Mizan'ul Hikmet-8.Cilt
 



2622.Bölüm Tevhid Kelimesi


Kur'an:
"Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir."
12339. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "En hayırlı ibadet "la ilahe illallah" sözüdür."
12340. Resulullah (s. a. ) şöyle buyurmuştur: "Ne ben ve ne de benden öncekiler "la ilahe illallah" gibi bir söz söylemiş değiliz."

12341. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiç bir şeyin sevabı "la ilahe illal-lah"a tanıklık etmenin sevabından daha büyük değildir. Zira hiçbir şey aziz ve celil olan Allah'a denk değildir. Ve hiçbir şey işlerinde O'na ortak olamaz."

12342. Resulullah (s.a.a) tesbihat-i erbaa'nın (Subhanallahi ve'l hamdu lillahi vela ilahe illallahu vellahu ekber) zikrinin anlamı hakkında şöyle buyurmuştur: "La ilahe illallah cümlesinden maksat Allah'ın vahdaniyeti ve birliğidir. Allah amelleri sadece vahdaniyeti vasıtasıyla kabul eder. "la ilahe illallah" takva kelimesidir. Allah kıyamet günü (kulların amellerinin tartıldığı) terazileri onunla ağırlaştırır."
bak. el-İman, 265. Bölüm; el-Cennet, 548 ve 549 bölümler

2623. Bölüm
İmanın Zaruri İnancı

12343. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına ta-nıklık etmek imanın zaruri inancıdır ve ihsanın anahtarıdır."
12344. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına şe-hadette bulunurum... zira bu tanıklık imanın zaruri bir inancı, ihsanın anahtarı, Rahmanın hoşnutluğu ve şeytanın uzaklaştırılmasıdır (helak olu-şudur.)"

12345. İmam Ali (a.s) meleklerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Kuşku kıvıl-cımları dal budaklarıyla, azimli imanlarını hedef almamıştır. Zanlar, yakin-lerinin köklerine nüfuz etmemiştir."

2624. Bölüm
Tevhidin Delili

Kur'an:
"Allah'la berâber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka ilaha tapanın hesabını Rabbi görecektir. Küfredenler elbette kurtula-mazlar."
12346. İmam Rıza'ya (a.s) Seneviyye mezhebinden (Allah'ın iki ilah olduğuna ina-nan) birisi şöyle arzetti: "Ben Şöyle diyorum: Alemi vücuda getiren iki ilah-tır. O'nun bir ilah olduğu hususundaki delil nedir? " İmam Rıza (a.s) şöy-le buyurdu: "Senin O'nun iki ilah olduğunu söylemen O'nun bir ilah ol-duğunun delilidir. Zira senin ikinci ilah olduğunu iddia etmen bir ilahın varlığını sabit kılmandan sonradır. O halde bir ilahın varlığı hususunda it-tifak vardır. Birden fazlası hususunda ihtilaf edilmiştir."

12347. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir sonuca varmak için kafanı yorar-san, karıncaları yaratının, hurma ağaçlarının yaratıcısından başkası olma-dığına erişirsin. Çünkü o (bütün farklılıklarına rağmen) her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüş ve her canlıyı farklı özelliklerde yaratmıştır. Kalın-ince, ağır-hafif, güçlü-zayıf yaratılışta hepsi birdir."

12348. İmam Sadık (a.s), bir zındıkla yaptığı tartışmasında şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'ın iki tane olduğunu söylersen bu da iki halden dışarı değil-dir: Ya her ikisi de her yönden aynıdır, yada tüm yönlerden farklıdır. Biz yaratılışın düzenli olduğunu, feleğin (semavi cisimlerin) belli bir yörünge-de hareket ettiğini, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelidiğini,

güneş ve ayın düzenini görmekteyiz. İşlerin uyumu, tedbiri ve işin doğruluğu, mü-debbirin bir tek olduğuna delalet etmektedir. Ama eğer Allah'ın iki tane olduğunu iddia edersen ikisi arasında, onların iki tane olması için arala-rında bir mesafenin olması gerekir. Bu taktirde o mesafe de onların kadim oluşuyla kıdemlilik (ezeliyet) elde eden üçüncü bir ilah olacaktır ve neticede üçüncü bir ilahın varlığını da kabul etmek gerekir.

Eğer üç ilahın olduğunu iddia edersen, iki ilaha inanma hususunda söylediğimiz şey bu-rada da gerekli olur. Yani onlar arasında da bir mesafenin olması lazımdır. Bu durumda da beş ilahın varlığı zorunlu olur. Bu esas üzere ilahların varlığı sonsuza dek uzar. (Dolayısıyla teselsül batıl olduğu için birden başka ilah yoktur.)"
12349. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Allah'ın bir olduğunun delili nedir? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Yaratıkların ihtiyacı."
bak. Tefsir'ul Mizan, 7/85, 12/275,288

2625. Bölüm
Çeşitli İlahlara İnanmanın Sonuçları (1)

Kur'an:
"Allah evlat edinmemiştir; O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur, olsaydı, her ilah kendi yarattığı ile berâber gider ve birbirinden üs-tün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından mü-nezzehtir."

12350. Ali b. İbrahim'in tefsirinde şöyle yer almıştır: "Daha sonra aziz ve celil olan Allah iki ilahın varlığına inanan Seneviyecileri reddetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah evlat edinmemiştir ve onunla beraber bir ilah da yoktur." Yani şöyle demiştir: "Eğer sizin sandığınız gibi iki ilah olursa onlardan her biri diğerine üstün olmak ister. Eğer onlardan biri bir insan yaratmak ister ve diğeri de onun aksine bir hayvan yaratmak isterse, her birinin irade ve isteğinin diğeriyle farklı olması sebebiyle bir anda hem insan ve hem de hayvan yaratılmış olur.

Bu da en büyük imkansızlıklardan biridir. Bu varsayım batıl olduğu için ve aralarında da ihtilaf olmadığı için iki ilahın varsayımı batıldır ve birden fazla ilah yoktur. Bu tedbir, varlıkla-rın her birinin diğerine dayanması ve bağlılıkları yaratıcının bir olduğunun delilidir. Aziz ve celil olan Allah'ın, "Evlat edinmemiştir" sözünün anlamı da budur. Hakeza şu ayet de aynı anlamı ifade etmektedir: "Eğer yer ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, şüphesiz her ikisi de (düzen açısından) bozulurdu."

