Mizan'ul Hikmet-8.Cilt
 


Konunun devamı


Bihar'ul-Envar adlı eserde verilen bilgiye göre el-İrşad ve el-İhticac adlı eserde Şa'bi'ye dayanılarak Hz. Ali'nin (a.s) bir konuşmasında şöyle dediği nakledilir: "Yüce Al-lah, herhangi bir şeyden saklanmaktan veya herhangi bir şeyin kendisinden saklamasından yüce ve münezzehtir." Ve "Et-Tevhid" adlı eserde İmam Musa Kazım'dan (a.s) şöyle rivayet edilir:

İmam bir konuşmasında şunları da ekledi: "Allah ile yaratıkları arasında O'nun yaratıklarından başka bir perde yoktur. Eğer Allah perdelenmiş ise, bu görünür bir perde ile değildir. Eğer Allah örtülü ise bu, somut bir örtü ile değildir. O'ndan başka ilah yoktur. O büyük ve yücedir.

Yine et-Tevhid adlı eserde rivayet zincirine yer vererek Abdulala'dan o da İmam Sa-dık'tan (a.s) bir konuşmasında şöyle rivayet eder."Kim Allah'ı bir perde veya bir kavram veya bir örnek aracılığı ile bildiğini iddia ediyorsa, o müşriktir. Çünkü per-de, kavram ve örnek O'nun dışında şeylerdir, (O'nun kendisi değildirler)

O birdir ve birliği perçinlenmiştir. O'nun birliğini O'nun dışındaki şeyler ile ifade eden kimse, O'nun birliğini nasıl ifade etmiş sayılabilir? Allah'ı ancak Allah ile bilen, O'nu bilmiş olur. Allah'ı Allah ile bilmeyen kişi, O'nu bilmiş olmaz, O'nun dışında bir şey bilmiş olur..." Açıkladığımız anlamda Ehl-i Beyt İmamlarından gelen rivayetle-rin sayısı çoktur. İnşallah bunları A'raf suresinin tefsiri sırasında ele alıp açıklama-ya Allah bizi muvaffak eder.

Ortaya çıktı ki, iç dünyanın ayetlerini irdelemek en değerli ve eşsiz bir çabadır. Ger-çek marifet ancak bu yolla kazanılır. Hz. Ali'nin (a.s) bu yolu, iki yoldan daha faydalı olarak sayması, sadece onu kesin bir marifet yolu olarak ilan etmemesi, halk kitlelerinin bu marifet türüne ermekte yetersiz olmalarındandır.

Gerek Kur'an'ın ve sünnetin hükmü, gerek Peygamberin (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarının (hepsine selam olsun) tutumu, dış dünyadaki ayetleri irdeleyerek elde edilen imanın kabul edilmesi şeklindedir. Bu irdeleme yolu müminler arasında aygındır. Dolayısıyla her iki yol da faydalıdır. Fakat insanın iç dünyasının ayetlerini irdelemesi yolu daha mükemmel ve daha verimlidir.

Gurer'ul-Hikem ve Durer'ul-Kelim adlı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Arif, nefsini bilip onu azat eden ve Allah'tan uzaklaştırıcı şeylerden arındıran kimsedir."
Ben diyorum ki: Hadiste geçen "onu azat eden" ifadesi, nefsi tutukluların esaretinden ve aşırı arzuların köleliğinden azat eden, anlamındadır.

Yine aynı eserde nakledildiğine göre hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük ca-hillik, insanın nefsini tanımamasıdır."
Yine aynı eserde nakledildiğine göre Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük hikmet, insanın nefsini tanımasıdır."
Yine aynı eserde nakledildiğine göre Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsini en çok tanıyan kimseler, Rablerinden en çok korkanlar olurlar."

Ben diyorum ki: Çünkü nefsini en çok tanıyan kimseler, Rablerini en iyi tanıyan, kimselerdir. Nitekim yüce Allah, "Allah'tan ancak onun alim kulları haş-yet duyarlar." buyuruyor.
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "En üstün akıl, kişinin ken-dini tanımasıdır. Kendini tanıyan akıllı olur, kendini tanımayan sapıtır."

Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kaybettiği bir şeyi ona buna soran, fakat kendini kaybettiği halde aramayan kimseye şaşarım."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini tanımayan kimseye şaşarım. Böyle biri Rabbini nasıl tanıyabilir? "

Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet eder: "Marifetin en kamil merhalesi, kişinin kendini (nefsini) tanımasıdır."
Ben diyorum ki: Bu marifetin niçin en ileri derecede bilgi olduğu yukarıda açıklan-mıştı. Çünkü bu gerçek marifettir.
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini (nefsini) tanımayan kişi başkasını nasıl tanıyabilir? "
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kişinin kendini (nefsini) ta-nıması, onun için yeterli bir tanımadır. Buna karşılık kişinin kendini bilmemesi, onun için yeterli bir cehalettir.

Yine aynı esere göre Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Kendini tanıyan kimse başka şeylerle ilgisini keser."
Ben diyorum ki: "Yani dünya ile ilişkilerini keser veya insanlardan ayrılarak onlar-la ilişkilerini keser ya da her şeyden ilişkisini keserek sırf Allah'a yönelir."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Nefsini tanıyan kimse, onunla mücadele eder. Nefsini tanımayan kimse onu başı boş bırakır."

Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Nefsini tanıyan kimsenin önemi artar, konumu yüce olur."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet eder: "Kendini tanıyan kimse başkalarını daha iyi tanır. Kendini tanımayan kimsenin başkalarına yönelik cehaleti daha büyük oranda olur."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini tanıyan kimse şüp-hesiz her marifetin ve ilmin doruğuna ulaşır."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini (nefsini) tanımayan kimse, kurtuluş yolundan uzaklaşır, sapıklık ve cehaletler içinde bocalamaya mah-kum olur."

Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Nefsi tanımak marifetlerin en faydalısıdır."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Kendini (nefsini) tanımayı başaran kimse, en büyük kurtuluşa ermiştir."
Yine aynı eserde Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Nefsinin (kendinin) cahili olma. Çünkü nefisle ilgili marifete cahil olan kimse her şeyin cahilidir, hiçbir şeyi bilmez."

Tuhef'ul Ukul adlı eserde, İmam Sadık'ın (a.s), bir konuşmasında şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Allah'ı kalbi tevehhümler aracılığı ile tanıdığını zanneden kimse müşriktir. Allah'ı mana ile değil de sadece isimle tanıdığını zanneden kimse, Allah'a yanlış isnatta bulunduğunu itiraf etmiş olur. Çünkü isimler hadistir;

sonradan meydana gelmiştir. (Allah'ın künhü ise, kadimdir.) İsme ve manaya kulluk ettiğini zanneden kimse, Allah'a ortak karar kılmıştır. Allah'a sıfatla ibadet edildiğini (idrakle değil) zanneden kimse yaptığı kulluğu gaip olan bir şeye havale etmiş olur. (Çünkü gayıp olan bir şeyi tanımak istediklerinde onu sıfatı vasıtasıyla tanırlar, idrak vasıtasıyla değil.) Mevsufu sıfata izafe ettiğini sanan kimse, büyük olanı küçültmüş olur." "VeAllah'ı hakkı ile taktir edememişler-dir"

Sözlerinin burasında dinleyenlerden biri İmama, "Peki tevhide ulaşmanın yolu nasıldır? " diye sordu. İmam bu soruya, "Araştırma kapısı açıktır ve çıkış yolunu aramak da mümkündür. Hazır olan varlığı tanımak, onun sıfatlarından önce olur. Ama gaip olanın sıfatlarını tanımak, zatından önce olur" cevabını verdi.

İmam'a, "Hazır olan varlık sıfatlarından önce nasıl tanınabilir? " diye soruldu. İmam bu soruya şu karşılığı verdi: "Onu tanır ve bilgisini edinirsin. Nefsini onun aracılığı ile tanırsın. Kendini kendinle ve kendi vücudunla tanıyamazsın. Bilirsin ki, nefsinde ne varsa O'nun içindir ve O'nun aracılığı iledir.

Tıpkı kardeşlerinin Hz. Yusuf'a (a.s), "Sen Yusuf olmalısın" demeleri gibi, Hz. Yusuf (a.s) da onlara, "Evet ben Yusuf'um, bu da kardeşimdir" karşılığını verdi. Görülüyor ki, kardeşleri Yusuf Peygamberi başkası aracılığı ile değil, kendisi aracılığı ile tanıdılar. Ayrıca onu kalplerinin vehimlerine dayanarak ispat etmeye de kalkışmadılar..."

Ben diyorum ki: Hz. Ali'nin (a.s) "Nefsi tanımak, iki marifetin en faydalısıdır." Sözü (bu bölümdeki ikinci rivayet) üzerine şu açıklamayı yapmıştık: İnsan, nefsin-deki ayetlerle meşgul olduğu, dikkatini sırf bunlar üzerine yoğunlaştırdığı zaman, her şeyle ilişkisini keserek sadece Rabbine yönelir. Bu yoğunlaşmanın ardından,

Rabbini aracısız olarak tanımak ve hiçbir sebebe dayanmayan bir ilim gelir. Çünkü sırf Allah'a yönelme gerçekleşince, aradaki bütün engeller ortadan kalkar. O zaman insan Allah'ın azametini ve yüceliğini müşahede ettiği için nefsini unutur. Bu marifeti, Allah'ın Allah aracılığı ile tanınması diye tanımlamak son derece uygun o-lur.

Bu aşamaya gelen kişi, nefsinin gerçek mahiyetinin farkına varır. Onun Allah'a muhtaç olduğunun, bu mülkiyeti dışına çıkmasının mümkün olmadığının ve kendinden hiçbir şeyi olmadığının bilincine varır. İşte İmam Sadık (a.s) "Nefsini O'nun aracılığı ile tanırsın. Kendini kendinle ve kendi vücudunla tanıyamazsın. Bilirsin ki, nefsinde ne varsa O'nun içindir ve O'nun aracılığı iledir" sözleri ile bunu demek istemiştir.

Mes'udi'nin İsbat'ul Vasiyyet adlı eserinde Hz. Ali'nin (a.s) bu hutbesinden nakle-dilen şu sözleri de bu anlama gelir: "Allah'ım! Sen her türlü noksanlıktan münez-zehsin. Her şeyi doldurmuşsun ve her şeyden ayrılmışsın. Hiçbir şey senden boş değil-dir. Sen istediğini kesinlikle yaparsın. Yücesin, ey her idrak edilen varlık O'nun ya-ratığı ve her sınırlı şey O'nun eseri olan!.."

"Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Hangi göz, senin nurunun aydınlığı kar-şısında dayanabilir ve senin gücünün ışığının parıltısına yükselebilir? ! Hangi zihin, o nurun yanında olanı kavrayabilir?! Hangi anlayış bundan ötesini anlayabilir? Bu-nu ancak perdelerini kaldırdığın ve körlük engelini giderdiğin gözler başarabilir. O zaman bu gözlerin ruhları, ruhların kanatları çevresine yükselerek senin rükünlerin-de seninle münacata girişirler ve senin aydınlığının nurlarına gömülürler. Toprak se-viyesinde senin yüceliğinin seviyesine bakarlar.

