Mizan'ul Hikmet-9.Cilt
 


3142.Bölüm Gayreti/Namusuna Düşkünlüğü Övmek



bak.
260. konu, el-İffet


15549. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz gayret imandandır."
15550. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz gayret imandandır ve şüphesiz gayret-sizlik nifaktandır."
15551. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gayret imandandır ve gayretsizlik nifaktandır."
15552. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gayret imandandır ve kötü dilli olmak nifaktandır."
15553. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gayret imandandır, kötü dilli olmak ise cefakarlık-tandır."
15554. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Babam İbrahim (a.s) gayretliydi ve ben ondan daha gayretliyim. Allah gayreti olma-yan müminin burnunu toprağa sürer."

15555. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Müminin gayreti, münezzeh olan Allah içindir."
15556. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Erkeğin gayreti, ha-miyeti (savunmacılığı) oranınca-dır."
15557. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Erkeğin gayreti küçük düşmekten çekindiği miktarınca-dır."
15558. İmam Ali (a.s) şöyle
buyurmuştur: "İnsanın kıymeti, himmeti miktarıncadır… şecaati, küçük düşmekten çekindiği mik-tarıncadır; iffeti, kıskançlığı mik-tarıncadır."
15559. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gayretli insan asla zina etmez."
15560. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah gayretli kulları-nı sever."
15561. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz ben gayretli bir insanım, aziz ve celil olan Al-lah benden daha gayretlidir. Al-lah-u Teala gayretli kullarını se-ver."
15562. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala şüphe-siz, evine zorla giren kimseyle savaşmayan kimseden nefret eder."

3143. Bölüm
Gayret Allah'ın Sıfatla-rındandır

15563. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah Teba-rek ve Teala gayyurdur ve her gayretliyi sever ve gayur oldu-ğundan dolayı gizli ve açık çir-kinlikleri haram kılmıştır."
15564. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Biliniz ki Allah ha-ramı yasaklamış, hudutları belir-lemiştir. Allah'tan daha gayur hiç kimse yoktur. Allah gayur oldu-ğundan dolayı çirkinlikleri haram kılmıştır."
15565. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hiç kimse Allah'tan daha gayur değildir. Allah gayur olduğu için gizli ve açık çirkin-likleri haram kılmıştır."

15566. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah mü-min hakkında gayurdur. O halde gayretsiz kimse de gayretli olma-ya çalışmalıdır. Zira gayretsiz in-san kalbi ters insandır."
15567. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah ga-yurdur. Şüphesiz mümin de ga-yurdur. Allah'ın gayreti müminin Allah'ın kendisine haram kıldığı şeyleri eda etmesidir. (mümin haram işleyince, Allah gayrete gelir.)"
15568. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Allah-u Te-ala Müslüman hakkında gayur-dur. O halde Müslüman da gayur olmalıdır."

3144. Bölüm
Deyyus İnsan

15569. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ne zaman bir erkeğin hanımıyla veya eşi olan cariyesiy-le, utanç verici bir iş yapılır ve o da gayrete gelip durumu değiş-tirmezse, Allah Kafender adlı bir kuşu o şahsa doğru gönderir. Bu kuş, o şahsın evinin kapısının üzerine konar. Ona kırk gün izin verir. Daha sonra yüksek sesle şöyle der: "Şüphesiz Allah ga-yurdur ve gayur olan kimseleri sever"…Ardından uçar ve gider. Ondan sonra Allah o şahıstan iman ruhunu çekip alır. Melekler onun adını deyyus koyarlar."

15570. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kafender adında bir şeytan, içinde kırk sabah ud çalı-nan ve erkeklerin içeri girdiği bir eve kurulur. O şeytan bedenin-deki organlardan her birini ev sahibinin bedenindeki organların üzerine koyar. Sonra ona üfürür. Artık bundan sonra üzerinde hiçbir gayret kalmaz. Öyle ki ka-dınlarına gelinse bile o asla kıs-kanmaz."
15571. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Deyyus kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Eşi zina ettiği halde bundan haberi olan kim-sedir."

15572. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gayreti olmayan er-kek, ters kalplidir."
15573. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Cennetin kokusu beşyüz yıllık yoldan alınır. Ama anne babasına saygısızlık eden evlat ve deyyus insan onun ko-kusunu alamaz." Şöyle arzedildi: "Ey Allah'ın Resulü! Deyyus kimdir?" Peygamber şöyle bu-yurdu: "Karısı zina ettiği halde ondan haberi olan kimsedir."
bak. Ez-Zina, 1606. Bölüm

3145. Bölüm
Yersiz Yere Gayretli Olmayı Kınamak

15574. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir gayret vardır ki Allah sever, bir gayret de vardır ki Allah sevmez. Allah'ın sevdiği gayret, iftira ve şüphe hususun-dadır. Allah'ın sevmediği gayret ise, iftira ve şüphenin olmadığı yerde gayretli olmaktır."

15575. İmam Ali (a.s), oğlu Ha-san'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Kıskanılacak yer-den başka bir yerde kıskançlığa kalkışma; çünkü bu, doğru kadını eğriliğe düşürür. Onlar hakkında işlerini sağlam kıl. Ardından eğer bir ayıp görürsen küçük veya büyüğünü cezalandırmak hususunda gecikme!"

15576. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Helaller hususunda gayret olmaz."
15577. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Erkeğin gayreti iman, kadının gayreti ise zulümdür."
15578. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kadının kıskançlığı küfürdür. Erkeğin gayreti ise imandır."
15579. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kadınların gayreti, hasettir. Haset ise küfrün kökü-dür. Kadınlar haset edince öfke-lenir. Öfkelenince de Müslüman kadınlar dışındakileri küfre yöne-lir."

