YENABİ-ÜL- MEVEDDE
 





YENABİ-ÜL- MEVEDDE


SÜLEYMAN İBRAHİM


MEVEDDET PINARLARI


Hz.MUHAMMED ALEYHİSSELAM ve AL-İ ABA


ONİKİ İMAM


MEHDİ RESÜL HAKKINDAKİ AYET ve HADİSLER


Çeviren: ADNAN M. SELMAN


ÖNSÖZ


"Yenabi-ül-Mevedde" isimli bu kitab, 9 Ramazan 1291 Hicride Sultan Abdül-Aziz Han'ın yardım ve teşvikleri ile zaman-ı seadetlerinde mü'minlerin istifadesine arz edilmiş, eşi bulunmaz bir eser.

Şahsen ve bütün mü'min kardeşlerim namına; birçok faziletlerinin yanında, ilmi ile de şöhret bulan bu sultanın aziz ruhuna sükranlarımı arz eder, kendisine Cenab-i Hakk'dan rahmet, Resülünun ve Ehl-i Beytinin şefaatlerini niyaz ederim.

"Yenabi'-ül-Mevedde" bir dostum vasıtasıyle bana arz edildi. Arabça olan bu kitabı okumağa başladığım zaman, nasıl bir hazine ile karşi karşıya olduğumu hayretle müşahede etdim.

Ve o anda, bu kitabı mutlaka tercüme edip, mü'min kardeşlerimin bilgi ve istifadelerine arz etmemin kutsal bir vazife olduğuna inandım. Allah'ın, Resülünün ve Ali'nin rahmetine iltica ederek hemen tercüme etmeye başladım.
Kitabdaki ayetlerin tefsirinde, şemseddin Yeşil Efendi Hz.lerinin "Füyüzat" isimli tefsirinden istifade etdim. Tevfik Hakdan.

Adnan M. Selman


"Yenabi-ül-Mevedde" isimli bu eserin tertib edeni Süleyman bn. İbrahim bn. Muhammed Maruf (Baba Hoca şöhreti ile maruf) bn. Eşşeyh Esseyyid Tersün El-Baki El-Hüseyni El-Belhi El-Kunduzi isimli zat.
Ehl-i Beyt hakkındaki hadisleri şu kaynaklardan almışdır:Buhari, Müslim, Nesa'i, Tirmizi, Ebü-Davud, El-Muvatta', Darimi ve ibn-i Mace hadis kitabları.

"Binüzul-il-Kur'an Fi Menakıb Ehl-il-Beyt: Ebü Naim El-Hafız El-Esfehani."Feraid-us-Simtayn": Muhammed bn. El-Cuveyni El-Hameveyni.
"Mesned Fatıma": Ali bn. Ömer El-Darekutni."Fedail Ehl-il-Beyt": Ebul Müeyyed Muvaffak bn. Ahmed.

"El-Menakıb": Ahmed bn. Hanbel ve Nesai."El-Menakıb": Ali bn. Muhammed El-Hatib (İbnil-Mugazili)
"Cevahir-il-Akdeyn": El-Şerif El-Semhüdi El-Mısri."Zehair-il-Ukba ve Meveddet-il-Kurba": Seyyid Ali bn, Şehab El-Hemedani.

"Es-Savaık-il-Muhrıka": İbni Hacer El-Heysemi El-Şafi'i."El-İsabe": İbni Hacer El-Askalani El-Şafii."Mecma'-iz-Zevaid": Hafız Nüreddin El-Heysemi.
"Kunüz-ud-Dakaik": Şeyh Abdurrauf El-Menavi El-Mısri.Mehdinin kıyamı hakkında hadisler": Ali El-Kaari El-Horasani El-Herevi
"El-camii-us-Sagir": Şeyh Celaleddin El-Suyuti El-Mısri

"Meveddetil Kurba ve Ehl-il-Aba": Mir Seyyid Ali bn. Şehab-il-Hemedani.


PEYGAMBER EFENDİMİZİN NURUNUN İNTİKALI HAKKINDA


Menakıb"da Ishak bn. ismail Nişaburi'den, Ca'fer-i Sadık'dan babasından, dedesiAli bn. Hüseyn'den:
Amcam dedi ki: Dedem Resülullah (S.A.V.)'den duydum : "Hen Allahu Subhanehu ve tealanın nurundan halkoldum, Ehl-i Beytim de benim nurumdan halkoldu, Ehl-i Beytimi sevenler de onların nurundan halkoldu. Diğer nas nardadır."

Ibnil Muğazili El-Vasıti El-Şafi'i namı ile ma'ruf Ebul-Hasen Ali bn. Muhammed "Menakıb" adlı kitabmda Selmanı Farsi'den:
Habibim Muhammed (S.A.V.)'den Şöyle söylediğiniduydum : "Ben ve Ali Allah (c.c.)'nun elleri arasında tek bir nur'idik.
Cenab-ı Hakk Ademi halketmeden ondört bin sene önce, o nuru tesbih ve takdis ediyordu. Ademi halkedince o nuru onun sulbüne vaz'etdi. O zamandan beri ben ve Ali aynı şey olarak kaldık, ta ki Abdül-Muttalib'in sulbünde ayrıldık.

Bende nübüvvet, Ali'de imamet..."
Hamevi "Feraidussimtaym" adlı kitabında, Ziyad bn. El-Münzirden, Ebu Ca'fer, El-Bakır'dan, dedesi Hz.Hüseyn bn. Ali bn. EbiTalib'den:
Peyğamber Efendimiz buyurdular ki: "Ya Ali! Ben ve sen Adem halkolunmadan ondört bin sene once Allah'ın elleri arasında nur'idik, Ademi halkedince o nuru Adem'in koydu.

Cenab-i Hakk o nuru, tertemiz sulblerden tertemiz rahimlere nakl ede ede ta ki Abdül-Muttalib'l sulbünde karar kıldırtdi. Sonra iki kısma ayırdı, bir kısmını babam Abdullah'ın sulbünde cıkartdı, bir kısmıda amcam Ebu Talib'in sulbünde çıkartdı. Böylece Ali bendendir, ben de Ali'denim, onun eti etimdir, kanı kanımdır.

İmam Ebü Muhammed Hasen-ül-Askeri (A.S.) tefsirinde: Dedem Resülullah (S.A.V.) buyurdular:
Ey Allah'ın kulları! Cenab-ı Hakk bizim eşbahımızın nurlarını arşın zirvesindenAdemin zahrına nakletmişdi. Adem o nuru gördü fakat eşbah'ı seçemedi. "Ya Rabbi! Bu nurlar, bu eşbah nedir?" Cenab-ı Hakk: "Bunlar arşın en şerefli bölgesinden seninzahrına nakletdiğim eşbah'ın nurlarıdır.

Bu sebeble melaikeye sana secde etmelerini emretdim. Çünki sen o eşbahın nurlarına kap idin." Adem (A.S.): "Ya Rabbi! O eşbahı bana göstermez misin?" Allah (c.c):Ya Adem! Arşın zirvesine bak" buyurdu. Bizim eşbahımız arşın zirvesinde göründü. Adem: 'Ya Rab! Bu eşbah nedir?" Allah teala: 'Ya Adem! Bu eşbah bütün mahlûkatın efdalidir.

Bu; Muhammed (S.A.V.), ben Mahmud'um, onun adını hamdolunmuş ma'nasına Muhammed koydum. Bu; Ali dir, ben ise Aliyyül Azim'im, ona ismimden bu ismi verdim.

