Mizan'ul Hikmet-7.Cilt
 


2381.Bölüm Saptırıcılar


Kur'an:
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar." "Rabbimiz! Onlara iki kat azâb ver, onları büyük bir lânete uğrat" derler."
"Ey Kitab ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın" de."
"Bizi ancak o günahkarlar saptırdı."

"Küfredenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptı-ranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalan-lardan olsunlar" derler."
"O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri top-lar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar? der."
"Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onlara boş kuruntular kurduracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de develerin kulaklarını yaracaklar."

"Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azab vardır."
"Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yo-lundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar."
11070. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah katında insanların en şerlisi, sapmış ve halkın da ona uyarak sapıttığı zalim imamdır. O yaşanan sünneti öldürür, terkedilen bidati diriltir"

11071. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın yaratıklarından en fazla buğzettiği iki kişidir. Birincisi Allah'ın (günahları sebebiyle) kendi başına bıraktığı kimsedir. Bu kimse doğru yoldan sapmış; bidat sözlere ve halkı saptırıcı çağrılara yönelmiştir. O halde bu kimse, kendisi vasıtasıyla fitneye düşenler için bir fitnedir.

Kendinden önce doğru yoldan gidenlerin yo-lundan sapmıştır ve hayattayken veya ölümünden sonra kendine uyanlar için saptırıcıdır. (Dolayısıyla) Hem kendi günahının ipoteğindedir, hem de başkalarının günahını yüklenmiştir."

11072. İmam Ali (a.s) münafıkların sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Müna-fıklardan çekinmenizi tavsiye ederim. Onlar saptırıcı sapıklar ve hata işle-yip insanı hataya sevkedenlerdir"
11073. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir başkası da var, ilim sahibi ol-madığı halde kendini alim diye tanıtır. Cahillerden ve sapıklardan birkaç sapıklığı ve cehaleti almış, insanlara aldatış ağlarını germiş, sahte sözler söylemektedir."

11074. İmam Ali (a.s) Nehrevan savaşında öldürülen Hariciler'e rastladığında şöyle buyurdu: "Yazıklar olsun size! Şüphesiz sizi aldatan, sizi zarara uğrat-tı." "Onları kim aldattı ey Müminlerin Emiri?" diye sorulduğunda da şöyle buyur-du: "Saptırıcı şeytan ve kötülüğü emreden nefisleri"
11075. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kılavuzun sapıklığı, kendisinden kılavuzluk dileyenin helak oluşuna sebep olur."

2382. Bölüm
Apaçık Delalet

Kur'an:
"Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalpleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar."
"Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, iman eden erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçme hakkı yoktur. Al-lah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur."

11076. İmam Ali (a.s) Muaviye'ye yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Fa-kat sen, batıl iddialara girişerek senden öncekilerin yolunu tuttun… Göğ-süne dolana kulağının duyduğuna tabi olman etinden ve kanından daha gerekliyken inatla ve haktan kaçarak bu davaya apaçık giriştin. Haktan sonra dalaletten başka bir şey mi var! Apaçık beyandan sonra şüpheye düşmekten başka bir şey mi var!"

2383. Bölüm
Delaletin Çeşitleri

11077. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Delalet bir kaç kısımdır: Bir kısmı övülmüştür, bir kısmı kınanmıştır, bir kısmı ise ne kınanmış ve ne de övülmüştür. O delaletin bir kısmı da unutkanlıktır. Övülmüş delalet Allah-u Teala'ya mensup olan delalettir. Örneğin şöyle buyurmuştur: "Al-lah dilediğini saptırır." Yani Allah kullarının amelleri sebebiyle onları cennet yolundan sapıtır. Kınanmış delalet ise Allah-u Teala'nın şu ayetin-de zikredilmiştir:

"Samiri onları saptırdı" "ve Firavun kavmini sap-tırdı ve hidayete eriştirmedi." Bunun benzerleri çoktur. Putlara men-sup olan dalalete Allah'ın İbrahim suresindeki sözü örnektir: "Beni, ço-cuklarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ey Rabbim! onlar halktan bir çoğunu saptırdı." Hakikat şudur ki putlar hiç kimseyi saptırmamak-tadır belki insanların kendisi aziz ve celil olan Allah yerine onlara tapmak-ta ve kafir olmaktadırlar.

Unutkanlık olan delaletin örneği ise Allah-u Teala'nın şu sözünde yer al-mıştır: "Ta ki biri sapınca (unutunca) onlardan biri kendisine hatırlatsın." Allah-u Teala kitabının çeşitli yerlerinde sapıklıktan bahsetmiştir. O dalaletten bir kısmı da lafzın zahiri itibariyle peygamberine isnat ettiği sapıklıktır. Örneğin şöyle buyurmuştur: "Ve seni delalette bulduk ve sonra hidayet ettik." Yani seni nübüvvetini tanımadıkları bir topluluk arasında bulduk ve onları senin vesilenle hidayet etti."


2384.Bölüm En Düşük Dalalet


11078. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kulun dalalete düştüğü en küçük şey Allah Tebarek ve Teala'nın hüccetini, kulları üzerindeki şahidini, yani aziz ve celil olan Allah'ın itaatini emrettiği ve velayetini farz kıldığı kimse-yi tanımamasıdır."

