Mizan'ul Hikmet-9.Cilt
 

2978.Bölüm Deprem


Kur'an:
"Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı zaman."
"Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gü-nünün sarsıntısı büyük şeydir. Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olma-sındandır."

"O gün bir sarsıntı sarsar. Peşinden bir diğeri gelir."
"Ey insanlar! Yer sarsıl-dıkça sarsıldığı zaman."
14474. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Amellerin hesabının sorulacağı, yerin yerinden oyna-yacağı, çocukların dehşetten ih-tiyarlayacağı günden sakının."

2979. Bölüm
Yeryüzünün Parçalanı-şı

Kur'an:
"Ama yer, çarpılıp para-landığı zaman."
"Yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıl-dığı zaman."
14475. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "O halde yeryüzü par-ça parça olur ve göz önünde bu-lundurulan hedef için yayılır, ölüler diriltilir, koşa koşa Allah'a doğru giderler. Yaratıklar mah-şere doğru saldırıya geçerler."

14476. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yazgı süresini, emir vadesini doldurunca…dağları yerinden eder, korkunç ve karşı durulmaz gücüyle onları birbiri-ne çarparak unufak hale geti-rir."
14477. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Evet, yeryüzü parça parça olunca" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Maksat kıya-met zelzelesidir."

2980. Bölüm
Dağların Harekete Geçmesi

Kur'an:
"Dağlar yürüdükçe yü-rür."
"Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin."
"Dağlar pamuk gibi atıldı-ğı zaman."
"Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir."
"Dağlar, atılmış renkli yü-ne benzeyecekler."

"Dağlar ufalandıkça ufala-nıp da toz duman haline gel-diği zaman."
"Dağlar yürütülüp serap olacaktır."
14478. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Kıyamet günü dağlar bu büyük-lüğüyle nasıl olacaktır?" diye soran Sakif'ten birisine şöyle buyurmuştur: "Allah onları harekete geçirir, çakıl ve kuma dönüştürür. Sonra onları dağıtacak bir rüzgar gön-derir."

2981. Bölüm
Yeryüzünün Yayılması

Kur'an:
"Yer düzeltildiği zaman."
"Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde."
14479. Resulullah (s.a.a), Ha-kim'in güzel bir senetle Cabir'den ri-vayet ettiği üzere şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü yeryüzü tabak-lanmış bir deri gibi serilir ve in-sanoğlunun ayak yeri miktarı dı-şında ondan hiçbir nasibi ol-maz."
Ben şöyle diyorum: "Mecme'ul Be-yan tefsirinde, "Yeryüzü yayıldığı zaman" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Yani birbirine çarparak dağlar ve tepeleri yayılır, tıpkı saf bir sayfa haline gelir."

el-Mizan tefsirinde şöyle yer almıştır: "Yeryüzünün yayılmasından maksat, genişlemesidir. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Yeryüzü bundan başka bir yeryüzüne dönüştüğü gün."

2982. Bölüm
Denizlerin Patlaması

Kur'an:
"Denizler yarıldığı za-man,"
"Denizler alev aldığı za-man; "
Ruh'ul Meani tefsirinde, "ve denizler yarıldığı zaman" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Köşeleri ve kenarları açılıp yarılır, araların-daki mesafe ortadan kalkar, tuzlu ve tatlı sular birbirine karışır ve hepsi bir tek deniz olur. Yeryüzü suyunu yutar ve neticede denizler, saf, düz ve kuru olur. Maksat denizlerin ilk önce bir olması, sonra yeryüzünün bütün suları yutması ve susuz kalmasıdır.

"Ve denizler alev aldığı zaman" ayeti ise şu anlamdadır: "Denizin suları dibe iner ve yerine ateş çıkar. Bu yüzden bir rivayette denizin cehennemin kapağı olduğu yer almıştır veya şu anlamdadır: Denizler birbirine karışında dolar, tatlı ve tuzlu sular birbirine karışır. Burada "succiret" kavramı, "succiret'ut-tenur" kelimesinden alınmıştır ve diğerleri için tandırı odunla doldurmak ve ısıtmak anlamındadır.

el-Mizan tefsirinde ise şöyle yer almıştır: "Denizler yarıldığı zaman" ayeti hakkında Mecme'ul Beyan'da şöyle yer almıştır: "Tefcir" bir suyu diğer bir suyla ilişkilendir-mek ve aralarında kanal açmak ve çoğaltmak ve arttırmak anlamında-dır. "Fucur" kelimesi de bu anlam-dadır. Zira facir kimse günahlara doğru giderek oldukça dağılmakta ve bir tür yarılmaktadır. "fecr" de bu anlamdadır. Zira nur ve aydınlık va-sıtasıyla karanlıklar yarılmaktadır.

" Müfessirler denizlerin yarılması hak-kında şöyle demiştir: "Bu denizlerin birbiriyle irtibat haline geçmesi ve ara-larındaki engellerin kalkması, tuzlu ve tatlı suların birbirine karışması, hepsinin bir tek deniz haline gelmesi-dir." Bu anla "denizler alevle-nince" ayetinin denizlerin dolması diye tefsir edilmesiyle münasip ve uy-gundur."

2983. Bölüm
Yıldızların Kararması

Kur'an:
"Yıldızların söndürüldüğü zaman."
"Güneş dürülüp ışığı kal-madığı zaman; yıldızlar dü-şüp, karardığı zaman."
"Yıldızlar dağılıp dökül-düğü zaman."
Tefsir
"Yıldızların ışığı söndü-rüldüğü zaman... belli olun-ca" ayeti gerçekte "Vaad edilen şey tahakkuk edecektir" aye-tinde gerçekleşeceği haber verilen vaat edilmiş gün için bir açıklama niteli-ğindedir.