El-Mizan tefsirinde Allah-u Teala'nın, "O zaman her ilah yarattığıyla bir tarafa giderdi" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Bu ayet mümkün olmadığının beyanı yoluyla birden fazla ilahın olamayacağının delilidir. Zira birden fazla ilahın varlığı sadece aralarında uluhiyet ve rububiyetleri anlamında birlik olmayacağı şeklinde bir tür ayrılığın varlığıyla mümkündür. Allah'ın, varlığın bir bölümünde ve türlerin bir türündeki rububiyetinin anlamı, işinde tümüyle bağımsız olabileceği ve kendi rububiyet alanında hiçbir şeye hatta varlığın o bölümünün idaresini kendisine bırakan kimseye bile muhtaç olmayacağı bir şekilde o varlığın o bölümünün veya türünün tedbir işini o ilaha bırakmasıdır. Açıkça bilindiği gibi birbirinden ayrı ve farklı iki işten sadece farklı ve ayrı iş ortaya çıkar.

Bu varsayımın gereği olarak her ilah kendi tedbir işinde bağımsız olmalı ve varlık aleminde geçerli olan tedbir türleri arasında birlik ve bağlılık ilişkisi birbirinden kopmuş olmalıdır. Örneğin insani dünyaya hakim olan düzen; hayvan, bitki, kara, deniz, çöl, dağ, zemin, gök ve diğer şeylerde geçerli olan düzenlerden ayrı ve kopuk olmalıdır. Ve bunların her birisi de diğerinden ayrı ve kopuk olmalıdır. Bu da elbette göklerin, yerin ve varlıkların arasındaki düzenin kopup dağılmasına sebep olur. Oysa varlık düzeninin bütünselliği, parçalarının onun birbiriyle olan uyumu ve üzerlerine hakim olan tedbirin birbirlerine bağlılığı bunun tam aksini söylemektedir.

Dolayısıyla, "O zaman her ilah yaratıklarıyla bir tarafa giderdi" ayeti-nin manası da budur. Yani ilahlar her birinin ortaya koyduğu tedbir sebebiyle birbi-rinden ayrılırlardı.
"...bazısı bazısından üstün olmaya çalışırdı" cümlesi de birden fazla ila-hın varlığından ortaya çıkan bir başka sakıncadır ve birden fazla ilahın varlığını reddeden bir başka delildir. Bunun açıklaması şöyledir: Varlık alemine hakim olan kanun ve tedbirler birbirinden farklıdır. Bazı tedbirler birbirinin enine olan tedbir-lerdir.

Kara ve denizde cari olan kanunlarla su ve ateşte cari olan tedbirler gibi. Bazı tedbirler ise boyuna yer alan tedbirlerdir ve bu da kendiliğinden iki türe ayrılmakta-dır: Umumi (tümel) ve hakim kanun ve tedbirler ile özel (tikel) ve mahkum olan kanun ve tedbirler. Tıpkı toprak aleminde, içindeki mevcut bitkiler üzerinde, gök alemi üzerinde yıldızlar üzerinde ve madde alemi ve maddi türlerden her biri üzerinde cari olan tedbirler gibi.

O halde bu tedbir ve kanunların bir bölümü, yani genel ve tümel tedbirler diğer bazı tedbirler üzerinde hakimiyet ve üstünlük sahibidir. Başka bir tabirle bu tedbir ve kanunlar, hakimiyeti altındaki şeylerden ayrıldığı ve ilişkisini kopardığı taktirde tümünün ortadan kalkacağı bir şekildedir. Çünkü bunların tümü kendisine hakim olan tedbire bağlıdır. Nitekim eğer toprak alemi veya üzerinde hakim veya cari olan tedbir olmasaydı ne insani alem olurdu ve ne de özel olarak bu aleme hakim olan kanun ve tedbirler varolurdu.

Bunun da gereği tedbirin üstün türünün mercisi olan ilahın kendisine daha düşüğü, özeli ve aşağı türü bırakılan ilahtan üstün olmasıdır. Oysa bir ilahın başka bir ilaha üstünlüğü imkansızdır. Elbette bu, bazı müfessirlerin de belirttiği gibi söz konusu üstünlüğün mağlup olan ilahın başka bir ilah olması, kudretinin nakıs olması, onu kemale erdirmek için başka birine ihtiyaç duyması, sınırlı olması ve sınırlılığın kendisinde bir tür terkibin (bileşimin) varlığını gerektirmesi anlamında da değildir. Zira bütün bu işler Allah'ın vacib'ul vücud olmasına aykırı olan, imkanın (olabilirliğin) gereklerindendir. Neticede başta farzedilenin tersi ortaya çıkmaktadır.

Zira putperestler bile Allah'tan başka diğer ilahların vacib'ul vücud olmadığını kabul etmektedirler. Onlara göre bu ilahlar mümkün (olabilir) varlıklardır ve sadece üstün oldukları için, kendi ellerinin altındaki varlıkların idare ve tedbirleri kendilerine bırakılmıştır. Onlara göre bu ilahlar münezzeh olan Allah'ın kuludur. Ve kendi elinin altındaki varlıkların ilahıdır. Münezzeh olan Allah ise rablerin rabbidir, ilahların ilahıdır ve bizzat vacib'ul vücud olan sadece O'dur. Dolayısıyla söylediğimiz bütün bu deliller esasınca bir ilahın başka bir ilahtan üstünlüğü imkansızdır.

Zira tedbir ve etkileme hususunda düşük mertebede yer alması, bir ilahın kendisinden üstün olan bir ilahtan bağımsız olmasını imkansız kılmaktadır. Zira tedbir açısından başkasına bağlılık ve muhtaç olma durumu, bağımsızlıkla bir arada düşünülemez. (Oysa bu görüşe göre) alt derecede bir ilah etki yaratma hususunda kendisinden üst derecede bulunan ilahtan yardım almakta ve ona muhtaç bulunmaktadır.

O halde o da etkileme hususunda üst makamdaki ilahtan bağımsız değildir ve elinin altındaki varlıkları tedbir ve idare etmek için vesile olan sebeplerden biridir. O halde bir ilah olarak var sayılan şey, bir ilah değildir, aksine işleri tedbir ve idare için bir vesile konumundadır ve bu da (birden fazla ilahın varlığıyla) bir çelişki teşkil etmektedir."