2385. Bölüm
Sapıklığın Erkanını Yok Eden Şeyler

11079. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "O halde ondan (Kur'andan) zor-luklarınıza karşı yardım dileyin. Çünkü o; küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır."
11080. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sonra bu İslam, Allah'ın kendisi için seçtiği bir dindir…Sağlam esasıyla azgınlık ve sapıklık direklerini yıkmıştır."

11081. İmam Ali (a.s) Peygamber'in (s.a.a) sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Hakkı hak ile aşikar kılan, batıl ordularını bertaraf eden, sapıkların saldı-rısını bozguna uğratandır."
11082. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Batıl yol üzerinde toplandığınız-da, sizin için hak yolun başında durdum. Her yana şaşkınca bakıyordunuz, kılavuzunuz yoktu, kuyu kazıyordunuz su bulamıyordunuz"
bak. 532. Konu, el-Hidayet

315. Konu

ez-Zeman
Kefalet

Vesail'uş Şia, 13/149; Kitab'uz-Ziman
Vesail'uş Şia, 19/173; Ebvab-u Mucibat'uz-Ziman

bak.
el-Cennet, 552. bölüm; el-Habs, 684, 685. bölüm el-Hadd, 740. bölüm; er-Rızk, 1478. bölüm; el-Fetva, 3167. bölüm
2386. Bölüm
Kefalet

11083. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Önder zararı ödeyendir."
11084. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tabib veya veteriner hastasını veya bir hayvanı tedavi edince sahibinden izin almalıdır. Aksi taktirde (mal veya can zarar gördüğünde) kefildir."

11085. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Birisi bir iş yapmak için kirala-nır ve o da o işi kötü yapar, bozarsa kefildir. Müminlerin Emiri kiralanan bir kimseyi kefil biliyordu."
11086. İmam Sadık (a.s) babalarından naklen şöyle buyurmuştur: "Sanatçılar bir şeyi yanlışlıkla veya bilerek bozarlarsa, zayi ederlerse karşılığında aldık-ları ücretle çalıştıkları taktirde kefildirler."

11087. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bir deve sahibi yağ dolu büyük bir kavanozu taşımakla kiralanmıştı ve o kavanozu kırınca kendisini Mü-minlerin Emiri'nin (a.s) huzuruna getirdiler. İmam ondan parasını aldı."
11088. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "El, aldığı her şeyi geri çevirmek üzere kefildir."

11089. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "El, her neyi alırsa onu geri çe-virmekle mükelleftir."
11090. İmam Kazım (a.s), kefilin kefaletinin cezası hakkında sorulunca şöyle bu-yurmuştur: "Ceza kefil olan kimsenin uhdesinde değil, malı yiyen kimsenin uhdesindedir."
bak. Vesail'uş Şia, 13/271, 29. Bölüm; 276, 30. Bölüm

2387. Bölüm
Kefil Olma ve Garanti Vermeyi Kınama

11091. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kefil olmak zarardır, cezadır ve pişmanlıktır."
11092. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tevrat'ta şöyle yazılmıştır: "Kefil olmak pişmanlıktır ve ceza ödemektir."
11093. İmam Bakır (a.s) veya İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Boynuna hak ve hukuk farz kılma. Zorluklar ve tatsızlıklar karşısında sabret."

11094. İmam Sadık (a.s), Ebu'l Abbas Bekbak'a şöyle buyurmuştur: "Neden Hacca gitmedin?" O şöyle arzetti: "Birinin kefaletini üstlendim." İmam şöyle buyurdu: "Neden kefil oldun? Önceki kavimleri de bu kefaletin yok ettiğini bilmiyor musun?"
11095. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Vefa göstermeye gücünün yet-mediği şeye kefil olma (garanti verme.)"
bak. el-Hukuk, 911; Vesail'uş Şia, 13/154, 7. Bölüm

2388. Bölüm
Emanetin Garantisi Yoktur

11096. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer emanet ortadan kaybolursa, emaneti alan kimse emin ve güvenilir olduğu taktirde hiçbir ceza ödemesi gerekmez."
11097. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer emanetçinin yanındaki emanet yok olursa, emanet veren kimse böyle bir şart koşmadığı taktirde emanetçi kimse kefili değildir."
bak. Vesail'uş Şia, 13/235, 1. Bölüm; Kenz'ul Ummal, 10/360

316. Konu

ez-Ziyafet
Ziyafet-Misafirlik

Bihar, 75/458, 93. bölüm; Fezl'ul İkra'uz-Zif
Kenz'ul Ummal, 9/242, Kitab'uz-Ziyafet
Bihar, 75/450, 91. bölüm; Adab'uz-Zif
Bihar, 75/444, 88. bölüm; Min meşa ila Team lem yedu ileyh
Bihar, 75/446, 89. bölüm; el-Hess-u Ala İcabet'ud-Da'vet'il Mümin
Vesail'uş Şia, 16/431-434, 23-21. bölümler ve s. 438, 26. bölüm

bak.
318. konu, el-İt'am; ed-Dünya, 1264. bölüm
2389. Bölüm
Misafirlik-Misafirlik

Kur'an:
"İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi? Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi. İbrahim de: "Selam size" demişti. Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti."

11098. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikramda bulunmalıdır."
11099. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ahlaki yücelikler on tanedir. Eğer gücün yetiyorsa hepsine sahip ol: . . . Misafirperverlik."

11100. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Misafir rızkını getirir, ev halkı-nın günahlarını yok eder."
11101. İmam Ali (a.s) Ala b. Ziyad'ın geniş evini görünce şöyle buyurmuştur: "Dünyada bu evin genişliğini ne yapacaksın? Halbuki ahirette ona daha fazla muhtaçsın. Evet istiyorsan, onunla ahirete ulaşabilirsin.

