Mizan'ul Hikmet-9.Cilt
 


3132.Bölüm Gıybet ve Kötülükleri Yaymak


Kur'an:
"Şüphesiz Müminler ara-sında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz."
15489. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ayıplı kimseler, kendi ayıpları hususunda kolayca özür bulmak için insanların ayıbını yaymayı severler."

15490. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim mümin hak-kında gözüyle gördüğü ve kula-ğıyla duyduğu şeyi naklederse aziz ve celil olan Allah'ın hak-kında şöyle buyurduğu kimseden sayılır. "Şüphesiz hayasızlığın yayılmasını arzu edenler…"
15491. İmam Kazım (a.s) Mu-hammed bin Fuzeyl'e şöyle buyurmuştur:

"Ey Muhammed! Kulak ve gözünü kardeşine oranla yalancı say. Eğer yemin eden elli kişi senin nezdinde tanıklıkta bulunur ve kardeşin başka bir şey (yemin eden şahsın söylediğinin tam aksine) söylerse onun sözüne inan ve onların (yemin eden tanıkların) sözüne inanma. Kardeşinin aleyhine onu kötüleyen, şahsiyetini ortadan kaldıran şeyleri yayma, aksi taktirde aziz ve celil olan Allah'ın şöyle buyurduğu kimselerden olursun: Şüphesiz hayasızlığın yayılmasını arzu edenler." "

15492. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yakini şek vasıtasıyla yitirme. Açık olan bir şeyi örtülü bir şey sebebiyle kaybetme. Kendin gördüğün şey hususunda başkalarının dedikleri esasınca hüküm verme. Aziz ve celil olan Allah mümin kardeşlerinin suizan etmeyi ve gıybet etme konusunu çok önemli saymış-tır."

15493. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Eğer bir mümini kö-tü bir kadının üzerinde görecek olsam elbisemle üzerini örterim. "İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: "Onu elbisesiyle bu şekilde (ör-terim)."

15494. Resulullah (s.a.a) Müminle-rin Emiri'ne şöyle buyurmuştur: "Eğer bir erkeği kötü bir kadının üzerinde görürsen ne yaparsın?" o şöyle buyurdu: "Onu örterim." Peygamber şöyle buyurdu: "Eğer onu ikinci defa görürsen?" o şöyle arzetti: "Tam üç defa elbisemle onu örterim." Peygamber şöyle buyurdu: "Ali'den başka yiğit yoktur." Ve Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz için örtücü olu-nuz."
bak. el-Ayb, 3015. Bölüm; Mus-tedrek'ul Vesail, 12/424, 33. Bölüm

3133. Bölüm
Gıybet ve Din

15495. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmek, ins-naın dininde cüzzam hastalığının etkisinden daha hızlı bir şekilde etki eder."
15496. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Müslüman bir kadın ve ya erkeğin gıybetini ederse Allah; kırk gün ve kırk gece gıybet edilen kimse onu ba-ğışlamadıkça onun namaz ve orucunu kabul görmez."

15497. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü birini getirir, onu Allah'ın huzurunda tutar ve kendisine amel defterini verirler. Ama yaptığı iyilikleri onda görmeyince şöyle arzeder: "Allahım! Bu benim amel defte-rim değildir. Zira ben onda itaat-lerimi görmüyorum." Ona şöyle denir: "Rabbin ne hata eder ne de uınutur.

Senin amellerin in-sanlar hakkında yaptığın gıybet sebebiyle ortadan gitmiştir." Daha sonra başka birini getirirler ona amel defterini verirler o da içinde bir çok itaat müşahade edince şöyle arzeder: "Allahım! Bu benim amel defterim değildir, zira ben bu itaatleri yerine getirmedim." Kendisine şöyle denir: "Falan kimse senin gıybe-tini etti ben de iyiliklerini sana verdirm."

15498. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanın açılmış amel defterini kendisine verirler ve o şöyle arzeder: "Ey Rabbim! O halde yaptığım şöyle böyle iyi iş-ler nerede? Bu amel defterime mevcut değildir." Allah-u Teala şöyle buyurur: "İnsanlar hakkın-da gıybet ettiğinden dolayı onlar silindi."

15499. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların senin hak-kında söyledikleri için üzülme. Zira eğer söyledikleri gibiyse bu (senin için) cezası hızlandırılmış (cezası bu dünyada verilmiş) bir günahtır ve eğer söylediklerinin tersi ise (bu senin için) amel et-mediğin bir iyiliktir."

15500. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir müminin aleyhine bir konu nakleder ve bu konuyla onu kötüye çıkarmak ve insanların gözünden düşsün diye şahsiyetini ortadan kaldırmak is-terse aziz ve celil olan Allah onu kendi velayetinden şeytanın ve-layetine çıkarır."
15501. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Ramazan ayında bir müslümanın gıybetini yaparsa orucu için hiç bir sevap elde edemez."

3134. Bölüm
Gıybetin Anlamı

15502. Resulullah (s.a.a) Ebuzer'e şöyle buyurmuştur: "Ey Ebuzer! Gıybetten sakın, zira gıybet zi-nadan daha kötüdür… ben, (Ebuzer) şöyle arzettim: "Ey Al-lah'ın Resulü! Gıybet nedir?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Gıybet dini kardeşin hakkında hoşlanmadığı bir şeyi söylemen-dir." Ben şöyle arzettim: "Ey Al-lah'ın Resulü! Eğer o şahıs hak-kında denilen şeyler o şahısta varsa ne olur?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Bil ki eğer onda var olan şeyi söylemiş olursan gıybet etmiş olursun. Eğer onda olmayan bir şeyi söylüyorsan ona iftira etmiş olursun."

