Mizan'ul Hikmet-8.Cilt
 


2660.Bölüm Allah Latiftir


Kur'an:
"Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O latiftir, haber-dardır."
"Yaratan bilmez olur mu? O, latiftir, haberdardır."

12542. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın latif olması, azlığı, inceliği ve küçüklüğü anlamında değildir. (İlim ve kudretinin) eşyanın içine nüfuz etmesi ve derk edilememesi anlamındadır."
12543. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah latiftir, ama cismi bir letafet anlamında değil."
12544. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah latiftir, ama gizlilik ve görün-mezlikle nitelendirilemez."

12545. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, latiftir diyoruz. Zira hem la-tif (çok küçük) varlıkları yaratmıştır, hemde zarif ve ince işlerden haber-dardır. Allah'ın yaratış nişanelerini, zarif varlıkları; pire, sivrisinek ve on-lardan daha küçük ve zarif varlıkları yaratışında görmüyor musun? Onlar neredeyse gözle görülmezler ve küçük olmaları sebebiyle, dişi ve erkekleri, genç ve yaşlıları birbirinden ayırtedilmez. Bu şeylerin inceliğini ve zara-fetini gördüğümüz için... bu varlıkların yaratanın da zarif ve latif olduğu-nu anlıyoruz."

12546. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka her duyucu düşük sesleri duymaz, yüksek sesler onun kulağını sağır eder, uzak sesleri işit-mez. O'ndan başka her gören gizli renkleri ve çok küçük cisimleri göre-mez."

2661. Bölüm
Allah Haberdardır

Kur'an:
"Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. O, bu-nu peygamberin diğer bir eşine haber verince, Allah da peygambe-re durumu bildirmiş, o da bir kısmının yüzüne vurmuş bir kısmı-nın yüzüne vurmaktan geri durmuştu. Eşine, gizlice söylediğe şeyi başkasına nakletmiş olduğunu bildirince, eşi: "Bunu sana kim ha-ber verdi?" demiş, o da: "Bana, her şeyi bilen ve her şeyden haber-dar olan Allah haber verdi" demişti."

"Gökleri ve yeri hakla yaratan O'dur ki "Ol" dediği gün hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O'nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O hikmet sahibi'dir haberdar-dır."

12547. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Habir (haberdar) kendisine hiçbir şey gizli kalmayan ve gözünden uzak olmayan kimse demektir. Allah'ın (eşyalar hakkında) haberdar oluşu, onun imtihan ve netice almasından değildir. Zira denemek ve imtihan etmek (bir ilim vasıtasıyla başka bir il-me ulaşmak) gerçekte iki ilimdir. Eğer bu iki ilim olmasaydı, bir ilim ve bilgi vücuda gelmezdi. Böyle olan kimse (ilmi ve bilgisi tecbübeler ve şahsi kazanımlar sebebiyle oluşan kimse) önceden alim olmuş olamaz. (Allah'ın ilmi bu yolla vücuda gelmediği için de herşeyden haberdardır.)"

2662. Bölüm
Allah Kuvvetlidir

Kur'an:
"Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yok etti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir."
"Buyruğumuz gelince, Salih'i ve berâberindeki iman edenleri katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür."

12548. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka her güçlü zayıftır."
12549. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şey Allah'a boyun eğmiştir. Her şey O'nun sayesinde ayaktadır; her fakirin zenginliği, her düşkünün izzeti, her zayıfın kuvvetidir..."
12550. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu yüce ve güçlü olan Allah ne de kerimdir! Zayıflıktan boyun eğdiğin halde seni Allah'a isyana cüret ettiren nedir!"
12551. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O'nun her şeyi kuşattığında, her şe-ye galebe çaldığında, her şeye kadir olduğunda şüphe yoktur."

2663. Bölüm
Allah Azizdir

Kur'an:
"İzzet isteyen kimse bilsin ki, izzet, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de salih amel yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azâb vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar."
"Eğer bu savaştan Medine'ye dönersek, izzetli kimseler alçakla-rı And olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı. Oysa, izzet Al-lah'ın, Peygamberi'nin ve müminlerindir, ama münafıklar bu ger-çeği bilmezler."

12552. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka her aziz, zelildir."
12553. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Her zelile izzet verendir."
12554. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah hiç bir şeyden doğmamıştır ki kendisine izzetinde ortaklık edilsin."
12555. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamd, izzet ve kibriya sahibi olan, bu iki sıfatı yaratıklarına vermeyen Allah'a mahsustur."
bak. el-İzzet, 2705. Bölüm; el-Cebbar, 486

2664. Bölüm
Allah Hikmet Sahibidir

Kur'an:
"(Ayetleri açıklar ki) Dünya ve ahiret hakkında (düşünesiniz)! Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlı-dır." Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşleri-nizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırt etmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz azizdir, hikmet sahibidir."

"Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka ilah yoktur. Doğrusu Allah azizdir, hikmet sahibidir."
"Esirler sana hıyanet etmek isterlerse, bilsinler ki esasen daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi. Allah bundan ötürü onları yenmen için sana imkan verdi. Allah Bilendir, hikmet sahibidir."
12556. İmam Bakır (a.s), kendisine, "Neden Allah yaptığı işinden sorulmaz? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Zira, Allah sadece hikmet üzere ve doğru işler yapar."