Yani bu ge-niş evde misafir ağırlayarak, akrabalarına iyilik ederek ve boynunda olan hakları sahibine ulaştırarak böylelikle ahireti elde edebilirsin."
11102. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah kime bir servet verirse, bu-nunla akrabalarına yardımda bulunmalı ve güzel ziyafet vermelidir."

2390. Bölüm
Yemek Yedirilen Evin Bereketi

11103. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Yemek yediren kimsenin rızkı, bıçağın deve hörgücüne girişinden daha hızlı bir şekilde ulaşır."
11104. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Yemek verilen eve hayır ve be-reket, bıçağın deve hörgücüne girişinden daha hızlı bir şekilde ulaşır."

2391. Bölüm
İçine Misafirin Girmediği Evi Kınama

11105. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İçine misafirin girmediği eve melekler girmez."
11106. İmam Ali (a.s), neden üzüldüğünü sorduklarında şöyle buyurmuştur: "Çünkü tam yedi gündür bizlere bir misafir gelmedi."

2392. Bölüm
En Kötü Yemek

11107. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "En kötü yemek, velime (düğün) yemeğidir; tok insanlar oraya davet edilir, aç insanlar ise alıkonulur."
11108. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Zenginlerin davet edilip fakirlerin davet edilmediği kimsenin davetini kabul etmek mekruhtur."

11109. İmam Ali (a.s), Basra'daki valisi İbn-i Huneyf'e yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Ey İbn-i Huneyf! Basra eşrafından birinin seni ziyafete çağırdığını, oraya koşarak gittiğini, çeşit çeşit yemeklerin, kocaman koca-man kaselerin sana sunulduğunu öğrendim. Oysa yoksulların (çağrılma-yıp) kovulduğu, zenginlerin davet edildiği bir davete icabet edeceğini sanmıyordum."


2393.Bölüm Ziyafete Layık Kimse


11110. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah için sevdiğin kimseyi ye-meğe davet et."
11111. Resulullah (s.a.a), Ebuzer'e yaptığı öğüdünde şöyle buyurmuştur: "Allah için sevdiğin kimseye yemeğinden yedir ve seni aziz ve celil olan Allah için seven kimsenin yemeğinden ye."

11112. Resulullah (s.a.a), hakeza Ebuzer'e şöyle buyurmuştur: "Müminden başkasıyla oturup kalkma ve takva sahiplerinden başkasının yemeğini ye-me."
bak. 91. Konu, el-Mehabbet, (3)

2394. Bölüm
Müminin Davetini Kabul Etmeye Teşvik

11113. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden hazır ve gayip olanlara tavsiye ediyorum ki müslümanın davetini beş mil öteden de olsa kabul etsinler. Zira bu dinin bir parçasıdır."

11114. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminin mümin üzerindeki farz olan haklarından biri de davetini kabul etmesidir."
11115. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Misafirliğe çağırılan kimsenin kabul etmemesi veya kabul edip yemeğini yememesi cefadandır."
11116. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer bir mümin beni koyun paçası yemeğe de dahi davet etse kabul ederim. Bu iş dinin parçasıdır."

2395. Bölüm
Fasık Kimsenin Davetini Kabul Etmekten Sakınmak

11117. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah benim, müşriklerin ve münafıkların yemeğinden istifade etmemi hoş görmez."
11118. Resulullah (s.a.a), Ebuzer'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Fasık kimselerin yemeğinden yeme."

2396. Bölüm
Misafire İkram Edilen Yemeği Az Görmekten Sakın-mak

11119. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kardeşlerinin önüne koyduğu yemeği az görmesi kendisine (ev sahibine) günah olarak yeter. Kardeşle-rinin önüne koyduğu şeyi az görmesi de misafire günah olarak yeter."

11120. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kardeşinin, kendisinin önüne koyduğu şeyi az gören kimse helak olsun ve kardeşinin önüne koyduğu şeyi az gören kimse de helak olsun."
bak. Vesail'uş Şia, 16/431, 21. Bölüm

2397. Bölüm
Misafirler İçin Zahmete Düşmek

11121. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Misafirler için kendinizi zahmete atmayınız."
11122. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Hiç kimse gücünden fazla ken-disini misafiri için zahmete atmasın."
11123. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kardeşine ikramı… kendisini onun için zahmete atmamasıdır."
11124. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Birisi Müminlerin Emiri'ni (a.s) misafirliğe davet etti.

O: "Bana üç söz vermen şartıyla kabul ediyorum" diye buyurdu. O şöyle arzetti: "Ne sözü ey Müminlerin Emiri?" İmam şöyle buyurdu: "Dışardan benim için hiçbir şey temin etmemen, evde var olan şeyi benden esirgememen, eşine ve çocuklarına zulmetmemen şar-tıyla." O şöyle arzetti: "Ben de kabul ediyorum, ey Müminlerin Emiri!" Böylece Ali b. Ebi Talib onun davetini kabul etti."

11125. Haris A'ver Müminlerin Emiri'nin (a.s) yanına gelerek şöyle arzetti: "Ey Müminlerin Emiri! Allah beni sana feda etsin! Beni şereflendirmeni ve yanımda yemek yemeni istiyorum." Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle bu-yurdu: "Kendini zahmete atmaman şartıyla kabul ediyorum." Ardından evine girdi.

