Mizan'ul Hikmet-7.Cilt
 


2352.Bölüm Orucun Farz Kılınışının Hikmeti


10912. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç tutmanın sebebi şudur ki oruç sebebiyle zengin ve fakir eşit olurlar. Zira zengin açlığın sıkıntısını bilmez ki fakire merhamet etsin. Zira zengin insan bir şey istediğinde onu temin edebilme gücüne sahiptir. Bu yüzden aziz ve celil olan Allah istedi ki yaratıkları arasında eşitlik icadolsun ve açlık zorluğunu ve sıkıntısını zengin de tatsın ki zayıflara acısın ve aç kimseye merhamet etsin."

10913. İmam Rıza (a.s), orucun farz kılınışı hakkında şöyle buyurmuştur: "Ta ki insanlar açlığın ve susuzluğun sıkıntısını tatsın ve ahiretteki muhtaçlıklarını anlasınlar. Oruç tutan kimse kendisine çatan açlık ve susuzluk sebebiyle huşu içinde, zelil, mütevazi, ecirli, Allah'ın rıza ve sevabını taleb eden, arif

ve sabırlı olsun ve böylece sevaba hak kazansın. Ayrıca oruç şehvetlerden sakınmaya sebep olur. Hakeza oruç dünyada onlara öğüt versin, onları tekliflerini yapmada ram ve tecrübeli kılsın ve ecre ulaşmada onlara kılavuzluk etsin, yoksulların ve fakirlerin dünyadan çektiği açlık ve sıkıntının zorluk miktarını anlasın ve neticede Allah'ın varlıklarına farz kıldığı hakları kendilerine ödesin."

10914. Fatımat'üz-Zehra (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah orucu ihlası güçlen-dirmek için farz kılmıştır."
10915. İmam Askeri (a.s), orucun farz kılınış sebebi hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: "Ta ki zengin kimse açlığı tatsın ve neticede muhtaç insana yardım etsin."
10916. İmam Hüseyin (a.s), hakeza bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ta ki zen-gin kimse açlığın sıkıntısını tatsın ve neticede fakir insanlara yardımcı ol-sun ve bağışta bulunsun."

10917. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç ve hac kalplerin teskinidir (huzurudur)"
10918. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç tutunuz. Zira oruç da-marları keser (şehveti azaltır) ve nimet sarhoşluğunu giderir."
10919. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç bağırsağı inceltir, eti dö-ker ve cehennemin yakıcı sıcaklığını uzaklaştırır."

10920. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah orucu kullarının ihlasını denemek için farz kılmıştır."
10921. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah mümin kullarını namazlar, zekatlar, farz günlerde (Ramazanda) oruç tutmadaki ciddiyetleri vesilesiy-le organlarının teskini, gözlerinin huşusu, canlarının tevazusu ve kalpleri-nin huzusu için korumaktadır."
bak. Vesail'uş Şia, 7/2, 1. Bölüm

2353. Bölüm
Oruç Kalkandır

10922. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç tut, zira oruç ateş karşı-sında bir kalkandır. Ölüm anında karnının aç olmasına güç yetirebilirsen öyle yap."
10923. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç ateş karşısında bir kal-kandır."
10924. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç parçalamamak şartıyla bir kalkandır."

2354. Bölüm
Oruç Bedenin Zekatıdır

10925. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir zekatı vardır. Be-denlerin zekatı da oruçtur."
10926. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı ise müstahap oruçtur."
10927. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç tutunuz ki salim kalası-nız."
10928. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç iki sıhhatten biridir."
bak. 288. Konu, es-Sıhhe; ez-Zekat, 1588. Bölüm

2355. Bölüm
Oruçlu Kimsenin Fazileti

10929. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu kimsenin uykusu ibadet ve suskunluğu tesbihtir. Duası makbul ve ameli kat kattır. İftar anında oruçlu kimsenin duası Allah'ın dergahından reddedilmez."
10930. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu kimsenin uykusu ibadet ve sükutu tesbihtir, ameli makbul ve duası müstecaptır."

10931. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruç tutan kimse yatağında uyusa dahi Müslümanın gıybetini yapmadıkça Allah'a ibadet halindedir."
10932. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu kimsenin uykusu iba-det, nefes alması ise tesbihtir."

10933. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cennetin Reyyan adında bir kapısı vardır ki oradan sadece oruçlu kimseler geçer." Başka bir rivayette ise şöyle yer almıştır: "Onlardan sonuncusu içeri girince kapı kapanır."
10934. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Yemek yemekle meşgul olan kimselerin yanından oruçlu kimse yanından geçince "Endamı tesbih eder, melekler ona selam gönderir, meleklerin selamı mağfiret dilemektir."

10935. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkimi, orucu arzu ettiği ye-meği yemekten kendisini sakındırırsa onu cennet yemeklerinden doyur-ması ve cennet şarabından susuzluğunu gidermesi Allah'a bir haktır."
10936. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu kimse iki sevinç içinde-dir: Orucu açma anındaki sevinç ve rabbiyle görüştüğü andaki sevinç."

10937. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Herkim oruçlu bir kimseye iftar verirse onun sevabı gibi bir sevap elde eder."
10938. Resulullah (s.a.a), iftar edince Allah'a şöyle arzederdi: "Allah'ım! Senin için oruç tuttum ve rızkınla iftar ettim. O halde onu bizden kabul et. Su-suzluk gitti, damarlar sevindi ve ecir baki kaldı."


