Mizan'ul Hikmet-9.Cilt
 



3044.Bölüm İnsanın Aldanmasına Engel Olan Şey


14880. İmam Sadık (a.s) Mis-bah'uş Şeria'da yer aldığına göre şöyle buyurmuştur: "(Dünyaya) aldan-mış insan dünyada miskin, ahi-rette de aldanmıştır. Zira böyle bir kimse en değerli şeyi en de-ğersiz şeye satmıştır. Kendinden hoşnut olma ve gururlanma. Zira bazen servet ve sağlığına al-danıyorsun ve sürekli hayatta ka-lacağını hayal ediyorsun. Bazen uzun ömrüne, çocuklarına ve dostlarına aldanıyorsun ve onla-rın senin kurtuluşuna sebep ola-cağını hayal ediyorsun. Bazen de durumuna, arzularına, ümit ve isteklerine ulaşmaya aldanıyor-sun ve hedefi vurduğunu ve doğru yolda yürüdüğünü sanı-yorsun.

Bazen de insanlara iba-detler hususunda kusur ettiğin-den pişman olduğunu gösterme-ye aldanıyorsun. Oysa Allah-u Teala kalbinden onun tam tersi-nin geçtiğini biliyor. Bazen de kendini ibadetlerde zahmete atı-yorsun, oysa Allah ihlası talep etmektedir. Bazen de ilim ve ne-sebinle övünüyorsun, halbuki Allah'ın gaybında gizli olan şey-lerden habersizsin. Bazen zahi-ren Allah'ı çağırıyorsun ama ger-çekte başkasını çağırıyorsun. Ba-zen kendi zannınca insanların hayrını diliyor, nasihat ediyorsun ama gerçekte dikkatlerini çek-meyi ve onları kendine doğru yönlendirmeyi hedefliyorsun. Bazen nefsini kınıyorsun oysa gerçekte nefsini övmenin peşinde koşturuyorsun.

Bil ki gerçek bir şekilde Al-lah-u Teala'nın dergahına tövbe etmedikçe, karşısında yalvarıp yakarmadıkça ve sende olup akıl ve ilimle uyuşmayan, din, şeriat, peygamberin ve hidayet imamla-rının ölçü ve metotlarının ta-hammül etmediği ayıpları tanı-madıkça arzu ve aldanışın karan-lıklarından asla dışarı çıkamaz-sın. Eğer bulunduğun duruma sevinir ve kani olursan kıyamet günü mutsuzluk ömrü zayi et-mek, hasret ve gam yemek husu-sunda senden daha kötü bir kimse bulunmaz."
bak. el-Meheccet'ul Beyza 6/348-357

387. Ko-nu

el-Gazve
Gazve-Peygamber'in Savaşları

el-Bihar, 19/133-367, c. 20, c. 21; Gazevat'un-Nebi
Kenz'ul Ummal, 10/375*631, Kitab'ul Gazevat




bak.
80. konu, el-Cihad (1); 100. konu, el-Harb
3045. Bölüm
Büyük Bedir Savaşı

Kur'an:
"And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Al-lah'tan sakının ki şükredebi-lesiniz. Hani iman edenlere: "Rabbinizin size indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyor-dun."
Al-i İmran Suresi, 12, 13. ayet-ler; Nisa Suresi, 77, 78. ayetler; En-fal Suresi, 1, 19, 36, 38-41, 67, 71. Ayetler; Hac Suresi, 19. ayet
14881. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın "Siz zillet içindeydi-niz" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar Allah Resulünün (s.a.a) kendi aralarında olması hasebiyle zillet içinde değillerdi. Dolayısıyla maksat şudur: "Allah sizlere Bedir'de zayıf olduğunuz halde yardım etti."

14882. İbn-i Abbas (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) Bedir'de öldürülenlerin yanında durdu ve şöyle buyurdu: "Allah az bir grupla sizleri cezalandırdı. Sizler doğru söylediğim halde beni yalancı saydınız, emin olan beni hain kabul ettiniz." Daha sonra Peygamber Ebu Cehil bin Hişam'a (Cenazesine) baktı ve şöyle buyurdu: Bu adam Allah karşısında Firavundan daha is-yankar idi. Zira Firavun ölüme yakalandığına yakin ettiği zaman Allah'ın birliğine iman etti. Ama bu adam gittikçe yok olduğuna yakin ettiği halde yine de Lât ve Uzza'yı çağırdı. (Onlara yalvarıp yakardı.) "

14883. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Ebu Cehil!, Ey Utbe!, Ey Şeybe! Ey Ümeyye! Rabbinizin vaat ettiği şeyleri doğru buldunuz mu? Ben Rab-bimin vaat ettiği şeyleri doğru buldum." Ömer şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Bu cansız bedenlerle mi konuşuyorsun?" Peygamber şöyle buyurdu: "Ca-nım elinde olan Allah'a andolsun benim sözümü onlardan daha çok işiten değilsiniz. Onlar sade-ce cevap veremezler."

14884. Enes şöyle diyor: "Ömer, Bedir ehli hakkında konuştu ve şöyle dedi: "Allah Resulü (s.a.a) savaş başlamadan bir gün önce müşriklerin ölüp düşecekleri yer-leri bize gösterdi ve şöyle bu-yurdu: "Yarın Allah'ın izniyle fa-lan kimse burada yere düşecek, falan kimse de orada." Savaş başladı, o şahıslar Peygamberin (s.a.a) buyurduğu yerde toprağa düşüp can veriyorlardı. Ben Al-lah'ın Resulüne (s.a.a) şöyle ar-zettim:

"Seni hak üzere gönde-rene yemin olsun ki o kimseler buyurduğun yerde toprağa dü-şüp can verdiler. Peygamber ce-nazelerinin bir yere atılmasını emretti. Daha sonra oraya doğru giderek şöyle buyurdu: Ey falan! Ey falan! Allah'ın size vadettiği şeyi doğru buldunuz mu?" şüp-hesiz ki ben Allah'ın bana vadet-tiği şeyleri doğru buldum. "Ben (Enes) şöyle arzettim: Ey Al-lah'ın Resulü! Leş haline dönü-şen kimselerle mi konuşuyor-sun?" peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Şüphesiz ki sizler be-nim sözümü işitiyor, onlar da işi-tiyor. Sadece onların bana cevap vermeye güçleri yetmez."