Haris birkaç parça ekmek getirdi ve müminlerin Emiri (a.s) ekmeği yemeğe başladı. Haris şöyle arzetti: "Benim birkaç dirhemim var" ve sonra onları cebinden çıkararak şöyle arzetti: "Eğer izin verirsen senin için yiyecek alayım." İmam şöyle buyurdu: "Bunlar senin evinde olan şey-lerdir."

11126. Hakeza Haris A'ver şöyle diyor: "Müminlerin Emiri (a.s) yanıma geldi. Ben şöyle arzettim: "Ey Müminlerin Emiri! Benim evime buyuru-nuz." İmam şöyle buyurdu: "Evinde olan şeyi benden esirgememen ve benim için dışarıdan bir şey temin etmemen şartıyla kabul ediyorum."

11127. Ebu Vail şöyle diyor: "Ben ve dostlarımdan biri Selman-i Farisi'nin evine gittik. Onun yanında oturduk. Selman şöyle buyurdu: "Eğer Allah Resulü zahmete düşmekten sakındırmasaydı kendimi sizler için zahmete atardım." Sonra bir miktar tuz ve üzerine hiçbir baharat katılmamış sade ekmeği yanımıza getirdi.

Dostum şöyle dedi: "Keşke bu tuzun yanında bir miktar kekik otu da olsaydı." Selman ibriğini gönderdi, onu emanet bırakarak bir miktar kekik otu aldı. Yemeği yedikten sonra dostum şöyle dedi: "Allah'ın bize verdiği rızıkla kanaat ettiğimiz için Allah'a şükürler olsun." Selman şöyle buyurdu: "Eğer Allah'ın sana verdiği rızıkla kanaat etseydin, şimdi ibriğim emanette olmazdı."

11128. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ansızın kardeşin yanına gelince evinde olan yemeği kendisine getir ve onu davet ettiğin zaman onu ağırlamakta zahmet çek."
bak. 465. Konu, et-Tekelluf

2398. Bölüm
Misafirliğin Adabı

11129. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kardeşin evine girdiği zaman ona yemek ikram et. Eğer yemezse ona su ikram et, eğer su da içmezse ona abdest almayı teklif et."

11130. İbn-i Ebi Ya'fur şöyle diyor: "İmam Sadık'ın (a.s) evinde bir misafir gördüm. Bir gün bir iş için kalktı. İmam ona izin vermedi ve şahsen onun işini yaparak şöyle buyurdu: "Allah Resulü (s.a.a) misafirleri çalıştırmak-tan sakındırmıştır."
11131. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim Allah ve Resulünün kendisini sevmesini isterse misafirleriyle yemek yesin."
11132. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim yemeğini misafirleriyle yerse onunla rabbi arasında hiçbir hicap (engel) olmaz."

2399. Bölüm
Misafirlerin Adabı

11133. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden birisi kardeşinin evine girince ev sahibinin dediği yere otursun. Zira ev sahibi odanın durumunu misafirlerinden daha iyi bilir."

11134. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri misafirliğe davet edilince çocuğunu da ardı sıra getirmesin. Eğer böyle yaparsa haram bir iş yapmıştır ve ev sahibinin evine isyankar olarak getirmiştir."

2400. Bölüm
Ziyafet ve Velimenin Sınırı

11135. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Misafirlere iki gece ziyafet çeki-lir. Üçüncü gece ev halkından sayılır ve her ne verilirse yer."
11136. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Misafirlik bir gün, iki gün ve üç gündür. Ondan sonra kendisine ne verilirse sadaka sayılır."

11137. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Velime birinci gündür, ikinci gün ikramdır. Üçüncü gün velime vermek ise gösteriş ve şöhret düşkün-lüğüdür."
11138. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İlk gün velime vermek haktır, ikinci gün ihsandır, iki gün geçtikten sonra ise gösteriş ve şöhret düşkün-lüğüdür."

2401. Bölüm
Velime Verilmesi Gereken Yerler

11139. Resulullah (s.a.a), Ali'ye yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Velime sadece şu beş hususta olur: Evlilik için, çocuğun doğumu için, sünnet için, ev almak veya yapmak için ve Mekke'den dönmek için."

2402. Bölüm
Ruhların Azığı

11140. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bedenlerin azığı yemektir. Canla-rın azığı ise yedirmektir."
11141. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yüce insanların lezzeti yedirmek-tedir. Aşağılık insanların lezzeti ise yemektedir."

Ta Harfi

Konular:
" el-Tıb (Tıp)
" el-İt'am (Yedirmek)
" et-Tuğyan (Tuğyan-İsyan)
" et-Telak (Boşanma)
" et-Tema' (Tamah-Hırs)
" et-Teharet (Paklık-Arılık)
" et-Taet (İtaat)
" et-Tib (Güzel Koku)
" et-Teyere (Uğursuz Saymak)
" et-Tinet (Tiynet-Tabiat)
317. Konu

et-Tıp
Tıp

Bihar, 62/62-356; Ebvab-u Tıp ve'l-Mualicet'ul Emraz
Kenz'ul Ummal, 10/3-110; Kitab'ut-Tıp
Kenz'ul Ummal, 10/32; et-Tetebbub bi Gayr-i İlm

bak.
166. konu, ed-Deva; 288. konu, es-Sihhe; el-İlm, 2906, 2912. bölümler


2403.Bölüm Gerçek Tabib


11142. Resulullah (s.a.a) bir tabibe şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Tabib, aziz ve celil olan Allah'tır, ama sen merhametli bir arkadaşsın."
11143. Resulullah (s.a.a) bir tabibe şöyle buyurmuştur: "Allah tabibdir. Sen merhametli bir arkadaşsın, dertlerin tabibi onu yaratandır."

