Mizan'ul Hikmet-7.Cilt
 


2541.Bölüm Gereksiz Acele ve Gecikme


11949. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zamanı gelmeden önce işlerde acele etmekten ve zamanları geldiği zaman ihmalkarlık göstermekten uzak dur."
11950. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İmkandan önce koşuşturmak ve fırsattan sonra ağır davranmak ahmaklıktandır."
11951. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir iş hususunda güç ve imkan elde etmeden önce acele davranmak hüzne sebep olur."

11952. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim bir işe zamanı gelme-den başlarsa, yetişmesi zamansız olur."
11953. İmam Ali (a.s), Mısır'a vali tayin ettiğinde Muhammed b. Ebi Bekr'e şöy-le buyurmuştur: "Namazı tayin edilen vaktinde kıl; işin yokken onu öne alıp acele etmeye, meşgulken de vaktinden ertelemeye kalkışma."

11954. İmam Ali (a.s) gelecekteki olaylara işaret ettiği hutbesinde şöyle buyurmuş-tur: "Beklenen ve gelecek olan şeyi istemede acele etmeyin, yarının getire-ceği şeyin gelişini uzak sanmayın. Nice acele eden var, ona ulaştığında keşke ulaşmasaydım der!"

338. Konu

el-Adl
Adalet

Bihar, 75/24, 35. bölüm, el-İnsaf ve'l-Edl
Bihar, 70/1, 39. bölüm, el-Edalet
Bihar, 78/94, 17. bölüm; ma sedere en Emir'il Müminin fil edl fil kısmet
Tefsir'il Mizan, 6/204, Kelamun fi'l-Edl

bak.
513. konu, el-İnsaf; el-Mürüvvet, 3624. bölüm; el-Valid ve'l-Veled, 4201. bölüm
eş-Şehadet (1); 2094. bölüm; el-Me'rifet(3); 2649. ve 2651. bölümler
2542. Bölüm
Adaletin Değeri

11955. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet alemin kendisiyle kıvam bulduğu bir temeldir."
11956. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet en sağlam temeldir."

11957. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz adalet münezzeh olan Allah'ın insanlar için karar kıldığı ve hakkı ayakta tutmak için tayin ettiği bir ölçüdür. O halde O'na ölçüsünde muhalefet etmeyin ve saltanatında O'na karşı durmayın."
11958. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Münezzeh olan Allah adaleti, in-sanlar için bir kıvam (hayatta kalış sebebi); her türlü zulüm ve günahtan temizlenme ve İslam'ın kabulünü kolaylaştırma aracı kılmıştır."

11959. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet halkın kıvamı ve valilerin güzelliğidir."
11960. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet susuz kimseye ulaşan sudan daha tatlıdır."
11961. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet baldan daha tatlıdır, yağdan daha yumuşaktır ve miskten daha güzel kokuludur."
11962. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet alışılmış, heva ve heves ise sapık ve zalimdir."
11963. Fatımat'üz-Zehra (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah adaleti kalpleri sü-kuna erdirmek için farz kılmıştır."

2543. Bölüm
Adalet En Üstün Siyasettir

11964. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet, iki siyasetin en üstünü-dür."
11965. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet, sultanın faziletidir."
11966. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet devletlerin kalkanıdır."

11967. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Adalet koruyucu bir kalkan ve kalıcı bir cennettir."
11968. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet halkı islah eder. Halkın is-lah sebebi adalettir."
11969. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet, kendisiyle amel edeni in-sanların haklarını boynuna almaktan rahata erdirir."
11970. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Halkın işleri adaletle islah olur."
11971. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet sebebiyle bereketler kat kat artar."
11972. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sultanın adaleti zamanın genişli-ğinden ve verimliliğinden daha iyidir."
11973. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Bir anlık adalet, geceleri ibadet-le ve gündüzleri oruçla geçirilen atmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır. Hü-kümette bir anlık adaletsizlik ise Allah nezdinde atmış yıllık günahtan da-ha kötüdür."
11974. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet yöneticiliğin düzenidir."

11975. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet üzere ol; ta ki hükümete erişesin."
11976. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet üzere hareket et ki hü-kümdarlık edesin."
11977. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet siyaseti üç çeşittir: Uzak görüşlülükle birlikte yumuşak davranmak, adalette büyük bir dikkat ve araştırmada bulunmak ve orta yollu ihsanda bulunmak (israftan kaçın-maktır.)"

