Mizan'ul Hikmet-8.Cilt
 



Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Mizan'ul-Hikmet (hikmetin ölçü-sü) benim, Ali de onun dilidir." (İhkak'ul-Hak, 6/46)


Mizan'ul Hikmet-8.Cilt


Muhammed Muhammedi REYŞEHRİ

Çeviri Kadri ÇELİK

Tatbik Nuri DÖNMEZ 241. Konu

el-İ'tizar Özür Dilemek

Vesail'uş-Şia, 8/553, 125. bölüm; İstihbabi Kabul'ul-Uzr
Kenz'ul-Ummal, 3/378, Kabul'ul-Me'zeret

bak.
3234. bölüm

2570. Bölüm
Özür Dilemeye Sebep Olan Şeylerden Sakınmak

Kur'an:
"Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi sini çok iyi bilmektir."
12099. Misbah'uş-Şeria'da yer aldığı üzere Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Özür dileyeceğin işten sakın. Şüphesiz özür dileyeceğin işte gizli şirk vardır."

12100. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Özür dileyeceğin işten sakın. Şüphe-siz hayırlı işten dolayı özür dilenmez."
12101. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Özür dileyeceğin işten sakın. Şüphesiz mümin kötülük etmez ve özür dilemez. Münafık ise her gün kötülük eder ve özür diler."

12102. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Özür dileyeceğin işten sa-kın."
12103. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminin kendisini zelil kılması doğru değildir." Ben (ravi) şöyle arzettim: "Mümin kendini nasıl zelil kı-lar? " İmam şöyle buyurdu: "Özür dileyeceği bir işe girişir."

12104. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Özür dilemekten müstağni olmak, doğru bir özürden daha değerlidir."
12105. İmam Ali (a.s) Haris-i Hemdani'ye yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Sorulduğunda sahibinin inkar edeceği veya özür dileyeceği işi yapmaktan sakın. Haysiyetini, halkın kınayıcı sözlerine hedef etme."

12106. İmam Ali (a.s) Mekke'deki valisi Kusem b. Abbas'a yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Özür dileyeceğin işi yapmaktan sakın. Nimetlere gark olunca azma, belalara uğrayınca kendini dağıtma. Ve's-Selam."

2571. Bölüm
Özür Dileyen Kimsenin Özrünü Kabul Etmeye Teşvik

12107. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kardeşin senden ayrılınca ona bağlan, yüz çevirince lütuf ve yakınlık göster, cimrilik edince cömert davran, uzaklaşınca yaklaş... suç işleyince özrünü kabul et. Öyle ki sanki sen onun kölesisin, o ise senin nimet sahibindir."

12108. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kardeşinin özrünü kabul et. Eğer bir özrü yoksa da sen kendisi için özür uydur."
12109. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her ne kadar yalan söyle-diğini bilsen de senden özür dileyen kimsenin özrünü kabul et."
12110. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Birisi sağ tarafından sana kötü laf söyler de sol tarafına geçip senden özür dilerse özrünü kabul et."

12111. İmam Ali (a.s), Muhammed b. Hanefiyye'ye yaptığı tavsiyesinde şöyle buyur-muştur: "Sadece bir şek ve şüphe yüzünden kardeşinle ilişkini kesme ve kendisinden senin hoşnutluğunu elde etmesini istemeden onunla ilişkisini kesme. Belki de onun bir özrü vardır ve sen (sebepsiz yere) onu kınamak-tasın. İster yalan söylesin ister doğru, özür dileyen kimsenin özrünü kabul et ki şefaate nail olasın."

12112. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların özrünü kabul et ki kar-deşliklerinden nasiplenesin ve onları güler bir yüzle karşıla ki kinlerini öl-düresin."
12113. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en akıllısı, onların özrünü en çok kabul eden kimsedir."
bak. Vesail'uş Şia, 8/553, 125. Bölüm

2572. Bölüm
Özür Kabul Etmeyen Kimsenin Cezası

12114. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim kardeşi yanına gelip mak-bul olsun veya olmasın kendisinden özür dilerse özrünü kabul etmelidir. Eğer özrünü kabul etmezse havuzun (kevserin) başında yanıma gele-mez."
12115. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim kardeşi kendisinden özür diler de özrünü kabul etmezse haraç yiyen kimse gibi bir günaha girmiş olur."

12116. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisine karşı suç işle-miş olan ve kendisinden özür dileyen kardeşinin özrünü kabul etmezse yarın kıyamet günü havuzun (kevserin) başında benim yanıma gelemez."
12117. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Özrü makbul olsun veya olmasın birinin özrünü kabul etmeyen kimse havuzun başında yanıma gelemez."

12118. Resulullah (s.a.a), Ali'ye (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Her kim özür dileyen birinin özrünü makbul olsun veya olmasın kabul etmez-se şefaatime nail olamaz."
12119. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlardan aklı en nakıs olan kimse, elinin altındakilere zulmeden ve kendisinden özür dileyen kimseyi bağışlamayan kimsedir."

12120. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük günah özrü kabul etmek-ten sakınmaktır."
12121. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s), bir duasında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! Huzurumda zulmedildiği halde benim kendisine yardım edemediğim mazlumdan ve bana kötülük edip özür dilediği halde özrünü kabul etmediğim kimseden dolayı senden özür dilerim..."