15503. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybetin ne olduğu-nu biliyor musunuz?" şöyle arze-tiler: "Allah ve Peygamberi daha iyi bilir: " Peygamber şöyle bu-yurdu: "Kardeşin hakkında hoş-lanmadığı bir şeyi söylemendir." Şöyle arzedildi: "Eğer dediğim şey kardeşimde varsa o zaman nasıl?" peygamber şöyle buyur-du: "Eğer dediğin şey onda varsa gıybetini etmiş olursun, ve eğer dediğin şey onda yoksa o zaman da iftira etmiş olursun."

15504. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet birinde bulu-nan ayıpları arkasından söylen-medir."
15505. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim birinde va-rolan şeyi (kötülüğü) söylerse gıybet etmiş olur. "
15506. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet kardeşin hak-kında hoşlanmadığı bir şeyi söy-lemendir."
15507. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşinin karşısın-da, söylemekten hoşlanmadığın şey gıybettir."

15508. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet, kardeşinin hakkında onda varolan ama Al-lah'ın örttüğü bir şeyi söylemen-dir. Ama eğer onda olmayan bir şeyi söylersen o da Allah'ın şu sözüdür: "Şüphesiz iftira ve apaçık günah yüklendi."
15509. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim birinin arka-sından onda var olan ve insanla-rında bildiği bir şeyi söylerse ve de insanlar da onu biliyorsa gıy-betini etmemiş olur ama eğer onda varolan bir şeyi söyler de insanlar onu bilmezlerse gıybeti-ni etmiş olur."
15510. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet kardeşin hak-kında Allah'ın örtülü tuttuğu bir şeyi söylemendir. Ama sertlik ve acelecilik gibi aşikar olan haslet-leri söylemek gıybet değildir."
bak. 3135, 3136. Bölümler; el-Bihar, 75, 221

3135. Bölüm
Gıybeti Haram Olan

15511. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim insanlarla muamele eder de onlara zul-metmezse onlarla konuşur da yalan söylemezse, vaatte bulu-nurda ahdine vefasızlık göster-mezse, o mürüvveti kamil, adale-ti aşikar olan biridir. Onunla kardeşlik etmek farz ve onun gıybetini etmek haramdır."

15512. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şu üç şey her kimde bulunursa ona karşılık insanlara da dört şeyi farz kılar: İnsanlarla konuşunca yalan söylemez, onla-ra karışınca kendilerine zulmet-mez, onlara söz verince sözüne vefasızlık göstermezse adaletinin insanlar içinde aşikar olması, mürüvvetinin halk arasında apa-çık olması, insanlarca gıybetinin yapılmasının haram olması ve onunla kardeşlik edilmesinin in-sanlara farz olması lazım gelir."

15513. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Günah işlediğini gö-zünle görmediğin veya iki şahi-din günah işlediğine dair tanık-lıkta bulunmadığı kimse her ne kadar kendi görüşünce günahkar olsa da o adil ve iffetli sayılır. Şahadeti kabul edilir. Her kim bu şahısta olan şeyden dolayı gıybetini ederse aziz ve celil olan Allah'ın velayetinden dışarı çıkar ve şeytanın velayeti altına girer."

3136. Bölüm
Gıybeti Caiz Olan

Kur'an:
"Allah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülü-ğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir."
"(Resulüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durma-dan laf götürüp getirenlere boyun eğme."
15514. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur:

"Şu dört kişinin gıybe-ti (aslında) gıybet değildir: Fıskı-nı aşikar kılan fasık, bir iyilik et-tiğinde teşekkür etmeyen, bir kötülük yaptığında ise bağışla-mayan yalancı önder, gülerek veya şaka yollu annelere küfre-den kimse, Müslümanların ce-maatinden kenara çekilen, üm-metimi kınayan ve onların yüzü-ne kılıç çeken kimse."
15515. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şu üç kimsenin hür-meti yoktur: "Bidat çıkaran ve heves ehli kimse, zalim önder ve açıkça günah işleyen bir günah-kar."

15516. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Fasığın giybeti yoktur (caizdir.)"
15517. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Fasık ve günahkar bir şahıs açıkça bir günah işlerse ar-tık ne bir saygınlığı vardır ve ne de gıybeti! "

15518. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim haya perde-sini uzağa atarsa gıybeti yoktur. (caizdir. )"
15519. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç kimsenin gıybeti aslında gıybet değildir: Açıkça günah işleyen kimsenin, hüküm vermede (veya hükümet işlerin-de) adaletsizlik eden kimsenin ve sözleri ameline aykırı olan kim-senin."
15520. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Üç kimsenin yüz su-yu ve haysiyeti (çiğnediğin tak-tirde) sana haram değildir: zalim önder ve bidat çıkaran."

15521. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Fasığın gıybeti yok-tur."
15522. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Facirin gıybeti yok-tur."
15523. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Hayası olmayanın gıybeti yoktur."
15524. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Facirin adını zikret-mekten sakınıyor musunuz? Onu zikrediniz ki insanlar onu tanı-sınlar."

15525. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanların tanıması için facirin adını zikretmekten sakınıyor musunuz? Faciri amel-leri ve yaptıklarıyla tanıtınız ki insanlar ondan sakınsınlar."
15526. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Daha ne zamana ka-dar facirin adını zikretmekten sakınacaksınız? Onu rezil ediniz ki insanlar da ondan sakınsın-lar."

15527. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın, "Allah, zulme uğra-yan kimseden başkasının, kö-tülüğü sözle bile açıklamasını sevmez" ayeti hakkında şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir grubu misafir eder de onları kötü ağır-larsa o zulmetmiş kimsedir. Mi-safirlerin onun yaptıklarını de-melerinin bir sakıncası yoktur."