12557. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Bana söyle bakayım, aziz ve celil olan Allah'ın mülkünde bir ortağı, veya tedbirinde bir zıddı (muhalifi) ve rakibi var mıdır?" diye soran bir zındıka, "Hayır, yoktur" diye buyurdu. Zındık şöyle dedi: "O halde, alemde gördüğümüz yırtıcı hayvanlar, korkunç sürüngenler, bir çok çirkin varlıklar, kurt, sivrisinek, yılan ve akrep gibi uygunsuzluklar nedendir? Bütün bunlara rağmen siz, "Allah hiçbir şeyi sebepsiz yarat-mamıştır,

çünkü o boş bir iş yapmaz" diyorsunuz." İmam ona şöyle bu-yurdu: "Sen akreplerin, idrar yolları hastalıkları, mesane taşları ve gece al-tını ıslatan kimseler için faydalı olduğunu, en iyi panzehirin yılan eti oldu-ğunu, zira cüzzam hastalığına yakalanmış birinin onu beyaz zac ile yediği taktirde hastalığına faydalı olduğunu, toprak kurdunun da cüzzam hasta-lığı için çok faydalı olduğunu demiyor musun? " O, "Evet öyledir..."

dedi ve ardından yine şöyle sordu: "Bana de bakayım, Allah'ın yaratış ve tedbi-rinde bir noksanlık var mıdır? " İmam, "Hayır" diye buyurdu. O yine şöyle sordu: "Allah'ın insanı sünnetsiz olarak yaratmasının bir hikmeti var mıdır, yoksa bunu abes olarak mı yapmıştır? " İmam, "Hikmet üzere yapmıştır" diye buyurdu.

O bunun üzerine şöyle dedi: "Siz, Allah'ın yarattığını değiştiriyorsunuz ve yaptığınız sünnet hususundaki işinizin, Allah'ın yaptığı işten daha iyi olduğunu söylüyorsunuz ve sünnet olmamayı kınıyorsunuz. Oysa Allah onu bu şekilde yaratmıştır. Ama sizin işiniz olan sünnet olmayı, övüyor-sunuz. Sakın bu konuda da, "Allah'ın bu işi yanlıştır ve hikmete dayalıdır" demeyin. İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ın bu işi de bir hikmete daya-lıdır ve doğrudur,

ama Allah bizzat sünnet olmayı taktir etmiş ve yaratık-larına bunu gerekli görmüştür. Aynı şekilde çocuk dünyaya gelince de göbeği annesinin göbeğine bağlıdır. Hikmet sahibi Allah bunu böyle tak-tir etmiştir, ama buna rağmen kullarına onu kesmelerini emretmiştir. Hat-ta eğer bu göbek bağını kesmezlerse, çocuk ve anne için kesinlikle zarar vericidir.

Hakeza tırnakların da uzadığında kesilmesini emretmiştir. Oysa Allah insanı tırnaklarının uzamayacağı bir şekilde yaratabilirdi. Aynı şekil-de, uzayan ve uzadığında da kesilmesi gereken bıyık ve saçlar da öyledir. Ve yine Allah sığırları da yumurtalıklarıyla yaratmıştır. Ama onları, hadım etmek daha uygundur. Bunlar, aziz ve celil olan Allah'ın taktir ve tedbiri-ne zarar vermez."

12558. İmam Ali (a.s), yarasanın yaratılışı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'ın şu yarasaların yaratılış hikmetlerinden bize gösterdiği şeyler, onun hariku-lade yaratışına ve sanatının ince-liklerine örneklik teşkil eder. Her şeyi ha-rekete geçiren ışık, yarasayı hapseder. Bütün canlıları hareketsiz kılan ka-ranlıklar da onu harekete geçirir."

12559. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Kudretinin melekutunu ve hikmetinin eserlerini ifade eden inceliklerini bize göstermesi... O'nun kudretiyle ayakta durabildiğini itiraf etmesi, bir hüccet olarak bizleri gayr-i ihtiyari O'nu tanımaya ve marifetine sevk etmiştir. Eşsiz, örneksiz yoktan var ettiği yaratıklarında, sanatının eserleri, hikmeti apaçık ortaya koymaktadır. Neticede bütün yaratıklar O'nun birer hücceti ve O'na götüren birer delildirler.

Allame Tabatabai, Tefsir'ul-Mizan'da, Allah-u Teala'nın hikmeti ve Allah'ın fii-linin bir maslahata dayandığı konusu başlığı altında şöyle yazmaktadır: "Ortaya koyduğumuz çeşitli ve farklı davranışlar, irade ve isteğimizle ilişkili olduğu taktirde bizim fiillerimiz sayılmaktadır. Dolayısıyla, sağlık, hastalık ve günlük veya yıllık (bedensel gelişim) hareketinden kaynaklanan mecburi tepkiler, bizim fiillerimiz sa-yılmamaktadır. Şüphesiz bir işi irade etmek,

o işin üstün olduğunu bilmeye ve o fiilin bizler için kemal olduğunu kabul etmeye bağlıdır. Yani o işi yapmak, yapmamaktan daha iyidir ve faydası zararından çoktur. Bir fiilin hayır ve fayda boyutu, o fiilin (terkedilişine karşı) tercih etme sebebidir. Yani o sebep, bizleri o fiili yapmaya sevketmektedir. Başka bir tabirle, bizim bu fiili yapmamızın sebebi işte bu boyuttur. Bu da failin o fiili yapmasındaki hedef ve gayesi olarak adlandırdığımız şeydir. Felsefi araştırmaların da ispat ettiği gibi, fiil, failden orataya çıkan bir tepki anlamında, ister iradi olsun, ister iradesiz, belli bir hedef ve gaye taşımaktadır.

Amelde bir fiilin hayır ve fayda yönünde kapsaması, fiilin maslahatı olarak adlandı-rılmaktadır. O halde, akıl sahiplerinin (her insani topluluk ehlinin) maslahat olarak adlandırdığı şey, faili fiile sevk eden sebep ve etkendir ve bu etken, bu fiilin kayıtsız ve doğru bir şekilde gerçekleşmesine sebep olmaktadır ve bu yüzden de fail, yaptığı işinde, hikmet sahibi biri sayılmaktadır. Eğer işin içinde bu maslahat olmasaydı, fiil faydasız ve etkisiz olurdu.