14885. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir savaşında Allah Resulünün (s.a.a) ashabının yüzü pamuk gibi beyazdı."
14886. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir savaşında biz Allah Resulüne (s.a.a) sığınıyor-duk, o da hepimizden düşmana en yakın olanıydı. O gün herkes-ten daha çok cesur idi."
14887. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Bedir savaşında Allah Resulü-nün (s.a.a) bayrağı Ali b. Ebi Ta-lib'in elindeydi. Ensarın bayrağı da Sa'd bin Ubade'nin elindey-di."
14888. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir savaşı gecesin-de Allah Resulü (s.a.a) namaz kı-lıyor ve şöyle buyuruyordu: "Ey Allah'ım! Eğer bu grubu (Müs-lümanları) yok edersen artık sana kulluk edilmez." O akşam üzer-lerine yağmur yağdı."

14889. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir günü alaca renkli atının üzerine binen Mik-tat dışında hiçbir süvarimiz yok-tu."
14890. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bedir savaşına katıl-dığımız zaman Miktat dışında aramızda bir süvari yoktu. Bedir savaşı gecesinde bir ağacın altın-da duran ve sabaha kadar durup dua eden Allah Resulü (s.a.a) dı-şında herkes uyudu."
14891. Mecme'ul Beyan'da "Rab-binizden yardım dilediğiniz zaman" ayeti hakkında şöyle yer almıştır:

"Peygamber (s.a.a) müş-riklerin çokluğunu ve Müslü-manların sayısının azlığını gö-rünce kıbleye yöneldi ve şöyle buyurdu: Ey Allah'ım! Bana vaat ettiğin şeyleri hayata geçir. Ey Allah'ım! Bu gurubu (Müslü-manları) ortadan kaldırırsan artık yeryüzünde sana ibadet edil-mez." Peygamber ellerini göğe doğru uzattığı bir halde sürekli olarak bu cümleyi tekrarlıyordu. Öyle ki omuzlarındaki ridası (uzun elbisesi) yere düştü. Daha sonra Allah-u Teala şu ayeti na-zil buyurdu: "Rabbinizden yardım dilediğiniz zaman."

14892. Ömer b. Hattab (a.s) şöyle diyor: "Bedir günü Allah Resulü (s.a.a) sayıları üç yüz küsürü bu-lan ashabına baktı ve sayıları binden fazla olan müşriklere baktı. Daha sonra üzerinde ridası (uzun bir örtüsü) olduğu halde kıbleye doğru durdu. ellerini kıb-leye doğru uzattı ve şöyle bu-yurdu: Ey Allah'ım! Bana vaat ettiğin şeyleri hayata geçir. Ey Allah'ım! Eğer bu gurubu İs-lam'dan koparacak olursan artık yeryüzünde sana biat edilmez." Bu esnada Allah-u Teala şu ayeti nazil buyurdu "Rabbinizden yardım dilediğiniz zaman"
bak. el-Ucb, 2516. Bölüm; el-Bihar, 19/202, 10. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/375. Bölüm

3046. Bölüm
Reci ve Maune Savaş-ları

Kur'an:
"Allah yolunda öldürülen-leri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler, rı-zıklanırlar."
bak. el-Bihar, 2/147, 13. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/382. Bölüm

3047. Bölüm
Uhud ve Hemra'ul Esed Savaşları

Kur'an:
"Hani sen İman edenleri savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden ailenden ayrılmıştın. Allah işi-tir ve bilir."
Al-i İmran Suresi, 139, 146, 149, 160, 176. Ayetler; Nisa Suresi, 88, 140. ayetler; Enfal Suresi, 36. ayet
14893. İbn-i Mes'ud şöyle diyor: "Uhud savaşında kadınlar Müs-lümanlar cephesinin arkasında duruyor ve yaralıları tedavi edi-yorlardı. Ebu Süfyan geldi ve "A'la Hubel" (En büyük Hu-bel'dir) sloganını attı. Allah Re-sulü (s.a.a) de Müslümanlara şöyle buyurdu: "Sizde şöyle de-yiniz:

"Allah-u A'la ve ecell" (Allah en yüce ve en üstündür. ) Böylece Müslümanlar da "Allah-u A'la ve ecel" sloganını attılar. Ebu Süfyan bu defa şöyle slogan attı: "Lena el-Uzza ve la Uzza lekum" (bizim Uzza'mız vardır sizin Uzza'nız yoktur) Allah Re-sulü (s.a.a) de Müslümanlara şöyle buyurdu: "Sizde şöyle de-yiniz: "Allahumme Mevlana vel-kafirun la Mevla lehum" (Allah bizim mevlamızdır ve kafirlerin mevlası yoktur. )"

14894. Enes şöyle diyor: "Uhud savaşında Peygamberin (s.a.a) dişi kırıldı ve başı yarıldı ve başı-nın ortasından kan akar bir halde şöyle buyuruyordu: "Kendilerini Allah'a davet eden Peygam-berlerinin başının yaran ve ön dişlerini kıran bir topluluk nasıl kurtuluşa erecek?" bunun üzeri-ne aziz ve celil olan Allah da şu ayeti nazil buyurdu: "Bu işlerde senin bir sorumluluğun yoktur."

14895. Şüphesiz Peygamber (s.a.a) Uhud savaşından dönünce Medine'ye girince Ve Cebrail kendisine nazil ol-du ve şöyle buyurdu: "Ey Muham-med! Allah bu kavmi (müşrikle-ri) takip etmeni ve seninle birlik-te yaralı kimseler dışında hiç kimsenin gelmemesini emret-mektedir." Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) bir münadiye şöyle nida etmesini emretti: "Ey Mu-hacirler ve Ensar topluluğu! Her kimin bir yarası varsa dışarı çık-sın, her kim de yaralı değilse kal-sın."

Onlar yaralarına merhem sürmeye ve tedavi etmeye ko-yuldular. Bu yüzden Allah Pey-gamberine (s.a.a) şu ayeti nazil buyurdu: "Düşman milleti ko-valamakta gevşeklik göster-meyin. Eğer siz acı çekiyor-sanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekli-yorsunuz." daha sonra aziz ve celil olan Allah şöyle buyurdu: "Eğer siz bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da benzeri bir yara almıştı." bu yüzden Müslümanlar beden-lerindeki acı ve yaralara rağmen (müşrikleri takip etmek için) şe-hirden dışarı çıktılar"

14896. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Allah'ım! Kav-mimi bağışla zira onlar cahil bir topluluktur."
14897. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulunun (s.a.a) öldürdüğü kimseye Al-lah'ın gazabı şiddetlidir. Ve ha-keza Allah'tan başka padişah olmadığı halde Kendisini "Padi-şahların padişahı" olarak adlan-dıran kimseye de Allah'ın gazabı şiddetlidir."
14898. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulünün (s.a.a) yüzünü yaralayan toplulu-ğa karşı Allah'ın azabı şiddetli-dir."
14899. Ebu Said şöyle diyor: "Uhud savaşında Allah Resulü-nün (s. a. ) yüzü yaralandı, ön dişleri kırıldı. O gün Allah resulü durdu ve ellerini göğe kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Allah; "Uzeyr Allah'ın oğludur" diyen Yahudilere şiddetle gazaplandı." Ve, "Mesih Allah'ın oğludur" diyen Hıristiyanlara da Allah'ın gazabı şiddetlendi. Benim kanımı döken ve Ehl-i Beyt'ime eziyet etmekle bana eziyet eden topluluğu da Allah'ın gazabı şiddetli olacak-tır."