Münezzeh olan Allah o vaad edilmiş günü tanıtmak için vaki olan ve insan aleminin yok oluşu ve dünya düzeninin sona ermesi gibi olaylarla birlikte olan hadisleri zik-retmeye koyulmaktadır. Yıldızların kararması, denizlerin yarılması, dağ-ların birbirine çarpması bu alemdeki düzenin varolandan ayrı bir düzene çevrilmesi... gibi olaylar ayetlerde kı-yametin ne zaman kopacağı ile ilgili nişanelerden saymışlardır.

Kitap ve sünnetin açıklamaların-dan da şu nokta açıkça anlaşılmak-tadır ki uhrevi hayat düzeni dünyevi hayat düzeninden çok farklıdır. Ahi-ret yurdu ebediyet yurdudur ve ahirette sakin olanlar ya salt saadete mazhardırlar ve istedikleri her şey ellerinde mevcuttur, ya da salt sefalet ve mutsuzluk içinde yaşamaktadırlar ve onların sevmedikleri şey dışında bir nasipleri yoktur. Ama dünya yurdu fani, zail olacak ve ona sadece zahir olan dış etkenler hakimdir.

Bu dünyada ölüm hayatla iç içedir. Bulmak kaybetmekle mutluluk mutsuzlukla, sıkıntılar huzurla, gamlar sevinçle iç içedir. Ahiret mükafat yurdudur, iş değil! Ama dünya iş yurdudur, mükafat yurdu değil." Genel olarak o alem bu a-lemden farklı bir alemdir.

O halde diriliş ve mükafat alemini Allah'ın tanıttığı nişaneler yoluyla tanıtmak -örneğin yeryüzü düzeninin bozulması, dağların dağılması, göklerin yarılması yıldızların sönüp kararması ve sözün kısası dünya düzeninin dürülmesi- başka bir aleme hakim olan düzeni dürme yoluyla tanıtma türünden bir şeydir. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Siz birinci yaratılıştan ve alemden haberdarsınız. O halde neden ibret almazsınız?"

"Yıldızlar sönüp karardığı zaman" ayeti de nur ve diğer eserle-rinin ortadan kalkması anlamında-dır. Ayette geçen "tumiset" kelimesi de bir şeyin nişanelerinin ve etkileri-nin ortadan kalkması veya silinmesi anlamındadır. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Yıldızlar sönüp karardığı zaman"

Hakeza "Güneş karardığı zaman" ayeti de bir şeyi çevirerek sarmak anlamındadır. Tıpkı sarığı başa sarma gibi. Güneşin tekvirinden (kararmasından) maksat ise kütlesi-nin ihata yoluyla kararmasıdır ve bu taktirde de istiare söz konusudur.
Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Yıldızlar karardığı zaman (veya döküldüğü zaman)" Ku-şun havadan inkidarı, kuşun yere düşmesi anlamındadır. O halde bu mana esasınca yıldızların inkidarın-dan maksat, yıldızların düşmesidir. Nitekim şu ayet de aynı anlamı ifade etmiştir: "Yıldızlar dağıldığı zaman"

Elbette inkidar kelimesinin de-ğişmek, kararmak anlamına gelmesi de mümkündür. Bu durumda da maksat, yıldızların ışıksız hale gel-mesidir.
Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Yıldızlar dağıldığı zaman." Bu da kendi yerinden dağıldıkları an-lamındadır. Bu ayette yıldızlar ipe di-zilen incilere benzetilmiştir ve bu inci taneleri ipinin kopmasıyla da dağıl-maktadır.

2984. Bölüm
Göğün Yarılması

Kur'an:
"O gün gök sarsıldıkça sarsılır."
"Gök yarıldığı zaman."
"Gök yarılır; o gün düzeni bozulur."
"Gök yarılıp da, yağ gibi kızardığı zaman…"
"Gök, o gün, erimiş maden gibi olur."
"Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yarat-maya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edece-ğiz. Doğrusu biz yaparız."
Tefsir

Ruh'ul Meani tefsirinde "O gün gök sarsıldıkça sarsılır" ayeti-nin tefsirinde şöyle yer almıştır. Ayette geçen "temuru" kelimesi İbn-i Abbas'ın dediğine göre, "titriyor" anlamındadır. Yani gökyüzü olduğu yerde titrer, anlamındadır. İbn-i Abbas'tan nakledilen başka bir rivayette ise bu kavram

"yarılacaktır" anlamında tefsir edilmiştir. Mücahid şöyle diyor: Yani "dönecektir" "mevs" kelimesi ise aslında gelip gitmek anlamındadır. Bir görüşe göre de dalgalı hareket anlamındadır. Başka bir görüşe göre ise akın ve hızlı hareket anlamındadır. Mutlak bir şekilde cereyan etmek ve akmak anlamında da kullanılmıştır.
Mecme'ul Beyan'da "Gök ya-rıldığı zaman" ayetinin tefsirinde şöyle yer almıştır: "ve yeryüzünde de-likler ve yarıklar ortaya çıktığında"

"Gökyüzü yarılır" ayeti hak-kında ise şöyle diyor. Yani, "gökyü-zünün bir bölümü diğer bölümünden ayrıldı ve açıldı. "gökyüzü o gün gevşektir." Yani, binası altüst olur çökmeye başlayınca oldukça gevşer. Başka bir görüşe göre ise sağlam ve şiddetli gökyüzü birbirinden ayrılır pamuk gibi gevşer ve yumuşak olur.

el-Mizan Tefsirinde ise, "o gün gökyüzü yarılınca yağ gibi kırmızı bir renge bürünür." Ayetinin tefsirinde şöyle yer almıştır: yani kırmızı renkli yağ anlamında olan "dihan" gibi kıpkırmızı bir ren-ge bürünür.