Açıkça bilindiği gibi fiilden kaynaklanan maslahat, fiilin varlığından önce mevcut değildir. Dolayısıyla bizim, "Maslahat, failin hedefi ve onu fiile davet eden sebeptir" deyişimiz bu etkenin, onun zihni varlığı sebebiyledir, dış varlığı sebebiyle değil. Yani biz, dış alemde cari olan, tümel kanunlar ve hareketleri hedeflerine ve fiilleri masla-hatlarına sevk eden ve aleme hakim olan uyumlu ilkeler sisteminden ilmi ve zihni bir takım suretler edinmiş haldeyiz. Aynı şekilde eşyanın birbiriyle olan ilişkilerini tecrübe etme neticesinde de bir bilinç ve zihniyet elde etmekteyiz. Şüphesiz, bu ilmi sistem dış alemdeki sisteme bağlı oluşmaktadır ve ondan kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla içimizden, irade sahibi olan faillerin yapması gereken, fiil olarak adlan-dırılan özel davranışları o ilmi sistem ile uyumlu kılması, bu zihni sistemde göz önünde bulundurduğu maslahata, fiilinde riayet etmesi ve iradesini bu esas üzere şe-killendirmesidir. Bu esas üzere eğer fiilini ilmine uyumlu kılmada başarılı olursa, bu yaptığı fiil bir hikmete dayanır ve ameli sağlam bir şekilde ortaya çıkmış olur. Ama eğer ilmini ve zihni suretini, dış alemdeki reel bilgilerine uyarlama noktasında hata edecek olursa, bu hata bir kusurdan kaynaklansın veya kaynaklanmasın, artık hikmet sahibi olarak adlandırılmaz, aksine boş iş yapan, cahil ve benzeri isimlerle adlandırılır.

O halde hikmet fiilini, dış alemdeki sistemden algıladığı ilmi sistem ile uyumlu ve mutabık kılan failin sıfatıdır, fiilinin maslahata dayanmış olması da dış alemden al-gıladığı ilmi suretine uyarlanması anlamındadır. O halde hikmet gerçekte dış alemin zati bir sıfatıdır. Eğer bu sıfatı faile veya fiiline uyarlayacak olursak, bu sebeple fai-lin fiili, ilmi vasıtasıyla dış alemle intibak ve uyumluluk içindedir. Fiilinin maslaha-ta dayalı olması da bu anlamdadır. Yani fiili, ilmi suretten kaynaklanmıştır ve o il-mi suret de dış alem ile uyum içinde ve uyumluluk içindedir.

Elbette bu dediklerimiz, hedefi dış alemle intibak olan fiiller hakkında geçerlidir. Bizden ortaya çıkan iradi fiiller gibi. Ama dış alemin bizzat kendisi olan fiiller -yani münezzeh olan Allah'ın fiileri- hikmetin bizzat kendisidir, hikmet olarak ad-landırılan başka bir işe tabi ve o işle uyumlu anlamında değildirki neticede biz o fiili hikmete dayalı bir iş olarak adlandıralım. Allah'ın fiillerinin maslahata dayanma-sının anlamı da maslahatın o fiile tabi olması anlamındadır, fiilin maslahata tabi olması ve Allah'ı o işi yapmaya sevk etmesi anlamında değil.

Dolayısıyla Allah-u Teala'dan başka bir iş yapan herkesten işinin sebebi sorulur ve "Neden böyle yaptın? " diye sorgulanır. Dolayısıyla o da fiillerini, dış alemden algıla-dığı, ilmi düzen ve zihniyeti esasınca bu aleme uyarlamalı ve kendisini bu işe yönlen-diren maslahata işaret etmelidir. Ama münezzeh olan Allah hakkında böyle bir so-ru yersizdir.

Zira Allah'ın fiili, mezkur soruda fiilin kendisine uyarlanmasını istediğimiz o dış alemin ve sistemin bizzat kendisidir. Allah ile ilgili olarak başka bir dış düzen yoktur ki fiilini o esas üzere ortaya koysun. Allah'ın fiili, her faili fiile davet eden maslahatın, ilmi ve zihni suretinden ibaret olan dış alemin bizzat kendisidir. Dolayısıyla bu dış alemden üstün bir alem de yoktur ki bu maslahattan algılanmış ilmi bir suret, Allah'ı bu işi yapmaya ve bu dış alemi hayata geçirmeye davet edici olsun. Bu konuda dikkatli düşün."


2665.Bölüm Allah Sameddir


Kur'an:
"Allah sameddir."
12560. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Samed içi boş (mümkün'ul-vücud) olmayan kimsedir. Samed, efendiliği zirvede olan kimsedir. Samed yemeyen ve içmeyen kimsedir. Samed uyumayan kimsedir. Samed, sürekli olan ve olacak olan o daimi kimsedir."
12561. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Samed ortağı olmayan, birşeyi ko-rumaktan yorulmayan ve kendisine hiçbir şey gizli olmayan kimsedir."

12562. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Samed, cüzleri (parçaları) olmayan kimsedir."
12563. İmam Sadık (a.s), samed kelimesinin tefsiri hususunda şöyle buyurmuştur: "Yani içi boş olmayan kimse demektir."
12564. İmam Bakır (a.s), hakeza samed kelimesinin tefsiri hususunda şöyle buyur-muştur: "Yani az ve çokta kastedilen kimsedir (kendisine el açılan kimse-dir.)"

12565. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Samed, üzerinde bir emredicisi ve sakındırıcısı olmayan itaat edilen büyük kimsedir."
12566. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Samed olmasını istediği bir şeye, "Ol" deyince olu veren kimsedir. Samed eşyayı var eden, onları zıtlar, benzerler ve eşler olarak yaratandır. Samed zıddı olmadan, benzeri bu-lunmadan, eşi ve ortağı bulunmadan birliği kendisine has kılan kimse-dir."

12567. İmam Ali (a.s) tevhit hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'a nitelik isnat eden, onu birlememiş; örneklendiren O'nun hakikatini kavrayamamış; teşbih eden O'nu kasdetmemiştir. (Allah olarak inandığı gerçekte Allah değildir.) O'na işaret eden ve tevehhüm eden O'nu samed bilmemiş-tir.(İşaret ettiği ve vehmiyle algıladığı şey Allah değil, başka bir şeydir.)"

2666. Bölüm
Allah Her Yerdedir

Kur'an:
"Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle berâberdir. Allah yaptıkla-rınızı görür."
12568. İmam Ali (a.s) münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Kuşkusuz her yerde, her zaman ve anda bütün insan ve cinlerle bera-berdir."

