Mizan'ul Hikmet-9.Cilt
 



bak.
178. konu, er-Ricat; 138. ko-nu, el-Hevaric; 59. konu, es-Sevre


3124.Bölüm Peygamber'in Gaybi Haberleri


Kur'an:
"Bunlar sana vahyettiği-miz gaybi haberlerdir. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır."
"Gaybı bilen Allah'tır. Gaybı kimseye bildirmez. Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışın-dadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcü-ler salar."

"Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip gelecek-lerdir. İş, eninde sonunda Al-lah'a aittir. İşte o gün, iman edenler, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevi-neceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir. Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler."

"And olsun ki Allah, pey-gamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey iman edenler! Siz, Allah diler-se, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kı-saltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksi-niz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, ya-kın zamanda bir zafer vere-cektir."
"Allah bu iki taifeden biri-ni size vadetmişti; siz, kuv-vetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, Allah söz-leriyle hakkı ortaya koymak ve küfredenlerin kökünü kesmek istiyordu."

"Yoksa: "Biz güçlü ve ga-lip bir topluluğuz" mu diyor-lar? Yakında toplulukları bozguna uğrayacak, arkaları-nı dönüp kaçacaklardır."
"Artık buyurulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara al-dırış etme. Allah'la berâber başka bir ilahın bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz biz sana kafiyiz. Ya-kında ne olduğunu öğrene-ceklerdir."
15396. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) hendeği kazarken Müslümanlar sert bir kayaya rastladırlar. Pey-gamber (s.a.a) kazmayı Mümin-lerin Emiri'nden (a.s) veya Salman'ın (r. a) elinden aldı ve bir darbe indirerek üç parçaya ayırdı. Allah Resulü (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: "Şüphesiz bu darbe ile Kisra ve Kayser'in ha-zineleri benim için açıldı." Ora-dakilerden biri arkadaşına şöyle dedi: "Bizden hiç kimse defi ha-cet için dışarı çıkmaya bile cesa-ret edemezken o bizlere Kisra ve Kayser'in hazinelerini vaat et-mektedir."

15397. Resulullah (s.a.a) yanında toplanan eşlerine şöyle buyurmuştur: "Keşke sizlerden hanginizin yüzü tüylü devenin sahibi olduğunu ve hev'eb köpeklerinin kendisine havladığını, sağında solunda tümünün cehennemlik olduğu bir çok insanın öldürüldüğünü ve o savaştan kendisinin salim olarak kurtulduğunu bilseydim."

15398. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Aişe, Talha ve Zübeyr Mekke'yi terkedip Basra'ya doğru yola düştükleri zaman yol esnasında Beni Amir bin Savsa'ay'a ait Hav'eb adlı çeşmeye vardılar. Orada köpekler kendilerine havladı ve develeri ürktü. Onlardan biri şöyle dedi: "Allah lanet etsin, Hev'eb'e, ne kadar da köpekleri var." Aişe Hev'eb" kelimesini duyunca şöyle dedi: "Burası Hav'eb çeşmesi midir?" onlar, "evet" dediler.

Aişe şöyle dedi: "Beni geri çevirin! Beni geri çevirin" onlar, "Ne oldu? Ne gibi hadise ortaya çıktı" diye sordular. Aişe şöyle dedi: Peygamberden şöyle buyurduğunu işittim: "Adeta Hev'eb çeşmesindeki köpeklerin eşlerimden birine havladığını görür gibiyim." Daha sonra bana şöyle buyurdu: "Ey Humeyra! Sakın sen o kadın olmayasın."

Zubeyr Aişe'ye şöyle dedi: "Allah sana rahmet etsin, sakin ol. biz Hev'eb çeşmesinden fersahlarca uzaktayız." Aişe şöyle dedi: "Buna tanıklık edecek başka biri var mı? Bu köpekler Hev'eb çeşmesinin havlayan köpekleri değil midir?" Zübeyr ve Talha elli bedeviyi Aişe'ye yemin etmek ve o çeşmenin Hev'eb çeşmesi olmadığına dair tanıklık etmek üzere kiraladılar. Bu İslam'da ilk yalan tanıklık idi. Aişe bu tanıklıkları duyunca yoluna devam etti."

15399. Kays bin Ebi Hazim şöyle diyor: "Aişe'den nakledildiği üzere Peygamber(s.a.a)eşlerine şöyle buyurmuştur: Sizden han-giniz Hev'eb köpeklerinin ken-disine havladığı kimsesiniz?" Ai-şe bu mekandan geçince köpek-ler ona havladı. Aişe o bölgenin adını sordu. Kendisine oranın Hev'eb çeşmesi olduğunu söylediler. Aişe şöyle dedi: "Dönmem gerektiğini zannediyorum." Ona şöyle denildi: "Ey Müminlerin annesi sen insanların arasını düzeltmek için geldin, başka bir şey için değil."

15400. Resulullah (s.a.a) Ali ve Zübeyr'i Sakife-i Ben-i Saide'de gördüğü zaman şöyle buyurmuştur: "Ey Zübeyr! Ali'yi seviyor musun? Zübeyr şöyle arzetti: "Neden sevmeyeyim?" Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "O halde zalimce ona karşı savaştığında ne olacaksın."

15401. İmam Ali (a.s) Zübeyr'e şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin içerek söyle! Hatırlıyor musun ben ve sen falanın çocuklarının Sakife'sinde (Sofasında) birbiri-mizle meşveret ederken Allah Resulü (s.a.a) yanımdan geçti ve bana şöyle buyurdu: "Onu sevi-yor musun?" Ben, "Neden sevmeyeyim?" diye arzettim. Peygamber (s.a.a) şöyle arzetti: "Bil ki o zalim olduğu halde seninle savaşacaktır." Zübeyr şöyle dedi: "Evet doğrudur, unuttuğum bir şeyi bana hatırlattın." Bunun üzerine Zübeyr geri döndü ve geri gitti (ve Cemel savaşına katılmadı.)"

15402. Huzeyfe şöyle diyor: "İçinde Sümeyye'nin oğlunun (Ammar'ın) olduğu gruba yardım ediniz. Zira Allah resulünden (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "Onu isyankar bir topluluk öldürecektir."
15403. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz Müslümanlardan bir grup beyazlar arasında olan Kisra hanedanının hazinelerini fethedecektir."