2626.Bölüm Çeşitli İlahlara İnanmanın Sonuçları


Kur'an:
"Eğer yerle gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozu-lurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından mü-nezzehtir."
12351. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Allah'ın birliği hususundaki delil nedir? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Tedbirin birbirine bağlılığı ve varlık aleminin kamil oluşudur. nitekim aziz ve celil olan Allah da şöyle buyurmuştur: "Eğer yer ve göklerde Allah'tan başka ilah bulunsaydı her ikisi de bozulurdu."

12352. İmam Sadık (a.s) Ehlilece risalesinde şöyle buyurmuştur: "O halde kalp ak-lıyla bildi ki eğer Allah ile birlikte bir ortak olsaydı Allah zayıf ve nakıs olurdu. Allah nakıs olduğu taktirde ise insanı yaratamazdı. Tedbirler çeşitlenmez ve türlü türlü olmazdı. Yegane ve bağımsız rabler ile ortakları arasındaki bu noksanlığın varlığı sayesinde işlerinde de noksanlık veya eksiklik ortaya çıkardı."

"El-Mizan tefsirinde, "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar bu-lunsaydı her ikisi de bozulurdu. O halde Arşın Rabbi olan Allah kendisi hakkında vasıflandırdıklarından münezzehtir" ayetinin tefsi-rinde şöyle yazmıştır: "Hud suresinin tefsirinde ve ondan sonra da çeşitli yerlerde açıkça işaret ettiğimiz gibi putperestler ile muvahhidler arasında-ki Allah'ın birliği veya birden fazla ilahın varlığı tartışması, bizzat var olan ve diğer varlıkları da var eden vacib'ul vücud anlamında değildir. Zira her iki grup arasında da Allah'ın bir olduğu ve ortağı bulunmadığı hususunda hiçbir ihtilaf yoktur.

Aksine ihtilaf mabut olan Rabbin anlamı hususundadır. Putperestler alemin idare ve tedbirinin çeşitli parçalarıyla, Allah nezdinde yakın ve şerafet sahibi varlıklara havale edildiğine inanmaktalar. Dolayısıyla onlara göre bu varlıklara ibadet edilmelidir ki Allah-u Teala nezdinde kendisine ibadet edenlere ve tapanlara şefaat ve aracılık etsinler. Ve onları Allah'ın dergahına yakınlaştırsınlar. Tıpkı gök tanrıları, yer tanrıları ve insan tanrıları gibi.

Bunlar kendi elinin altındaki varlıkların ilahları ve mabutlarıdırlar. Münezzeh olan Allah ise ilahların ilahı ve herkesin ve her şeyin yaratıcıdır. Bu ayet de işte onların bu inancını ifade etmektedir. "Kendilerine, "Onları kim yarattı?" diye soracak olursan "Allah" derler" ayeti ile, "Onlara, "gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olursan, "Şüphesiz onları alim ve aziz olan Allah yarattı" derler" ayeti de bu gerçeği ifade etmektedir.

Söz konusu ayeti kerimede göklerde ve yerde hiç kimsenin birden fazla olduğuna inanmadığı, varlık aleminin yaratıcısı bir ilahın Allah'tan başka bir ilah olmadığını ifade etmektedir. Gök ve yerde ilahın varlığından maksat ise uluhiyetinin gök ve yere ait olmasıdır; onlarda sakin olması anlamında değildir. Şu ayette bunu ifade etmektedir: "Gökte ilah da yerde ilah da O'dur."

Bu ayetin istidlalinin açıklanması şöyledir: Eğer alem için birden fazla ila-hın var olduğunu farz edecek olursak bu ilahların çeşitli zatlara, farklı ve birbirinden ayrı gerçeklere sahip olması gerekir. Onların hakikatinin fark-lılığı ise tedbirlerinin ayrılığı ve farklılığını gerektirmektedir. Böylece ted-birler sürtüşür, gök ve yerdeki düzen altüst olur. Ama biz gördüğümüz gibi varlık alemine hakim olan düzen tek parça bir düzendir ve bunun parçaları uyumlu hedeflere doğru hareket halindedir. Dolayısıyla alemde bir tek ilahtan başka ilah yoktur ve bu da bizim ifade etmek istediğimiz şeyin bizzat kendisidir"

Eğer şöyle dersen: "Alemde gördüğümüz sebeplerin izdihamı ve çekişmesi varlık ale-minin uyumsuzluğunun yeterli bir delilidir. Zira nedenlerin maddeler üzerindeki etkileme sürtüşmesi birinin etkisinin diğeri vesilesiyle bozulması anlamındadır.

Şöyle derim: Şüphesiz iki müdebbirin (tedbir edicinin) tedbiri altındaki iki nedenin bozuşmasıyla bir müdebbirin tedbiri altındaki iki nedenin bozuşması, o nedenlerden birinin, diğerinin tesirini sınırlandırması ve bir sonucun meydana gelmesi arasında büyük fark vardır. Varlık alemindeki nedenlerin izdihamı bu türdendir. Zira bu tümel düzeni teşkil eden sebepler, sahip oldukları ihtilaf, engelleme ve izdihama rağ-men birbirlerinin etkisini ortadan kaldırmamaktadırlar.

Aksine varlık alemine ha-kim olan bazı tümel kanunlar, diğer bazı kanunlar vasıtasıyla ortadan kaldırılmış olsun ve neticede tüm şartların varlığı ve engellerin olmamasıyla birlikte kendi hususlarından sapsın ve gerekli etkileşimi vücuda getirmesin. Bir müdebbirin işinin başka bir müdebbir tarafından etkisiz hale getirmesinden maksat budur. Varlık alemindeki farklı iki sebebinin çekişmesi, bir terazinin iki kefesinin ağırlık ve hafiflikteki çekişmesi gibidir.