11144. Resulullah (s.a.a) bir tabibe şöyle buyurmuştur: "Tabib Allah'tır. Nice defa bir şeyi iyi öğrendiğin halde (hastalığı tedavi yerine) başkasını yakar-sın."

11145. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Önceleri tabibe mualic (tedavi eden) deniliyordu. Sonra Musa bin İmran şöyle arzetti: "Ey Rabbim! Dert kimdendir?" Allah, "Bendendir" diye buyurdu.

O şöyle arzetti: "Derman kimsendir?" Allah: "Bendendir" diye buyurdu. O halde insanların (mua-lic) ilaçla tedavi eden kimseyle işi ne?" Allah şöyle buyurdu: "Onunla gö-nüllerini hoş ediyorlar." Bu yüzden mualic tabib olarak adlandırılmıştır."

2404. Bölüm
İnsanı Tabibe Müracaattan Müstağni Kılan Şey

11146. İmam Ali (a.s) oğlu Hasan'a (a.s) yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Sana riayet ettiğin taktirde tabibe ihtiyacın olmayacağı dört şey öğreteyim mi?"

O şöyle arzetti: "Öğret ey Müminlerin Emiri! Acık-madıkça yemek yeme, henüz iştahın varken yemekten el çek, yemeği iyi çiğne, uyumadan önce tuvalet ihtiyacını gider. Eğer bu nüktelere riayet edecek olursan tabibe müracaat etmekten müstağni olursun."

2505. Bölüm
Cahil Tabibin Kefil Oluşu

11147. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tıb ilmini bilmeden tabiplik eden kimse (her türlü zarara) kefildir."
11148. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tıb ilmi ile tanınmayan kimse birini tedavi ederde, telef olmasına veya zarar görmesine sebep olursa ke-fildir."

2406. Bölüm
Tabibden Daha Hekim Kimse

11149. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tecrübeli insan tabibden daha hekimdir."
11150. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tecrübeli kimse görüş sağlamlı-ğına daha çok sahiptir."
bak. 64. Konu, et-Tecrube

2407. Bölüm
Nefis Tabibi

11151. İmam Ali (a.s) Peygamber'in sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "O (Peygamber), dertlerine deva bulmak için tıp bilgisiyle hastalarını dolaşan bir hekimdir. İlaçlarını hazırlamış, malzemelerini ısıtmıştır.

İhtiyaç duyul-duğunda onlarla kör gönülleri, sağır kulakları, söylemez dilleri iyileştirir. Gaflet ve şaşkınlık içinde olanları ilaçlarıyla iyileştirmek için arar bulur."

11152. İmam Sadık (a.s) İbn-i Cündeb'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Nefsini kendisiyle cihat etmen gereken bir düşman ve geri çevirmen ge-reken bir ödünç bil. Zira sen nefsinin tabibi karar kılınmışsın. Esenliğin nişanesi sana tanıtılmış, dert sana açıklanmış ve ilaca hidayet edilmişsin. O halde kendini tedavi etmeye koyul."

11153. İmam Sadık (a.s) birine şöyle buyurmuştur: "Sen kendi nefsinin tabibi karar kılınmışsın; sana dert gösterilmiş, esenliğin nişanesi sana tanıtılmış ve ilaca kılavuzluk edilmişsin, o halde kendini nasıl tedavi ettiğine bak."
bak. 519. Konu, en-Nefs

2408. Bölüm
Tıp İlmi (Çeşitli)

11154. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim tabiblik ederse Allah'tan korkmalı, hayır sever olmalı ve elinden gelen çabayı göstermelidir. "
11155. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aslandan kaçtığın gibi cüzzam-lıdan kaç"
11156. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aslandan sakındığın gibi cüz-zamlıdan sakın."

11157. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hava soğumaya başladığında kendinizi soğuktan koruyunuz, sonunda ise onu karşılayınız. Zira soğuk-lar ağaçlara yaptığını bedenlere de yapar. (Başlangıçta) ağaçların yaprakla-rını yakar sonunda ise yaprakları yeşertir."

318. Konu

el-İt'am
Yedirmek

Bihar, 74/359, 23. bölüm; İt'am'ul Mümin ve sekahu
Vesail'uş Şia, 16/446-455, 28-33. bölümler
Vesail'uş Şia, 16/309-543, 17/2-307; Kitab'ul Etime ve'l-Eşribe

bak.
316. konu, ez-Ziyafet; el-Car, 643; es-Seha, 1780. bölüm
2409. Bölüm
Aç İnsanı Yedirmenin Fazileti

Kur'an:
"Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire ye-dirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz derler."
"Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır."

11158. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cennete girmenin ve bağış-lanmanın sebeplerinden biri aç olan bir kimseyi doyurmaktır." Daha son-ra aziz ve celil olan Allah'ın şu ayetini tilavet buyurdu: "Veya açlık gü-nünde yakını olan bir..."
11159. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Yediğin şey gider ve yedirdiğin şey ise çok ve bereketli olur."