15404. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gece ve gündüz bu ümmetin işi; bağırsakları geniş, boğazı açık, olan ve yediği halde asla doymayan birinin yani Muaviye'nin etrafına toplanmadıkça asla sona ermez."

15405. Ümmü Seleme şöyle diyor: "Hüseyin (a.s) Peygamberin (s.a.a) yanına vardı. Ben de kapının önünde oturmuştum. İçeriye bir baktım. Hüseyin'in (a.s) Resulullah (s.a.a)'ın karnının üzerine oturduğunu gördüm. Resulul-lah (s.a.a)'ın elinde bir şey vardı onu evirip çeviriyordu. Ben şöyle arzettim: ey Allah'ın Resulü! Ben içeriye bir göz attım üzerinize bir çocuğun yattığını, ellerinizde de evirip çevirdiğiniz bir şeyin olduğunu ve göz yaşı döktüğünüzü gördüm.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Cebrail bu çocuğun öldürüleceği toprağı bana getirdi ve bana ümmetimin onu katledeceğini haber verdi. "
15406. Muhammed bin Amr bin Huseyn şöyle diyor: "Biz Hüseyin (a.s) ile birlikte Kerbela nehrinin kenarındaydık. İmam (a.s) ordu komutanı Şimr Zil Cevşen'e ba-karak şöyle buyurdu: "Allah ve Resulü (s.a.a) doğru buyurmuş-tur. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Adeta Ehl-i Beyt'in kanını diliyle yalayan alaca köpeğini görür gibiyim! "Şimr abraş hastalığına yakalanmıştı."

15407. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "O doğru konuşan doğrulanmış Peygamber (s.a.a) bana buradan (başının sol tarafı-nı işaret ederek) darbe yemedikçe ölmeyeceğimi haber vermiştir ve bu (sakallarım) kana boyana-caktır."
15408. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur:

"Ey Ali! Çok yakında sizler Rumlarla savaşacaksınız. Sizden sonraki kimseler de on-larla savaşacaktır. Sonunda Allah yolunda hiçbir kınayıcının kına-masından korkmayan İslam'ın seçkinleri Hicazlılar onlara gön-derilir, onlar da tespih ve tekbir sesleriyle Kostantiniyye'yi (İs-tanbul'u) fetheder ve benzeri el-de edilmeyen büyük bir ganimet elde ederler."

15409. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Küçük gözlü ve geniş yüzlü kimselerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Onların gözleri, siyah çekirgelerin gözleri gibidir. Yüzleri de örtülmüş ve astarlanmış ve katmerlenmiş (geniş ve kat kat olmuş) siperler gibidir."
15410. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Müslümanlar Türklerle savaşmadıkça kıyamet asla kopmaz. Onların yüzü kılıflan-mış ve katmerleşmiş (geniş kat kat olmuş) siperler gibidir. Kıl-dan elbiseler giyer ve kıl içinde yürürler."
15411. Resulullah (s.a.a)şöyle bu-yurmuştur: "Müslümanlar Yahu-dilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslüman-lar Yahudileri öldürür. Öyle ki Yahudiler taşların arkasına ve ağaçlara saklanırlar o taşlar ve ağaçlar şöyle derler: "Ey Müs-lüman! Ey Allah'ın kulu! Bu Ya-hudi benim arkamda gizlenmiş-tir, gel ve onu öldür."
15412. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok geçmeden bir grup kimse batıya gönderilir. Bunlar kıyamet günü güneş gibi çehrelerle gelirler."
bak. Es-Sevre, 475-477. Bölüm-ler,

3125. Bölüm
İmam Ali'nin (a.s) Gaybi Haberleri

15413. İmam Ali (a.s) Cemel sava-şından sonra Basra ehlini kınayarak şöyle buyurmuştur: "Mescidiniz sanki denizde yüzen bir gemi gibi… Allah da azap olarak üstten yağmur yağdırmakda, alttan dalgalar denizi coşturmakda ve içindeki herkes boğulmaktadır…
Başka bir rivayette:
Andolsun Allah'a şehriniz bata-caktır. Hatta ben mescidinizi denizde bir gemi veya denizin ortasında çırpınan bir kuş gibi görüyorum.
Başka bir rivayette:
"Mescidiniz büyük bir denizin dalgaları arasında yüzen bir kuş gibidir."
Başka bir rivayette:
"Bu beldenizi sanki suyun üzeri-ni kaplamış gibi görüyorum. Hatta mescidin en yüksek yeri dışında olan bir şey görünmüyor. Sanki denizin coşkun dalgaları arasında çırpınan bir kuş gi-bidir."

15414. İmam Ali (a.s) Basra'nın başına gelecek olaylar hakkında şöyle buyurmuştur: "Ey Ahnef! Sanki ben onun; tozu dumanı, gürültü-sü, dizgin sesleri, atlarının kiş-nemesi olmayan bir orduyla yola düştüğünü ve yeryüzünü deve kuşlarının ayakları gibi ayakları-nın altına aldığını görür gibi-yim."

15415. İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: "İşte o zaman, eyvahlar olsun sana ey Basra! Sesi duyulmayan, tozu görülmeyen Allah'ın intikam ordusu geldiğinde senin halkın kızıl ölümle helak olur, yok edici bir açlığa düçar olur."
15416. İmam Ali (a.s) Haricilerle savaşa başladığında "Onlar Nehre-van köprüsünü geçtikler" denildiğinde şöyle buyurmuştur: "Öldürülecekleri yer nehrin bu tarafıdır. (karşıya geçemeyeceklerdir.) Allah'a an-dolsun onlardan on kişi (den fazla) kurtulamaz, sizden de on kişi (den fazla) öldürülmez."

15417. Cündeb şöyle diyor: "Hari-ciler Ali'den (a.s) ayrılınca İmam (a.s) onların peşinden dışarı çıktı. Biz de onunla birlikte gittik, on-ların karargahına varınca onların tıpkı kovandaki arılar gibi ses çı-kararak Kur'an okuduklarını işit-tik. Onlar arasında zahitlerin giydiği elbiseleri giyenler vardı.