15580. Halid el-Kalanisi şöyle di-yor: "Adamın biri İmam Sadık'ın (a.s) huzurunda eşinden söz etti ve onu övdü. İmam ona şöyle buyurdu: "Şimdiye kadar onun gayretini harekete geçirdin mi?" O, "Hayır" dedi. İmam şöyle buyurdu: "O halde onun gayre-tini harekete geçir." O şahıs eşi-nin gayretini harekete geçirdi, ama kadın sabretti. O şahıs İmam Sadık'a (a.s) şöyle arzetti: "Gayretini harekete geçirdim, ama sabredip, sabit kaldı." İmam ona şöyle buyurdu: "O halde o senin dediğin gibidir."
bak. Vesail'uş Şia, 14/110, 78. Bölüm ve s. 175, 134. Bölüm

Fa Harfi

" el-Fe'l (Uğurlu Saymak)
" el-Fetk (Ansızın Öldür-mek)
" el-Fitne (İlahi İmtihan)
" el-Futuvvet (Mertlik)
" el-Fetva (Fetva)
" el-Fuhş (Sövmek)
" el-Fehr (Üstünlük Tasla-mak)
" el-Fere (Kurtuluş)
" el-Fereh (Ferahlık Duy-mak)
" el-Furs (Farslar-İranlılar)
" el-Firaset (Firaset)
" el-Furset (Fırsat)
" el-Feraiz (Farzlar)
" et-Tefrit (Tefrit)
" el-Ferağ (Feragat-Vakti Olmak)
" el-Firak (Fırkalar-Mezhepler)
" el-Fesad (Fesad)
" el-Fısk (Fısk)
" el-Fesahet (Fesahat)
" el-Fezilet (Fazilet)
" el-Fekr (Fakirlik)
" el-Fıkh (Fıkıh)
" el-Fikr (Fikir-Düşünme)
" el-Felah (Felah-Kurtuluş)
" et-Tefviz (Tefviz)

402. Ko-nu

el-Fe'l
Uğurlu Saymak

Kenz'ul Ummal, 10/115, 123, et-Tiyeret ve'l-Fe'l
el-Bihar, 95/1, 53. bölüm, Ma Yedfe'ul Fe'l ve't-Tiyere
Sahih-i Müslim, 4/1745, 34. bölüm, et-Tiyeret ve'l-Fe'l ve ma Ye-kunu fihi min'eş-Şe'um




bak.
325. konu, et-Tiyeret

3146. Bölüm
Uğurlu Saymak

15581. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Uğurlu say ki mutlu olasın."
15582. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Uğurlu saymak ne güzel bir şeydir ve sizden birinin duyduğu güzel sözdür."
15583. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Uğursuzluk yoktur, en hayırlısı ise uğurlu saymaktır ve sizden birinin duyduğu doğru bir sözdür."
15584. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Uğursuzluk yoktur, en hayırlısı ise uğurlu saymak-tır." Kendinse şöyle arz edildi: "Ey Allah'ın Resulü! Uğurlu saymak nedir?" peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Sizden birinin duyduğu güzel bir sözdür."

15585. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Salgın ve uğursuzluk yoktur. Ben uğurlu saymaktan hoşlanırım. Uğurlu saymak güzel bir sözdür."
15586. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Nazar gerçektir, tıl-sım gerçektir, sihir gerçektir ve uğur gerçektir. Ama uğursuzluk gerçek değildir, salgın gerçek de-ğildir. Güzel koku, bal, binicilik ve yeşilliğe bakmak koruyucu-dur."
Ben şöyle diyorum: Allame Taba-tabai (Allah ruhunu taktis etsin) "Günlerin uğurlu ve uğursuz olması uğurlu ve uğursuz saymak hakkında bir kaç bölüm" başlığı altında şöyle yazmıştır:

1- Birinci bölüm günlerin uğurlu veya uğursuz oluşu hakkındadır. Bir günün veya belli bir zamanın uğursuz olması o müddet zarfında ortaya çı-kan olayların kötülükten başka bir şey olmamasıdır. Birisi o gün veya müddet zarfında belli veya belirsiz bir şey yaptığında kendisi için bereket ol-maz. Günlerin uğurlu oluşu da bu-nun tersinedir.

Falan gün veya falan zamanın uğurlu veya uğursuz oluşu hakkında da hiçbir delil yoktur. Niceliksel za-manın tabiatının parçaları birbirinin aynısı ve dengidir ve biz olayların or-taya çıkışı hakkındaki tüm etkili se-bepleri anlayabilecek bir durumda de-ğiliz. Sadece o günün o zamanla dö-nüşünün uğur veya uğursuzluğa neden olan bir takım sebeplerini bizlere açıkladığı durumlar bunun dışındadır. Elbette bu maksat için yeterli olan tecrübe, asla vücuda gelmemektedir. Zira bu tecrübe, konunun sebebinden ayrılması şartına bağlıdır. O sebebin, o konunun sebebi olup olmadığı belli olmadıkça bu da bizler için belli olmayacaktır.

Bu yüzden uğur veya uğursuzluğu reddedecek bir delil de yoktur. Aynı şeklide uğur veya uğursuzluğu isbat edecek bir delil de yoktur. Ama elbet-te varlığı ve gerçek oluşu uzak bir ih-timaldir. Ama uzak bir ihtimal olu-şu imkansız oluşundan apayrı bir anlam ifade etmektedir. Bütün bu de-diklerimiz akli ve nazari (teorik) açıdan geçerlidir.

Ama şer'i açıdan Kur'an'da gün-lerin uğurlu veya uğursuz oluşu beyan edilmiştir: Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Nitekim üzerlerine, uğursuzluğu de-vamlı bir günde dondurucu korkunç bir kasırga gönder-dik." Hakeza şöyle buyurulmuştur: "Uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gön-derdik."

Lakin kıssanın akışı ve iki ayetin delaleti uğursuzluğun sadece içinde azap rüzgarlarının estiği o zamana özgü olduğunu gösterdiğinden fazlasını açıklamamaktadır. O zaman ise birbiri ardınca içinde sürekli olarak azabın estiği yedi gece ve sekiz gündür. Ancak haftaların, - ayların ve yılların- dönüşüyle bu birkaç günün de döndüğünü ve tekrar edildiğini ortaya koymaktadır. Bu apaçık ortadadır. Aksi taktirde bütün zaman uğursuz olacak ve ayların ve yılların dönüşüyle meydana gelmiş olmayacaktır.