11160. Muammer bin Hallad şöyle diyor: "Ebu'l Hasan er Rıza'ya (a.s) şöyle sordum: "Allah-u Teala'nın, "Onlar sevgilerine rağmen miskini doyu-rurlar" ayetindeki sevgiden maksat Allah sevgisi midir? Yoksa yemek sevgisi midir?" İmam şöyle buyurdu: "Yemek sevgisi."

11161. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah yemek yedirmeyi ve kur-ban kesmeyi sever."
11162. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah yemek yedirmeyi ve Mi-na'da (kurbanlık) kan dökmeyi sever."

11163. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cehennemde en az azap gören kimse Abdullah bin Cezan'dır." Kendisine, "Neden Ey Allah'ın Resulü!" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Çünkü o yemek yedirirdi."

11164. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminlerin Emiri (a.s) yemek yedirmek hususunda insanlardan Allah Resulüne en çok benzeyen kimse idi. Kendi ekmek, sirke ve zeytinyağı yerdi insanlara ise ekmek ve et yedi-rirdi."
11165. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Birine yedirdiğin zaman onu do-yur."

11166. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir Müslümana do-yuncaya kadar yemek yedirirse ahiretteki mükafatını alemlerin rabbi Al-lah'tan başka hiç kimse hatta mukarrep melek ve mürsel peygamber dahi bilmez. . . daha sonra Allah-u Teala'nın şu ayetini tilavet buyurdu: veya açlık gününde yakını olan bir... "
bak. el-Mehebbet (2), 663. Bölüm; Vesail'uş Şia, 16/453, 32. Bölüm


2420. Bölüm
Yoksulları Yedirmeyen Kimsenin Cezası

Kur'an:
"Çünkü o, yüce Allah'a inanmazdı. Yoksulun yiyeceği ile ilgi-lenmezdi. Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur. Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
"Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."
"Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz."

"Öksüzü itip kakan, yoksulu doyurmağa yanaşmayan kimse işte odur."
11167. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in canı elinde ola-na andolsun ki Müslüman kardeşi, veya -komşusu- aç olduğu halde ken-disi tok olarak yatan kimse bana iman etmemiştir."

11168. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim yanındaki mümin aç olduğu halde tok karınla gecelerse Allah-u Teala şöyle buyurur: "Meleklerim! Sizi bu kula şahit tutuyorum ki ben ona emrettim o bana is-yan etti. Benden başkasına itaat etti. O halde onu kendi işine bıraktım. İzzet ve celalime andolsun ki onu bağışlamayacağım."

11169. İmam Ali (a.s) Basra valisi Osman b. Huneyf'e yazdığı mektupta şöyle buyurmuştur: "Oysa yoksulların (çağrılmayıp) kovulduğu, zenginlerin davet edildiği bir davete icabet edeceğini sanmıyordum."
bak. Vesail'uş Şia, 16/465, 44. Bölüm

319. Konu

et-Tuğyan
Tuğyan-İsyan

Bihar, 75/272, 70. bölüm; Bağy ve't-Tuğyan

bak.
42. konu, el-Bağy; 43. konu, el-Bağiy
2411. Bölüm
Tuğyan-İsyan

Kur'an:
"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."
"Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır."
"Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır."
"İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphe-siz cehennemdir."
11170. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsyankar insan ne de çabuk yere kapanır."

11171. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zalim iki cezadan birini bekleyen isyankardır."
11172. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendisini başkalarıyla oyalarsa karanlıklarda şaşkın şaşkın dolaşır, belalar içerisinde kaybolur gi-der. Şeytanları, onu azgınlıkları içerisinde azdırmaya devam ederler."

2412. Bölüm
Tağut

Kur'an:
"Andolsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, tağuttan (azdı-rıcılardan) kaçının" diyen peygamber göndermişizdir."
"Tağuta (azdırıcılardan) kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yö-nelenlere, onlara, müjde vardır. Kullarımı müjdele."
bak. Nisa, 36; Bakara, 257

11173. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Arkadaşlardan sakın ki bizden başka arkadaş tağuttur. -veya şöyle buyurdu:- Allah için ortaktır."
11174. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Allah-u Teela'nın, "Tağuta kulluk et-mekten sakınanlar" ayeti hakkında soran Ebu Basir'e şöyle buyurmuştur: "Sizler onlarsınız (kaçınanlarsınız). Her kim bir zorbaya itaat ederse ona kulluk etmiştir."
11175. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsa bin Meryem insanları öl-müş bir yerden geçti. . .

şöyle buyurdu: "Ey bu beldenin ehli!" Onlardan biri şöyle cevap verdi: "Lebbeyk ey Allah'ın ruhu ve kelimesi!" İsa bin Meryem şöyle buyurdu: "Eyvahlar olsun size! Amelleriniz neydi ki? O şöyle arzetti: "Tağuta kulluk ve dünyaya dostluk. . ." İsa bin Meryem şöyle buyurdu: "Nasıl tağuta kulluk ediyordunuz?" O:

"Günahkar insanlara itaat ediyorduk" diye arzetti.
11176. İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah bizleri ve sizleri zalimlerin hilesinden, haset edenlerin tecavüzünden ve zorbaların gaza-bından korusun. Ey müminler! Sakın tağutlar ve onların dünyayı seven takipçileri sizleri aldatmasın."
bak. En-Nubuvve (1), 3770. Bölüm; el-İmamet (3), 1141. hadis

320. Konu

et-Talak
Boşanma

Bihar, 104/136, 1. bölüm; et-Talak
Bihar, 104/1, 25. bölüm; Ma Tehrib-u Bisebeb'it-Talak
Vesail'uş Şia, 15/266; Kenz'ul Ummal, 9/639, Kitab'ut-Talak


bak.
207. konu; ez-Zevac

2413.Bölüm Boşanmayı Kınama


11177. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah talaktan daha nefret edi-lecek bir şeyi helal kılmamıştır."
11178. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah boşanmadan nefret eder ve köle azat etmeyi sever."
11179. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah sürekli tat (eşlerini değiş-tirme peşinde koşan) kadın ve erkekleri sevmez."