2356.Bölüm Faydasız Oruç


10939. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Nice oruç tutan kimsenin oruç-tan nasibi açlık ve susuzluktur. Nice gece ibadete kalkan kimsenin kalk-maktan nasibi sadece uykusuzluktur."

10940. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç, insanın yemekten ve iç-mekten sakındığı gibi haramlardan sakınmasıdır."
10941. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice oruç tutan kimsenin, oruç-tan elde ettiği ancak açlık ve susuzluktur. Nice gece namazı kılan kimse-nin gece namazından elde ettiği ancak uykusuzluk ve yorgunluktur. Akıl-lıların uykusu ve iftarları ne güzeldir!"

2357. Bölüm
Müstehap Oruç Tutmaya Teşvik

10942. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim bir gün isteyerek (müs-tehap) oruç tutarsa, eğer kendisine yeryüzü dolu altın da verilse ecrini kamil olarak elde etmiş olmaz. Kamil ecrini sadece hesap günü (kıyamet-te) elde eder."
10943. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim Allah'tan sevap almak için isteyerek bir gün oruç tutarsa bağışlanması farz olur."

10944. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Tebarek ve Teala farz namazı müstahap namazla kamil kıldı ve farz orucu da müstahap oruçla kemale erdirdi."
10945. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tembellikten uzak durunuz. Zira rabbiniz merhametlidir ve az işinizi dahi taktir eder. İnsan… Allah-u Teala'nın rızayetini elde etmek için isteyerek oruç tutar ve Allah bu se-beple onu cennete koyar."

10946. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsan ilahi sevaba erişmek için bir gün isteyerek oruç tutar ve Allah bu sebeple onu cennete koyar."
10947. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah kuldan Ramazan ayı oru-cu dışında hiçbir orucun hesabını sormaz."

2358. Bölüm
Kalbin Orucu

10948. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalbin günahları düşünmekten oruç tutması midesinin yemekten oruçlu olmasından daha üstündür."
10949. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kalbin oruçlu olması, dilin oruç-lu olmasından ve dilin oruçlu olması karnın oruçlu olmasından daha iyi-dir."

10950. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nefsin dünya lezzetlerinden oruç tutması en faydalı oruçtur."
10951. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bedenin orucu irade ve ihtiyar ile yemeklerden imsak etmek, azaptan korkmak, sevap ve ecre rağbet etmek-tir. Nefsin oruç tutması beş duyu organının diğer günahlardan korunması ve kalbin tüm kötülük sebeplerinden boş olmasıdır."
bak. Es-Sabr, 2173. Bölüm

2359. Bölüm
Orucun Adabı

10952. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç insanın yemekten ve iç-mekten sakındığı gibi haramlardan sakınmasıdır."
10953. Fatımat'üz-Zehra (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer oruçlu kimse kulağı-nı, gözünü ve organlarını korumazsa orucu ne işe yarar."

10954. Resulullah (s.a.a), Cabir b. Abdullah'a şöyle buyurmuştur: "Ey Cabir! Bu Ramazan ayının gündüzünde oruç tutar, gecesinin bir bölümünü iba-detle geçirir, karnını ve namusunu temiz tutar, dilini korursa şüphesiz ki bu aydan çıkınca günahlarından da çıkmış olur." Cabir şöyle arzetti: "Ey Allah'ın Resulü! Bu hadis ne kadar da güzeldir!" Allah Resulü şöyle bu-yurdu: "Ey Cabir! Bu şartlara riayet etmek ne kadar da zordur!"

10955. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oruç tuttuğunda kulağına ve gözüne de (haramlardan) oruç tuttur. Tüm organlarını ve endamını çir-kinlikten, çok konuşmaktan ve hizmetçine eziyet etmekten alıkoy. Sende oruç tutan kimsenin vakarı olmalı ve gücün yettiğince Allah'ın zikri dı-şında suskun kalmalısın. Oruçlu olduğun gün ile oruçlu olmadığın gün eşit olmamalıdır. Cinsel ilişki kurmaktan, öpmekten ve kahkaha atmaktan uzak dur.

Zira Allah bu işlerden nefret eder."
10956. Resulullah (s.a.a), oruçlu haliyle cariyesine söven kadına şöyle buyurmuştur: "Nasıl oruçlusun ki cariyene sövüyorsun. Oruç sadece yemekten ve içmekten sakınmak değildir. Allah orucu bu ikisinin yanı sıra, orucu etkisiz kılan çirkin iş ve sözlere engel olsun diye taktir etmiştir.

Ne yazık ki oruç tutanlar çok azdır ve açlık çekenler ise çoktur."
10957. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: "Her kim endamını ve organlarını haramlarımdan oruçlu tutmazsa benim için yemekten ve içmekten sakınmasına ne ihtiyacım var."