Bu yüzden melekut ehli onları ziyaretçiler diye adlandırırken, ceberut ehli onları ummar (ilahi şiarları edenler) diye çağırırlar." (İsbat'ul Vasiyye, s. 105)
Bihar'ul Envar adlı eserde -iki senet silsilesi zikrederek- İrşad-i Deylemi'den nakle-dilen bir kutsi hadiste şöyle deniyor: "... Kim benim rızama uygun ameller yaparsa, şu üç hasleti onun ayrılmaz özellikleri kılarım: Ona içine cehaletin karışmadığı bir şükür, unutkanlıkla karışık olmayan bir zikir ve yaratıklarımın sevgisini benim sevgime tercih etmeyeceği bir sevgi öğretirim.

O beni sevince, ben de onu severim. Kalbinin gözünü celalime açarım. Seçkin kulla-rımı ondan saklamam. Gecenin zifiri karanlıklarında ve gündüzün aydınlığında onunla fısıldaşırım. Böylece yaratıklarla konuşmaz ve insanlarla düşüp kalkmaz olur. Benim ve meleklerimin konuşmalarını işitmesini sağlarım. Yaratıklarımdan gizlediğim sırlarımı ona açarım. Ona haya elbisesi giydiririm de bütün yaratıklar kendisinden haya eder. Yeryüzünde affedilmiş olarak gezer.

Kalbini geniş ve basiretli kılarım. Cennetin ve cehennemin hiçbir yanını ondan saklamam. Kıyamet günü in-sanların karşılaşacakları şiddet ve dehşet hakkında, cahilleri, alimleri, zenginleri ve fakirleri nelerden hesaba çekeceğim konusunda ona marifet veririm. Onu mezarında uyuttuktan sonra kendisini sorguya çekecek olan Münker ve Nekir adlı melekleri yanına indiririm. O ölüm acısını, kabir ve lahit karanlığını ve matla korkusunu

(yeniden dirilme) görmez ve yaşamaz. Sonra terazisini kurar, defterini açıp inceler ve amel defterini sağ yanından veririm, o da onu açılmış bir şekilde okur. Sonra onunla arama tercüman koymam. İşte beni sevenlerin sıfatları bunlardır. Ey Ahmed! Çaban bir olsun (düşünce konun tek olsun) Dilinin, konuştuklarının konusu tek olsun. Bedenini canlı tut, hiç gaflete düşmesin. Kim benden gafil olursa, onun hangi vadide helak olduğunu umursamam."

Bu son üç rivayet her ne kadar elimizdeki konuyla direkt olarak ilgili değillerse de biz onlara şu yüzden yer verdik. Daha önce değindiğimiz ilkeyi, basiretli ve irdeleyici okuyucularımızın onaylamasını istedik. O ilke şuydu: Gerçek marifet, fikri bilgi aracılığı ile tam olarak elde edilemez. Bu rivayetlerde yüce Allah'ın dostlarına mah-sus öyle bağışlardan söz ediliyor ki, bunlar fikri çabalarla kesinlikle kazanılmaz. Bunlar doğru ve sahih rivayetlerdir. Bunların doğruluğuna ileride A'raf suresinin tef-siri sırasında geniş bir şekilde açıklayacağımız üzere ilahi kitap şahittir."


247.Konu el-Marifet Marifet Allah'ı Tanımak


Bihar, 3/1, 1. bölüm; Sevab'ul Muvahhidin ve'l-Arifin, ve beyan-u Vucubi Marifet ve İlletihi
Bihar, 4/212, 4. bölüm; Cevami'ut Tevhid
Bihar, 4/62, Ebvab-u Sifatihi
Bihar, 6/49, 21. bölüm, Nefyi ma yucebu Neksu minhu Teala

bak.
247. konu, Esmaullah; 147. konu, el-Hilket; 148. konu, el-Halık; 282. konu, el-Meşiyyet; 18. konu, Allah; el-İlm- 2916 ve 2920. bölümler; el-İmamet, 144. bölüm
2601. Bölüm
Allah'a İman Etmenin Farz Oluşunun Hikmeti

12233. İmam Rıza (a.s) "Allah'a, O'nun peygamberlerine ve Allah nezdinden gelen şeylere iman etmenin farz oluşunun sebebi hususunda şöyle buyurmuştur: "Bunun bir çok illetleri vardır: Bunlardan biri şudur: Her kim aziz ve celil olan Allah'ın varlığını itiraf etmez, Allah'a isyan etmekten sakınmaz, büyük gü-nahları işlemekten kaçınmayz; nefsani isteklerine uymaktan, fesattan ve zulümden lezzet alırsa, bu işlere bulaşır, herkes hiç kimseden korkmaksı-zın ve sakınmaksızın heva ve hevesleri peşisıra gidecek olursa şüphesiz bütün insanlar fesada sürüklenir,

birbirinin canına, namus ve malına teca-vüz eder... Diğer bir delili de şudur: "Biz insanların gizlice ve halkın gö-zünden uzak bir halde fesat ve suça bulaştığını müşahede etmekteyiz. Dolayısıyla Allah'ın varlığını ikrar ve gayb aleminden korku olmasaydı hiç kimse halvet ve yalnızlık durumunda nefsani heva ve hevesleriyle karşı karşıya kalınca hiç kimseden korkmaz ve günahı asla terk etmezdi."

2602. Bölüm
Allah'ı Tanımanın Fazileti

12234. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanırsa marifeti ke-male erer."
12235. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah'ı tanımak ma-rifetlerin en üstünüdür."
12236. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Büyüyüp aziz ve celil olan Rabbimi tanımak yerine küçük yaşta ölüp cennete gitmek beni sevindirmez."

12237. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer insanlar aziz ve celil olan Allah'ı tanımanın değerini bilmiş olsalardı dünya hayatının cazibelerine kapılmaz, Allah'ın düşmanlarının bile nasiplendirdiği nimetlerine göz dik-mezdi. Dünyaları kendi gözlerinde ayaklarının altındaki topraktan daha aşağı olurdu.