11978. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet gibi hiçbir şey şehirleri bayındır kılmamıştır."
11979. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın sünnetine iktida etmek ve devletlerin kalıcılığı, adalettedir."
bak. Es-Siyaset, 1930. Bölüm; el-Vilayet (1), 4216. Bölüm

2544. Bölüm
Adalet İnsanın Faziletidir

11980. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet sultanın faziletidir."
11981. İmam Ali (a.s), kendisine "Adalet mi üstündür yoksa bağışlayıcı olmak mı?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Bağışlamak ise işleri yerlerinden çıkarır. Adalet kuşatıcı bir siyasettir. Ba-ğışlamanın ise özel etkileri vardır (sınırlı kimselere şamil olmaktadır.) O halde adalet daha şerefli, daha üstündür."
bak. 421. Konu, el-Fazilet,

2545. Bölüm
Adalet ve İman

Kur'an:
"İman edip imanlarına haksızlık karıştırmayanlar için güven. Onlar doğru yoldadırlar."
11982. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet imanın süsüdür."
11983. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet imanın başı ve iyiliklerin toplamıdır."
bak. Ez-Zulm, 2450. Bölüm

2546. Bölüm
Adalet Hayattır

11984. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet hayattır."
11985. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet hükümlerin hayatıdır."
11986. İmam Kazım (a.s), Allah-u Teala'nın, "Yeryüzünü öldükten sonra diriltir" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Maksat yeryüzünü yağmurla di-riltmek değildir. Allah adaleti ihya eden bir takım kimseler gönderir. Ada-letin ihya olması ile de yeryüzü ihya olur. Şüphesiz yeryüzünde Allah'ın bir haddini (ceza hukukunu) uygulamak kırk yıllık yağmurdan daha fayda-lıdır."

11987. İmam Askeri (a.s), halası Hekime binti Muhammed b. Ali b. Musa er-Rıza'ya şöyle buyurmuştur: "Bu akşam bizimle kal. Zira çok yakında aziz ve celil olan Allah nezdinde saygın olan bir çocuğumuz dünyaya gelecektir. Aziz ve celil olan Allah onun vesilesiyle yeryüzünü öldükten sonra diril-tecektir."

11988. İmam Bakır (a.s), Allah-u Teala'nı "Biliniz ki Allah yeryüzünü öldükten sonra diriltir." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah yeryüzünü öldükten sonra Kaim (a.s) vesilesiyle (kıyam ettik-ten sonra) diriltir. Yeryüzünün ölümünden maksat ise sakinlerinin küfrü-dür ve kafir (gerçekte) ölmüştür."
11989. İmam Sadık (a.s), hakeza bu ayet hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Maksat zulümden sonraki adalettir."
bak. el-Mevt, 3741, 3742. Bölümler

2547. Bölüm
Adaletin Anlamı

Kur'an:
"Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı em-reder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir."
11990. İmam Ali (a.s), Allah-u Teala'nın, "Şüphesiz Allah adaleti ve ih-sanı emreder" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Adalet insaf, ihsan ise bağışta bulunmaktır."
11991. İmam Ali (a.s), hakeza şöyle buyurmuştur: "Adalet insaftır."
bak. el-İnsaf, 3875. Bölüm

2548. Bölüm
Adaletin Genişliği

11992. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet susuz insana ulaşan su-dan daha tatlıdır. Adalet her ne kadar az da olsa adilane hükmedildiği tak-tirde çok geniştir."
11993. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir hekim yedi cümle için yedi yüz fersah boyunca bir hekimin peşinden yürüdü. O yedi cümleden biri, "Yeryüzünden daha geniş şey nedir?" sorusuydu. O hekim şöyle cevap verdi: "Adalet yeryüzünden daha geniştir."

11994. İmam Ali (a.s), Osman'ın bağışta bulunduğu toprakları geri çevirme husu-sunda şöyle buyurmuştur: "Allah'a andolsun ki Osman'ın (akrabalarına) ver-diği şeylerle kadınlar evlendirilmiş ve cariyeler alınmış olsa bile onları sa-hiplerine geri çevireceğim. Zira adalette genişlik vardır. Adaletten sıkılan-lar, zulümden daha çok sıkılırlar"
11995. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet ne de geniştir! Eğer bir toplumda adalet uygulanırsa, insanlar müstağni olurlar."

2549. Bölüm
Adaletin Kıvamı

11996. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Faziletler dört çeşittir: Evveli hikmettir ve kıvamı düşüncededir. İkincisi iffettir ve kıvamı (dayanağı) şehvettedir. Üçüncüsü kuvvettir ve kıvamı gazaptadır. Dördüncüsü ada-lettir ve kıvamı nefsani kuvvetlerin itidalindedir."

2550. Bölüm
Adaletin Kolları

11997. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet dört kola ayrılır: İnce an-layış, derin bilgi, tomurcuklanan hikmet ve hilim (yumuşak huylu olmak) bahçesi. Herkim güzel anlarsa, tüm ilimleri tefsir eder. Herkim derin bi-lirse, hikmetin kaynaklarını bilir. Her kim hilim sahibi olursa, kendi işinde kusur etmez, insanlar arasında övülmüş olarak yaşar."