10958. Muhammed b. Müslim şöyle diyor: "İmam Sadık (a.s) şöyle buyur-muştur: "Oruç tuttuğunda kulağın, gözün, saçın ve derin de oruç tutma-lıdır." İmam başka organları da saydı ve şöyle buyurdu: "Oruçlu olduğun gün ile oruçlu olmadığın gün eşit olmasın."
10959. İmam Seccad (a.s), Ramazan ayı geldiğinde yaptığı duasında şöyle buyur-muştur: "Uzuvlarımızı günahlardan koruyup seni hoşnut eden işleri işlete-rek bizi bu ayda oruç tutmaya muvaffak et. Öyle olsun ki,

kulaklarımızla boş şeyler dinlemeyelim; gözlerimizi eğlenceye dikmeyelim, ellerimizi sa-kıncalı bir şeye uzatmayalım; ayaklarımızı harama açtırmayalım; karnımıza helallerinden başkası girmesin; dilimiz senin açıkladığından başkasını ko-nuşmasın; bizi sevabına yaklaştıracak amelden başkası için zahmete düş-meyelim; azabından koruyacak amelden başkasını yerine getirmeyelim."
bak. Vesail'uş Şia, 7/116, 11. Bölüm

2360. Bölüm
Sıcak Havada Oruç Tutmanın Fazileti

10960. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "En üstün cihad sıcak havada oruç tutmaktır."
10961. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sıcak havada oruç tutmak ci-hattır."

10962. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim sıcak bir günde aziz ve celil olan Allah için oruç tutarsa, aziz ve celil olan Allah yüzünü okşa-sın ve müjdelesin diye kendisine bin melek tayin eder. İftar edince de aziz ve celil olan Allah şöyle buyurur: "Senin kokun ve ruhun ne de güzeldir. Ey meleklerim! Şahit olunuz ki ben onu bağışladım."
10963. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah için açlık ve susuzluk çe-ken kimseye ne mutlu."
bak. Vesail'uş Şia, 7/299, 3. Bölüm


2361.Bölüm Kışın Oruç Tutmanın Fazileti


10964. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Rüzgarın getirdiği ganimet kış orucudur."
10965. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kış orucu rüzgarın getirdiği bir ganimettir."
10966. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kış müminin baharıdır. Gece-leri uzundur, mümin ibadet için gece yarısı ondan yardım alır. Gündüzleri de kısadır, oruç tutmak için ondan yardım alır."
bak. Vesail'uş Şia, 7/302, 6. Bölüm

2362. Bölüm
Her Ayda Üç Gün Oruç Tutmaya Teşvik

10967. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her ay üç gün oruç tutmak, ayın ortasındaki Çarşamba günü, ilk Perşembe günü ve son Perşembe günü Şaban ayının orucu, göğsün vesveselerini ve kalbin ızdıraplarını ortadan kaldırır."
10968. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim her ay üç gün oruç tu-tarsa, tüm ömründe oruç tutmuş gibidir. Zira aziz ve celil olan Allah şöy-le buyurmuştur: "Herkim iyilik ederse, kendisine on katı vardır."

10969. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Her ay üç gün oruç tutmak ve Ramazan ayından Ramazan ayına kadar oruç tutmak bir ömrün oruç ve iftarı sayılmaktadır."
10970. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Herkim göğsünden birçok ves-veselerin gitmesini isterse sabır ayında (Ramazan ayında) ve her ay üç gün oruç tutsun."
10971. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sabır ayının (Ramazan) orucu ve her ay üç gün oruç tutmak göğsün vesveselerini ortadan kaldırır."

10972. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) bi'setinin başlangıcında öyle bir oruç tutuyordu ki hakkında, "Artık orucu terket-meyecek" diyorlardı. Ama bir müddet sonra orucu öyle bir terkediyordu ki artık oruç tutmayacak" diyorlardı. Bir müddet sonra günaşırı oruç tut-maya başladı ve bu sünnet Davud'un (a.s) orucudur.

Bir müddet sonra bunu da bıraktı ve her ayın ilk üç gününde oruç tuttu. Sonra bu metottan da el çekti ve on günde bir oruç tutmaya başladı. İlk Perşembe ve son Perşembe günü ve ayın ortasındaki Çarşamba günü ve dünyadan göçün-ceye kadar bu sünnet üzere amel etti."
bak. Vesail'uş Şia, 7/303, 7. Bölüm; el-Kafi, 4/89, Sevm-i Resulillah Bölümü

2363. Bölüm
Orucun Mirası

10973. Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: "Peygamber (s.a.a) şöyle arzetti: "Ey Rabbim! Orucun mirası nedir?" Allah şöyle buyurdu: "Oruç hikmeti, hikmet marifeti ve marifet ise yakini miras bırakır. Kul yakine ulaşınca da artık gece veya gündüzünü nasıl geçireceğini, zorluk yoksa kolaylık için-demi olacağını önemsemez."
bak. el-Hikmet, 923. Bölüm

Zad Harfi

Konular:

" ez-Zihk (Gülmek)
" ez-Zerb (Vurmak)
" ez-Zerer (Zarar)
" el-İzdirar (Mecburiyet)
" el-Mustaz'af (Mustazaf)
" ez-Delalet (Dalalet-Sapıklık)
" ez-Ziman (Kefalet-Garanti)
" ez-Ziyafet (Ziyafet)

309. Konu

ez-Zihk
Gülmek

Bihar, 76/58, 106. bölüm, ez-Zihk
Kenz'ul Ummal, 3/488, ez-Zihk
Vesail'uş Şia, 8/477-484, el-Mizac ve'z Zihk
Bihar, 16/294, 10. bölüm; fi zikri mizahehu ve zihkuhu

bak.
410. konu, el-Ferah; 489. konu, el-Mizah; el-Mevt, 2728. bölüm
2364. Bölüm
Gülmek ve Tebessüm

Kur'an:
"Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmak-ta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi."

10974. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberin gülmesi tebessüm-dü. Bir gün sohbet eden ve kahkaha ile gülen ensarın yanından geçti ve şöyle buyurdu: Ey sizler! Arzusu kendisini kandıran ve hayır işinde ameli kendisine ihmalkarlık ettiren sizden her biriniz mezarlığa başvursun, ölü-lerin dirilişinden ibret alsın ve ölümü hatırlasın ki ölümü hatırlamak lez-zetleri yerle bir eder."