Allah'ı tanıma nimetine erişir ve sürekli olarak cennet bah-çelerinde olan Allah'ın veli ve dostlarıyla birlikte bulunan kimse gibi bun-dan lezzet alırlardı. Şüphesiz Allah'ı tanıma her yalnızlığın ünsiyeti, her kimsesizin sahibi, her karanlığın nuru, her zayıflığın gücü ve her hastalı-ğın şifasıdır."

12238. İmam Ali (a.s) meleklerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "İmanın ha-kikatleri, kendileriyle Hak marifeti arasında bir bağ kurmuştur. Allah'a yakinleri onları her şeyden kesip koparmış, O'na yöneltmiştir. O'ndakileri isteyişleri, başkasındakileri isteyişlerine engel olmuştur. O'nu tanımanın tadını almışlar, sevgisini kana kana içmişlerdir."
12239. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlmin meyvesi Allah'ı tanımadır."

12240. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah kendisini tanıyanın dostu ve sözde Allah'ı tanıdığını iddia edenin düşmanıdır."
bak. el-Bihar, 3/1, 1. Bölüm

2603. Bölüm
Allah-u Teala Hakkında İlim Sahibi Olmak

12241. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah hakkında ilim sahibi olmak iki ilmin en üstünüdür."
12242. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İşlerin en üstünü Allah hakkında ilim sahibi olmaktır; (zira) ilim ve marifet olduğu taktirde -az veya çok- amelin sana faydası olur. Ama cehalet olduğu zaman (Allah hakkında) ne amelin azlığı sana fayda verir ne de çokluğu."

12243. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin kalbinde Allah-u Teala hakkında ilim yer ederse onda Allah'ın yaratıklarından ihtiyaçsızlık yer eder."
bak. el-İlm, 2920, 2916. Bölümler


2604.Bölüm Marifetin Meyveleri


12244. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifetin azlığı (bile) dünyadan yüz çevirmeye neden olur."
12245. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kimin marifeti doğru olursa ru-hu ve iradesi bu fani dünyadan yüz çevirir."
12246. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanırsa Allah'tan korkar ve her kim Allah'tan korkarsa dünyayı terk eder."

12247. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifetin meyvesi fani dünyadan yüz çevirmektir."
12248. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) bir duasında şöyle buyurmuştur: "(Allahım!) bizleri senin zikrinle meşgul olup şehvetlerden yüz çeviren ve marifetinin nurları sebebiyle kudret talebi etkenlerine muhalefet eden kimselerden kıl."
12249. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Rabbini tanıdığı halde ebedi yurt için çalışmayan kimseye şaşarım."

2605. Bölüm
Marifetin Meyveleri (2)

12250. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İşini düşünmüş ve nefsini tanımış isen dünyadan yüz çevir, dünyada züht içinde yaşa. Şüphesiz dünya mut-suzların yurdudur, mutluların yurdu değil. Dünyanın sevinci yalan, süsü aldatıcı, bulutları dağınık ve bağışları geri döndürücüdür."
12251. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsini tanıdığı halde fani dünya ile ünsiyet kuran kimseye şaşarım."

2606. Bölüm
Marifetin Meyveleri (3)

12252. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim münezzeh olan Allah'ı ta-nırsa asla mutsuz olmaz."
12253. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanırsa yalnız kalır."
12254. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanırsa sakınır."

12255. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yaratıklarından, Allah'ın kaza ve kaderi karşısında en çok teslim olması gereken kimse aziz ve celil olan Al-lah'ı tanıyan kimsedir."
12256. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanır, azametini anlarsa; ağzını (yanlış) konuşmaktan, midesini (fazla ve haram) yiyecekten korur gece namazla ve gündüz (oruçla) nefsini sıkıntıya düşürür."

12257. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yüceliğini, azametini bilenlerin büyüklük taslamamaları gerekir. O'nun büyüklüğünü tanıyanların yücelmeleri, ancak ona karşı tevazu göstermeleriyle mümkün olur."

2607. Bölüm
Allah'ı Tanımanın Kemalinin Meyvesi

12258. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'ı hakkıyla tanıyacak ol-sanız şüphesiz dualarınızla dağlar yerlerinden sökülür."
12259. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'ı hakkıyla tanıyacak ol-sanız şüphesiz denizlerin üzerinde yol yürürdünüz ve dualarınızla dağlar yerlerinden sökülürdü."
bak. Eş-Şia, 2155. Bölüm; 9969. Hadis; 564. Konu, el-Yakin, 2513. Bölüm

>2608. Bölüm
Arife Yakışan Şey

12260. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah'ı tanıyan kim-senin kalbinin Allah'a korku ve ümitten boş olmaması yakışır."
12261. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah'ı tanıyan kim-seye, nezdinde olan şeylere yönelmesi yakışır."
12262. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ı tanıdığı halde korkusu şiddetli olmayan kimseye şaşarım."

2609. Bölüm
Marifetin Nihayeti

12263. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifetin nihayeti haşyettir. (Al-lah'tan korkudur)"
12264. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlmin nihayeti, münezzeh olan Al-lah'tan korkmaktır."

12265. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan nefsini en çok tanıyanı Rabbinden en çok korkandır."
12266. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı daha çok tanırsa, Allah'tan daha çok korkar."
bak. el-Hevf, 1135. Bölüm,; el-İlm, 2883. Bölüm

2610. Bölüm
İnsanlardan Allah'ı En Çok Tanıyan Kimse

12267. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan Allah'ı en çok bilen kimse, şüphesiz aziz ve celil olan Allah'ın kaza ve kaderinden en çok hoşnut olan kimsedir."
12268. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan Allah'ı en çok bilen kimse, Allah'tan en çok niyazda bulunandır."
12269. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan Allah'ı en çok tanıyan kimse, insanların özrünü -her ne kadar kendilerinde bir özür bulunmasa da- en çok kabul eden kimsedir."