2573. Bölüm
En Kötü Özür

Kur'an:
"Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söy-lediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arka-larında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır."

"Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen! "

"O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet on-laradır. Yurdun kötüsü de onlaradır."
12122. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "En kötü özür; ölüm geldiği an di-lenilen özürdür."
12123. İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın,

"Özür dilemeleri için kendileri izin verilmez" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah', kul özür dilediği halde kendisine özür dileme iznini vermemekten çok daha yüce, büyük ve adildir. Allah aksine çok aradığı halde (bu kimseye) bir özür bulama-mıştır."

12124. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gözlerin korkudan dikildiği, her ta-rafın karardığı... şefaat edecek bir şefaatçinin, faydası dokunacak, himaye edecek bir dostun ve kabul edilebilecek bir özrün olmadığı bir günden sakın."

12125. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekiler, ancak uzun emel-lere kapılmaları ve ecellerinden gafil olmaları yüzünden helak oldular. Böylece özrün kabul edilmeyeceği, tövbenin kaldırıldığı ve çetin azap ve ceza gününün kendilerini kuşattığı o vaat edilmiş gün gelip çattı."
bak. 113. Konu, el-Hasret, 510ç bölüm en-Nedum

2574. Bölüm
Hiç Kimsenin Özrünün Kabul Olmadığı Hususlar

Kur'an:
"Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "Özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, peygamberi de işleyeceklerinizi görmekte-dirler. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevri-leceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir."

"Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra küfrettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azâb ederiz."
12126. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Üç şey hususunda hiç kimsenin özrü kabul edilmez: İyi ve kötü herkesin emanetini eda etmek ve, iyi ve kötü herkesin ahdine vefa göstermekte, iyi ve kötü valideyne (anne baba-ya) iyilik etmekte."

12127. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Üç şey hususunda insan mazur değildir: Hayır dileyen kimse ile meşveret etmek, haset eden kimselerle geçinmek ve insanlarla dostluk kurmak."
12128. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tanımamakta mazur olmadığınız kimseye (Allah'a) itaat edin."

2575. Bölüm
İtiraf Etmekte Özür Dilemektir

12129. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İkrar etmek (günahtan dolayı) özür dilemektir. İnkar (ve günahı itiraf etmemek) günah hususunda ısrarda bu-lunmaktır."
12130. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice suç, itiraf edildiği taktirde (in-sanı) özür dilemekten müstağni kılar."
bak. et-Tevbe, 458. Bölüm

2576. Bölüm
Özür Dilenmemesi Gereken Yerler

12131. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisiyle münezzeh olan Allah'a itaat ettiğin hususlarda özür dileme. Zira o iş senin için büyük bir kıvanç-tır."
12132. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Senin için bir özür bulmayı sevme-yen kimseden özür dileme."
12133. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir günah işlemeden özür dilerse, kendisine günahı sabit kılmış olur."


2577.Bölüm Özür Dilemek (Çeşitli)


12134. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim, bahanecilere her türlü özür ka-pısını kapatmıştır."
12135. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim, ilim talipleri için özür yolu-nu kapamıştır."
12136. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kudret azalınca özür ve bahaneye sarılmak da çoğalır."

12137. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Özür aklın delilidir."
12138. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: "Suçu hemen cezalandırmaya kal-kışma. İkisinin arasında özür dilemesi için bir yol bırak."
12139. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice günah, kendisinden dolayı özür dilenilmesinden daha iyidir."
12140. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yeniden özür dilemek günahı hatır-latmaktır."
12141. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eskiden ilahi bir kardeşim vardı... Benzerinde özür bulduğu bir işte, özrünü dinleyinceye kadar hiç kimseyi kınamazdı."

242. Konu el-Arabiyye Arapça

2578. Bölüm
Arapça

Kur'an:
"Apaçık Arap diliyle..."
12142. İmam Bakır (a.s) veya İmam Sadık (a.s), Allah-u Teala'nın, "Apaçık Arap diliyle..." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Yani diğer dilleri beyan eder, ama diğer diller onu beyan edemez."

12143. Resulullah (s.a.a), kendisine, "Neden sizin diliniz hepimizden daha fasihtir ve beyanınız hepimizden daha açıktır? " diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Arapça dili pörsümüştür. Cebrail onu bana İsmail'in (a.s) dili üzerinde cari oldu-ğu şekliyle, taptaze ve yepyeni bir şekilde getirdi."

2579. Bölüm
Dili Arapça'yla Açılan (Arapça konuşan) İlk Kimse

12144. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dili apaçık bir Arapça'yla açılan ilk kimse İsmail idi. O henüz on yaşındaydı."
12145. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dili Arapça'yla açılan (Arapça ko-nuşan) ilk kimse henüz on üç yaşında olan İbrahim'in oğlu İsmail (a.s) idi. O (daha önce) babası ve kardeşinin diline sahipti. O dili Arapça'ya açılan ilk kimsedir ve o (İsmail) zebihtir (kurbanlıktı)."

12146. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bütün Araplar İbrahim'in oğlu İsmail'in soyundandır."
12147. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bu Arapça dili bir şekilde İsmail'e ilham olmuştur."