10975. İmam Hasan (a.s) dayısı Hind'den naklen şöyle buyurmuştur: "Peygam-ber(s.a.a) sevinince gözlerini aşağıya salıyordu, gülmesi genellikle tebes-sümdü. Öyle ki dişleri dolu taneleri gibi gözüküyordu."
10976. İmam Ali (a.s) müminlerin niteliği hakkında şöyle buyurmuştur: "Mümin gülünce gülme sesi kulağından öteye geçmez."
10977. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kahkaha atmak şeytandandır."

10978. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kahkaha atınca ardından he-men şöyle de: Allahım'! Bana gazap etme."
10979. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "En güzel gülme tebessümdür."
10980. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müminin gülmesi tebessüm-dür."

10981. Ebu Derda şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) bir söz konuştuğunda, konuşmasında tebessüm ederdi."
10982. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim kardeşinin yüzüne te-bessüm ederse o tebessüm kendisi için iyilik olur."
10983. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın kardeşinin yüzüne te-bessüm etmesi iyiliktir. Bedeninden bir diken alması da iyiliktir."

2365. Bölüm
Çok Gülmeyi Kınamak

Kur'an:
"Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağ-lasınlar."
10984. Hz. Davud (a.s) Süleyman'a (a.s) şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızım! Çok gülmekten sakın. Çünkü çok gülmek kulu kıyamet günü hakir (fakir ve muhtaç) kılar."

10985. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Çok gülmekten sakın ki çok gülmek kalbi öldürür."
10986. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Çok gülmek imanı mahve-der."
10987. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim çok gülerse heybeti or-tadan kalkar."

10988. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim çok gülerse kalbi ölür."
10989. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Çok gülmek arkadaşı ürkütür ve reisi ayıplı kılar."
10990. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın çok gülmesi vakarını or-tadan kaldırır."

10991. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nice kimseler boş yere çok gü-lerler ve kıyamet günü çok ağlarlar. Nice kimseler de günahlarına çok ağ-larlar ve korkarlar ama kıyamet günü cennette çok sevinirler ve gülerler."
10992. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Eğer benim bildiğim şeyleri siz de bilseydiniz kesinlikle çok ağlar ve az gülerdiniz."
bak. Vesail'uş Şia, 8/480, 83. Bölüm

2366. Bölüm
Gülmesine Şaşılması Gereken Kimse

10993. Resulullah (s.a.a) Musa'nın suhufundan naklen şöyle buyurmuştur: "Ölüme yakin ettiği halde neden sevindiğine ve cehennem ateşine yakin eden kimsenin neden güldüğüne şaşarım. "
10994. Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: "Benim kendisinden hoşnut olup olmadığımı bilmediği halde gülen kuluma şaşarım."

2367. Bölüm
Yersiz Gülme

10995. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah üç şey-den nefret eder: Gece sabahlamadığı halde gündüz uyumaktan, şaşırmak-sızın gülmekten ve tok olduğu halde yemek yemekten."

10996. İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şaşkınlıktan olmayan gülme cehaletin göstergesidir."
10997. İmam Kazım (a.s) Hişam'a yaptığı öğüdünde şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah şaşırmaksızın bir işe çok gülen ve hedefsiz yol yürüyen kimseden nefret eder."

10998. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanın şaşırmaksızın gülmesi cehaleti için yeterlidir."
10999. Resulullah (s.a.a) Ebu Zer'e yaptığı tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: "Bil ki sizler arasında iki haslet vardır: Şaşırmaksızın gülmek ve sabahlamaksızın tembellik etmek."
bak. Vesail'uş Şia, 8/479, 82. Bölüm


2368.Bölüm Komik Söz


Kur'an:
"Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermiş-lerdi."
11000. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Komik sözlerden başkasından nakletmek şeklinde de olsa sakın."
11001. Resulullah (s.a.a) Ebu Zer'e yaptığı öğüdünde şöyle buyurmuştur: "İnsan bazen bir toplulukta onları güldürmek için konuşur ve bu sebeple mesa-besi gökle yer kadar olan bir cehenneme yuvarlanır."

11002. Resulullah (s.a.a) hakeza şöyle buyurmuştur: "İnsanları güldürmek için yalan söz söyleyen kimseye eyvahlar olsun, eyvahlar olsun, eyvahlar olsun, eyvahlar olsun."

11003. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Medine'de sözleriyle insanları güldüren, boşta gezen bir kimse vardı. Bir gün şöyle dedi: "Canım ağzıma geldi de şu adamı yani Ali bin Hüseyin'i (a.s) güldüremedim." İmam Sa-dık (a.s) şöyle buyurdu: "Ali bin Hüseyin (a.s) kölelerinden ikisiyle bir gün oradan geçiyordu ki bu şahıs geldi ve İmam'ın (a.s) omuzundan abasını çekti ve kaçtı.

Ali bin Hüseyin (a.s) ona teveccüh etmedi ve köleleri onun ardından koştular ve İmam'ın abasını ondan aldılar ve getirip İmam'ın (a.s) omuzuna attılar. İmam şöyle buyurdu: "Bu adam kimdir?" Onlar şöyle arzettiler: "Medine halkını güldüren ve boşta gezen biridir." İmam şöyle buyurdu: "Ona şöyle deyiniz: Allah'ın öyle bir günü vardır ki boşta gezenler o gün zarar ederler."