Bu durumu görünce içim karardı ve bir kenara çekildim. Mızrağı-mı yere sapladım; atımdan indim, miğferimi çıkardım, zırhımı üzerine serdim, atımın dizginle-rinden tuttum ve mızrağıma doğru namaza durdum, namazda şöyle dedim: "Ey Allah'ım! Eğer bu toplulukla savaşmak sana ita-atse bana izin ver, eğer masiyet ise bana bundan beri olduğunu göster." Cündep şöyle diyor: "Bu hal üzereyken Ali bin Ebi Talib (a.s) Allah Resulü'nün (s.a.a) katırına bindiği bir halde yanıma geldi ve bana şöyle buyurdu: Ey Cündeb! Gazabın ve hoşnutsuzluğun kötülüğünden Allah'a sığın." Ben ona doğru koştum. İmam (a.s) merkebinden indi ve namaz kılmaya başladı. O esnada beygire binmiş

birisi geldi, İmam'a yakınlaşarak şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri!" İmam (a.s), "Ne oldu?" diye buyurdu: o şöyle arzetti: "Henüz bu cemaatle işin var mı?" İmam, "Niçin sordun?" diye buyurdu. O şöyle arzetti: "Onlar nehiri geçtiler ve gittiler." İmam şöyle buyurdu: "Onlar henüz geçmediler" ben şöyle dedim: "Sunhanellah" ardından daha hızlı birisi gelerek şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri!" İmam, "Ne istiyorsun?" diye buyurdu. O, "Henüz de bu cemaatle işin var mı?" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ne olmuş ki?" O şöy-le arzetti: "Onlar nehri geçtiler ve gittiler."

Ben, "Allah-u Ek-ber" dedim. İmam şöyle buyur-du: "Onlar henüz geçmediler" o şahıs şöyle dedi: "Subhanellah" ardından başka birisi gelerek şöyle arzetti: "Nehirden geçtiler ve gittiler." Ali (a.s) şöyle buyur-du: "Henüz nehirden geçmedi-ler." Ardından atıyla koşarak ge-len birisi şöyle arzetti: "Ey Mü-minlerin Emiri!" İmam şöyle buyurdu: "Ne istiyorsun?" o şöyle arzetti: "Yine de bu cema-atle işin var mı?" İmam (a.s) şöy-le buyurdu: "Ne olmuş ki? "o şahıs şöyle arzetti: "Nehirden geçip gittiler." İmam şöyle bu-yurdu: "Henüz geçmediler ve geçmeyeceklerdir.

Nehrin bu ta-rafında öldürüleceklerdir. Bu Al-lah'ın ve Resulünün buyurduğu bir sözdür." Ben, "Alah-u Ek-ber" dedim. Ardından kalktım. İmam'ın atının dizginlerini tut-tum, İmam atına bindi, ben zır-hıma doğru gittim, zırhımı gi-yindim, kemanımı aldım, omu-zuma astım ve İmam'la birlikte harekete geçtim.

İmam bana şöyle buyurdu: "Ey Cündeb!" Ben şöyle arzettim: "Evet, ey Müminlerin Emiri!" İmam şöyle buyurdu: "Ben bu cemaate birini göndereceğim, onlar için Kur'an okuyacak, onları Rableri olan Al-lah'ın kitabına ve peygamberle-rinin sünnetine davet edecektir ama o bize dönmeyecektir ve onu oklayacaklardır.

Ey Cündeb! Bil ki bizden on kişi ölmeyecek onlardan ise on kişi kurtulmaya-caktır." Biz haricilere ulaşınca onların henüz karargahlarında olduğunu gördük. Henüz yerle-rinden hareket bile etmemişlerdi. Ali kendi ashabına seslendi ve onları sıraya dizdi. Ordu safını baştan sona iki defa gezdi ve ar-dından şöyle buyurdu: "Bu Kur'an'ı alacak, onların yanına gidecek, onları Rableri olan Al-lah'ın kitabına ve peygamberin sünnetine davet edecek olan kimdir?" o bu işi sebebiyle öldü-rülecek ve cennet onun olacak-tır." Ben-i Amir bin Sa'sa'adan bir genç dışında hiç kimse ayağa kalkmadı. Ali (a.s) ona şöyle bu-yurdu: "Bu Kur'an-ı tut1" o Kur'an-ı aldı ve imam daha son-ra ona şöyle buyurdu: "Bil ki sen öldürüleceksin ve bize geri dönmeyeceksin. Seni oklayacak-lardır." O genç Kur'an-ı alarak haricilere doğru gitti.

Ve onlara seslerini işitecekleri ölçüde yak-laştı. Onlar ayağa kalktılar ve o genç geri dönmeden ona doğru ok atmaya başladılar. Cündeb şöyle diyor: "Onlardan birisi o gence bir ok attı o ok bize doğru geldi ve yere saplandı. Ve bu es-nada Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Şimdi bu cemaate karşı saldırıya geçin." Cündeb şöyle diyor: "Ben içine düştüğüm şüpheden sonra bu ellerimle öğle namazını kılmadan önce onlardan sekiz kişiyi öldürdüm ve Ali'nin (a.s) dediği gibi bizden on kişi ölmedi onlardan ise on kişi bile kurtulan olmadı."

15418. İmam Ali (a.s) Moğol fitne-sinden şöyle haber vermektedir: "Adeta yüzleri kalkan gibi kat kat olmuş, ipek giyen, asil atları yedekte bulunduran, korkunç bir katliam gerçekleştiren topluluğu görür gibiyim; öyle ki yaralıları ölülerin üzerinde yürür ve ka-çanları esirlerinden daha azdır."