15528. İmam Sadık (a.s) hakeza bu ayet hakkında şöyle buyurmuştur: "Bir misafir birinin evine gider de o kendisini güzel ağırlamazsa, misafir kimse ev sahibinin kötü davranışını, (başka yerde de) zik-redebilir."
bak. 3134. Bölüm; Vesail'uş Şia, 8/604, 154. Bölüm

Şehid-i Sani'nin Gıybeti Caiz Kılan Sebepler Hakkındaki Sözü
Bil ki, başkalarının kötülüğünü zikretmenin, caiz kılıcı sebebi, şeriat açısından doğru ve makbul olan bir hedefe dayanmasıdır. Bu hedef dışında o caiz kılıcı sebebi elde etmek müm-kün değildir. Bu caiz kılıcı sebepleri, on başlık altında özetlemişlerdir:

Birincisi zulümdür. Her kim bir kadıyı zalim, hain ve rüşvet yiyici bir kimse olarak tanıtırsa, gıybet etmiş ve günah işlemiş olur. Ama eğer kadı-dan zulüm görmüşse, kadının zulmü-nü ortadan kaldırmak için kendisine yardım edeceğini ümit ettiği birine zu-lümden dolayı yakınır ve kadıya zu-lüm isnat ederse, buna hakkı vardır.

Zira hakkını almak için bundan başka yolu yoktur. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hak sa-hibi konuşabilir" Hakeza şöyle bu-yurmuştur: "İmkan sahibi kimsenin bugün, yarın diye ertelemesi (insanla-rın hakkını ödememesi) zulümdür." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Varlık sahibi birinin bugün yarın diye erte-lemesi (borcunu ödememesi) yüzsuyu-nun dökülmesini ve cezalandırılması-nı helal kılar."

İkincisi ise kötülüğü ortadan kal-dırmak, günahkarı salah ve temizlik yoluna geri döndürmek için yardım almaktır. Bu işin temeli de doğru olan niyet ve kasıttır. Eğer kasıt bu dediğimiz şey olmazsa, gıybet etmek haram olur.

Üçüncüsü ise istiftadır (fetva iste-mektir). Örneğin birisi müftüye şöyle der: "Babam ve kardeşim bana zul-mediyorlar. Bu zulümden kurtulmak için ne yapmam gerekir?" Elbette bu işi kinaye ve işaret olarak söylemesi daha uygundur. Örneğin şöyle demeli-dir: "Babası veya kardeşi kendisine zulmeden kimse hakkında,

görüşü-nüz nedir?" Rivayet edildiği üzere Hint Peygamber'e (s.a.a) şöyle arzetti: "Ebu Süfyan cimri bir kimsedir, ye-terli miktarda bana ve çocuklarıma harçlık vermemektedir. Onun haberi olmaksızın kendisinden bir şey alabi-lir miyim?" Peygamber şöyle buyurdu: "Senin ve çocuklarının ihtiyacını gide-recek kadar alabilirsin." Hint Ebu Süfyan'ı cimri olarak adlandırmış, kendisine ve çocuklarına iyi bakma-dığını söylemiştir. Allah Resulü de onu bundan nehyetmemiştir. Zira Hind'in kastı işin fetvasını öğrenmekti.

Dördüncüsü ise Müslümanları tehlikeye ve kötülüğe düşmekten sa-kındırmak ve meşveret eden kimseye yol göstermektir. Örneğin layık olma-dığı bir elbiseyi giyen fakih görünümlü birini gördüğün taktirde, insanları onun bu makama layık olmadığı hususunda uyarabilirsin. Böyle bir kimseye tabi olmanın tehlikeli sonuçlarını kendilerine bildirebilirsin. Aynı şekilde eğer birinin fasık ve kötü biriyle muaşerette bulunduğunu ve o şahsın kötü kimseyle arkadaşlık sebebiyle şeriata aykırı işlere sürükleneceğinden korkarsan, o şahsın fasık olduğunu kendisine hatırlatabilirsin.

Elbette burada hedefin bidatın yayılmasın-dan, fısk ve günahın sirayetinden korkmak olmalıdır. Zira burası şey-tanın aldatma ve hile yeridir. Dolayı-sıyla bu işten maksadın, o şahsın makam ve mevkisini kıskanmak da olabilir. Ama şeytan o işi sana kar-maşık gösterir ve insanlar hakkında hayır dileme ve merhamet dışında bir niyetinin olmadığını gösterebi-lir…Ayrıca aybı zikretme hususunda da, sadece konuyla ilgili olan ayıbı söylemekle yetinmelisin.

Örneğin eğer birisi evlenmek hususunda seninle meşveret ederse, bu durumda ortaklık, müzarebe veya yolculuğa zarar verecek bir ayıbı söylememelisin. Her işte o iş ile ilgili ayıbı beyan etmelisin. Bundan öteye geçmemelisin ve niyetin senin meşveret eden kimseye yol göstermek olmalıdır, karşı tarafı kötülemek değil! Eğer seninle meşveret eden kimsenin, "Bu evlilik, senin yararına değildir" demenle" evlilikten el çekeceğini biliyorsan bu kadarını

kendisine söy-lemen farzdır. Eğer onun sadece mu-hatabın ayıbını açıkça söylediğin tak-tirde evlilikten el çekeceğini sanıyor-san, bu işi yapabilirsin. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Acaba in-sanların facir (kötü) kimseyi tanıma-sından korktuğunuz için mi adını zikretmekten sakınıyorsunuz? Onun adını ayıplarıyla zikredin ki insanlar ondan sakınmış olsun." Hakeza kendisiyle görücülük hususunda meş-veret eden Kays'ın kızı Fatıma'ya da şöyle buyurmuştur: "Muaviye fakir ve yoksul biridir, Ebu Cehl ise sopasını omuzundan indirmez." Beşincisi ise

şahit ve ravinin adil olup olmadığını beyan etmektir. Bu delil üzere, alimler rical kitaplarını yazmışlar, hadis ravilerini güvenilip güvenilmeyeceği hususunda ikiye ayırmışlar, onların güvenilir olmadığının delillerini genelde zikretmişlerdir. Bu konuda da önce-den söylendiği gibi ihlas ve hayır dile-me şarttır. Yani bu işten maksat, sa-dece Müslümanların malını koru-mak, sünneti gözetmek ve yalandan korumak olmalı, düşmanlık ve bağ-nazlık olmamalıdır.