Hakeza Allah-u Tela şöyle bu-yurmuştur: "Apaçık olan kitaba andolsun ki, biz onu, kutlu bir gecede indirdik."
Bu ayette geçen geceden maksat Kadir gecesidir ve Allah-u Teala onun hakkında şöyle buyurmuştur: "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." Şüphesiz ki bu gecenin mübarek ve uğurlu olması ilahi batıni feyizler

ve manevi olaylara yakınlığı sebebiyledir. Kaza ve kaderin kesin yazılması, meleklerin ve ruhun nazil olması ve o gecenin selam ve esenlik olması gibi. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir." Ve şöyle buyuruyor: "Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O ge-ce, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir."

Bu gecenin mübarek ve uğurlu ol-ması, o gecedeki ibadet ve duaların fazileti, sevabının çokluğu ve ilahi inayetin izzet ve kibriya dergahına yönelenlere yakın olması sebebiyledir.
Ama sünnete gelince, haftanın günlerinin ve Arap aylarının günleri-nin, İran aylarının günlerinin ve Ru-mi ayların günlerinin uğurlu veya uğursuzluğu hakkında bir çok rivayet vardır. Fevkalade çok olan ve hadis kitaplarında yer almış bulunan bu rivayetler genellikle zayıf rivayetler olup mürsel ve merfu türünden hadis-lerdir. Gerçi bu hadisler arasında se-net açısından muteber hadisler de yok değildir.

Uğursuz günleri sayan rivayetler de her haftanın Çarşamba günü her ayın son çarşambası, Arap ayının ilk yedi günü, Rumi ayının her ilk iki günü ve benzeri tabirler mevcuttur. Bu rivayetlerin bir çoğunda özellikle de haftanın günlerinin, ayların ve Arap ayının günlerin uğursuzluğundan söz eden rivayetlerde bu uğursuzluğun sebebinin, içinde dini açıdan acı ve istenmeyen olayların vuku bulması olduğu beyan edilmiştir. Örneğin Peygamber'in (s.a.a) vefatı, Hüseyin'in (a.s) şehadeti, İbrahim'in (a.s) ateşe atılması falan ümmete azabın inmesi ve ateşin yaratılması vb…

Şüphesiz, bugünleri uğursuz say-mak, insanın istediği işlere yaklaşma-sından sakınması ve lezzetlerinden el çekmesi takvanın sağlamlaşmasına ve dini ruhun güçlenmesine sebep olur. Aynı zamanda bugünlere dikkat ve itina göstermemek, sürekli nefsani is-tekleri gidermenin peşice koşturmak da haktan yüz çevirmeye, dine saygı-sızlık etmeye ve din evliyalarına hür-metsizlik etmeye neden olur. Dolayı-sıyla bu günlerin uğursuzluğu itibari bir takım sebeplerden kaynaklanan manevi mutsuzluğa dönmektedir ve bugünlerle bir tür irtibat halindedir. Herhangi bir şekilde kendisine itina göstermeyen kimselerin dini mutsuzluğuna neden olmaktadır.

Ayrıca bu rivayetlerin bir bölü-münde de yer aldığı üzere bugünlerin uğursuzluğunu gidermek için de, sa-daka vermek, oruç tutmak, dua et-mek, bir miktar Kur'an okumak ve benzeri şeylerle Allah'a sığınmak ge-rekir. Örneğin Şeyh'in "Mecalis" adlı kitabında kendi senediyle, Ebi Na-vas lakabıyla bilinen Sehl b. Ya-kub'un İmam Askeri'den (a.s) nak-lettiği şu hadistir: "Ben (Sehl b. Ya-kub) şöyle arz ettim: "Ey efendim! Bugünler sahip olduğu uğursuzluk ve

korku sebebiyle, insanın işinin ve he-deflerinin peşice gitmesine engel ol-maktadır. Lütfen bu korkulardan ve endişelerden kurtulmak için bir yol gösteriniz. Zira bazen bir takım za-ruri işler ortaya çıkmaktadır ve mut-laka yapılması gerekir." İmam bana şöyle buyurdu: "Ey Sehl! Şüphesiz Şialar için bizim velayetimiz güvenlik ve emniyet sebebidir. Bu öyle bir vela-yettir ki onunla derin denizlerin dibi-ne, sonsuz çöllerin ortasına, yırtıcı hayvanların, kurtların, insan ve cinle-rin arasına dahi düşseler, onların korkusundan ve dehşetinden güvende olurlar.

O halde aziz ve celil olan Al-lah'a itimat et ve tahir imamlara olan velayetini halis kıl. O zaman istediğin yere git ve istediğin şeyi yap…" İmam (a.s) daha sonra Kur'an'dan bir miktar okumasını, dua etmesini, bu vesileyle o günün uğursuzluğunu kendisinden uzaklaştırmasını ve istediği işin peşice gitmesini emretmektedir. Hisal kitabında da, müellifi kendi senediyle, Muhammed b. Riyah Fel-lah'tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu İbrahim'in (Musa b. Cafer'in -a.s-) Cuma günü hacamat yaptırdığını gördüm. Ona şöyle arz ettim: "Fedan olayım, Cuma günü hacamat

mı yaptırıyorsunuz?" İmam şöyle buyurdu: "Ayet'el-Kürsi'yi okuyorum. O halde sen de kanın heyecana gelince gece ve gündüz Ayet'el-Kürsi'yi oku ve hacamat yaptır." Yine Hisal'de, müellif kendi senediyle Muhammed b. Ahmet Dekkak'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İmam Ebu Hasan-i Sa-ni'ye (a.s) bir mektup yazdım ve ayın son Çarşambasında yolculuk yapıl-masının hükmünü sordum. Bana ce-vap olarak İmam (a.s) şöyle yazdı:

"Bugünün uğursuzluğuna inananların aksine her kim ayın son çarşambası yolculuk ederse, her hastalıktan ve her beladan salim kalır. Allah hacetini giderir." Bu şahıs yeniden İmam'a bir mektup yazdı ve ayın son Çarşamba gününde hacamat yaptırmanın hükmünü sordu. İmam ona şöyle yazdı: "Uğursuzluğuna inananların aksine Her kim ayın son çarşambası haca-mat yaptırırsa her türlü bela ve kaza-dan ve hastalıktan güvende olur, ha-camat yeri de morarmaz."