15419. Allame Müminlerin Emi-ri'nin (a.s) gaybi haberleri konusunda şöyle diyor: "Bağdat'ın onarılması, Ben-i Abbas hükümeti, onların durumu ve devletlerinin Moğol-lar tarafından yıkılması gibi ha-berler İmam'ın (a.s) verdiği gaybi haberlerdendir. Bu haberi babam (r. a) nakletmiş ve bu nakletme Hille, Kûfe, Necef ve Kerbela halkının canının kurtulmasına sebep olmuştur. Zira Hülako Bağdat'a ulaşınca fetihten çok önce Hille ahalisi etraftaki dere yataklarına kaçmış, onlardan çok az bir grubu kalmıştı. Onlardan biri de babam (r.a),

Seyyid Mecduddin bin Tavus ve Fakih ibn-i Ebi'l İzz idi. Onlar Hülakoya bir mektup yazmayı ve kendsiine itaat edeceklerini bil-dirmeyi kararlaştırmışlardır. On-lar bu mektubu Arap olmayan biri vasıtasıyla göndermişlerdi. Hülako biri Tüklem ve diğeri de Alauddin adında iki kişi vasıta-sıyla Hille alimleri için bir emir gönderdi ve bu iki kişiye şöyle dedi: "Eğer kapleri de mektupla-rında yazdıkları şeylerle aynı ise o halde yanımıza gelsinler." O iki komutan geldiler ve işin ne-reye varacaklarını bilmedikler için korku içinde bulunuyorlardı. Babam (r.a) şöyle dedi: "Eğer ben tek gelirsem yeterli midir?" o iki kişi, "evet yeterlidir" dedi-ler. Babam o iki kişiyle gitti.

Sul-tanın huzuruna varınca (Henüz Bağdat fethedilmemiş ve halife katledilmemiştir) o babama şöyle dedi: "Henüz benim sizlerle ve halifenizle işim bitmemişken ba-na böyle bir mektup yazıp yanı-ma gelmeye nasıl cesaret edebil-diniz?" Eğer halife benimle barı-şırsa onun gazabından ve inti-kamından nasıl güvende olacak-sın?" Babam ona şöyle dedi: "Biz İmamımız Ali bin Ebi Talib'ten (a.s) elimizde bulunan rivayetler sebebiyle bu işe cesaret edebildik. Ali bin Ebi Talib bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Zevra, Zevranın ne olduğunu biliyor musun?" Zevra içinde binalar yapılan kalabalık bir top-luluğun oturduğu, korukları, ha-zinedarları ve sarnıçları olan ılgın ağaçlarının bulunduğu yerdir. Abbas oğulları orayı kendilerine merkez kılmış, altın ve gümüşleri için hazineler yapmışlardır ve onların oynayıp oynaştığı evidir. Orası zalimlerin zulüm ocağı, adil olmayanların adaletsizlik ettiği, kötü önderlerin, fasit karilerin (Kur'an okuyanların) ve hain vezirlerin bulunduğu yerdir. İranlılar ve Rumlar onlara hiz-met etmektedir.

İyiliği bildikleri halde kendi aralarında emret-mezler. Kötülüğün kötü oldu-ğunu bildikleri halde ondan sa-kınmazlar. Erkekleri erkeklerine kadınları da kadınlarına yönelir. O zaman Zevra ahalisine Türk-lerin saldırısından dolayı hüzün, gam, zorluk, ağlama ve feryat ol-sun. Bu Türkler kimlerdir? Kü-çük gözlü, yüzleri örtülmüş ve katmerleşmiş kalkanlar gibi olan bir topluluktur. Elbiseleri de-mirdendir beden ve yüzleri kıllı değildir. Emirleri, yönetip hük-mettiği yerlerin merkezinden gelmektedir. Yüksek bir sesi vardır.

Azametli ve yüce him-metli biridir. Geçtiği her yeri fetheder karşısına dikilen her bayrağı alaşağı eder. Ona muha-lefet eden kimseye eyvahlar olsun o galip gelinceye kadar me-todunu sürdürür." Ali bin Ebi Talib (a.s) bizler için bu sıfatları beyan etmiştir ve biz de onları sizde gördük, bu yüzden sana ümit bağladık ve sana doğru gel-dik." Hülako (onlara güvenlik sözü verdi), Hille halkı için ba-bam adına bir ferman yazdı ve o fermanında Hille sakinlerinin ve etrafındakilerinin endişesini gi-derdi."

15420. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Vallahi dilersem, her birinizin nereden geldiğini, nere-ye gittiğini ve tüm işlerinin nere-ye varacağını sizlere haber veri-rim. Ama benim yüzümden Re-sulullah'ı (s.a.a) inkar etmeniz-den korkarım. Bunu ancak gü-venilir özel kişilere açıklarım."
15421. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aşırı sapan birinin Şam'dan seslendiğini, Kûfe'nin dışına bayraklarını diktiğini apaçık görür gibiyim. Ağzını açtığında, ağzındaki gemi gerip isyan ettiğinde ve adımlarını ağır bastığında fitne oğullarını ısırıyor"
15422. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Benden sonra size boğazı geniş mi geniş, karnı şiş mi şiş göbekli biri (Muaviye) ha-kim olacaktır. O bulduğunu yer, bulmadığını ister. Onu öldürün, (ama asla) öldüremezsiniz."
15423. İmam Ali (a.s) Kufe'deki minber üzerinde şöyle buyurmuştur: "Biliniz, Allah Kureyş'in kötüle-rinden iki gruba lanet etsin: Yani Ümeyyeoğullarına ve Muğireo-ğullarına. Allah Muğireoğullarını Bedir savaşında kılıçların darbe-siyle helak etti. ama Ümeyye Oğulları heyhat! heyhat! Biliniz ki! Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin olsun ki eğer hükümet dağların öte tarafında da olsa onlar oraya doğru ulaşın-caya dek gideceklerdir."

15424. İmam Ali (a.s) öğle namazı vakti Abdullah İbn-i Abbas'ı görme-yince şöyle buyurmuştur: "Abbas'ın oğluna ne olmuşta burada değil-dir?" Onlar şöyle dediler: "Ey Müminlerin Emiri! Allah ona bir oğlan çocuk vermiştir." İmam şöyle buyurdu: "Kalkın onun yanına gidelim." İmam (a.s) İbn-i Abbas'ın yanına vardı ve şöyle buyurdu: "Allah'a şükürler ol-sun, yeni doğan çocuğun müba-rek olsun! Adını ne koydun?" o şöyle arzetti: "Ey müminlerin Emiri! Ben kendimde ona isim verme hakkını göremiyorum. Sizler ona bir isim veriniz." İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ço-cuğu getirin." O çocuğu getir-diklerinde İmam (a.s) çocuğu al-dı, damağını kaldırdı, kendisi için dua etti. Ardından onu geri çe-virdi ve şöyle buyurdu: "Ey hü-kümdarların babası! Onu al. Ben, adını Ali, künyesini ise Ebu'l Hasan koydum."