Ve bu; Fatıma'dır, ben 'Fatırussemavati velard'im, semavat ve arzı nurumun tecellisi ve kıyamete kadar devamı içün halketdim, onu ve evladını bu nura mazhar kıldım.

Din gunü düşmanlarımı rahmetimden onunla fatmederim ve evliyamı şan u şereflerine isabet edecek layık olmayan hallerden, yine onunla fatmederim.
Ona bu ismimle tecelli etdim, onunla düşmanlarımı cezalandırır, onunla dostlarımı korurum. Bunlar; Hasen ve Hüseyn, ben Muhsin ve Mücmil'im ihsanın menba'ıben'im. Bu iki ismi, ismimden tecelli etdirdim. İşte bunlar halketdiğimin hayırlıları ve yaratdıklarımın kerimleridir. Onlarla verir onlarla alırım, onlarla cezalandırır onlarla sevablandırım.

Ya AdemSen onları bana vesile kıl. Şayet sana bir felaket isabet ederse, benim nezdimde onlari şefaatçı koy. Çünki ben onları vesile yapan hiç kimsenin ricasını, arzüsunu reddetmiueceğime dair Zat-ı Sübhanim üzerine yemin ettim. Ve evfü biahdiy üfi bi'ahdikum." (Bakara:40).Meali: "Benim ahdimi yerine getiriniz ki ben de ahdinizi yerine getirim.)"

Menakıb da mufaddal:"Veizibtela ibrahime rabbuhu bikelimatin feetemmehünne"(Bakara: 124) (Meali: "Rabbi ibrahim'i ask imtihanına tabi' tutup kelimat ile imtihan etmişdi, bu imtihanları tamamen kusursuz itmam etdi) ... Ayetini Ca'fer-i Sadık Hz.lerinden sordum, Şöyle cevab verdiler: O kelimat, Adem'in Rabbinden telakki etdiği kelimatdır ki onunla Adem'in tevbesi kabul olmuşdur.

Onun manasıda şudur : "Ya Rab! Muhammed, Ali, Fatıma, Hasen, Hüseyn hakkı içün benim tevbemi kabul eder misin?" Allah (c.c.) da tevbesini kabul etdi. Hiç Şüphe yok ki O tevvaburrahimin"dir.

mufaddal: "Ey Resülullahın oğlu! Cenab-ı Hakk "Feetemmehünne"sözü ile ne demek istiyor?" imam Ca'fer: Yani Mehdi'ye kadar on iki imami tamamladı demekdir."
Muvffak bn. Ahmed Havarezmi, Şehrdarbn. Sireveyh, El-Deylemi, İbn-i Ömer (R.A-)'den:
Peyğamber (S.A.V.)'e: Mi'rac gecesi Rabbin seninlehangi dil ile konuşdu.Suali sorulduğunda: Rabbim benimle Ali'nin dili ile konuşdu. O anda bana Şu suali sormak ilham oldu : "Ya Rabbi! Bana hitab eden siz misiniz? Yoksa AIi'imi " dedim.

Rabbim bana: "Habibim Muhammed! Ben ($ey')im ama eşya gibi değilim, insanlarla kıyas edelim, şüphelerle de tavsif edilmem. Seni nurumdan halketdim, Ali'yi de senin nurundan halketdim.
Senin kalbini yokladım, Ali'nin sevgisinden daha kuwetli bir sevgi bulmadım, kalbin mutmain olsun diye onun dili ile konuşdum ."
Muvaffak bn. Ahmed ve ibnil-Muğazili'den, Ebü Eyyub El-Ensari'den:

Resülullah (S.A.V.)'in Alem-i Cemale teşrifleri yaklaşdığında, hastalıklarıhalinde Hz. Fatıma ağladıklarında, resülullah (S.A.V.): Kızım! Sen niçin ağliyorsun? Cenab-ı Hakk Hz. biz Ehl-i Beyt'e yedi şey vermişdir ki, bu ewelinden ve ahirinden hiç kimseye verilmedi.
Enbiyanın efdali bizden, o senin baban. Vasilerin en hayırlısı bizden, o senin zevcin. Şehidlerin hayırlısı amcan Hamza. Cennetde istediği yere iki kanadi ile uçan Ca'fer Tayyar amcan. Cennet gençlerinin efendileri Hasen ve Hüseyn oğulların.
Ve nefsim yed-i kudretinde olan Allahıma kasem ederim ki, arkasında Meryem oğlu isa'nın namaz kıldığı Mehdi senin oğullarındandır.
Cabir bn. Abdullah-il-Ensari'den:

Küfe'de mescide girdiğimde Hz. Ali oturuyor, bir şeyler yaziyor ve tebessüm ediyordu. "Ya Emirel Mü'minin! Neye gülüyorsunuz?" dediğimde, Şöyle buyurdular: "Şimdi okuduğum şu ayet-i Kerimenin ma'nasını kimse benim gibi bilmez de ona gülüyorum." "Bu hangi ayet-i kerimedir?" diye sordum. Cevaben Şöyle buyurdular:

"Allahu Nurussemavati vel'ard..."(Nür: 35]
"El-Mişkat, Muhammed (S.A.V.)'dir. Mısbah-ı evvel Hz. Fatıma'dır, mısbah-ı sani ise benim. Zücace-i evvel Hz.Hasen, zücace-i sani Hz. Hüseyn. En parlak kevkeb Ali bn.

Hasen, "yükadu min şeceretin mübareketin" Ali bn, Muhammed. "Zeytüne"den maksad Ca'fer bn. Muhammed. "La şarkiyye"den murad, Musa bn. Ca'fer, "La garbiyyen" den maksad Ali bn. Musa'dır. "Nurun ala nur yehdillahu linurihi"den kasid de Hz. Peygamber Efendimizdir.
"Men yaşau ve yadribullahul emsale linnasi vallahu bikülli şe'in aliym." (Meali: Allah insanlara hidayet yollarını bulmaları içün misaller getirir, Allah; mülkünde cereyan eden her şeye bizatihi alimdir.)

Eş-Şerif Es-Semhuri'nin "Cevahirül Akdeyn" isimli kitabından:
Bir zat dedi ki: "Ben Mekke ile Medine arasında idim, sahrada kâh görünen kâh kaybolan bir hayalet gördüm.
Yanıma yaklaşdı ve bana selam verdi, ben de selamına karşlık verdim: "Nereden geliyorsun delıkanlı?" dedim, "Allah'dan" dedi, "Nereye gidiyorsun?" dedim, "Allah'a" dedi, "Zadm nedir?" dedim, "Takva" dedi, "Kimsin?" dedim, "Arabim" dedi, "Ta'yin et" dedim, "Kureyşiyim" dedi,

"Ta'yin et" dedim, "Haşimiyim" dedi, "Ta'yin et" dedim, "Evlad-ı Ali'yim" dedi, "Ta'yin et" dedim, "Ali bn. Ebi Talib'in oğlu Hüseyn'in oğlu, Ali'nin oğlu Muhammed'im" dedi ve şu ma'nada bir şiir söyledi:

Biz, bir havzin sahipleriyiz ki
Gelenleri korur mes'üd ederiz
Felah bulanlar bizimle felah bulur
Bizi sevenler asla mahrum olmazlar
Bizi memnun edenler mesrur olur
Düşmanlarımız doğduğuna pişman olur
Kadrimizi bilmeyenlerin kiyamet günü vay haline
Dedi ve kayboldu, yere mi indi göğe mi cıkdıbilmiyorum.