Burada da ravi-den rivayet ve şehadet ile ilgili ayıplar zikretmeli, örneğin haram veya şüphe-li nütfeden olup olmadığı gibi ayıpları ele alınmamalıdır. Elbette ravi ileride de söyleyeceğimiz gibi açık bir şekilde fısk ve günah ehli olmamalıdır. (yani-eğer böyle olursa ilgili ayıp olması bile söylenebilir.)

Altıncısı da hakkında kötülüğü söylenen kimse bunu açıkça yapması sebebiyle buna müstahak olmalıdır. Tıpkı falan kötülüğe ve günaha bu-laştığının söylenmesinden çekinmeyen, açık bir şekilde günah işleyen günah-kar ve fasık kimse gibi. Burada da sadece o ayıbı söylenmelidir. Başka ayıp ve günahları değil. (Kimsenin haberdar olmadığı ve onun da açıkça yapmadığı günahlar söylenmemelidir.) Nitekim Allah Resulü şöyle buyur-muştur:

"Her kim haya perdesini yü-zünden kaldırırsa gıybeti yoktur (ca-izdir.)" Bu rivayetin zahiri her ne kadar işlediği günahın söylenmesinden dolayı utansa da böyle bir kimsenin gıybetinin caiz olduğuna delalet etmektedir. Mutlak bir şekilde fasık insanın gıybetinin yapılmasının caiz olduğunun delili ise (açıkça günah işlesin veya işlemesin) Peygamber'in (s.a.a) şu sözünden kaynaklanan ihtimaldir: "Fasık insanın gıybeti yoktur (caizdir)." Bu ihtimal,

hadisin temelden reddedilişi veya belli bir fasıka hamledilmesi veya her ne kadar haber şeklinde olsa da nehye hamledilmesi vasıtasıyla reddedilmiştir. Bu ihtimal daha iyidir. Elbette burada da gıybeti edilen kimseye oranla dini bir hedef veya doğru bir maksat olursa durum değişir. Yani fasıkın gıybetinin edilmesiyle, günahtan el çekmesi ümit edilirse, bu durumda onun gıybeti kö-tülükten sakındırmak konusuyla ilgi-li olur.

Yedincisi de insanın gıybetini aşi-kar kılacak bir isimle meşhur olup tanınmasıdır. Topallık ve körlük gi-bi. Bu taktirde birisi onu bu sıfatlarla zikrederse günah işlememiştir. Örneğin şöyle der: "Ebu Zenad-i E'rec (topal), ve Süleyman-i E'meş (gece körlüğü olan) ve benzeri tabirlerle rivayet etmişlerdir." Alimler, şahısları tanıtmak için mecburiyetten bu tür şahısları ve lakapları nakletmişlerdir. Hakeza bazıları bu lakaplarla öylesine bir meşhur olmuşlardır ki eğer bu şahıs bu sıfatlarla nitelendirilmezse, rahatsız olmaktadır. Dolayısıyla hak şudur ki

güvenilir alimlerin zikrettiği bu tür lakaplar ve isimleri onların sö-zünden nakletmek de mümkündür. Bu tür isimleri yaşayan kimseler hakkında kullanmak ise karşı tara-fın bundan razı olduğunu bildiğimiz taktirde geçerlidir. Zira nehiy geneldir, şahısların rızayeti olduğu taktirde, ri-vayet meselesi de ortadan kalkmakta-dır. Velhasıl başka lakaplar yerine, başka tabirlerle tanıtmak mümkün ise, bu durumda öyle yapmak daha iyidir. Örneğin kör yerine basir (kalp gözü gören, basiretli) lafzını kullan-mak daha iyidir.

Sekizinci olarak şahitler şehadet-leri sebebiyle had veya ta'zir (ceza) uygulatmak için bir kötülük görürler-se kadı nezdinde, o kötülüğü yapan kimsenin huzurunda veya gıyabında şehadette bulunarak onun çirkin amelini zikredebilirler. Ama mahkeme dışında başka bir yerde, başka bir takım sebepler olmadığı taktirde o kötülüğü zikretmek caiz değildir.
Dokuzuncu olarak eğer iki şahit kimse, birinin günah işlediğini görür de

o şahısın gıyabında o günah hak-kında kendi aralarında sohbet etmek isterlerse bunun sakıncası yoktur. Zi-ra duyan kimsenin üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Elbette önceden söylenen hedefler ve maksatlar göz önünde bulundurulmadığı taktirde, nefsini ve dilini o günahı beyan etmekten koruması daha iyidir. Özellikle karşı tarafın bunu unutmuş olması ihtimali de varsa veya o iki kişiden halka sirayet etmesi ve yayılması ihtimali varsa, hiç konuşulmaması daha iyidir.

Onuncu olarak da birisi, birinin gıybetini ettiğini işitir de o şahsın gıy-bete layık olup olmadığını bilmezse, konuşmacıyı gıybetten sakındırması-nın farz olmadığı söylenmiştir. Çün-kü gıybeti edilen kimse buna müsta-hak olabilir. Dolayısıyla sözlerinin yanlış ve temelsiz olduğu belli olma-dıkça konuşmacının sözlerini sıhhate hamletmek gerekir. Zira onu gıybetten sakındırması hürmetinin çiğnenmesini gerektirir. Bu da haram olan ve yasaklanmış işlerden biridir.

Ama bize göre en azından gıybet edilmemesi gerektiğini hatırlatmalıdır. Zira gıybet ile ilgili deliller geneldir ve onda ayrım yapılmamıştır. Bu da cehalete teşvik olmasın diye umumiyetin irade edildiğinin göstergesidir. Ve çünkü bu eğer doğru olursa gıybeti duyan nisbetle kendisi hakkında konuşulan ve müstahak olmadığıni bilen kişiyede sirayet edecektir. Çünkü gıybet eden kim-senin bu cevazı bilme ihtimali de var-dır. Bu da gıybetten nehiy kaidesinin ortadan kaldırılması demektir. Bu gıybetin istisna edilmiş fertlerinden biridir. Halbuki daha önce geçtiği gibi bu da iki gıybetten biridir.