11004. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tatlılıklar, komik hikayeler, boş konuşmalar ve gevezelikler karşısında vakarınızı koruyunuz."

2369. Bölüm
(Çeşitli)

11005. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "İsa (a.s) hem ağlıyor ve hem de gülüyordu. Yahya (a.s) ağlıyor ve gülmüyordu. İsa'nın (a.s) yaptığı daha iyiydi."
11006. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir defa gülerse ilmi-nin bir miktarı aklından uçar."

11007. Cebrail (a.s) kendisine Mikail'in neden gülmediğini soran Peygambere (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ateşi yaratıldığı günden beri Mikail (a.s) asla gülmemiştir."
11008. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünyada züht içinde yaşayanların zahiri gülse de kalpleri ağlar, zahiri sevinçli olsa da hüzünleri şiddetli ve çok olur."

310. Konu ez-Zarb Vurmak
bak.
340. konu, el-Azap; el-Hudud, 751, 743. bölüm; el-Hayvan, 982. bölüm; ez-Zulüm, 2449. bölüm
2370. Bölüm
Vurmak

11009. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer hizmetçin Allah'a isyan ederse onu döv ve eğer sana isyan ederse onu bağışla."
11010. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve celil olan Allah karşı-sında insanların en isyankarı katili olmayanı öldüren ve kendisini vurma-yanı döven kimsedir."
11011. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın laneti katili olmayanı öldüren, ya da kendisini dövmeyen kimseyi dövenin üzerine olsun."

11012. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eğer birisi birisine haksız yere kırbaç vurursa Allah da ona ateşten bir kırbaç vurur. "
11013. Resulullah (s.a.a)şöyle buyurmuştur: "Her kim bir şahsın yanağına ve-ya yüzüne tokat vurursa Allah kıyamet günü kemiklerini un ufak eder ve tövbe etmedikçe cehenneme girinceye kadar elleri bağlı haşrolur."

11014. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Allah indinde yaratıkların en nefret edileni bir Müslüman'ın sırtını haksız yere yaralayan, kendisine vurmayan birine haksız yere vuran veya kendisini öldürmeyen kimseyi öldüren kimsedir."

11015. İmam Ali (a.s) vergi memurlarına yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: "Sakın birine bir dirhem için kırbaç vurmayın."
11016. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Akıllı kimse terbiye ile yola gelir. Ama (cahil) hayvanlar sadece kırbaç darbesiyle yola gelir. "
bak. Vesail'uş Şia, 19/11, 4. Bölüm; es-Salah, 1852. Bölüm

311. Konu

ez-Zarar
Zarar

Vesail'uş Şia, 17/340, 12. bölüm; Edem-u Cevaz-u İzrar bi'l-Müslim
el-Kafi, 5/292, Bab'uz-Zirer

2371. Bölüm
İslam'da Zarar Görme veya Zarar Verme Yoktur (1)

11017. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ne zarar görme vardır ve ne de zarar verme."
11018. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ne zarar görme vardır ve ne de zarar verme. Başkasına zarar veren kimseye Allah da zarar verir. Başkasını meşakkate düşüren kimseyi Allah da meşakkate düşürür."

11019. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ne zarar vardır ve ne de zarar verme. İnsan sopasını komşusunun duvarı üzerinde koyabilir. Düz ve yumuşak yolun sınırı yedi zira'dır (parmak uçlarından dirseğe kadar bir zi-ra' sayılmaktadır. )"
11020. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Müslümanlara sığınan kimse zarar vermedikçe ve kötü niyeti olmadıkça Müslümanlar mesabesinde-dir."

11021. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İslam'da zarar görme veya baş-kalarına zarar verme yasaktır. Zira İslam Müslümanın hayrını artırır ve ona bir kötülüğünü artırmaz."

11022. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Semure bin Cündeb'in En-sar'dan birinin bahçesinde bir hurma ağacı vardı. Ensar'dan olan o şahsın evi de bağın kenarındaydı. Semure izin almadan bağa giriyordu. Ensar'dan olan o şahıs Semure ile konuştu ve bağa girdiği zaman izin almasını istedi ama o kabul etmedi. Ensar'dan olan şahıs Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardı ve olayı kendisine anlatarak onu şikayet etti. Resulullah (s.a.a) Semure'yi çağırttı.

Ensardan olan şahsın sözünü ve şikayetini kendisine bildirdi ve şöyle buyurdu: "Bağa girmek istediğin zaman izin al." Ama Semure bunu kabul etmedi. Resulullah (s.a.a) ondan ağacını satmasını istedi ve o sürekli olarak ağacının kıymetini artırdı. Semure sonunda ağacı satmaktan da vazgeçti. Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Bu hurma ağacına karşılık sana cennette bir hurma ağacı vereyim." Semure yine kabul etmedi. Bu esnada Resulullah Ensardan olan şahsa şöyle buyurdu: "Git ve onun hurma ağacını kökünden sök ve önüne at. Zira İslam'da zarar görme ve zarar verme yoktur."