15425. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ümeyyeoğulları! Allah'a yemin ederim az bir za-man sonra bu devleti başkaları-nın elinde tanıyacak, düşmanla-rınızın yurdunda görecek-siniz."
15426. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sakif kabilesinden kibirli ve haktan yüz çeviren bi-risi musallat olacak, yeşillikleri-nizi yiyip yağlarınızı eritecek. Ye-ter artık ey Eba Vazaha!"
15427. İmam Hasan (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ali Kufe halkına şöy-le buyurdu: "Ey Allah'ım! Ben onlara itimat ettim, onlar bana hiyanet etti, ben onlar için hayır diledim onlar beni aldattı. O halde Sakif'in sapık zalim ve ki-bir dolu gencini onlara musallat kıl. Şüphesiz ki o Kufe'nin yeşil-liğini yer, derisini örter, onlar ar-sında cahiliye metodu üzere hü-kümet eder." Hasan (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "O gün Hac-cac henüz yaratılmamıştı."

15428. İmam Ali (a.s) bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Sakif'li genci görmedikçe ölmeyeceksin." Kendisine şöyle arzedildi: "Ey Müminlerin Emiri! Sakifli genç kimdir?" İmam (a.s) şöyle bu-yurdu: "Kıyamet günü ona şöyle denilir: "Cehennemin bir köşe-sini bile bizler için boş bırakma." O yirmi veya yirmi küsür yıl ha-kimiyet sürdüren ve bu süre zar-fında hiçbir günah işlemekten çekinmeyen birisidir."

15429. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey insanlar! Ben siz-leri hakka çağırdım, ama sizler benden yüz çevirdiniz. Sizleri tasma ile dövdüm, ama siz beni yorgun ve aciz kıldınız. Biliniz ki benim hakimiyetimden sonra sizlere öyle bir yöneticiler gelip çatacaktır ki size bu kadar rızayet vermez ve hatta sizlere kırbaçlar-la ve demirlerle (kılıçlarla) işken-ce ederler. Ama ben bu ikisiyle size asla işkence etmem. Zira her kim bu dünyada insanlara işken-ce ederse Allah da ahirette ona işkence eder. O işin nişanesi ise Yemen valisinin gelip aranızda yer etmesidir. Ona Yusuf b. Amr derler. O gelir ve çalışanların çalışanlarını tutuklar. Bu esnada hanedanımızdan biri kıyam eder. Ona yardım ediniz. O sizleri hakka davet edecektir."

15430. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biliniz ki benden sonra üç şeyle karşılaşacaksınız: Herkesi kaplayan bir zillet ve horluk, öldürücü bir kılıç ve za-limlerin sizler hakkında hayata geçirdiği ayırımcılık ve tekelcilik. Bu şartlarda beni hatırlayacak, beni görmeyi, bana yardım et-meyi ve kanlarınızı benim yo-lumda dökmeyi arzulayacaksınız. Allah zalimden başkasını rahme-tinden uzak tutmaz."

15431. Herseme b. Selim şöyle di-yor: "Ali (a.s) ile birlikte Siffin savaşına katıldık. Kerbela'da ko-naklayınca, İmam bizimle namaz kıldı. Daha sonra namazının se-lamını verdi, yerden bir toprak kaldırdı, kokladı ve şöyle buyur-du: "Ne mutlu sana ey toprak! Şüphesiz senden kalkan bir grup sorgusuz, hesapsız cennete gi-der."

15432. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sizden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki benim yo-lumda bir çok eziyete, sıkıntıya, katliama ve işkenceye maruz ka-lacaklardır. Öyle ki önceki üm-metler arasında, hiç kimse onlar kadar eziyet görmemiştir. Bilin ki onlardan her kim sabreder, hakkaniyetime yakin eder ve kendilerine benim yolumda veri-lecek olan sevabı tanırlarsa be-nimle aynı derecede olurlar." İmam daha sonra soğuk bir ah çekti ve şöyle buyurdu: "O temiz ruhlara ve (Allah'tan) hoşnut olan ve kendisinden hoşnut olunan kalp-lere yazık, yazık! Onlar, benim samimi dostlarımdır. Onlar ben-dendir, ben de onlardanım."

15433. Şüphesiz Müminlerin Emiri (a.s) Kufe'de, Zeyd b. Ali'nin (a.s) sonradan dar ağacına asılacağı yerde durdu. Mübarek sakalı ıslanıncaya kadar ağladı ve insanlar da onun ağlamasına karşı ağladığı ve, "Ey Müminlerin Emiri! Neden ağlıyor ve ashabını da ağlatıyorsun?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur:

"Evlatlarımdan birinin burada darağacına asılmasına ağlıyorum."
15434. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Biliniz ki doğuda zu-hur edecek olana uyduğunuz taktirde, şüphesiz sizleri Allah Resulü'nün (s.a.a) yollarına götü-rür, körlükten, sağırlıktan, dilsiz-likten iyileştirir, sapıklık ve talep zahmetinden müstağni kılar, bo-yunlarınızdaki zor ve ağır yükleri indirin. Allah zulüm eden kimse dışında, hiç kimseyi (rahmetin-den, hayır ve iyiliğinden) uzak-laştırmaz."

3126. Bölüm
"Çok Yakında Gele-cektir" İfadesiyle Gelecek Olayları Haber Veren Ri-vayetler

15435. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında ümme-tine öyle bir zaman gelecek ki, Kur'an'dan sadece yazıları ve İs-lam'dan sadece adı baki kalacak-tır. İslam'a en uzak kimseler ol-dukları halde, kendilerini Müs-lüman olarak adlandıracaklardır. Camileri bayındır olacak, ama hidayet açısından harap olacaktır.
O zaman fakihleri (din adamları) bu mavi gök yüzünün altındaki en kötü fakihler olacaklardır. Fitne ve sapıklık onlardan kopacak ve onlara dönecektir."
15436. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında ümme-time öyle bir zaman gelecektir ki, içleri aşağılık ve dışları güzel olacaktır. Bu gösterişten hedefle-ri ise dünya ihtirasıdır, Rableri olan Allah nezdinde olan şeyleri elde etmek değil. Dinleri riya, (Allah) korkuları bedenlerine karışmış değil. Allah onları ken-dinden bir cezayla çepe çevre sarmıştır. Onlar garik duasını okudukları halde, duaları asla makbul olmaz."