243. Konu

el-Mi'rac
Mirac

Bihar, 18/282, 3. bölüm; İsbat'ul-Mi'rac
Bihar, 77/21-31, Hadis'ul-Mi'rac

2580. Bölüm
Mirac

Kur'an:
"Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan, kendi-sine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıl-dığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür."
bak. Necm, 5-18

12148. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Göğe götürüldüğüm gece cennete girdim. Orada çöller gördüm. Bu çöllerde melekler altın ve gümüşten tuğla örüyorlardı ve bazen de bu işten el çekiyorlardı. Onlara, "Neden bazen işten el çekiyorsunuz? " diye sordum. Şöyle dediler: "Ta ki, harcı gelsin." Ben, "Sizin harcınız nedir?

" diye sorunca şöyle dediler: "Mümi-nin şu sözüdür: "Suphanallah-i ve'l hamdu lillahi vela ilahe illallahu vella-hu Ekber" (Allah münezzehtir, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah vasıflandırılan şeylerden daha büyüktür). Mümin bu sözleri söyleyince biz bina ediyoruz ve sustuğu müddetçe biz bu işten el çekiyoruz."

12149. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Göğe götürüldüğümde aziz ve ce-lil olan Rabbimin sözünden daha tatlı bir şey işitmedim."
12150. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) miraca götü-rüldüğü gece Beyt'ül Ma'mur'a götürüldü ve namaz vakti geldiğinde Ceb-rail ezan söyledi ve kamet getirdi. Allah Resulü (s.a.a) imamlığa geçti. Me-lekler ve Peygamberler ise Muhammed'in (s.a.a) arkasında sıraya dizildi-ler."

12151. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Resulullah (s.a.a) miraca götürü-lünce Cebrail (a.s) onu bir yere kadar götürdü ve kendisi onunla birlikte gitmedi. Resulullah (s.a.a), "Ey Cebrail! Bu durumda beni yalnız mı bıra-kıyorsun?" diye buyurdu. Cebrail şöyle dedi: "Git! Allah'a yemin olsun ki sen hiçbir insanın ayak basmadığı ve senden önce hiçbir beşerin oraya varmadığı bir yere ayak bastın."

12152. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Gece miraca götürüldüğüm zaman Cebrail beni, kendisinin asla ayak basmadığı o yere kadar götürdü. Sonra Allah Resulü için perdeler kenara çekildi ve Allah kendisine göstermeyi sevdiği kadar azamet nurundan ona gösterdi."

12153. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben ve Fatıma Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardık ve şöyle arz ettik: "Babam ve annem sana feda ol-sun ey Allah'ın Resulü! Neden ağlıyorsun? " O şöyle buyurdu: "Ey Ali! Göğe götürüldüğüm gece ümmetimin kadınlarını çok şiddetli bir azap içinde gördüm."
bak. el-İnsan, 311. Bölüm, 1549. Hadis

244. Konu el-Irz Yüzsuyu-Haysiyet

bak.
400. konu, el-Gıybet; er-Riba, 1438. bölüm

2581.Bölüm Haysiyet ve Yüzsuyunu Korumaya Teşvik


12154. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüz suyu dökülünce toplanması (telafi edilmesi) çok zordur."
12155. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bağışlamak haysiyetlerin koruyucu-sudur."
12156. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendi malı hususunda insanların en cimrisi olan kimse, yüzsuyunu dökme hususunda insanların en cömerdi-dir."

12157. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüzsuyunu malınla koru ki yücele-sin, ihsanda bulun ki hizmet edilesin ve yumuşak huylu ol ki öne geçirile-sin."
12158. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün servet kendisiyle yüzsuyu-nun korunduğu servettir."
12159. İmam Ali (a.s), Haris-i Hemdani'ye yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Yüzsuyunu ve haysiyetini (insanların) söz okuna hedef kılma."

12160. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim yüzsuyu ve haysiyetini sevi-yorsa, tartışmaktan uzak durmalıdır."

2582. Bölüm
Müslümanların Haysiyetini Lekelemekten Sakınmanın Sevabı

12161. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim Müslümanların kanlarından ve mallarından eli temiz ve haysiyetlerini lekelemekten dili salim olarak yüce Allah'a ulaşabilirse, bunu yapsın."
12162. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Müslümanların yüzsuyunu dökmekten sakınırsa, aziz ve celil olan Allah kıyamet günü onun sürçmelerini bağışlar."

2583. Bölüm
Müslümanın Haysiyetini Savunmanın Sevabı

12163. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim kardeşinin haysiyetini sa-vunursa bu iş kendisiyle ateş arasında bir örtü (engel) olur."
12164. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her kim Müslüman kardeşinin yüzsuyunu savunursa elbette kendisine cennet farz olur."

12165. Resulullah (s.a.a), birisi başka birisini kötüleyip de orada bulunan birisi de o şahsa cevap verince, şöyle buyurmuştur: "Her kim kardeşinin haysiyetini savu-nursa, bu iş kendisiyle ateş arasında örtü (engel) olur."
bak. el-Gıybet, 3140. Bölüm

245. Konu el-Ma'rifet Marifet (1)

bak.
367. konu, el-İlm; el-Hadis, 719. bölüm; el-İlm, 2836. bölüm
2584. Bölüm
Marifetin Değeri

12166. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim, ilk kılavuz, marifet (Allah'ı ta-nıma) ise son noktadır."
12167. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifet hayrettir ve marifetten mah-rumiyet ise dar görüşlülüktür."
12168. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifet kalbin nurudur."