Başka bir nakil de ise şöyle yer almıştır: Resulullah (s.a.a) Semure'ye şöyle bu-yurdu: "Bu ağaçtan vazgeç. Ben sana falan yerde sana hurma ağacı vere-ceğim." Semure ise, "Hayır" dedi. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sana iki hurma ağacı vereceğim." Semure, "İstemiyorum" dedi. Peygamber (s.a.a) sürekli olarak ağaçların sayısını artırdı ve ağaçlar onu buldu ama Semure sürekli "Hayır", "Hayır" diyordu. Peygamber (s.a.a)

şöyle buyur-du: "Sana falan yerde on hurma ağacı vereceğim." Semure yine kabul et-medi. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sen bu ağaçtan vazgeç ben sana cennette hurma ağacı vereceğim. Semure, "İstemiyorum" dedi. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Sen zararlı bir insansın. Oysa mümine zarar ve ziyan vermek yoktur." Ardından Resulullah (s.a.a) o hurma ağacının kök-ten kesilmesini ve önüne atılmasını emretti ve Resulullah (s.a.a) Semure'ye şöyle buyurdu: "Şimdi git ve onu istediğin yere dik."
11023. İmam Sadık (a.s) kendisine, "Adamın biri dağa gitmiş, bir kuyu kazmış, o su vasıtasıyla başkası tarafından önceden kazılan kuyunun suyu azalmıştır, onla-rın teklifi nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Her gece sırayla bir kuyu-nun su miktarını belirler ve böylece hangi suyun diğerine zarar verdiğini bilmiş olurlar. Eğer ikinci kuyunun birincisine zarar verdiği belli olursa onu) doldururlar."

11024. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü (s.a.a) arsa ve ev ortakları için şuf'a (öncelik hakkı) hükmünü vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Zarar görme ve zarar verme yoktur." Ve şöyle buyurmuştur: "Sınırlar ve hudut çizgileri belli ise artık şuf'a (öncelik hakkı) ortadan kalkar."
bak. Vesail'uş Şia, 17/315

312. Konu

el-İztirar
Mecburiyet

Bihar, 62/779, 52. bölüm; et-Tedavi bi'l-Haram


2372. Bölüm
Mecburiyet-Çaresizlik

Kur'an:
"Şüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir."
Bak. Maide, 3, En'am, 119, 145, Nahl, 115
11025. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kulun mecburi

olduğu şeyi Al-lah kendisine helal kılmış ve mübah saymıştır."
11026. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun mecburi olduğu her şeyi Allah kendisi için helal kılmıştır."
11027. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim ölü eti, kan ve domuz eti yemeye mecbur olur ve ölünceye kadar onlardan bir şey yemezse ka-firdir."

11028. İmam Bakır (a.s) ölü eti, kan ve domuz etinin haram kılınışının sebebini beyan ederek şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala'nın bunları kullarına haram kılması ve bunlar dışındaki her şeyi helal sayması kendilerine helal kıldığı şeylere rağbetinin ve haram kıldığı şeylere ise bir rağbetsizliğinin olması sebebiyle değildir. Aksine Allah-u Teala insanları yarattı ve hangi şeylerin bedenine ve sağlığına faydalı olduğunu bilmektedir.

Ve böylece o şeyi kendilerine helal ve mübah kılmıştır. Ve aynı şekilde kendilerine nelerin zararlı olduğunu bildiği için onları o şeyden sakındırmış ve kendilerine haram kılmıştır. Ama bu haram şeyleri de insan mecbur olduğunda, hayatı ve sağlığı bu şeylerin istifadesinin ipoteğinde olduğunda ona helal kılmış ve fazla değil, ihtiyacı miktarınca onlardan istifade etmesini emret-miştir."

11029. Kadının biri Ömer'in yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey müminlerin Emiri! Ben zina ettim. Aziz ve celil olan Allah'ın haddini bana uygula." Ömer onun taşlanmasını emretti. O anda orada hazır bulunan Müminle-rin Emiri Ali (a.s) Ömer'e şöyle dedi: "Ona nasıl zina ettiğini sor." Ömer kadına sordu ve kadın da şöyle dedi:

"Bir çöldeydim ve çok susamıştım, uzakta kurulu bir çadır gördüm, oraya gittim ve o çadırda Bedevi bir Arab'ı gördüm, ondan su istedim ama o benimle yatmak şartıyla su vere-ceğini söyledi. Ben kaçtım ama o kadar susamıştım ki gözlerim karardı, dilim damağım kurudu. Çok susayınca yeniden adamın yanına geldim ve o bana su verdi ve benimle zina etti.

" Ali (a.s) şöyle buyurdu. "Bu kadın aziz ve celil olan Allah'ın şu sözüne şamildir: "…darda kalanın, başka-sının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz." Bu kadın ne başkasının payına el uzatmış ve ne de za-ruret miktarını aşmıştır. O halde onu serbest bırak." Bu esnada Ömer şöyle buyurdu: "Eğer Ali olmasaydı Ömer helak olmuştu."

313. Konu

el-Mustaz'af
Mustazaf

Bihar, 72/157, 102. bölüm; Bab'ul Müstazafin ve'l-Mürcevn liemrillah

bak.
el-Cennet, 562. bölüm; el-Muhabbet (1), 652. bölüm

2373.Bölüm Mustaz'afların Fazileti


11030. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizlere cennet ehlinin padişah-larını haber vermeyeyim mi? Şüphesiz her zayıf mustaz'aftır."
11031. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizlere Allah'ın en kötü kulları-nı haber vermeyeyim mi? Kaba ve kibirli kimselerdir. Hakeza sizlere Al-lah'ın en iyi kullarını haber vermeyeyim mi? Zayıf ve mustaz'af olanlar-dır."

