Mizan'ul Hikmet-8.Cilt
 


2775.Bölüm Has Kullar


13277. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın asla be-laya duçar kılmadığı kulları vardır. Onların hayatını afiyetle birlikte kılar ve onları afiyet içinde cennete koyar."
13278. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Alah-u Tealanın afiyet içinde ya-şattığı, afiyet içinde canlarını aldığı ve afiyet içinde cennete götürdüğü kulları varıdr."

13279. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın her tür-lü belalardan koruduğu has kulları vardır. Onların hayatını afiyetle eş kı-lar, afiyet içinde rızıklandırır, afiyet içinde canlarını alır, afiyet içinde diril-tir ve afiyet içinde cennete yerleştirir."
13280. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın kendi nimetleriyle beslediği, kendilerine afiyetini verdiği ve rahmetiyle cennete koyduğu özel kulları vardır. Onların üzerinden belalar ve fitneler geçer ama onlara hiç bir zarar vermez."
bak. el-Bela, 400. Bölüm, ve İyi Düşün.

264. Konu

el-Ukubet
Ceza

Bihar, 6/54, 22. bölüm; İkab'ul-Kuffar ve'l-Fuccar fi'd-Dunya
Bihar, 71/237, 69. bölüm; İnellahe la Yuakibu Eheden bi Fi'li Gayrihi
Bihar, 75/272, 69. bölüm; el-Mu'akıbet ala Zenb

Bak
66. konu, el-Ceza; 340. konu, el-Azap; 361. konu, el-Afv (1); 362. konu, el-Afv(2); 442. konu, el-Kısas; 463. konu, el-Mukafat
el-Amel(1), 2937-2939. bölümler; el-Amel (3); 2961. Bölüm; el-Bela, 404. bölüm


2776. Bölüm
Ceza

Kur'an:
"Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azâb verendir."
"Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder."
"Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin."
13281. İmam Ali (a.s) münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "O'nu ne gazabı rahmet etmekten engeller, ne de rahmeti O'nu cezalan-dırmaktan gafil kılar."

13282. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, kullarını azabından alıkoymak ve onları cennete sevk etmek için sevabı itaatte, cezayı ise günahta karar kılmıştır."
13283. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz münezzeh olan Allah ken-disine karşı işlenen günahlara ceza taktir etmiştir ki kulları, kendi gaza-bından (intikam ve öfkesine neden olan günahlardan) korusun."
13284. İmam Ali (a.s) dünyanın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Nasıl betim-leyeyim bu diyarı ki başlangıcı meşakkat, sonu ise yok olup gitmektir... Helalinin hesabı sorulur, haramından dolayı azap vardır."
13285. İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: "Dünya kandırır, zarar verir ve geçer. Allah dünyayı dostlarına sevap, düşmanlarına da ceza olarak beğenmemiştir."

13286. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Haberiniz olsun, yüce Allah, kulları-nın sır perdesini kaldırdı; bu onların gizlediklerini ve gönüllerindeki sırla-rını bilmemesinden değildi. Aksine iyiliğe karşı mükafatı, kötülüğe karşı da cezayı takdir etmek için kullarından hangilerinin daha güzel iş yapacak-larını denemek içindi."
13287. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cezası dışında kötülükten daha kötü bir şey ve sevabı dışında hayırdan daha hayırlı bir şey yoktur."

13288. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sonra Allah, emaneti eda etmeyi emretmiştir. Zira, emanete ehil olmayan hüsrana uğrar. Emanet daha önce kendilerinden daha uzun ve kuvvetli, daha yüksek ve büyük olan yük-seltilmiş göklere, yayılmış yerlere ve sapasağlam uzun dağlara sunulmuş-tu... Fakat o güçlü varlıklar, işin sonucundan korktular."
bak. El-Maruf (2), 2692. Bölüm; el,Fesad, 3201. Bölüm

2777. Bölüm
Ceza Çeşitleri

Kur'an:
"De ki: "Üstünüzden ve altınızdan size azâb göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa kadir olan O'dur." Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak."

13289. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah'ın kalplerde ve be-denlerde (ruhsal ve bedensel) cezaları vardır: Hayat darlığı, ibadetlerde gevşeklik ve hiçbir kul katı kalplilikten daha büyük bir ceza ile cezalandı-rılmamıştır."
13290. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın iki cezası vardır.

Birisi ruhsal cezadır diğeri ise insanlardan bir kısmını diğer bir kısmına musallat kılmasıdır. Ruhsal cezalar hastalıklar ve yoksulluktan ibarettir. İnsanları birbirine musallat kılma cezası ise intikam almadır. Aziz ve celil olan Al-lah'ın şu sözünün anlamı da bunu ifade etmektedir: "İşte böyle yaptık-ları sebebiyle bazı zalimleri bazı zalimlere musallat kılarız." Yani günahlar sebebiyle. Ruhsal günahın cezası hastalık ve yoksulluktur. Mu-sallat kılmaktan sayılan ise intikam almaktır. Bunların hepsi müninin dün-yadaki azabı ve cezasıdır ama kafire bu dünyada öfke duyulur, intikam alınır ve ahirette de çok kötü bir azaba çarptırılır."