12169. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifet üstünlüğün delilidir."
12170. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifet kutsiyete nail olmaktır."
12171. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İman, kalp ile tanımaktır."
12172. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nın, "Her kime hikmet verilirse şüphesiz ona çok şey verilmiştir" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Hikmetten maksat marifettir."
bak. el-İlm, 2830. Bölüm

2585. Bölüm
Marifetin Üstünlükteki Rolü

12173. Masum (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizlerden bazınız, diğer bazınızdan daha çok namaz kılıyor, bazılarınız diğer bazılarından daha çok hacca gidiyor, bazılarınız diğer bazılarından daha çok sadaka veriyor, bazılarınız diğer bazılarından daha çok oruç tutuyor. Ama sizin en üstününüz marifeti en üstün olanınızdır."

12174. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İman açısından en üstün olanınız, marifet hususunda en üstün olanınızdır."
12175. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz müminlerin bazısı bazı-sından üstündür, bazısı diğer bazısından daha çok namaz kılar, bazısı di-ğer bazısından daha çok basiret sahibidir. Bunlar (imani) derecelerdir.
bak. el-İman, 273. Bölüm; el-Fazilet, 3217. Bölüm

2586. Bölüm
Amelin Marifetteki Rolü

12176. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir marifet amel olmaksızın ve hiçbir amel marifet olmaksızın kabul olmaz. Her kim marifet elde ederse, bu marifet onu amele sevk eder. Her kimin de marifeti olmazsa ameli olmaz."

12177. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah hiçbir ameli marifet olmak-sızın ve hiçbir marifeti amel olmaksızın kabul etmez. O halde her kim marifet elde ederse, marifeti onu amele sevk eder ve her kim amel etmez-se, onun marifeti yoktur."

12178. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sizler marifet sahibi ol-madıkça salih olamazsınız, tasdik etmedikçe marifet elde edemezsiniz ve dört kapıya teslim olmadıkça da tasdik edemezsiniz."
bak. el-İlm, 2888; el-İstikamet, 3429; 369. Konu, el-Amel

2587. Bölüm
Sabit Marifet

12179. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim ilmini Allah (kitap ve sünnet) yoluyla elde etmezse kalbi, gördüğü ve gerçeğini kalbinde buldu-ğu sabit bir marifete bağlanmaz."

12180. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim sabit bir gerçeğe bağlı olursa son noktayı bilecek ve meydana gelen şeylerde varis adına konuş-mayı talep edecek bir şekilde batıl ve çürümüş bir şüpheye dayanmaz.

(Biliniz ki), eğer mümin iseniz zalimlerin velayeti ve hükümeti hakkında, inkar ettiğiniz şeyler sebebiyle resmen tanımıyor ve basiret sahibi olduğu-nuz (adil ve alim imamın velayeti hakkındaki) şeyleri ise tanıyorsunuz."
bak. el-Huccet, 710. Bölüm


2588.Bölüm Marifet ve Delalet


12181. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice marifet saptırmakla sonuçla-nır."
12182. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice ilim seni saptırmayla sonuçla-nır."
bak. el-İlm, 2880, 2881, 2883, 889, 2890, 2906, 2907, 2909, 2910, 2917. Bölümler

2589. Bölüm
Marifet Aşısı

12183. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim marifetin aşısıdır."
12184. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: "İlim tahsil etmek marifetin aşısı-dır."
12185. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Marifetin aşısı ilim tahsil etmek ve ilmin aşısı ise tasavvur (betimleme) ve anlayıştır."
bak. 158. Konu, ed-Deraset, el-İlm, 2856. Bölüm

2590. Bölüm
Marifet ve Beş Duyu Organı

12186. İmam Sadık (a.s) ile Ebu Şakir Beysani arasında geçen tartışmada şöyle yer almıştır: Ebu Şakir şöyle dedi."Bildiğiniz gibi biz sadece gözlerimizle gördüğümüz veya kulaklarımızla işittiğimiz veya ellerimizle hissettiğimiz veya burunlarımızla kokladığımız veya ağızlarımızla tattığımız veya kalbimizle apaçık bir şekilde tasav-vur ettiğimiz

(betimlediğimiz) veya nakil ve kesin/yakini rivayetler yoluyla elde etti-ğiniz şeye inanırız." İmam şöyle buyurdu: "Zikrettiğin bu beş duyu organına gelince... bu duyu organları kılavuz yani (akıl) olmaksızın hiçbir fayda vermez. Nitekim ışık olmaksızın karanlığı kat etmekte mümkün değil-dir."

12187. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşünmek, gözlerle görmek gibi değildir; zira bazen gözler sahibine yalan söyler ama akıl kendisinden öğüt isteyene ihanet etmez."
12188. İmam Sadık (a.s) Tabib el-Hindi ile yaptığı tartışmasında şöyle buyurmuştur: "Sen bilmeden konuşuyor ve eşyanın sadece duyu organlarıyla derk edil-diğini sanıyorsun. Ben de sana diyorum ki duyu organları kalp, (akıl ve ruh) yoluyla olmaksızın eşyayı anlayamaz ve onları tanıyamaz. Duyuların kılavuzu olan kalptir ve eşya kalp ile tanınır. Senin iddiada bulunduğun eşyayı kalp de duyu organları olmaksızın tanıyamaz."