11032. İmam Ali (a.s) Peygamberlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: "On-lar, mustazaf bir topluluktu. Allah onları açlıkla denedi, meşakkatlere, korkulara uğratarak imtihan etti. Onları zorluklarla halis kıldı. Mal ve ev-lat sahibi olmayı, Allah'ın gazab veya rızasına ölçü saymayın. Zira bu kud-ret ve zenginliğin imtihan için verildiğini bilmemektendir.

Allah, "Kendi-lerine mal ve oğullar vermekle onlara iyilik etmekte acele ettiğimizi mi sanıyorlar; hayır onlar şuurunda değiller" buyurmuştur. Allah, büyüklenen kullarını, onların gözlerinde zayıf olan dostlarıyla sınamakta-dır."

11033. İmam Ali (a.s) peygamberlerin sıfatı hakkında hakeza şöyle buyurmuştur: "Fakat Allah, elçilerini iradelerinde güç sahibi kıldı, görenlere karşı halle-rini zayıf gösterdi. Gözleri, gönülleri dolduran bir kanaat, kulaklara ve gözlere eza olan bir yokluk verdi."

11034. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Eskiden ilahi bir kardeşim var-dı…Görünüşte zayıf ve güçsüzdü. Ama ciddiyet zamanında kızgın bir as-lan ve zehirli bir çöl yılanı kesilirdi."

2374. Bölüm
Mustaz'afların Toplumdaki Rolü

11035. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Beni zayıfların arasında arayı-nız. Zira sizler zayıf insanlar vesilesiyle rızık yiyor ve yardım görüyorsu-nuz."
11036. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Annen yasına otursun ey Üm-mü Sa'd'ın oğlu! Sizler zayıflarınız dışında mı rızık yiyor ve yardım görü-yorsunuz?"

11037. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sizler zayıflarınız vesilesiyle yardım görüyorsunuz."
11038. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gerçekte Allah bu ümmete zayıf-larının duası, namazı ve ihlası sebebiyle yardım etmektedir."
11039. Ümeyye bin Halid Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle demiştir: "Peygam-ber (s.a.a) yalın ayak ve fakir Müslümanların yardımıyla fethediyor ve galip geliyordu."
bak. el-Ucb, 2516. Bölüm

2375. Bölüm
Mustaz'afların Devleti

Kur'an:
"Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak ve onları varis yapmak istiyorduk."
11040. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dünya, inattan sonra yavrusuna şefkatle dönen ısırıcı deve gibi şefkatle bize dönecektir." (Daha sonra şu ayeti okudu:) "Biz yeryüzünde zayıf bırakılanlara ihsanda bulun-mak, onları imamlar ve varisçiler kılmak istiyoruz."

11041. İmam Ali (a.s) Allah-u Teala'nın "Zayıf bırakılanlara (mustazaf-lara) ihsanda bulunmak istiyoruz." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "O mustazaflar Al-i Muhammed'dir. Allah onların çabasından sonra Meh-di'lerini gönderdi, onları aziz kılar ve düşmanlarını zelil eder."
11042. Resulullah (s.a.a) Ali Hasan ve Hüseyin'e (a.s) ağlayarak baktı ve şöyle buyurdu: "Sizler benden sonra mustazaf olacaksınız."
bak. el-Bihar, 24/167, 49. Bölüm

2376. Bölüm
Manevi Zayıf Bırakılmışlık (Mustazaflık)


Kur'an:
"Çaresiz kalan, yol bulamayan zayıf bırakılmış erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar. İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, bağışlayandır."
11043. İmam Bakır (a.s) Allah, u Teala'nın, "Ancak mustazaflar" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Mustazaf ne kafir olma gücüne sahiptir ki ka-fir olsun ve ne de mümin olma yolunu bulmaya kadirdir ki mümin olsun. Akılları ve fikirleri çocuklar miktarınca olan kadınlar, erkekler ve çocuk-lardan teklif kaldırılmıştır. "

11044. İmam Bakır (a.s) hakeza bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Ne bir çareye baş vurabilirler ki bu sebeple küfre girsinler ve ne de doğru yolu bulabilirler ki iman etsinler.

O halde onların küfür veya imandan bir na-sipleri yoktur."
11045. İmam Sadık (a.s) kendisine Allah-u Teala'nın zikrettiği mustazafın haddi ve sınırı nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Mustazaftan maksat Kur'an'dan bir sureyi bilmeyen kimsedir. Halbuki aziz ve celil olan Allah onu öyle bir şekilde yarattı ki Kur'an'da bir sureyi bilemen ve okumaman imkansızdır."

11046. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mustazaflar çeşit çeşittir. Nasibi olmayan her kıble sahibi mustazaftır."

2377. Bölüm
Mustaz'af Sayılmayan Kimse


11047. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "(İnsanların) düştüğü ihtilafı bi-len kimse mustazaf sayılmaz."
11048. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanların düştüğü ihtilafı tanıyan kimse mustazaf değildir."
11049. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kendisine hüccet ulaşan, onu ku-lağıyla duyan ve kalbiyle ezberleyen kimselere "mustazaf" adı verilmez."

11050. İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Zayıf kendisine hüccet ulaş-mayan ve insanların düştüğü ihtilafı tanımayan kimsedir. O halde eğer ih-tilafları tanırsa mustazaf değildir."