14900. Ebu Amid Saidi şöyle di-yor: Peygamber (s.a.a) Medine'den Uhud'a doğru yola çıkınca "Seniy-yet'ul Veda" denilen yerden geçerken baştan sona silahlanmış bir bölükle karşılaştı, "Bunlar kimdir?" diye sordu. Kendisine, "bunlar Ben-i Kay-nuka Yahudileri ve müttefikleriyle birlikte gelen Abdullah bin Ubeyh'tir" diye arzettiklerinde ise şöyle buyurdu: "Onlar Müslüman oldular mı?" kendisine, "hayır ey Allah'ın Resulü (s.a.a)" diye arzet-tiklerinde de Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "O halde onlara, "Geri dönün" deyin. Zira biz müşrikler karşısında müşriklerden yardım almayız." ""

14901. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanlar Allah Resu-lünün etrafından dağılınca ben ölülerin arasına baktım ama Al-lah Resulünü (s.a.a) görmedim. Kendi kendime şöyle dedim: "Allah'a yemin olsun ki o kaça-cak birisi değildir. Onu ölüler arasında da göremiyorum. Öyle zannediyorum ki Allah bizim bu davranışımızdan dolayı gazap-larmış ve Peygamberini gökyü-züne kaldırmıştır. Dolayısıyla benim varlığım artık faydasızdır ve öldürülünceye kadar savaş-mam gerekir." Bunun üzerine kılıcımı çekerek düşmana saldır-dım. Onlar benim karşımdan uzaklaştılar; aniden Allah Resu-lunun (s.a.a) onların arasında ol-duğunu gördüm."
bak. el-Bihar, 20/14, 12. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/378, 424. Bö-lüm

3048. Bölüm
Ben-i Nadir Gazvesi

Kur'an:
"Kitab ehlinden kafir olan-ları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa Ey iman edenler! Çıkacaklarını san-mamış tınız, onlar da, kalele-rinin kendilerini Allah'tan ko-ruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara bekle-medikleri yerden geldi, kalp-lerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve İman eden-lerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! ders alın."
Haşr, Suresi, 11-12. ayetler; el-Bihar, 20/157, 14. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 1/384. Bölüm

3049. Bölüm
Zat'ur-Rika ve Uzfan Gazveleri

Kur'an:
"Sen içlerinde olup da na-mazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle berâber na-maza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanı-za geçsinler."
14902. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Zat'ur Rika savaşında Allah Resulü (s.a.a) bir nehir ke-narındaki bir ağacın altına indi ve bu esnada sel geldi ve pey-gamber ile ashabının arasını ayırdı. Müşriklerden biri pey-gamberi (s.a.a) o halde Müslü-manları da nehrin öbür tarafında durup selin kesilmelerini bekle-diklerini gördü.

O müşrik kimse kendi arkadaşlarına şöyle dedi: "Ben Muhammedi öldüreceğim" ardından Allah Reulunun yanına geldi, peygambere kılıç çekti ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?" peygamber şöyle buyurdu: "Benim ve senin Rab-bin" bu esnada Cebrail o şahsı atından yere yuvarladı ve o şahıs sırt üstü yere düştü. Peygamber (s.a.a) ayağa kalktı ve kılıcını çek-ti ve göğsüne oturdu ve şöyle buyurdu: "Ey Gavrez! Seni be-nim elimden kim kurtaracak?" o şöyle arzetti: "Senin bağışlaman ve keremin ey Muhammed!" böylece Peygamber o şahıstan el çekti o da: "Allah'a yemin olsun ki sen benden daha yücesin" de-diği bir halde ayağa kalktı."
bak. el-Bihar, 20/174, 15. Bö-lüm


3050. Bölüm
Küçük Bedir Savaşı


Kur'an:
"Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlu-sun, İman edenleri teşvik et; umulur ki Allah, küfredenle-rin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir."
Al-i İmran Suresi, 28. ayet; En-fal Suresi, 56, 58. ayetler; Ahzab Suresi 9, 27. Ayetler

3051. Bölüm
Ahzab Ve Ben-i Ku-reyza Savaşları

"Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gel-meden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla berâber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" Diyecek kadar darlığa ve zor-luğa uğramışlar ve sarsılmış-lardı; iyi bilin ki Allah'ın yar-dımı şüphesiz yakındır."

Bak. Al-iİmran Suresi, 28.ayet; Enfal Suresi, 56-58. ayetler; Ahzab Suresi, 9,27. ayetler
14903. İmam Bakır (a.s) Allah-u Teala'nın, "yığın yığın mal tü-ketmiştir" diyorlar. ayeti hak-kında şöyle buyurmuştur: "Maksat Amr bin Abdivedd'dir. Ali bin Ebi Talib (a.s) Hendek günü ona Müslüman olmasını teklif edince o şöyle dedi: "O halde sizinle savaş uğrunda harcadığım onca mala ne olacak?" Amr bin Abdi-vedd Allah yoluna engel olmak için bir çok mal harcamıştı bu-nun üzerine Ali (a.s) onu öldür-dü."

14904. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) Hendek kazdığı zaman Müslü-manlar bir engelle karşılaştılar. Allah Resulü, Müminlerin elin-den veya Salman'ın elinden kazmayı alarak o engele vurdu ve o engel (taş) üçe bölündü. Bu esnada Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah bu darbeyle ba-na Kisra ve Kayser'in hazinele-rinin kapısını açtı." Orada bulu-nanlardan biri arkadaşına şöyle dedi: "Bizden hiç kimse def-i hacet için dahi dışarı çıkamadığı bu durumda peygamber bizlere Kisra ve Kayser'in hazinelerini vaat etmektedir."