"Gökyüzü maden gibi eri-diğinde" ayeti hakkında ise şöyle diyor: ayette geçen "mühl" kelimesi de bakır altın ve benzeri erimiş maden anlamındadır. Bir görüşe göre de zey-tinyağının tortusu anlamındadır. Başka bir görüşe göre de katranın çökeleği anlamını ifade etmektedir.

"Gökyüzünü bir tomar gibi dürdüğümüz ve onu ilk yarattığımız gibi yeniden yarattığımız gün" ayeti hakkında ise Müfredat kitabında şöyle yer almıştır: Söylenildiğine göre Siccil üzerine yazı yazılan bir taş idi ama daha sonra üzerine yazılan her şeye siccil denilmiştir. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "yazılı tomar gibi dürdüğümüz" o tomar yazılarını korunsun diye içine dürmektedir. Bu anlam "siccil" kavramı hakkında söylenilen en sade ve açık anlamdır.

O halde "li'l Kutub" kavramı "teyy" kelimesinin mefuludur, faili ise "siccil" dir. Maksat şudur ki siccil, -veya üzerine yazı yazılan sayfa veya tomar dürülünce onun dürülmesiyle içinde bulunan yazılar da, yani hatlar ve resimler vasıtasıyla siccilde bir tür subut ve tahakkuk içinde bulunan anlamlar ve kavramlar da dürülmek-tedir ve böylece de yazılar görülmez olmaktadır. Ondan hiçbir eser görül-memektedir. Gökyüzü de Allah'ın kudretiyle böylesine dürülecektir.

Ni-tekim Allah şöyle buyurulmuştur: "ve gökler O'nun eliyle dürü-lür" Netice olarak O'ndan başka-sından gizlenir, örtülü kalır, hiçbir eseri ve etkisi gözükmez. Elbette O'ndan başkasından gizli olsa da gayb aleminden gizli ve örtülü değil-dir. nitekim "siccil" ve "tomar" için-deki yazılar da tomarın kendisinden gizli değildir. ama diğerlerinden gizli ve örtülüdür.
Göklerin dürülmesi de bu esas üzere kendisinden (gayb aleminden) indikten ve takdir edildikten sonra gayb alemine dönüşülür.

Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Her şeyin hazinesi bizim ka-tımızdadır. Onu sadece belli bir miktar indiririz." Başka bir yerde ise mutlak bir şekilde şöyle buyurmaktadır: "ve dönüş Allah'a doğrudur." Hakeza şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz dönüş Rabbinedir."

Belki de bu anlama iltifat edilerek şöyle denmiştir: "onu ilk defa ya-rattığımız gibi tekrar yaratı-rız" ayeti de her şeyin yaratılışın başlangıcında sahip olduğu haletine döneceği anlamındadır ve o da bir hiç olduğudur. Nitekim Allah şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz seni ya-rattık ve sen daha önce bir şey değildin" ve hakeza şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz insanın üzerinden bir müddet geçti ve o zikredilecek bir şey değildi"

2985. Bölüm
Kıyamet Nefhası

Kur'an:
"Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar."
"Sura üfürülür. İşte bu ge-leceği söz verilen gündür. Her can, kendisiyle berâber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir."
"Sura üflenince, kabirle-rinden Rablerine koşarak çı-karlar. Vah halimize! Yattı-ğımız yerden bizi kim kaldır-dı?" derler. Onlara: " işte Rahman olan Allah'ın vadet-tiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.
Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getiril-miş olur."

14480. Resulullah (s.a.a), Te-bük'ten Medine'ye geri dönünce Amr b. Me'd-i Kerib yanına geldiğinde kendisine şöyle buyurmuştur: "Ey Amr! Müslüman ol ki Allah seni büyük korkudan güvende kılsın." Amr şöyle dedi: "Ey Mu-hammed! Büyük korku da nedir? Ben korkmuyorum." Peygamber şöyle buyurdu: "Ey Amr! Sandı-ğın ve hayal ettiğin gibi değildir.

İnsanlara öyle bir yüksek ses (sayha) ile seslenilir ki Allah'ın dilediği dışında ölen her şey diri-lir ve canlı olan her şey ölür. Ar-dından başka bir yüksek sesle çağrılır ve ölenlerin tümü kalkar. Hepsi sıraya dizilir, gökyüzü ya-rılır, yeryüzü aşağı çöker, dağlar dağılır… Ey Amr! Sen nerede, bunlar nerede?" Amr şöyle dedi: "Gerçekten de büyük bir iş duy-dum. Ardından Allah ve Resu-lü'ne iman etti. Onunla birlikte bulunan kabilesinden bazı kim-seler de iman ettiler ve kendi kabilelerine geri döndüler."

14481. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her nefsin bir sü-rücüsü, bir de şahidi vardır." Sürücü onu mahşer yerine sürer; şahitlerse onun yaptıklarına şa-hitlik eder."

14482. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Gerçekten de Ade-moğlu yaratıldığı şeyden gaflet içindedir. Allah onu yaratmak is-teyince meleğe şöyle buyurdu: "Onun rızkını, amelini, ecelini, mutlu mu mutsuz mu olacağını yaz." O melek (onları yazıp) da-ha sonra göklere çıkar. Allah bü-luğa erinceye kadar onu koru-ması için kendisine bir melek gönderir. O melek (bu görevini yerine getirir ve) daha sonra yu-karı çıkar.