2778. Bölüm
Ceza ile Korkutmak ve Bunu Uygulamak

13291. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah her kime bir iş için mükafat vaadetmişse onu yerine getirir. Ve her kimi de (kötü) bir iş için ceza ile korkutmuşsa tercih kendisine aittir (isterse yerine getirir isterse de bağış-lar.)"
13292. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Rabimden beşer soyundan gafil kimselere azap etmemesini ve onları bana bağışlamasını istedim."

2779. Bölüm
Cezalandırmada Allah'ın Adil Oluşu

Kur'an:
"Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden bir şey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır."

bak. Bakara, 124, 139, 286; Nisa, 110; En'am, 164; İsra, 15; Lokman, 33; Sebe, 25; Zumer, 7; Necm, 38
13293. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah günahsız birini günahkar bir şahsın günahı dolayısıyla cezalandırmaz. Alalh-u Teala çocukları babaları-nın günahları sebebiyle sorgulamaz. "Hiç kimse başka birinin güna-hını yüklenmez" hakeza, "İnsan için sadece çabaladığı şey vardır."

13294. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala hiç kimseyi gücünün yettiği dışında mükellef kılmaz. Gücünden fazla omuzlarına yük (sorum-luluk) yüklemez. Her kim bir iş yaparsa neticesini görür ve hiç kimse baş-ka bir kimsenin günah yükünü yüklenemez."
bak. Et- Teklif, 3508. Bölüm; ez-Zenb, 1382. Bölüm

2780. Bölüm
Cezalandırmakta Acele Etmekten Sakınmak

13295. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cezalandırmak hususunda acele et-mekten sakın. Şüphesiz bu Allah nezdinde nefret edilen bir şeydir ve (nimetlerdeki) değişikliklere sebep olur."
13296. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Günahı cezalandırmak hususunda acele davranma. Bu ikisi arasında (günah ve ceza) bir yer bırak ki bu vesi-leyle ecir ve sevap elde edesin."

13297. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Günahı çabuk cezalandırma, o ikisi arasında özür dilemek için bir yol bırak."
13298. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Az affetmek ayıpların en çirkinidir. İntikam almada acele davranmak ise günahların en büyüğüdür."
265. Konu

el-Akl
Akıl

Bihar, 1/81, Ebvab-u Akl ve Cehl
Kenz'ul-Ummal, 3/379, 779; el-Akl


Bak
345. konu, el-Marifet(1); 346. konu, el-Marifet(2); 247. konu, el-Marifet (3); el-Haram, 801. bölüm; ez-Zenb, 1361. bölüm; et-Tama', 2419. bölüm; el-İlm, 2910. Bölüm; el-Lisan, 3562. bölüm; el-Heva, 4045. bölüm


2781. Bölüm
Akıl

Kur'an:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır."
"Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır."
"Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır."
"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehen-nemlikler içinde olmazdık" derler."
Enfal, 22
13299. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah Tebarek ve Teala kendi kitabında akıl ve anlayış sahiplerini müjdeleyerek şöyle buyurmuş-tur: "Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Al-lah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir."

13300. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Alah-u Teala şöyle bu-yurmuştur: "Şüphesiz bunda gönül sahibi kimseler için öğüt var-dır." Yani akıl sahipleri için. Hakeza Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphe-siz Lokman'a hikmet verdik." Yani anlayış ve akıl verdik."

13301. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın aklı işlerinin düzenidir. Edebi kıvamıdır. Doğruluğu imamıdır ve şükrü kemalidir."
13302. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimi akıl yerine oturtursa cahil-lik onu ayağa kaldırır."
13303. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah akıl verdiği herkesi bir gün akıl vesilesiyle kurtarmıştır."

2782. Bölüm
Akıl Allah'ın Yarattığı İlk Şeydir

13304. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır."
13305. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Övgüsü yüce olan Allah şüphesiz aklı yarattı ve akıl Allah'ın Arş'ının sağındaki nurundan yarattığı ruhani varlıkların ilkidir."
bak. el-Hılket, 1054. Bölüm


2783. Bölüm
Aklın Yaratıldığı Şey

13306. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah aklı, ezeli ilminde birikmiş gizlenmiş ve hiçbir mürsel peygamber ile hiçbir mukarrep mele-ğin haberdar olmadığı bir nurdan yaratmıştır."
13307. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala aklı dört şeyden ya-ratmıştır: İlimden, kudretten, nurdan ve bir şeye meşiyyetten. Sonra onu ilimle ayakta tutmuş ve melekutunda daimi kılmıştır."
bak. 2796, 2827. Bölümler
el-Bihar 1/99

2784. Bölüm
Akıl En Güçlü Temeldir

13308. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl en güçlü temeldir."
13309. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ilmin bineğidir ilim ise hilmin bineğidir."
13310. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl, insanı kötülükten münezzeh kılar ve iyiliği emreder."
13311. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her işin düzenleyicisi akıldır."
13312. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her işin doğruluğu akılladır."