15437. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında insanla-ra öyle bir zaman gelecektir ki, o gün hükümet sadece katliam ve zorbalıkla, zenginlik; sadece gasp ve cimrilikle, muhabbet; dini bir kenara bırakmak ve nefsin istek-lerine uymakla elde edilir. O halde her kim o zamanı derkeder ve zengin olabildiği halde fakirli-ğe sabreder, muhabbet elde ede-bildiği halde, insanların nefretine karşı sabreder ve kudret elde edebildiği halde, zayıflık ve kud-retten mahrumiyete sabrederse, Allah ona beni tasdik eden sıd-dıklardan elli sıddıkın mükafatını verir."

15438. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında sizlere öyle bir zaman gelecek ki, o gün dindarlardan, sadece insanların onun ahmak olduğunu zannetti-ği ve halkın kendisini, "o aptal-dır" sözü karşısında sabreden kimseler kurtuluşa erer."
15439. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında sizlere dolu kabın baş aşağı çevrilip bo-şaltılması gibi, İslam'ın da boşal-tılacağı zaman gelecektir!"
15440. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında benden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki, lezzetli ve rengarenk giyecek ve yiyecekler, merkeplere bine-cekler, tıpkı kendisini eşine süs-leyen kadın gibi süslenecekler ve tıpkı kadınlar gibi makyaj yapa-cak ve işveleneceklerdir. Zahirle-ri ise kibirli sultanlar gibi olacak-tır. Onlar bu ümmetin son dö-nem münafıklarıdır... Mihrapları kadınlarıdır, şeref ve şahsiyetleri ise dirhem ve dinarlarıdır."

15441. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında size öyle bir zaman gelecektir ki o gün en gizli şey hak, en açık şey batıl ve en yaygın şey ise Allah-u Teala ve Resulü'ne (s.a.a) yalan isnat etmek olacaktır."
15442. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok yakında benden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki dünyanın rengarenk ve tatlı yiyeceklerini yiyecekler ve yüzleri güzel süslü kadınlarla evlenecek-lerdir… Dünyaya sımsıkı sarıla-cak, gece gündüz dünyaya yöne-lecek ve Allah yerine dünyayı ilah edineceklerdir."

15443. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok geçmeden ahir zamanda öyle alimler gelecektir ki, insanları dünyadan yüz çe-virmeye davet edecek, ama ken-dileri dünyadan yüz çevirmeye-ceklerdir. İnsanları ahirete teşvik edecek, ama kendileri ahirete rağbet göstermeyeceklerdir. İn-sanları yöneticilerin sistemine girmekten sakındıracak, ama kendileri bundan el çekmeyecek-lerdir. Onlar fakirlerden uzak durur, zenginlere yaklaşırlar. Onlar Allah'ın düşmanları olan zorbaların ta kendileridirler."

15444. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Çok geçmeden üm-metime öyle bir zaman gelecektir ki alimlerinden, tıpkı koyunun kurttan kaçtığı gibi kaçacaklardır. Allah-u Teala onları üç şeye dü-çar kılacaktır. Birincisi, malların-dan bereketi alacak, ikincisi za-lim hükümdarları onlara musal-lat kılacak ve üçüncüsü de dün-yadan imansız gideceklerdir."

3127. Bölüm
"Gelecek" Tabiriyle Gaybi Olayları Haber Ve-ren Rivayetler

15445. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki, yöneticileri zalim, alimleri ihtiraslı, abitleri riyakar, tüccarları faizci, kadınları dünya süsü peşinde ve erkek çocukları ise evlenme fikrinde olacaklardır. Böyle bir günde, ümmetimin kesatı pazarların kesatı gibi kesat olacaktır."
15446. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, insan dün-yası salim olunca, dininin orta-dan kalkmasına hiç önem ver-meyecek."

15447. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, o gün insan-lar kurt haline dönüşeceklerdir. O halde eğer birisi kurt olmazsa, kurtlar onu yer."

15448. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, o gün uyumlu bir kardeşten daha az bulunur ve helal dirhemden daha az elde edilir bir şey olmaya-caktır."
15449. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, insanlara el uzatan insan hayatta kalacak, suskun olan insan ise ölecektir."

15450. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki birinin adını duyman, onu görmenden daha iyi ve birini görmen, onu dene-menden daha iyi olacaktır. Zira eğer onu imtihan edersen, sana bir takım (çirkin) haletler aşikar olacaktır. Onların dini dirhemle-ridir. Tek dertleri karınları, kıble-leri ise kadınlarıdır. Bir parça ekmek için eğilir, dirhem için toprağa kapanırlar.

Onlar şaşkın ve mesttirler. Ne müslümandır-lar, ne de Hıristiyan."
15451. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara çok zor bir gün gelip çatacaktır. O gün zen-gin, malını dişiyle tutar (infakta bulunmaz) oysa, kendisi bu işe emrolunmamıştır. Aksine mü-nezzeh olan Allah şöyle buyur-muştur: "Birbirinize ihsan et-meyi unutmayın." O gün kötü insanlar yüce makam elde ede-cek, iyiler ise zayıflık ve horluğa sürüklenecektir. İnsanlara mec-bur kalmışlar ve acizler gibi mu-amele edeceklerdir. Oysa Allah Resulü zorda kalanlarla muamele etmekten sakındırmıştır."

15452. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki sadece (sultan ve padişahlara) söz taşıyanlar ya-kınlaşabilecek, sadece kötüler zarif ve zeki sayılacak ve sadece insaf sahipleri zayıf düşürülecek. O zaman sadaka zarar sayılacak, sıla-i rahim (akrabalara ihsan ve onlarla ilişki) bir minnet etme aracı haline gelecek ve ibadet in-sanlara üstünlük taslama baha-nesi olacak."

15453. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, din husu-sunda sabreden kimse, eline kor parçası alan kimse gibi olacaktır. (O zaman insan, ya kurt olacak-tır ya da kurtlar kendisini yiye-cektir.)"
15454. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Beni hak üzere gön-derene yemin olsun, insanlara öyle bir zaman gelecektir ki, şa-rabı helal sayacak ve onu "nebiz" olarak adlandıracaklardır. Allah'ın meleklerin tamamının ve insanların laneti onlara ol-sun."