Tuhef'ul Ukul'da yer alan bir ri-vayet de bu anlamdadır. Hasan b. Mes'ud şöyle diyor: "Birgün Ebi Ha-san, Ali b. Muhammed'in (İmam Hadi'nin -a.s-) huzuruna vardım. O gün parmağım yaralandı, yanımdan bir süvari geçince bana çarptı ve omuzlarıma darbe indi. Bir toplulu-ğun arasından geçince, elbisemin bir miktarı yırtıldı. (kendi kendime) şöyle dedim:

"Allah bizi senin şerrinden korusun. Ne de uğursuz bir günsün!" İmam bana şöyle buyurdu: "Ey Hasan! Bize gidip gelen sen bile günahını, günahı olmayan birinin boynuna atıyorsun." İmam bu sözüyle benim aklımı başıma topladı ve böylece yanlış yaptığımı anladım. Ona şöyle arz ettim: "Ey efendim! Allah'tan mağfiret diliyorum." İmam şöyle buyurdu: "Ey Hasan! Siz amellerinizin cezasını görüp, günleri uğursuz saydığınızda, günlerin ne günahı vardır. Hasan şöyle dedi: "Ey İbn-i Resulillah! Sürekli olarak Allah'tan mağfiret diliyor ve tövbe ediyorum." İmam şöyle buyurdu:

"Bunun faydası yoktur! Allah günlerin hiçbir günahı olmadığı halde onları kınadığınız sebebiyle sizleri cezalandıracaktır. Ey Hasan! Dünya ve ahirette ameller karşısında mükafat veren ve cezalandıran kim-senin Allah olduğunu bilmiyor mu-sun?" Ben şöyle arz ettim: "Ey mev-lam! Tabi ki biliyorum." İmam şöyle buyurdu: "O halde ileri gitme ve gün-ler için Allah'ın hükmünde hiçbir müdahale ve tesire inanma." Hasan şöyle dedi: "Olur ey mevlam.

" Benzeri rivayetlerin de aynı anlamı ifade ettiği bu tür rivayetlerden de anlaşıldığı üzere bugünlerin uğursuz oluşunun ölçüsü, sadece insanların bugünleri uğursuz saymasıdır. İleride de diyeceğimiz gibi uğursuz saymanın bir takım ruhsal etkileri vardır. Bu rivayetler de insanların uğursuz saymasından kaynaklanan o günlerin uğursuzluğunun ruhsal etkilerini insanın nefsinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu uzaklaştırma ya şahsın ruhsal gücü yoluyla veya (böyle ruhsal bir güce sahip değilse) Kur'an'dan bir bölüm okuyarak veya Allah'a sığınacağı bir duada bulunarak huzura kavuşmasını sağlamak şeklindedir.

Bazı alimler, bazı günlerin uğur-suzluğunun kesinliğini ifade eden ri-vayetleri takiyyeye yorumlamışlardır. Böyle olması uzak bir ihtimal değil-dir. Zira, zaman, mekan, durum ve halleri uğurlu veya uğursuz saymak Ehl-i Sünnetin özelliklerindendir. Bu tür inançlar eskiden günümüze kadar çeşitli kavimler ve milletler arasında hep varolmuştur. İnsanlar arasında, hatta İslam'ın ilk yıllarında, yüksek kesim arasında da bu konuda bir ta-kım rivayetler göze çarpmaktadır ve bu rivayetler Peygamber'e (s.a.a) isnat edilmiştir. Hiç kimse de onları red-detmeye cüret edememiştir.

Örneğin, Müselselat adlı kitapta kendi senediy-le Fazl b. Rabi'nin şöyle dediği riva-yet edilmiştir: "Birgün mevlam Me-mun ile birlikteydim. Çarşamba günü yolculuğa gitmek istedik. Memun şöyle dedi: "Bugün yolculuk etmek mekruhtur ve hoş değildir. Çünkü babam Harun'ur-Reşid'den şöyle dediğini işittim: "Mehdi'den şöyle dediğini işittim: "Mansur'dan şöyle dediğini işittim: "Babam Muhammed b. Ali'den şöyle dediğini işittim: "Babam Ali'den şöyle dediğini işittim: "Babam Abdullah b. Abbas'tan şöyle dediğini işittim. "Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle dediğini işittim: "Her ayın Çarşamba günü her zaman için uğursuzdur."

Haftanın herhangi bir gününün uğurlu olduğuna delalet eden rivayetle-rin yorumu da günlerin uğursuz olu-şunu ifade eden rivayetlerin yorumu gibidir. Zira bu hususta günlerin uğurlu ve mübarek olduğunu belirten rivayetlerde, sebep olarak o günde fa-lan bereketli veya dini açıdan çok bü-yük ve önemli bir olayın meydana gel-diği ifade edilmiştir. Örneğin Peygam-ber'in (s.a.a) doğumu ve bi'seti gibi. Hakeza bizzat Peygamber'in dua et-tiği ve şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ım! Cumartesi ve Perşem-be gününü sabah erkenden ümmetim için mübarek ve kutlu kıl." Hakeza rivayet edildiği üzere, Allah demiri Salı günü Davud için yumuşatmış ve Resulullah (s.a.a) Cuma günleri yol-culuğa çıkmıştır ve Ahat (Pazar gü-nü) Allah-u Teala'nın adlarından bi-ridir.

