğambere gönderiyordu ve Müslümanlaronun gönderdiği haberlere inanıyorlardı.
Hz. Abbas hicret etmek istedi, Peyğamber ona: "Şimdilik orada kal" diye yazdı. Vakti gelip İslamını izhar etdiği zaman, Peyğamberin hizmetinde olan Rafi' bunu Peyğambere müjdeledi. Peyğamber (S.A.V.) memnuniyyetinden rikkate geçdi ve Rafi'i de azad etdi.
Molla "Siret'inde, ibn-i Abbas Hz.lerinden:

Bir gün Peyğamberle beraberdim. Hz. Fatıma ağlayarak geldi. Hz. Peyğamber: "Anam babam sana feda olsun, niye ağlıyorsun kızım?" dedi. "Hasen ve Hüseyn kayboldular, aradım bulamadım, bir yerde uyuyup kaldılarmı bilmiyorum.

" Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.): "Ağlama kızım, onların Rabbi onlara senden ve benden daha merhametlidir" dedi ve ellerini kaldırdı: Ta Rabbi! Onları muhafaza et ve salim kil" diye dua etdi.

Derhal Cibril indi ve: 'Ya Resulallah! Sen ve kızın üzülmeyin, onlar bir meleğin muhafazasında Bini'l Neccar'ın bahçesinde uyuyorlar." Beraberce bahçeye gitdik, gördük ki birbirlerine sarılmış uyuyorlar.
Melek de bir kanadı altlarında, bir kanadi üstlerinde onlan muhafaza ediyor.

Resulullah (S.A.V.) üzerlerine eğilip öpe koklaya onları uyandırdı, birini sağ omuzuna, birini sol omuzuna alarak: "Binilen ne güzel binek" dedi ve onlar omuzunda olduğu halde Mescid-i Nebevi'ye geldi ve müslümanlara şöylo bir hitabede bulundu:
"Ey ma'şer-i müslimin!

Dedesi ve anneannesi insanların en hayırlısı olan kimseleri size göstereyim ister misiniz?"
Cemaat: "isteriz ya Resulallah!" dediler.

Resulullah (S.A.V.) Haseneyn efendilerimizi işaret ederek: "Onlar Hasen ve Hüseyn'dir. Cedleri ben Seyyidel-Mürselin ve Hatemennebiyyin ve anneanneleri ise Hadice bint Huveylid Cennet hanımlarının efendisi.
İster misiniz size anası babası insanların en hayırlısı olan kimseleri göstereyim?"
"Evet ya Resulallah" dediler.

Peyğamber (S.A.V.): "Hasan ve Hüseyn. Babaları Ali, bana ilk iman eden, kendisi ile Cennete ilk gireceğim kimse ve kıyamet günü sancağımı taşıyan. Anneleri ise Fatıma Cennet hanımlarının efendisi."
Sonra Peyğamber {S.A.V.): "Amcaları ve halaları nasın en hayırlısı olan kişileri göstereyim ister misiniz?"
"Evet ya Resulallah" dediler.

Peyğamber (S.A.V.): "Hasen ve Hüseyn. Amcaları Ca'fer bn. Ebi Talib iki kanadı ile meleklerle birlikde Cennetde istediği yerde uçar. Halaları Ümmü Hani bint Ebi Talib, onun evinden mi'raca çıkdım ve döndüğümde sabah namaznı onunla beraber kıldım."
Yine Resulullah (S.A.V.): "Dayıları ve teyzeleri nasın en hayiırlısı olan kimseleri göstereyim mi?"
"Evet ya Resulallah" dediler.

Resulullah (S.A.V.): "Dayıları Kasım, Abdüllah ve İbrahim. Teyzeleri Zeyneb, Rükiyye ve Ümkülsüm."
Sonra Cenab-ı Peyğamber şöyle buyurdular:

'Ya Rabbi! Sen bilirsin ki Hasen ve Hüseyn Cennet gençlerinin efendileridir, babasi ehl-i Cennetin efendisidir, anneleri Cennet hanimlarının efendisidir, amcaları ehl-i Cennetin efendileridir, halaları, dayıları ve teyzeleri Cennet ehlidirler."
Ve sonra şöyle buyurdu: "Her kim Hasen ve Hüseyn'e ve babalarına buğz ederse o ateşdedir. Her kim de onları severse bizimle beraber Cennetdedir."