13313. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl keskin bir kılıçtır."
13314. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl eskimeyen yeni bir el-bisedir."
13315. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl illiyyine (cennetin en yüksek ye-rine) doğru yükselir."
13316. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl hakkın elçisidir."

13317. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ümit edilen en üstün şey ve ce-halet ise en zararlı ve öldürücü düşmandır."
13318. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl düşünce ve bakışı güzelleşti-rir."
13319. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ihtiyatlı davranmaya neden olur, cehalet ise aldanmayı ve yok olmayı sağlar."

13320. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl gurbette bile yakınlık ve ahmaklık ise vatanda bile gurbetliktir."
13321. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl hidayet eder ve kurtarır cehalet ise saptırır ve helak eder."
13322. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir servet akıldan daha bere-ketli değildir ve hiç bir fakirlik ahmaklıktan daha aşağılık değildir."

13323. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiç bir servet aklıdan daha üstün değildir."
13324. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir mal akıldan daha faydalı değildir."
13325. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En iyi zenginlik akıldır."

13326. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kıvamı aklı iledir. Aklı ol-mayan kimsenin dini yoktur."
13327. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kıvancı dinidir. İnsanlığı ahlakı ve kökü ise akıldır."
13328. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın en üstün payı aklıdır. Eğer insan zillete düşerse aklı onu izzete ulaştırır. Eğer yere düşerse aklı onu ayağa kaldırır. Eğer saparsa onu hidayet eder. Eğer konuşursa sözlerini sağlam kılar."
13329. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın süsü aklıdır."

13330. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güzellik dildedir. Kemal ise akıl-da."
13331. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kökü aklıdır, (veya gönlü-dür) aklı ise dinidir."
13332. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zaman karşısında sadece akıldan yardım alınır."
13333. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aklın gönüldeki misali evin için-deki kandil misali gibidir."


2785.Bölüm Faziletler Hususunda Aklın Rolü2775.Bölüm Has Kullar


13334. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah kullarına akıldan daha iyi bir şey nasip etmemiştir. O halde akıllı kimselerin uykusu cahil insanların ge-ce (ibadet için) uyumamasından daha iyidir. Akıllı insanların evde kalışı cahil insanların (hac ve cihad gibi Allah'a itaat için) yolculuk etmesinden daha üstündür. Allah her peygamberi aklını kemale eriştirdiği ve aklının ümmetinin tüm akıllarından üstün olduğu için göndermiştir.

Peygam-ber'in (s.a.a) içinde tuttuğu şey çaba gösterenlerin gayretinden daha üs-tündür. Kul Alah'ın farzlarını sadece hakkında düşündüğü taktirde yerine getirir. Bütün abidlerin ibadetlerinin fazileti akıllı insanın ibadetinin fazi-letine ulaşamaz. Akıl sahipleri Allah-u Tealanın, haklarında ulul elbab (akıl sahipleri) dediği kimselerdir. "Sadece akıl sahipleri öğüt alır."

13335. İmam Kazım (a.s) Hişam bin Hakem'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey Hişam! Kullar arasında akıldan daha üstün bir şey bölüştürülmemiştir. Akıllı insanın uykusu cahil insanın (ibadet için) ayakta durmasından daha üstündür. Allah her peygamberi aklı tüm çaba gösterenlerin çabasından daha üstün olduğundan dolayı göndermiştir. Kul Allah hakkında akletmedikçe (O'nu tanıyıp itaat etmesi gerektiğini derketmeyince) Allah'ın farzlarından hiçbir farzı yerine getiremez."

2786. Bölüm
Ceza ve Sevap Hususunda Aklın Rolü

13336. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah aklı yaratınca, ona "Yönel" dedi o da yöneldi. Sonra, "Dön" dedi ve o da döndü. Daha sonra Allah şöyle buyurdu: "İzzet ve celalime andolsun ki ben senden daha güzel bir yaratık yaratmadım." Sana emrediyorum. Seni sakındırıyorum (emir ve yasaklarımın muhatabı sensin.) Sana mükafat veriyorum ve seni cezalan-dırıyorum."
13337. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hz. Musa'ya (a.s) vahyedilen şey-lerden biride şuydu: "Ben kullarımı kendilerine verdiğim akıl ölçüsünce hesaba çekerim."

13338. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü Allah kullarına ver-diği akıl miktarınca hesaplarını görmede dikkat gösterir."
13339. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kitapta (maksat Ali'nin (a.s) kita-bıdır) şöyle yazıldığını gördüm: "Şüphesiz herkesin değeri marifeti ölçü-süncedir. Şüphesiz Allah Tebarek ve Teala insanları dünyada kendilerine verdiği akıl miktarınca hesaba çeker."