O halde bu uzun önsözden de an-laşıldığı üzere, günlerin uğurlu veya uğursuz olduğunu bildiren rivayetler, sadece bu uğurlu ve uğursuz oluşları-nın dini kabiliyet veya ruhsal tesirler ve içinde meydana gelen dini olaylar hasebiyle uğurlu veya uğursuz olduğu-na delalet etmektedir. Ama bizzat o günlerin veya zamanın bir parçasının uğurlu veya uğursuz olduğu, hakeza uğurlu veya uğursuz olmasına neden olan bir takım doğal sebeplerin bu-lunduğu olayı rivayetlerden anlaşıl-mamaktadır. Buna aykırı olan riva-yetler (eğer muteber ise) ya takiyye ba-bındandır veya muteber ve güvenilir değildir.

2- Yıldızların uğurlu ve uğursuz olmaları ve bunların yeryüzündeki olayların uğurlu veya uğursuz oluşla-rındaki tesirleri.. Bu konu hakkında da akli açıdan günlerin uğurlu veya uğursuzluğu hakkında söylediğimiz şeyleri söylemek mümkündür. Zira burada da bunu ispat veya reddeden, örneğin güneşin müşteri yıldızının ve kıran-ı sa'deynin uğurlu oluşu ve hakeza Merih kıran-ı nahseyn ve ayın akrep burcunda oluşunun uğur-suzluğu hakkında da herhangi bir de-lil ikame etmek mümkün değildir. Elbette eski Hint müneccimleri yer-yüzü olaylarının gökyüzünün mutlak durumuyla -sabit cisimler ve gezegenlerin

durumlarıyla- irtibatlı olduğuna inanmaktadır. Hintli olmayan müneccimler de bu ilişkiyi sadece yedi gezegen ile ilişkilendirmişlerdir, sabit cisimleriyle değil. Onlar da çeşitli semavi durumlar için "yıldızların hüküm-leri" diye adlandırdıkları bir takım etkiler ve özellikler saymışlardır. On-lara göre ortaya çıkan her durum yer-yüzünde etkilerini göstermekte ve bir takım tesirler yaratmaktadır.

Bu müneccimler yıldızlar hakkın-da görüş farklılığı içindedir. Onlardan bazısına göre semavi cisimler nefis sa-hibi olan varlıklardır, diridirler, ira-deleri vardır ve faili bir sebep olarak etki etmektedirler. Bazılarına göre ise bu cisimler nefis sahibi değildirler. Ama buna rağmen, faili bir sebep olarak etki etmektedirler. Bazılarına göre de semavi cisimler Allah-u Tea-la'nın fiil ve etkisi için ortam hazırla-yıcı sebeplerdir. Olayları yaratan ise bizzat Allah'tır. Bazılarının görüşü-ne göre ise yıldızlar ve yıldızların du-rumları olayların ortaya çıkışının ni-şanesidir.

Onlar ne faili sebeplerdir ne sayısal sebeplerdir ve ne de ortam ha-zırlayıcı sebeplerdir. Bazılarına göre ise bu yıldızlar ve semavi durumların yeryüzü olaylarıyla hiçbir ilişkisi yok-tur. Hatta alamet ve nişane olarak bile herhangi bir ilişki söz konusu de-ğildir. Sadece Allah'ın iradesi örneğin falan yeryüzü olayının falan semavi duruma yakın bir şeklide meydana

gelmesini istemiştir. Bu hüküm, olay-ların hiç birisinde sürekli ve genel de-ğildir. Dolayısıyla da falan hüküm ve olayın falan semavi durumla ayrıl-mazlığı olduğu söylenemez. Zira ba-zen bu hükümler doğru çıkmamakta ve bazen de yanlış çıkmaktadır. Ama bu müneccimlerin varsayımlarından çıkarılan ve bize ulaşan bir takım il-ginç hikayeler ve olaylar da semavi durumlar ile yeryüzü olayları arasın-da bir tür ilişkinin olduğunu göster-mektedir. Ama bu ilişki hepsinde de-ğil, özel bir şekilde mevcuttur. Bazı rivayetlerde de görüldüğü gibi Ehl-i Beyt imamları (a.s) bu ilişkilerin de bazılarını tasdik etmişlerdir.

Buna göre falan gezegenin veya fa-lan semavi durumun uğurlu veya uğursuz olduğunu kesin olarak söy-lemek mümkün değildir ama semavi olaylar ve durumların yeryüzü olayları ile irtibatı ince görüşlü araştırmacıların inkar edeceği bir konu değildir.
Nefis sahibi bilelim veya bilmeye-lim gezegenlerin veya semavi cisimlerin kendileri dışındaki şeyler üzerinde etkisinin olduğu inancı dinin zaruretlerine aykırı değildir.

Elbette birisi bizzat onları yeryüzü olaylarının yaratıcısı bilir ve işin bir ucunda Allah'ı görmezse bu durumda müşrik olur. Ama hiç kimse hatta yıldıza tapan Sabiiler bile böyle bir iddiada bulunmamışlardır. Veya semavi gezegenlerin ve durumların varlık aleminin idare edicisi olduğunu ve tedbir işinde bağımsız etki yarattığını söylerse ardından mabudiyeti (ilahlığı) getiren bir rububiyet olması hasebiyle şirktir. Nitekim yıldıza tapan Sabiiler buna inanmaktadırlar.

Uğur veya uğursuzluk hususunda yıldızların tesirinin olup olmadığını ifade eden rivayetler çoktur ve birkaç kısma ayrılmaktadır:
Bu rivayetlerden bazısı zahiren yıldızların ve semavi durumların uğur veya uğursuzlukta etkisi olduğunu kabul etmektedir. Örneğin Zehebiye risalesinde İmam Rıza'dan (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bilin ki ay koç veya kova burcunda oldu-ğunda kadınlara yaklaşmak daha iyidir. Bundan daha iyisi ise ay boğa burcunda iken kadınlara yaklaşmak-tır. Zira bu zaman ayın şeref (en iyi) zamanıdır."

el-Bihar'da Nevadir'den o da kendi senediyle Humran'dan İmam Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim ay akrep burcunda iken yolculuğa çıkarsa veya evlenirse mutluluk yüzü göremez…"
Nücum kitabında İbn-i Tavus İmam Ali'den (a.s) şöyle buyurduğu-nu nakletmiştir: "Her ayın son üç günü veya ay akrep burcunda iken yolculuk etmek mekruhtur."