11180. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah bir çok kadını boşayan ve her defa bir kadını tecrübe eden erkeklerden nefret eder."
11181. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah'ın helal kıldığı şeylerden, boşanmadan daha nefret ettiği bir şey yoktur. Allah çok kadın boşayan ve her defasında bir kadını tecrübe eden kimseden nefret eder."
11182. İmam Sadık (a.s) Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Aziz ve celil olan Allah nezdinde İslam'da boşanmayla viran olan evden daha nefret edilen hiçbir şey yoktur. . . İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah ayrılıktan ve tefrikadan nefret etti-ği için boşamaya bu kadar vurguda bulunmuş ve defalarca kendisinden söz etmiştir."

11183. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah, içinde evliliğin olduğu evi sever ve boşanmanın olduğu evden nefret eder. Aziz ve celil olan Allah nezdinde boşanmadan daha çok nefret edilecek başka bir şey yoktur."
11184. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) birinin ya-nından geçti ve ona,

"Eşinden ne haber?" diye sordu. O şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Onu boşadım." Peygamber (s.a.a), "Hiçbir kötülüğü olmaksızın mı?" diye sorunca O şöyle arzetti: "Hiç bir kötülüğü olmaksı-zın." İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu: "O kimse ikinci defa evlendi Pey-gamber (s.a.a) yine onun yanından geçti ve "Evlendin mi?" diye sordu.

O, "Evet" diye arzetti. Bir müddet sonra Allah Resulü yeniden ona, "Eşinden ne haber?" diye sordu. O, "Boşadım" dedi. Peygamber, (s.a.a) "Hiç bir kötülüğü olmaksızın mı?" O, "Hiçbir kötülüğü olmaksızın" diye arzetti. O şahıs yeniden evlendi ve peygamber (s.a.a) yine yanından ge-çerken ona, "Evlendin mi" diye sordu. O şahıs "Evet" dedi.

Bir müddet sonra peygamber (s.a.a) ona, "Eşinden ne haber" diye sordu. O, "Onu boşadım" diye arzetti. Peygamber (s.a.a) "Hiçbir kötülüğü olmaksızın mı?" diye sordu. O, "Hiçbir kötülüğü olmaksızın" diye arzetti. Allah Re-sulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah sürekli tat değiştiren kadın ve erkekleri sevmez ve rahmetini onlardan uzak kılar. "

2414. Bölüm
Üç Defa Boşamanın Hikmeti

Kur'an:
"Bundan sonra (üçüncü defa) kadını boşarsa, kadın başka biri-siyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. (Eğer ikinci koca da) onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa (eski karı kocanın) birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah'ın açıkladığı hudutlardır."

11185. İmam Rıza (a.s) kendisine, "Neden (üç defa) boşanmış kadın başka biri-siyle evlenmeksizin kendi eşine helal olmaz?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala iki defa boşama izni vermiştir ve şöyle buyurmuştur: "Boşama iki defadır. O zaman ya iyilikle tutmak veya güzellikle salıvermektir." Yani üçüncü boşamada.

Erkek üçüncü defa boşayarak aziz ve celil olan Allah'ın sevmediği bir iş yapmıştır. Bu yüzden Allah o kadını kendisine haram kıldı ve böylece boşamayı hafife almasınlar ve kadınlara zarar vermesinler diye başka bir erkekle evlenmedikçe kendisine helal olmaz."

11186. İmam Rıza (a.s) "Muhammed bin Sinan'a üç kere boşamanın sebebi hususunda şöyle yazmıştır: Üç defa boşamanın sebebi şudur ki birinci boşamadan üçüncüsüne kadar evlilik hayatını yeni baştan almaya bir meyil ve rağbet ortaya çıksın veya bir gazap ve hışım varsa dinsin ve kadınlar korkup uyansın ve kocalarına itaatsizlikten el çeksin.

Zira kadın uygun olmayan kocasına isyandan ibaret olan uygunsuz amele bulaştığı için boşanmaya hak kazanmıştır. Kadının dokuz defa boşamadan sonra ebedi olarak haram kılışının sebebi ise erkeğin boşamayı oyuncak edinmemesi, kadına zorbalık etmemesi, işlerinde açık gözle ibret alması ve dokuz defa boşamadan sonra artık ebedi olarak onunla yaşamaktan mahrum kalaca-ğını bilmesi içindir."

11187. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın laneti. . . helal ediciye ve işi helal ediciye vardırana olsun. Birinci kocasıyla evlenebilsin diye üç defa boşanmış kadınla evlenip boşayan ve (eşini yeniden evlenmek için başka bir erkekle evlenmek zorunda bırakan kocaya olsun. )"

321. Konu

et-Tama'
Tamah-Hırs

Bihar, 73/168, 129. bölüm; et-Tema' ve't-Tezellül li Ehl'id-Dünya
Kenz'ul Ummal, 3/495, 817; et-Tema'

bak.
104. konu, el-Hırs; el-İman, 279 ve 289. bölüm ed-Dünya, 1223. bölüm
2415. Bölüm
Tamahı Kınama

Kur'an:
"Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar."
11188. İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah çirkin bir haslettir."
11189. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tamah hikmeti alimlerin kal-binden çıkarır."