2611. Bölüm
Arifin Sıfatı

12270. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Arif kimse, nefsini tanıyıp onu öz-gür kılan ve kendisini Allah'tan uzaklaştırıp helak eden her şeyden mü-nezzeh kılan kimsedir."
12271. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Arifin yüzü, sevinçli ve güleçtir. Kalbi ise korkulu ve hüzünlüdür."
12272. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a güven ki arif olasın."
12273. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her arif insan dünyayı hoş gör-mez."

12274. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her akıllı insan gamlı ve her arif in-san hüzünlüdür."
12275. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Arif bir akıl ve (dünyadan) yüz çevi-ren bir nefis dışında münezzeh olan Allah nezdinde hiçbir şey temiz de-ğildir."
12276. Misbah'uş Şeria'da yer aldığı üzere İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Arif kimsenin cismi insanlar arasındadır. Kalbi ise Allah-u Teala iledir. Eğer göz açıp kapatıncaya kadar da olsa kalbi Allah'tan gaflet edecek olursa, Allah'a duyduğu iştiyaktan can verir."

2612. Bölüm
Ariflerin Özellikleri

12277. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İştiyak, ariflerin halis dostudur."
12278. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Korku ariflerin gömleğidir."
12279. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan uzak düşmenin korkusuyla ağlamak, ariflerin ibadetidir."

12280. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir madeni vardır. Tak-vanın madeni ise ariflerin kalpleridir."
12281. Resulullah (s.a.a), bir duasında şöyle buyurmuştur: "Ey irade edenlerin ira-de ettiği şeyin nihayeti! Ey ariflerin himmetinin nihayeti!"
12282. Resulullah (s.a.a), hakeza bir duasında şöyle buyurmuştur: "Ey ariflerin kalbinden uzak olmayan kimse! "

2613. Bölüm
Allah'ı Tanımanın En Düşük Mertebesi

12283. İmam Kazım (a.s), marifetin en düşük mertebesi sorulunca şöyle buyurmuştur: "Kendisinden başka ilah olmadığını, O'nun bir benzeri ve dengi olmadı-ğını, Allah'ın kadim, sabit (değişmez), mevcut, yok olmayan ve şüphesiz kendisi gibi bir şey bulunmayan bir varlık olduğunu itiraf etmektir."

12284. İmam Kazım (a.s), kendisinden daha azıyla yaratıcıyı tanımanın mümkün ol-madığı şey sorulunca şöyle yazmıştır: "Hiçbir şey onun gibi değildir, o sürekli duyan, bilen ve görendir. O, irade ettiği şeyi yapandır."

12285. İmam Bakır (a.s), kendisinden daha azıyla yaratıcıyı tanımanın mümkün ol-madığı şey sorulunca şöyle buyurmuştur: "O'nun gibi bir şey olmadığına, O'nun bir benzeri bulunmadığına, sürekli bilen, gören ve duyan olduğuna inanmaktır."
bak. el-Bihar, 3/267, 10. Bölüm; el-İman, 283. Bölüm


2614.Bölüm Allah'a Yakışan Marifet


12286. İmam Sadık (a.s), kendisine "Resulullah (s.a.a), Rabbini bir şekilde gördü ve müminler de Rabbini cennette bir şekilde görecektir" rivayetini soran Muaviye b. Veheb'e tebessüm ederek şöyle buyurmuştur: "Ey Muaviye! Yetmiş veya seksen yıl Allah'ın mülkünde yaşadığı ve nimetlerinden istifade ettiği halde, Al-lah'ı hakkıyla tanımaması bir insan için ne kadar da çirkindir."

12287. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adamın biri Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna geldi ve şöyle arzetti: "İlmin başı nedir?" "Peygamber şöyle buyurdu: "Allah'ı layık olduğu şekliyle tanımaktır." O şahıs şöyle arz etti: "O'nu hakkıyla tanımak nedir? " Allah Resulü şöyle buyurdu: "O'nu eşsiz ve benzersiz bilmen, O'nu tek yaratıcı, güçlü, ilk, son, aşikar ve gizli bir ilah olarak bilmen ve onun bir dengi ve benzeri olmadığını kabul etmendir.

Allah'ı hakkıyla tanımak işte budur."
12288. İbn-i Abbas şöyle diyor: "Bedevi birisi, Allah Resulü'ne (s.a.a) gelerek şöyle arz etti: "Ey Allah'ın Resulü! Bana ilmin ilginçliklerinden öğret" Al-lah Resulü şöyle buyurdu: "İlmin başına ne yaptın ki ilmin ilginçliklerini soruyorsun." O şahıs şöyle arz etti: "İlmin başı nedir ey Allah'ın Resulü!" Allah Resulü şöyle buyurdu:

"Allah'ı hakkıyla tanımaktır." O şahıs şöyle arz etti: "Allah'ı hakkıyla tanımak da nedir?" Allah Resulü şöyle buyurdu: "O'nu eşsiz, benzersiz ve denksiz bilmen, tek, bir, zahir, batın, ilk ve son ilah bilmen, eşi ve benzeri bulunmadığını ikrar etmendir. O'nu hakkıyla tanımak budur."

12289. İmam Zeyn'ül Abidin (a.s), tevhid hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah, ahir zamanda derin düşünceli kimselerin olaca-ğını biliyordu. Bu yüzden "Kul huvallahu ahed, Allah'us samed" (İhlas) suresi ve Hadid suresinin (ilk) ayetlerinden, "Ve huve alimun bizatihi's sudur" (O göğüslerde olanları bilir) ayetine kadar nazil buyurdu. O halde her kim bunlardan daha fazlasını arıyorsa, şüphesiz helak olur."
2615. Bölüm
Allah'ı Allah'la Tanıma

12290. İmam Seccad (a.s) bir duasında şöyle buyurmuştur: "Seni seninle tanıdım. Sen beni kendine kılavuzluk ettin ve kendine doğru çağırdın. Eğer sen olmasaydın ben senin ne olduğunu bilemezdim."
İmam Sadık'tan (a.s) nakledilen bir rivayette ise şöyle yer almıştır: "Biliniz ki Al-lah kendisi hakkında size verdiği marifetle sizlere delil ve hüccet ikame etmiştir."