Bu durumda da Allah ona iyi ve çirkin amellerini yaz-sın diye iki melek tayin eder. Ölüm anı erişince de o iki melek yukarı çıkar, ölüm meleği iner ve canını alır. Sonra mezara konu-lunca ruhu bedenine geri çevrilir, iki melek kabirnin başına gelir, ondan imtihan alırlar ve ardın-dan yukarı çıkarlar.

Kıyamet ge-lip çatınca iyiliklerini kaydetmek-le memur olan melek ve kötü-lükleri kaydetmekle memur olan melek ona nazil olur ve boynuna bağlanmış olan mektubu açar. Daha sonra birisi onu ileri doğ-ru sürdüğü, diğeri ise yaptığı işlere tanıklık ettiği halde, onunla mahşer sahnesine gelirler." Allah Resulü (s.a.a) daha sonra şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz önü-nüzde dayanamayacağınız çok büyük bir iş vardır. O halde bü-yük olan Allah'tan yardım dile-yiniz."

2986. Bölüm
Mezarlardan Çıkıldığı Gün

Kur'an:
"O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çı-kış günüdür."
"İçinde olanları dışarı ata-rak boşaldığı zaman."
"Yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman."
"O gün, yer yarılır onlar çabucak ayrılır; bu, bize göre kolay bir toplamadır."

"Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dön-müş, yüzlerini zillet bürümüş olarak"
"Öyleyse onlardan yüz çe-vir ve davetçilerin (insanları) görülmemiş bir şeye davet et-tikleri günü hatırlat. Onlar gözleri şiddetli dehşetten yere bakar bir halde dağılmış çe-kirgeler gibi, kabirlerden çı-karlar. Bu davetçiye (dehşet ve ıstırap içinde) boyunlarını uzattıkları bir halde küfreden-ler: "Bu, zorlu bir gündür" derler."

14483. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Siz ve kıyamet birbi-rinize yakınsınız… Sanki sarsın-tısıyla geldi, göğsünü yere dayadı. Dünya, ehlinden kesildi, onları bakıcı kucağından ayırdı."
14484. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Yeryüzünü yarıp tit-retir… İçindekileri çıkarır, onları eskidikten sonra yeniler, ayrıldık-tan sonra birleştirir."

14485. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sonunda işler biter, zaman tükenir, dirilme zamanı yaklaşır. (Allah) insanları kabirle-rinden çıkarır"
14486. İmam Rıza (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Bu yaratık için en korkunç halet üç yerde ortaya çıkar: Dünyaya geldiği, annesinin karnından çıktığı ve dünyayı gördüğü gün, öldüğü ve ahiret ile ehlini müşahede ettiği gün ve dirildiği ve dünya yurdunda gö-remediği bir takım hükümleri gördüğü gün."

14487. İmam Seccad (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Adem oğlunun en şiddetli üç anı vardır: Ölüm me-leğini gördüğü an, mezarından çıktığı an ve Allah Tebarek ve Teala'nın huzurunda durduğu an."
14488. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah'ın günleri üç gündür: Kaim kıyam ettiği gün, rec'at günü ve kıyamet günü."

Tefsir:
Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "O gün çığlığı gerçekten du-yarlar." Ayette geçen, sayha (çığlık) kelimesi bir defa yüksek sesle yapılan çağrıdır. Bu ses ikinci nefhadır. "Bi'l-Hak" kelimesi ise Kelbi'nin dediği üzere ölülerin dirilmesi anlamındadır. Mukatil'in görüşüne göre ise o sayha ve şiddetli ses haktır.

"Zalike yevmul huruc" cümlesi de mezar-lardan mahşer çölüne doğru dışarı çıkmak ve Allah'ın huzurunda dur-mak anlamındadır. "Yevme te-şekku" kelimesi ise yarıldığı gün demektir. "el-erzu enhum" keli-mesi ise "yeryüzü onlara yarılır ve ölüler dışarı çıkar" anlamındadır. "Siraen" kelimesi de hiç bekletmek-sizin o davetçiye doğru koşmalarıdır.

"ve elketmafiha" kelimesi ise Kutade ve Mücahid'in görüşüne göre, ölüler ve hazineler dışarı atırlır. Bu ayetin bir benzeri ise şudur: "Ve yeryüzü defalarca ağırlıklarını dışarı çıkarır" "Ve tehellet" yani yeryüzü içini boşaltır ve içinde hiçbir şey kalmaz. Bir görüşe göre de yeryüzü içindeki madenler, elementler ve hazinelerden olan şeyleri dışarı dö-ker ve üzerindeki dağlardan ve deniz-lerden boşalır.

İbn-i Abbas, Mücahit ve Ceb-bai'nin görüşüne göre "ehrecet'il erzu eskaleha" cümlesi de yeryü-zünün içine gömülen ölülerin, amelle-rinin karşılığını görmek için diri ola-rak mezarlarından çıkmaları anla-mındadır. Bir görüşe göre ise, "Yer-yüzü içindeki hazineleri ve kaynakla-rını dışarı atar" anlamındadır.

"Yevme yehrucune minel ecdas" kelimesindeki "ecdas" ke-limesi mezarlıklar anlamındadır. "siraen" kelimesi ise hızla sürül-dükleri için hızlı bir şekilde koşmala-rı anlamındadır. Cebani ve Ebu Müslim'in dediğine göre de "keen-nehum ile nusubin yufizun" cümlesi de adeta kendilerine tayin edi-len ilim ve nişaneye doğru gittikleri ve koştukları anlamındadır."