Bir görüşe göre bu rivayetleri ta-kiyyeye yorumlamak veya bu vakitle-rin Ehl-i Sünnetin uğursuz sayması-nın yakınlığına yorumlamak müm-kündür. Nitekim bir takım rivayetler de bunu ifade etmektedir. Çünkü bu rivayetlerde söz konusu uğursuzluğu def etmek için sadaka verilmesi emredilmiştir. Örneğin Nevadir'i Ravendi'de kendi senediyle Musa bin Cafer'den, o da babasından, o da ceddinden şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her sabah sadaka ver ki o günün uğursuzluğu ortadan kalksın, her akşam da sadaka ver ki o gecenin uğursuzluğu senden uzaklaşsın."

Elbette bunun göğün durumuyla yeryüzü olayları arasındaki özel bir ilişkiden kaynaklanmış olması da mümkündür. Ama bu ilişki bir tür gereklilik ilişkisidir, nedensellik iliş-kisi değil.
Bu rivayetlerden ikinci bir bölümü ise yıldızların yeryüzü olaylarındaki tesirini inkar etmekte ve bu işe inanmaktan ve yıldızlar ilmiyle uğraşmaktan şiddetle sakındırmaktadır. Örneğin Nehc'ul Belağa'da şöyle yer almaktadır: "Müneccim insan da kahin gibidir. Kahin ise sihirbaz gibidir. Sihirbaz ise kafirdir ve kafir ise ateştedir."

Bu etkileri kabul eden ve yıldızlar ilmiyle uğraşmayı caiz gören rivayet-lerden de anlaşıldığı kadarıyla bu ilimle uğraşmaktan ve bu ilme da-yanmaktan sakındırmak, birinin bu etki hususunda onlar için bir tür ba-ğımsızlığa inandığı taktirde işinin şirkle sonuçlanacağı hasebiyledir.

Üçüncü bölüm rivayetler ise yıldızların ve gökyüzü cisimlerinin yeryüzü olaylarındaki tesirinin gerçek olduğunu göstermektedir. Ama varolan bir geçekte şudur ki bu ilmin azı faydalı değildir. Çoğu ise elde edilecek türden değildir. Örneğin Kafi'de kendi senediyle Abdurrahman bin Seyyabe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: İmam Sadık'a (a.s) şöyle arz ettim: "Fedan olayım! İnsanlar yıldızlar ilmiyle uğ-raşmanın caiz olmadığını

söylüyorlar. Ben de bu işten çok hoşlanıyorum. O halde eğer dinime zarar verecekse be-nim dinime zarar verecek bir şeye asla ihtiyacım yoktur. Eğer dinime zarar vermeyecekse Allah'a yemin olsun ki ben bu ilme ilgi duyuyorum ve elde etmeyi seviyorum." İmam (a.s) bana şöyle buyurdu: "İnsanların dediği gibi değildir. Yıldızlar ilminin dinine bir zararı yoktur." Daha sonra şöyle buyurdu: "Sizler çoğu elde edilmeyen ve azının da faydası olmayan bir ilmi elde etmeye koyuluyorsunuz…"

el-Bihar'da İbn-i Tavus'un Nü-cum kitabından naklen Muaviye bin Hekim'den, o da Muhammed bin Zi-yad'dan o da Muhammed bin Yahya Has'ami'den şöyle dediği rivayet dil-miştir: "İmam Sadık (a.s), "Yıldızlar ilmi doğru mudur, bir hakikati var mıdır?" diye sordum, bana şöyle buyurdu: "Evet, doğrudur." Ben şöyle arzettim:

"Yeryüzünde bu ilmi bilen bir kimse var mıdır?" İmam şöyle bu-yurdu: "Evet yeryüzünde onu bilen birisi vardır." Bir grup rivayetlerde de şöyle yer almıştır: "Hintli bir aile ile bir Arap aile dışında hiç kimse bu ilimden haberdar değildir." Bazı riva-yette ise şöyle yer almıştır: "Kureyş'ten bir aile dışında." Bu rivayetler önceki söylediğimiz konuyu, yani yıldızların durumuyla yeryüzü olayları atasında bir tür ilişki olduğunu teyit etmekte-dir.

Bazı rivayetlerde de yer aldığına göre Allah Müşteri yıldızını bir insan şeklinde yeryüzüne gönderdi. O Acem birine rastlayınca yıldızlar ilmini ona öğretti. Böylece o bu ilmin derinliğini elde ettiğini zannetti. Daha sonra ona şöyle dedi: "Şimdi bak bakayım müş-teri yıldızı nerede?" O, Acem kimse şöyle dedi: "Ben onu gökyüzünde gö-remiyorum ve nerede olduğunu bilemi-yorum" müşteri yıldızı onu kendinden uzaklaştırdı ve Hintli birinin elinden tuttu.

Yıldızlar ilmini ona öğretti ve böylece o bu ilmin derinliğine indiğini sandı. Müşteri yıldızı ona şöyle dedi: Müşterinin nerede olduğuna bir bak!" O adam şöyle dedi: "Hesaplarım öyle göstermektedir ki müşteri bizzat sen-sin. "Adam bunu deyince derin bir ah çekti ve can verdi. Onun ilmi ailesine miras kaldı. O halde yıldızlar ilmi oradadır…bu rivayet daha çok uydurma rivayetlere benzemektedir.
3- Uğur veya uğursuzluk bir olayı başka bir olayın varlığına delil say-maktır. Eğer o olay iyi olursa uğur, eğer kötü olursa uğursuzluk sayılır. Bir çok hususta bu ikisi gerçekleş-mektedir. O iyi veya kötü olay özel-likle de beklenilen kötü hadise gerçek-leşmektedir ve elbette bu ruhsal bir etkidir.

İslam, uğuru veya uğursuzluğu birbirinden ayırt etmiş, uğurlu saymayı emretmiş ve uğursuz saymaktan sakındırmıştır. Bu da söz konusu etkinin ruhsal bir etki olduğunu göstermektedir.
Uğurlu saymak hususunda da Peygamber'den (s.a.a) şu hadis nakle-dilmiştir: "Uğurlu sayın ki onu elde edesiniz." Bizzat Peygamber de (s.a.a) bir takım şeyleri uğurlu sayı-yordu ve bir çok yerde bu ondan nak-ledilmiştir.