12291. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı bir hicapla veya bir suretle veya bir misal ve heykelle tanıdığını sanıyorsa müşriktir. Zira hicap/perde misal ve suret ondan gayridir. O tek ve yeganedir. O halde O'nu O'ndan başkasıyla tanıdığını söyleyen kimse nasıl Allah'ı birlemiş (tek olarak kabul etmiş)

olabilir? Allah'ı bizzat Allah'la tanıyan kimse Al-lah'ı tanımıştır. O halde Allah'ı Allah ile tanımayan kimse onu tanımamış-tır. Aksine ondan başka bir varlığı tanımıştır... Her yaratık sadece Allah ile bir şeyi derkeder ve Allah'ı tanımanın derki sadece Allah ile mümkün-dür."

12292. İmam Ali (a.s) kendisine, "Rabbini nasıl tanıdın? " diye sorulunca şöyle bu-yurmuştur: "O'nun bana kendisini tanıtmasıyla tanıdım." Kendisine, "Nasıl kendisini sana tanıtmıştır? " diye sorulunca da şöyle buyurmuştur: "O'nun gibi hiçbir suret yoktur. O duyu organlarıyla tanınamaz ve insan-larla kıyas edilemez."

12293. Mensur bin Hazim şöyle diyor: "İmam Sadık'a (a.s) şöyle arz ettim: "Ben bir grupla tartıştım ve onlara şöyle dedim: "Azameti yüce olan Al-lah yaratıklarıyla tanınmaktan daha yüce, aziz ve ulvidir. Aksine yaratıkları O'nunla tanınır." İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun."

12294. İmam Ali (a.s) kendisine, "Allah'ı Muhammed'le mi tanıdın? Yoksa Mu-hammed'i aziz ve celil olan Allah'la mı tanıdın?" diye soran Caselik'e şöyle buyur-muştur: "Ben Allah'ı Muhammed (s.a.a) ile tanımadım. Aksine Muham-med'i aziz ve celil olan Allah'la tanıdım.

Zira Allah onu yaratmış ve onda uzunluk ve genişlik gibi bir takım sınırlar belirlemiştir. O halde O'nun müdebbir olan birinin eliyle yaratıldığını bildim ve bu bilgi Allah'ın kıla-vuzluğu, ilhamı ve isteğiyle gerçekleşti. Aynı şekilde kendi itaatini de me-leklere ilham etmiş ve kendini onlara benzersiz ve niteliksiz olarak tanıt-mıştır."
12295. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ı Allah ile, Resulü risaletiyle, emir sahibini iyilikleri emredişi, adaleti ve ihsanıyla tanıyınız."

Kuleyni bu hadisi naklettikten sonra şöyle buyurmuştur: "İmam Ali'nin, "Allah'ı Allah'la tanıyın" sözünün anlamı şudur: Allah şahısları, nurları, cevherleri (tözleri) ve a'yanı (bedenler) yaratmıştır. A'yan bedenlerden ibarettir. Cevherler (tözler) ise ruhlardan ibarettir.

Aziz ve celil olan Allah ne bir cisme benzer ne de ruhlardan herhangi biriyle benzerliği vardır. Hiç kim-senin hassas ve derk edici ruhları yaratmada bir işi ve sebebi (müdahalesi) yoktur O tek başına ruhları ve cisimleri yaratmıştır. O halde her kim bu iki benzerliği, yani Allah'ın bedenlere ve cismani varlıklara benzemesi ile ruhlara benzerliğini nefyederse (reddederse) Allah'ı Allah'la tanımış olur. Ama onu ruha veya cimse veya nura teşbih ederse Allah'ı Allah'la tanı-mamıştır."

Saduk (r. a) ise, "Aziz ve celil olan Allah ancak kendisiyle tanınabilir" babındaki hadisleri naklettikten sonra şöyle yazmaktadır: "Bu konuda doğru söz şöyle denme-sidir: "Biz Allah'ı Allah'la tanımış bulunmaktayız. Zira eğer O'nu akılları-mızla tanımış olursak bu akılların bizzat kendisi Allah'ın bağışladığı bir şeydir.

Eğer peygamberleri melekleri ve hüccetleri vasıtasıyla tanıyacak olursak onları uyandıran, gönderen ve hüccetleri olarak seçen bizzat aziz ve celil olan Allah'ın kendisidir. Ama eğer Allah'ı nefislerimiz ile tanıya-cak olursak nefislerimiz de Allah'ın yaratıklarıdır. O halde (her haliyle) biz Allah'ı Allah'la tanımış bulunmaktayız."
bak. el-Bihar, 3/273-275
bak. 2600. Bölüm, el-Huccet, 710. Bölüm


2616.Bölüm Allah'ın Zatı Hakkında Düşünmekten Sakınmak


12296. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her şey hakkında düşününüz ama Allah'ın zatı hakkında düşünmeyiniz."
12297. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yaratışı hakkında düşünü-nüz ama Allah'ın zatı hakkında düşünmeyiniz ki helak olursunuz."
12298. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yaratıklarını düşününüz yaratıcıyı düşünmeyiniz. Zira sizler Allah'ın azametini ve kadrini taktir edemezsiniz."

12299. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın zatı hakkında düşünmek-ten sakınınız. Zira Allah'ı düşünmek sadece şaşkınlığı ve sapmayı artırır. Aziz ve celil olan Allah'ı şüphesiz ne gözler derk edebilir ve ne de Allah miktarla (nicelikle) nitelendirilebilir."