12189. İmam Rıza (a.s) kendisine, Memun'un huzurunda, "Göz birleşik nur mudur yoksa ruh eşyayı onun penceresinde mi görmektedir? diye soran İmran Sabi'ye şöyle buyurmuştur: "Göz bir parça beyaz ve siyah yağdır; asıl gören ise ruhtur. Delili ise şudur ki sen göze bakıyor ve kendi resmini ortasında görüyor-sun. İnsan kendi resmini sadece suda, aynada ve benzeri şeylerde görebi-lir."

12190. İmam Ali (a.s) tevhid hakkında şöyle buyurmuştur: "Zihinler, O'na ula-şamaz ki onu takdir etsin. Zekalar, onu kavrayamazlar ki tasavvur edebil-sin (betimleyebilsin). Duyular, O'nu derk edemez ki hissedebilsin. O'na el değemez ki dokunulabilsin."
bak. Tefsir'ul Mizan, 1/47, 12/272

2591. Bölüm
Eşyayı Zıddı (Çelişiği) ile Tanımak

12191. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O'nu terk edenleri tanımadıkça ol-gunluğu tanıyamazsınız. Kitabın ahdini bozanları tanımadıkça ahdine ya-pışmazsınız. Onu atanları tanımadıkça, sımsıkı tutunamazsınız."
12192. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Duyu organlarını yaratmakla, duyu organına sahip olmadığı bilinmiştir. Eşya arasında zıtlık var etmesiyle zıddının, eşyalar arasında benzerlikler var etmesiyle de eşi ve benzerinin olmadığı kavranmıştır."

12193. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: ""Hamd, yaratıklarını mevcudiyetine, onların yaratılmalarını ezeliyetine, birbirine benzemelerini benzersizliğine delil kılan Allah'a mahsustur."
12194. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Duyu organlarının derk edemediği... mahlukatı yaratmayı ezeliyetine ve varlığına, mahlukatın benzerliğini ise hiç bir şeye benzemediğine delil kılan Allah'a hamd olsun."

12195. İmam Ali (a.s) şahadetinden önce yaptığı bir konuşmasında şöyle buyurmuştur: "Yarın bu günlerimi görüp düşüneceksiniz, size sırlarım açılacak. Benim yerime bir başkası geçtikten sonra tanıyacaksınız beni."

2592. Bölüm
Marifetin Kaynakları

Kur'an:
"Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkar-mıştır. Belki şükredersiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler vermiştir."
12196. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ben vahiy ve risalet nurunu görüyo-rum. Nübüvvetin kokusunu alıyorum. Ve ben vahiy Allah Resulü'ne (s.a.a) nazil olunca şeytanın sesini işittim."
bak. el-Kalb, 3390, 3391. Bölümler

2593. Bölüm
Marifetin Şartları

Kur'an:
"Ey iman edenler! Allah'tan sakının, peygamberine iman edin ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır."

"Ey Kitab ehli! Kitaptan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiş-tir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitab gelmiştir."
bak. Nisa, 174, Nur, 40, Hadid, 12, 13; Enfal, 29; Bakara, 2. ayet; Ankebut, 69
bak. el-Hidayet, 4002. Bölüm; 526. Konu, Nur

2594. Bölüm
Marifetin Engelleri

Kur'an:
"Heva ve hevesini ilah edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şa-şırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kim-seyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? (Ey insanlar!) Anlamaz mısınız?
"Hayır! Bilakis, onların kazandıkları kalplerini paslandırıp kör-letmiştir."

"Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerede-dir?" denir. "Bizden uzaklaştılar. Hayır; biz zaten önceleri hiç bir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah küfredenleri böyle saptı-rır."

"And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, "Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek" demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır."
"Onunla saptırdığı yalnız fâsıklardır."
"Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar."

12197. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Açlık, hikmetin nuru, tokluk Al-lah'tan uzaklaşma sebebi, fakirleri sevmek ve onlara yakınlaşmak ise Al-lah'a yakınlaşmak sebebidir. Karınlarınızı doyurmayın. Aksi taktirde bu tokluk kalbinizdeki marifet nurunu söndürür."
bak. el-Mehebbet (1), 653. Bölüm; el-Aşk, 274. Bölüm; 537, el-Heva; 461. Konu, el-Kufr; 314. konu, ez-Zelalet; 532. konu, el-Hidayet; 419. konu, el-Fısk; 329. konu, ez-Zulm

246. Konu

el-Marifet
Marifet (2)
Kendini Tanı-mak

Bihar, 61/245, 46. bölüm; Kuv'n- Nefs ve Meşairuha min el- havas'iz-Zahire ve'l-Batıne

bak.
2526. bölüm, el-Ucb

2595.Bölüm Kendini Tanımak


12198. İmam Bakır (a.s), Cabir el-Cu'fi'ye yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Hiçbir tanıma senin kendini tanıman gibi değildir."
12199. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendini tanımak iki tanımadan en faydalı olanıdır."
12200. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün tanıma insanın kendi ken-dini tanımasıdır."
12201. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün hikmet, insanın nefsini ta-nıması ve ölçüsünü bilmesidir."
12202. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tanımanın nihayeti insanın kendisini tanımasıdır."