11998. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet dört kısma ayrılır: Derin anlayış, tomurcuklanan bilgi, hikmet kaynağı ve hilim bahçesi. Herkim anlarsa tüm ilimleri tefsir eder. Herkim bilirse hikmet kaynaklarını tanır. Herkim hikmet sahibi olursa kendi işinde kusur etmez ve insanlar arasın-da rahat bir hayat yaşar."

11999. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İman dört esas üzere kuruludur: Sabır, yakin, adalet ve cihat. Adalet de dört kısma ayrılır: Derinlemesine inceleyen bir anlayış, derin bir bilgi, tomurcuklanan hikmet (veya hüküm), sağlam ve kalıcı bir hilim. Herkim anlayışlı olursa, ilmin derinliklerinden haberdar olur. Herkim ilmin derinliklerinden haberdar olursa, hikmetin kaynaklarından içer. Herkim de hilim sahibi olursa kendi işinde kusur etmez ve insanlar arasında övülmüş olarak yaşar."

12000. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Adalet dört kısma ayrılır: De-rinlemesine araştıran bir anlayış, tomurcuklanan bir bilgi, hikmet (veya hüküm) kaynakları ve hilim bahçesi. Herkim derinliğine anlayış sahibi olursa özet olan bilgiyi tefsir eder. Herkim tomurcuklanan ilmi elde eder-se hikmetin (veya şeriat hükümlerinin) kaynaklarını tanır. Herkim de hilim bahçesine ayak basarsa kendi işinde kusur etmez ve insanlar arasında rahat bir hayat sürer."

2551. Bölüm
Adil İnsanın Özellikleri

12001. İmam Sadık (a.s), adil insanın özellikleri hakkında şöyle buyurmuştur: "Gözünü haramlara kapayan, dilini günahlardan ve elini insanların malın-dan sakındıran kimsedir."

12002. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim insanlara davranışında zulmetmez, onlarla konuştuğu zaman yalan söylemez, onlara söz verdi-ğinde vaad ettiğinin aksini yapmazsa, insanlığı kamil, adaleti aşikar, kar-deşliği gerekli ve gıybeti haram olur."

12003. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şu üç şeye herkim sahip olursa ona karşı insanlara dört şey farz olur: İnsanlarla konuştuğunda yalan söy-lemez, onlar karışında haklarında zulmetmez, onlara söz verdiğinde aksini yapmazsa; adaletinin insanlar arasında aşikar olması, mürüvvetinin farz, gıybeti haram ve kardeşliği onlara farz olur."
12004. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim insanlara karşı kendisi-ne davranılmasını sevdiği şekilde davranırsa adildir."

12005. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kendin için beğenmediğini başkası için de beğenme. Kendin için sevdiğini kardeşin için de sev ki hükmünde adil sayılasın, gök ehli nezdinde sevilesin ve yeryüzü sakinleri-nin kalbinde sevimli olasın."
12006. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İçi ve dışı, fiili ve sözü aynı olan kimse, emaneti eda eden ve adaleti gerçekleşen kimsedir."
bak. eş-Şehadet (1), 2100, 2101. Bölüm; Vesail'uş Şia, 18/288, 41. Bölüm


2552.Bölüm Adaletin Başlangıcı


12007. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın kullarından en sevdiği, nefsine karşı Allah'ın kendisine yardım ettiği kişidir. O kimse hüznü giyi-nip kuşanmış, korkuya bürünmüştür…O, Allah'ın dininin madenlerinden, arzının direklerindendir. Adaleti kendisine farz kılmıştır. Adaletinin ilk uygulaması, kendisini heva ve heveslerinden uzaklaştırmasıdır."
bak. 537. Konu, el-Heva

2553. Bölüm
Adaletin Nişaneleri

12008. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim gece gündüz beş vakit cemaatle namaz kılarsa ona iyi zanda bulununuz ve şahadetini doğru gö-rünüz."
12009. İmam Sadık (a.s), Alkame'ye şöyle buyurmuştur: "Her kim İslam fıtratı üzere olursa şahadette bulunması caiz olur." Alkame şöyle diyor: "Ben şöyle arzettim: "Günahkar insanın şahadeti kabul edilir mi?" İmam şöyle buyurdu: "Ey Alkame! Eğer günahkarın şahadeti de kabul olmasaydı, bu taktirde Peygamberlerin ve vasilerinin dışında hiç kimsenin şahadeti kabul edilmezdi. Zira sadece bunlar günahtan masumdurlar."

12010. İmam Sadık (a.s), kendisine, "Şehadetinin kabul edilmesi için hangi yolla insanın adaleti bilinir" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Onu haya ve iffet sa-hibi olma, karın, tenasül organı, el ve dilini korumakla tanıyınız. Hakeza Allah'ın kendisine ateşi vaad ettiği şarap içmek, zina etmek, faiz yemek, anne babaya isyan etmek,

savaş meydanından kaçmak ve benzeri büyük günahlardan sakınmasıyla da tanınır. Bütün bunlara sahip olan ve tüm ayıplarını gizleyen, -böylece Müslümanlara bunun ötesinde ayıplarını araştırması ve gıybetini yapması haram olur ve onu dost edinmeleri adale-tini insanlar arasında izhar etmeleri farz olur- beş vakit namazları üstle-nen, yani bu namazlara dikkat gösteren ve Müslümanların cemaatine katı-larak vakitlerini gözeten ve özrü olmaksızın Müslümanların cemaatinden ve namaz kıldığı yerlerden geri kalmayan kimseadildir."