"Ve hüvelleziyhaleka minel mai beşeren fecealehu neseben ve sihren" (Furkan: 54). Meali: "O öyle bir halık-ı kerimdir ki, sudan bir beşer yaratdı, ona bir neseb, bir sıhr (damad) kıldı (soy sop) verdi.)

Ebu Na'im El-Hafiz ve ibnul Muğazili, Said bn. Cü-beyr'den ve ibni Abbas (R.A.)'den:
"Bu ayet Al-i Aba hakkında nazil oldu. Sudan murad nur-i Muhammedi, Allah bu nuru, Adem'in sülbüne vaz'etdi, ta ki Abdul Muttalib Hz.'nin sulüine vasıl oldu, sonra ikiye ayrıldı...

Hz. Fatıma ve imam-i Ali'nin nikahi ile tekrar birleşdi, ondan da Hz. Hasan ve üiseyn doğdu.
"Merecel bahreyni yeltakıyan..." (Rahman: 19, 20, 22) (Meali: Rahman olan Allah, iki deryayi birbirine kavuşmak içün salmış bırakmış, aralarında birbirine karışmak içün bir berzah var, ikisinden de inci ve mercan çıkar.)
Enes bn. Malik, Süfyan bn. Uyeyne, Ca'fer-i Sadık Hz. lerinden:
Resülullah (S.A.V.) Şöyle buyurdular:

"Iki derin deniz Hz. Fatima ve Hz. Ali, aralarındaki berzah ben, mercan ve inci Hasen ve Hüseyn."Zeyd bn. Erkam'dan:
Cenab-ı Peyğamber Şöyle buyurdular:
"Allah'ın sağ eli ile Cennete dikdiği kırmızı yakut değneği tutmak isteyen, Ali'yi tutsun.

"Ve inni leğaffarun limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda" (Taha: 82). (Meali: Bununla beraber ben tevbe edip rucu eden, iman edip salih işler işleyen, sonra doğru yolda yurüyen kimseler hakkında elbetde mağfiretkarım.)

Bu ayet-i kerimeye imam-i Ali kerremallahu vecheh şöyle ma'na verdiler: "Buradaki ihtida bizim velayetimize ve imametimize ihtidadir."
Bu ayet hakkında Ebu Sa'id El-Hemedani, Hz.Bakır'dan, babasından, dedesiimam-i Ali'den buyuruyorlar:
"Allah'a kasem ederim ki bir kimse tevbe edip iman etse ve amel-i salih işlese fakat bizim velayetimizi, mevveddetimizi ve fazlımızı tanımasa eline hiçbir şey geçmez."

"Ve men yüslim vechehu ilellahi ve hüve muhsinun fekadistemseke bil'urvetil vüska lenfisame leha" (Lok-man: 22). {Meali: Her kirn muhsin olarak yüzünü Allah'a çevirse, teslim etse, o, hakikaten sapasağlam bir kulp olan Kur'an'a sarılmış olur.)
Hasin bn. Muharik, Musa bn. Ca'fer'den, babalarından, Hz.Ali(K.V.)'den:
Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

"Urve~i vüska" Al-i Muhammeddir.Hayber feth edilince, Resülullah (S.A.V.) Şöyle buyurdular:
"Ya Ali! Senin hakkında söylemediğim o kadar şey var ki onları söylemiş olsam, ümmetimden ba'zi taifeler nasaranin Hz. isa hakkında söyledikleri sözü söylemelerinden korkarım.

Eğer onları söylese idim, Müslümanlar yürüdüğün yerlerden toprak alıp şifa içün yanlarında taşırlardı."
Sahih-i Müslim ve "Şifa"da ibn-i Abbas'dan ve Hz. Ali'den:
"Ve enzir aşiyretekel akrebiyn" (§u'ara: 214). (Meali: En yakin hısımlarına anlat, inzar et.)

Bu ayet-i kerime nazil olduğu zaman, Cenab-i Peyğamber (S.A.V.) Abdül Muttalib oğullarından kırk kişiyi yemeğe davet ediyor, yemekden sonra sofradaki yemeklerin hiç eksilmediği muşahede ediliyor.

Cenab-i Peyğamber (S.A.V.) onlara hitaben:"Ben size husüsen, nasa umümen gönderildim. Şu an da mu'cizeyi gözlerinizle gördünüz. Şimdi hanginiz Cennetde kardeşim ve sahibim olmak içün bana bi'at eder?" Hz. Ali: Ben kalkdım ve ben kavmin en küçüğü idim.
Resülullah bana: "Otur" dedi. Sorularını üç sefer tekrarladılar, üç seferinde de benden başka kimse ayağa kalkmadı. Üçüncü seferde elini elime vurdu: "işte benim Cennetdeki kardeşim ve sahibim" buyurdular.

"Nesai"nin ikinci cildinde Muhammed bn. Ka'b El-Kurtubi'den:
Bir gün Abd-üd-Dar'dan Talha bn. Şeybe, Abbas bn. Abd-ül-Muttalib Ka'beye olan hizmetlerinden bahs edip iftihar ediyorlardı. Talha, Ka'benin anahtarları bende, Abbas bn. Abd-ül-Muttalib sulama işi bana aid diyordu.
Yanlarında bulunan Hz. Ali şöyle buyurdular: "Ben bu beyte herkesden alti ay öncesinden secde edenim ve cihad eden benim." Cibril (A.S.) şu ayeti getirdi:

"Ece'altüm sıkayetelhacci ve imaretel mescidil harami kemen amene billahi velyevmil ahiri ve cahede fiy sebilillahi layestevüne indallahi" (Tevbe: 19). (Meali: Hüccaca su içirmeyi ve mescid-i harami imar etmeyi, Allah'a, ahiret gününe iman eden, Allah yolunda cihad eden kimse gibi mi tutuyorsunuz! Haşa! Ind-i ilahide sizin amellerinizle onların amelleri musavi olamaz.)
Ahmed "Mesned"inde ve Havarezmi'den, Zeyd bn. Er-kam'dan:

Cenab-i Peyğamber (S.A.V.): "Allah'ın Cennet-i Adn'de sağ eli ile dikdiği kırmızı değneğe tutunmak isteyen, Hz. Ali'nin sevgisine sarılsın."
"Menakıb"da Ebu Said bn. Akisa; Hz. Hüseyn'den, babası imam-ı Ali'den: Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Ya Ali! Sen benim kardeşimsin. Ben de senin kardeşinim.

Ben nübüvvetle mustafayım, sen de imametle müctebasın. Ben ve sen, bu ümmetin babalarıyız. Sen dünyada livamın sahibi olduğun gibi, ahiretde Makam-i Mahmudda da livamın sahibisin.
Melaike senin muhabbetinle ve velayetinle Allah'a yaklaşır. Ya Ali! Semada sana olan meveddet, arzda da olsaydı ceza verecek kimse kalmaz, Cehennemin kapıları kupanırdı.

Sen benden sonra nas üzerine Hüccetüllah'sın. Kavlin kavlimdir, emrin emrimdir, nehyin nehyimdir, taatın taatımdır, hizbin hizbimdir, o da Allah'ın hizbidir." Sonra şu ayeti okudular:

"Ve men yetevellellahe ve resülehü velleziyne amenu feinne hizballahi hümül ğalibün" (Maide: 56). (Meali: Her kim ki Allah'ı, Resüüinü ve mü'minleri veli ittihaz derse, dost tutarsa galib olur, cünki hakıkatde galib olanlar, Allah tarafdarlarıdır.)