13340. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Falan şahsın iyi olduğunu işittiği-nizde aklının güzelliğine bakın. Zira insan aklı ölçüsünce mükafat gö-rür."
13341. İmam Sadık (a.s) huzurunda bir şahsın ibadetinden, dindarlığından, ve faziletlerinden övgüyle söz eden Süleyman'a şöyle buyurmuştur: "Onun aklı nasıldır? " Ben, (Süleyman) şöyle arzettim: "Bilmiyorum." İmam şöyle buyurdu: "Mükafat akıl ölçüsüncedir."

13342. Resulullah (s.a.a) birini öven bir topluluğa şöyle buyurmuştur: "O şahsın aklı nasıldır?" Onlar şöyle arzetiler: "Ey Allah'ın Resulü! Biz ibadet ve hayırlı işlerdeki çabasını sana ilettik. Oysa sen bize onun aklını soruyorsun." Peygamber şöyle buyurdu: "Şüphesiz ahmak insan ahmaklığıyla kötü bi-rinin çirkin işlerinden daha kötü bir şeye bulaşır. Yarın kıyamet günü kul-lar akılları miktarınca derecelere erişir ve Rablerine yakınlık makamına ulaşırlar."
13343. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Birisi cihad, namaz, oruç, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma ehlidir ama kıymet günü sadece aklı miktarınca sevap görür."

2787. Bölüm
Aklın Önderliği

13344. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllar fikirlerin önderleridir. Fikir-ler ise kalplerin önderleridir. Kalpler ise hislerin önderleridir. Ve hisler ise organların önderleridir."
13345. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalbin bedendeki yeri halk ara-sında itaat etmeleri farz olan önderin yeri gibidir."

13346. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İlim amelin önderi ve amel ise il-min takipçisidir."
13347. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ilmin kökü ve anlamanın önemli bir etkenidir."
bak. el-Kelb, 3381. Bölüm; 424. Konu, el-Fikr; el-İlm, 2834. Bölüm

2788. Bölüm
Aklın Dayanağı

13348. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın dayanağı akıldır. Uyanık-lık, anlayış, hafıza ve ilim akıldan kaynaklanır. Dolayısıyla aklı nurla teyit edilirse, alim, hafız, zeki, uyanık ve anlayışlı olun. İnsan akılla kemale eri-şir, akıl insanın kılavuzu, görüş vesilesi ve işlerinin anahtarıdır."

13349. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herşeyin bir dayanağı vardır. Mü-minin dayanağı ise akıldır. İnsan aklı miktarınca Rabbine ibadet eder."
13350. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kullar arasında hiçbir şey şu beş şey kadar az bölüştürülmemiştir: Yakin, kanaat, sabır ve şükür. Bunların tümünü kemale eriştiren ise akıldır."

2789. Bölüm
Aklın Dünya ve Ahiret Hayrındaki Rolü

13351. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya ve ahiret akılla elde edilir. Her kim akıldan mahrum olursa, iki cihandan mahrum kalmıştır."
13352. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hayır tümüyle akılla elde edilir. Aklı olmayan kimsenin dini yoktur."
13353. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her cesaret akla muhtaçtır."

13354. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herşeyin bir araç ve gereci vardır. Müminin araç ve gereci ise akıldır. Herşeyin bir bineği vardır. İnsanın bi-neği ise akıldır. Herşeyin bir nihayeti vardır. İbadetin nihayeti ise akıldır. Her topluluğun bir başkanı vardır. İbadet edenlerin başkanı ise akıldır. Her tacirin bir malı vardır. Çaba gösterenlerin malı ise akıldır. Her hara-benin bir bayındırlığı vardır. Ahiretin bayındırlığı ise akıldır. Her yolcu grubunun sığınağı olan bir çadırı vardır. Müslümanların çadırı ise akıl-dır."

13355. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hikmetin derinliği akılla elde edilir. Aklın derinliği ise hikmetle ortaya çıkarılır."
13356. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim mal ve serveti olmaksı-zın zengin olmak, hasetten kurtulup kalp huzuru elde etmek ve dini hak-kında salim kalmak istiyorsa, aziz ve celil olan Allah'a yalvarıp yakararak aklını kamil kılmasını dilemelidir."
bak. el-Hayr, 1157. Bölüm

2790. Bölüm
Aklın Hüccet Oluşu

13357. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kullar üzerinde iki hücceti vardır. Dış hücceti ve iç hücceti. Dış hücceti, Resuller, Peygamberler ve imamlardır. İç hücceti ise akıllardır."

13358. İmam Hadi (a.s), kendisine, "Allah'a yemin olsun ki sizin benzerinizi hiç görmedim. Bugün insanlar üzerinde hüccet nedir?" diye soran İbn-i Sikkit'e şöyle buyurmuştur: "Kendisiyle gerçek imamı tanıdığı, tasdik ettiği ve yalancı imamı tanıyıp yalanladığı akıldır." İbn-i Sikkit şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki gerçek cevap budur."
13359. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kulları üzerindeki hücceti Peygamberdir. Kullar ve Allah arasındaki hüccet ise akıldır."