2554. Bölüm
Gazap Anında ve Düşmana Adil Davranmaya Tavsiye

Kur'an:
"Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahit-ler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden haberdardır."

12011. İmam Ali (a.s), oğlu Hüseyin'e (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Sana zenginlik ve fakirlik anında Allah'tan sakınmayı. . . dost ve düşmana karşı adil davranmanı tavsiye ediyorum."
12012. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Sana namazını vaktinde kılmanı, hoşnutluk ve gazap anın-da adalete riayet etmeni tavsiye ederim."

2555. Bölüm
İnsanların En Adili

12013. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en adili kendi nefsi için beğendiğini insanlar için de beğenen ve kendi nefsi için beğenmedi-ğini onlar için de beğenmeyen kimsedir."
12014. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en adili kudret sahibi olduğu halde insaflı davranan kimsedir."
12015. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en adili, kendisine zulmedene insaflı davranandır. İnsanların en zalimi isekendisine insaflı davranan kimseye zulmedendir."

12016. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yaratıkların en adili herkesten çok hak ile hükmedendir."
12017. Resulullah (s.a.a), kendisine, "İnsanların en adili olmak istiyorum" deni-lince şöyle buyurmuştur: "Kendi nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki insanların en adili olasın."

12018. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En adil metot insanlara sana dav-ranılmasını sevdiğin şekilde davranmandır."
12019. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adaletin kemali insanın kendi kendisine adaletli davranmasıdır."
12020. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir adalet, hakkı sahibine iade etmekten daha üstün değildir."
12021. "Rivayet edildiği üzere Musa (a.s) Allah-u Teala'ya şöyle sordu: "Senin hangi kulun daha zengindir?" Allah şöyle buyurdu: "Kendisine verdiğim şeye kani olan kulum." Musa şöyle sordu: "Hangi kulun daha adildir?" Allah şöyle buyurdu: "İnsaf sahibi olan."
bak. el-Gına, 3114. Bölüm

2556. Bölüm
Adaletin Yardımcıları

12022. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Adalet için insanlar hakkında gü-zel niyet sahibi olmaktan, tamahı azaltmaktan ve çok sakınmaktan yardım al."
12023. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O halde teba emredenin hakkını ve emreden de tebanın hakkını eda ederse aralarında hak üstün olur, dinin programları uygulanır, adaletin nişaneleri doğrulur, kanunları halk arasında yürürlükte olur. Zaman bununla ıslah olur, düşmanın ümitlerinin ye'se dönüşmesi ve devletin bekası bununla gerçekleşir."

2557. Bölüm
Zalim Yöneticilerin Cezası

12024. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cehenneme ilk giren kimse, za-lim yönetici, malının hakkını vermeyen zengin ve böbürlenen fakirdir."
12025. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Benim şefaatim haksızlık eden zalim sultanı kapsamaz."
12026. Resulullah (s.a.a), Medine'deki son hutbesinde, kendisine zalim yöneticinin yerini soran Ali'ye (a.s) cevap olarak şöyle buyurmuştur: "Zalim yönetici kıyamet günü en şiddetli azabı olan dört kişiden dördüncüsüdür: İblis, Firavun, bir insnaı öldüren katil ve dördüncüleri zalim yönetici."

12027. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "On kişiye yönetici olan kimse, onların arasında adaletle hareket etmezse kıyamet günü elleri, ayakları ve başı bir baltanın deliğine sıkıştırılmış halde getirilir."

339. Konu

el-Adavet
Düşmanlık

Vesail'uş Şia, 8/569, 136. bölüm, İstihbab-u İçtinap-i şehna
Er-Rical ve edavetuhum ve mülahatuhum

bak.
el-Cehl, 606. bölüm; eş-Şeytan, 2007. bölüm; es-Sedik, 2209. bölüm
el-Musafehe, 2259. bölüm
2558. Bölüm
Birbirine Düşmanlık Etmekten Sakınmak

Kur'an:
"Şeytan oradan ikisinin de ayaklarını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara: "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik."
12028. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cebrail (a.s) insanlara düşman-lık etmekten uzaklaşmak kadar hiçbir şey hakkında bana tavsiyede bu-lunmamıştır."

12029. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cebrail yanıma geldiği her de-fasında bana öğüt verdi ve bana söylediği son söz şuydu: "İnsanlarla düşmanlık etmekten sakın. Zira bu iş gizli ayıpları ortaya çıkarır, izzet ve saygınlığı yok eder."
12030. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara düşmanlık etmek, cahil insanların hasletindendir."
12031. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara düşmanlık etmek ceha-letin başıdır."