CENAB-I PEYĞAMBERİN,EHL-İ BEYT'İN FAZİLETLERİ HAKKINDAKİ HADİSLERİNDEN VE HZ.ALİ'NİN SÖZLERİNDEN


Sahibul-Firdevs'den; Enes (R.A.)'den: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Mü'minin iman sahifesinin unvanı, Ali bn. Ebi Talib'in sevgisidir."
Hz.Ali(K.V.):
"insanlar içün hak yolunu kapatan beş şey vardır: Bir: Cehl ile kanaat etmek. İki: Dünya hırsı. Üç: Faziletde cimrilik. Dört: Amelde riya. Beş: Kendi fikrini begenmek.

Sahibul-Firdevs'den, Cabir bn. Abdullah'dan: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Allah her gün melaike-i mükarrebin'in yaınnda, Ali ile iftihar eder."
Hz.Ali(K.V.):
"En zor olan dört iş: Bir: Gadab anında af etmek. iki: Sıkıntı zamanında ihsan etmek. Üç: Halvetde iffet. Dört: Korkduğun kimsenin yaınnda hakkı söylemek."

Ahmed bn. Hanbel, "Mesned"inde; Enes bn. Malik Hz.erinden:
Selman'a dedik ki: "Resulullaha vasisinin kim olduğu sorar mısın?" Resulullah (S.A.V.) Selman'a şöylecevap verdi: 'Ya Selman! Benim vasim, varisim, dinimikaza eden ve va'dimi yerine getiren Ali bn. Ebi Talib'dir."

Hz. Ali'den:
Ehl-i hayra yakın olursan onlardan olursun. Ehl-i şer' den uzak olursan şerdenuzak olursun."
Ahmed "Mesned"inde, Sehlbn. Sa'd'den:
Cenab-ı Peyğamber Hayber günü şöyle buyurdular:
"Yarın sancağı öyle bir erkeğe vereceğim ki Allah'ı ve Resulünu sever, Allah ve Resulü de onu sever, fetih müyesser olmadan da dönmez."
Hz. Ali(K.V.):
"Senin dünyandan sana kalan, ancak ahiretini islah edendir."
Sahibul-Firdevs, Hz. Abbas (R.A.):

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Ne oluyor ba'zi kimselere ki aralarında konuşurlarken Ehl-i Beytimden birini gördükleri zaman hemen susuyorlar.
Allah hakkı içün, beni Allah sevgisi ile, benim Ehl-i Beytimi benim sevgimle sevmeyen hiç kimsenin kalbine iman girmez."
Hz.Ali(K.V.):
"Sen kendisine ihsan etdikçe, sana zararını artdıran kimse, elbetde senin kardeşin olamaz. O sana ne kadar kötülük yaparsa, senin günahını yüklenip kendisine zarar verir. Sen de artık seni sevindireni cezalandırma. Onun yüklendiği ceza onayeter."

Hz.Ali(K.V.):
"Her kim ki zamana güvenir, zaman ona ihanet eder. Her kim ki zamana değer verir, zaman onu rezil eder."
Hz. Ali(K.V.):
"Keramet takvada, rifat tevazu'da, mürüvvet sıdk'da,nusret sabırda, zenginlik kanaatda, rahat zühdde, Afiyet de susmakdadır."
Hz. Ali(K.V.):
"Akıllının sadrı, sır sandığıdır. Beşeşet meveddete gebedir. Susmak ayıbların kabridir."
Sahibul-Firdevs'den, Sa'd bn. Ebi Vakkas'dan: Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.): "Her kim Ali'ye eza eder bana eza eder" dedi ve bunu üç defa tekrar etdi.
Hz.Ali(K.V.):

"Her kim kendinden razı olur, ona kızanlar çoğalır."
Hz. Ali(K.V.):
"Dünya, bir kimseye ikbal ve ikram ederse, ona başkasının güzelliklerini verir. Eğer ona arkasını dönerse, ondaki güzellikleri elinden alır."
Hz.Ali{K.V.):

"İnsanlarla öyle muaşeret edin ki, ölürseniz ağlasınlar. Görmezlerse arasınlar."
Sahibul-Firdevs'den, Ebu Zer'il-Gifari'den: Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) Şöyle buyurdu: "Benden sonra bir fitne olacak, bu fitne olduğu zaman, Ali bn. Ebi Talib'den yana olunuz. Zira hak ile batılı ayıran faruk odur."
Hz.Ali(K.V.):
"İnsanların en âcizi iyi bir arkadaşa sahib olamayan, daha da âcizi ise, sahib olduklarını kaybedendir."
Hz.Ali(K.V.):
"Günahların en büyük keffareti, muhtacın yardımına koşmak ve sıkıntıda olanı sevindirmekdir."
Hz.Ali(K.VJ:

"Sen Allah'a isyan etdiğin halde, Allah sana arka arkaya ni'met gönderiyorsa, akibetinden kork!"
Hz.Ali(K.V.):
"Kişinin zamiri, ağzından kaçan sözlerden ve yüzünün ifadesinden anlaşılır."
Sahibul-Firdevs'den, Ebu Bekir-es-Sıddık Hz.lerinden: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Benim avucumla Ali'nin avucu adil'de musavidir,"
Hz.Ali(K.VJ:

"Halim olan, nas arasında hamid olur. Cehl ile munazaası çok olanın, kalb gözü kör olur."
Hz.Ali(K.V.):
"Hayır, işleyen, hayırdan daha üstün, şer işleyen ise şerden daha şerdir."
Hudri'den: Ebu Eyyüb-il-Ensari'ye birisi gelip Cemel Vak'ası ve Siffeyn Harbi hakkında bilgi istedi. Ebu Eyyüb-il-Ensan (R.A.): Resulullah benimle beraber bu evde idi.

Hz. Ali sağında ben solunda, Enes önünde oturuyor idik. Kapı caldı. Resulullah Hz. Enes'e hitaben: "Ammar'a kapıyı aç dedi. Daha sonra Ammar'a hitaben: 'Ya Ammar!
Benden sonra ümmetin arasında fitne çıkacak, ta ki birbirlerini katl edecekler, bunu gördüğün zaman şu sağımda oturan insan aslanından ayrılma. Eğer bütün insanlar bir yana toplansa, Ali de diğer yanda olsa, sen onun vadisinden ayrılma. Ali'ye itaat bana itaat, bana itaat Allah'a itaatdır" bu yurdular.

Tirmizi, Zeyd bin Erkam'dan:
Resulullah (S.A.V.) Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn'e hitaben:
"Siz kiminle harb ederseniz, ben de onlarla harb halindeyim. Siz kiminle sulh yaparsanız, ben de onlarla sulh halindeyim" buyurdular.
Hz.Ali(K.V.):
"Ahmakla arkadaş olma, sana iyilik yapayim derken zarar verir. Yalanci ile de beraber olma, zira o serap gibidir, sana yakını uzak, uzağı yakın gösterir."

Hz. Ali(K.V.):
"Ahmağın kalbi dilinde, akıllının dili kalbindedir." ibn'il-Muğazili, Cabir (R.A.)'den:
Bir gün Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) Hz. Ali'nin pazüsundan tutarak: "Bu zat berere'nin imamı, fecere'nin katili'dir. Ondan ayrılan zelil olur, onunla olan mansur olur." Sonra sesini yükselterek: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. İlmi isteyen kapıya gelir."
Hz.Ali(K.V.):
"Seni üzen bir seyyien, Allah yanında, senin beğendiğin bir hasenenden daha hayırlıdır." "Hevaya talib olanların kanadı dünya maalı, Hakka talib olanların kanadı ise şefaatdir."

Sahibul-Firdevs'den, Hz. Cabir (R.A.)'den: Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.): şu ayet: "Feimma nezhebenne bike feinna minhum muntakimün" (Zuhruf: 41) (Meali: Ey Resul-i Zişanım! Şayet biz senin intikamını almadan, seni nezd-i Sübhanimize alır götürürsek, biz elbetde onlardan intikam alacağız.) Ali hakkında nazil olmuşdur, o nakısin, marıkın ve kasıtın'den bizim intikamımızı alacakdır" buyurdu.
Hz.Ali(K.V.):
"Bir şeyin yokluğu, onu istemekden ehvendir."
Hz.Ali(K.V.):

"Akıl tamam olursa, kelam azalır."
Hz. Ali(K.VJ:
"Sevdiklerini kayb etmek gurbetdir."
Hz.AIi(K.V.):
"Azı vermekden utanma, mahrumiyyet ondan da azdir.'
Hz. Ali(K.V.):

"ilmin ednası dilde olanı, a'lasi ise insanın her uzvundan tecelli edenidir."
Hz. AIi(K.V.):
"Yakın ile uyumak, şüphe ile kılınan namazdan evladır."


-----------------------------
(1)-Hasıfunna'l Ayakkkabı tamır eden.