376. Ko-nu

el-Mead
Ahiret (3)
Mahşerin Hu-susiyetleri

el-Bihar, 7/62, 5. bölüm; Sı-fat'ul Mahşer

bak.
111. konu, el-Hisab; 271. ko-nu, eş-Şefaat (2); 293. konu, es-Sırat; 542. konu, el-Mizan
el-Amel (3) 2961. bölüm; er-Riba, 1432. bölüm; el-Gadr; 3038. bölüm
el-Mukarrebun, 3329. bölüm; en-Nedamet, 3864. bölüm; et-Tezkiye, 1591. bölüm

2987.Bölüm Mahşerin Hususiyetleri


Kur'an:
"Onlara: "And olsun ki, si-zi ilk defa yarattığımız gibi size verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer gel-diniz; içinizde Allah'ın ortak-ları olduğunu sandığınız şe-faatçılarınızı berâber görmü-yoruz. And olsun ki aranızda-ki bağlar kopmuş, ortak san-dıklarınız sizden ayrılmışlar-dır" denecek."
"O gün, hiçbir tarafa sap-madan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetin-den kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

"Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğru-yu söyleyecektir."
"O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre ka-dar kötülük yapmışsa onu gö-rür."
"O gün insanlar, ateş etra-fında çırpınıp dökülen perva-neye dönecekler."

14489. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "İnsan nasıl yaşamışsa öyle ölecek ve nasıl ölmüşse öyle dirilecektir."
14490. Ebu Said ölüm yatağında iken yeni bir elbise istedi, getirilen yeni elbiseleri giydi ve şöyle dedi: "Allah Resulü'nden (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: "İnsan, ölürken giydiği elbisesiyle haşr olur."
14491. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz sizler, yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz bir şe-kilde Allah ile görüşürsünüz."

14492. Bir rivayette şöyle yer almış-tır: "Allah Resulü (s.a.a) aramız-da ayağa kalktı ve bizlere öğüt vermeye başlayarak şöyle buyur-du: "Ey insanlar! Şüphesiz sizler, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde Allah nezdinde haşr ola-caksınız: "Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz""

14493. Ebu Zer (r. a) şöyle diyor: "O doğru sözlü, tasdik edilmiş (Peygamber -s. a. a-) bana şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üç grup halinde haşr olur: Bir grubu sü-vari, tok ve giyinik bir halde, bir grubu meleklerin kendisini yerde sürüklediği bir halde ve ateşte haşr olur. Bir grubu ise yolda yü-rür ve hızla ilerler."

14494. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet gününde Allah-u Teala insanlardan bir grubu karınca şeklinde haşr eder. İnsanlar onları ayakları altında çiğner. Sonra şöyle denir: "Bu karınca şeklinde olanlar kimler-dir?" Onlara şöyle denir: "Bun-lar, dünyada kibre kapılanlar-dır."

14495. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey haktan sapmış ga-fil insan! Bu öğüt veren ve yol gösteren kimseye kulak ver! Kı-yamet amellerin sunulduğu, in-sanların sorguya çekildiği, müka-fat veya ceza gördüğü gün olarak takdir edilmiştir. İnsanların amellerinin kendisine döndürül-düğü ve tüm günahların sayıldığı gündür. O gün göz bebekleri erir, hamile olanlar karnında olan şeyi doğurur."

14496. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Dirilişten sonraki zaman, şüphesiz mezardan daha zordur. O gün genç çocuklar yaşlanır, büyükler kendinden ge-çer, ceninler düşer… O günün korku ve dehşeti günahsız me-lekleri bile ürkütür… Nerede kaldı ki, kulağı, gözü, dili, eli, ayağı, tenasül organı ve karnıyla günah işleyen kimseleri! Eğer Allah onu bağışlamazsa ve o gün kendisine merhamet etmezse (eyvahlar olsun ona!)"

14497. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İşte o gün (kıyamet), Allah'ın önce gelenleri de sonra gelenleri de hesaba çekmek, amellerinin karşılığını vermek için topladığı gündür. Herkes boyun eğmiş olarak ayakta bek-lemektedir. Ter ağızlarına gem vurmuş, yeryüzü onlarla beraber titremektedir. Onların içinde du-rumları en iyi olan, ayağını basa-cak yer bulup kendine geniş bir yer tutandır."

14498. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü herkes susuz olarak gelir."
14499. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet gününün karanlığında insanların şiarı (slo-ganı) "la ilaha illallah" cümlesi-dir."

14500. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Alemlerin rabbi kar-şısında dirildikleri kıyamet günü insanlar, o kadar birbirine yakın ve basık halde bulunurlar ki her-kesin yeri ayağının bastığı yer öl-çüsüncedir. Tıpkı sadağında ha-reket edemeyen ok gibidirler."

2988. Bölüm
Kıyamet Gününde Takva Sahiplerinin Du-rumu

Kur'an:
"Sakınanları o gün Rah-man'ın huzurunda O'na gel-miş konuklar olarak topla-rız."
"O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve se-vinmektedirler."
"İman etmiş erkek ve ka-dınları, defterleri sağdan ve-rilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün... layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür!"

"En büyük korku bile on-ları üzmez; kendilerini melek-ler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılar-lar."
14501. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Allah'ın peygambe-rini ve onunla berâber olan müminleri utandırmayacağı o gün, nurları önlerinde ve sağ-larında olarak yürürler" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "O gün bir nuru olan kimse kurtulu-şa erer ve her müminin bir nuru vardır."

14502. Resulullah (s.a.a), Allah-u Teala'nın, "Takva sahiplerini Rahman'ın katında konuklar olarak bir araya topladığımız gün" ayeti hakkında şöyle buyur-muştur: "Konuklar süvari olur, onlar ilahi takvaya sahip kimse-lerdir. O halde Allah onları sev-di, onları seçti, işlerinden hoşnut oldu ve bu yüzden de onları, "takva sahipleri" olarak adlan-dırdı."