15455. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki, Kur'an in-sanların kalbinde bedenlerde es-kiyip pörsüyen elbise gibi eskiyip pörsüyecektir."
15456. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ümmetime öyle bir zaman gelecektir ki, alimleri sa-dece güzel elbiselerle tanınacak, Kur'an sadece güzel sesle oku-nacak ve Allah'a sadece Ramazan ayında ibadet edilecektir. İş böyle olursa Allah ne ilmi ne hilmi ve ne de acıması olan bir hükümdarı onlara musallat kıla-caktır."

3128. Bölüm
Peygamber Allah'ın Öğretmesiyle Gaybı bil-mektedir

Kur'an:
"Gaybı bilen Allah'tır, gaybı kimseye bildirmez. An-cak peygamberlerden, bil-dirmek istediği bunun dışın-dadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcü-ler salar."
15457. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü'nün (s.a.a) devesi kayboldu. İnsanlar şöyle dediler: "O bizlere gökler-den haber verdiği halde deve-sinden haber vermiyor." Bunun üzerine Cebrail Peygamber'e na-zil oldu ve şöyle buyurdu: "Ey Peygamber! Senin deven falan vadidedir. Yuları ise falan ağaca sarılmıştır."

İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: "Böylece Al-lah Resulü minbere çıktı, Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Ey insan-lar! Sizler benim devem hakkın-da bir takım laflar ettiniz. Biliniz ki Allah'ın bana öğrettiği şey, benden aldığı şeyden daha iyidir. Biliniz ki benim devem, falan vadidedir ve yuları da falan ağaca sarılmış durumdadır." İnsanlar deveye doğru koştular ve ger-çekten de Allah Resulü'nün (s.a.a) buyurduğu gibi olduğunu gördüler."

15458. Peygamber'in (s.a.a) de-vesi kayboldu. Münafıklar kötü propaganda yapmaya başladılar ve şöyle dediler: "O bize gökle-rin sırlarını haber vermekte, ama devesinin nerede olduğunu bil-memektedir." Peygamber bu sö-zü işitince şöyle buyurdu: "Be-nim sizlere göklerin sırlarından haber verdiğim doğrudur.

Ama bu sırlardan, Allah'ın bana öğret-tiğinden başka bir şey bilmiyo-rum." İnsanlar bu konuda şeyta-nın vesvesesine kapıldılar. Pey-gamber onları devenin halinden haberdar kıldı ve onlara devesi-nin dizginlerinin sarıldığı ağacın nişanesini bildirdi. İnsanlar gitti-ler ve gerçekten de devenin diz-ginlerinin Peygamberin buyur-duğu gibi aynı nişanelere sahip ağaca asılı olduğunu gördüler."

15459. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Tebük savaşında Al-lah Resulü'nün (s.a.a) devesi kayboldu. Münafıklar şöyle dedi-ler: "Bizlere gaypten haber ver-mekte, ama devesinin yerini bil-memektedir." Peygamber'e (s.a.a) Cebrail nazil oldu ve mü-nafıkların sözünü bildirerek şöy-le buyurdu: "Senin deven falan bölgedededir ve dizginleri de fa-lan ağaca asılmıştır." Bunun üze-rine Allah Resulü (s.a.a) cemaat namazı için seslendi. İnsanlar toplandılar. Peygamber şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Benim devem falan vadidedir." İnsanlar o tarafa doğru koştular ve deveyi buldular."

3129. Bölüm
İmam ve Gayp İlmi

Kur'an:
"Onların işlediklerini ve iş-leyeceklerini bilir, dilediğin-den başka ilminden hiçbir şe-yi kavrayamazlar."
15460. İmam Ali (a.s), kendisine, "Ey Müminlerin Emiri! Sana gayp ilmi verilmiş midir?" diye soran Kelb kabilesinden birine gülerek şöyle bu-yurmuştur: "Ey Kelbli! Bu, gayb ilmi değildir; bu ancak ilim sahi-bi birisinden ilim öğrenmektir. Gayb ilmi, kıyamet ilmidir. Bu da Allah'ın şu ayetinde saydığı şeylerdir:

"Muhakkak ki kıya-met saati Allah'ın indindedir. Yağmuru o indirir. Rahimler-deki olacağı o bilir." Bundan dolayı rahimlerdekenin erkek mi kız mı, çirkin mi güzel mi, cö-mert mi cimri mi, şaki mi said mi, cehenneme bir odun mu; yoksa cennetlerde peygamberlere bir arkadaş mı olacağını Allah bilir. İşte bu Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği gayb ili-midir. Bundan başka bir ilim da-ha vardır ki Allah onu Peygam-berine öğretmiş ve o da bana öğretmiştir. Kalbim iyice idrak etsin ve aklım da iyice kavrasın diye dua etmiştir."

15461. İmam Sadık (a.s), kendisi-ne, "İmam gaybi bilmekte midir?" di-ye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Hayır, ama bir şeyi bilmek is-terse Allah ona bildirir."
15462. İmam Kazım (a.s), kendisi-ne, "Sizler gayp ilmini biliyor musu-nuz?" diye soran İranlı birine şöyle buyurmuştur: "İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "(İlahi) ilim bizlere açılınca, biliyoruz ve biz-lere kapanınca bilmiyoruz." Ve şöyle buyurdu: "İlim, aziz ve ce-lil olan Allah'ın bir sırrıdır ve onu Cebrail'e (a.s) bildirdi. Ceb-rail de Muhammed'e (s.a.a) bil-dirdi ve Muhammed (s.a.a) de onu Allah'ın istediği kimseye bildirdi."
bak. el-İmamet (2), 168. Bölüm; el-Bihar, 26/18, 2/172, 23. Bölüm

400. Ko-nu

el-Gıybet
Gıybet-Arkadan Çe-kiştirmek

el-Bihar, 75/220, 66. bölüm, el-Gıybet
Vesail'uş-Şia, 8/596, 152. bö-lüm, Tahrim'ul İğtiyab'ul Mumin
Kenz'ul Ummal, 3/584, el-Gıybet
Kenz'ul Ummal, 3/595, 870, Ruhes'ul Gıybet
Şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, 9/60, İkval'ul Me'sure fi Zem'ul Gıybet

bak.
245. konu, el-İstima; 668. ko-nu, et-Tecessüs; 344. konu, el-Irz; 380. konu, el-Ayb; el-Hesed, 854. konu; er-Riba, 1438. bölüm
3130. Bölüm
Gıybetten Sakındırmak