11051. İmam Bakır (a.s) kendisine mustaz'af hakkında sorulunca şöyle buyur-muştur: "Perde gerisinde yaşayan, aklı az kadın ve kendisine, "Namaz kıl" dediğinde namaz kılan, senin kendisine söylediğin sözden başka hiçbir şey anlamayan ve satış için o şehirden bu şehre götürülen köle, ölmek üzere olan yaşlı adam ve küçük çocuktur. Bunlar mustazaftır. Ama söz, tartışma ve cedel ehli olan ensesi kalın, güzel bir şekilde alışverişte bulunabilen ve hiçbir şeyde kandıramayacağın kimse mustazaf olabilir mi?" Hayır as-la."

314. Konu

ed-Delalet
Delalet-Sapıklık

Bihar, 5/162, 7. bölüm; el-Hidayet ve'l-İzlal


bak.
39. konu, el-Basiret; 532. konu, el-Hidayet; 552. konu, et-Tevfik; 292. konu, es-Sırat; el-İmamet, 146. bölüm; eş-Şirk, 1988. bölüm; eş-Şeytan, 2011, 2012. bölüm el-Marifet (1), 2588. bölüm
2378. Bölüm
Dalalet-Sapıklık

Kur'an:
"Onlar, hidayet yerine dalaleti aldılar da alışverişleri kar getir-medi; hidayeti de bulamamışlardır."
"Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir ta-kımı da sapıklığı hak etti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı."

"De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonun-da tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz oldu-ğunu bilecektir."
"Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar."
bak. Bakara, 175, 256; Nisa, 44; A'raf, 61, 146

11052. İmam Ali (a.s) oğlu Hasan'a yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Bil-mediğin şey hakkında konuşmayı, üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terket. Sapıklık olacağından korktuğun bir yola girme. Çünkü, sapma ih-timali olan yollardan kaçınmak, o korkunç yerlere girmekten daha iyi-dir."

11053. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sapıklığına dalan ve doğru yolu bulmayan kimseye eyvahlar olsun."
11054. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sapıklık ile birlikte günahlardan sakınma faydasızdır. "
11055. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sapıklık şımarıklıktır."

2379. Bölüm
Sapıklar

Kur'an:
"Kendilerine nimet ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!"
"Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir kavim olmuştuk."
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!"

"İnandıktan sonra küfredip, küfürlerini artıranlar var ya, onların tövbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır."
11056. İmam Ali (a.s) Peygamber (s.a.a)hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah'ım! O'nun kurduğu binayı, yapılan binaların en üstünü kıl. Bizi zelil kılınmamış, pişman olmamış, münharif olmamış, ayrılmamış, sapmamış, saptırmamış ve fitneye düşmemişler zümresiyle haşret."

11057. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Fitne denizlerine daldılar, sünnetlerin yerine bidatlere sarıldılar. Müminler inzivaya çekildiler, sapıklar ve yalanlayanlar konuştu."
bak. el-ihtilaf, 1042. Bölüm

2380. Bölüm
Sapıklığın Sebepleri

Kur'an:
"Yoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de pey-gamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı küfre değişti-ren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur."
"Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur."

"Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır."

"Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, iman eden erkek ve kadının artık işlerinde başka yolu seçme hakkı yoktur. Al-lah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur."

"Heva ve hevesini ilah edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şa-şırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kim-seyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Anlamaz mısınız?"
bak. Nisa, 167; En'am, 140; A'raf, 101, 149; Gafir (Mümin), 35; Yunus, 74

11058. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her sapıklığın bir sebebi vardır. Her ahdi bozan kimsenin bir şüphesi vardır."
11059. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin! Dinin hükümleri birdir, yolu düz ve doğrudur. Kim ona tabi olursa hedefe ulaşır, kazanır; kim ondan geri durur uzaklaşırsa, sapar ve pişman olur."

11060. İmam Ali (a.s) Muaviye'ye yazdığı mektupta şöyle buyurmuştur: "Göste-rişli, sapıklığınla bezediğin, süslediğin, malum öğütlerinin tekrarlandığı mektubun bana geldi. Doğru yola sevkedecek basireti, gerçeğe götürecek kılavuzu olmayan birinin mektubu. Heva ve hevesi onu çağırmış, o da uymuş; sapıklık onu gütmüş, o da kendisine tabi olmuş; anlaşılmaz heze-yanlar savurur, çarpar ve sapıtır."

11061. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Nebinizin Ehl-i Beyt'ine bakın, yollarına uyun…Onlardan öne geçmeyin ki dalalete düşersiniz ve onlar-dan geri kalmayın ki helak olursunuz."
11062. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim hidayetle doğru yola ko-yulmazsa, delalet/sapıklık onu helak ve yokluğa sürüp götürür."

11063. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bilgisizce çok niza eden hakkı as-la göremez; haktan sapan güzeli kötü, kötüyü ise güzel zanneder ve dala-let sarhoşluğuyla sarhoş olur."
11064. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'ın hidayetinden başka hidayet dilerse sapar."
11065. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim doğru yolu bulmak için Allah'ın hidayetinden yardım alırsa Allah ona doğru yolu gösterir. Her kim de münezzeh olan Allah'tan başkasının hidayetiyle doğru yolu ararsa sapıklığa düşer."

11066. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim sapık olan birinden hi-dayet dilerse sapar."
11067. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir sapıktan hidayet di-lerse doğru yola erişemez."
11068. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim ehli olmayandan hidayet dilerse sapar."
11069. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim heva ve hevese davet edenlere aldanırsa sapıklığa düşer."
bak. el-Heva, 4035. Bölüm; el-Mehabbet (1), 653. Bölüm