11190. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah çıkışı olmayan bir giriş ve kefaletine vefa göstermeyen bir kefildir. Nice su içen kimse suya kanma-dan önce su boğazına tıkanır. İstenilen şey ne kadar değerli olursa onu kaybetmenin musibeti de o kadar büyük olur. Arzular basiretin gözlerini köreltir.

Ve herkesin nasibi ardından gitmese dahi kendisine ulaşır."
11191. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah az bir miktarı dahi bir çok takvayı bozar."
11192. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bidatlar gibi hiç bir şey dini viran etmez ve tamah gibi hiçbir şey insanı bozmaz."
11193. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tamahı kendisini utanca ve aşağılığa sürükleyen kul ne kötü bir kuldur."
11194. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanı utanç ve aşağılığa sürük-leyen tamahtan başka bir tamaha sebep olan tamahtan ve faydası olmayan tamahtan Allah'a sığınırız."

11195. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Üç şeyden Allah'a sığınınız: Gereksiz tamahtan, utanç ve aşağılığa sürükleyen hırstan ve başka bir ih-tirasla sonuçlanan tamahtan."
11196. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Utanç ve aşağılığa sürükleyen tamahtan ve faydasız tamahtan Allah'a sığınırız."

11197. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer gözünün aydın olmasını ve dünya ile ahiret hayrına ulaşmayı istiyorsan başkalarının sahip olduğu şeye olan tamahını söküp at."
11198. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Alimlerin ayaklarının üzerinde sabit kalamadığı kaygan kaya parçası tamahtır."
11199. Resulullah (s.a.a), Ensar'a şöyle buyurmuştur: "Sizler kanaat zamanın-da çoksunuz, tamah zamanında ise az."
11200. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim nefsine tamah içirirse onun hakkında hıyanette bulunmuştur."
11201. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kötülüğün güzelliği tamahtır."
11202. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Doymak bilmeyen kök tamah-tır."

11203. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahın meyvesi mutsuzluk-tur."
11204. İmam Ali (a.s), takva sahiplerinin niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlardan birinin alametleri; senin onu dini işlerde güçlü… zorlukta sa-bırlı, helal peşinde, hidayette neşat, tamahtan kurtulmuş görmendir."
11205. İmam Ali (a.s), Münafıkların sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "İn-sanların ellerinde olan şeyde gözleri olmamayı tamahları için vesile kılıp pazarlarını canlı tutarlar ve eşyalarını böylece pahalı satmak isterler."

2416. Bölüm
Tamahtan Sakındırmak

11206. İmam Kazım (a.s), Hişam'a verdiği öğütte şöyle buyurmuştur: "Tamahtan sakın ve insanların elinde olan şeye göz dikme. Yaratıklar hakkında tamahı öldür. Şüphesiz tamah her zilletin anahtarıdır. Aklı çalar, mürüvvetleri öldürür, yüz suyunu kirletir ve ilmi ortadan kaldırır."

11207. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tamah elbisesini giymekten sa-kın. Zira tamah kalplere şiddetli bir hırs karıştırır, kalplere dünya sevgisi-nin mührünü vurur. Şüphesiz tamah her kötülüğün anahtarı her günahın başıdır, her iyi işin heba olmasına sebeptir."

11208. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Tamahtan sakın şüphesiz ta-mah, peşin bir fakirliktir."
11209. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah merkeplerinin seni koş-turmasından ve helak kaynağına ulaştırmasından sakın."

2417. Bölüm
Tamah ve Kölelik

11210. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahkarlık ebedi köleliktir"
11211. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah köleliktir. (insanların elinde olan şeylerden) ümitsizlik ise özgürlüktür."

11212. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahın kendisini sürüklediği kul kötü bir kuldur."
11213. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim ömrünün günlerini özgür yaşamak istiyorsa kalbinde tamaha yer vermesin."
11214. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahların kulu, köleliğin esiridir ve asla özgürlüğün yüzünü göremez."

2418. Bölüm
Tamah ve Zillet

11215. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahın meyvesi dünya ve ahiret zilletidir."
11216. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahkar insan zilletin esiridir."
11217. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamah zilletin arkadaşıdır."

11218. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim tamah elbisesini giyinirse kendisini hor kılmıştır."
11219. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim kendisini tamahların aşa-ğılığından uzak tutmazsa, kendisini zelil kılmıştır, ahirette de daha zelil ve hor olacaktır."

11220. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminde kendisini horluğa sürükleyen bir isteğin olması ne de çirkindir."
11221. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en zelili tamahkar, ihtiraslı ve şek içinde olan insandır."
11222. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tamahkardan daha zelili mevcut değildir."
11223. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir haslet tamahtan daha hor kılıcı değildir."
11224. İmam Ali (a.s), İsa'nın (a.s) niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Ne onu fitneye düşürecek bir hanımı, ne hüzünlendirecek bir çocuğu, ne kendisini meşgul edeceği bir malı ve ne de kendisini hor kılacak bir ta-mahı vardı."
bak. Ez-Zillet, 1357. Bölüm