14905. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bera' bin Azib şöyle diyor: Allah Resulü (s.a.a) bizlere hendek kazmamızı emredince hendeğin bir bölümü baltanın bile kıramadığı çok sert ve büyük bir kayaya rastladık. Bunu Allah Resulüne (s. . a) ilettik. Peygamber geldi ve taşı görünce elbisesini çıkarıp eline kazmayı aldı ve Allah'ın adıyla" diye bu-yurdu. Ardından bir darbe indir-di ve kayanın üçte bir kırılınca peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Allah-u Ekber Şam'ın anahtar-ları bana verildi. Allah'a yemin oldun ki şimdi Şam'ın kırmızı sa-raylarını görüyorum." Ardından ikinci darbeyi vurdu ve kaytanın diğer üçte bir parçası kırıldı ve şöyle buyurdu: "Allah-u Ekber İran'ın anahtarları bana verildi. Allah'a yemin olsun ki Meda-yin'in beyaz saraylarını görüyo-rum" ardında üçüncü bir darbeyi indirdi ve, "Allah'ın adıyla" diye buyurdu. Bu esnada da taşın di-ğer kalan bölümü kırıldı. Ve peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah-u Ekber, Yemen'in anah-tarları bana verildi Allah'a yemin olsun ki buradan San'a'nın kapı-larını görüyorum. "

14906. Ubeyd bin Abbas bin. Sehl, o babasından o da dedesinden şöyle nakletmektedir: "Hendek günü Al-lah Resulü (s. . a) ile birlikteydik. O eline baltayı alarak bir darbe indirdi ve u darbe taşa çarptı ve ses çıkardı. Peygamber (s.a.a) güldü ve kendisine, "Neden gü-lüyorsun Ey Allah'ın Resulü!?" diye sorduklarında ise şöyle bu-yurdu: "Ben zincirler içinde doğudan getirilip zorla cennete doğru sürüklenen topluluğa gü-lüyorum."
bak. el-Cihad, 583. Bölüm

14907. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bera' şöyle diyor: Ahzab savaşında Allah Resulü bizimle birlikte toprak çekiyor-du. Karnının beyazlığı toz torak içinde kaldığı bir halde şöyle bu-yuruyordu: "Allah'a yemin olsun ki eğer sen olmasaydın biz hida-yete ermezdik, zekat vermezdik ve namaz kılmazdık.
O halde bizlere huzur ve esenlik indir.

Şüphesiz onlar (müşrikler) bizlerde saptılar." Bera şöyle di-yor: Peygamber bazen de şöyle buyuruyordu: "Şüphesiz bu grup bizden saptılar
Fitne ve sapıklığı istediklerin-de ise biz imtina ettik"
Peygamber (s.a.a) bu sloganları yüksek sesle getiriyordu."

14908. Yezid bin Esemm şöyle di-yor: "Allah-u Teala Ahzab sava-şında düşmanları yenilgiye uğra-tınca Peygamber (s.a.a) evine geri döndü, elini yüzünü yıkamaya başladı. Cebrail kendisine nazil olarak şöyle buyurdu: "Allah se-ni bağışlasın. Gökteki melekler henüz silahını yere bırakmadan sen silahını yere mi bıraktın? Ben-i Kureyza kalesinin yanında bizim yanımıza gel." Bunun üze-rine Allah Resulü (s.a.a) (Müs-lümanlara seslendi ve kalenin yanında onlara katıldı."
bak. el-Bihar, 20/186, 17. Bö-lüm; Kenz'ul Ummal, 1/383, 442, 457. Bölümler

3052. Bölüm
Ben-i Mustalik Savaşı

Kur'an:
"İkiyüzlüler sana gelince: "Senin şüphesiz Allah'ın pey-gamberi olduğuna şahadet ederiz" derler. Allah, senin kendisinin peygamberi oldu-ğunu, bilir; bunun yanında Allah, ikiyüzlülerin yalancı olduklarını da bilir."
bak. el-Bihar, 2/281, 18. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/567. Bölüm

3053. Bölüm
Hudeybiye Gazvesi ve Rıdvan Biatı

Kur'an:
"Allah'ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını ya-sak eden ve oraların yıkılma-sına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara(mescitlere) ancak korkarak girmeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azap da onla-radır."
bak. Bakara Suresi 190, 196. ayetler; Maide Suresi, 94. ayet; Enfal Suresi, 34. ayet; Hac Suresi, 25. ayet; Fetih Suresi, 10, 27. ayetler; Mümtehine Suresi, 10, 11. ayetler

14909. İyaz bin Seleme babasından şöyle nakletmektedir: "Hudeybiye savaşında Allah Resulü (s. a. ) ile birlikte dışarı çıktık. Peygamber yüz deve kurban kesti. Bizim sa-yımız ise binyediyüz kişiydi. Yanlarında savaş aletleri ile piya-de ve süvari olarak gelmişlerdi. Peygamberin (s.a.a) kurbanlık develeri arasında Ebu Cehil'in devesi de vardı. Peygamber Hu-deybiye de konakladı. Kureyş de bulundukları yerde kurban kes-me şartıyla kendisiyle barış imza-ladı."

14910. Hakeza (İlyas bin Seleme) babasından şöyle nakletmektedir: "Kureyş, Suheyl bin Amr ve Huveytib bin Abdil Uzza ve Mekriz bin Hass'ı Hudeybiye an-laşmasını imzalaması için Pey-gambere (s. a. ) gönderdi. Allah Resulünün (s.a.a) gözleri onlara ilişip Süheyli de onların arasında görünce şöyle buyurdu: "Bu top-luluk sizin işinizi kolaylaştırdı. Akrabalarınızı sizin yanınıza gönderdi ve barış istemektedir-ler. O halde kurbanları onlara ta-raf hareket ettirin ve "lebbeyk" deyiniz. ç belki bu iş onların kal-bini yumuşatır." Karargahın her tarafından lebbeyk sesleri yük-seldi. O üç kişi geldiler ve barış talebinde bulundular.

Halkın birbiriyle barıştığı Müslümanlar arasında bir grup müşrik esirler ve müşrikler ara-sında da bir grup Müslüman (esir) bulunduğu bir halde Ebu Süfyan aniden saldırıya geçti ve bu yüzden vadide silahlı insanlar sel gibi aktı."
Seleme daha şöyle diyor: "Ben, müşriklerden silahlı altı kişiyi hiçbir şey yapamayacakları bir halde sürükleyerek Peygamberin yanına getirdim. Ama Peygamber ne onlardan bir şey aldı ve ne de onları öldürdü.

Aksine onları bağışladı. Biz müşriklere sal-dırdık ve müşriklerin elindeki tüm esirlerimizi serbest bıraktık. Ama onların esirleri bizim eli-mizde öylece kaldı. Sonra Ku-reyş Suheyl bin Amr ve Huvey-dip bin Abdil Uzza'nın yanına geldi ve onları barış anlaşması imzalamasıyla görevlendirdi. Peygamber (s. a. ) Ali ve Talha'yı gönderi. Ali (a.s) barış anlaşma-sına şöyle yazı: "Rahman ve Ra-him olan Allah'ın adıyla bu, Al-lah Resulünün (s. a. ) Kureyş ile imzaladığı barış anlaşmasıdır.