12300. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ın keyfiyeti (niteli-ği) hakkında düşünürse helak olur."
12301. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ey Süleyman! Allah şöyle buyur-muştur: "Şüphesiz her şeyin nihayeti Rabbindir." O halde söz Allah'a dayanınca sakının."

12302. Bir gün Allah Resulü (s.a.a) tartışan bir grubun yanından geçti ve onlara, "Ne hakkında tartışıyorsunuz? " diye buyurdu. Onlar, "Aziz ve celil olan Allah'ın yaratışı hakkında düşünüp tartışıyoruz" deyince o hazret (Resulullah) şöyle buyurmuştur: "Bu işi yalnızca Allah'ın yaratıkları hakkında düşününüz ama Allah'ın zatı hakkında sakın düşünmeyiniz."
12303. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ın zatı hakkında dü-şünürse ilhada ve inkara düşer."

12304. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ın zatı hakkında dü-şünürse zındık/kafir olur."
12305. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllar onun idrakinin dev dalgaları karşısında delalete düşmüştür."
12306. İmam Ali (a.s) Allah'ı övme hakkında şöyle buyurmuştur: "Tedbirinin il-ginçlikleri sebebiyle O gören kimseler için aşikardır. İzzetinin azameti se-bebiyle de vehme kapılanların düşüncesinden gizlidir."
Bak. El-Bihar, 3/257, 9. Bölüm, Kenz'ul Ummal, 1/237, el-Fikr; 3256. Bölüm

2617. Bölüm
Akıllar Allah'ın Marifetinin Künhünü (Hakikatini) Tanı-maktan Acizdir

12307. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) ne zaman "Eğer Allah'ın nimetlerini sa-yarsanız tümüyle sayamazsınız" ayetini okuyunca şöyle buyururdu: "Ni-metlerini tanımaktan aciz olduklarını bilecek miktar dışında nimetlerini tanımanın gücünü hiç kimseye vermeyen Allah münezzehtir. Nitekim Al-lah'ı derk edemeyeceğini bilecek miktar dışında idrakinin marifetini

de hiç kimseye vermemiştir. Dolayısıyla aziz ve celil olan Allah'ı tanımaktan aciz olduğunu bilen kimselerden bu miktarda marifeti kabul buyurdu. Ve on-ların kendisini tanımaktan aciz oluşlarını onlar için bir şükür kıldı. Nite-kim onu idrak edemedikleri hususundaki alimlerin ilmini de iman karar kıldı."

12308. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bil ki ilimde derinleşenler; örtülüp gizlenmişleri tefsir etme hususunda bütün bilgisizliklerini ikrar edişleri-nin, kendilerini büyük gayb kapılarına girmekten müstağni kıldığı kimse-lerdir. İlimleriyle kuşatıp-kavramadıkları şeylerdeki acizliklerini itiraf et-meleri sebebiyle Allah da onları övmüştür. Allah, onların künhünden bahsetmekle mükellef kılınmadıkları şeylerde derinleşmemelerini, "ilimde derinleşme" olarak isimlendirir."

12309. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) bir duasında şöyle buyurmuştur: "Akıllar senin cemalinin künhüne (hakikatine) ermekten aciz kaldı. Gözler veçhinin azametini ve nurunu görmeye tahammül edemedi. Sen yaratıkların için marifetinden acizlik dışında kendi marifetine bir yol kılmadın."

12310. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çünkü biz senin azametinin künhü-nü hakkıyla bilemeyiz. Ancak biz, Hayy ve Kayyum olduğunu, uyku ve uyuklamanın seni tutmadığını biliyoruz. Sana hiç bir bakış ulaşamaz. Hiç bir göz seni idrak edemez."

12311. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın künhü kendisiyle yaratıkla-rının arasını ayırandır."
12312. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Saltanatının eserlerini, yüceliğinin celalini açıklayan, gücünün harikalığı ile yarattığı şeylerde akılları hayrete düşüren ve sıfatının künhünü kavramak için uğraş verenlerin çabalarını alıkoyan Allah'a hamdolsun."

12313. İmam Ali (a.s) meleklerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar senin katındaki yerlerindedir, yerleri senin yanındadır. İstekleri sende toplanır. İtaatlerinin hepsi sanadır. Emrinden gafletleri azdır. O halde kendilerine gizli olan hakikatinin künhüne de erseler, amellerini hiçe sayıp kendilerini kınarlar, kendilerinin sana gereği gibi ibadet ve itaat etmediklerini anlar-lar."

2618. Bölüm
Kalp ve Gözün Allah'ı İhata Etmekten Aciz Oluşu

12314. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, rububiyetinin kalp veya göz ihatasıyla sabit kılınmasından çok daha yücedir."
12315. İmam Sadık (a.s) Allah-u Teala'nın Gözler onu derk edemez" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Buradaki ihatadan maksat vehmin ihatasıdır."
12316. İmam Cevad (a.s) hakeza bu ayet hakkında şöyle buyurmuştur: "Kalplerin evhamı gözlerin bakışlarından daha incedir. Bazen sen vehim gücünle Sind, Hind ve görmediğin ve gitmediğin ülkeleri derk edersin.

Oysa göz-lerinle O'nu görmüyorsun ve derk etmiyorsun. O halde bırakın gözlerin bakışlarıyla gönüllerin vehimleriyle bile Allah derk edilemez."
12317. İmam Rıza (a.s) münezzeh olan Allah-u Teala'nın sıfatları hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah gözün kendisini derk etmesinden, vehmin kendisini ihata etmesinden ve aklın kendisini elde etmesinden daha yücedir."