12569. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Elimizi göğe doğru kaldırmamız ile yere (aşağı-ya) doğru indirmemiz arasında ne fark vardır? " diye soran bir Zındık'a şöyle bu-yurmuştur: "Bu iş, Allah'ın ilmi, ihatası ve kudreti açısından eşittir. Ama aziz ve celil olan Allah, dostlarına ve kullarına ellerini göğe-Arş'a doğru kaldırmalarını emretmiştir. Zira Arş rızkın kaynağı olarak taktir edilmiş-tir."
12570. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden birisi, namazını bitirince ellerini göğe doğru kaldırsın ve dua etmeye çalışsın." Abdullah b. Sebe şöyle arzetti: "Ey Müminler'in Emiri! Allah her yerde değil midir? " İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Tabi ki, Allah heryededir" O, "O halde kul neden ellerini göğe doğru kaldırsın? " diye sorunca İmam şöyle buyurdu: "Sen, "Sizin rızkını ve size vaad edilen şey göktedir" diye buyurulduğunu okumadın mı? Rızık kendi yerinden başka bir yerden mi istenir."

12571. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Peygamber (s.a.a), gözlerini göğe dikmiş ve dua eden birinin yanından geçince ona şöyle buyurmuştur: "Gözlerini önüne dik. Zira onu asla göremezsin." Ardından ellerini göğe doğru kaldıran ve dua eden birisinin yanından geçince de ona şöyle buyurdu: "Ellerini kısa tut, zira ellerin asla ona erişemez."

12572. İmam Sadık (a.s), kendisine, aziz ve celil olan Allah'ın, "Göklerde ve yerde Allah O'dur" ayetini soran Ebu Ca'fer'e şöyle buyurmuştur: "Doğru-dur, O heryerdedir." Ben (Ebu Ca'fer), "O'nun zatı her yerde midir? " diye arzettim. İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun sana! Mekanlar bir sınır ve ölçü içermektedir. O halde, "Allah zatıyla her yerdedir" diye-cek olursan, "Bu miktarlarda ve benzerlerinde mevcuttur" demen gerekir. Ama o yarattığı şeylerden ayrıdır. İlim, kudret, ihata, saltanatı ve hüküme-ti, yarattığı herşeyi çepe çevre kuşatmıştır."

12573. İmam Kazım (a.s), kendisine, "Neden Peygamber (s.a.a) göklere, oradan Sid-ret'ül-Münteha'ya ve oradan da nur perdelerine doğru götürüldü ve orada Allah ile konuştu, raz-u niyazda bulundu. Oysa Allah mekan ile nitelendirilemez" diye soru-lunca şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala, ne bir mekan ile nitelen-dirilebilir

ve ne de üzerinde zaman cari olur. Aziz ve celil olan Allah, me-leklerini ve gök sakinlerini Peygamber'in vücuduyla müşerref kılmak ve onlara Peygamber'i göstererek yüceltmek ve indikten sonra haber vereceği azametinin ilginçliklerini kendisine göstermek istedi."
12574. İmam Ali (a.s), münezzeh olan Allah'ın sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah bir yerde değildir ki onun hakkında bir yerden bir yere intikal edişi reva görülsün."

12575. İmam Ali (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Yücelikte önceliklidir ve O'ndan daha yüce bir varlık yoktur. Tüm yaratıklarına yakındır ve O'ndan daha yakın bir varlık yoktur. Yüceliği O'nu yaratıklarından hiç uzaklaştırmamıştır. Yakınlığı da O'nu yaratıklarıyla bir mekanda eşit kıl-mamıştır."
12576. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah, herkesin giz-lediği sırrın, her konuşmacının söylediği sözün ve her amel eden kimsenin amelinin yanında hazırdır."

2667. Bölüm
Zat ve Fiil Sıfatları

12577. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah, sürekli Rabbimiz olmuştur. İlim, hiçbir malum (bilinen) olmaksızın, zatının aynı-sı idi. Hiçbir duyulan olmaksızın, duymak zatının aynısı idi ve hiçbir gö-rülen olmaksızın, görmek zatının aynısı idi. Hiçbir makdur (güç yetirilen) olmaksızın kudret zatının aynısı idi. Ama eşyayı yaratınca malum var oldu ve o malum hakkındaki ilmi işitilen hakkındaki işitmesi, görülen hakkın-daki gömesi ve güç yetirilen hakkındaki kudreti gerçekleşti."

Ebu Basir şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "O halde Allah sürekli mütekel-lim miydi? " İmam şöyle buyurdu: "Kelam, hadis (sonradan var olan) bir sıfattır, ezeli değil. Aziz ve celil olan Allah ise var idi ama mütekellim de-ğildi."

12578. Hammd b. İsa şöyle diyor: "Ebu Abdillah'a (a.s) şöyle sordum: "Allah sürekli biliyor muydu?" İmam şöyle buyurdu: "Bir malum (bilinen) olma-dığı zaman neyi bilsin? " Ben şöyle arzettim: "Allah sürekli, işitir miydi?" İmam şöyle buyurdu: "İşitilecek bir şey yokken hangi şeyi işitsin?" Ben şöyle arzettim: "Her zaman görüyor muydu?" İmam şöyle buyurdu: "Gö-rülecek bir şey yokken neyi görsün?" Hammad şöyle diyor: "İmam daha sonra şöyle buyurdu: "Allah sürekli bilen, işiten ve gören bir zattır."

12579. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Rabbimizin zatı nurdur, zatı diri-dir, zatı bilendir, zatı sameddir."
12580. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Meşiyyet ve irade fiili sıfatlardandır. O halde her kim Allah-u Teala'nın sürekli irade eden birisi olduğunu sanırsa muvahhid değildir."
12581. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Allah'ın ilmi ve meşiyyeti aynı mıdır yoksa farklı şeyler midir? " diye soran Bukeyr b. A'yen'e şöyle buyurmuştur: "İlim ve meşiyyet birbirinden farklıdır. Sen, "Allah dilerse ben bu işi yapacağım" demiyor musun? Hakeza, "Eğer Allah bilirse ben bu işi yapacağım" diye ifade etmiyor musun? O halde,

"Eğer Allah dilerse..." sözün Allah'ın is-temediğinin delilidir. (Yani Allah'ın meşiyyeti, henüz senin yapmak iste-diğin fiile taalluk etmemiştir) Zira eğer isteseydi, istediği şey, kendi iste-ğiyle uyumlu olarak tahakkuk etmiş olurdu. Allah'ın ilmi meşiyetinden öncedir."