12203. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendini tanımak, tanımaların en faydalı olanıdır."
12204. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün akıl, insanın kendi nefsini tanımasıdır. Kendi nefsini tanıyan akıllı olur ve kendi nefsini tanımayan kimse ise sapar."
12205. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün akıl, insanın kendi nefsini tanımasıdır."
12206. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıma zaferine ulaşan kimse, en büyük zafere ulaşmıştır."
12207. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsana kendisini tanıması tanıma olarak yeterlidir."

2596. Bölüm
Nefsini Tanımayan Kimse

12208. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanımada cahil olan kimse başkasını tanımada daha cahildir."
12209. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendi nefsini tanımayan kimse baş-kasını nasıl tanısın?!"
12210. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendi nefsine karşı cahil olma. Zira kendi nefsine cahil olan kimse her şeye karşı cahil olur."

12211. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kaybettiğini arayan, ama kendisini kaybettiği halde onu aramayan kimseye şaşarım."
12212. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kendi nefsini tanımaması, kendisine cehalet olarak yeter."
12213. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanımayan kimse, kurtuluş yolundan uzaklaşmış, cehalet ve dalalet yoluna ayak basmış olur."

12214. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En büyük cehalet, insanın kendisi hakkında cahil olmasıdır."
12215. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisini başka şeylerle meşgul ederse, karanlıklarda şaşkınlığa düşer ve helak uçurumuna yuvar-lanır."

2597. Bölüm
Kendisini Tanıyan Kimse

12216. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıyan kimse, başkasını daha iyi tanır."
12217. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendi değerini bilen kimse, kendisi-ni fani işlerle hor kılmaz."
12218. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisini tanırsa, makamı yücelir."
12219. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim nefsini tanırsa, onunla cihat eder. Her kim de nefsini tanımazsa, onu kendi haline bırakır."

12220. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisini tanırsa, her mari-fet ve ilmin nihayetine ermiştir."
12221. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ı tanırsa, yalnız kalır. Her kim kendisini tanırsa tek başına kalır. Her kim dünyayı tanırsa, ondan yüz çevirir. Her kim de insanları tanırsa, yalnızlığı tercih eder."
12222. İmam Seccad (a.s), bir duasında şöyle buyurmuştur: "Bizleri kendilerini ta-nıyanlardan, karar kılındığı yerlere yakin edenlerden ve bu yüzden ömür-lerini sana itaat yolunda geçirenlerden kıl."

2598. Bölüm
Kendisini Tanıyan Kimse Şüphesiz Rabbini Tanır

12223. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıyan kimse şüphesiz Rabbini tanır."
12224. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıması en çok olan kim-se, Rabbinden en çok korkan kimsedir."
12225. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanımayan kimsenin, Rabbini nasıl tanıyacağına şaşarım."
12226. İdris'in suhufunda şöyle yer almıştır: "Her kim yaratığı tanırsa, yaratıcıyı da tanır. Her kim rızkı tanırsa, rızık vereni de tanır ve her kim kendini ta-nırsa, Rabbini de tanır."

12227. Mucaşi' adında birisi Allah Resulü'nün (s.a.a) huzuruna vardı ve şöyle arz et-ti: "Ey Allah'ın Resulü! Hakkı tanımanın yolu nedir?" Peygamber (s.a.a), "Kendini tanımaktır" diye buyurdu. O şöyle arzetti: "En Allah'ın Resulü! Hakla uyuşmanın yolu nedir?" Peygamber, "Nefisle muhalefet içinde ol-maktır" diye buyurdu. O, "Ey Allah'ın Resulü! Hakkın hoşnutluğunu elde etmenin yolu nedir?" diye sorunca Peygamber, "Nefsi hoşnutsuz kılmak-tır" diye buyurdu.

O şöyle arz etti: "Ey Allah'ın Resulü! O halde hakka ulaşmanın yolu nedir?" Peygamber şöyle buyurdu: "Nefsi terk etmektir." O şöyle arz etti: "Ey Allah'ın Resulü! Hakka itaate erişmenin yolu nasıl-dır?" Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Nefse isyan etmektir." O, "Ey Allah'ın Resulü! Hakkı hatırlamanın yolu nedir?"

diye sorunca, Peygam-ber şöyle buyurdu: "Nefsi atmaktır." O, Ey Allah'ın Resulü! "Hakka yak-laşmanın yolu nedir?" diye sorunca, Peygamber şöyle buyurdu: "Nefisten uzaklaşmaktır." O, "Ey Allah'ın Resulü! Hakla kaynaşmanın yolu nedir?" diye sorunca, Peygamber şöyle buyurdu: "Nefisten ürkmektir." O, "Ey Allah'ın Resulü! Nefisten ürkmenin yolu nedir?" diye sorunca, Peygamber şöyle buyurdu: "Nefis karşısında haktan yardım almaktır."

2599. Bölüm
Nefsini Tanıyan Kimseye Yakışan Şey

12228. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıyan kimseye kanaat ve iffetten ayrılmaması yakışır."
12229. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıyan kimseye hüzün ve ihtiyattan ayrılmaması yakışır."
12230. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisini tanıyan kimseye, ayağının sürçeceği korkusuyla ihtiyat ve pişmanlıktan ayrılmaması yakışır."
12231. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsinin şerafetini bilen kimseye, onu dünyanın aşağılığından münezzeh kılması yakışır."