Velhasıl bırakın mübah olmasını, gıybet etmenin gerekliliğini gösteren bir delil olmadığı taktirde ahlakın üstün sıfatlarla süslenmesi için gıybet etmekten sakınmak gerekir. Bu sözün teyidi ise gıybetten sakındırmanın genel oluşudur. Bu genellilik Allah Resulü'nün (s.a.a) daha önce zikrettiğimiz hadisinde yer almış ve Peygamber şöyle buyurmuştur: "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?" Onlar şöyle arzet-tiler: "Allah ve Resulü daha iyi bili-yor." Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu.

"Gıybet kardeşinin hoşlanmadığı bir şeyi zikretmendir." Ama gıybet için, bid'at ehliyle savaşmak, günahkarları alıkoymak, fasıkları işlediği günahtan alıkoymak, insanları fasık insan-lardan korumak gibi bir takım üstün bir delil varsa ve gıybetle sakındırma-nın imkanı da mevcutsa bu durumda bu iş farz olmaktadır. Elbette bütün bu hususlarda ölçü, hedef ve maksat-tır.

Dolayısıyla, uyanık olmak gere-kir. Yani maksadı islah olmalı ve bu islahı sürekli göz önünde bulundur-malıdır. Başarı Allah'tandır." (bura-ya kadar söylenenler Şehid-i Sani'nin (Allah türbesini nurlandırsın) söyle-diği sözlerin özetiydi. )


Şehid-i Evvel, Allah makamını yüceltsin, Kavaid adlı kitabında ise şöyle diyor: "Kur'an'ı Kerim'in de açıkça bildirdiği üzere gıybet etmek haramdır. Gıybet iki türlüdür: "Belli olan apaçık gıybet ve belli olmayan ve bir çok çeşitleri bulunan gıybet. Nite-kim örneğin birisi kinaye yoluyla, "Ben devlet adamlarının olduğu yerde olmam, ben yetim malı yemem veya insanların malını yemem" der ve bu işleri yapan birine işaret ederse veya,

"bizleri falan işten koruyan Allah'a şükürler olsun" der ve bu şükrüyle kinaye olarak birine işaret ederse bu gıybettir. Dolayısıyla gizli gıybetlerden biri de her ne kadar şahıs orada mev-cut olsa da ima ve işaret yoluyla bi-rinde bulunan ayıba ve noksanlığa işaret etmektir. Hakeza, "Eğer bu işi yapsaydı daha güzeldi, bu işi yapma-saydı daha iyiydi" gibi tabirler de gıy-bettir. Hakeza gıybete müstahak olan bir şahsın ayıplarını

söyleyerek bu ve-sileyle gıybete müstahak olmayan bir şahsın ayıplarını hatırlatmak da gıy-bettir. Ama başkalarının ayıplarının ve noksanlıklarının zihinde hatır-lanması, gıybet sayılmamaktadır. Zi-ra zihni hatıraları Allah-u Teala, bağışlamakta ve bu sebeple onlar için kimseyi cezalandırmamaktadır. Gıy-betin en gizli türlerinden biri de, ken-disinde olan veya olmayan bir takım kötü sıfatlar sebebiyle kendisini kına-yarak, başkalarının ayıplarına dik-kat çekmesidir. Gıybet etmek yedi hususta caiz bilinmiştir:

Birincisi gıybet edilen kimsenin gıybet edilmesini gerektiren şeyi açıkça yaptığı için gıybete müstahak olması-dır. Bu kimse gıybete layıktır. Örne-ğin, küfür ve fıskı çıkça yapan kafir ve fasık gibi. Burada sadece onlarda olan ve açıkça işlediği sıfatlar zikredi-lebilir, diğer (açıkça yapmadığı) gü-nahları değil. Bazıları

fasıkın adının anılmasını yasaklamış ve kendisine fısk isnat edilmesinin cezayı gerektir-diğini söylemişlerdir. Ama bizim as-habımız onu caiz görmüşlerdir. Ehli sünnet ise, "fasık için veya fasık hakkında gıybet yoktur" (caizdir) hadisinin temelsiz olduğunu söylemiş-lerdir. Bana göre eğer bu hadis doğru ise onu nehye hamletmek de doğrudur. Yani haber veren ve nehiy anlamında olan bir cümledir. Ama eğer birisi şiir ve sözlerinde şaka yoluyla fısk ve gü-nahtan söz ederse, onun sözlerini nakletmenin sakıncası yoktur.
İkinci olarak mazlum insanın kendisine yapılan zulüm hakkında şikayette bulunmasıdır.

Üçüncü olarak kendisiyle meşveret eden kimseye, doğru yolu göstermektir.
Dördüncüsü, şahit ve ravinin adil olup olmadığını söylemektir.
Beşinci olarak bidat ehlinin ismi-ni, bozuk kimsenin yazılarını ve sap-tırıcı kimselerin görüşlerini beyan et-mektir. Bu durumda söz konusu miktarla yetinmek gerekir. Ehli sün-net bu konuda şöyle diyor:

"Onlardan her kim ölür, kendisini büyütecek ta-raftarları, okunacak kitap ve yazıları, başkasını saptıracak herhangi bir şey geride bırakmazsa, aziz ve celil olan Allah'ın onun ayıplarını örttüğü gibi, ayıplarını örtmek gerekir. Asla gıybeti edilmemelidir, hesabını aziz ve celil olan Allah'a havale etmek gere-kir. Nitekim Ali (a.s) şöyle buyur-muştur: "Ölülerinizin iyiliklerlerini anınız" başka bir rivayette ise şöyle yer almıştır: "Ölülerinizi iyilik dışın-da anmayınız."