12582. İmam Kazım (a.s), Allah'ın ve yaratığın iradesi hakkında sorulunca şöyle bu-yurmuştur: "Yaratığın iradesi, onun deruni bir kastıdır ve ardından ortaya çıkan bir amelidir. Ama aziz ve celil olan Allah hakkında irade, onun icadı ve eşyayı yaratışıdır, başka bir şey değil. Zira o ne duraklar ve düşünür, ne karar alır, ne de tefekkür eder. Bu sıfatlar onda yoktur. Bunlar yaratıkların sıfatlarıdır. O halde Allah'ın iradesi, fiilinin bizzat kendisidir, başka bir şey değil."
bak. et-Tevhid li's Saduk, 139, 11. Bölüm; el-Kafi, 1/107,, 111; Tefsir'ul Mizan, 17/240


2668. Bölüm
Cami' (kapsamlı) Sıfatlar

12583. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dinin evveli O'nu tanımak, O'nu tanımanın kemali O'nu tasdik etmek, O'nu tasdik etmenin kemali O'nu bir bilmek, O'nu bir bilmenin kemali, O'na karşı ihlaslı olmaktır. O'na karşı ihlaslı olmanın kemali, O'ndan sıfatları nefyetmektir. Zira her sıfat mevsuftan (sıfat sahibinden) ayrıdır. Hakeza her mevsuf da sıfattan ayrı-dır. Dolayısıyla Allah'ı tavsif eden O'nu başkasına eşlemiş olur. O'nu eş-leyen O'nu ikilemiş olur. O'nu ikileyen O'nu tecezzi etmiş (cüzlere ayır-mış) olur. O'nu tecziye eden O'nu tanımamış olur.

O'nu tanımayan O'na işaret eder. O'na işaret eden O'nu sınırlamış, mahdut kılmış olur. O'nu mahdut kılan O'nu saymış olur. "Neyin içindedir?" diyen O'nu bir şeyde sanır. (O'na mekan isnat eder.) "Neyin üstündedir?" diyen yerleri O'ndan boş bilmiş olur. Allah sonradan olmaksızın vardır. Mevcuttur; yokluğu tatmaksızın. Her şey iledir; eşleşmeksizin. Her şeyden başkadır; ayrılmak-sızın. Faildir, hareket ve alet olmaksızın. Basir'dir (görendir); yaratıkların-dan görülen yokken. Tektir; kendisiyle varlığında ünsiyet edineceği ve yokluğunda dehşete kapılacağı birisi olmaksızın."

12584. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamd Allah'a mahsustur ki tüm iş-lerin gizliliklerini bilir, açık nişaneler (varlıklar) O'nun varlığına delalet eder. Görenlerin gözüne gözükmez. O halde O'nu görmeyenin gözü, O'nu inkar edemez. (Zira eserlerini görmektedir.) O'nu kalbiyle görenler, zatının künhüne eremez. Yücelikte önceliklidir ve O'ndan daha yüce bir varlık yoktur. Tüm yaratıklarına yakındır ve O'ndan daha yakın bir varlık yoktur.

Yüceliği O'nu yaratıklarından hiç uzaklaştırmamıştır. Yakınlığı da O'nu yaratıklarıyla bir mekanda eşit kılmamıştır. Akılları, sıfatlarının sınırlarından haberdar kılmamıştır. (Zira sıfatları da zatı gibi sınırsızdır.) Ama kendisini -farz olduğu kadarıyla- tanımaktan hiç kimseyi alıkoymamıştır. Bütün varlık alemi, hatta (diliyle) inkar edenlerin bile kalben O'nu ikrar ettiğine tanıklık etmektedir. Allah kendisini yaratıklarına teşbih edenlerin veya inkarcıların söylediklerinden münezzehtir, çok daha yücedir, büyüktür."

12585. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamd o Allah'a mahsustur ki ve-himleri varlığına ulaşmaktan aciz, akılları zatını hayal etmekten mahrum kılmıştır. Zira O'nun zatının bir benzeri ve eşi yoktur. Allah zatında fark-lılık olmayandır. Kemalinde sayısal bölünme yoktur. Eşyadan ayrıdır, ama mekansal bir ayrılıkla değil.

Eşyadadır, onlarla karışmış olarak değil. Eşya hakkında ilim sahibidir ama ilmi, araçlar ve ilmin sadece kendisiyle vücu-da geldiği vasıtalar sebebiyle değildir. Kendisi ile malum arasında, kendisi aracılığıyla ilim elde edeceği başka bir ilim yoktur. Eğer, "O var idi" de-nirse, bu vücudunun ezeli olduğu anlamındadır." Eğer "Yok olmaz" de-nilecek olursa bu da ondan yokluğun uzak olduğu anlamındadır."
bak. el-Bihar, 77/381
12586. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a nitelik isnat eden, onu birle-memiş; örneklendiren O'nun hakikatini kavrayamamış; teşbih eden O'nu kasdetmemiştir. O'na işaret eden ve tevehhüm eden O'nu talep etmemiş-tir. (Zira işaret ettiği O'ndan başka bir şeydir.) Bizzat tanınan her şey, sonradan yapılmıştır. Başkasıyla kaim olan her şey de ma'luldür (bir ne-denin sonucudur. ) O yapıcıdır, bir alete ihtiyaç duymadan. O takdir edi-cidir, düşünmeden. O zengindir, (kimseden) istifade etmeksizin. Zamanla birlikte değildir. Aletler, O'na yardım edemez...