13360. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala insanlara hücceti akılla tamamladı. Peygamberlere beyan ile yardımcı oldu ve onları delillerle rububiyetine kılavuzluk etti."
13361. İmam Kazım (a.s), Hişam b. Hakem'e tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: "Allah peygamberlerini ve resullerini kulları Allah hakkında düşünsünler diye göndermiştir. Dolayısıyla her kimin marifeti daha iyi olursa duaları da daha iyi kabul edilir. Allah'ın işini en iyi bilenler akıl açısından en güzel olanlardır. Aklı kemale eren kimse ise, dünya ve ahirette derecesi en yüce olandır."
bak. 97. Konu, el-Hucce

2791. Bölüm
Akılsızlık Musibeti

13362. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akılsızlık gibi bir musibet yok-tur."
13363. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akılsızlıktan daha büyük bir yokluk yoktur."

13364. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah kuldan bir nimet almak iste-yince onda değiştirdiği ilk şey, akıldır."
13365. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kıvamı aklıdır, aklı olma-yan kimsenin dini yoktur."
13366. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisinde bulunan şeylerin çoğu akıl olmayan kimsede var olan şeylerin çoğu kendisinin ölüm sebebi olur."
bak. el-Musibet, 2332, 2333. Bölümler

2792. Bölüm
İnsanın Dostu Aklıdır

13367. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her insanın dostu aklıdır, düşmanı ise cehaleti. Akıllar, stoklardır. Ameller ise hazinelerdir."
13368. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her insanın dostu aklıdır, düşmanı ise cehaleti."

13369. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl, kendisinden kopulan arkadaş, nefsani istekler ise uyulan düşmandır."
13370. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Güvenilir insan akıllı ve dindar olan insandır. Akıldan ve mürüvvetten nasibi olmayan kimsenin sermayesi gü-nah olur. Herkesin dostu aklıdır, düşmanı ise cehalettir."
13371. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıldan daha faydalı bir techizat yoktur. Hiçbir düşman, cehaletten daha zararlı değildir."

2793. Bölüm
Müminin Samimi Dostu Aklıdır

13372. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl müminin samimi dostudur."
13373. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl insanın samimi dostudur."
13374. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl müminin kılavuzudur."

13375. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl kendisinden kılavuzluk isteyene hıyanet etmez."
13376. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Akıllardan kılavuzluk dileyin ki kı-lavuzluk edilesiniz ve akıla isyan etmeyin ki pişman olursunuz."
13377. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aklından, doğru yolu batıl yoldan ayıracak kadarı sana yeter! "

2794. Bölüm
Nefsin Akıl ve İstekler Arasında Çekiştirilmesi

13378. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl Rahman ordusunun komutanı-dır, heva ve hevesler ise Şeytan ordusunun komutanıdır. Nefsi bu arada her biri kendisine çeker, hangisi galip gelirse nefis orada yer eder."
13379. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ve şehvet birbirine zıttır. Aklın yardımcısı ilim ve şehvetin süsleyicisi ise heva ve hevestir. Nefis bu arada çatışma sebebi olur. Hangisi galip gelirse nefis onun tarafında bulunur"
bak. 519. Konu, en-Nefs, 537. konu el-Heva



2795. Bölüm Din ve Akıl


Kur'an:
"Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır."
"Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak ol-duğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler."
13380. İmam Kazım (a.s), Hişam b. Hakem'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala kendi kitabında şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz bunda kalp sahipleri için öğüt vardır." Kalpten maksat akıldır. Hakeza Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Lokman'a hikmeti verdik." Yani anla-yış ve akıl."

13381. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aklı olmayan kimsenin dini yok-tur."
13382. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim akıllı olursa dindar da olur ve her kimde dindar olursa cennete girer."

13383. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Din ve edep, aklın neticesidir."
13384. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Akıl Allah'ın insan için yarattığı bir nurdur. Allah aklı, kalbin aydınlığı kılmıştır ki kendisi vesilesiyle, görülenler ile görülmeyenler arasındaki farkı tanıtsın."
13385. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümin akledinceye kadar iman et-memiştir."
13386. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Din, akıl miktarıncadır ve yakinin gücü de din miktarıncadır."
BAk. el-Cehl, 598, 599. Bölümler; el-İlm, 2834. Bölüm

2796. Bölüm
Aklın Anlamı (1)

13387. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz akıl, cehaletin diz bağıdır ve (kötülüğü emreden) nefis en aşağılık canlı gibidir. Eğer bağlanmazsa, sapıklığa düşer."
13388. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefisler serbesttir, ama akılların eli onların dizginlerini kontrol eder ve insanı sefalete sürüklemesine izin vermez."
13389. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl, bilerek konuşman ve söyledi-ğin şeyle amel etmendir."
13390. İmam Hasan (a.s), kendisine, akıl hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Fırsata erişinceye kadar hüzün (bardağını) yudum yudum içmektir."