"Menakıb"da; Hz. Hasen, babası Ali'den, babası Muhammed'den, Ca'fer-i Sadık'dan, babası Muhammed Bakır'dan, dedeleri Emir-el-Mü'minin Hz. Ali'den:
Bir gün Resülullah (S.A.V.) ashabı ile oturuyorlardı, ben de kendilerine doğru yürüyordum.

Bana bakdılar ve Şöyle buyurdular: "Sende İysebni Meryem'e bir benzerlik var ki ümmetimden ba'zi taifelerin, nasaranın isa hakkında söyledikleri ba'zi sözleri, senin hakkında söyleyeceklerinden korkmasam, senin hakkında öyle şeyler söylerdim ki gecdiğin yerlerin toprağından alıp bereket ve şifa olsun diye insanlar yanlarında taşırlardı."

Bunu işiten munafık ve kâfirler dediler ki: "Muhammed'e kendi peyğamberliği yetmedi, bir de amcasının oğlunu İsa'yabenzetiyor." Derhal Cenab-i Hakk şu ayeti Celileyi indirdi:
"Ve lemma duribebnu meryeme meselen iza kavmuke minhu yasiddüne ve kalu ealihetena hayrun em huve ma darabuhu leke illa cedelen bel hüm kavmun hasimün in hüve illa abdün en'amna aleyhi ve cealnahu meselen libeniy israil" (Zuhruf: 57, 58, 59).

(Meali: Vaktaki Hz. Meryem'in oğlu Hz. iysa bir mesel olarak getirilince, kavmi derhal bundan haykırıştılar.
Acaba bizim ilahımız mı hayırlı, yoksa onun mu dediler. Onların bu misalı getirmeleri sırf Sana bir cidal olsun, bir yayğara çıkarsınlar için idi.
Hayır! Onlar gayet kavgacı, azılı, düşman bir kavimdirler. isa, ilah değil, ancak kendisine in'am etdiğimiz ve kendisini Beni israil'e ibret verecek bir misal kıldığımız halis bir kul'dur.)

Sa'lebi Hz. Bakır'dan: Cenab-ı Peyğambere (S.A.V.): "Elleziyne amenü ve amilussalihati tüba lehüm ve hüsnü meab" (Ra'd: 29) (Meali: O kimseler ki iman etdiler ve salih amel işlediler, tuba (Fevz u salah, müebbed istikbal, darüsselam, Hz. Muhammed) onlar içindir.
Onlara ne güzel dönüş vardır) ayet-i kerimesinin ma'nası sorulduğunda şöyle buyurdular: "O, kökü benim evimde, dalları ehl-i Cennete uzanan, Allah'ın öz eliyle Cennet-i Adn'e dikdiği bir ağaçdır."

"Ya Resülallah! Bu agaç hakkında, önceden buyurmuşdunuz ki, onun kökü Ali ve Fatıma'nın evinde, dallarıda ehl-i Cennetin üzerinde" diye sorulduğunda cevaben Resülullah (S.A.V.): "Benim evim ve Ali ve Fatıma'nın evi birdir. Cenab-ı Hakk, öz eli ile dikdiği bu ağaca ruhundan ruh üflemişdir.
Güzelliği ta'rif ve tavsif e gelmez, lutuf ve ni'metleri benzersizdir."

İmam-ı Şafi'i Hz.lerine " Hz. Ali'yi medh eden bir şiir yaz" dedikleri zaman Şöyle buyurdular;
Ben o zati nasil medh edebilirim ki; Habib-i Huda: "Rabbim elini omuzuma koydu, soğukluğunu hissetdim" buyurdular. O omuza İmam-ı Ali ayağını koydu."
"Menakıb"da Usbuğ bn. Nubate Hz.lerinden, Hz. Ali (A.S.)'dan:

"Kur'an-ı Kerim dört kısım üzerine nazil olmuşdur, dört de biri bizim hakkımızda, dörtde biri düşmanlarımız [diğer bir hadisde kâfirler] hakkında, dörtde biri sünen ve emsal, diğer dörtde biri feraiz ve ahkâm."
İmam-i Hüseyn'den:

Ceddim Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Her kim benim gibi yaşamak ve benim gibi olmek isterse ve Rabbimin va'd etdiği cennete girmek isterse, Ali'yi dost bilsin ve onun izinden gitsin ve karanlığın aydınlatıcı nurları ve hidayetin imamları olan tahir zürriyyetine dost ve tabi olsun."
Ahmed bn. Hanbel Hz.Ebil Hamra'dan: Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

"Her kim Adem'in ilmini, Nuh'un azmini, ibrahim'in hilmini, Musa'nın heybetini ve isa'nın zühdünü görmek isterse Ali'ye baksın."
Bu hadis "Şerhil-Mevakif ve "El-Tarikat-il-Muhammediyye" eserlerinde de zikredilmişdir.

"Gurer-il-Hikem"de: Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır: "La ilahe illallah'ın şartları vardır, ben ve zürriyyetim şartlarındandır."
Muvaffak, İbn-iAbbas'dan:
Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular:

"Ya Ali! Senin insanlar arasındaki misalın Kur'an'daki "Kul hüvellahu ahad" suresinin misalı gibidir. Her kim onu bir sefer okusa, Kur'an'ın üçde birini okumuş gibi olur.Her kim iki defa okursa, Kur'an'ın üçde ikisini ve her kim de üç defa okursa, Kur'an'ın tamamını okumuş gibi olur.

Keza sen ya Ali! Seni kalbi ile seven, imanın üçde birini, kalbi ve lisanı ile seven, imanı üçde ikisini; kalbi, lisanı eli ile seven, imanın tamamını kazanmış olur. Beni hak Peyğamber olarak gönderene kasem ederim ki, ehl-i arz seni, ehl-i sema gibi sevse Allah onlardan hiçbirine azab etmezdi."
Muvaffakbn.

Ahmed, İbn-i Abbas'dan:Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: "Cenab-ıHakk Kur'an-ı Kerim'de: Ya Eyyühelleziyne amenu [Meali: Ey iman edenler!] diye hitab etdiği hiçbir ayet inzal etmemişdir ki, Ali, o taifenin emiri ve reisi olmasın."
Muvaffak bn. Ahmed, Hamaveyni ve Ebü Naim EI-Hafız, İbn-i Mes'ud Hz.lerinden:

Resülullah (S.A.V.) Hz. şöyle buyurdular:
"Ben semaya urüc etdirildiğim zaman, Cibril ile dördüncü semaya vasil olduğumuzda, orada kırmızı yakutdan bir beyt gördüm. Cibril: "Ya Resülallah! Bu Beyt-i Ma'mur, oraya teşrif ediniz" dedi, ben de gitdim. Allah orada bütün peyğamberleri cem' etmiş idi. Arkamda saf durdular, kendilerine imam olup namaz kıldırdım.

Selam verdikden sonra Rabbimden bir haberci geldi, Rabbimin selamını getirdi ve bana "Rabbiniz şöyle buyuruyor" dedi: "Habibim! O resüllere senden önce hangi vazife ile gönderildiklerini sor" Ben de onlara sordum:
"Ey Resüller! Benden önce Rabbim sizleri ne sebeble gönderdi?" Resüller cevaben dediler ki: "Senin nübüvvetini ve Ali'nin velayetini bildirmek içün gönderildik."