O değişmez, zail olmaz, kaybolması caiz olmaz... Zihinler, O'na ulaşamaz ki onu takdir etsin. Ze-kalar, onu kavrayamazlar ki betimleyebilsin. Duyular, O'nu derkedemez ki hissedebilsin. O'na el değemez ki dokunulsun. Hali değişmez, halden hale de girmez. Geceler ve gündüzler O'nu eskitemez, aydınlıklar ve ka-ranlıklar, onu değiştiremez. Her hangi bir parça, endam, organ, araz (ili-nek), değişim ve ebaz ile (nicelikle) vasıflandırılamaz. İster, fakat içinden geçirmeksizin. Yumuşamadan sever ve razı olur, meşakkate girmeden kı-zar ve gazab eder."

12587. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şeye yakındır ilişerek değil; her şeyden uzak olduğu halde ayrı değildir. Konuşandır, fakat düşünerek de-ğil. İrade edendir, kast/himmet etmeksizin. Yaratandır, aza ve organları olmaksızın. Latif'tir, gizlilikle vasıflandırılamaz. Büyüktür, ama zulümle nitelendirilemez. Basir'dir, ama hisle vasıflandırılamaz. Rahimdir; gönül yumuşaklığı ile nitelendirilemez. Yüzler onun azameti karşısında boyun eğmiştir. Gönüller, O'nun korkusuyla dolmuş, titrer dururlar."

12588. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: ""Hamd Allah'a ki hiç bir sıfatı diğer sıfatlarından öncelikli değildir. Dolayısıyla ahir (son) olmadan evveldir, batın (gizli) olmadan zahirdir. O'ndan başka hakiki vahdetle nitelendiri-lenler tanınmamıştır. O'ndan başka her aziz, zelildir. O'ndan başka her güçlü, zayıftır. O'ndan başka her malik (sahib), memluktur (sahib olu-nandır) O'ndan başka her alim, öğrencidir."

12589. İmam Hasan (a.s), kendisinden Allah'ı nitelendirmesi istenince, bir müddet başını önüne eğdikten sonra başını kaldırarak şöyle buyurmuştur: "Hamd, ne bili-nen bir evveli ve ne de bitecek bir sonu olmayan Allah'a mahsustur."
bak. el-Bihar, 4/212, 4. Bölüm

248. Konu el-Ma'ruf İyilik

Vesail'uş-Şia, 11/521-601; Ebvab-u Fi'l'il-Ma'ruf
Bihar, 75/17-23, 33. bölüm; Nesr'uz-Zuefa
Bihar, 75/49, 50 ve 41. bölümler; Kenz'ul-Ummal, 6/429, İmatet'ul-Azi an'it-Tarik
El-Fakih, 2/54, Fazl'ul-Ma'ruf




bak.
34. konu, el-Birr; 115. konu, el-İhsan; el-Bereket, 351. bölüm; es-Sadaka, 2227. bölüm; eş-Şukr, 2080. bölüm; en'Nimet, 3907. bölüm
2669. Bölüm
İyilik

Kur'an:
"Artık iyiliğe uymalı..."
"Bundan sonrası da iyilikle tutmak..."
"İyilik ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır. Bu Allah korkusu taşıyanlar üzerinde bir borçtur..."
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan da-ha iyidir. Allah zengindir, hilim sahibidir."
"İyi (uygun) olarak yesin."
"Onlarla iyi geçinin."
"İyi olanı işlemekte sana karşı gelmemek şartıyla onları kabul et."
"İyiliği emreden bir ümmetsiniz."

12590. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek efendiliktir."
12591. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek, şerafet ve övünçtür."
12592. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek, en yüce efendiliktir."
12593. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek, mazluma yardım etmek ve misafir perverlik efendilik sebebidir."
12594. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik, ne güzel bir insandır."

12595. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bilin ki iyilik etmek, övgü ka-zandırır ve ardından sevaba sebep olur. Eğer iyiliği bir insan şeklinde gö-recek olsaydınız, şüphesiz onu görenlerin hoşlandığı ve alemlerden üstün gibi güzel şeklinde görürdünüz. Eğer aşağılığı görecek olsaydınız, şüphe-siz onu da çelimsiz, çirkin, kötü görünümlü, kalplerin nefret ettiği ve göz-lerin görmekten kaçındığı bir şekilde görürdünüz."

12596. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben iyiliği de adı gibi (güzel bir şekilde) gördüm. Sevabı (ki Allah iyilik sahiplerine vermektedir) dışında hiçbir şey, iyilikten üstün değildir. Zaten iyilikten istenen de sevabıdır. İn-sanlara iyilik etmeyi seven herkes, bu işi yapabilir demek değildir. İyilik etmeye rağbet gösteren kimse, onu yapabilecek güce sahiptir demek de-ğildir. İyilik etmeye gücü olan herkes de bunun fırsat ve başarısını elde etmiş anlamında değildir. Aksine rağbet, güç ve izin bir araya gelince talip ve metlubun (isteyenin ve istenilenin) mutluluğu kamil bir şekilde gerçek-leşmiş olur."

12597. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek, en çok yetişen ekinler-den bir ekin ve en üstün hazinelerden bir hazinedir. O halde nankörlerin nankörlüğü, iyiliği inkar edenlerin inkarı, seni iyiliğe rağbet etmekten alı-koymasın. Zira senin başkaları hakkındaki iyiliğini işiten kimse (yani Al-lah) yaptığın iyiliğin mükafatını verecektir."
12598. Mesih (a.s), ashabına şöyle buyurmuştur: "Ateşe yem olmayan şeyi ço-ğaltmaya çalışın." Kendisine, "O şey nedir? " diye sorulunca, "İyilik et-mektir" diye buyurmuştur."

12599. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek nimetlerin zekatıdır... Zekatı verilen herşey ise yok olma tehlikesinden güvendedir."
12600. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gücünüz yettiğince iyilik edin, zira iyilik insanı helak olmaktan ve tatsız ölümlerden korur."
12601. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek kölelik getirir. (İyilik edilen kimse, iyilik eden kimsenin ihsanı karşısında borçlu duruma dü-şer.)"