Terazinin iki kefesi bir biriyle farklılık ve uyumsuzluk içinde olduğu halde, terazi sahibinin isteğini temin hususunda uyum ve birlik içindedirler ve hedefe ulaşma noktasında, yani ölçüyü, terazinin dili yoluyla eşitlemek için yardımcı olmaktadırlar.
Eğer şöyle dersen: "Varlık alemine hakim olan düzende bir ilim ve bilinç göze çarp-maktadır. Bu da alemi idare eden Allah'ın herşeyi ilim ve bilinç üzere hareket ettir-diğini göstermektedir. Buna rağmen alemi akıl üzere idare ve tedbir eden ve birbiriyle uyuşan birden fazla ilahın varlığının ne gibi bir sakıncası var? Hatta bu ilahlar kendi tedbir işlerinde maslahatı korumak için birbirleriyle ihtilaf etmemek ve birbir-lerine engel olmamak üzere anlaşmış da olabilirler.
Şöyle derim: "Böyle bir varsayım makul değildir. Zira biz insanlar nezdinde akıllıca bir tedbir,

işlediğimiz fiilleri fiilin oluşmasını sağlayan ve hedefine doğru hareketinin koruyucusu olan akli kanunların gereklerini mutabık ve uyumlu kılmamız anla-mındadır. Bu akli kanunlar, dış alemdeki gerçeklerden ve aleme hakim olan düzen-den esinlenerek ortaya konmuştur. O halde bizim akıllıca işlerimiz akli kanunlara tabidir ve bu kanunlar ise dış alemdeki düzene tabidir. Ama varlık aleminin mü-debbiri olan Allah böyle değildir. Zira Allah'ın fiili akli kanunların tabi olduğu dış alemin bizzat kendisidir. Dolayısıyla metbu' (tabi olunan) konumunda bulunan Allah'ın fiillerinin, akli kanunlara tabi olması imkansızdır. Buna dikkat ediniz.

Ayetin (Allah'ın birliğine delalet eden) delilinin izahı ve beyanı buydu. Bu delil ya-kini olan ön şartlardan vücuda gelen bürhani (istidlali) bir delildir ve bu varlık ale-minde cari olan genel tedbirin zımnında mevcut olan bütün özel tedbirlerle beraber bir tek kaynaktan tek parça halinde kaynaklandığına delalet etmektedir. Ama müfessirler bu delili birden fazla ilahın imkansızlığı delili saymışlardır ve bu açıklamanın tarzında da farklı metotlar ortaya koymuşlardır. Onlardan bazısı ayetin ifadesi dışında kalan bir takım ön bilgiler ilave etmişlerdir ve bu konuda şöyle diyecek kadar ileri gitmişlerdir. "Bu ayet iknaî (ikna etmeye çalışan) bir delildir; bürhani (istidlali) bir delil değildir. Yani insanların genelini ikna ve susturmak için ortaya konmuştur."

2627. Bölüm
Çeşitli İlahlara İnanmanın Sonuçları

Kur'an:
"De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah'la berâber ilahlar bulunsaydı, o takdirde hepsi Arş'ın sahibiyle savaşmaya bir yol ararlardı. O, on-ların söylediklerinden münezzehtir, yücedir, uludur."
12353. İmam Ali (a.s), Oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Ey oğulcağızım! Bil ki, eğer Rabbi'nin ortağı olsaydı, sana onun da elçi-leri gelirdi; onun mülkünün ve saltanatının izlerini görür, yaptıklarını, sı-fatlarını tanırdın. Fakat O, kendini vakfettiği gibi, tek bir ilahtır. Hiç kim-se O'na mülkünde karşı çıkamaz. Ebediyen zeval bulmaz ve sürekli ola-caktır."

12354. Tefsir-i Kumi'de Allah-u Teala'nın "Onların dediği gibi Allahla bir-likte ilahlar bulunsaydı" ayeti hakkında şöyle yer almıştır: "Eğer sandıkları gibi putlar da ilah olsaydı, Arş'a doğru yükselirlerdi."

El-Mizan tefsirinde Tefsir-i Kumi'de yer alan konular nakledildikten sonra bu ko-nuda şöyle denilmiştir: "Arşa doğru yükselmekten maksat Allah-u Teala'nın salta-natına galip gelmeleri ve işlerin idare dizginlerini ellerine almalarıdır. Kur'an'da Arş'ın, yönleri sınırlı bir felek veya bazılarının dediği gibi cismani alemin ufukların-daki büyük nurani bir cisim olduğu hususunda bir delil mevcut değildir. Bu anlamın sabit olduğu varsayımıyla rububiyet ile bu cismin üzerinde karar kılma arasında bir gereklilik mevcut değildir."

Daha sonra Allame Tabatabai mezkur ayetin tefsirinde şöyle demektedir: "Bu aye-tin hüccet ve delilinin özeti şudur: Eğer dedikleri gibi Allah'ın yanında başka bir takım ilahlar da olsaydı ve Allah'ın feyyaz zatının gereklerinden olan saltanat ve mülkünden bir şey elde etmiş bulunsalardı, şüphesiz o ilahlar da her varlıkta mülk ve saltanat sevgisi olduğu için onun mülkünü tümüyle almaya kalkışır ve onu salta-natından azleder, kendi hakimiyet ve saltanatına eklerlerdi. Zira ilahlar zaruret ge-reği böyle bir şeyi severler. Oysa hiç kimse yüce Allah'ın mülküne ve saltanatına el uzatamaz."

2628. Bölüm
Allah Birdir, Ama Sayı İle Değil

12355. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah birdir, ama sayı ile değil; Allah daimidir ama zamanla değil ve Allah kaimdir (ayakta durandır) ama sütun ve dayanaklarla değil."
12356. Mikdam b. Şureyh b. Hani babasından şöyle nakletmektedir: "Cemel sava-şında bir Bedevi Mümininlerin Emiri'ne (a.s) şöyle arzetti: "Ey Müminle-rin Emiri! Allah bir midir? " Oradakiler o bedeviye saldırıya geçerek şöyle dediler: "Ey Bedevi! Sen Müminlerin Emiri'nin (a.s) ne durumda olduğu-nu görmüyor musun?

" Müminlerin Emiri (a.s) şöyle buyurdu: "Onu bı-rakın! Bu Bedevi'nin istediği şey bizim bu topluluktan (Cemel ashabın-dan) istediğimiz şeydir." Daha sonra şöyle buyurdu: "Ey Bedevi! "Allah birdir" sözünün dört şekli vardır, iki şekli aziz ve celil olan Allah hakkın-da doğru değildir, iki şekli ise Allah hakkında doğrudur.