Altıncı olarak, eğer şehadetleri se-bebiyle, had veya ta'zir (ceza) uygula-nan bir grup çirkin bir işe ve günaha şahit olurlarsa, kadı nezdinde gü-nahkar insanın huzurunda veya gıya-bında şahit olarak o günahı zikrede-bilirler.

Yedinci olarak eğer iki kişi biri-nin bir günah işlediğine şahit olursa, onlardan biri günahkarın gıyabında o günaha şahit olan arkadaşıyla, o gü-nah hakkında söz edebilir. Zira böyle bir şeyin işiten kimse hakkında etkisi yoktur. Gerçi bu işten sakınması daha iyidir. Zira evvela gıybeti edilen kimse orada hazır olursa, bundan rahatsız olur. İkinci olarak arkadaşı onu unutmuş olabilir ve o bunu zikretmekle ona hatırlatmış olur veya o günahın yayılma imkanı da vardır.

Şeyh Behai'de (Allah ruhunu şad etsin) şöyle diyor: "Gıybet etmek on yerde caiz sayılmıştır: Şehadette bu-lunmakta, kötülükten sakındırmak-ta, mazlum insanın şikayette bulun-masında, meşveret eden kimseye doğru yolu göstermekte, ravi ve şahidin ya-lanlanmasndaı, bazı alimleri veya sa-natçıları diğerlerinden üstün görmekte, bir görüşe göre açıkça kötülük işleyen ve bunun zikredilmesinden utanmayan kimsenin gıybeti, bir sıfatla meşhur olan ve

o sıfatla başkalarından ayrılıp tanınan birini zikretmekte. Örneğin birisi kör ve topalsa, aşağılık ve kınama niyeti olmadığı taktirde, bu sıfatlarıyla tanıyan birinin yanında kendisini bu sıfatlarla zikretmek de gıybet değildir. Elbette bunu başka birisi duymamalıdır. Hakeza ilmi ve benzeri meselelerde de başkası ona uymasın diye (şahısları bozmak niye-tiyle değil) yapılan ilmi hataları söy-lemek de gıybet değildir."

3137. Bölüm
Gıybetin Kökü

15529. Misbah'uş-Şeria'da şöyle yer almıştır: "Gıybetin kökü on bö-lüme ayrılmaktadır: "Öfkeyi dindirmek bir grupla birlikteliği-ni göstermek, bir haberi tasdik etmek, iftira, hakikati kendisine belli olmadan bir rivayeti doğru-lamak, sui zan, haset, alay etmek, şaşkınlık, , küskünlük ve kendi-sini iyi göstermek. O halde eğer (din ve dünyan hususunda) esen-lik istiyorsan, sadece Rabbini an ve Rabbini unutma. Böylece sana gıybet etmek yerine ibret almak nasip olsun ve günah yerine sevaba erişesin."
bak. el-Bihar, 75/226

3138. Bölüm
Gıybetin Türleri

15530. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz gıybetten biri de kardeşin hakkında Al-lah'ın kendisine örttüğü bir şeyi söylemendir."
15531. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ben şöyle ve böyle olduğum halde birinin edasına bürünmeyi sevmiyorum."
15532. Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden şöyle nakletmiştir: "Allah Resulü'nün (s.a.a) huzu-runda bir şahıstan söz edildi ve şöyle denildi: "Yemeği ağzına bı-rakmak, devesinin takımını ha-zırlamak gerekir. " Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Siz onun gıybetini ettiniz." Onlar şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Biz onda var olan bir şeyi (ayıbı) söyledik." Peygamber şöyle bu-yurdu: "(Gıybet etmiş olmak için) kardeşinin hakkında onda olan bir şeyi söylemen yeterli-dir."

Şehid-i Sani (r. a) gıybetin çeşitleri hakkında şöyle diyor: "Bildiğin gibi gıybetten maksat, kardeşin hakkında işittiği taktirde veya kendisine hatırlattığın veya uyardığın taktirde rahatsız olacağı bir şeyi söylemendir. Şimdi de bil ki gıybet cismi, soyu ile ilgili, ahlaki, davranışsal, söz ile ilgili, dini ve dünyevi, hatta elbise ve eviyle ilgili ayıpları ve kusurları da içermektedir. Nitekim İmam Sadık (a.s) Mis-bah'uş-Şeria'da bu hususlara işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Bedensel, davranışsal, ticari, dini, cehalet ve benzeri hususlarla ilgili ayıpları söylemekle de gıybet gerçekleşir.

Bedensel ayıplardan maksat, örneğin şöyle demendir: "Falan kimsenin gözü kusurludur, şaşıdır, tek gözlüdür, keldir, boyu kısadır, boyu uzundur, siyahtır, sarıdır" ve işittiği taktirde rahatsız olacağı benzeri şeyleri söylemendir. Soyu ile ilgili ayıpları zikretmek ise örneğin şöyle demendir: "Babası fasık, pislik, vcimri, eskici veya dokumacıdır" ve duyduğu taktirde hoşlanmayacağı benzeri özellikleri söylemendir. Ahlaki ayıplar ise şöyle demendir: "Kötü ahlaklıdır, cimridir,

mütekebbirdir, riyakardır, öfkelidir, korkaktır, ödlektir ve benzeri şeyler." Dini meseleler ile ilgili davranışsal ayıplar ise örneğin şöyle demendir: "Hırsızdır, yalancıdır, şarap içen kimsedir, hıyanetkardır, zalimdir, namaza önem vermez, rüku ve secdeyi güzel yerine getirmez,, necasetten sakınmaz,

anne babasına iyilik etmez, gıybet etmekten ve insanların haysiyetiyle oynamaktan sakın-maz…" Dünyevi meseleler ile ilgili davranışsal ayıplar ise örneğin şöyle demendir: "Edepsizdir, insanları aşa-ğılar, hiç kimsenin bir hakkı olduğu-na inanmaz, gevezedir, çok yer, çok uyur, bir toplumda nerede oturacağını bilmez…" Elbiseleriyle ilgili ayıpla-ma ise örneğin şöyle demendir: "Kolla-rı geniştir. Eteği uzundur, elbiseleri pistir, kirlidir ve benzeri şeyler…"