12602. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Köleleri malıyla alan kimsenin, ihsan ve iyilikleriyle hür insanları almamasına ve kendisine köle etmemesine şaşarım."
12603. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik sahipleri, iyiliğe ihtiyacı olanlardan daha çok, iyilik etmeye muhtaçtırlar. Zira mükafat, övünç ve güzel ünlerini ona borçludurlar. O halde, insan yaptığı her iyiliği önce kendisine yapmaktadır. O halde kendisine yaptığı iyilik sebebiyle başkalarından teşekkür beklememelidir."

12604. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İyilik ve kötülük, insanlar için ta-yin edilen iki halifedir. Kötülük insanlara şöyle der: "Kötülük ediniz, kö-tülük ediniz." İyilik ise insanlar şöyle der: "İyilik ediniz, iyilik ediniz." Her grup mecburen kendi halifesine itaat etmek zorundadır."
bak. Es-Sual, (2), 1716, 1717, 2671. Bölümler

2670. Bölüm
İyilik Etmek Ebedi Bir Stoktur

12605. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik etmek, ebedi bir stoktur."
12606. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara iyilik, en çok yetişen ekin ve en üstün hazinedir."
12607. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik, iki hazineden en üs-tünüdür."
12608. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün hazine, hür insanlara ıs-marlanan iyilik ve iyilerin öğrendiği ilimdir."

12609. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü sizden olan mü-minler, ateşe doğru götürülen birinin yanından geçer. O şahıs, mümin olan kimseye şöyle der." Ey falan kimse, bana yardımcı ol! Ben sana dün-yada iyilik ettim." O mümin meleğe şöyle der: "Onu bırak." Sonra Allah meleğe şöyle emreder: "Müminin sözünü yerine getir." Böylece melek o şahsı serbest bırakır."
12610. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilikten ayrılmayın, çünkü iyilik ahi-ret için ne güzel bir azıktır."
12611. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cennete giren ilk kimse, iyilik edendir."


2671.Bölüm İyilik Sahiplerinin Fazileti


12612. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, aziz ve celil olan Allah, ihsan ve iyilik etmeye, yaratıklarından bazı kimseleri tayin etmiş, onlara iyiliği sevdirmiş ve ihsanı talep edenleri, ihsan talebinde onlara yöneltmiş-tir. Yağmuru, ekinsiz kurak topraklar için temin ettiği gibi iyilik etmeyi, onlara kolaylaştırmış ve temin etmiştir."
12613. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın iyilik sahipleri, ahirette de iyilik ehlidirler. Dünyanın kötülük sahipleri ise, ahirette de kötülük sa-hipleridirler."

12614. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünyanın iyilik sahipleri, ahirette de iyilik sahipleri olacaktırlar." Kendisine, "Ey Allah'ın Resulü! Bu nasıl olacaktır? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Onlar Allah'ın fazlı ve ihsanıyla bağışlanır, dolayısıyla (dünyada yaptıkları) iyiliklerini insanlara verirler. Bu vesileyle de insanlar cennete girer. Böylece dünya ve ahirette iyilik sahibi olurlar."

12615. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyada iyilik sahipleri ahirette de iyilik sahipleri olacaklardır. Zira ahirette iyi işleri ağır gelir. Böylece iyi-liklerini günahkarlara bağışta bulunurlar."
12616. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik sahiplerinin sürçmelerini görmezlikten gelin ve bağışlayın. Zira Allah-u Teala'nın eli işte bu şekilde onların başlarının üzerindedir. (Burada İmam elini adeta bir şeye gölge edecek bir şekilde gösterdi.)"

12617. Ebu Haşim şöyle diyor: "Ebu Muhammed'in (a.s) şöyle buyurduğunu işittim: "Şüphesiz cennetin, içine ihsan ve iyilik sahipleri dışında hiç kim-senin giremeyeceği "ma'ruf" (iyilik) adında bir kapısı vardır." Ben (ravi), kalben Allah-u Teala'ya hamdettim ve insanların, ihtiyaçlarını ve sorunla-rını çözmeye çalıştığım için de mutlu oldum. Ebu Muhammed (a.s) bana baktı ve şöyle buyurdu: "Evet." İçinden ne geçtiğini biliyorum. Şüphesiz dünyada iyilik sahibi olanlar, ahirette de iyilik ehlidirler. Allah ey Eba Ha-şim! Seni onlardan biri kılsın ve sana rahmet etsin."

2672. Bölüm
İnsanın Kendisini İyiliğe Zorlamasına Teşvik

12618. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendini iyiliğe alıştır. Zira iyilik sa-na, güzel bir ün armağan eder ve Allah nezdindeki mükafatını artırır."
12619. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim insanlara güzel davranırsa, insanlar da yaptığına karşılık iyilikle cevap verirler."
12620. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin iyilikleri çoğalırsa, insan-lar da bunun üstünlüğü hakkında el birliği ederler."
12621. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin iyiliği ve ihsanı çok olur-sa, dostu ve tanıdığı da çok olur."
12622. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İyilik sahibinin adeti (Allah ve insanlar nezdinde) övünmüştür."
bak. el-adet, 2999. Bölüm

2673. Bölüm
İyi ve Kötü Herkese İyilikte Bulunmaya Teşvik

12623. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tüm insanlara iyilik yap. Zira iyi işin fazileti münezzeh olan Allah nezdinde hiçbir şeye denk değildir."
12624. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dinden sonra, aklın başı insanlarla dost olmak ve iyi ve kötü herkese iyilikte bulunmaktır."
12625. İmam Hüseyin (a.s), kendisine, "Layık olmayan kimseye yapılan iyilik boşa gitmiştir" diyen birisine şöyle buyurmuştur: "Öyle değildir. İyilik etmek de yağ-mur damlaları gibi iyi ve kötü herkese ulaşır."
12626. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Layık olmayan ve olan herkese iyi-lik de bulun. Zira eğer, kendisine ihsanda bulunduğun kimse iyiliğe layık değilse, sen iyilik etmeye layıksın."