Onlar, şu esaslar üzere birbirle-rine karşı barış imzalamaktadır: Birbirilerine hıyanet etmeyecek, birbirlerinden bir şey çalmaya-cak, Muhammed'in ashabından biri Hac, Umre veya ticaret için Mekke'ye girecek olursa canı ve malı güvende olacak, Kureyş'ten de her kim Mısır'da ve Şam'da ticaret için Medine'den geçecek olursa canı ve malı güvende ola-caktır. Kureyş'ten her kim Mu-hammed'e sığınırsa geri döndü-rülecek,

Muhammed'den her hangi biri Kureyş'e sığınırsa geri döndürülmeyecektir." Anlaşma-nın bu maddesi Müslümanlara . ok ağır geldi. Amma Allah Resu-lü şöyle buyurdu: "Bizden her kim Kureyş'e sığınırsa Allah onu (kendi rahmetinden) uzaklaştırır. Her kim de Kureyş'ten bize sı-ğınırsa onu geri çevireceğiz.

Eğer Allah onun kalben Müslü-man olduğunu bilirse kendisine kurtuluş nasip edecektir." Barış anlaşmasının diğer maddelerin-den biri de şu idi ki Peygamber gelecek yıl aynı ayda Umre'de bulunacak , yolculuk esnasında yanına aldığı şeyler dışında bera-berinde hiçbir savaş aleti ve as-keri süvariler getirmeyecek, sa-dece üç gün Mekke'de ikamet edecektir. Bu yılın kurbanları da şuanda bulundukları yerde kesi-lecek orayı kurban kesme yeri kı-lacaklardır ve Mekke'ye girme-yeceklerdir. Allah Resulü (s. . a) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Biz kurbanlarımızı sürüyoruz ama siz ise onlara engel oluyor-sunuz."

14911. Abdullah bin Ebi Evfaş şöyle diyor: "Rıdvan biatının ya-pıldığı günde sayımız bindörtyüz veya binüçyüz kişi civarındaydı. Elsem kabilesi o gün muhacirle-rin sekizde biriydi."
14912. Enes şöyle diyor: "Kureyş peygamber (s.a.a) ile anlaşma imzaladı, onlardan biri de Suheyl bin Amr idi. Peygamber (s. . a. a) Ali'ye (a.s) şöyle buyurdu: "Rahman ve Rahim olan Al-lah'ın adıyla diye yaz.

" Süheyl şöyle dedi: "Biz rahman ve ra-him olan Allah'ın adıyla cümle-sinin (Tevhit) kelimesinin ne an-lama geldiğini bilmiyoruz. O halde bizim bildiğimiz bir şey yaz. Örneğin şöyle yaz: "Ey Al-lah'ım senin adınla." Peygamber şöyle buyurdu: "Şöyle yaz: "Al-lah'ın Peygamberi Muham-med'den…" Kureyş'in temsilci-leri şöyle dediler:

"Eğer biz se-nin Allah'ın peygamberi olduğu-na inanmış olsaydık sana uyardık o halde onun yerine kendi adını ve babanın adını yaz." Peygam-ber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Şöyle yaz: "Muhammed bin Abdil-lah'tan…" onların Peygambere (s.a.a) koştuğu şartlardan biri de şuydu ki eğer Müslümanlardan biri kafirlerin yanına

gidecek olursa onu geri çevirmeyecekler eğer onlardan biri peygambere sığınacak olursa onu geri çevire-cekti. Peygamberin ashabından biri şöyle buyurdu: Ey Allah'ın Resulü! Bu şartı da yazalım mı?" Peygamber şöyle buyurdu: "Evet zira eğer bizden birisi onlara sı-ğınacak olursa Allah onu kendi rahmetinden uzaklaştırır. Ama eğer onlardan biri bize sığınacak olursa çok yakında Allah kendisi için kurtuluş ve çıkış yolu nasip edecek."
bak. el-Bihar, 20/317, 20. Bö-lüm; Kenz'ul Ummal, 10/ 384. Bö-lüm

3054. Bölüm
Hayber ve Fedek Sa-vaşları

Kur'an:
"Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri alma-ya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiş-tirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyur-muştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir."

14913. Bureyde şöyle diyor: "Hay-ber savaşı gününde Ebubekir sancağı eline aldı ama fethetme hususunda başarı gösteremeyip geri döndü. Ertesi gün ise Ömer sancağı eline aldı o da başarılı olamadı ve İbn-i Müslim'e öldü-rüldüğü insanlar (Müslümanlar) geri döndüler. Allah resulü şöyle buyurdu: "Bu bayrağı Allah re-sulünü seven ve Allah ve resulü-nün de kendisini sevdiği birine vereceğim. O fethedip zafer elde etmedikçe asla geri dönmez." Biz o geceyi yarın galibiyet elde edeceğimiz sevinciyle sabahladık. Allah Resulü (s.a.a) sabah namazını kıldı. Ardından sancağı istedi yerinden kalktı,

bizden Re-sulullah nezdinde yakınlık ve makamı olan herkes o şahsın kendisi olmasını ümit ediyordu. Hatta ben Peygamber yanındaki yakınlığım ve makamım sebebiy-le boynumu uzattım ve kafamı yukarı tuttum ama Resulullah (s. . a. a) Ali bin Ebi Talib'i (a.s) ç. ağırdı. ama Ali bin Ebi Talib (a.s) göz hastalığına yakalanmıştı. Peygamber (s.a.a) elini gözüne sürdü ve ardından sancağı ona verdi fetih ve zafer ona nasip oldu. "

14914. Hakeza Bureyde şöyle diyor: "Resulullah (s. . a. a) Hayber yakınlarına inice Hayber ehli korku ve paniğe kapıldılar ve şöyle dediler: "Muhammed Medinelerle birlikte gelmiştir." Resulullah (s. . a. a) Ömer bin Hattab'ı Müslümanlarla gönderdi ve o Hayber halkıyla savaşa koyuldu. Ama onlar Ömer'i ve güçlerini geri püskürttüler.

Ömer arkadaşlarını onlar da Ömer'i korkaklıkla suçlayarak Resulullah'ın (s. . a. a) yanına geri döndüler. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Yarın sancağı Allah ve Resulünü seven ve Allah ve resulünün de kendisini sevdiği birisine ve-receğim." Ertesi gün Ebu Berkir ve Ömer sancağın kendilerinden birine verileceği ümidiyle boyun-larını uzattılar ama Peygamber (s.a.a) Ali bin Ebi Talib'i (a.s) çağırdı. O gün Ali (a.s) göz has-talığına yakalanmıştı.