14503. Resulullah (s.a.a), kendisi-ne, "Takva sahiplerini Rah-man'ın katında elçiler olarak bir araya topladığımız gün" ayetini soran ve, "Ey Allah Resulü (s.a.a)! konuklar sadece süvariler değil midir?" diye soran Hz. Ali'ye (a.s) şöyle buyurmuştur: "Canım elinde bulunana andolsun ki takva sahipleri kabirlerinden dışarı

çıkınca takımı altından olan kanatlı beyaz develerle karşılaşır-lar. Ayak bağları parlak bir nur-dur. O develerin her adımının mesafesi göz alabildiğincedir."
14504. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Takva sahiplerini Rahman'ın katında konuklar olarak bir araya topladığımız gün" ayeti hakkında şöyle buyur-muştur: "Onlar soylu develere binmiş olarak haşr olurlar."

14505. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim de şu dört şey bulunursa, büyük dehşet gü-nünden güvende olur: Kendine bir şey verildiğinde, "elhamdülil-lah" der. Bir günah işlediğinde, "esteğfirullah" der, bir musibete maruz kaldığında, "inna lillah ve inna ileyhi raciun" der" ve bir ihtiyacı olduğunda onu sadece rabbinden diler ve bir şeyden korktuğunda sadece rabbine sı-ğınır."

14506. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim fuhuş ve şehvetle karşılaşır ve aziz ve celil olan Allah'ın korkusundan on-dan uzaklaşırsa, Allah ona ateşi haram kılar, onu büyük dehşet gününden güvende kılar ve kendi kitabında, "Rabbinin ma-kamından korkan kimseye iki cennet vardır" ayetinde buyur-duğu vaadini gerçekleştirir."

14507. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim insanlara düşmanlık etmek yerine kendi nefsine düşmanlık ederse, Allah onu kıyamet gününün korku-sundan güvende kılar."
bak. el-Bihar, 7/290, 15. Bölüm; 230, 8. Bölüm; el-Amel (3), 2961. Bölüm; el-Heram, 805. Bölüm; en-Nur, 3963. Bölüm

2989. Bölüm
Kıyamet Günü Günah-karların Durumu

Kur'an:
"Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverir-ler."
"Kıyamet koptuğu gün, iş-te o gün, darmadağın olur-lar."
"Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı."

"Suçluları Rablerinin hu-zurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inan-dık" derlerken bir görsen!"

"Amel defteri ortaya ko-nunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını gö-rürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırak-madan hepsini saymış !" der-ler. İşlediklerini hazır bulur-lar. Rabbin kimseye haksızlık etmez."
"Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korku-dan göğermiş olarak topla-rız."
"Suçlular simalarından ta-nınırlar da, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanır-lar."
"Onlar birbirlerine gösteri-lirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, feda etmek ve böy-lece kendisini kurtarmak is-ter."

"Rabbine suçlu olarak ge-len bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne ya-şar."
"Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz san-ma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertele-mektedir. O gün başları kalkmış , gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır. İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksız-lık edenler:

"Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygam-berlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gel-meyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıkla-rımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik. Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular;

oysa dağları yerin-den oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elin-deydi. Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Al-lah'ın peygamberlerine verdi-ği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır. O gün, suçluları zin-cirlere vurulmuş olarak gö-rürsün. Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüye-cektir."

bak. Mü'min Suresi, 16-20. Ayetler; Kalem Suresi, 4243. Ayet-ler; Abese Suresi, 33 ve 42. ayetler
14508. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın "yüzleri, geceden ka-ra bir parçayla örtülmüş gibi-dir." ayeti hakkında şöyle buyur-muştur: "Gece olunca odanın içi-nin dışarıdan daha karanlık ol-duğunu gördün mü? Onların yü-zü de aynı şekilde daha çok ka-ranlık ve siyahtır."

14509. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü kul (dünyada) hiçbir kan dökmediği halde hecamet bardağı veya daha fazla bir miktar kan eline verilir ve kendisine şöyle denir: "Bu senin falan kimsenin kanından payındır." O şöyle arz eder: "Ey Rabbim! Canımı alıncaya kadar hiçbir kan dökmediğimi biliyor-sun" Allah-u Teala şöyle buyu-rur:

"Evet! Ama sen falan kim-seden falan sözleri işittin ve onun zararına (birilerine) aktar-dın böylece dilden dile aktarıldı ve sonunda falan zalimin kulağı-na ilişti. Bu sebeple de o zalim bu şahsı öldürdü ve bu da senin onun kanından olan payındır."

14510. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü insan-ların hesabı görülünce adamın biri başka birinin yanına varır ve o onu kana bular o şahıs şöyle der: " Ey Allah'ın kulu! Ben sana ne yaptım?" o şöyle der: "Falan gün aleyhime konuştun ki o söz-lerinle benim öldürülmeme se-bep oldun."
14511. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim dünyayı ahi-rete tercih ederse Allah kıyamet günü onu kör olarak haşr eder."
14512. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim Müslüman-lara karşı iki yüzlü ve iki dilli olursa kıyamet günü ateşten iki dilli olduğu halde getirilir."
14513. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim kardeşinin malından bir şeyi zulüm ve hak-sızlıkla yer ve onu kendisine geri döndürmezse kıyamet günü ateşten bir kıvılcım yer."

14514. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim üç günlük yemeği olduğu halde insanlara el açarsa Allah-u Teala ile görüştü-ğü gün etsiz (soyulmuş) bir yüzle görüşür. "
14515. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Her kim insanların malını yemek maksadıyla Kur'an okursa kıyamet günü yüzü kemik halinde ve hiçbir et olmaksızın gelir."