12032. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Emsallerine galip gelmeye çalış-mak ve insanlara düşmanlık etmek kötü bir seçimdir."
12033. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Denklere galebe çalmak, düş-manlarına düşmanlığını aşikar etmek ve zarar vermeye gücü yettiği kim-seyle düşmanlık etmek hayatın kötü seçimlerindendir"
12034. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiç kimseyle Allah'la ilişkisini bilmedikçe düşmanlık etme. Eğer iyi bir insan olursa, Allah onu sana tes-lim etmez. Eğer kötü bir insan olursa onun hakkındaki bu kötü tanıyışın sana kifayet eder. O halde onunla düşmanlık etme."

12035. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her ne kadar sana zarar ver-meyeceğini tahmin etsen dahi hiç kimseyle düşmanlık etme ve sana hiçbir fayda vermeyeceğini düşünsen dahi hiç kimseye rağbetsizlik gösterme. Zira ne zaman dostuna muhtaç olacağını bilemezsin ve düşmanından ne zaman korkacağını da bilemezsin."

12036. İmam Ali (a.s), oğullarıyla yaptığı konuşmasında şöyle buyurmuştur: "Ey oğullarım! İnsanlarla düşmanlık etmekten sakının. Zira onlar iki halet dı-şında değildirler. Ya bilgindirler ki hile ile size zarar verirler ya da cahildirler ki sizlere zarar vermek hususunda acele davranırlar."

12037. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlara düşmanlık etmekten sakın. Zira bu iş utanç ve zarara sebep olur. Ayıp ve kötülüğü aşikar kı-lar."
12038. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ben putperestlikten sakındırıl-dıktan sonra hiçbir şey hakkında insanlarla çekişmekten sakındırıldığım gibi sakındırılmadım."
12039. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlarla çekişmekten sakının ki bu iş ayıpları ortaya çıkarır ve iyilikleri gömer."
12040. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim insanlarla çekişirse in-sanlığı düşer ve saygınlığı ortadan kalkar."
12041. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çekişmekten uzak durunuz. Zira bu iş kalbi bozar ve nifak doğurur."
bak. 159. Konu, el-Mudarat

2559. Bölüm
Düşmanlık Tohumu

12042. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanlık etmenin sebebi az sa-kınmaktır."
12043. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir tohumu vardır. Düşmanlığın tohumu ise şaka etmektir."
12044. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eleştirmek düşmanlık sebebi-dir."
12045. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanlık ekerse, ek-tiğini biçer."
12046. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanlık tohumunu ekerse hüsran biçer."

2560. Bölüm
Düşman Olarak Adlandırılması Gerekenler

Kur'an:
"Ey iman edenler! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır, onlardan sakının; ama, siz affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin ki Allah da bağışlar ve acır."
12047. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Senin ayıbını örten, ama gıyabın-da ayıplayan kimse gerçek düşmanındır. O halde ondan sakın."

12048. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşman, sadece sana yaptığı zu-lüm sebebiyle düşman adlandırılmıştır. Yaltaklık ederek ayıplarını sana söylemeyen kimse, sana zulmeden düşmandır."
12049. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın karnı düşmanıdır."
12050. İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim isteğine uyarak doğru yolu senden gizlerse, şüphesiz sana düşmanlık etmiştir."

12051. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Senden sakınmayan kimse düş-manındır."
12052. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dostların üçtür, düşmanların da üç. Dostlarına gelince... Dostların senin dostun, dostunun dostu ve düş-manının düşmanıdır. Düşmanlarına gelince... Onlar da senin düşmanın, dostunun düşmanı ve düşmanının dostudur."
bak. eş-Şeytan, 2007. Bölüm


2561.Bölüm Düşmanların En Düşmanı


12053. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Heva ve heves, iki büyük düş-mandan en büyüğüdür."
12054. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın en büyük düşmanı gazap ve şehvetidir. Bu ikisini yenen kimsenin derecesi yücelir ve sonunda eme-line ulaşır."

12055. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Senin nefsin, sana en yakın olan düşmanındır."
12056. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanlarınızdan sakındığınız gibi heva ve heveslerinizden sakının. Zira insan için heva ve heveslerine ve dillerinin biçtiklerine uymaktan daha düşman bir şey yoktur."

12057. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Düşmanlarının en düşmanı iki tarafın arasında olan nefsindir."
12058. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Canım elinde olana andolsun ki insan için gazap ve şehvetten daha büyük bir düşman yoktur. O halde o ikisini ezin, mağlup edin ve ateşlerini söndürün."