Resulüllah (s.a.a) gözüne bir dama tükürü-ğünü damlattı ve bayrağı ona teslim etti. Ali (a.s) Müslüman-larla birlikte hareket eti. Hayber halkıyla savaşmaya koştu. Orada Hayberli Merhab ile karşılaştı: "Hayber'de biliyor ki ben Mer-hab'ım. Baştan tırnağa dek silah-lıyım ve tecrübeli bir pehlivanım. Aslanlar yönelince defalarca mızrak vurur bazen de kılıç indi-ririm. O ve Ali karşı karşıya gel-di.

Ali (a.s) kılıcıyla başının orta-sına öyle bir darbe indirdi ki Ali (a.s) kılıcıyla dişlerine varıncaya kadar başının ortasına bir darbe indirdi. Vurduğu darbenin sesini karargahtaki herkes işitti. Henüz ordunun son askerleri gelmeden Hayber kalesi ilk gelenler tara-fından fethedildi."
14915. Cabir şöyle diyor: "Hayber günü Yahudi Merhab dışarı çıktı ve şu recezi (meydan okuyan şi-irler) okuyordu: "Hayber biliyor ki ben Merhab'ım"

Tırnağa dek silahlıyım ve tec-rübeli bir pehlivanım.
Defalarca mızrak savurur ve bazen kılıç indiririm. Aslanlar meydana gelince ve deneyince."
Merhab hakeza şöyle diyo-rum: "Meydana çıkacak bir tek adam var mıdır?" Allah Resulü (s. a. . a) şöyle buyurdu: ékim onunla savaşa gidecek?" Mu-hammed bin Mesleme şöyle ar-zetti:

"Ben Ey Allah'ın Resu-lü(s.a.a)! Allah'a yemin olsun ki ben matemliyim ve kan davam var. Onlar dün kardeşimi öldür-düler." Cabir şöyle diyor: "Allah Resulü şöyle buyurdu: "Git! Ey Allah'ım! Ona yardım et." İki savaşçı birbirine yaklaştı ve ara-larında bir ağaç vardı. Merhab Muhammed bin Mesleme'ye saldırdı. Ona bir darbe indirdi. Muhammed bin Mesleme kalka-nını öne tuttu ve Merhab'ın kılıcı kalkanına takıldı. Muhammed bin Mesleme bu fırsattan istifade ederek Merhab'a bir darbe in-dirdi ve onu öldürdü."

14916. Huseyl b. Harice el-Eşce'i şöyle diyor: "Ben mal satmak için Medine'ye girdim. Beni Resulul-lah'ın (s.a.a) yanına götürdüler. Peygamber bana şöyle buyurdu: "Ey Huseyl! Benim sana verece-ğim yirmi ölçek hurma karşılı-ğında sen de Hayber yolunu as-habına göstermeye hazır mısın?" Ben de bu işi yaptım ve

Allah Resulü (s.a.a) Hayber'e ulaşınca onun yanına vardım ve bana yirmi ölçek hurma verdi. Daha sonra bir gün de beni esir olarak Peygamber'in huzuruna getirdi-ler. Peygamber bana şöyle bu-yurdu: "Ey Huseyl! Yanıma esir olarak getirilen herkes üç gün içinde Müslüman olmuş ve boy-nundaki esaret ipi çıkarılmıştır." Huseyl şöyle diyor: "Ben de böylece Müslüman oldum."
14917. Ebu Talha şöyle diyor: "Ben Peygamber'in (s.a.a) terkine binmiştim. Öyle ki dizlerim Peygamber'in dizine deyiyordu. Peygamber akşam Hayber'e sal-dırmadı. Sabah olunca ani saldı-rıya geçti ve şöyle buyurdu: "Biz bir topluluğun meydanına varın-ca uyarılan kimselerin sonu kötü olur."

14918. Hakeza Ebu Talha şöyle diyor: "Sabah olunca Hayber hal-kı kürek ve sepetleriyle tarlaları-na gitmek için dışarı çıktılar. Peygamber ve İslam ordusunu görünce geri dönüp kaçtılar. Al-lah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah-u Ekber! Allah-u Ekber! Hayber viran oldu, düştü, fethe-dildi. Biz bir topluluğa inince, uyarılanların sabahı kötü olur."
14919. İlyas b. Seleme babasından şöyle nakletmiştir: "Hayber günü amcam Yahudi Merhab ile sa-vaşmak için meydana gitti. Mer-hab recez (meydan okuyan şiirle-ri) okuyordu:

"Hayber biliyor ki ben Mer-hab'ım
Tırnağa dek silahlara bürün-düm, tecrübeli bir kahramanım
Savaş ateşleri alevlenince "
Amcam olan Amir de şu re-cezi okudu: Hayber biliyor ki ben Amir'im
Tepeden tırnağa silahlıyım
Ve maceracı bir pehlivanım"
O ikisi daha sonra birbirleri-ne darbe indirdiler. Merhab'ın kılıcı, Amir'in kalkanına takıldı. Amir de Merhab'ın bedeninin aşağı kısmına bir darbe indirdi. Ama kılıcı kendi ayak bileğine geri döndü ve ayağının şah da-marı kesildi ve bu sebeple de öl-dü.

Seleme b. Ekve' şöyle diyor: "Ben Allah Resulü'nün (s.a.a) bir grup ashabına rastladım. Onlar şöyle dediler: "Amir'in işi bozuldu, kendi kendisini öldürdü." Selem şöyle diyor: "Ben ağlayan gözler-le Allah Resulü'nün (s.a.a) huzu-runa vardım ve şöyle arzettim: "Ey Allah'ın Resulü! Acaba Amir'in işi batıl mı oldu?"

Pey-gamber şöyle buyurdu: "Bu sözü kim söyledi?" Ben şöyle arzettim: "Ashabınızdan bir grup" Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Her kim bu lafı söylemişse yalan söylemiştir. Aksine Amir'in iki sevabı vardır. Amir Hayber'e giderken aralarında bulunduğu ashaba recez okuyor, süvari birliklerini harekete geçiriyordu. O şu sloganları atıyordu: "Allah'a yemin olsun ki eğer o olmasaydı biz hidayete ermezdik
Namaz kılmaz ve zekat vermez-dik


Bizi inkar eden kimseler
Fitne ve kargaşalık koparmak is-terse biz kabul etmeyiz.
Biz senin fazlından ve inayetin-den müstağniyiz
O halde düşmanla karşılaşınca ayaklarını sabit tut
Bizlere sebat ve güvenlik indir."