14516. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Laf taşıyanları, insan-ların ayıplarını arayanları, dedi kodu yapanları ve günahsız in-sanları kötüleyenleri Allah (kı-yamet günü) köpek suretinde haşr eder."
14517. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "(Kıyamet günü) kibirli insanlar karınca şeklinde getirilir ve Allah kulların hesabını görünceye kadar insanlar onları ayaklar altında çiğner."

14518. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü olunca bir münadi şöyle nida eder: "Dostlarımdan yüz çevirenler nerede? (Veya onları haklarından mahrum kılanlar veya onlarla alay edenler nerede) böylece yüzlerinde et olmayan bir grup ayağa kalkar. (kendileri için) şöy-le denir: "Bunlar müminlere ezi-yet eden, onlarla düşmanlıkta bulunan, onlarla inatlaşan ve dinleri sebebiyle müminleri kı-nayan kimselerdir." Ardından onların cehenneme atılması em-redilir."

14519. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Biz Ehl-i Beyt'e düşman olan herkesi Allah kı-yamet günü cüzzamlı bir halde haşr eder."
14520. İmam Bakır (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Allah'ın taktirini in-kar edenler mezarlarından may-mun ve domuz şeklinde mahşer çölüne getirilir."
bak. el-Miad, (2), 2986. Bölüm; el-Amel (3), 2961. Bölüm; ez-Zekat, 1582. Bölüm; el-Hacet, 967-968. Bölümler; el-Hemr, 1128. Bölüm; er-Riba, 1432. Bölüm; el-İlm, 2858. Bölüm; el-Gadir, 3038. Bölüm; el-Bihar, 7/213/116

2990. Bölüm
Amel Defteri

Kur'an:
"Her insanın boynuna iş-lediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitab'ı önüne çıkarırız. Kitab'ını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."
"Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler. de-rilerine: "Aleyhimize niçin şahitlik ettiniz?" derler." Bizi, her şeyi konuşturan Allah ko-nuşturdu.

Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyor-sunuz" cevabını verirler. Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve de-rilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarını-zın çoğunu bilmediğini sanı-yordunuz."
"İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahiy etmesiyle kendi haberlerini anlatır."

14521. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ey Allah'ın kulları! Biliniz ki kendi içinizden sizi gö-zetleyenler var. Azalarınızın gözcüleri ve dosdoğru yazan ya-zıcılar var; yaptıklarınızı kayde-dip nefeslerinizi sayıyorlar."
14522. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur:

"Muhakkak ki kulların gece ve gündüzlerinde işledikleri hiç bir şey, yüce ve münezzeh olan Allah'a gizli kalmaz. Kulla-rın yaptıklarına tümüyle haber-dar ve ilmiyle her şeyi kuşatan-dır. Sizin azalarınız, Allah'ın şa-hitleridir. Tüm organlarınız O'nun ordularıdır. Vicdanlarınız O'nun gözcüleri ve halvetleriniz ona aşikardır."

14523. İmam Bakır (a.s) Allah-u Teala'nın, "Herkesin iyi ve kötü amelleri boynuna asılır" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Her nerede olursa iyi ve kötü amelleri de kendisiyle olur ve kıyamet günü amel defteri kendisine verilinceye kadar da ondan ayrılmaz."

14524. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın, "Kitabını oku! Bu-gün sen (hesap görmek için ) kendine yetersin." Ayeti hak-kında şöyle buyurmuştur: "Kulun yaptığı ve kendisi için yazılan bütün işler adeta o an yapmış gibi kendisine hatırlatılır. Bu yüzden de şöyle derler: "Eyvah-lar olsun bize! Bu ne kitaptır ki küçük ve büyük her şeyi saymıştır."
14525. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü olunca insanın kitabı kendisine verilir ve şöyle denir: "Onu oku!" (Ravi şöyle diyor: "Ben şöyle arz ettim: "O kitapta olan şeyi tanır mı?"

İmam (a.s) şöyle buyurdu: "İnsanın baktığı her bakış söyle-diği her kelime, attığı her adım, yaptığı her iş o kitaptan zikre-dilmiştir." Ve o adeta o an işle-miş gibi bütün bunları kendisine hatırlatılır ve bu sebeple de şöyle derler: "Bu kitaptan dolayı ey-vahlar olsun bize…"

14526. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Ağızları mühürlenir, konuşmazlar, elleri konuşur, ayakları şahadette bulunur, deri-leri yaptıklarını dile getirir ve Al-lah'a hiçbir sözü gizlemezler."
14527. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Kıyamet günü ağızla-rına gem vurulmuş bir halde ge-lirler. İnsanın konuşan ilk uzvu bacakları ve elinin ayasıdır."

14528. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın "Siz, gözleriniz, ku-laklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğin-den korkarak kötü iş işlemek-ten çekinmiyordunuz." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Deri-lerden maksat tenasül organları ve baldırlardır."
14529. İmam Ali (a.s) oğlu İbn-i Hanefi'ye yaptığı vasiyetinde şöyle bu-yurmuştur: "Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "…işlemekten çekinmiyordunuz" deriden maksat tenasül organıdır."

14530. İmam Ali (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "Sonra Allah-u Teala kulak, göz ve tenasül organı için tayin ettiği görevi bir ayette top-ladı ve şöyle buyurdu: "Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve de-rilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Ama Allah'ın yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini zannedi-yordunuz" "Buradaki deriden maksat tenasül organlarıdır."