12059. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Senin düşmanın, öldürdüğün taktirde sana aydınlık olacak veya seni öldürdüğü taktirde cennete gidece-ğin kimse değildir. Aksine en kötü düşmanın, belinden çıkan çocuğundur. Sonra en kötü düşmanın elde ettiğin servetindir."
bak. 519. Konu, en-Nefs, 537. Konu, el-Heva, el-Akl, 2819, 2825. Bölümler

2562. Bölüm
Hile Açısından En Zayıf Düşman

Kur'an:
"Yolculuk ettiğinizde, kâfirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zi-ra kâfirler, size apaçık düşmandırlar."
"Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider; konuşurlarsa sözlerini dinlersin; tıpkı, sıralanmış kof kütük gibidir her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar; onlar düşmandır, onlardan çekin; Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar."

12060. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanlardan düşüncesi en zayıf olan kimse düşmanlığını aşikar kılandır."
12061. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanlardan hilesi en zayıf olanı, düşmanlığını aşikar kılandır."
12062. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanlığını aşikar kılarsa, hilesi azalır."
bak. eş-Şeytan, 2014. Bölüm

2563. Bölüm
Düşmandan Güvende Olmaktan Sakındırmak

12063. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmandan gafil olan kimseyi hileler uyandırır."
12064. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanından gafil olursa düşman ondan gafil değildir."
12065. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki düşmanı-nı, etini kemiklerinden ayıracak, kemiklerini kıracak ve derisini yüzecek şekilde kendisine musallat eden kimse zayıf bir kimsedir."

12066. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir düşmandan, her ne kadar teşekkür de etse güvende olma."
12067. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her ne kadar zayıf da olsa hiçbir düşmanını küçük görme."
12068. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmana güvenmek, aldanma sebebidir."

2564. Bölüm
Düşmanın Barışmasını Sağlamak

12069. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanları güzel söz ve iyi dav-ranışlarla doğru yola getirmek, içler acısı savaşlarla karşılamak ve üstün gelmekten daha kolaydır."
12070. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin hasleti günahtan sa-kınma ve sanatı bağışlama olursa, düşmanlarından, kendisi hakkında yapı-lan güzel övgülerle intikam alır."

12071. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim düşmanlarını barıştan tarafa çekerse, (dostlarının) sayısını çoğaltmış olur."
12072. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanlarını barıştan ta-rafa çekerse muradına erişmiştir."
bak. el-Afv, 2766, 2767. Bölüm

2565. Bölüm
Düşmanlar Karşısında Uygun Silah

12073. Lokman (a.s), oğluna şöyle tavsiyede bulunmuştur: "Oğulcağızım! Düşmanına karşı gerçek silahlanman ve neticede onu yere sermen onunla yumuşak konuşmandır. Ondan hoşnut olduğunu göstermendir. İçinden geçenin kendisine aşikar olmaması ve neticede senin karşında hazırlık içinde bulunmaması için ondan uzaklaşmamandır."
bak. 159. Konu, el-Mudarat

2566. Bölüm
İnsanların Bilmediği Şeye Düşman Oluşu

12074. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bilmedikleri şeyin düş-manıdır."
12075. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Üç şey üç şeyin başına konul-muştur: Zamanın sıkıntı ve meşakkati kamil edep sahiplerine mahrumiyet, sanatında öncü olana ve halkın düşmanlığı ve marifet ehline yüklen-miştir."
bak. el-Cehl, 606. Bölüm; el-Ayb, 3021. Bölüm


2567.Bölüm Düşmanlık (Çeşitli)


12076. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mümine, düşmanının Allah'a isyan ettiğini görmesi, Allah'tan yardım olarak yeter."
12077. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Düşmanının senin hakkında Allah'a isyan ettiğini görmen, Allah'ın yardımı olarak sana ye-ter."

12078. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yakınların düşmanlığı, akreplerin sokmasından daha acıdır."
12079. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin yararı senin zararında olursa hiçbir durumda sana düşmanlıktan el çekmez."
12080. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkimin ciddiyeti gevşerse düşmanı güçlenir."
12081. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim ciddiyet bineğine biner-se, düşmanını mağlup kılar."
12082. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim düşmanıyla arkadaş olur-sa, ayıbını ortaya çıkarmış ve ruhuna işkence etmiş olur."

340. Konu

el-Azab
Azab

Bihar, 5/281, 12. bölüm, İllet-u Ezab'il İstisal

bak.
66. konu, el-Ceza; 84. konu, cehennem; 310. konu, ez-Zerb; 364. konu, el-Ukubet
Cehennem 617-618. bölüm el-Kebr, 3268. bölüm; el-Lisan, 3571. bölüm
2568. Bölüm
Allah'ın Azabı

Kur'an:
"Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şe-kilde azâb verecekti. Ahirette onlara ateş azabı vardır."
"Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim küfrederse, alemlerde kimseye azâb etmeyeceğim şekilde ona azâb edeceğim" dedi."
"Rablerinin ve O'nun peygamberlerinin buyruğundan çıkan ni-ce memleketlerin halkını biz, çetin bir hesaba çekmiş, onları, gö-rülmedik bir azaba uğratmışızdır."

"Küfredenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
12083. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz aziz ve celil olan Allah altı gruba altı haslet sebebiyle azap eder: Araplara asabiyet sebebiyle, ekincilere tekebbür sebebiyle, yöneticilere zulüm sebebiyle, fakihlere ha-sadet sebebiyle, tüccarlara hıyanet sebebiyle ve köylülere cehalet sebebiy-le."

12084. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala altı gruba altı haslete sahip oldukları için azap eder: Araplara asabiyet sebebiyle, çiftçilere tekebbür sebebiyle, yöneticilere zulüm sebebiyle, fakihlere hasadet sebebiyle, tüccarlara hıyanet sebebiyle ve köylülere cehalet sebebiyle."

Allame Tabatabai el-Mizan tefsirinde, "Kur'an'da azabın anlamı hakkında açık-lama" başlığı altında şöyle yazmıştır: "Kur'an-ı Kerim rabbini unutan kimsenin ha-yatını, her ne kadar bizim gözümüzde tümüyle ferah ve müreffeh olsa dahi dar ve sı-kıntılı saymaktadır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Herkim zik-rimden yüz çevirirse, şüphesiz hayat kendisine dar ve zor olur." Böylece mal ve çocuğunu azap olarak düşünür. Oysa biz onları kendisine tatlı bir nimet olarak

saymaktayız. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Varlıkları ve ev-latları seni şaşırtmasın. Şüphesiz Allah onlar sebebiyle kendilerine dünyada azap etmek ve küfür üzere ölmelerini ister."

Ve "dedik ki: Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleş." Ayetinin tefsirinde de açıkladığımız gibi gerçekte sevinç, gam, hüzün ve korku insanın sıkıntı çekişi veya huzur içinde oluşu tümüyle mutluluk ve mutsuzluk hakkındaki görüşüne dayalıdır. İkinci olarak nimet, azap ve benzeri meseleler, isnad edilecekleri şeye oranla farklılık içindedirler. Örneğin ruhun bir tür mutluluk ve mutsuzluğu vardır.

Bedenin ise ayrı bir tür. Bu her ikisi de hayvan için ayrı bir anlam ifade etmekte, insan için ise apayrı bir anlam ifade etmektedir. Maddeye tapan dünya düşkünü insan ilahi huyla huylanmadığı ve edep ve terbiyesiyle yetişmediği için mutluluğu maddi mutluluk bilir ve ruhun saadetine, yani manevi mutluluğa asla önem vermez. Bu yüzden mal, evlat ve makam elde etme yolunda, sulta ve kudret elde etme hususunda ihtirasla çalışır. O her ne kadar daha önce istediği şeylere şimdi ulaşmış olsa bile hakikatte kendi haya-lince, halis lezzet ve nimetleri istemektedir.

Bu sebeple bir lezzete ulaşınca onu binler-ce dert ve hüzünle birlikte bulur. O halde istediği şeye ulaşmadıkça o şey kendisi için arzu ve hasret sebebidir. Ama ona ulaşınca bunun istediği şey olmadığını görmekte-dir. Zira onun bir takım ayıplar ve eksiklikler gam, dert ve gönül verdiği etkenlerin değersizliğiyle birlikte olduğunu görür.

Öte yandan kaybedilen şeyler karşısında yega-ne teselli nedeni olan bu maddi işlerin ötesinde herhangi bir şeye de gönül vermemiştir. Dolayısıyla yeniden hasret ve sıkıntıya düşer. Böylece sürekli olarak elde ettiği şey gam ve derdine sebep olmakta ve bu sebeple de bunu terketmektedir ve ondan daha iyisini aramaya koyulmaktadır. Böylece dertli gönlüne şifa vermek istemektedir. Elde edemediği şeyler ise, derdine ve hasretine sebep olur. Evet bir şey elde edince de ve bir şey edemeyince de bu hal üzeredir.

Kur'an-ı Kerim insanı ebedi bir ruh ve sürekli değişiklik içinde olan maddi bir be-denden meydana gelmiş bir varlık saymaktadır. İnsan rabbine dönünceye kadar da bu hal üzere devam eder. Rabbine döndüğünde ebediliğe erişir ve onda artık hiçbir zeval ve değişiklik olmaz. Dolayısıyla sadece ruhun mutluluk sebebi olan ilim ve benzeri etkenler insanın saadetinden sayılmakta, cisim ve ruhun, her ikisinin saadet sebebi olan mal ve evlat ise Allah'ın zikrinden alıkoymadıkça ve insanı dünyaya bağlamadıkça, insanın mutluluk sebepleridir ve güzel bir mutluluktur.