Rabbimin bu hitabı Kur'an-ı Kerim'de şu ayetde bildirilmişdir: Ves'el men erselna min kablike min rüsülena(Zuhruf: 45) (Meali: Ey Peyğamber-ı Hak! Senden evvel gönderdiğimiz peyğamberlerden sor, araştır ki biz Rahman'dan başka ibadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?)
Hz. Ali (K.V.)'den:

Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.): "Benden sonra ümmetim yetmiş üç firkaya ayrılacak, yetmiş ikisi ateşlikdir, bir firka, firka-i naciyedir" hadis-i şeriflerini beyan ederken şöyle buyurmuşlardır: " 'Ve mimmen halakna ümmeten yehdüne bilhakkı ve bihi ya'dilün' (A'raf: 181).
(Meali: Yaratdığımız kimselerden bir ümmet vardır ki nası sırat-ımüstakim üzere götürürler ve halka Hakk ile icray-i adalet eylerler.)
"Bu ayet-i kerimede, firka-i naciye beyan edilmişdir ki bu ben, Ehl-i Beytim ve bize tabi' olanlardır."

Muvaffak bn. Ahmed El-Havarezmi, Ömer bn. Üzeyne'den, Ca'fer-i Sadık Hz.lerinden, babalarından, Hz. Ali (K.V.)'den:
Resülullah (S.A.V.) şöyle buyurdular: 'Ya Ali! Ümmetimin üzerindeki senin misalın, Meryem oğlu İsa'nınmeseli gibidir. Kavmi onun hakkında üç fırkaya bölündü, bir fırka onun her dediğini doğru kabul eden mü'minler ki onlar Havarilerdir. Diğer fırka, onu inkâr eden Yehüdiler, diğer fırka ise onu seven fakat şanına layık olmayan şeyleri izafe eden Hıristiyanlar.

Benim ümmetim de senin hakkında üçe ayrılacak. Bir fırka seni, benim bildirdiğim gibi tanıyıp sevenler ve tabi olanlar ki bunlar mü'minlerdir. Bir kısım da sana düşman olanlardır. Bunlar üç kısımdır: nakisun, marikun ve kasitun."
Ümmü Seleme Hz. Resülullaha: "Bunlar kimdir ya Resülallah?" diye sorduğunda, şöyle cevab verdiler: "Nakisun: Medine'de biat edip Basra'da bozanlar; Marikun: Hariciler; Kasitun: İbn-i Süfyan ve Ehl-i Şamdan ashabı.

Üçünçü fırkaya gelince; senin hakkında dalaletde olanlardır ki seni seviyorum zannı ile senin şanına layık olmayan şeyleri izafe edenlerdir."
"Ve cealeha kelimeten bakıyeten fiy akıbihi leallehüm yerci'ün" (Zuhruf: 28). (Meali: O, bu sözü evlad-ı İbrahim ve onların zürriyyeti arasında, kıyamete kadar varis olmalari içün, bir vasiyyet olmak üzere bırakdı, baki bir kelime kıldı ki Hakka dönsünler içün.)
"Menakıb"da: Sabit El-Sümaliden, Ali bn. El Hüseyn'den, babasıdan ve dedesi İmam Ali (A.S.) Şöyle buyurdu:

"Cenab-ı Hakk, bu ayet-i kerimeyi bizim hakkımızda indirmişdir. Ya'ni imameti kiyamet gününe kadar, İmam Hüseyn'in neslinde baki kıldı.
Zira "Menakıb"da Hz. Hüseyn'in oğlu Ali'den Şöyle buyuruldu: Allah imameti tamamlayacakdır. O imamet de "Fe'aminü billahi ve resülihi vennurilleziy enzelna" (Te-gabun: 8).

(Meali: Artık siz Allah'a, Resülüne ve indirdiğimiz nura iman ediniz) ayetinde beyan edilen nurdur" dedi ve şunu ilave etdi: "İşte o nur imam'dır."
"kul la es'elüküm aleyhi ecren illelmeveddete fiylkurba ve men yakterif haseneten nezid lehu fiyha husnen" [Sura: 23).
(Meali: Ey Peyğamber-i Hak! Söyle ki sizlere yapdiğim tebliğat ve tebşirat içün sizden asla hiçbir ecir istemem. İstediğim ancak Ehl-i Beytime karşı meveddet ve muhabbetdir.O da sizin onlardan istifade ve irşadınız içündür.

Her kim Resülullaha ve Ehl-i Beytine mütabaatla bir iyilik kazanırsa, ona ondan taraf-ı Sübhanimizden ihsanen daha ziyade bir güzellik, bir mükâfatveririz.)
Sa'lebi, ibn-i Malik'den, ibni Abbas (R.A.) Şöyle huyurdular:
"Haseneyi ıktıraf Peyğamber (S.A.V.)'e ve aline meveddetdir."
"Men cae bilhaseneti felehu hayrun minha vehüm min fezain yevmeizin aminün. Vemen cae bisseyyieti fekübbet vücühühüm finnari hel tuczevne illa maküntüm ta'melün" (Neml: 89, 90).

(Meali: Her kim ind-i ilahi-ye hasene ile gelirse dar-i cezada ona ondan daha hayırlısı, kat katıvardır ve onlar o günkü feza'dan, o günün korkusundan emin olurlar. Her kim de seyyie ile gelirse, yüzüstü zelil olarak ateşe atılır ve onlara, bu sırf dünyada işlediklerinizin cezasıdır denir.)
Bu ayet hakkında Ebu Abdillah-il-Cedeli: "İmam-ı Ali bana şöyle buyurdu" diyor:
"Ya Eba Abdillah! Ben sana o hasenenin ve o seyyienin ne olduğunu söyleyeyim mi?" Ben de ona buyrun dedim. İmam Ali: "Hasene bizi sevmekdir, seyyie de bize buğzetmekdir."

"Efemen kane ala beyyinetin min rabbihi ve yetlühu şahidun minhu..." (Hud: 17)
Ma'nası: Rabbinden bir beyyine üzerine olan, ya'ni, Hz. Muhammed gibi bir delil ve burhana sahib olan ve onu ondan bir şahid takib eden,
Bundan evvel de imam ve rahmet olarak Musa'nın kitabı da kendisine şahid bulunan bir kimse, bir mü'min, yalnız maddeye tapan ve dünyaperest bir kimse ile hiçbir olur mu?

Hz. Ali bu ayeti tefsirinde: "Beyyine Hz. Muhammed (S.A.V.), şahid de benim" buyurdular.
"Ve yakululleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetüm min rabbihi innema ente münzirün ve likülli min hadin" (Rad: 7).

(Meali: O kâfirler o kadar gayz sahibi idiler ki senin içün: "Ona Rabbinden bir mucize inzal olunmalıydı " derler. Ey Resül-i Ekrem! Onların bu sözlerine kurşı sen ancak münzirsin, her kavm içün hak yolunu ta'rifeden bir hadi vardır.)
"Keşşaf'da Sa'lebi Said bn. Cübeyr'den, ibn-i Abbas'dan:

Bu ayet nazil olduğu zaman Resülullah (S.A.V.) elini göğsüne koyarak: "Münzir benim Ali de hadidir. Ya Ali! Hidayete erenler ancak seninle hidayete erer" buyurdular.
"Ya eyyühelleziyne amenü iza naceytümürresüle fekaddimü beyne yedey necvaküm sadakaten" (Miica-dele: 12). (Meali: Ey hakkıyle iman edenler! Resül-i Zişan'a gizli ma'ruzatda bulunmak istediğiniz zaman, imanınızın iktizası münacatınızdan ve hacatınızdan önce Allah'ın fakirleri içün bir sadaka takdim edin.)