Allah hakkında söylenmesi doğru olmayan iki şekil birisinin, "Allah bir-dir" dediği halde sayısal birlik kastetmesidir ve bu Allah hakkında caiz değildir. Zira ikisi olmayan bir şey sayıdan sayılmaz. "Allah üçün üçüncü-südür" (teslis) diyen kimsenin bu inancı sebebiyle küfre düştüğünü gör-müyor musun? Allah hakkında söylenmesi doğru olmayan sözün ikinci şekli ise birisinin, "O insanlardan biridir" demesi ve maksadının cinsten bir tür olmasıdır. Bu da Allah hakkında doğru değildir. Zira bu da teşbih-tir. Rabbimiz ise benzerinin olmasından yüce ve üstündür.

Allah hakkında caiz olan iki şekil birisinin, "O birdir" demesi ve bununla Allah'ın şeyler arasında hiçbir eşinin ve benzerinin olmadığını kastetme-sidir. İşte Rabbimiz böyledir. (Allah hakkında söylenmesi doğru olan iki sözden) birisi de şöyle denmesidir: "Aziz ve celil olan Allah, yegane (ya-lın) bir manaya sahiptir." Yani ne dış alemde bölüştürülenebilir ve ne de akıl ve vehimde! Aziz ve celil olan Rabbimiz işte böyledir."

12357. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah birdir, tektir ve tekliğinde münhasırdır. Ahat ve vahit (bir ve tek) bir anlama gelmektedir. Yani eşi olmayan yegane ve kendine münhasır bir varlıktır. Tevhit Allah'ın bir ol-duğunu ikrar etmektir ve o da tek ve fert olması anlamındadır.

Vahit ve tek ise ne bir şeyden kaynaklanan ve ne de bir şeyle birleşen farklı şeydir. Bu yüzden şöyle demişlerdir: "Sayılar bir sayısından kaynaklanmıştır. Ama birin kendisi sayı değildir. Çünkü sayılar bir sayısına tahakkuk etmez, iki sayısına tahakkuk eder. Yani Allah birdir sözü, yaratıkların, onu derkten ve nasıl olduğunu anlamaktan hayrete ve aciz kaldığı mabud an-lamındadır. Allah mabudiyetinde yegane ve kendine özgüdür. Yaratıkları-nın sıfatlarına sahip olmaktan yüce ve ulvidir."

12358. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah birdir, ama sayısal anlamda değil."
12359. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah birdir, ama sayı kate-gorisinden değil."

2629. Bölüm
Allah'ın Bir Sınırı Yoktur

12360. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O belirli bir sınırla sınırlandırılamaz, bir sayıyla sayılamaz; çünkü, sadece eşyalar birbirlerini sınırlandırabilir, ancak aletler, birbirlerine benzeyip, birbirini çağrıştırabi-lir."
12361. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yarattığı zaman eşyayı sınırladı ki O'na benzemesinler. Sınırlar, hareketler, aletler ve uzuvlarla vehimler onu takdir edemez...

Allah, sınırlayanların miktar, boyut, bir mesken tutma ve bir mekanda bulunma nitelendirmelerinden münezzehtir. Sınır, yaratıkla-rına aittir, gayrisine mensuptur."
12362. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah vehimle derk edilemez ve an-layışla taktir edilemez... ve mekanla sınırlandırılamaz."
12363. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce himmetler O'nu derk edemez, akıl-zeka denizine dalanlar O'na erişemez. O'nun sıfatlarının belli bir sını-rı yoktur. Bir vasfı mevcut değildir. Sayılı bir vakti, uzatılmış bir süresi yoktur."
12364. İmam Sadık (a.s), "İlminin nihayetince Allah'a hamd olsun" diyen Ebu Ali Kassab'a şöyle buyurmuştur: "Böyle deme. Şüphesiz Allah'ın ilminin nihayeti yoktur."

12365. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz akıllara sığmayan, dolayı-sıyla da düşünce esintileriyle nitelendirilemeyen Allah sensin. Hatırlara gelen düşüncelere sığmazsın, bu yüzden varlığına sınır konamaz, akıllar tasarrufta bulunamaz."

12366. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'a sonra diye bir had çi-zilirse, önce diye de bir had çizilir. Eğer kendisi için bir tamam-lık/bütünlük istenirse, noksanlık lazım gelir."

12367. İmam Rıza (a.s), "Neden Allah'ın bir haddi yoktur?" diyen zındık birine şöyle buyurmuştur: "Zira her sınırlı varlığın bir nihayeti vardır, bir şey sınırlandırılınca da artışı olur. Bir şeyin artışı olursa, eksikliği de olur. O halde onun ne bir haddi, ne bir nihayeti, ne bir artışı ve ne de bir eksikliği vardır. Ne bir parçası vardır, ne de vehimle derk edilebilir."

12368. İmam Sadık (a.s), "Allah daha büyüktür" diyen birine şöyle buyurmuştur: "Allah hangi şeyden daha büyüktür?" O şahıs, "Allah her şeyden daha büyüktür" diye arzedince İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "(Böyle de-mekle) O'nu sınırlandırdın." O şahıs, "O halde nasıl diyeyim?" diye arze-dince İmam şöyle buyurdu: "De ki: Allah nitelendirilmekten daha büyük-tür."


2630.Bölüm Allah'ın Benzeri Yoktur


Kur'an:
"Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvan-lar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir."
12369. İmam Rıza (a.s), Allah'ın eşi olmadığını ikrar etmenin gereğini beyan ederek şöyle buyurmuştur: "Bunun birkaç delili vardır, bu delillerden biri şudur: Eğer insanların Allah'ın benzeri olmadığını bilmeleri gerekli olmasaydı, şüphesiz yaratıklara isnat edilen acizlik, cahillik, değişkenlik,

zail olmak, yokluk, yalan ve tacavüzde bulunma gibi sıfatları onun hakkında kullan-maları da doğru olurdu. Bu sıfatları varlığında barındıran kimse fani ol-maya maruzdur; onun adaletine güvenilmez; sözü, emri, nehyi, vaadi, tehdidi, mükafatı ve ceza verişi tahakkuk etmez. Bu da yaratılışın bozul-masına ve rububiyetin iptaline sebep olurdu."