Hakeza cismani sıkıntılara, bedenin noksanlaşmasına ve ebedi ruhun saadetine sebep olan Allah yolunda öldürülme ve Allah için servet ve refahın ortadan kalkışı da insanın mutluluğundandır. Bunlar daha çok bir ömür esenlik ve sıhhat elde etmek için bir anlık ilacın acılığına tahammül etmesini andırmaktadır.

Ama cismin mutluluğuna ve ruhun mutsuzluğuna sebep olan şey insanın mutsuzluk sebebi, azap ve işkence nedenidir. Kur'an cismani mutluluğu itina edilmemesi gereken az bir faydalanma saymaktadır. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Küfredenlerin diyar diyar gezip (refah içinde) dolaşması sakın seni aldatmasın. (Bunlar) Az bir faydalanmadır, sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!"

Kur'an cismin ve ruhun birlikte mutsuzluğuna sebep olan şeyleri de azap olarak saymaktadır. Nitekim dünyaya tapan kimseler de onu azap ve işkence saymaktadırlar. Ama bu ikisinin bakış açısı farklıdır. Kur'an'a göre bu etkenler, ruhun mutsuzluğuna sebep oldukları için azaptır. Onlara göre ise bu etkenler bedenin mutsuzluğuna sebep oldukları için azap ve işkencedir. Bu grup azapların örneği önceki ümmetlerin başına gelen azaplardır. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

"Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad kavmine ne ettiğini görmedin mi? Vadide kayaları kesip yontan Semud kavmine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Rabbin onları azâb kırbacından geçirmiştir. Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir."
Şuur sahibi varlıkların mutluluk veya mutsuzluğu onların bilinç ve idrakine bağlıdır. Örneğin biz ulaştığımız ama hissedemediğimiz lezzet verici şeyleri saadet saymamaktayız. Aynı şekilde his ve derk edemediğimiz dert ve gamları da mutsuzluk saymamaktayız. Buradan da anlaşıldığı üzere Kur'ani öğretiler, mutluluk ve

mutsuzluk konusunda maddecilerin metodundan apayrı bir metot takip etmektedir. Dünyaya ve maddiyata ihtiras duyan insan, öyle bir terbiye metodunu takip etmelidir ki bu esas üzere insan, Kur'an'ın belirlediği gerçek saadeti, saadet saymalı ve gerçek mutsuzluğu mutsuzluk kabul etmelidir. Kur'an'ın terbiye ettiği insan ailesine Allah'tan başkasına gönül vermemesini, rabbini her şeyin maliki saymasını, her şeyin O'na bağlı olduğunu ve O'na döndüğünü öğretir.

Bu insan dünyada saadetini sadece şu iki şeyde; ruh ve cisminin mutluluğuna se-bep olan veya sadece ruhun mutluluğuna sebep olan şeylerde bilir. Bu iki husus dışın-da geri kalan her şeyi azap ve işkence sebebi görür. Ama nefsani isteklere ve maddi-yata bağlanan insan her ne kadar bazen insan dünyanın altın ve süsünden bir şeyler elde edince bunu kendisi için saadet, hayır ve lezzet görür, ama çok geçmeden yaptığı yanlışlığı anlar ve böylece hayalin mutluluğu tümüyle kendisi için mutsuzluğa dönü-şür. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Onları bırak;

kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar." Hakeza şöyle buyurmuştur: "Ona: "Andolsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir." Hakeza şöyle buyurmuştur: "O halde sen de zikrimizden dönenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir. Bu onların ulaştıkları bilginin nihayetidir."

Bu insanlar hayattan gerçek bir mutluluk elde edemezler, sürekli olarak hüzün ve gam sebebiyle karanlık bir hayat yaşarlar.
Buradan da anlaşıldığı üzere Ehlullah ve Kur'an'ın takipçilerinde var olan idrak ve düşünce diğer varlıklarda var olan idrak ve düşünceden çok farklıdır. Sözde hepsi bir türden, yani insan türündendir. Bu iki grup arasında da varlıklarında ilahi ter-biye ve öğretinin kemale ermediği orta halli müminler vardır.

Bu da Allah-u Teala'nın azabın manası hususundaki sözünden elde ettiği husustur. Bu hal üzere Allah-u Teala cismani mutsuzluğu da azap olarak adlandırmaktan sakınmamaktadır. Ama bu azap, rıh aşamasında değil, cisim aşamasında bir azaptır. Allah-u Teala Eyyüp'ten (a.s) naklen şöyle buyurmuştur: "Şeytan beni sıkıntı ve azaba düşürmüştür.

" Hakeza şöyle buyurmuştur: "Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bu, Rabbinizin size musallat kıldığı büyük bir bela idi." Allah-u Teala Firavun ailesinin İsrail oğullarına yaptığını Allah tarafından bir imtihan saymakta, aynı zamanda azap olarak kabul etmekte ama bu azabın münezzeh olan Allah tarafından olduğunu reddetmektedir.
Bak. El-Kibr, 3444. Bölüm, el-Hesab, 843. Bölüm, 3895, 3896. hadisler