Bu ayet-i kerime ile yalnız Hz. Ali amel etmişdir."ve ezanun minallahi ve resülihi ilennasi" (Tevbe: 3). (Meali: Nasa Hacc-i Ekber günü Allah ve Resulü tarafından bir i'lan ve i'lamdır ki Allahu Teâla ve Resulünün muşriklerden beri olduklarını beyandır.)
"ve nada ashabülcenneti... feezzene müezzinün beynehüm en lanetullahi alezzalimin" (A'raf: 44).(Meali: Cennetlikler cehennemliklere nida eder: "Biz Rabbimizin bize va'detdiğini doğru, hakbulduk.

Nasil siz de Rabbinizin bildirdiği inzarat-i şedideyi doğru buldunuz mu?" Onlar cevaben: "Evet, aynen bildirilen ikabı bulduk" dediler.
Aralarından bir mu'ezzin nida eder, Azamet-i Sübhanının verasından bir nida tecelli eder: Allah'ın la'neti onların üzerine olsun ki nası Allah yolundan men'ederler ve Hakk yolunun iğri büğrüolmasını araştırırlar, ebediyet âleminitanımaz ve tanıtmak istemezler.)

İmam-ı Ali'ye Küfe'de; Muaviye'nin kendisine sövdüğünü ve mü'minleri katletdiklerini haber verdiklerinde Hutbede bu iki ayeti okudu ve: "Bu ayetlerde zikr olunan 'müezzin dünyada ve uhrada benim" dedi.

"Menakıb"da Zadan, Selman-ı Farisi'den şöyle buyuruyor: Resulullahdan, on defadan fazla Hz. Ali'ye hitaben şu sözü söylediğini duydum: "Ya Ali! Sen ve senin vasilerin olan çocukların Cennet ile Cehennem arasında a'rafdırlar, sizi tanımayan ve sizin tanımadığınız, Cennete giremez."
"Menakıb"da Makrun'dan, Ca'fer Sadık'dan şöyle buyuruyor:

"Ve alel a'rafi ricalün ya'rifune küllen bisiymahum..."(A'raf:46} (Meali: iki taraf arasında ya'ni mü'minlerle muşrikler arasında bir perde vardır. Tepecikler üzerinde birtakım rical, ehl-i şefaat vardır ki herkesi simaları ile bilirler.

Kiminin yüzünde seadet mührü, kiminin yüzünde şekavet mührü olduğunu okurlar, Onlar Cennetliklere "Selamün aleyküm"diye nida ederler.)
ibni'l keva Hz. Ali'ye geldi, bu ayetin ma'nasını sordu. Hz.Ali: "A'raf biziz, biz dostlarımızı simalarından tanırız. A'raf biziz ki Allah (c.c.) ancak bizimle tanınır. A'raf biziz, Cennete ancak bizi tanıyan girer.

Allah isteseydi kendini nasa tanıtırdı, fakat bizleri kendisine giden kapılar, yollar ve cihetler kıldı. Her kim velayetimizi inkâr eder gayrımızı tercih ederse şu ayete mazhar olur:
"Ve innelleziyne layü'minune bil'ahireti anıssırati lenakibün (Mii'minun: 74). (Meali: Allah'a iman etmeyenler, ahireti tasdik etmeyenler doğru yoldan elbetde sapmakdadırlar.)"

Ve ondan sonra şöyle buyurdular: "Hiç tertemiz pınarlardan içenlerle, birbirine açılan çirkef çukurlarına dalanlar bir olur mu?"
"ve yakululleziyne keferu leste mürselen kul kefa billahi şehiyden beyni ve beyneküm vemen indehu ilmulkitab" {Ra'd: 43). (Meali: O küfr eden kimseler, sen sair resüller gibi Allah tarafından gönderilmedin, onun içün sana tabi' olmayız, derler.

Onlara söyle ki benimle sizin aranızda, benim risaletimi isbat içün Allah'ın şehadeti kâfidir. Ve keza kendilerinde Kur'an ilmi bulunanlarında şehadeti kâfidir.)

Sa'lebi ve Ebu-Na'im'den, Muhammed bn. El-Hanefiyye'den, imam Bakır Hz.lerinden:
Ca'fer-i Sadik Hz.leri bu ayet hakkında şöyle buyurmuşlardır: "vemen indehu ilmul ktab"dan maksad imam Ali'dir. Ve Adem (A.S.)'dan itibaren peyğamberlere indirilen"ilmu'l-kitab"in hepsi Hz. Muhammed (S.A.V.)'de cem' olmuş, Hz. Resulullahdan itresi Hz. Ali ve evladına kıyamet gününe kadar tevdi' olunmuşdur.

Resulullaha ve itresine tevdi' olunan "ilmul-Kitab"dan diğer peyğamberlere bir parca verilmişdir. İşte buna misal şu ayet-i kerimedir:
"Kalelleziy indehu ilmun minelkitab..." (Neml; 40) (Meali: Nezdinde kitab'dan ilmi olan biri: "Ben onu sen gözünü kırpmazdan evvel sana getiririm" dedi.) Bu ayetin tefsirinde Ca'fer Sadık Hz.leri Davud'un oğlu Süleyman'ın vezirine, ism-i A'zam'dan bir harf ve kitabin ilminden de bir parça verilmişdir. Allah hakkı içün ilm-i kitabın hepsi bizdedir.

Ca'fer Sadık (A.S.) sözune devam ile şu ayet-i kerimeyi okuyor:
"Ve ketebna lehu fiyl'elvahi min küilli Şey'in mev'ızaten" (A'raf: 145). {Meali: Biz ona din ve dünya içün ihtiyaci olan her şeyden bir mikdar o elvahda yazdık") buyuruyor.

Hz. Musa hakkında böyle olduğu gibi, Cenab-ı Hakk Kitab-i Keriminde Hz. İsa hakkında da Şöyle buyurmuşdur:
"... veliubeyyine leküm ba'dalleziy tahtelifune fiyhi..."(Meali: İsa bahir, zahir mucizelerle geldiği vakitşöyle dedi: "Ben size hikmetle geldim ve dinde, Kitabullahda ihtilaf edip durduğunuz şeylerin ba'zısını size beyan edeyim diye geldim."}

Hz. Ali hakkında ise: "vemen ındehu ılmulkitab" diye beyan edilmiş, ya'ni kitabin hepsi..
Hz. Ali: "Ha Mim Ayn Sin Kaf' (Şura: 1) ayetleri bizim hakkımızdadır, bunu ancak bizi sevenler anlayabilir.
"kul la'es'elüküm aleyhi ecren illel meveddete fiylkurba" (Şura: 23) (Meali geçdi.)

Resulullah (S.A.V.) bu ayet hakkında Şöyle buyurdular: "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a kasem ederim ki; hiçbir kul yokdur ki kıyamet gününde ömrünü nerede tüketdi, malını nereden kazandı, nasıl infak etdi ve beni ve Ehl-i Beytimi sevdi mi diye sorulmamış olsun."
"Ya eyyühelleziyne amenudhulu fiyssilmi kaffeten ve la tettebiu hutuvatişşeytani innehu leküm adüvvün mübiyn" (Bakara: 208). (Meali: Ey mü'minler! Bütün ecza-i zahirinizle ve batınınızla islama dâhil olun.

Şeytanın izlerine tabi' olmayın, muhakkak o sizin için apaçık bir düşmandır.)
"Menakıb"da Ca'fer-i Sadık (A.S.) bu ayet hakkında şöyle buyurdu:
Buradaki "silm" Resülullah ve Ehl-i Beyti'dir. Zira ilmin tamamı oradadır. Urve-i vüska da odur, Sırat-ı Müstakim de odur, sebil de odur. Sübül, onun gayri yollardır.