2600. Bölüm
Kendini Tanımanın Anlamı

12232. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kendini tanıması kendisini dört tabiat, dört sütun ve dört erkanla tanımasıdır. Dört tabiat; kan, safra, hava ve balgamdır. Sütunları ise akıldır; anlayış ve hafıza ise akıldan kay-naklanır. Erkanı ise, nur, ateş, ruh ve sudur."

Allame Tabatabai el-Mizan tefsirinde İmam'ın (a.s), "Her kim nefsini tanırsa, Rabbini tanır." Hadisini zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Bu hadis her iki mez-hep kanallarınca Peygamber'den (s.a.a) de nakledilmiştir. Bu, meşhur bir hadistir. Bazı alimler, bu sözde muhale talik (işi imkansıza endeksleme) olduğunu ileri sür-müşlerdir.

Yani Allah'ı bilgi kapsamına almak imkansız olduğu için nefsi tanımak da imkansızdır. Bu iddiayı önce Peygamberimizin (s.a.a) başka bir rivayetteki, "Nefsini (kendini) en iyi tanıyanınız, Rabbini en iyi tanıyanınızdır" sözü çürütür. İddianın asılsızlığını kanıtlayan ikinci delil ise, bu hadisin "Allah'ı unuttukları için kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın" ayetinin tersine çevrilmiş karşıt anlamını taşıyor olmasıdır.

Yine aynı konuda Hz. Ali'den (a.s), "Zeki insan, nefsini tanıyan ve amellerini ih-lasla yapan kimsedir" buyurduğu rivayet edilir.
Ben diyorum ki: Yukarıda nefsi tanımak ile ihlas arasındaki sıkı bağlılık ve hatta ihlasın onun uzantısı olduğu meselesi açıklanmıştı.
Yine aynı konuda Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet edilir: "Nefsi tanımak, iki tanı-manın en faydalı olanıdır."
Ben derim ki: İki tanıma türünden maksat, insanın iç alemindeki ilahi ayetler ile dış dünyadaki ilahi ayetleri tanımaktır. Şu ayetlerde buyrulduğu gibi: "Biz dış dünyadaki ve insanın iç dünyasındaki ayetlerimizi onlara göstereceğiz. Böylece O'nun hak olduğunu kesinlikle anlasınlar. Rabbinin her şeye şahid olması, onlar için yeterli değil mi? " "Kesin inananlar için yeryüzünde ve kendi nefsinizde bir çok ayetler vardır. Görmüyor musunuz? "

İnsanın iç dünyasına dönük yolculuğunun dış dünyaya yönelik yolculuktan daha fay-dalı olmasının sebebi, herhalde iç alemle ilgili bilginin nefsin sıfatlarını ve amellerini düzeltmekten ayrılmaz olmasıdır. Oysa dış dünya ile ilgili bilgide bu ayrılmazlık yoktur. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Ayetleri tanımanın faydalı olması, bu ayetlerin Allah'ı O'nun isimlerini, sıfatlarını ve fiillerini tanımaya ulaştırıcı olmalarından do-layıdır. Mesela Allah diridir,

O'na hiç ölüm arız olmaz. Kadirdir, acizliğin gölgesi üzerine düşmez. Alimdir, ilmine cehaletin kırıntısı karışmaz. O her şeyin yaratıcısı-dır. Her şeyin mülkü, egemenliği O'nun elindedir. Herkesin yaptıkları onun gözetimi ve denetimi altındadır. Yaratıklarını yaratması onlara ihtiyacı olduğu için değil, onlara layık oldukları nimetleri bağışlamak içindir. Sonra onları geleceği şüphesiz olan gün bir araya getirecektir. Maksadı kötü işler yapanları cezalandırmak ve iyi işler yapanları ödüllendirmektir.

Bunlar ve benzerleri, gerçek marifetlerdir. İnsan bu marifetleri edinip iyice kavrayınca hayatının özünün bilincine varır. O zaman anlar ki, bu hayat sürekli mutluluk olan sonsuz bir hayattır veya bitmez tükenmez bedbahtlık içerir. Şu gelip geçici heveslerden, oyunlardan ve eğlencelerden ibaret değildir. Bu, ilmi bir bakış açısıdır.

İnsanı dünyada ve ahirette Rabbine ve hemcinslerine karşı yükümlülüklere ve görevlere iletir. Biz bu bilince, bu bakış açısına din diyoruz. İnsanın hayatında mutlaka bağlı olduğu bir yol, bir sistem vardır. Çölde yaşayan Bedeviler ve ilkel kabileler de dahil olmak üzere bu ilke bütün insanlar için geçerlidir. İnsan kendisi için bir yaşama biçimi belirlediği için böyle bir yolu ortaya koyup benimser veya alıp benimser; bu yaşama biçimi nasıl olursa olsun, fark etmez. Sonra bu hayatı mutlu kılmak için beğendiği yola, sisteme göre işler yapar. Bu, açık bir gerçektir.

İnsanın kendisi için belirlediği hayat tarzı, o hayat tarzına uygun ihtiyaçları ortaya koyar. O zaman benimsenen sistem veya din, bu ihtiyaçların normal olarak karşı-lanmasını sağlayacak davranışlara iletir. Buna göre insan, davranışlarını o sisteme, o dine uygun biçimde gerçekleştirir.