12627. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Babam elimden tutarak şöyle bu-yurdu: "Oğulcağızım! Ben senin elini tuttuğum gibi babam Muhammed b. Ali (a.s) da elimi tutarak bana şöyle buyurdu: "Babam, Ali b. Hüseyin (a.s) da elimden tuttu ve şöyle buyurdu: "Oğulcağızım! Senden bir ihsan isteyen herkese ihsanda bulun. Zira eğer ihsanına layıksa sen, yerinde ih-sanda bulunmuş olursun. Eğer layık değilse, sen ihsan liyakatini elde etmiş olursun. Eğer birisi sağ tarafından, sana kötü bir söz söyler de sonra sol tarafına geçer ve senden özür dilerse, özrünü kabul et."

12628. Mualla b. Huneys şöyle diyor: "İmam Sadık (a.s) bir ekmek torbasıyla dışarı çıktı ve birlikte Beni Saide gölgeliğine gittik. Orada birilerinin yattı-ğını gördük. İmam, yavaşça ekmekleri çıkarıyor ve her birinin yanına bir iki parça ekmek bırakıyordu. Böylece hepsine ekmek verdi ve geri döndük. Ben şöyle arzettik: "Kurbanın olayım! Bunlar hakkı tanıyorlar mı? (İmamet ve velayetinize inanıyorlar mı? )" İmam şöyle buyurdu: "Eğer tanımış olsalardı, onlara biraz da tuz yardımında bulunurdum."

12629. Musadif şöyle diyor: "Mekke ve Medine arasında İmam Sadık (a.s) ile birlikteydik. Bir şahsın ağacın kenarına düştüğünü gördük. İmam şöyle buyurdu: "Bu adama doğru gidelim. Susuzluktan bu duruma düşmesin-den korkuyorum." Böylece yolumuzu ona doğru çevirdik. Bu şahsın Fer-risilerden uzun saçlı biri olduğunu gördük.

İmam ona, "Susuz musun? " diye sordu. O, "Evet" diye arzedince İmam bana şöyle buyurdu: "Ey Musadif! İn ve ona su ver." Ben inerek ona su verdim. Sonra yeniden bi-nip gittik. Ben şöyle arzettim: "Bu adam Hıristiyan idi. Sen bir Hıristi-yan'a da ihsanda bulunur musun?" İmam, "Böyle bir durumda oldukları taktirde yardımda bulunurum." Diye buyurdu."
bak. Vesail'uş Şia, 11/527, 3. Bölüm

2674. Bölüm
Hayvanlara İyilikte Bulunmaya Teşvik

12630. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsa b. Meryem (a.s) denizin sahi-linden geçerken, yiyeceğinden bir ekmeği denize attı. Havarilerden birisi ona şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Ruhu ve Kelimesi! Neden böyle yaptın? O ekmek senin yiyeceğin idi." İsa (a.s) şöyle buyurdu: "Bu işi denizdeki hayvanlardan birinin yemesi için yaptım. Bu işin Allah nezdinde büyük bir sevabı vardır."

12631. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala, içi yanmış birinin yüreğinin serinletilmesini sever. Her kim hayvan veya hayvan ol-mayan herhangi bir susuzun ciğerini suvarırsa Allah-u Teala kendisinden başka hiçbir gölgenin gölge etmediği kıyamet günü, onu gölgeler."

12632. İmam Ali (a.s) zekat memuruna yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Sonra, yanında toplanan malı da hemen bize yolla, biz de Allah'ın em-rettiği yerde sarf edelim. Malı ulaştırmak için gönderdiğin emin memuru-na tenbih et: Deveyi yavrusundan ayırmasın, yavruya zarar vereceği için annenin bütün sütünü sağmasın, develere binmede adil davransın,

yor-gunları dinlendirsin, yürürken tökezleyen, yürümekte güçlük çeken hay-vanları yavaş yürütsün. Suya rastlayınca suvarsın, otlağı bol olan yerden kuru yol kenarına sürmesin, zaman zaman o hayvanları dinlendirsin, sulak otlak yerlerde sulayıp otlatarak getirsin. Böylece Allah'ın izniyle bize semiz, yorulmamış, sağlam, dinç halde gelsinler..."
12633. Lokman (a.s) yolculuk esnasında oğluna yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Bir konağa vardığında bineğinden in. Önce ona ot ver, sonra kendi işlerine koyul."
bak. 133. Konu, el-Heyevan; Vesail'uş Şia, 8/350, 9. Bölüm

2675. Bölüm
İnsanlara Fayda Veren Kimse

Kur'an:
"Fakat insanlara fayda veren ise yerde kalır."
12634. İmam Sadık (a.s), aziz ve celil olan Allah-u Teala'nın, "Nerede olursam olayım, beni berekli kıldı" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani çok faydalı"
12635. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en hayırlısı, insanların kendisinden faydalandığı kimsedir."
12636. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanların tümü, Allah'ın ailesidir. Allah nezdinde yaratıkların en sevimlisi, Allah'ın ailesine faydalı olan ve bir aileyi sevince boğandır."
12637. Resulullah (s.a.a), kendisine, "Allah nezdinde insanların en sevimlisi kimdir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan, tüm insanlara en faydalı olanıdır."
bak. Vesail'uş Şia, 11/563, 22. Bölüm

2676. Bölüm
İhsan ve Yardımın Elden Ele Dolaşması

12638. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer iyilik seksen elden ele dola-şırsa, sahibinin sevabından hiçbir şey azalmaksızın, hepsi o iyilik sebebiyle mükafata erişir."

12639. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir fakire sadaka verirse sevabını Allah'tan alır. Eğer bu sadakayı kırkbin insan elden ele dolaştırır ve fakirin eline verirse, onların hepsi tam bir sevap elde eder."
12640. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bağışta bulunanlar üç kişidir: "Alemlerin Rabbi olan Allah, mal sahibi ve kendisinin eliyle sadaka veri-len kimse."

12641. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bağışta bulunanlar üç kişidir: "Ba-ğışta bulunan Allah, malından veren kimse ve bu yolda çaba gösteren kimse."