14531. Resulullah (s.a.a) Allah-u Teala'nın, "o gün yeryüzü ha-berlerini anlatır" ayetini okuyun-ca şöyle buyurmuştur: "o haberlerin ne olduğunu biliyor musunuz?" Kendisine, "Allah ve Resulü da-ha iyi bilir" dediklerinde ise şöy-le buyurmuştur: "Yeryüzünün haberleri şudur: Kadın ve erkek her kulun yer üzerinde yapmış olduğu her amele tanıklık eder ve şöyle der: "Şöyle ve böyle yaptı!"

14532. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yurmuştur: "Aziz ve celil olan Al-lah'ın her kul üzerinde tüm yara-tıklarından gözeticileri vardır ve önünden arkasından Allah'ın emriyle onu koruyan, yaptıkları-nı, sözlerini, kelimelerini ve ba-kışlarını kaydeden melekler var-dır. Onu kendilerine aldıkları yerde de Rabbinin tanıkları

olup yararına veya zararına tanıklıkta bulunurlar. Geceler, gündüzler ve aylar da onun lehine veya aleyhine tanıklık eden Rabbinin tanıklarıdır. Allah'ın diğer mü-min kulları da onun lehine veya aleyhine tanıklıkta bulunan Al-lah'ın tanıklarıdır. Onun amelle-rini belleyen melekler de onun lehine veya aleyhine bulunan Rabbinin tanıklarıdır."

14533. İmam Sadık (a.s) kendi-sine, "İnsanın müstahap namazları bir yerde kılması mı daha müstahaptır yoksa farklı yerde mi?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Orada burada kılmalıdır! Zira o (mekanlar) kıyamet günü onun lehine tanıklıkta bulunur."
14534. İmam Sadık (a.s) şöyle bu-yurmuştur: "İnsanoğluna gelip ça-tan her gün kendisine şöyle der: "Ey ademoğlu! Ben yeni bir gü-nüm ve ben sana tanığım. O halde bana iyilik et ve bende iyi işler yap ki kıyamet günü ben de senin lehine tanıklıkta bulunayım zira bundan sonra beni asla gö-remezsin."
bak. el-Amel (3), 2960. Bölüm; el-Merakabe, 1536, 1537. Bölümler; el-Bihar, 7/306, 16. Bölüm


Tefsir:
"Kıyamet günü açılmış bu-lacağı kitab'ı önüne çıkarı-rız." ayetindeki bu kitabın duru-munu "Kitab'ını oku, bugün, hesap görücü olarak sen ken-dine yetersin." ayeti izah etmek-tedir. Zira evvela insan için açılan ki-tabın insanın başkasına değil de biz-zat kendisine ait amel kitabı olduğu-nu göstermektedir. İkinci olarak o ki-tap insanın dünyada yapmış olduğu amellerin gerçeğini tümüyle kendisinde kaydetmiştir ve onun hiç-bir şeyinden gaflet etmemiştir.

Nite-kim başka bir ayette şöyle buyurmuştur: "Vah bize! Bu kitap nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler." Üçüncü olarak bu defterde sayılan amellerin gerçekleri; mutluluğu veya mutsuzluğu, amellerin iyi veya kötü sonuçları tümüyle bu defterde aşikardır.

Öyle ki herkes için her tür-lü gizleme özür ve bahane kapısını kapamaktadır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" de-nir." Dolayısıyla "Herkes yaptığı iyiliği o gün hazır bu-lur ve yaptığı

kötülükle kendi arasında uzun bir mesafe ol-masını diler" ayetinden de anlaşıldığı üzere bu kitap bizzat amellerin kendisini ve gerçeklerini içinde barındırmaktadır, bizim dünyada yazılarımızda yaygın olduğu gibi yazı ve çizgilerle değil. Bu defterde olan şey bizzat insanın yaptığı amelin kendisidir. Allah onları açıkça insana gösterecektir. Görmek ve müşahede etmekten daha güçlü bir delil de yoktur.

Dolayısıyla da ayette yer alan "tair" ve "kitap" kelimelerinden maksadın bir ve aynı olduğu ortaya çıkmaktadır ve o da insanın yaptığı ameldir. Münezzeh olan Allah'ın "onun için kıyamet günü bir kitab çıkarırız" ayetinde, "kitap" kelimesini "tair" kelimesinden ayırt edip bir arada zikretmemesi de kıya-met gününde insanın amellerinin mektup ve yazı şekline dönüştüğü ve daha önce yazı ve kitap şeklinde ol-madığı ve "tair" (uçan) olduğu vehmi-ni önlemek içindir. Ve yine "tair" kıyametten öncesine kadar gizli ve örtülü olduğu, dışarı çıkmadığı ve dolayısıyla da insanın boynuna asılmasıyla da uyum içinde olmadığı yanılgısına düşülmesini önlemek içindir.

Evet "Onun için çıkarırız" cümlesi amellerin hakikatinin yer al-dığı amel kitabının insanların idra-kinden gizli ve örtülü kaldığına gaflet perdesinin gerisinde olduğuna işarettir. Münezzeh olan Allah kıyamet günü onu dışarı çıkarır, insan onun detaylarından haberdar olur. "onu açık bulur" cümlesinden maksadın da aynı şey olduğunu ortaya koymaktadır.


Bu nükte de insan için bu işin hazırlandığını ve kendisinden gaflet edilmediğini göstermektedir. Nitekim "Her insanın boynuna işle-diklerini dolarız" cümlesi için bir tekit ve vurgudur. Zira sözün kısası şudur ki insanın amellerinin sonuçları bizzat kendisine ulaşmaktadır. Zira evvela insanın ameli kendisiyle birliktedir ve kendisinden asla ayrılmamaktadır. İkinci olarak bir kitaba yazılır ve o kitap onun kendisi için aşikar olur ve onu açık bulur.