12370. İmam Kazım (a.s), (Allah'ın) cisim ve suret sahibi olması hususunda sorulan bir soruya şöyle yazmıştır: "Bir benzeri olmayan Allah bundan münezzehtir; Allah ne cisimdir ve ne de suret."

12371. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar sürekli konuşurlar ve so-nunda Allah hakkında da bir takım sözler ederler. İnsanların bu konuda konuştuğunu işitince şöyle deyiniz: "Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir ve benzeri yoktur."
12372. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim münezzeh olan Allah'ı bir bilirse, onu yaratıklarına benzetmez."
Bak. Et-Tevhid, 97. Bölüm, O'nun cismi ve sureti yoktur.
2631. Bölüm
Allah Hareket ve Sükun İle Nitelendirilemez

12373. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çünkü kendisinin cari ettiği şeyler (sükunet ve hareket), nasıl kendisine cari edilebilir? Kendisinin ortaya çı-kardığı şeyler, nasıl kendisine dönebilir (yarattığı onu yaratamaz?) Ve kendisinin vücuda getirdiği şeyler, nasıl onda vücuda gelebilir? ! Böyle ol-saydı zatı değişir, künhü parçalanmış olur ve ezeli olamazdı. Ve şüphesiz onun için bir "ön" söz konusu olurdu,

"ard"ı da olur, böylece zatına bir noksanlık lazım gelirdi ve tamamlanmaya ihtiyaç duyardı. Bu durumda onda yaratık nişanesi ortaya çıkar, başkaları kendisine delil olduğu halde, kendisi delil olur (halbuki bütün yaratıkları O'nun delili ve göstergesidir), başkasına tesir eden şeyin kendisine de tesir etmesine engel olan şey sal-tanatından çıkar giderdi."
12374. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah Tebarek ve Teala ne bir zamanla, ne bir mekanla, ne bir hareketle, ne bir intikal ile ve ne de bir sükun ile nitelendirilebilir. Zira Allah zaman, mekan, hareket ve süku-nu yaratandır."

12375. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, Allah Tebarek ve Teala (dünya semasına) iner" diyenlerin bu sözüne gelince... Bu sözü Allah'a bir artış veya eksiklik isnat eden kimseler söyler. Her hareket eden şey, ken-disini harekete geçiren veya kendisi vesilesiyle harekete geçen bir şeye muhtaçtır."

2632. Bölüm
Allah Doğurmamıştır ve Doğurulmamıştır

12376. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah doğurulmamıştır ki neticede izzetinde ortak olsun ve doğurmamıştır ki neticede ölsün ve bir velisi ol-sun."
12377. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah doğurmamıştır ki varisi ol-sun ve doğurulmamıştır ki kendisine ortak olunsun."
12378. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah doğurmamıştır ki doğurulmuş olsun ve doğurulmamıştır ki sınırlandırılmış olsun."

12379. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah doğurmamıştır. Zira çocuk babasına benzer ve Allah doğurulmamıştır ki kendisinden öncekine ben-zesin. Yaratıklarından hiçbirisi ona denk olamaz. Allah kendisi dışındaki-lerin sıfatından yüce ve büyüktür."

12380. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Çok yakında insanlar, sürekli sora-cak ve hatta şöyle diyeceklerdir: "Allah alemi yaratmıştır. Ama Allah'ı kim yaratmıştır." Eğer böyle sorarlarsa siz şöyle deyin: "Allah birdir, Allah müstağnidir, doğmamıştır, doğurmamıştır ve O'nun hiçbir dengi yok-tur."

12381. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar sürekli herşeyi sorar ve sonunda şöyle derler: "Allah her şeyden önce vardı ama Allah'tan önce ne vardı." Eğer size böyle sorarlarsa şöyle deyin: "O varlıkların ilkidir; her şeyden önce vardır, varlıkların sonuncusudur ve ondan sonra hiçbir şey yoktur. O her aşikar şeyden daha aşikar ve her gizli şeyden daha gizli-dir."

12382. İmam Hüseyin (a.s), Allah-u Teala'nın, "Doğurmamıştır" ayeti hakkın-da şöyle buyurmuştur: "Ne çocuk gibi yoğun (cismani) bir şey ve yaratıklar-dan ortaya çıkan diğer yoğun (cismani) şeylerden bir şey çıkmamıştır ve ondan nefis gibi latif ve ruhani bir şey ve uyuklama ve uyuma gibi bir ha-let de ondan meydana gelmemiştir...

"ve doğurulmamıştır" Hiçbir şey O'ndan doğmamıştır ve hiçbir şey yoğun (cismani) şeylerin unsurlarından meydana geldiği gibi ondan meydana gelmemiştir... Latif şeylerin, mer-kezlerinden meydana geldiği, -örneğin görmenin gözden kaynaklandığı şey- gibi de değildir."
bak. 2652. Bölüm; el-Bihar, 3/254, 8. Bölüm; Tefsir'ul Mizan, 1/261


2633.Bölüm Ne Eşyanın İçindedir ve Ne de Eşyanın Dışındadır


12383. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şeyden ayrıdır ama mekansal bir ayrılık anlamında değil ve her şeydedir ama onlara karışarak değil."
12384. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eşya, O'nu içine almaz, O'nu aşağı-ya ve yukarıya götürmez, O'nu yüklenmez ve neticede kendisiyle eğri ve doğru yapamaz. Ne şeylerin içindedir ve ne de onların dışındadır."
12385. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O'nun eşyaya yakınlığı, yapışma şek-linde değil ve onlardan uzaklığı da ayrılma şeklinde değil."

12386. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eşyaya girmiş değildir ki neticede, "O şeylerde mevcuttu" densin ve onlardan uzak düşmemiştir ki, "O on-lardan ayrıdır" densin."
12387. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O, her şeyden üstünlüğü ile ve kud-retiyle ayrıdır ve her şey de ona boyun eğmekle ve O'na dönmekle ayrı-dır."

2634. Bölüm
Gözler Onu Derk Edemez

Kur'an:
"Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O latiftir, haber-dardır."
"Kitab ehli, senin kendilerine gökten bir kitab indirmeni ister-ler. Mûsa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı ilah olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Mûsa'ya apaçık bir hüccet verdik."

"Tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca Mûsa: "Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım" dedi. Allah: "Sen beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti ve Mûsa da baygın düştü. Ayılınca: "Ya Rabbi! Münezzehsin, sana tövbe ettim. Ben iman edenlerin ilkiyim" dedi."
12388. İmam Rıza (a.s), Allah-u Teala'nın, "Gözler onu derk edemez" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Kalplerin vehimleri onu derk edemez, nerede kaldı ki gözlerin bakışı onu derkedebilsin."

12389. İmam Sadık (a.s), hakeza bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Ayetteki derkten maksat, vehmin ihatasıdır."
12390. İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmuştur: "Görmek, gören kimseyle, görülebi-lecek şey arasında bakışın içinden geçebileceği bir hava olduğu taktirde mümkündür.

O halde, bir hava ve nur olmaksızın görmek mümkün de-ğildir. Gören ve görülebilen şey arasında bir irtibatın olması için (o ikisi arasında) bir benzerlik olmalıdır. Allah-u Teala ise görücü kimseyle, ara-sında bir benzerlik olmasından münezzehtir. O halde münezzeh olan Al-lah'ı gözle görebilmenin mümkün olmadığı ispatlanmış oldu. Zira sebep ve sonuç arasında bir irtibat ve benzerlik olmasıdır."

12391. İmam Sadık (a.s), Allah'ın ahirette müşahede edilmesini hakkındaki sorulun-ca şöyle buyurmuştur: "Allah münezzehtir ve bundan çok daha yüzedir. Ey İbn-i Fazl! Gözler sadece bir rengi ve niteliği olan bir şeyi görebilir. Oysa Allah renkleri ve nitelikleri yaratandır."
12392. Resulullah (s.a.a), münezzeh olan Allah'ın vasfı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah görülmeksizin yaratıklarına tecelli etmiştir. Allah en yüce görüş ye-rindedir (görülmekten yücedir.)"
12393. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah aşikardır, ama görülmekten doğan bir aşikarlıkla değil."
bak. el-Bihar, 4/26, 5. Bölüm

2635. Bölüm
Kalp ve Allah'ı Görmek

12394. İmam Ali (a.s), kendisinden, Rabbini görüp görmediği sorulunca şöyle buyur-muştur: "Ben görmediğim ilaha tapacak biri değilim." Daha sonra şöyle buyurmuştur: "Gözler, göz bakışıyla onu görmemişlerdir, ancak gayba iman, kalpleri ona bağlamıştır."

12395. İmam Ali (a.s), "Acaba Rabbini gördüm mü? " diye soran Za'leb'e şöyle bu-yurmuştur: "Ey Za'leb! Eyvahlar olsun sana! Ben görmediğim rabbe ibadet etmem! " O şöyle arzetti: "O'nu nasıl gördün, benim için izah et." İmam şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun sana! Gözler onu bakmakla görmemiştir, aksine kalpler, iman hakikatleri yoluyla (akli kabuller veya imandan kay-naklanan aklın nurlarıyla) onu müşahede etmişlerdir."

12396. İmam Bakır (a.s), kendisine, "Allah'ı gördün mü?" diye soran Harici birisine şöyle buyurmuştur: "Gözler, zahiri bakışla onu görmemiştir. Aksine kalpler imanın hakikatleri yoluyla onu müşahede etmişlerdir."

12397. İmam Sadık (a.s), "İbadet ettiğinde Allah'ı gördün mü?" diye soran birine şöyle buyurmuştur: "Ben görmediğim şeye ibadet etmem." O şahıs, "O'nu nasıl gördün?" diye sorunca da şöyle buyurmuştur: "Gözler, onu bakış müşahedesiyle görmemiştir. Aksine kalpler, imanın hakikatleri yoluyla O'nu müşahede etmişlerdir. O duyu organlarıyla derk edilmez, insanlarla değerlendirilmez. Eşyalara ve bir şeye teşbih edilmeksizin tanınmıştır."

12398. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Müminler kıyamet günü Allah'ı görecekler mi? " diye soran Ebu Basir'e şöyle buyurmuştur: "Evet! Kıyametten önce de onu görmüşlerdir." Ebu Basir, "Ne zaman? " diye sorunca şöyle buyurmuştur: "Onlara şöyle buyurduğu zaman: "Acaba ben Rabbiniz değil miyim? " Onlar,

"Evet" dediler." İmam Sadık (a.s) bir müddet sustuktan sonra şöyle buyurdu: "Şüphesiz müminler Allah'ı kıyametten önce görürler, şimdi sen de onu görmüyor musun?" Ebu Basir şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Kurbanın olayım! Senin bu sözünü (başkalarına da) nakledeyim mi?" İmam şöyle buyurdu: "Hayır! Zira eğer onu nakledersen sözünün anlamını bilmeyen kimse onu inkar eder ve bunun bir teşbih olduğunu sanarak (inkarından dolayı) küfre düşer. Kalple görmek, gözle görmekten farklıdır. Allah teşbih edenlerin ve inkarcıların kendisi hakkında dediklerinden çok daha yüce ve münezzehtir."

12399. Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: "Ebedi hayat insanın dünyanın gö-zünde küçük göreceği ve ahiretin gözünde büyük olacağı bir şekilde çalış-tığı hayattır... İnsan böyle yaptığı taktirde onun kalbine öyle bir muhabbet ve sevgi yerleştiririm ki kalbini benim için karar kılar, dinlenmesini, ça-lışmasını, himmetini ve sözünü, benim yaratıklarımdan muhabbetimin ehli olan kimselere verdiğim nimetlerden biri kılar. Böylece kalp gözünü ve kulağını açarım. Böylece kalbiyle duyar ve kalbiyle celalime ve azame-time bakar."

2636. Bölüm
Allah Resulü (s.a.a) ve Allah'ı Müşahede Etmek

Kur'an:
"Gördüğünü gönlü yalanlamadı."
12400. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Göğe götürüldüğüm gece, Cebrail beni asla ayak basmadığı bir yere ulaştırdı. Sonra benim için perdeler ke-nara çekildi ve aziz ve celil olan Allah istediği kadar bana azametinin nu-runu gösterdi."
12401. İmam Kazım'dan (a.s), "Peygamber (s.a.a) rabbini gördü mü? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Evet, O'nu kalbiyle gördü. Aziz ve celil olan Allah'ın şöyle buyurduğunu işitmedin mi: "Kalp, gördüğünü yalanlamadı." Yani Allah'ı gözle görmedi, aksine kalbiyle gördü.