"Ehl-i beytim sizin aranızzda Nüh'un gemisi gibidir Ona binen necat bulur, binmeyen helak olur." (Hadis-i şerif )

Selim bn. Kays-ül-Hilali şöyle buyurdu:

Hz. Osman'ın hilafeti zamanında Hz. Ali'yi Medine mescidinde gördüm. Muhacirin ve Ensar'dan bir cemaat, fazşletlerini zikr ediyorlar, Hz. Ali susuyordu. "Konuş ya Ebel-Hasen" dediler. O zaman imam-i Ali sözebaşladı:
"Ey ma'şer-i Kureys vel-Ensar!

Bu zikretdiğiniz faziletleri siz kendiniz mi kazandınız, yoksa onları size birisi mi verdi?"
"Onu bize Allah, Resulüile ihsan etdi.""Peki siz Resulullahin şöyle söylediğini bilmiyor musunuz ki: Ben ve Ali Allah Adem'i yaratmadan ondört bin sene önce Rabbimin elleri arasında tek bir nur idik."

"Evet, biliyoruz" dediler.
"Ve yine bunu bilmiyor musunuz ki, Allah birçok ayetinde sabık' mesbük'a tafdil etdi. Ve yine bilmiyor musunuz ki hiç kimse beni sebketmedi."
Yine "Evet, biliyoruz" dediler.

İmam-ı Ali; "Vessabikunessabikun ulaikel mukarrebun' (Vakia: 10, 11) (Meali: O ileri gelenler de ileri gelenler, şeref-i likaya nail olanlar... Bunlar, mevt-i iradiyi ihtiyar ederler, iskaat-ı izafat ederler, ya'ni tamamıyle Hakk'da fa-ni olanlardır.
İşte onlar her cemaati geçerek ilk Cennete giren bu suada-i makbulin Hakka vasil olmuş yakinlerdir) ayet-i kerimesinin tefsiri Resulullaha sorulduğu zaman: 'Allah Celle Celaluhu bu ayeti enbiya ve vasileri hakkında indirmişdir.

Ben enbiya ve Resullerin efdaliyim, vasim Ali ise vasilerin efdalidir' dediğini biliyor musunuz?"
"Evet" dediler. Ve Hz. Ali şu üç ayeti okudu: "Atiy'ullahe ve atıy'urresüle ve ulil'emri minküm" (Nisa1: 59). [Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve Resulune ve sizden olan ülil'emre itaat edin.

[Ulul-emr: Hukuk-u ilahiyi ve hukuk-u Muhammediyi, şeair-i Islamı muhafaza husüsunda salahiyyet sahibi olana denir.])
"Em hasibtüm en tütrekü velemma ya'lemillahulle ziyne cahedu minküm velem yettehizu min dunillahi vela resulihi velel mü'miniyne veliyceten vallahu habiyrun bima ta'melune" (Tevbe: 16).

(Meali: Yoksa öyle başıboş bırakıldınız, terk olundunuz mu zannetdiniz. Allah sizden cihad edenleri ve Allah'dan, Resulünden ve Mü'minlerden başka sırdaş edinmeyenleri bilmeyecek, ehl-i ihlas ile ehl-i nıfakı ayırd etmeyecek mi zannetdiniz. Allah bütün islediklerinizden haberdardır.)
"innema veliyyükümullahu ve resulühü velleziyne amenülleziyne yukiymünessalate ve yü'tünezzekate vehüm rakiun.

vemen yetevellellahe ve resülehu velleziyne amenu feinne hizballahi hümül ğalibun" (Maide: 55, 56).
(Meali: Sizin yarınız, veliyy-i emriniz, yardımcınız ancak Allah ve Peypamberidir ve o iman etmiş olanlardır ki namaza devam ederler ve rükû'da oldukları halde zekât verirler.

Bu ayet Hz. Ali hakkında nazil olmuşdur. Muhakkak suretde her kim ki Allah'a ve Resülune, Ehlullaha dostluk eder, mü'minleri dost tutarsa ğalib olur.
Çünki hakikatde galib olanlar Allah tarafdarlarıdır. Onlar bütün maksadlarına ve muradlarına fazl-ı ilahi ile vasıl olurlar.)

Hz. Ali: Bu ayetlerde beyan buyurulan hakikatlerin izahi icin, nasıl Cenab-ı Hakk, namazı ve zekâtı emretdi ise velayetin de izahı emredilmişdir.
Ve Peyğamber beni, Gadiyr-i Hum'a gönderdi ve ümmetine şöyle hitab etdi: "Ey nas! Cenab-ı Hakk beni size öyle bir vazife ile gönderdi ki ve sadrım o kadar daraldi ki insanlar beni tekzib edecek zannetdim.

Fakat, Rabbimin va'di yetişdi." Ondan sonra şöyle buyurdu: "Allah benim mevlam, ben de mü'minlerin mevlasıyım. Ben mü'minlere kendi nefislerinden evlayım, öyle değil mi?" "Evet, ya Resülallah" dediler.
Sonra ellmi tutup kaldırdı ve Şöyle buyurdu: "Ben kimin mevlası isem, Ali'de onun mevlasıdır. Allah'ım! Ona dost olana dost, ol, düşman olana düşman ol."
O zaman Hz. Selman kalkdı: "Ya Resulallah! Ali'yedost olmak ne demekdir?" Resulullah (S.A.V.): "Ona dost olmak, bana dost olmakdır, ben kime nefsinden evla isem, Ali de ona nefsinden evladır" buyurdular.

İşte o zaman şu Ayet nazil oldu:"Elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm ni'metiy ve radiytü lekümül islame diynen" (Maide: 3).
(Meali: Ben bugün sizin içün dininizi ikmal etdim ve size ni'metimi tamamladım. Size din olmak üzere islamı beğendim, ona razı oldum.)
"Allah'ım! Dininin ikmalı, ni'metinin tamamlanması ve risaletinin rızasi ve benden sonra Ali'nin velayeti içün 'Allahu Ekber'" buyurdular.
Huzurunda bulunanlar: "Ya Resulallah! Bu ayetler Ali' ye mahsus mudur?" dediler."Evet, onun hakkındadır ve kiyamete kadar gelecek vasilerim hakkındadır."

"Ya Resulallah! Onları beyan eder misiniz?"
"Kardeşim, varisim, vasim ve benden sonra her mü'minin velisi Ali. Sonra iki torunum Hasan ve Hüiseyn, sonra Hüseyn evladından dokuz kişi. Kur'an onlarla beraber, onlar da Kur'an ile beraberdir, onlar ondan ayrılmaz, o onlardan ayrılmaz ta ki Havza vasıl oluncaya kadar."
Ba'zıları imam Ali'ye: "Biz bunları duyduk ve şahid olduk", ba'zıları da "Biz çoğunu biliyoruz ama bazılarını unutmuçuz, Maamafih hepsini hıfz edenler, bizim hayırlılarımız ve efdal olanlarımızdır."