2619. Bölüm
Allah Hakkındaki Caiz Olan Nitelendirmeler

12318. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, sıfatlarının hakikatine eri-şilmesinden daha büyük, daha yüce ve daha üstündür. O halde onu ken-disini nitelendirdiği gibi nitelendirin ve bunun dışındaki şeylerden sakı-nın."
12319. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisi gibi bir yaratığı nitelendir-mekten aciz olan kimse kendi ilahını nasıl nitelendirebilir? "

12320. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eşi olmakla nitelendirilemez. Tec-rübe ve alıştırmayla yaratmaz, duygularla idrak edilmez...Ey Rabbini an-latma zahmetini üstlenen kimse! Eğer doğru isen; Cebrail'i, Mikail'i ve O'na yakın kılınmış mukaddes mekanlarda güzel yaratıcılarının vasfıyla, O'nun heybetinden kendinden geçmiş olarak hayretler içinde duran me-lekler ordusunu anlat. Ancak şekilleri ve uzuvları olanlar, zamanlarını bit-tiğinde yokluğa erişenler sıfatlarla derk edilebilirler."

12321. İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yaratıcı kendisinin nitelendirdiği şeklin dışında nitelendirilemez. Duyu organlarının derk edemediği, ve-himlerin kendisine ulaşamadığı, düşüncelerin tanımlamaktan aciz kaldığı ve gözlerin kendisini ihata etmediği bir yaratıcı nasıl nitelendirilebilsin ki? Allah nitelendirenlerin nitelendirdiklerinden yücedir ve kendisini övenle-rin övgülerinden ulvidir."
12322. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Vehimler O'nun sıfatlarından birini derk edemez ve kalpler O'nun niteliklerinden birini anlayamaz."
12323. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim vasıflandırırsa sınırlar, sınırla-yan saymış olur, sayan ise O'nun ezeli olduğunu inkar etmiş olur. "Nasıl? " diyen onu vasıflandırmaya kalkmış; "nerede" diyen mekanda sanmış-tır."

12324. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce himmetler O'nu derk edemez, akıl-zeka denizine dalanlar O'na erişemez. O'nun sıfatlarının belli bir sını-rı yoktur... O'nu tanımayan O'na işaret eder. O'na işaret eden O'nu sınır-lamış, mahdut kılmış olur. O'nu mahdut kılan O'nu saymış olur. "Neyin içindedir? " diyen O'nu bir şeyde sanır. (O'na mekan isnat eder. ) "Neyin üstündedir? " diyen yerleri O'ndan boş bilmiş olur."

12325. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akılları sıfatlarının sınırların-dan/nihayetinden haberdar kılmamış (ve buna rağmen) akılları farz mik-tarınca marifetinden alıkoymamıştır."
12326. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllar O'nun için bir sınır koyamaz ki bir şeye benzetilmiş olsun ve vehimler kendisine bir ölçü tayin edemez ki kendisi için bir benzer düşünülsün."

12327. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hamd, vehimleri varlığı dışında hakikatini derkten aciz bırakan ve akılları eşi ve benzeri olmadığından dolayı hayal etmekten alıkoyan Allah'a mahsustur. "
12328. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce himmetlerin kendisine erişe-mediği ve zeki insanların tahminle ulaşamadığı Allah temiz ve yücedir."
12329. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zihinler O'nu duyu organları olmaksızın kavrar, yaratıkları huzurda görmeden O'na tanıklık eder. Vehimler onu kuşatmaz. O, vehimlere/düşüncelere azametiyle tecelli etmiştir."

2620. Bölüm
Tevhid

12330. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tevhid dinin yarısıdır."
12331. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tevhid nefsin/ruhun hayatıdır."
12332. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar tevhid hususunda üç grupturlar: Tevhide inananlar, tevhidi reddedenler ve Allah için bir eş ve benzer koşanlar. İnkar edenler batıldır (kafirdir), ispat edenler mümindir, eş ve benzer kılanlar ise müşriktir."

12333. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz insanlar için tevhit husu-sunda üç mezhep vardır: Tevhidi bir benzetme yoluyla ispat eden mez-hep, tevhidi inkar eden mezhep ve tevhidi (yaratıklarına) benzetmeden ispat eden mezhep. Tevhidi ispat eden mezhep doğru değildir. Tevhidi inkar eden mezhep de doğru değildir. Doğru olan yol üçüncü yoldur, yani tevhidi benzetmeksizin ispat eden mezheptir."

2621. Bölüm
Tevhid Düzeni

12334. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ibadetin evveli Allah'ı ta-nımak, adı yüce Allah'ı tanımanın aslı Allah'ın bir olduğuna inanmak, Al-lah'ın bir olduğuna inanmanın düzeni Allah'ı sınırlandırmayı reddetmek-tir. Zira tüm akıllar her sınırlı varlığın yaratık olduğuna tanıklık etmekte-dir."

12335. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah'a ibadetin evveli O'nu tanımak, O'nu tanımanın aslı O'nu birlemek, O'nu birlemenin dü-zeni O'ndan sıfatları reddetmektir. Zira akıllar her sıfat ve mevsufun (ni-telik ve nitelendirilenin yaratık olduğuna) ve her yaratığın bir yaratıcısı ol-duğuna tanıklık etmektedir."

12336. İmam Sadık (a.s) birisine şöyle buyurmuştur: "Ama tevhide gelince; ken-din için uygun gördüğün şeyleri Allah hakkında uygun görmemendir. Adalete gelince; şüphesiz adalet yaratıcının seni kınadığı bir şeyi isnat et-memendir."
12337. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tevhid O'nu vehimle tanımaya ça-lışmamandır."

12338. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tevhidin zahiri, batınında batını ise zahirindedir. Zahiri görünmeyen mevsuf, batını ise gizli olmayan var-lıktır. Her yerde talep edilir. Göz açıp kapayıncaya kadar hiçbir yer ondan boş olmaz, hiçbir sınırlandırmaya maruz kalmaksızın hazırdır ve asla kay-bolmaksızın gaiptir."
bak. el-Bihar, 3/198, 6. Bölüm