Bil ki gıybet etmek sadece dile öz-gü bir şey değildir. Dil ile gıybet et-mek, kardeşinin ayıp ve noksanlıkla-rını başkalarına anlatmaya ve onu hoşlanmadığı sıfatlarla tanıtmaya se-bep olduğu için haram kılınmıştır. O halde kinaye ve ima yoluyla anlatmak da açıkça söylemek gibidir. Amelen bu işi yapmak ise, söylemek, işaret, ima, göz ve kaşını hareket ettirmek, kinaye ile anlatmak, el hareketleriyle belirtmek gibidir ve özetle maksadı ifade eden her hareket ve amel gıybetin ta kendisidir ve dil ile yapılan gıybet-ten hiçbir farkı yoktur. Ayşe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir.

Yanıma bir kadın geldi, gittiği zaman ben elimle işaret ettim, yani boyunun kısa oldu-ğunu söyledim. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sen gıybet ettin" Zira başkasının edasına bürünmek ve onu taklit etmek, örneğin yolda yürürken topal insanların edasına bürünmen de gıybettir, hatta gıybetten daha kötü-dür. Zira bu amel, aşama açısından dille söylemekten daha çok muhatabı-nı tanıtmakta ve maksadını ifade et-mektedir. Aynı şekilde yazmakla da gıybet gerçekleşir.

Zira söylendiği gibi yazmak da insanın iki dilden biridir. Yazmakla yapılan gıybet, yazarın kendi kitabında bir şahsın adını an-ması, sözlerini ayıplamasıdır. Elbette sözlerinde adının anılmasını gerektirecek bir takım özürler olursa, durum değişir. Örneğin fetvaya ulaşmak ve söylenen şeyin delilini ortaya koymak için içtihat ile ilgili meselelerde karşı tarafın sözlerinin gevşekliğini ve temelsizliğini beyan etmek gerekir. Ama bu konuda da ihtiyacı giderecek miktarla yetinmek gerekir. Elbette eğer bir şahıs kendi kitabında, "bir grup şöyle diyor" diyerek belli bir şahsın adını zikretmezse bu gıybet değildir. Ama eğer şahıs, "Bugün yanımızdan geçen şahıs veya bugün gördüğümüz şahıs şöyle veya böyledir" der ve muhatabı da kim olduğunu anlarsa bu gıybettir. Zira yasaklanan şey sadece anlatmak ve tanıtmaktır. Bunun hangi yolla gerçekleştiği önemli değildir. Ama eğer bu tür açıklamamızda belli bir şahıs anlaşılmazsa sakıncası yoktur.

Resulullah birinde bir kötü davranış gördüğünde şöyle buyururdu: "Neden bir grup şöyle veya böyle yapıyor?" Belli bir şahsın adını zikretmezdi. Gıybetin en aşağılık ve çirkin türlerinden biri de ilim ve anlayışla nitelendiği halde riyakar olan kimselerin gıybet etmesidir. Zira bu şahıslar, iffet ve takva adı altında istediklerini ulaştırmakta, böylece hem gıybet etmediklerini ve hem de is-tediklerini ifade etmektedirler. Bu ca-hiller yaptıkları bu ameliyle aynı an-da şu iki çirkin işi yaptıklarının far-kında değillerdir: "Riya ve gıybet" Örneğin bir şahsın huzurunda birin-den söz edilir. O şöyle der: "Allah'a şükürler olsun ki, bizi makam düş-künlüğüne, dünya dostluğuna veya fa-lan özelliklere mübtela kılmadı. Veya şöyle der: "Hayasızlıktan ve başa-rısızlıktan Allah'a sığınırım" veya şöyle der: "Allah bizi falan şeyden korusun."

Dolayısıyla burada Al-lah'a yapılan hamd ve şükürden sözü edilen şahsın bu sıfatların tersine sa-hip olduğu anlaşılırsa, bu bizzat gıy-bettir. Bu şahıs, dua, salah ehlinin el-bisesi ve temizlik gösterisiyle bir tür söz kalıbında başkalarının ayıbını söylemek istemektedir. Bu sözde hem gıybet vardır, hem riya vardır, hem de rezilliklerden uzak olduğunun gösteri-şi vardır. Yaptığı bu dua rezalet uçu-rumuna yuvarlandığı, hatta ondan daha çirkin bir uçuruma yuvarlandığı nokta konumundadır.
Gıybetin türlerinden biri de insan bazen birinin gıybetini yapmak iste-yince, önce onu över.

Örneğin şöyle der: "Ne mutlu falan kimseye! İba-detlerinde kusur etmemektedir. Ama bazen ibadetlerde gevşek davranmak-tadır. Hepimiz gibi bazen de sabre-dememektedir." O burada kendisini kınamaktadır. Ama maksadı, hem kendisini kınayarak başkasını kı-namak ve hem de takva sahiplerini taklit ederek kendini övmektir. Böyle bir kimse, hem gıybet eden kimsedir, hem riyakardır, hem kendini öven bi-ridir. O halde aynı anda üç günah birden işlemektedir. Ama cehalet yü-zünden iffetli ve gıybetten münezzeh olduğunu sanmaktadır. Evet şeytan bu tür cahil insanlarla oynamakta, ilim veya amele koyulan ama yolu doğru dürüst tanımayan kimseleri ta-kip etmekte, hile ve desiseyle amelleri-ni boşa çıkarmakta ve adeta onlara gülmektedir.