12402. İmam Sadık (a.s), hakeza bu sorunun cevabına şöyle buyurmuştur: "Evet, onu kalp gözüyle gördü. Zira azameti yüce olan Rabbimizi görenlerin göz bebekleri derk edemez, duyanların kulağı ihata edemez."
12403. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala, Resu-lü'nün kalbine istediği kadar azametinin nurunu gösterdi."

12404. Resulullah (s.a.a), "Rabbini gördün mü? " diye soran Ebu Zer'e şöyle buyur-muştur: "Benim gördüğüm bir nurdur."
12405. Abdullah b. Şakik şöyle diyor: "Ebu Zer'e şöyle dedim: "Keşke Allah Resulü'nü (s.a.a) görseydim de ona bir soru sorsaydım." Ebu Zer şöyle dedi: "Ona neyi sormak istedin? " O şöyle dedi: "Şunu sorardım: "Rab-bini gördün mü? " Ebu Zer şöyle dedi: "Ben onu sordum ve bana şöyle buyurdu: "Bir nur gördüm."

2637. Bölüm
Dualardaki Kalbi Şuhut/Görme

12406. İmam Ali (a.s), Nevf'e öğrettiği duasında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Gö-renlerin gözleri kalplerin sırları vesilesiyle sana ulaşmıştır. Sana kulak ve-renlerin kulağı, göğüslerdeki fısıldaşmalarından haberdar olmuştur. Hiç-bir şey onların ulaşmasını istedikleri şeyi görmelerine engel olamadı. Se-ninle onlar arasındaki perde yırtıldı ve senin nuruna yerleştiler ve senin ruhundan teneffüs ettiler."

12407. İmam Ali (a.s), hakeza aynı duada şöyle buyurmuştur: "Senden, özel dost-larına aşikar olduğun ve neticede bir olduğunu anlayıp seni tanıdıkları is-minle diliyorum. Onlar böylece layık olduğu şekliyle sana ibadet ettiler. Senden kendini bana tanıtmanı diliyorum ki rububiyetini gerçek bir iman-la itiraf edeyim. Allah'ım! Beni, manasız isme ibadet edenlerden kılma. Bana göz ucuyla bir bak ki bu sebeple kalbim seni ve dostlarını tanımakla aydınlansın. Şüphesiz sen her şeye kadirsin."

12408. İmam Ali (a.s), Şabaniyye duasında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Bana senden başka her şeyden kamil kopmayı nasip et. Kalp gözlerimizi sana bakmanın yoluyla aydınlat ta ki kalp gözlerimiz nurdan örtüleri yırtarak, azamet madenine ulaşsın. Ruhlarımız kudsünün izzetine asılsın...

Al-lah'ım! Bana izzetinin nurlu aydınlığını hediye et ki, seni tanıyayım, sen-den başka her şeyden yüz çevireyim, sadece senden korkan ve endişe eden olayım. Ey celal ve kerem sahibi! "
12409. İmam Hüseyin (a.s), bir duasında şöyle buyurmuştur: "Dostlarının kalbini, seni tanısınlar ve seni tek bilsinler diye nurlarla aydınlatan sensin."

12410. İmam Hüseyin (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Her şeyde bana kendini tanıtan sensin. Bu sebeple seni her şeyde açıkça gördüm. Şüphesiz herşeyi aşikar kılan da sensin."

12411. İmam Hüseyin (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Nişaneler ve eserlerde düştüğüm şaşkınlık, ziyaretgahtan (Allah'ı görmemden) uzak düşmeme sebep olmuştur. O halde, tüm gücümle beni sana ulaştıracak işe yönlendir. Varlığında sana muhtaç olan bir şey nasıl senin delilin ve kılavuzun olabilir? Senden başkası zahir ve aşikar mıdır? Senden başkası zahir ve aşikardır da sen aşikar değilsin ve onlar seni aşikar kılandır, öyle mi? Ne zaman gaip oldun ki başkalarının senin yerine kılavuzluk etmesine ihtiyaç duyasın... Senin vasıtanla sana doğru yol buldum. O halde kendi nurunla beni kendine doğru hidayet et."

12412. İmam Seccad (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Biliyorum ki sana doğru göçen birinin yolculuğu yakındır. Yaratıklarından örtülü kalan sen değil-sin. Seninle onlar arasına örtü geren, onların çirkin işleridir."
12413. Resulullah (s.a.a), hakeza bir duasında şöyle buyurmuştur: "Ey ariflerin kalbinden uzak olmayan!"
12414. İmam Seccad (a.s), bir duasında şöyle buyurmuştur:

"Allah'ım! Muham-med'e ve Âl-i Muhammed'e selavat gönder, bizleri hikmetinin tedbirine ve aydınlatıcı tanık hüccetlerine baksınlar diye, kapağı andıran perdeleri-nin büyük kapalılığını açtığın kimselerden kıl. Onlar kalplerinin uyanıklığı sebebiyle, kalp perdeleri arasında gizli olan seni tanıdılar.

Şüphesiz sen münezzehsin. Hangi göz senin nurunu görmeye tahammül edebilir veya mukaddes nurunun aydınlığına doğru yükselebilir?! Hangi anlayış bundan daha azını derk edebilir? Elbette sadece karşılarındaki körlük perdelerini kenara çektiğin ve bu sebeple ruhları meleklerin kanatlarına binerek yük-selen ve melekut alemindekilerin onları ziyaretçi olarak adlandırdığı kim-seler. Onlar her istek ve meyil esnasında Rableriyle gizlice raz-u niyazda bulundular. Böylece kalpleri nur perdelerini yaktı ve kalp gözleriyle mele-kut azametinde celal izzetine baktılar."

12415. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s), yaptığı bir münacaatında şöyle buyurmuştur: "Zatının nurları ve kudsünün ışıkları hakkı için senden diliyorum ve bir-biri ardınca inen rahmetin ve iyilik lütuflarının hakkı için senden istiyo-rum ki sana yakın olmak, dergahına yakınlaşmak ve sana bakmaktan na-siplenmek hususundaki, çok keremine ve güzel nimetine erişmeye olan ümidimi gerçekleştir."