Kur'an:
"Kimse kimseyi çekiştir-mesin; hangi biriniz ölü kar-deşinin etini yemekten hoşla-nır? Ondan tiksinirsiniz; Al-lah'tan sakının, şüphesiz Al-lah tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır."
15463. Resulullah (s.a.a) veda haccı hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Kanlar, mallar ve na-muslar sizlere; bu şehrinizin bu ayınızın ve bu gününüzün haram kılınışı gibi haram kılınmıştır. Şüphesiz Allah gıybeti de, mal ve kanı haram kıldığı gibi haram kılmıştır. "

15464. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmek, aciz insanların işidir."
15465. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmek müna-fığın nişanesidir."
15466. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Başkalarının arkasın-dan çekiştirmek en kötü iftira-dır."
15467. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etme ki senin de gıybetin edilir. Kardeşin için kuyu kazma ki kendin içine dü-şersin. Zira hangi elle verirsen o elle de geri alırsın."

15468. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşlerinin gıybe-tinde bineğini dilin kılmaktan, aleyhine bir delil olan şeyi söy-lemekten ve başkaları nezdinde kötülenme vesilesi olacak şeyleri ifade etmekten sakın."
15469. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmekten sa-kın. Bu iş Allah ve insanlar nez-dinde seni nefret duyulan biri haline getirir ve sevabını yok eder."

15470. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Akıllı kimse, dilini gıybetten koruyan kimsedir."
15471. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kendini gıybet etme-ye alıştırma zira gıybet etmeye alışan bir şahsın günahı büyük-tür."
15472. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah nezdinde in-sanların en çok nefret edileni gıybet eden kimsedir."
15473. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "En çirkin aşağılıklar-dan biri de iyi insanların arka-sından kötü konuşmaktır."
15474. Resulullah (s.a.a) kendisine, "Safiyye'nin şöyle veya böyle (maksat boyunun kısalığı idi) oluşu sana ye-ter" diyen Aişe'ye şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz öyle bir söz söyledin ki eğer deniz suyuna karışacak olsa onu kirletmiş olurdu."
15475. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet eden kimse… esenliğe ihtiras duymamalıdır."
15476. İmam Kazım (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kardeşinin gıybetini eden kimse mel'undur."

15477. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mirac gecesi yüzlerini tırnaklarıyla kazıyan bir topluluk gördüm ve sordum, "Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?" o şöyle buyurdu: "Bunlar insanların gıybetini eden ve haysiyetlerini yok eden kimselerdir."
15478. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Mirac'a götürüldü-ğüm gece bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmala-yan bir grubun yanından geçtim ve sordum. "Ey Cebrail! Bunlar kimdir?" Bunlar insanların etini yiyen ve onların haysiyetleriyle oynayan kimselerdir" dedi."

15479. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmek zina-dan daha kötüdür." Kendisine, "nasıl olur?" diye sorulunca şöy-le buyurmuştur: "İnsan zina eder sonunda tevbe eder, Allah da tövbesini kabul eder. Ama gıybet eden kimse gıybet ettiği kimse kendisini bağışlamadıkça bağış-lanmaz."

15480. İmam Ali (a.s) insanların gıybetini etmekten sakınmak husu-sunda şöyle buyurmuştur: "İsmet sı-fatına sahip, Allah'ın lütfüyle günahlardan korunmuş olan kimselerin, günah ve kötülük iş-leyenlere acımaları gerekir. Sü-rekli Allah'a şükretmeli ve bu şükür onları halkın ayıbını söy-lemekten alıkoymalıdır.İnsan,

kardeşinin işlediği ayıbı nasıl söyler, onu düçar olduğu bela sebebiyle nasıl yerer?! Oysa o, ayıbı işleyenin ayıbından daha büyüğünü işlediği zaman Al-lah'ın, kendisinin ayıbını örttü-ğünü hatırlamaz mı?! Onun işle-diğinin benzerini işlediği halde onu nasıl kötüler! Onun gibi bir suç işlememiş olsa bile, ondan başka daha büyük bir suç işleye-rek (gıybet etmekle) Allah'a isyan etmiştir. Allah'a yemin olsun, büyük bir suç işlememiş, küçük bir suç işlemişse de insanların ayıbını görüp onları yermesi zaten daha büyük bir suçtur."
15481. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmemek, aziz ve celil olan Allah nezdinde müstahap olan on bin rekat na-mazdan daha sevimlidir."

3131. Bölüm
Gıybetin Akibeti

15482. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmekten uzak dur zira gıybet cehennem köpeklerinin katığıdır."
15483. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet, cehennem köpeklerinin yiyeceğidir."
15484. İmam Hüseyin (a.s) birinin gıybetini eden yanındaki bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Ey adam! Gıy-bet etmekten el çek, zira gıybet cehennem köpeklerinin katığı-dır."
15485. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gıybet etmek-ten sakın, zira gıybet cehennem köpeklerinin yiyeceğidir."

15486. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bir şahıs Ali bin Hü-seyin'e (a.s) şöyle dedi: "Falan kimse senin sapık ve bidat ehli olduğunu söylüyor." Ali bin Hü-seyin (a.s) ona şöyle buyurdu: "O şahısla arkadaşlığının hakkına riayet etmedin. Zira onun sö-zünü bizlere naklettin. Aynı şe-kilde benim hakkımı da eda et-medin, zira kardeşimden bana bilmediğim bir şeyi naklettin… Gıybet etmekten sakın zira gıy-bet cehennem köpeklerinin yiye-ceğidir.

Bil ki insanların ayıpları-nı çok zikretmek bu çok ayıp-lanma onun bu ayıpları kendi-sinde olduğu miktarıyla aradığına tanıklık etmektedir."
15487. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Gıybet etmektensa-kın. Zira gıybet etmek cehennem köpekklerinimn katığıdır."
15488. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) bir şahsın gıybet ettiğini duyunca şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir yiye-ceği vardır, insanların köpekleri-nin katığı ise gıybettir."