13391. İmam Rıza (a.s), bu soruya cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Hüzün barda-ğını yudum yudum içmek, düşmana karşı müsamaha göstermek ve dost-larla iyi geçinmektir."
13392. İmam Hasan (a.s), yine bu soruya cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Hüzün bardağını yudum yudum içmek ve düşmanlara müsamaha göstermektir."
13393. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ılımlı hareket etmen, aşırılıktan sakınman, söz verdiğinde, sözüne aykırı davranmaman ve öfklendiğin zaman yumuşak huylu olmandır."

13394. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Akıl, Allah'ın insan için yarattığı ve kendisiyle görülecek ve görülmeyecek şeylerin farkını tanıması için kalplerin aydınlığı kıldığı bir nurdur."
13395. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl hakikatte günahtan uzaklaşmak, akibetleri düşünmek, ihtiyatlı ve ileri görüşlü hareket etmektir."
13396. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala aklı, ezeli ilminde birikmiş ve gizlenmiş, aynı zamanda hiçbir mürsel Peygamberin ve mürsel meleğin haberdar olmadığı bir nurdan yaratmıştır. O halde il-mi, aklın kendisi; anlayışı, aklın ruhu; zühdü aklın başı; hayayı, aklın iki gözü; hikmeti, aklın dili; yumuşaklığı, aklın ağzı; rahmeti, aklın kalbi karar kıldı. Sonra içini on birikmiş şeyle, sağlam kılmıştır: Yakin, iman, doğru-luk, huzur, ihlas, yumuşaklık, bağış, kanaat, teslimiyet ve şükür ile."

Allame Tabatabai (r. a) Allah-u Teala'nın, "Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini işte böyle açıklar" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Akıl aslın-da bağlamak ve tutmak anlamındadır. İnsanın inançla bağlandığı idrakine, idrak ettiği şeylere, kendisiyle tasarrufta bulunduğu ve iyi ve kötüyü, hak ve batılı teşhis et-tiği sanılan güce akıl denmesi de bu açıdandır ve bu anlamı ifade etmektedir. Aklın karşıtı olarak, "cünun", sefihlik, ahmaklık, (ahmaklık) ve cehalet gibi bir takım tabirler vardır ve bu tabirler farklı itibarlar esasınca kullanılmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'de idrak çeşitleri hakkında kullanılan bir çok kavram vardır ve bu yaklaşık yirmı kavramı bulmaktadır. Örneğin zan, hesban (galip olan inanç), şuur, zikir, irfan, anlama, fıkıh (derin anlayış), dirayet, yakin, fikir, re'y (görüş), za'm (sanma), hıfzetme, hikmet, uzmanlık, şehadet ve akıl. Aynı zamanda kavl (görüş), fetva, basiret ve benzeri kelimeler de bu kavramlardan sayılmaktadır.

Zan: Her ne kadar kesinlik merhalesine ulaşmasa da galip olan inanç anlamında-dır. Hesban da aynı anlamı ifade etmektedir. Ama hesban daha çok, istiare şeklin-de, zanni idraklerde kullanılmaktadır. Tıpkı zan anlamına gelen, "addl" kelimesi gibi. Bu kavramın kökü, "adde zeyden minel ebtal ve hesibehu" (Zeyd'i kahraman-lardan biri saydı) cümlesinde yer almıştır.
Şuur: Daha çok ince ve dakik idrak türüne denmektedir ve "kıl" anlamını ifade eder, "şe'r" kökünden türemiştir ve bu da kılın inceliği ve zerafeti sebebiyledir. Bu kelime genellikle hissedilir gerçekler hakkında kullanılmaktadır, akledilen gerçekler-de değil! Duyu organlarına "meşa'ir" denmesinin sebebi de budur.

Zikir ve hatırlama: Bu da, idrakte kaybolduktan sonra, zihinde gizlenmiş olan sure-ti/şekli hazır hale getirmektir. Yani idrakten gizlenmesinden korumak anlamında-dır. (Zihni sureti hatırda tutmak ve unutulmasına engel olmak.)
İrfan ve tanıma: Bu da idrak eden güçte ortaya çıkan sureti, zihinde biriktirilmiş şeylere tatbik etmektir. Bu sebeple şöyle denilmektedir: "İrfan ve tanıma daha önce hasıl olan ilimden sonradır."

Fehm (anlayış): Bu da zihnin bir tür, dışarıdaki bir şeyin suretinin zihinde şekil-lenmesi vesilesiyle etkilenmesidir.
Fıkıh (derin anlayış): Bu da zihinde şekillenmiş suretin sebatı ve tasdikteki istikra-rıdır.
Dirayet: Bu da gizli boyutları ve malum özellikleri derk edilip tanınsın diye bu sebat ve istikrarda derinleşmek anlamındadır. Bu yüzden bir işe önem vermek ve büyük görme hususlarında kullanılmaktadır. Nitekim Allah-u Teala, şöyle buyurmuştur: "Gerçekleşecek olan! Nedir o gerçekleşecek olan gün." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Doğrusu, biz, Kur'an'ı kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?"