Hz. Ali tekrar söze başladı: Hatırlıyor musunuz, Cenab-ı Hakk şu ayeti: "innema yüriydullahu liyüzhibe ankümürricse ehlelbeyti ve yütahhireküm tathiyra" (Ahzab: 33)
{Meali: ismet ü iffeti cibilli olan Ehl-i Beyt! Allah ancak şunu murad ediyor, sizden kiri uzaklaşdırsın ve sizi tertemiz, pampak etsin) inzal etiğinde Resulullah (S.A.V.) beni, Hz. Fatıma'yı ve iki oğlum Hasan ve Hüseyn'i bir araya getirip abasını üzerimize örtdü ve şöyle buyurdu:
"Allahim! İşte bunlar benim Ehl-i Beytim, onların eti benim etim, kanı benim kanım. Onlara eza bana ezadır, onları yaralayan şey beni de yaralar. Onlardan ricsi uzaklaşdır, tertemiz eyle."

Ümmu Seleme de şöyle demişdi:
"Ben de mi ya Resulallah!"
Peyğamber Efendimiz (S.A.V.):
"Sen hayırdasın, sen yerinde kal" buyurdular.
Dinleyenler cevaben: "Şahidiz ki Ümmü Seleme bize hunu söyledi."
Hz. Ali söze devamla: "Allah içün şu ayetin inzal olduğu zamanı hatırlar mısınız?"
"Ya eyyuhelleziyne amenuttakullahe ve kunu maassadıkıyn" (Tevbe: 119).

(Meali: Ey inananlar! İmanınızın iktizası Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınınız. Ferah zamanlarınızda da, sıkıntılı zamanlarınız da sadıkıyn ile Resulullaha hakkı ile tabi olanlarla beraber olunuz.)

Hz. Selman: "Bu umuma mıdır, hususa mıdır ya Resulallah?" dediği zaman, Resulullah (S.A.V.):
"Emir, mü'minlerin umumunadır. Sadıklar ise kardeşim Ali ve ondan sonra kıyamete kadar gelecek olan vasllerime mahsusdur" buyurmuşlardır.Cevaben: "Evet, biliyoruz" dediler.

"Yine Allah içün söyleyin, harlar mısınız ki Tebük Gazvesine giderken Peyğamber (A.S.) beni Medine'de kaymakam tayin etmişdi de ben de: 'Ya Resulallah! Beni kadınlarla ve çocuklarla bırakıyorsun" dediğimde, Resulullah (S.A.V.): 'Medine ancak ya benimle ya seninle Haluh bulur.
Sen benim yanimda Musa'nin Harun'u gibisin, ancak benden sonra peyğamber yokdur.'"Cevaben: "Evet" dediler.

İmam Ali Yine : "Allah içün söyleyin, Sure-i Hac'daki: 'YA eyytühelleziyne amenürkau vescüdü... ve cahidü fillahi….Hlac: 77, 78) (Meali: Ey inananlar! Namazınızda rükü edin ve secde edin ve sair ibadat ile Rabbinize kulluk edin, hayir işleyin.
Bunların hepsini yapın ki felaha kavuşasınız. Allah uğrunda hak cihadı ile mücahede eyleyin. Bu hususda o sizi seçdi ve size dinde hiçbir zorluk kılmadı.

İmdi babanız ibrahim'in milletine koşun. Bundan evvel ve bunda (ya'ni Kur'an'dan evvelki kitablarda ve Kur'an' da) size Müsluman ismini o Allah verdi.
Ta ki Hz. Muhammed (S.A.V.) size şahid olsun ve siz de bütün insanlara şahid olasınız...) bu ayetler hakkında Hz. Selman Resulullaha: "Ya Resulallah! Senin kendilerine şahid olduğun, onların da nasa şahid olduğu,
Allah'ın seçdikleri ve kendileri içün dinde zorluk olmayan, millet-i ibrahim'den olan o kimseler kimlerdir?" diye sorduğunda Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"Onlar on üç recül'dür." Selman: "Bunları bize beyan et ya Resulallah!"
Cenab-ı Peyğamber: "Ben ve kardeşim Ali ve Ehl-i Beytimden on bir erkek."
Cevaben: "Evet" dediler.

"Ve yine Allah içün söyleyiniz! Hatırlıyor musunuz, Cenab-ı Peyğamber (S.A.V.) hütbelerinin birçok yerinde ve son hütbesinde: Ey nas! Ben size iki şey bırakıyorum, Kitabullah ve Ehl-i Beytim.
Her ikisine sımsıkı sarılınız, o zaman yolunuzu şaşırmazsınız. O ikisi, kıyamet giüniüne kadar birbirinden ayrılmaz."
"Evet, işitdik, hatırlıyoruz" dediler.

"Eaddallahu lehüm azaben şediyden fettakullahe ya ülilelbabi elleziyne amenu kad enzelellahu ileyküm zikren.
resulen yetlu aleyküm ayatillahi mübeyyinatin liyuhricelleziyne amenu ve amilussalihati minezzulu minezzulumati ilennür ..."(Talak: 10, 11}
(Meali: Allah mertebe-i insaniden çıkarılanlar içün şidetli bir azab hazırlamışdır. Ey ülül-elbab, ey ihlas lie iman eden akl-ı selim sahipleri! Ondan dolayı Allah'dan sakının.

İşte Allah size bir zikr indirdi, bir de irşadınız içün resül gönderdi. Allah'ın vazıh ayetlerini size karşı okuyor ki, Allah'a iman edip salih amel iŞleyenleri zulmetlerden nura çıkarsın diye...)

Bu ayetlerin tefsirinde Musa Kazım'ın oğlu Hz. Rıza şöyle buyurmuşlar: "Ümmet, din işlerini muhakkak bizlerden sorması lazım.
İnsanlar Ehl-i Zikr'e muhtaçdır. Zikr Resulullah (S.A.V.)'dir, Ehl-i Zikr ise biziz." Ca'fer Sadık Hz.leri de şöyle buyurmuşlardır:
"Kur'an-ı Kerim'de zikrin iki ma'nası vardır, biriKur'an, biri de Kur'an-ı Natık olan Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyti. Nas, her ikisininhukukundan sorumludur."

"Veinnehu lezikrun leke ve likavmike ve sevfe tus'elün" (Zuhruf: 44). (Meali: Ve muhakkak ki o Kur'an hem senin içün hem de kavmin içün büyük bir şerefdir ve ilerde siz imtisalinizden, müşrikler ise seninle ve kitabınla istihzalarından dolayı mes'ül olacaksınız.)

"Veati zelkurba hakkahü..." (Isra: 26) (Meali: Karabet sahiblerine, hısımlara, miskine, yolda kalmışlara hakkını ver. Malını ulu orta saçıp dağıtma.)
Ali bin Hüseyn Hz.leri: "Buradaki akrabalık hakkı beyanındaki murad-ı ilahi Ehl-i Beytdir" buyurdu.
İbni Abbas'dan:

Biz Resulullahın yanında idik, bir a'rabi geldi ve : "YA Resulallah! Duydum ki siz, Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız, demişsiniz. Allah'ın ipi nedir?
Resulullah (S.A.V.) eli ile İmam Ali'nin elini tutup: "İşte Allah'ın ipi budur, ona sımsıkı sarılınız" buyurdular.
"Ve ati zelkurba hakkahu..." (Isra: 26) (Meali: Karabet sahibine hakkını ver.)

İmam Ali Rıza Hz.: "Bu ayet nazil olduğu zaman Peyğamber (S.A.V.) Hz. Fatıma'ya: "işte bu Fidik arazisi senindir. Sana tahsis etdim" buyurdular. Ve "zelkurba"ya Ehl-i Beyt ma'nasını verdiler.
"Linec'aleha leküm tezkireten ve taiyeha üzünün va'iyetün" (Hakka: 12) {Meali: Bu hadiseyi sizlere bir ibret olsun ve muhafaza etmek isteyen kulaklar muhafaza etsin diye yapdık.)