Uğursuz saymak Kur'an-ı Ke-rim'de bazı yerlerde, geçmiş ümmetler-den naklen yer almıştır. Onlar pey-gamberlerine şöyle diyorlardı: "Biz si-zi uğursuz görüyoruz ve bu yüzden de iman etmiyoruz." Peygamberleri onla-ra cevap olarak özetle şöyle diyordu: "(Kuşların hareketinden dolayı) uğur-suz saymak hakkı batıl ve batılı da hak kılmaz.

İşler münezzeh olan Al-lah'ın elindedir, kendiliğinden hiçbir iradesi olmayan bir kuşun elinde de-ğil. Bu kuşun başkalarının kötülüğü, iyiliği mutluluğu ve mutsuzluğu husu-sunda hiçbir müdahalesi yoktur. Ni-tekim Allah şöyle buyurmuştur: "Kasabalılar: "Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğ-radık; vazgeçmezseniz And olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azâb dokunacaktır" demiş-lerdi Elçiler: "Uğursuzluğu-nuz kendinizdendir dediler."

Yani iyiliği ve kötülüğü size getiren şey sizinledir, bizimle değil. Hakeza şöyle buyurmuştur: "Sen ve berâberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dedi-ler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır" dedi." Yani hayır ve şerrin size ulaşma vesi-lesi Allah nezdindendir. Zira kaderi-nizi taktir eden ve yazan O'dur. Ben veya benimle birlikte olan kimse değil. O halde bizim bu konuda hiçbir et-kimiz yoktur.

Bir çok rivayetler de uğursuzluğu yasaklamış ve uğursuzluğu defetmek için, itina göstermemeyi, dua etmeyi ve tevekkül etmeyi emretmiştir. Bu da bu etkilerin ruhsal etkiler olduğu inancımızı pekiştirmektedir. Örneğin Kafi'de kendi senediyle Amr bin Hu-resys'ten şöyle dediğini nakletmiştir: "İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuş-tur:

"Uğursuz saymak sana bağlı bir şeydir. Eğer onu kolaya alırsan ko-laylaşır eğer zorluk çıkarırsan zorla-şır. Eğer ona önem vermezsen bir hiç ve etkisiz olur." Bu hadis de açık bir şekilde uğurlu ve ya uğursuz sayma-nın ruhsal boyutlarına işaret etmekte-dir. Bu rivayetin bir benzeri de Ehl-i Sünnet yoluyla nakledilen şu rivayet-tir: "Şu üç şeyin tesirinden hiç kimse kurtulamaz: "Uğursuz saymak, ha-sadet ve şüphe." Bunun üzerine şöyle arz edildi: "O halde ne yapalım?" Şöyle buyurdu: "Uğursuz saydığın zaman işini yap, (uğursuzluğa önem verme), haset ettiğin zaman da peşice koşma ve şüphe ettiğin zaman da ger-çekleştirmeye kalkışma."

Kafi'de Kumi'den o da babasın-dan o da Nevfeli'den ve o da Seku-ni'den, İmam Sadık'ın (a.s) şöyle bu-yurduğunu naklettiği bu rivayet de bu anlamı ifade etmektedir: "Allah Re-sulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Uğursuz saymanın keffareti tevek-küldür…" Sebebi de şudur ki tevek-külde tesir ve etkiler Allah-u Tea-la'ya döndürülmektedir. Dolayısıyla da uğursuzluk için insanı tehdit ede-cek hiçbir zarar söz konusu olma-maktadır.

Hakeza Ehl-i Sünnet yoluyla nakledilen ve İbn-i Esir'in Nihaye kitabında yer alan şu rivayet de aynı anlamı ifade etmektedir: "Uğursuz saymak şirktir. Bizden hiç kimse uğursuzluktan uzak değildir. Ama Allah tevekkül vesilesiyle uğursuzlu-ğun etkilerini ortadan kaldırmakta-dır." Musa bin Cafer'den (a.s) şöyle buyurduğu nakledilen rivayette bu an-lamı ifade etmektedir: "Yolcu için ye-di şey yol esnasında uğursuzdur: "Sağ tarafında bir karganın ötmesi,

bir köpeğin (yol esnasında önüne çıkıp kuyruğunu havaya dikmesi, bir kur-dun kuyruğunun üzerine oturup yü-züne uluması sonra yeninden kuyru-ğunu üç defa aşağı yukarı götürmesi, sağ tarafından bir ceylanın sol tarafı-na kaçması, baykuşun ötmesi, avreti-ni aşikar kılan saçlarına ak düşmüş bir kadın, kulağı kesik dişi bir mer-kep. Her kim bunlardan birini görür ve korkup endişeye kapılırsa şöyle de-sin: "Ey Allahım! Kalbimde korktu-ğum şeyin şerrinden sana sığınırım. O halde beni onun kötülüğünden ko-ru."

İnsanların geneli nezdinde uğursuz olan diğer şeyler de burada söylenen sözler kapsamındadır. Örneğin bir iş yapmayı kararlaştırırken bir defa hapşırma sesi duyma vb…
Çeşitli bölümlerde bir takım şeyle-ri uğurlu saymaktan sakındıran ve bu olaylar ortaya çıktığında Allah'a tevekkül edilmesi gerektiğini bildiren rivayetler mevcuttur. Örneğin Ehl-i Sünnet ve Şia kanalıyla nakledildiği üzere Peygamber (s.a.a) şöyle buyur-muştur: "Hastalığın bulaşıcı olması-nı, uğursuz saymak, hayvanlara su verirken ıslık çalmak ,

sütten aldıktan sonra yeniden süt vermek, hicretten sonra bedevileşmek veya (İs-lam'dan sonra küfre dönmek) akşa-ma kadar sessizlik orucu tutmak, nikahtan önce boşamak, malik olma-dan önce köle azat etmek, ve buluğ-dan sonra yetimlik mevcut değildir. (İslam'da yasaklanmıştır.)