Yakin: Zeval ve gevşeklik kabul etmez bir şekilde zihni idrakin güçlenmesi anla-mındadır.
Fikir: Bu da bir tür kendilerine bağlı bilinmezlikleri elde etmek için hazır ve mevcut bilgileri gözden geçirmektir.
Re'y (görüş): Bu da fikir ve düşünceden hasıl olan tasdiktir (onaylamadır.) Bu keli-me de amel edilmesi uygun ve lazım olan veya bu tür olmayan tüm ameli (pratik) ilimlerde kullanılmaktadır,

tekvini (yaratışsal) işlerle ilgili nazari (teorik) işlerle ilgili değil! Basiret, ifta (fetva vermek) ve kavl (söz) kelimeleri de bu kavram ve anlamına yakındır. Elbette "kavl" terimi daha çok istiare şeklinde ve menzum (kendisine la-zım görülen) yerine lazımdan (bir şeyin gereklerinden) istifade edilmesi türündendir. Zira bir şey hakkında kavil ve söz, delalet ettiği şeye inanmayı gerektirir.

Za'm (sanmak): Bu da zihinde bir suret olması hasebiyle tasdik etmekten ibarettir. Bu tasdik, ister üstün bir tasdik olsun isterse de kesinlik ifade etsin, farketmez.
İlim: Daha önce de geçtiği gibi bu da zıddını idrakten alıkoyan bir tür idraktir.
Hıfz (ezberlemek): İlmi ve zihni sureti, değişmeyecek ve zail olmayacak bir şekilde kaydetmek ve ezberlemek anlamındadır.
Hikmet: Sağlamlık ve istihkamı açısından o ilmi ve zihni suretten ibarettir.
Hibre (uzmanlık): Bu da alim olan insanın ön gereklerinden ortaya çıkan her türlü sonuçtan haberdar olacağı bir şekilde ilmi suretin zuhurundan ibarettir.

Şehadet: Bu da hissedilir gerçeklerde var olan zahiri his vasıtasıyla bir şeyin kendisi-ne hissedilir gerçeklerde olduğu gibi, zahiri his vasıtasıyla veya ilim, irade, sevgi, buğz ve benzeri şeyleri ifade eder vicdani gerçeklerde olduğu gibi deruni his vasıtasıyla bir şeyin kendisine ulaşmaktan ibarettir. Zikredilen bütün bu kavramlar, anlamların-dan da anlaşıldığı üzere, madde, hareket ve değişiklikle iç içe olmaktan uzak değil-dir.

Bu yüzden de son beş kavram dışında, yani ilim, hıfz, hikmet, hibre ve şehadet dışında diğer tüm kavramlar, Allah-u Teala hakkında kullanılmamaktadır. Örne-ğin, "Allah zanneder, Allah tahmin eder, Allah sanır, Allah anlar, Allah kavrar..." gibi tabirler, Allah hakında caiz değildir. Ama diğer beş kavram, bir noksanlık ve yokluk gerektirmediği için Allah-u Teala hakkında da kullanılır. Nitekim münezzeh olan Allah bizzat şöyle buyurmuştur: "Allah her şeyi bilir."

Hakeza şöyle buyurmuştur: "Allah, herşeyin koruyucusudur." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Allah yaptığınız herşeyden haberdardır." Hakeza şöyle buyurmuştur: "İlim ve hikmet sahibi odur" Hakeza Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "O her şeye şahittir" Şimdi konumuz olan akıl meselesine dönelim. Bildiğiniz gibi akıl, münezzeh olan Allah'ın insanı yarattığı fıtrat üzere, kalbin tasdikiyle birlikte olan idrak hakkında kullanılmaktadır. Yani nazari (teorik) işlerde, hak ve batılı idrak etmek ve ameli (pratik) işlerde ise zarar ve faydayı, iyi ve kötüyü tanımaktır.

Zira münezzeh olan Allah insanı, varlığının evvelinde de kendisini idrak edecek bir şekilde yaratmıştır. Daha sonra da kendileriyle eşyanın zahirini derk etsin ve tanısın diye onu, bir dizi zahiri duyu organlarıyla mücehhez kılmıştır. Aynı zamanda kendisiyle ruhi anlamları idrak edecek, bu anlamların yardımıyla, nefsini, dış olgularla irtibata geçirecek, batıni ve deruni hislerle de donatmıştır. İrade, dostluk, düşmanlık, korku, ümit ve benzeri anlamlar gibi.

İnsan bu kavramlar hususunda bir tür tertip, ayırma, özelleştirme, genelleştirme ve bir takım tasarruflarda bulunmaktadır. Nazari (teorik) hususlarda ve amel sahasından dışarı olan işlerde teorik hükümler vermekte, ameli ve davranışlarla ilgili işlerde ise, pratik hükümler vermektedir. Bütün bunlar, insanın asıl olan fıtratının kendisi için belirlediği bir yolda hareket etmektedir ve bu da akıldan ibarettir. Ama bazen bazı kuvveler, şehvet ve gazap gibi güçler,

diğer kuvvelere galebe çalarak insana hakim olmakta ve diğer kuvvelerin etkisini yok etmekte veya zayıflatmaktadır. Netice olarak da insan, itidal yolundan saparak, ifrat veya tefrit uçurumuna yuvarlanmaktadır. Bu yüzden, aklı salim olduğu halde böyle bir insanda etkili olmamaktadır. Tıpkı yalan veya tahrif edilmiş belgeler veya tanıklıklar üzere hüküm veren bir kadıyı andırmaktadır. Bu kadı verdiği hükmünde, her ne kadar batılı kastetmese de haktan sapacaktır. Böyle bir kimse hem kadıdır ve hem de kadı değildir. Doğru olmayan bilgiler üzere hüküm veren insan da işte böyledir. Gerçi onun işini de, bir tür müsamaha sayesinde akıl olarak adlandırmak mümkündür.