Söylediklerimizin özeti şudur: İnsanın iç alemindeki ve dış dünyadaki ayetleri irde-lemesi ve bu ayetler aracılığı ile yüce Allah'ı tanıması, onu hak dine ve ilahi şeriata sarılmaya sevk eder. Çünkü söz konusu marifet insanın zihninde sonsuz bir hayatı somutlaştırır ve bu hayatı tevhitle, ahiretle ve Peygamberlikle sıkı biçimde ilişkili kı-lar.

Bu süreç, imana ve takvaya iletme sürecidir. Bu sürece hem dış alemdeki ayetleri ve hem de iç alemdeki ayetleri irdelemenin katkısı vardır. Her iki irdeleme biçimi de faydalıdır. Ama iç alemdeki ayetleri irdelemek daha faydalıdır. Çünkü bu irdeleme, nefsin güçlerini, psikolojik ve organik araçlarını, nefse arız olan itidal, azgınlık ve sönüklük gibi halleri, onun beğenilmiş ve rezil melekelerini, ona eşlik eden iyi ve kötü hallerini bilmeyi beraberinde getirir.

İnsanın bu konuları öğrenmeye uğraşması ve bu konuların ayrılmaz uzantıları olan güveni, tehlikeyi, mutluluğu ve bedbahtlığı kavraması mutlaka ona derdi ve devayı yakından tanıtır. Neticede bozuklukları düzeltmeğe ve doğrulara sarılmaya gayret eder. Ama dış dünyadaki ayetleri irdelemek böyle değildir. Gerçi bu irdeleme de nefsi ıslah etmeye, onu pisliklerden ve rezilliklerden arındırıp ruhi faziletlerle donatmaya çağırır. Fakat onun bu çağrısının sesi uzaktan gelir.

Bu da açıktır.
Bu rivayetin daha ince ve gerçek psikolojik araştırmalardan çıkarılan bir başka an-lamı daha vardır ki, o da şudur: Dış dünyadaki ayetleri irdelemek ve bu irdelemeden elde edilen bilgi, fikri bir birikim ve husuli bir bilgidir. Ama nefsi, onun güçlerini, aşamalarını irdelemek ve bu irdelemeden elde edilen bilgi böyle değildir.

Bu bilgi, göz-leme dayalı bir irdelemenin sonucu ve huzuri (sezgisel) bir bilgidir. Fikri bir husus üzerinde yargıda bulunmak için kıyas (tasım) önermeleri sıralamak ve burhan kul-lanmak gerekir. Bu tasdik, bu önermelerin insanın bilincinde canlı olduğu, onlardan gafil olmadığı ve başka konular ile meşgul olmadığı sürece varır. Bu yüzden bu tür bilgi, delilinin dikkatten kaçırılması ile kaybolur ve o konuda şüpheler çoğalır ve gö-rüş ayrılıkları baş gösterir.

Fakat nefisle, onun güçleri ile ve onun varlık aşamaları ile ilgili huzuri (sezgisel) bilgi böyle değildir. O apaçık bir bilgi türüdür. İnsan, nefsinin barındırdığı ayetleri irdelemeye uğraşınca ve nefsinin bütün varlık aşamalarında rabbine muhtaç olduğunu müşahede edince, garip bir durumla karşılaşır. Nefsinin yücelikle ve ululukla bağlantılı olduğunu,

varlığında, hayatında, ilminde, gücünde, işitmesinde görmesinde, iradesinde, sevgisinde, diğer sıfatlarında ve fiillerinde; sonsuz derecede değerli, yüce, güzel, heybetli ve varlık, hayat, ilim, kudret ve diğer bütün kemaller açısından mükemmel bir varlıkla bağlantılı olduğunu görür.

Şimdiye kadar söylediklerimizin şahidi şu ki, insanın işi sadece kendi varlığı üzerindedir. Kendi dışına çıkması söz konusu değildir. Kendi yolunda zorunlu ilerlemesinden başka bir meşgalesi, bir işi yoktur. Birlikte olduğunu, bir arada yaşadığını sandığı her şeyden kopuk ve ayrıdır. Yalnız batınını, zahirini ve kendi dışındaki her şeyi kuşatan Rabbi ile bağlantılıdır. Bunu görünce, insan kalabalık içinde bulunsa bile aslında yalnız başına Allah ile baş başa olduğunu fark eder. O zaman her şeyden yüz çevirerek Rabbine yönelir. Her şeyi unutarak Rabbini hatırlar. Hiçbir perde, hiçbir örtü Allah ile arasına giremez. İşte bu, insan için mümkün olabilen gerçek marifettir.

Bu marifeti, Allah'ın Allah ile bilinmesi şeklinde tanımlamak en doğru tanımdır. Dış dünyanın ayetlerini irdeleyerek elde edilen fikri marifete gelince; bu ister kıyasla, ister sezgi ile, isterse başka bir yolla elde edilmiş olsun, zihni bir suret aracılığı ile zihni bir surete yönelik bir marifettir. Oysa yüce Allah'ı hiçbir zihin kuşatamaz, herhangi bir mahlukunun kavramı O'na denk olamaz. O bundan münezzeh-tir."Onlar O'nu ilimleri ile kuşatamazlar."