Allah Resulü (s.a.a), "bu kim-dir?" diye buyurdu. Ashap, "Ey Allah'ın Resulü! O Amir'dir." Peygamber şöyle buyurdu: "Rabbin seni bağışlasın." Seleme şöyle diyor: "Allah Resulü özel-likle birine mağfiret dilediğinde o kimse mutlaka şahadete erişir-di." Ömer b. Hattab bu sözü işi-tince şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Resulü! Neden bizi, Amir'in var-lığından faydalandırmadın?" Amir daha sonra savaş meydan-larına gitti ve şehit oldu. Seleme şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) daha sonra beni Ali'nin (a.s) pe-şice gönderdi ve şöyle buyurdu: "Bugün bu bayrağı, Allah Resu-lü'nü seven, Allah ve Resulü'nün de kendisini seven kimseye vere-ceğim. Seleme şöyle diyor: "Ben Ali'nin yanına gittim. Göz hasta-lığına yakalandığı halde onu ge-tirdim. Resulullah (s.a.a) Ali'nin gözünün içine tükürdü ve sanca-ğı eline verdi. Bu esnada Merhab dışarı çıktı. Kılıcını havada sallar bir halde şöyle dedi: "Hayber bili-yor ki ben Merhab'ım!

Tepeden tırnağa silahlıyım
Tecrübeli bir pehlivanım
Savaş ateşleri alevlenince"
Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Ben de annemin haydar olarak adlandır-dığı kimseyim
Orman aslanları gibi korkunç ve azametliyim
Onları büyük bir ölçekle ölçerim"
Daha sonra Merhab'ın başını kılıcıyla ortadan ikiye yardı. Za-fer ve galibiyet onun eliyle ger-çekleşti."
bak. el-Bihar, 21/1, 22. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/385. Bölüm

3055. Bölüm
Muta Savaşı

14920. Muhammed b. Şahab ez-Zuhri şöyle diyor: "Cafer b. Ebi Talip, Habeşistan topraklarından dönünce, Allah Resulü (s.a.a) onu Mute'ye doğru gönderdi. Onun yanısıra, Zeyd b. Harise ve Abdullah b. Revaha'yı da or-dunun komutanı olarak tayin et-ti. (ki Cafer öldürülürse, Zeyd komutanlığı üstlenecek

ve eğer Zeyd öldürülseydi Abdullah komutanlığı üstlenecekti. ) Müs-lümanlar yola düştüler ve Belka topraklarına ulaştılar. Orada Herkil'ın Rum ve Arap ordusuy-la karşılaştılar. Müslümanlar Mu-ta adındaki bir köye çekildiler ve orada iki ordu arasında savaş başladı. Müslümanlar zorlu bir savaşa giriştiler."
bak. el-Bihar, 21/50, 24. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/555

3056. Bölüm
Zat'us-Selasil Gazvesi

Kur'an:
"And olsun Allah yolunda koştukça koşanlara; And ol-sun kıvılcımlar saçanlara; Sa-bah sabah akına çıkanlara; Ve tozu dumana katanlara; Düşman topluluğunun içine dalanlara ki: "
bak. el-Bihar 21/66, 25. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 1/564. Bölüm


3057. Bölüm
Mekke Fethi Savaşı

Kur'an:
"De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkara-cağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver." De ki: "Hak geldi, batıl orta-dan kalkmaya mahkumdur."
"Doğru söylüyorsanız bil-dirin bu hüküm ne zaman ve-rilecektir?" derler.
De ki: "Hükmümün veri-leceği gün küfredenlere ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler.
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini bek-lemektedirler."

bak. Kasas Suresi, 85. ayet; _ Fetih Suresi, 1 ila 4. ayetler; Mümte-hine Suresi, 1 ila 12. ayetler; Nasr Suresi, 1 ila 3. ayetler
14921. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) Ramazan ayında Bedir savaşına gitti ve Ramazan ayında da Mekke'yi fethetti."
14922. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah Resulü Mek-ke'yi fethettiği gün sayıları 360'ı bulan Ka'be etrafında dikilmiş putlara elindeki değneği ile vu-ruyor ve şöyle buyuruyordu: "Hak geldi ve batıl zail oldu. Gerçekten de batıl yok olucudur. Hak geldi, artık batıl başlamaz ve geri dönmez."

Bu esnada birbiri ardınca yüz üstü düşüyorlar-dı."
14923. Ömer b. Hattab şöyle diyor: "Fetih günü olunca ve Peygam-ber Mekke'ye girince, Safvan b. Ümeyye, Ebu Süfyan b. Harb ve Haris b. Şam'ın peşice adam gönderdi." Daha sonda Ömer şöyle diyor: "Ben kendi kendime şöyle dedim: "Allah onları bizim avucumuza düşürdü. Amelleri-nin cezasını vereceğim. Ama Al-lah Resulü (s.a.a) onlara şöyle buyurdu: "Ben bugün Yusuf'un kardeşlerine dediği sözü söylü-yorum: "Bugün size kınama yok-tur. Allah sizleri bağışlasın. Şüp-hesiz Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir." Ömer şöyle diyor: "Ben kafamdan böyle dü-şünceler geçtiği ve Allah Resu-lü'nün böyle buyurduğu için Al-lah Resulü'nden utanç duy-dum."

14924. Abdurrahman b. Safvan şöyle diyor: "Mekke'nin fethedil-diği gün elbiselerimi giydim, ev-den dışarı çıktım. Yol esnasında Ka'be'den dışarı çıkan Allah Re-sulü'yle karşılaştım. Ömer'e, "Peygamber (s.a.a) Ka'be'ye gi-rince ne yaptı" dedim o şöyle dedi: "İki rekat namaz kıldı."

14925. Osman b. Affan'dan şöyle nakledilmiştir: "Mekke'nin fethe-dildiği gün İbn-i Ebi Selh'in elinden tutup onu (eman almak için) Allah Resulü'nün (s.a.a) ya-nına getirdi. Allah Resulü daha önce İbn-i Ebi Sarh'ı gören kim-senin, Ka'be'nin örtüsüne sarılsa dahi öldürmesini emretmişti. Osman ona şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Bu İbn-i Ebi Sarh'ı da diğer insanlar gibi ba-ğışla. İbn-i Ebi Sarh ellerini Pey-gamber'e doğru uzattı.