Ama gerçekte akıl değildir. Zira insan, böyle bir halet içinde fıtratın selim yolundan ayrılmış ve doğru yollarından uzak düşmüştür. Allah-u Teala'nın sözü de işte bu esas üzeredir. Zira Allah aklı insanın dininde faydalandığı ve kendisi vesilesiyle gerçek bilgilere ve uygun davranışlara eriştiği bir unsur olarak tanıtmaktadır. Öyle ki bu unsur, söz konusu haslete sahip olmadığı taktirde, akıl olarak adlandırılamaz. Her ne kadar dünyevi hayır ve şer işlerinde etkili olsa da bu gerçek değişmez. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Ve şöyle dediler:

"Eğer dinlemiş veya akletmiş olsaydık, cehennem ehlinden olmazdık." Hakeza Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Yer-yüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüs-lerde olan kalpler de körleşir" Bu ayetler, görüldüğü gibi, aklı insanın ba-ğımsız olarak istifade ettiği, ilim ve bilgi anlamında kullanmıştır. Sem' (işitmek) laf-zı da, başkasının yardımıyla kendisinden istifade edilen idrak anlamındadır. Elbette her ikisinin de selim fıtratla uyumlu olması gerekir.

Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Kendini sefih (akılsız) kılan-dan başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez" Daha önce de belirtildiği gibi bu ayet, şu hadisin tersçelişiği (aks-i nakizi) konumundadır: "Akıl, kendisiyle Rahman'a ibadet edilen şeydir..."

Bütün bu söylenenlerden de açıkça anlaşıldığı üzere, Allah-u Teala'nın sözündeki akıldan maksat, insan için salim fıtratla birlikte hasıl olan idrakten ibarettir. Akıl hakkındaki bu tanımlama esasınca, münezzeh olan Allah'ın şu sözü de açıklığa kavuşmaktadır: "Allah, düşünürsünüz diye sizlere ayetlerini işte böyle açıklamaktadır." Zira ilim, beyan ve aydınlatmayla hasıl olmaktadır. İlim de aklın ön gereklerindendir ve akla erişmek için bir vesiledir. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur : "Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak alimler anlayabilir"
bak. 2787. Bölüm; 2803. Bölüm; el-Bihar, 1/96, 2. Bölüm; el-İlm, 2907. Bölüm

2797. Bölüm
Aklın Anlamı (2)

13397. İmam Hasan (a.s) babası (a.s) kendise aklınne olduğunu sorunca şöyle buyur-muştur: "Kalbin, kendine ısmarlanan şeyi korumasıdır."
13398. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl, tecrübeleri korumaktır. En ha-yırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir."
13399. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl ve ilim bir ipe bağlanmıştır bir-binden ayrılmaz ve uzaklaşmazlar."


13400. İmam Kazım (a.s) Hişam b. Hakem'e tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey Hişam! Şüphesiz akıl ilimle birliktedir. Allah-u Tela şöyle buyurmuştur: "Bunlar insanlara vediğimiz örneklerdir. Şüphesiz alimler dışında kimse onları akledemez."
13401. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz mutsuz kimse kendisine verilen akıl ve tecrübenin faydasından mahrum kalan kimsedir."
bak. Et-Tecrube, 496. Bölüm; 2814. Bölüm

2798. Bölüm
Akıllar Allah Vergisidir

13402. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllar Allah vergisidir. Adab ise sonradan insanın kazandığı şeylerdir."
13403. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl, Allah tarafından bir bağıştır, edeb ise zahmet ve çaba ile elde edilir. O halde herkim edeb kazanma yolunda zahmet çekerse onu elde eder. Her kim de aklını çoğaltmak için kendisini zahmete düşürürse sadece cehaleti artar."
bak. el-Edeb, 65. Bölüm

2799. Bölüm
Tabii ve Tecrübi Akıl

13404. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl iki çeşittir: Tabii (ve zati) akıl ve tecrübi akıl. Her iki akıl da fayda verir."
13405. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim iki çeşittir: Yaratılıştan gelen ve sonradan kazanılan. Yaratılıştan gelen ilim olmadığı zaman, sonradan ka-zanılan da fayda vermez."
13406. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıl anneden doğmadır, ilim ise sonradan kazanılandır."
bak. el-İlm, 2912. Bölüm; et-Tecrube, 496. Bölüm; 2797. Bölüm