Gıybetin türlerinden biri de bir şahsın başkasının ayıbını zikretmesi, orada bulunan bir grubun ona tevec-cüh etmemesi ve gıybet eden şahsın on-ların ilgisini çekip sözüne kulak as-malarını sağlamak için şöyle demesi-dir: "Sübhanallah! Ne kadar ilginç!" Böylece münezzeh olan Allah'ın adını anmakta, kendi batıl ve aşağılık ni-yetini gerçekleştirmek için Allah'ın adını araç olarak kullanmaktadır. Cehalet ve gaflet üzere Allah'ı zikret-tiği için bir de minnet etmektedir.

Gıybet türlerinden biri de insanın şöyle demesidir: "Falan kimse şu ha-tayı yaptı ve falan belaya düçar oldu" veya şöyle demesidir: "Arkadaşımız veya dostumuz falan hatayı yaptı. Al-lah bizi ve onu bağışlasın." Bu şahıs, dua, dert ortaklığı ve dostluk izha-rında bulunmaktadır. Ama Allah onun aşağılık niyetinden ve doğru ol-mayan batınından haberdardır. Bu cahil kimse, kendisini Allah'ın gaza-bına maruz bıraktığını bilmemekte-dir. Allah'ın bu gazabı şüphesiz ha-bersiz ve cahilce, açıkça gıybet eden kimselere ettiği gazabından da daha büyüktür.

Gizli gıybet türlerinden biri de şaşkınlık ve tuhaflık ifade ederek gıy-bete kulak asmaktır. Şaşkınlık ifade etmesinden maksadı ise, gıybet eden şahsı daha fazla gıybet etmesi için se-vindirmesidir.

Adeta bu metoduyla onun ağzın-dan gıybet etmekte ve örneğin şöyle demektedir: "Dediğin bu sözlere şaşı-yorum. Şimdiye kadar böyle bir şey duymadım. Falan şahsın böyle oldu-ğunu bilmiyordum." O bu işiyle, gıy-bet eden kimsenin sözünü tasdik et-mekte, yalakacılıkla daha fazla gıybet etmesini sağlamaktadır. Oysa gıybeti tasdik etmek de bir tür gıybettir. Hatta gıybete kulak vermek ve gıybeti işitirken susmak da bir tür gıybet-tir."

3139. Bölüm
Gıybete Kulak Vermek

15533. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybeti işiten kimse de gıybet eden kimse gibidir."
15534. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kulağın hakkı onu gıybetten münezzeh kılman ve helal olmayan şeyi işitmekten alı koymandır."
15535. İmam Ali (a.s), oğlu Ha-san'ın (a.s) huzurunda birinin gıybe-tini eden bir şahsı görünce şöyle bu-yurmuştur: "Ey oğulcağızım! Ku-lağını böyle bir kimseden uzak tut. Zira o kabında olan en aşa-ğılık ve habis şeylere bakmakta ve onu senin kabına dökmekte-dir."
bak. el-İstima' 1901. Bölüm

3140. Bölüm
Gıybeti Reddetmenin Sevabı

15536. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir mecliste kardeşinin gıybetinin edildiğini işitir ve onu savunursa, Allah dünya ve ahirette ondan bin kö-tülük kapısını kapatır."
15537. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin huzurunda Müslüman kardeşinin gıybeti edilirde o da ona yardım edebildiği halde ona yardım etmezse Allah dünya ve ahirette onu yardımsız bırakır."

15538. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin huzurunda mümin kardeşinin gıybeti edilir ve o da mümin kardeşine yardım etmeye kalkışırsa, Allah dünya ve ahirette ona yardım eder. Her kim de kendi huzurunda mümin kardeşinin gıybeti edilir ve ona yardım edebildiği halde yardım etmeye kalkışmazsa, Allah onu dünya ve ahirette aşağılık kılar."

15539. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim bir mecliste kardeşiyle ilgili bir gıybet işitir ve onu savunursa, aziz ve celil olan Allah dünya ve ahirette ondan bin kötülük kapısını def eder. Eğer onun gıybetini def etmez ve hem de sevinirse, günahı gıy-bet eden kimsenin günahı gibi olur."
15540. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim kardeşinin ardından onun haysiyetini savu-nursa, Allah'ın da onu ateşten kurtarması hak olur."

15541. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kimin huzurunda Müslüman kaderşinin gıybeti edilir ve o da yardım edebildiği halde yardım etmezse (gıybeti önlemezse) dünya ve ahirette günaha düşer."
15542. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Bir toplulukta bulun-duğun zaman birinin gıybeti ya-pılırsa, o şahsa yardıma kalk ve o topluluğu gıybet etmekten sa-kındır ve kalkıp aralarından git."
bak. el-Irz, 2583. Bölüm; Ve-sail'uş Şia, 8/606, 156. Bölüm

3141. Bölüm
Gıybet Etmenin Keffa-reti

15543. Resulullah (s.a.a), kendisine "gıybetin kefareti nedir?" diye soru-lunca şöyle buyurmuştur: "Gıybetin kefareti, gıybet ettiğin kimseyi hatırlayınca, Allah'tan kendisi için mağfiret dilemendir."

15544. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybetin kefareti gıy-bet ettiğin kimse hakkında mağ-firet dilemendir."
15545. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet ettiğin kimse-nin kefareti kendisi için mağfiret dilemendir."
15546. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden birisi kardeşi-nin gıybetini ederse Allah'tan mağfiret dilesin. Zira bu günahı-nın kefaretidir."
15547. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybetin kefarelerin-den biri de gıybetini ettiğin kim-se için mağfiret dilemendir."
15548. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Müslüman kardeşinin gıybetini ederse, onun için mağfiret dilesin. Şüphesiz bu (kendisi için) kefarettir."
bak. Vesail'uş Şia, 8/605, 155. Bölüm

401. Ko-nu

el-Geyret
Gayret-Kıskanç-lık

el-Bihar, 71/342, 84. bölüm; el-Gayret ve'ş-Şucaet
Kenz'ul Ummal, 3/385, 780. bölüm, el-Gayret
Vesail'uş-Şia, 14/107, 77. bö-lüm, Vucub-u Geyret al'er-Recul