Ama peygamber ondan yüz çevirdi. Yeniden ellerini uzattı. Allah Re-sulü elini kenara itti. Üçüncü de-fa elini Peygambere doğru uzattı. Bu defa Peygamber ondan biat aldı ve ona eman verdi. O gidin Peygamber (s.a.a), "Ona ne yap-tığımı görmediniz mi?" Oradaki-ler şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Neden bizlere işaret et-medin (ki onu öldürelim)?" Al-lah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "İslam'da işaret etmek, habersiz öldürmek (terör) mevcut değil-dir. İman habersiz öldürmeyi (terörü) yasaklamıştır. Peygam-berler gafil avlama ve hıyanet etmek üzere işaret etmezler."

14926. Cabir şöyle diyor: "Allah Resulü'yle Ka'be'ye girdiğimizde, Ka'be'nin içinde ve etrafında, Allah yerine ibadet edilen üçyüz atmış put dikilmişti. Allah Resulü onların tümünün alaşağı edilmesini emretti ve daha sonra şöyle buyurdu: "Hak geldi ve ba-tıl zail oldu. Gerçekten de batıl zail olucudur." Ardından Ka'be'nin içine girdi ve iki rekat namaz kıldı." Orada, İbrahim'in, İsmail'in ve İshak'ın heykelini müşahade etti ve İbrahim'in elinde, tahtadan kumar okları vardı ve (sözde) kura çeker bir haldeydi. Allah Resulü şöyle bu-yurdu: "Allah bunları (müşrikle-ri) öldürsün. İbrahim kumar ok-larıyla kura çekecek birisi değil-di."

14927. Suheyl b. Amr şöyle diyor: "Allah Resulü (s.a.a) Mekke'ye girip zafere erişince, ben evime gittim. Üzerime kapıyı kapadım. Oğlu Abdullah b. Seheyl'e be-nim için eman dilemesini iste-dim. Zira öldürülmekten güven-de değildir. Abdullah b. Suheyl Peygamber'in yanına gitti ve şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resu-lü! Acaba babama eman verir misin?" Peygamber şöyle buyur-du: "Evet, o Allah'ın emanında-dır. O halde evinden dışarı çık-sın." Daha sonra etrafındakilere şöyle buyurdu: "Sizden Her kim Suheyl'i görürse ona sert bakma-sın. O evden dışarı çıkmalıdır.

Canıma andolsun ki Suheyl akıllı ve yüce bir insandır. Onun gibi bir insan İslam'ı tanımazlık et-mez ve mensubu olduğu dinin kendisine faydası olmadığını bilmektedir." Daha sonra Ab-dullah babasının yanına geri döndü ve Allah Resulü'nün (s.a.a) buyurduğu sözleri kendi-sine bildirdi.

Suheyl şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki o hem küçükken ve hem de büyükken iyilik sahibi biriydi ve de sürekli ilim sahibi olan biriydi." Suheyl, Müslüman olma hususunda şaş-kınlık ve tereddüt içindeydi. Hu-neyn savaşında da henüz müşrik idi. Allah Resulü (s.a.a) ile birlik-te bulunuyordu ve Ci'rane deni-len yerde, Müslüman oldu. Allah Resulü o gün Huneyn ganimet-lerinden kendisine yüz deve ver-di."

14928. Yahya b. Yezid b. Ebi Meryem Seluli, babasından, o da de-desinden şöyle nakletmektedir: "Kurbanlıkların önünün kesildi-ği Mekke'nin fethedildiği gün, Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuru-na vardım. Haris b. Hişam da Peygamber'in yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Muhammed! Bir avuç başı boş insan getirip onla-rın yardımıyla bizlerle savaşmak mı istiyorsun?" Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sus! Bun-lar senden ve senin gibi kimse-lerden daha iyidir. Onlar Allah'a ve Peygamberine iman etmişler-di."
bak. el-Katl, 3280. Bölüm; el-Bihar, 21/91, 26. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/497. Bölüm

3058. Bölüm
Huneyn, Taif ve Evtaf Gazveleri

Kur'an:
"And olsun ki Allah size bir çok yerlerde ve çokluğu-nuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bo-zularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım et-mişti. Bozgundan sonra Al-lah, peygamberine, müminle-re güvenlik verdi ve görmedi-ğiniz askerler indirdi; küfre-denleri azaba uğrattı. Küfre-denlerin cezası budur. Allah bundan sonra da dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder."
bak. Tevbe Suresi, 58. ayet

14929. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Peygamber'in (s.a.a) gördüğü en şiddetli gün, Huneyn savaşının olduğu gündü. Zira Araplar Peygamber'e isyan et-mişlerdi."
14930. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Huneyn savaşının yapıldığı gün, Peygamber bir du-asında şöyle buyurdu: "Ey Al-lah'ın! Eğer sen istersen, bu günden sonra asla ibadet edil-mezsin."

14931. Ebu İshak şöyle diyor: "Adamın biri Bera'ya şöyle dedi: "Ey Eba Marre! Huneyn savaşı-nın yapıldığı gün kaçtınız mı?" O şöyle dedi: "Şehadette bulu-nurum ki Peygamber (s.a.a) kaçmadı. Müslümanlar, hızla ve zırhsız bir şekilde okçu kimse-lerden olan Hevazib topluluğuna doğru yola düştürler. Onlar Müslümanları okladılar. Okları-nın yoğunluğu, tıpkı çekirge sü-rülerinin saldırısı gibiydi. Bu yüzden Müslümanlar dağıldılar ve kaçtılar.

Düşman Ebu Süfyan b. Haris'in devesinin dizginle-rinden tuttuğu bir halde, Allah Resulü'ne doğru saldırıya geçti-ler. Allah Resulü bineğinden indi ve Allah'tan yardım diledi, dua etti ve şöyle buyurdu: "Ben Pey-gamber'im bu yalan değildir.
Ben Abdulmuttalib'in oğlu-yum

Allah'ım! Yardımını indir." Bera şöyle diyor: "Allah'a yemin olsun ki savaş kızışınca, biz biz-zat Peygamber'e sığınıyorduk. Onun karşısında duran bir kimse gerçekten de cesurdu."

14932. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Huneyn savaşı gü-nünde, Allah Resulü (s.a.a) ile sebat gösterenlerden birkaçı şunlardı: "Abbas, Ali, Ebu Süf-yan b. Haris, Akil b. Ebi Talib, Abdullah b. Zübeyr b. Abdil-muttalib, Zübeyr b. Abbas ve Üsame b. Zeyd"

14933. Enes şöyle diyor: "Huneyn savaşının yapıldığı gün Allah Re-sulü şöyle buyurdu: "Şimdi savaş alevinin tandırı alevlendi." O gün, Ali b. Ebi Talib Peygam-ber'in önünde herkesten daha şiddetli bir şekilde savaşıyordu."
Bak. Kenz'ul Ummal, 10/539,553,566, el-Bihar, 21/146, 28. Bölüm
3059. Bölüm
Tebük Savaşı