403. Ko-nu

el-Fetk
Gafil Avlamak

Musuet'ul İstihbarat, 1/335, iğtiyalat'ul Münezzemet'ul İ'da'ul İs-lam

bak.
el-Had, 747. bölüm
3147. Bölüm
Gafil Avlamak


15587. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İman gafil avlamaya engeldir. Mümin gafil avlayarak öldürmez."
15588. İbn-i Ebi'l Hadid şöyle di-yor: "Allah Resulü (s.a.a) vefat etti. Ali (a.s) onun guslü, kefeni ve defniyle meşgul oldu. Bu ara-da Ebubekir'e biat edildi. Zü-beyr, Ebu Süfyan ve muhacir-lerden bir grup meşveret etmek için Abbas ve Ali (a.s) ile otur-dular. Tahrik edici ve heyecanlı bir konuşma yaptılar. Abbas (r. a) şöyle dedi:

"Sözlerinizi işittim ama ne azınlık olduğumuz deli-liyle sizden yardım istiyoruz ve ne de kötümserlik sebebiyle siz-lerin görüşlerinizi terk ediyoruz. O halde bizlere düşünmek için fırsat verin. Allah'a yemin olsun ki eğer İslam gafil avlayarak öl-dürmeyi yasaklamamış olsaydı şüphesiz kayaların aynaları öyle-sine bir çarpışıp dağılırdı ki çar-pışmanın sesleri yüksek yerlerden dahi duyulurdu."

15589. Ebu'l Ferec İsfahani Müs-lim bin Akil'in başına gelenleri nak-lettikten sonra şöyle yazıyor: Hani bin Müslim şöyle dedi: "Ben onu (İbn-i Ziyadı) evimde öldürmeyi iste-miyorum." Müslim saklandığı yerden dışarı çıkınca Şerik ona şöyle dedi: "Neden onu öldürmedin?" Müslim şöyle dedi: "Şu iki sebepten oldayı: Evvela Hani, İbn-i Ziyad'ın evinde öldürülmesini hoş görmedi. İkincisi bana Peygamber'den şöyle buyurduğu-nu rivayet etmişlerdir: "İman gafil av-layarak öldürmeye engeldir. Mümin asla gafil avlayarak öldürmez." Hani ona şöyle dedi: "Allah'a yemin osun ki eğer onu öldürmüş olsaydın fasık, facir, kafir ve vefasız birini öldürmüş olurdun."

15590. İbn-i Esir'in el-Kamil adlı kitabında şöyle yer almıştır: "İbn-i Ziyad Hani'nin evinden dışarı çıkın-ca Müslim bin Akil perdenin arka-sından dışarı çıktı. Şerik ona şöyle dedi: "Onu öldürmene ne engel oldu?" Müslim şöyle dedi: "İki şey engel ol-du. Birincisi Hani İbn-i Ziyad'ın kendi evinde öldürülmesini istemiyor-du: Ali'nin Peygamber'den naklettiği şu hadistir: "Şüphesiz iman gafil av-layarak öldürmeye engeldir. ve mümin asla habersiz öldürmez. Hani ona şöyle dedi: "Eğer onu öldürseydin şüphesiz fasık, facir, kafir ve ahdini bozan bir kimseyi öldürmüş olurdun. ""

15591. Müslim elinde kılıcıyla (per-denin arkasından) dışarı çıktı ve Şe-rik ona şöyle dedi: "Neden onun işini bitirmedin?" Müslim şöyle cevap ver-di: "Ona saldırmak isteyince bir ka-dın elbiseme sarıldı ve şöyle dedi: "Al-lah için yapma, İbn-i Ziyad'ı evimiz-de öldürme ve benim karşımda ağla-maya başladı ve ben de kılıcı attım ve orturdum." Hani şöyle dedi: "Eyvah-lar olsun ona! Hem beni ve hem de kendisini ölüme verdi. Kaçtığım şey başıma geldi."

Ben şöyle diyorum: "Burada da görül-düğü gibi bu hadis mutlak bir şekilde gafil avlayarak öldürmenin haram ol-duğunu isbat etmemektedir. Müslim peygamber'in hadisini unutmaktan çok daha yüce ve üstün bir kimseydi. Bana göre gerçek olan şudur ki gafil avlayarak öldürmenin mutlak bir şe-kilde haram olduğunu bildiren riva-yetler uydurmadır. Elbette Müslüman olayı hakkındaki son hadis doğru-dur."

404. Ko-nu

el-Fitne
Fitne-İlahi İmtihan

el-Bihar, 28, Kitab'ul Fiten vel-Mihen
Kenz'ul Ummal, 11/107-365, Kitab'ul Fiten ve'l-Ehva
Sünen-i Ebi Davud, 4/94, Ki-tab'ul Fiten ve'l-Melahim
Sahih-i Müslim, 5/210, 8. bö-lüm, et-Temhis ve'l-İstidrac ve'l-İbtila ve'l-İhtiyar


bak.
50. konu, el-Bela; 400. konu, el-Gaybet; 497. konu, el-İmla; 2008. bölüm, eş-Şeytan
3148. Bölüm
İlahi İmtihan

Kur'an:
"Onlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çe-kildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tövbe etmi-yorlar, ibret de almıyorlar."
15592. Muammer bin Hallad şöyle diyor: "Ebu'l Hasan'ın şöyle de-diğini işittim: "Elif lam mim insanlar, "İman ettik" dedik-ten sonra terk edildiklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar."

Daha sonra bana şöyle buyurdu: "İmtihan nedir?" Ben şöyle arzettim: "Fedan ola-yım! Bildiğim kadarıyla imtihan din hususundadır." Daha sonra İmam şöyle buyurdu: "Altının eritilip imtihan edildiği gibi in-sanlar da eritilip imtihan edilir." Ve hakeza şöyle buyurdu: "Altın halis kılındığı (ayrıştırıldığı) gibi insanlar da halis kılınacaktır."